Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Allah'ın varlığının ispatı

     

                              Konuyu tamamlayan, 'Ateist akıl' ve ' Evrim teorisi' adlı yazılarımız tavsiye ederiz!           

     

         
                                                               Allah'ın varlığının delilleri

    " Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) nice deliller vardır."  Casiye, 3

      "Göklerde, yerde nice deliller vardır ki, yüz yüze gelirler de onlardan yüzlerini çevirerek geçerler." (Yusuf, 105 Enbiya, 32)

                     "Şüphesiz, gök, yer, denizde ... düşünen bir topluluk için deliller vardır." Bakara,164 

 

                                                Düzen düzeni koyana, Eser ise müessire götürür.

     Nahl suresi 79. ayette  yüce yaradan 'kuşu havada tutanın kendisi ' olduğunu bize bildirir. Aslında bu o kuşun uçması için gerekli tüm özelliklere işaret edip ( havanın kaldırma kuvveti, sürtünme kuvveti, tüylerinin yapısı, ön gagasının yapısı,..) dikkatleri o muhteşem düzene dikkat çekip, onu ayarlayana, eserden eseri yapana ulaşmamızı ister.

    Allah'ın varlığını anlatmadaki metodumuz; “ Biyomimetik, Big bang, Akıllı tasarım, Hassas ayar…” gibi bilimsel veya “ Ontolojik, Kozmolojik, Hudûs, İmkân, Gâye, İnâyet, ihtirâ,… “ gibi klasik deliller vasıtası ile ispat etmek yerine, kıyas metodunu kullanarak, bu iki metodu da kapsar şekilde, akıl yürütme ile ispat etme yöntemidir.

 

                                                   Resim ressama delildir, resmin aslı ise Yaradana!
                                                    Ressam için inanılmaz,; etkileyici, mükemmel...! 
                                                    E aslını yapana 'Subhanellah' demek farz olmaz mı?

 

                

                                

      Çerçeve içinde hareketsiz duranları yapan- ressam- var ama canlı, hareketli, uçan çoğalanları yapan yok, öyle mi?

 

 

                                                   İnsan yaratılırken 'kullanılan' ilimlerden bazıları!

        

                     Taklidini insan yapınca mucize-yaratma, aslını Allah yapınca evrim oluyor!

            

 

                                                           Karaciğer de ne mekanikmiş!

                                 

                                         Yaratılıştaki teknoloji; Örneksiz, kopyasız, daha kullanışlı !

 

 

     Tabiatta 92 tane doğal element vardır. Bunlar, bir alfabenin harfleri gibidir. Bu ciltler dolusu evren kitabını yazan kimdir?

                                                         

     Biraz düşünelim; okullarda bulunan küreleri eğik tutmak ve dönmesini sağlamak için ortasından ve çevresinden çubuk geçirilir. Çok daha büyüğünün içinde uçan, sürünen, yüzen, yürüyen yüz binlerce çeşidi ile bitki, hayvan, insan ve canlı- cansız varlıkları uyum içinde yaşatan, aynı yörüngede- Yolda – binlerce senedir dünyamızı, pilotu olmadığı halde kaza yaptırtmayan, benzinsiz uçuran, itme-çekme kuvveti ile yeryüzünü yaşanabilir kılan kimdir?

                                                   
                            Bu maketi yapan varsa, daha canlı, hareketli ve çoğalanını yapan mutlaka vardır!

                                             

  O yaratan yoktan yaratıp bırakmamış, her organı olması gereken yere yerleştirip sıraya koymuş ve  sonra da devamlılığını sağlamıştır! Hem makro hem mikro alem içinde tüm varlıklar için söz konusu bir durumdur!


                                         

 Günümüzde kâinatta tespiti yapılabilen 100 milyardan fazla galaksiden biri olan Samanyolu galaksisi içindeki 200 milyardan fazla yıldız vardır. Sadece dünyamızı değil genel olarak diğer milyarlarca yıldızı da düşününce trilyonlarca hareket halindeki gök cisimlerini düzen- uyumu bozmadan kendi yörüngelerinde, pilotsuz- motorsuz binlerce sendir uçuran kimdir?

 

                                           

                                                       

 Bir tohum, poşetinde iken ölü gibidir. Ama ne zaman toprağa atılır hemen canlanır- Tıpkı bilgisayara takılan CD gibi, anında bilgi akışı başlar – tohum önce yerçekimine karşı gelir, toprağı yarar, gövdesini yukarı çıkarır, en çok 3-5 metre yükselince, kökleri vasıtası ile aldığı toprak+suyu güneşi birleştirip dallarından meyve vermeye başlar. topraktan birkaç metre  - Bazen birkaç santim - yükselince dallardan tatlı-ekşi- kokulu- şekli ve deseni farklı, insanın faydalanabileceği bir ürün haline gelir. İşin en ilginç yanı toprağa atılan üç ayrı tohum aynı çamurdan beslendiği halde tatlı, acılı veya ekşi mahsüller yapabilmektedir. Acaba tüm bunları yapmayı o minik tohuma öğreten kimdir. Bizler çok daha fazla bilgiyi flash bellek içine  (resim, video, ansiklopedik) tüm bilgileri yüklesek , yapacağı her şeyi aktarsak ve sonra toprağa atsak o son teknoloji ürün bir şey üretebilirmi, bir ürün ortaya çıkabilir mi? Sormak lazım teknoloji ürünü binlerce senelik tohum mu yoksa harici disk- flash bellekler mi daha ileri teknoloji ürünüdür?

 

        

 Ateist elindeki tüm maddi ve teknik imkanlara rağmen çamurdan bir elma bile yapamaz. Ama aynı çamurdan ufacık üç tohum hem renk hem konu hem tat hem şekli farklı üç ayrı ürün meydana getirebilmektedir. teknolojinin yapamadığını tabiat ana adlı tanrıcaya atfedenler acaba hiç düşünmezler mi?

         

                 Sabah, 07 Mart 2012

                        Teknolojiyle gelinen nokta ve orjinali

 Dünyanın en hızlı koşan kara hayvanı çitadan esinlenerek geliştirilen bir robot, saatte 29 kilometre hıza ulaşarak rekor kırdı. gerçek çitalar, saatte 120 kilometre hızla koşabiliyor.

 

                     
                                    

                          

    "Geleceğin Yaratıcısı" lakaplı Japon robot uzmanı Hiroshi Ishiguro tarfından üretilen, fiyatı 100 bin dolar civarında olan ve laboratuarında 10-20 arasında araştırmacı bulununan ayrıca farklı ülkelerden konuk araştırmacı bilim insanı ve öğrencinin de bulunduğu bir çalışma. Uzaktan yönetilebilen telenoid, istendiği anda belirli uzaklıktaki bir kişinin yerine geçebilir. "Elfoid" ise cep telefonuyla kumanda edilebilen, yumuşak dokulu bir android türü. Ama tüm bu şatafatın altında gerçek: Yüz mimikleri ve konuşmalar dahil, sensörler, uzaktan kumanda ve yardımcı öğrenci tarafından yönetilen bir kukla. 
 

 

             
 

                                            
              
 

 Diyaliz makinesi ile böbrekleri kıyaslarsak, yapay kalp ile gerçek kalbi kıyaslarsak acaba en son teknolojinin içimizde olduğunu da görmez miyiz

                   
                                

 

 Robotlar, teknoloji harikası, insan aklının son ürünü müthiş icatlar olarak  lanse edilir. Peki eli veya ayağı sakat bir insanın yapabildikleri ile en gelişmiş teknoloji ile yapılan robotu kıyaslayalım: Genel bir kıyaslama da hangisi daha üstün çıkar acaba?

 Bebekler doğarken Dr. M. Visscher'in deyimi ile " Sıvı altın" olan verniks isimli bir çeşit cilt kremi ile doğar. Yara iyileştirici, temizleyici, antioksitan özelliği olan ( Leiden Üniversitesinden Pr. Joke Bouwstra'nın iddiasına göre) ülseri bile iyileştirebilen bu madde dışında "sıvı kalkanlar" adı da verilen beynin içinde yüzdüğü beyin-omirilik sıvısı, üçe ayrılan gözyaşı tabakası, diz-dirsek-omuzdaki kıkırdak yağları ( Atlas, Nisan 2011, sayı, 217) ne tesadüf ki tam da olması gereken yer, kıvam ve özellikteler.

         

 Akvaryumda balık besleyenler bilir; suyu ve camı temiz, yemi ne az ne çok, oksijen yeterli olmalıdır. Birbirini yiyebilecek balıklar bir arada olmamalıdır. Akvaryumdan deniz, okyanus ve ayrıca tatlı su balıklarına geçelim. Bunların bakım, yem, oksijen vs. ihtiyacı otomatiğe bağlanmış şekilde binlerce yıldır devam etmektedir. Bir ay bakımını aksattığımız akvaryumun halini düşünelim ve soralım:  Okyanuslardan denizlere oralardan nehirlere uzanan milyonlarca  canlının bakımını otomatiğe bağlayan kimdir?

 Tatlı sularda madeni tuzların nispeti binde beş ile binde iki yüz arasında olmalıdır ki, canlılar yaşaya bilsin. Akılsız denizler mi balıklar için bu oranı ayarladı, yoksa balıklar mı denizleri yaşanabilir hale getirdi?

 

 Bir balık yapıp üzerini de pullayabilir miyiz? Balığı öldürüp de diriltemeyen ölü balığı yiyip canlı vücuda sahip olan insan, bu hallerdeki hikmetleri anlamak zorundadır.

 

     
    Kâinat Allahın bir mektubudur.

 

 Balıklar ve kurbağalar kışın uyuşuk bir hayat yaşar, buzların çözülmesiyle hareketlenirler. Bu ayarı yapan kimdir?

 

 Yeryüzünde yenenler ve yiyenler yıllar yılı varlıklarını devam ettiriyor. Demek ki hepsi bir nizam içinde, planlı olarak düzen devam etmektedir.

 

 Kocaman balinaya küçücük boğaz yapan Allah, onların beslenmesi için planktonları da yaratmış. Mükemmel uyum !

 

 Kâinat da atomlardan yıldızlara kadar büyük bir makinedir. Fizik, kimya, astronomi gibi ders kitapları, bu makinenin konularını anlatmaktadır. Kâinat makinesini yapan üstün ilim sahibi usta kimdir?

 

 Larva denilen yavru kurbağanın kuyrukludur, bir müddet sonra kuyruğun kaybolup, bildiğimiz tip kurbağa ortaya çıkar. İstisnasız bütün larvaları ameliyat etmek, zaman ve imkân yolundan mümkün değildir. Bu estetik ameliyatı otomatiğe bağlayan kimdir?

 En büyük ressam;eserlerini tabiat sergisinde gösterendir.

 

 Silahı, savunması olmayan kurbağa fazla yumurtlayarak neslinin devamını sağlamaktadır. Acaba nasıl bu karı alabilmiş ve bu fizyolojik değişimi sağlayabilmiştir?

 Deniz dibinde yaşayan balıkların bazılarında ışık veren organlar yapılmıştır. Ampule gelen elektriğin büyük bir kısmı ısıya dönüşür, bir kısmı da ışık olarak aydınlatma yapar. Balıklarda ve ateş böceklerindeki aydınlatma sağlanırken , ısı meydana gelmemektedir. Bu hayvanlar mühendis değilse, fizik okumamış ise bu işi nasıl yapabilmektedirler? Kimdir bu elektrik mühendisi ki günümüz teknolojisinden ileri seviyede çoğalabilen teknolojik canlılar yaratmıştır?
                      

                  


                    
  Elektrikli yılan balığı, şimşek gibi yüzen santralleri kim yarattı?

 Ya tek bir yıldırımın 100.000 amperlik bir elektrik akımı taşıdığını ve bu miktarın 200.000 nüfuslu bir şehri bir dakika boyunca aydınlatabileceğini bilsek, acaba gökteki santrali kuranı merak etmemiz gerekmez mi?

 

 Yazın azıcık rüzgâr için klima, vantilatör satın alır çalışması için elektrik harcar bir sürü para öderiz. Ama sokağa çıktığımızda esen rüzgarı olağan görür, kıyas yapmayı aklımıza bile getirmeyiz. Meyveleri ambalajlı marketten satın alırız, ama asıl ambalajı kabuğunu fark etmeyiz. Vicdan, refleks denen kavramların kaynağını merak etmeyiz.

  

                                          

 Göz lensleri, bakımı, temizliği, kullanmadaki zorluklar, tak-çıkar, her seferinde temizle. Birde (Kimilerinin iddia ettiği gibi tesadüfen oluşan) gözlerimizi düşünelim. En gelişmiş dürbünlere taş çıkaran vahşi kuşların gözleri, gece görüşe sahip hayvanların gözleri, otomatik, bir göz kırpma ile temizlenen gözlerimizi. Siyah beyaz televizyondan renkli televizyona geçişin hikâyesini bilenler daha doğar doğmaz renkli görmeye başlayan gözlerimizin teknolojisini nasıl tesadüfe bağlar.

 

 Ampulü düşünelim. Dev santrallerden gelen elektrik ile evlere gelen ışık kaynağıdır. Güneşin enerji kaynağı nedir?, Binlerce yıldır sönmez hem ısı hem ışık verir. Tabii ki güneşin enerji kaynağının kesilmemesinin bilimsel açıklaması vardır. Binlerce yıl çevresine ısı-ışık saçan bir dev enerji kaynağını bitirmeden görevine devam ettiren, bunun kurallarını, altyapısını hazırlayan, uygulatan kimdir?

 

 Tabiat kuralları denen fiziksel yasaları, insan – hayvanlarda var olan biyolojik yasaları, kim koymuştur? Uyuduğumuzda bile nefes alabilecek şekilde akciğerlerimizi kim dizayn etmiştir, kalbimizi otomatik pompaya bağlı imiş gibi çalıştıran kimdir, midemize yediklerimizi sindirme, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu yere gerektiği şekilde gönderme görevini, bize danışmadan, kim yaptırmaktadır? Dişlerimizin ön kısmını kesici, yan kısımlarını öğütücü olarak yaratıp besini kolay koparıp küçük parçalara ayırt ettirecek ağzı yaratan, iki öğütücü arasındaki dilimizi parçalatmadan ona görevini yaptıran, küçük dil denen minik bir et parçası ile nefes ve yemek borusunun o anki görevine göre nefes alırken yemek borusunu kapattıran, yutarken nefes borusunu kapattıran o gücün kaynağı nedir? Bu insanın kendi iradesi ile yapılan bir eylemidir? Göz, burun, kulak, kaş tam olması gereken uygun yerde, beyin önemli bir organ kafatası ile korunuyor, ama göz insan vücudunun en uygun yerinde, işlevini tam olarak yapabilmektedir. Kaburgamız ile önemli organlarımızı koruyan kafesi yaratan kimdir? Sadece iki ayak üzerinde durabilen başka varlık var mıdır ki bu canlı bir de yürüyebilmektedir. Yemek yeriz baş aşağı eğilsek bile yemek ağızdan çıkmaz, Yemek ağızda küçük parçalara ayrılır, küçük dil nefes borusunu kapatır, yemek borusundan tesadüfe bakın (!) mideye ulaşır, orada da ne gerekli ise hazır mekanizma faaliyete geçer, sonra bağırsaklar, diğer organlara sıra gelir ve toprakta demiz, fosfor…iken, bitki köklerinden dallara gelene dek meyve-sebze olan , onu yiyen hayvanın cinsine göre, et, süt, yumurtaya dönüşen, vücudumuzda ise kan, kalp, göz, deri, saç olan bu besinler vücuttan atıldıktan sonra yeniden kullanılacak özelliklerde sıfırdan döngüye dahil olmakta. Uzayan saç ama uzamayan kirpik, toplamı 100.000 kilometreyi bulan vücudumuzdaki damarların uzunluğu, insan beynindeki 100 milyar nöron tek bir çizgi halinde yan yana getirilse 10 mikron – Bir mikron: milimetrenin binde biri – genişliğinde gözle görülmeyen bir çizgi elde edilir ki bu çizginin uzunluğu  1000 kilometreye ulaşıyor, kalbimizin kanı 30 metre yüksekliğe fışkırtabilecek kadar güçlü, kanın bir günde vücudumuzda tam 96 bin 540 km yol alıyor, beynimizde 100 milyar sinir hücresinin gönderdiği mesajlar saatte 274 km hızla yayılıyor, bağırsaklarımızın toplam uzunluğu 200 metreyi bulması, sadece derideki sinirlerin uzunluğunun  72 km yi buluyor ,  bir günde 23 bin 40 kez nefes alıyor olmamız,…gibi bir çok detay bizi kusursuz yaratılışa götürmez mi ?

                             

     Kar taneleri tane tane ve her biri ayrı desende gökten inerler ve her biri aynı yükte (-) oldukları için birbirlerini iterler ve yapışıp çığ olmadan yeryüzüne ulaşırlar.

                                                  

 Yağmurun yağması, gecenin ve gündüzün, mevsim ve yılların oluşması, ısınan suyun buharlaşması, suyun kaldırma kuvveti, hava basıncı, su deniz seviyesinde ve belli bir basınç altında 100 C derecede kaynaması, ısıtılan metallerin genleşmesi, serbest bırakılan cisimleri düşme hızının ağırlıkları ile doğru orantılı olması gibi kuralları mutlaka bir ayarlayan olmalıdır. Bu kanunları sadece bulanı bilim adamı ilan edip göklere çıkarırken, canlı- cansız varlıklara sözünü geçiren, kanunlarını uygulattıranı nasıl unutabiliriz?

 

                                                     Başımızın üstünde yüzen dev ırmaklar, denizler!
 

                                    

  Güneş ışınları dünyamıza ulaştığında yeryüzündeki canlıların faydasına olan ışınların girişine izin verip, zararına olanları geri döndürten, gök taşlarının dünyamıza düşmesine izin vermeyen, dünyamızı çepeçevre görünmez ağ gibi saran dev süzgeç, ozon tabakası acaba kendiliğinden mi oluşmuştur?

                                         
 
Demir cansız bir elementtir ama onu topraktan alıp gıda yapan bitkiler cansız varlığı canlı hale getirirler. Demiri bitki vasıtası ile dolaylı yoldan insana gıda yapan kimdir?

 Verdiğimiz karbondioksit gazlarını bitkiler alır ve beslenir bu özümleme sırasında bitkiler de oksijen verirler. Biz bitkilere besin, onlar bize nimet verirler. Bu güzel nizamı kuran kimdir?

 Bitkiler, güneş enerjisinden doğrudan faydalanmakta ve cansız elementleri birleştirip gıda haline getirebilmektedirler. Bizler ise son teknolojik gelişmeler ışığında ancak dolaylı olarak güneş ışığından faydalanabilmekteyiz. Ayrıca ilginçtir ki bitkiler yerlerinde dururlar ve hareket kabiliyetleri son derece sınırlıdır. Rızklarını yanlarına kadar getiren kuvvet kimdir?

 

                                          

 Günümüzde geri dönüşüm teşvik edilmektedir. Nedir geri dönüşüm? Yeniden değerlendirilme imkanı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesine geri dönüşüm denilmektedir. Halbuki Tabiatta geri dönüşüm bir metot olarak binlerce yıldır vardır. Besin zinciri buna en iyi örnektir. Peki bu zincirin halkalarını tek tek yaratıp, birbirine bağlı olarak binlerce yıldır döndüren kimdir? Bitkiler gübreden sebze ve meyve yaparken; karbon dioksit gazından da gıda yapmakta; hem kendisini hem de bizleri beslemektedir. Geyik yavrusunu tam otların filizlenme dönemlerinde doğurur. Kışın C vitaminine ihtiyaç vardır, ne tesadüftür ki (!) tam mevsiminde bitkiler çamuru C vitamini haline dönüştürürler. Avrupa’da mağaralarda yüz binlerce yarasa aynı anda yavru doğururlar. Ne tesadüftür ki o anda doğu Avrupa’dan batı Avrupa’ya da milyonlarca kanatlı böcek göç etmekte ve tam onların gıda ihtiyacı duyduğu anda uçarak yemek olmak için önlerinden geçmektedirler.

 
                              

  Yarasalar  için rızık uçarak ayaklarına gelirde yüzenler için durum farklı mıdır? Güney Pasifik Okyanusunda Macquarie adasında yaşayan penguenlerin yiyecekleri olan balıkları  Avrupa kıtasından sıcak-soğuk su akıntıları vasıtası ile Amerika kıtasına, bir kıtadan diğerine penguen yiyecekleri akıntılar vasıtası ile taşınır. Güney Pasifik'ten farklı bir örnek, Pasifik adalarında dev yengeçler yaşar ama işin ilginci bu yengeçlerin suda bir kaç dakikadan fazla kalma ihtimalleri yoktur hemen ölürler. Peki bu yengeçler bu adaya nasıl gelmişlerdir ve yumurtalarını başka adalara nasıl ulaştırırlar. Yüz binlerce yumurtayı denize bırakırlar ama onların yaşama ihtimali milyonda birdir ama ilginç bir şey olur ve 'Hortum' yumurtaları alır başka kıta, ada, ülkelere taşır!

  Uçanlar ve yüzenlerden sonra şimdi de karada yürüyenlere bir örnek verelim. Kuzey Pasifik kıyıları ile Alaska sınırları içinde yaşayan Boz ayılar kış uykusundan uyanınca yeni yavruladıkları yavruları ile çok açtırlar ve çevrelerinden ot dışında yiyecek bir şey yoktur. Gelecek kışı atlatmaları için kendilerine gereken proteinler 2000 mil öteden yüzerek ayaklarına dek gelir: Beyinlerinde pusula gibi çalışan demir parçalarının olduğu ve bu sayede yönlerini bulduğu yeni keşfedilen somonlar.

 Konuya enteresan bir ekleme yapalım: Geyik, antiloplar aslan, çita gibi yırtıcı hayvanlar sayesinde yaşıyor desek, 'Evreni bir mücadele alanı ve güçlülerin kazandığı bir yer' olarak tarif edenler eminim ki hemen itiraz ederler. Halbuki bu yırtıcı hayvanlar yaşlı, hasta hayvanları ancak yakalayabilmekte, genç ve sağlıklı olanlar ise hemen kaçabilmektedirler. Sonuçta, hasta ve yaşlı hayvanların yiyeceği otlarda bu genç ve sağlıklı hayvanlara kalmakta ve bu sayede her iki tarafında yararına olmaktadır. İşin diğer bir ilginç yönü ise, bu iki kesim arasındaki sayısal oranın korunmasıdır. Sade ve basit bir örnek verecek olursak, Mesela aslanlar ne kadar geyik öldürürse öldürsün, ne geyik sayısı bitmekte ve bunun sonucunda ise yiyeceği kalmayınca aslanlar da ölmektedir. Ortalama basit bir oranlama yaparsak, yiyen kesimin iki katı sayısınca yenilen hayvan çoğalmakta, yarısını yiyen etçiller, diğerlerine ilişmediği için onlar yaşamlarını devam ettirmekte ve sene içinde sayıları ilk başa dönmektedir. Bu oranlamanın ne denli güç olduğunu anlamak için bu örneği balıklar üzerinden düşünmek yetmektedir. Mesela balinaların yiyeceği somon sayısı, somonların yediği daha küçük balıklar ve bu silsilenin besin zincirindeki, en küçük balığa kadar gittiğini düşünelim. Avcı ve av arasındaki dengenin korunması için gerekli sayı ve oranlamanın zorluğu her halde anlaşılmıştır. Milyarlarca balık yüzlerce çeşit ve bu çeşitler arasındaki denge... Konuya dönelim:

 

    Kışın beyaz, yazın çevredeki bitki örtüsü ile örtüşen tüy- kürk giyen bu hayvanlar bu değişimi kendi iradeleri ile mi yapmaktadırlar?

                                

 

 

                                      Sanat eseri varsa sanatkar da vardır.

 Kime ne öğretilmişse öyle hareket etmektedir. Arı bal, inek süt, tavuk yumurta, tohumlar kendilerine kodlanan ne ise çamurdan onu meyve- sebzeye dönüştürmektedir.

 

                                

  Çerçevesinden devamlı su akan bir resmi hangi ressam yapabilir? Ya bu resimde ki tüm varlıklar devamlı hareket halinde , canlı, çoğalan ve uyum içinde yaşasalar. Böyle resim var mıdır, bunu başaracak ressam var mıdır? Yoksa çoktan beri var ve adı da musavvir midir ?

 

                Bir tarafta ışık, öte tarafta göz vardır. Biri var ki diğeri de bir görevi yerine getirebilmektedir.

 Köstebekler, yer solucanları toprak altında yaşadıkları için onlara göz yapılmamıştır. Ama yeraltında yaşayabilecekleri özelliklerle var edilmişlerdir. Bu canlıları yer üstünde yaşamak zorunda bırakmayan kimdir?

 

                            

 

                                                            Etiket, sahibinin imzasını taşır.

 

 Bir insanı beş ay uyutmanın ne gibi zahmetlere ve masraflara  yol açacağı hesaplanırsa, kış uykusuna yatan hayvanları uyutan sanatkarın ilmi büyüklüğüne saygı göstermek gerekmez mi? Üstelik masraf değil tasarruf elde edilmektedir ve bunu uygulayan hayvanlar bunu kendilerine kodlayanın emri gereği içgüdüsel yapmaktadırlar.

 

 Şimdi sormak gerekir: İçgüdüyü kim güdülemektedir?

 

 İnsana hava lazım  ama tüplerde değil , atmosfer halinde lazımdır aynen de var edilmiştir. Bitki dönüşümü sağlayıp devamlı oksijeninin kullanılır olarak tabiatta var olmasını sağlar.

 

 Tabiat dediğimiz  ilahi sanat eseri iki milyar senedir muazzam bir laboratuar olarak işlemektedir. Yaşayan canlıların her biri mucizevi ilim ve sanat üstünlüğüne sahiptir.

 

 İnsanın sol kolu sağdakine, sol kulağı diğerine hem eşit, hem de simetriktir. Sokakta bazen iki araba görürsek, birbirinin tıpa tıp aynı ise ‘Bunlar aynı marka, aynı fabrika ürünü.’ deriz.  Arabalar tesadüfen birbirine benzedi demek aklımıza gelmez. Ya farklı markaların ürünü binlerce araba tesadüfen mi oluştu? Ya farklı binlerce çeşit bitki, hayvan, insan, canlı-cansız uyum içindeki kainat…?

 

 Eğer yerin ekseni 23 derece 27 dakika eğik olmasaydı, hayatta elverişli bir dünya da olmayacaktı. Dünya dönmese veya güneşe daha yakın veya uzak dönse hayat yine olmayacaktı

    İnsan en büyük sanat eseridir.

 

 Kayısı çekirdeğine karganın bakışı ile insanın bakışı arasında fark olmalıdır. Kainat kitabını okumayı öğrenmek aynı zamanda farklı ve üstün olan yönlerimizi de ön plana çıkarmak demektir. “Ey tesviyeci hayvanlardaki aşık kemiğine dikkat et , bunları yapmak için o  yaratılanların bir kalıba ihtiyaç duymadığını anlıyorsun değil mi ? ”

 

 Tavuğun altına tavuk ve ördek yumurtaları koyulsa 21 gün sonra yumurtlardan  yavrular çıkar. Ördek yavrusu hemen yüzmeye başlar ama civcivler yüzemez. Bu nasıl bir kodlama, nasıl gen haritası, nasıl bir görev ayırımıdır ki her şey tıkır tıkır işlemektedir.

                                   

                                           Hangi  yumurta daha ileri teknoloji ürünü acaba ?

 Hayvanların elbisesine deri diyoruz. Acaba bu elbiseleri biçen diken boyayan giydiren kimdir?


 

 Kainat nazım değil nizamdır.

 Cansız şeylerin şefkati olmaz halbuki güneş deniz ve toprak adeta insanlara şefkat edip onların hizmetini görüyor. Demek ki güneşi ve toprağı insanlara hizmetkâr eden var.

 İnsan vücudundaki hücreler altı ayda ölüp diriliyor. Hücrelerdeki atomlar ve elektronlar hareket halindedir. Kuşlar uçuyor, böcekler yürüyor gezegenler yörüngelerinde yol alıyor. Bu kadar külli akış içinde bir tıkanıklık, bir aksaklık olmuyor. Demek ki kainatta ki akışı idare eden, hiçbir trafik teşkilatı ile mukayese edilemeyeceği kadar kuvvetli bir alim ve hakim var.

 Kainat  öyle mükemmel bir fabrika ki;Bütün halinde, ahenk- uyumla her parçası mükemmel bir biçimde binlerce yıldır çalışıyor. İnsanların verdiği bunca zarara( Kirli atık, pislenen hava, yok edilen doğaya) rağmen 200 yıldır hala düzeni bozamamış, sistem devamlı kendini yenileyerek devam edebilmiştir. Bu dev mekanizmayı kuran kimdir? Bir baharla milyonlarca çiçek açar. Baharı getiren Allah milyonlarca çiçeği de birden açtırır. Bu ancak hakim olan bir iradenin ürünü olabilir. O halde  her şeyi idare eden tektir. O da yüce yatıcıdır.



                                          Bilim, Allah’ın kainatı nasıl yarattığını çözmenin adıdır.

 

  Optik ilminin kurucusu İbni Heysem: “Evren, değişimlere rağmen bir düzen; ayrıntılara rağmen bir ahenk içindedir.” (İslam’da Bilim ve Teknik, Fuat Sezgin)

 

 

  BATIDA ATEİST İKEN SON GELİŞEN İLMİ KEŞİFLERLE ALLAH’IN VARLIĞINI KABUL EDEN BİLİM ADAMLARINDAN BAZILARININ KİTAPLARI

 

                  

Paul Davies (İngiliz Astrofizikçi)      :  “Bana göre bütün bunların arkasında çok güçlü bir delil var. Öyle görünüyor ki biri doğanın rakamlarını, evreni yaratmak için hassas bir ayara oturtmuş.” Wernher von Braun ( Pioneer füze mühendisi) : “Evrenin varlığının arkasında üstün bir mantığın bulunduğunu kabul etmeyen bir bilim adamını anlamak bilimin gelişmelerini inkar eden bir ilahiyatçıyı anlamak kadar zordur.” 1

Alan Sandage (Astronomi alanında Crawford ödülü sahibi) : “Ben böyle bir düzenin bir kaostan çıktığını oldukça ihtimalsiz buluyorum. Düzenleyici bir prensip olmalı.”, Tony Rothman (Fizikçi) : “Evrenin düzeni ve güzelliği ve doğanın şaşırtıcı rastlantıları ile karşı karşıya kaldığınızda bilimden dine doğru bir adım atmaya teşvik olursunuz.”, Alexander Polyakov (Sovyet Matematikçi) : “Biliyoruz ki doğa mümkün olan matematiğin en üstünü ile açıklanır. Çünkü onu Tanrı yaratmıştır.” 2

Stephen Hawking (İngiliz Astrofizikçi) : “Bilim yasaları, şimdi bildiğimiz biçimiyle, elektronun elektrik yükünün niceliği ve proton ve elektronun kütlelerinin oranı gibi pek çok temel sayı içerir… Şaşılası gerçek ise bu sayıların değerlerinin yaşamın gelişimini olanaklı kılmak için çok ince ayar edilmiş gibi gözükmesidir.”3

1- www.scienceandthebible.org
2- Hugh Ross, The Creator and the Cosmos, s. 159-160
3- Stephen Hawking, A Brief History of Time, s. 125

 

                                               

                           

 

                                              Allah insanları neden yaratmıştır?

 Bu sorunun iki boyutu vardır. Birinci boyutu insan açısından ikinci boyutu yüce yaratan açısından. İnsan açısından bakınca iki hareket noktasına ulaşırız. Birincisi “ Dünyaya istediğim gibi yaşamaya geldim, ama varlığını kabul ettiğim ama istediğim gibi yaşamama izin vermeyen yaratıcı bunun sonunda beni hesaba çekecek ve ben O’nun istediği gibi yaşamadığım için kendimi layık bulmadığım cehenneme gitme ihtimalim çok fazla, o zaman ey yüce rabbim beni neden yarattın? “ mantığıdır. İkincisi ise “  Allah beni yoktan var etti, ‘imtihan alanı’ olarak dünyaya gönderdi, istediği gibi yaşarsam cennet, emir- yasaklarına aykırı yaşarsam cehennem beni bekliyor, o halde olabildiğince O’nun emir- yasakları doğrultusunda yaşamalıyım.” Mantığıdır.

 Birinci mantık aslında Allah’ın insanların içine yerleştirdiği, doğruyu bilip hakkı ifade etmek yerine inkâr etme mantığının ilk evresi, adımı, vicdanlarının sesi kısma çabasıdır. Ne kadar mazeret bulur, kendimizi – İkna edersek değil – oyalarsak o kadar keyfimize göre, iyi- kötü ayırmadan yaşayabilirim diyerek insanlar bu soruyu gündeme getirir. İkinci mantık bizi dünya nimetlerinden yine faydalanmaya ama insana-doğaya zarar vermeden aksine iyi izler bırakarak dünya hayatını geçirmeyi hedefler bu tür mantaliteye sahip  kişiler için cevap tektir aslında:” Allah bizi cennete gidebilelim diye.” Yaratmıştır.

 Bu Konuya ikinci boyut açısında bakacak olursak, Allah insanı dünya nimetlerinin hem farkına hem tadına varsın hem karşılıksız verdiği nimetlerinden ( Bu nimetler önce bizzat insanın kendi beden-ruhu, sonra kendine hizmet için yaratılan kainattaki tüm canlı-cansız yaratılanlardan dolayı ) yaratanına teşekkür ederken, dünyada ne kadar iyi- faydalı- güzel yaşarsa onu ahirette derecesine göre cennetteki yerine koymak için yaratmıştır. Allah insanı ateşte yakmak için değil, yaratmasa göremeyeceği dünya ve ahiret nimetlerini tatsın diye dünyada var etmiş, yetmemiş dünyayı insanın rahat yaşayacağı şekilde yaratmış, yetmemiş cennete gitmek için mesela ömür boyu kürek mahkumu gibi kazma kürek çalışmamızı istememiş, aksine helal dairesinden tüm nimetlerden kendine ve çevresine zarar vermeden yaşayacak tüm insanlara cennete gidecek yolu açıklayan ilahi kitap- rehber ( Resul ) göndermiş, cennete girmemizi özellikle istemiş, vurgulamış, cehennemden sakındırmış, tüm bunlardan sonra insanı serbest bırakmış, yol-yöntem ve sonucu kendimizin tayin etmesine izin vermiştir.

 Özetle insan için yaratılan evren ve cennet, bunların anahtarı kutsal kitaplar, önce dünya hayatında cennetvâri yaşayan insanlara ahirette de cenneti vaad eden Allah insanı sadece vehhâb- rahman sıfatı gereği iyi-mutlu olsun diye yaratmış, tüm şartları hazırlamış, ama cennetin dünya ve ahiret boyutunu cehenneme çevirecek olan insanı da hür bırakmış, kararı ve sonucuna katlanmayı insana bırakmıştır. Kısaca bu soruyu “ iyi ki yaratmış veya neden yaratmış “ şeklinde sormak tamamen insanın bizzat kendisi ile vicdanı arasındaki muhakemeye göre değişmektedir.

 Konuyu Kaza kader adlı çalışmamız ile takviye etmenizi öneririz.

 

                                                 Allah Rahman’dır, Vehhâb’tır

 Evrendeki her şey birden çoktur. Ağaçlar, nehirler, gezegenler,  güneşler, inekler … hepsi birden fazladır. Ama Allah birdir tektir. Doğmamış, doğrulmamıştır. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, yaratan, eşi benzeri olmayan her şeyi duyan ve gören  Vahidu’l-ehad olan bir ilahtır. Evrende her şey (Allah tan başkası) birden çoktur. Ağaçları, ırmaklar, okyanuslar, hayvanlar, insanlar, gezegenler, yıldız… milyonlarca, milyarlarcadır. Hepsinde de Allah’ın varlığının delilleri vardır. Evrende ve bir  olan eşi benzeri bulunmayan sadece Allah’tır.

 Allah kâinattaki her şeyi insanlar için yaratmıştır. Nehirler bizlere su, oksijen hava, toprak yürüyeceğimiz yer bitki ve hayvanlar bizlere yiyecek, içecek, yük taşıyacak … canlılar olarak yaratılmışlardır. Bir ressamın resim yapma nedeni sevdiği, beğendiği bir eseri ortaya çıkarma isteğidir. Allah’ta bizi sevdiği için yaratmış, evrendeki her şeyi bize hizmet etmesi için dizayn etmiş, donatmış, cennete gidebilmemizi sağlamak amacıyla da cennete gidiş rehberi kitaplar ve örnek- klavuz insan peygamberleri göndermiştir. Evrendeki her şeyi bizler için yaratan Allah insanları kendisine ibadet etsin diye yaratmıştır.

 İbadet yüce yaratıcının insana bahşettiği nimetlere bir teşekkür biçimidir ki tüm ibadet ( emir ve yasaklar ) yine insana faydalı olanların bütünüdür. Kısaca emir yasaklar insana zor gelen birer yük değil, dünyada insanı huzurlu, mutlu kılacak, topluma faydalı birey yapacak ayrıca ahiret günü cennete girmesine neden olacak şeylerin toplamıdır. Allah’ı bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur fakat bizim Allah’a ibadet etmeye ihtiyacımız  vardır. “Ben insanları ve cinleri sadece bana ibadet etsin diye yarattım” (Zariyat: 46)  İbadetlerden uzak insan daima huzursuz mutsuz olur.Bilinç altı  onu daima görevini yerine getirmediği için rahatsız eder.

 

                                         Allah var ise neden gözükmez.

 Bu soruyu soranlara önce şunu sormak gerekir “ sizin aklınız gözlerinizde mi?” Gözle görülmeyen ama aklın ‘Var‘ kabul ettiği bir çok şey vardır. Önce insan neleri görebilir bir bakalım.

                                    

 Işınlar ( Gama, X, mor ötesi, mikrodalga, Radyo- TV, uzun dalgalar), elektrik, rüzgar, gazlar, nefes, akıl, duygu,… Allah’ın varlığına inananlar bunları yaratanın da yüce Allah olduğunu bilir. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor, görülmeyen şeyler yaratan Allah’ı nasıl görebiliriz?

 Her duyu organının farklı görevi vardır, göze; duyma, işitme, tatma veya akıl yürütme-kıyaslama görevini veremeyeceğimiz muhakkaktır. İnsan gözü ile düşünmez dolayısı ile her organımıza görevi oranında yük-sorumluluk yüklememiz gerekir.

 Zaten görülen bir varlığa inanıp inanmamakla insanlar imtihan olunamazlar. Eserlerine bakarak, akıl yürüterek, emek harcayarak elde edilenlere mükafat verilir. Allah’ın varlığı da bir imtihan vesilesidir, imtihanın cevapları göz önünde olmaz, akıl yürüterek ancak bulunur.

 

 

                              Allah bizi yarattı peki Allah’ı yaratan kimdir?

 Yaratılan şey yaratılan olduğu için ilah  olamaz. Yaratılmak eksiklik göstergesidir, yaratanda ise eksiklik olamaz. Yaratan ama yaratılmayana Allah denir. Misallerle açıklayalım.

  Bir emir eri verilen emri yerine getirse bu emri ona veren bir üst rütbedeki şahıs olduğu hemen anlaşılabilir. Ona çavuş diyelim. Peki çavuş tek başına emir verebilir mi? O da başkasından emir almıştır. Bu halka halka sonunda padişaha dek uzanır. İşte burada zincirin son halkasına varılmış olunur, Padişaha kim emir vermişti denemez, padişah emir veren emir verilemeyendir, dersek ki onunda arkasında gizli bir yönetici var o zaman asıl padişah o gizli kişi olur zaten.

 3 vagonlu bir tren düşünelim. Son vagonu 2. vagon çeker, 2. vagonu ise 1. vagon. 1. vagonu ise lokomotif çeker. Lokomotifi kim çeker diye sormak abes olur. Lokomotifin özelliği çeken ama çekilmeyen olmasıdır.

 Bir soba düşünelim şuurlu olsa ve ustasını tanımaya çalışsa... Veya iki robot düşünelim. Son model teknoloji harikası. Kendi aralarında konuşuyor olsalar. Bizi yapanın modeli, entegre sistemi, metalleri nasıldır, diye sorsalar ve fikir yürütseler. Acaba mantıklı sonuca varma ihtimali bulunabilir mi? Robotu yapanın bu sistem dışında olması gerekir ki dizayn ettiği sistemin kurallarına kendisi bağlı kalmasın. O sistemin dışında ama o sisteme hâkim, tamamen bağımsız bir varlık olmalıdır. Sistemi dizayn eden, sisteme koyduğu kurallara mahkum olmayan varlığa yapan, yaratan denir ki O yüce yaratıcı Allah  (cc)’dır.

 Not: Bazıları yukarıda yapılan benzetme-kıyas-mantık sanatını anlayamamakta, ‘Allah trene mi benzetildi şimdi’ gibi yorumlar yapabilmektedir.'Aslan yürekli adam' cümlesinde adamın yüreğinin aslandan nakil olduğunu anlamını çıkaranlara edebi sanatlar konusunda biraz kitap karıştırmalarını, mantık ilmi konusunda araştırma yapmalarını rica edelim.

 

                 Her şeyin sahibi, yaratıcısı ve yöneticisi Allah (cc) inancı ve ateistlerin sığ, dar bakış açısına dair!

 Bir resim gördüğümüzde, onu meydana getiren maddeleri ve etkenleri rahatlıkla sayabiliriz: Boyalar, fırça darbeleri vesaire. Ama bakış açımızı genişletip tüm bu araçları kullanıp belli bir plan, denge ve düzen içinde resmi meydana getiren sanatçıyı göremezsek, istediğimiz kadar kendimize pozitivist, rasyonalist, empirist veya determinist adını verelim, sonuçta varacağımız yer hatalı, yanlış ve en iyimser deyimle eksik olur! Hiç bir boya veya fırça darbesi, kendi başlarına bir resmi meydana getiremezler! Tıpkı bunun gibi, tabiat kuralları, ağaçlar, yağmur veya rüzgar vb. hiç bir madde mantık ve zeka sahibi değildir, yaratamaz ve program, kodlama/şifreleme yapamazlar! malzeme tamam ama ya o estetiği meydana getiren akıl ve irade nerede, akılsız araçlarda mı? Eğer resim için sadece boya, tuvale ve fırçalara övgü düzmek ne kadar akılcı ise, yağmuru oluşturan araçlara bakarak bunları yaratan, bir araya getirip düzenli bir sistem oluşturanı görememekte aynı derecede akıl dışı bir bakış açısına sahip olmayı gösterir. Balığı yaratan, onun için su da yaratmış ve ikisini uyumlu şekilde var etmiştir. Sadece su var olabilirdi ama suda oksijen olmasa idi veya balıkta yüzgeç bulunmasa idi su veya balığın var olması tek başlarına bir olumlu sonuç meydana getirmeyecekti. Materyalist bakış açısı sebepler ile sonuçlar arasındaki ilişkide sebeplerin sadece amaca götüren araç olduğunu fark edememektedirler. Aracı amaçlaştırmakta, sebep/araçta takılıp kalmakta, aracıyı kullanıp amaca götüren akıl ve planlayıcıyı görememektedirler. Araba araç, ulaşılmak istenen şehir amaçtır ama arabayı yapan ve süreni bu süreçte görmemezlik sadece cahillik ve önyargı ile açıklayabiliriz. Materyalistler var olan düzenin sebebi olarak yine o düzeni meydana getiren araçları göstermekte ve büyük bir çıkmaza düşmektedirler.

Bu konuda 'ateist akıl ve Dawkins'e cevap' adlı yazılarımıza da bakılabilir.

 Ateistler nasıl sorusunun cevabının aynı zamanda neden sorusuna da cevap olacağını ümit etmektedirler. Aslında, evreni ve içindeki tüm varlıkları incelemenin ve Allah'ın yaratış sanatını görerek insanlığa açıklamanın yolu bilimdir. Bilime bu gözle bakamadıktan sonra yapılan hiç bir icad insanlığa mutluluk getirmeyecektir, hem bu dünyada hem ahirette! Sadece önyargısız olmak, gerçekleri görmeye yeterli olmaktadır: "Evren kodlanmış, kozmik kodla yazılmış bir mesajdır ve bilim adamlarının görevi bu mesajın şifresini çözmektir."  ( Heinz Pagels, Kozmik Kod II, s. 159 )

 Biz Müslümanlar, bilimsel açıklaması yapılanlar dahil, her şeyin Allah tarafından yapıldığına inanırız. Bilimsel açıklamalar sadece nasıl sorusuna cevap verir ama kim ve neden sorusunun cevaplarını asla veremezler. Biz şehirleri yaratanın Allah olduğuna (Sebe, 18) inanırız. Yerleşim yerlerinin yapımında kullanılan ve Allah'ın bizlere bahşettiği şeyler olan akıl ve  evrendeki araçlar sadece  şehirlerin meydana gelmesine vasıta olan şeylerdir, her şey O'ndandır. Yoksa biz bilmiyor muyuz şehirlerin nasıl yapıldığını ama aracın araçların sadece birer sebep olduğunun farkındayız!  " Rabbim beni yediren içirendir." ( Şuara, 79); " Rabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi?" ( Furkan, 46 )  Bizde farkındayız aşçıların, lokantaların veya çiftçilerin yaptıklarından ama tohumu toprağa atan elden, ekinin oluşum süreci ve onu yemeğe dönüştüren vasıtaların arkasındaki asıl müsebbibi ( Sebep olanı ) asla görmemezlik veya O'na nankörlük etmemekteyiz. Biz de biliyoruz güneş ve gölge arasındaki ilişkiyi ama o güneşin muhteşem görevini yerine getirirken sahip olduğu ihtişamın arkasındaki sanatkarı ve amacını da reddetmiyor, eşyada asıl hikmeti, gayeyi inkar etmiyoruz.

  Determinist Richard Feynman: " Size tabiatın ne şekilde davranacağını anlatacağım. Onun bu şekilde davranabileceğini kabul ederseniz, onu çok sevimli ve büyüleyici bulacaksınız. Eğer yapabilirseniz, kendinize sürekli olarak ‘ama bu nasıl olabilir’ diye sormayın; çünkü çabanız boşunadır; şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamadığı bir çıkmaz sokağa girersiniz. (Doğanın) neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor." ( Richard Feynman, Fizik Yasaları Üzerine, s.15) Biz biliyoruz çünkü, ' sevimli ve büyüleyici' doğa, en büyük, alim, halik olan Allah'ın bir eseridir.

 

 

 

Bir eleştiri ve cevabımız:

yazının içinden birkaç örnek vererek bu linkin sadece cahillere ve gözü kör olmuş beyni mühürlenmiş tek açıdan bakabilen insanlar için yazılmış olduğunu anlarız...

1) "İşin en ilginç yanı toprağa atılan üç ayrı tohum aynı çamurdan beslendiği halde tatlı, acılı veya ekşi mahsüller yapabilmektedir. Acaba tüm bunları yapmayı o minik tohuma öğreten kimdir. Bizler çok daha fazla bilgiyi flash bellek içine (resim, video, ansiklopedik) tüm bilgileri yüklesek , yapacağı her şeyi aktarsak ve sonra toprağa atsak o son teknoloji ürün bir şey üretebilirmi, bir ürün ortaya çıkabilir mi? Sormak lazım teknoloji ürünü binlerce senelik tohum mu yoksa harici disk- flash bellekler mi daha ileri teknoloji ürünüdür?" bu yazıyı yazan beyni ile düşünmüyor bence, adam bilimi biyolojiyi çok yanlış anlamış anasınıfı terk...

2) "Ya tek bir yıldırımın 100.000 amperlik bir elektrik akımı taşıdığını ve bu miktarın 200.000 nüfuslu bir şehri bir dakika boyunca aydınlatabileceğini bilsek, acaba gökteki santrali kuranı merak etmemiz gerekmez mi?" gökteki santralmiş haykırarak güldüm, az okuyun aydınlanın.

3) "Birde (Kimilerinin iddia ettiği gibi tesadüfen oluşan) gözlerimizi düşünelim. En gelişmiş dürbünlere taş çıkaran vahşi kuşların gözleri,gecegörüşe sahip hayvanların gözleri, otomatik, bir göz kırpma ile temizlenen gözlerimizi. Siyah beyaz televizyondan renkli televizyona geçişin hikâyesini bilenler daha doğar doğmaz renkli görmeye başlayan gözlerimizin teknolojisini nasıl tesadüfe bağlar." kim tesadüf demiş çok merak ediyoruz. kimse tesadüf demedi, hepsinin açıklaması var, tabi araştırırsanız.

en sonuncusuda: stephen hawking tanrıya inanır yalanıdır, düpedüz yalandır ve bizim cahil müslüman halkımız araştırmadan bilmeden buna inanmıştır, bu sözü dediğine dair ne video kaydı vardır ne birşey vardır tamamen yalandır, anca müslümanlar inanır buna cünkü araştırmaz kör insanlardır, zaten stephen onu dese dünya sallanırdı ama bizim halkımız düşünemez bunu.

CEVABIMIZ :
selam,
demek 3 örneği hatalı buldunuz, acaba bu geri kalan örnekleri kabul ettiğiniz anlamına mı geliyor ?
Allah'ın varlığını örneklemedeki metodumuz:
Var olandan hareketle var edene ulaşmaktır!
Acaba siz telefonun veya elektriğin mucitsiz, kendiliğinden olduğuna inanıyor musunuz, tabii ki hayır!
BİZDE SORUYORUZ DAHA GÜZELİ, İLERİ TEKNOLOJİ ÜRÜNÜNÜ YAPAN OLMAYACAK MI?
Hawking'in eserlerine bakınca siz sadece kağıt parçası ve mürekkep lekesi görüyorsanız sorun yok ama o kitapların eğer biri tarafından yazıldığını kabul ediyorsanız - ki ediyorsunuz anlaşılan - o zaman her eserin bir müellifi veya mucidi olduğunu da kabul etmek zorundasınız!

 

                            Ergi Deniz Özsoy ve Celal Şengör ve tesadüf/doğal süreç adlı tanrıları!

   

                                 

Evrim bilinçli bir müdahale ile evrenin oluştuğunu kabul etmez. Ama işin ilginci doğal seleksiyon adını verdikleri ve her evrimcinin kabul ettiği bir tanrı,  her zaman en uygun seçimi yaparak bu dengeler üzerinde kurulan koca evreni oluşturduğunu ileri sürmektedirler. Halbuki doğa hiç bir şeyi seçemez çünkü kendisi bir kere akılsız bir atom yığınından başka bir şey değildir. Doğa seçemez ama doğa bizzat seçenin sonucudur! 

Tesadüfü kabul etmemek, bilinci kabul etmek demektir. Oysa hayatın başlangıcında Evrime göre bilinçsizlik hakimdir! Bilinçsizlik ise hiçbir şey yapamaz. Darwinizmde, bilime aykırı olduğu halde bilim gibi değil de bağnazca kabul edilen bir sahte din gibi evrim teorisi savunulur. Bu dinin doğal seleksiyon, mutasyon gibi sahte ilahları ve "Tesadüf putu" gibi fetişleri vardır. Bu put inanılmaz bir güce ve kabiliyete sahiptir, her şeyi düşünebilir, her adımını önceden hesaplayabilir, plan yapabilir, bilim adamlarının dahi milyarlarca dolar harcayıp, teknolojinin son haddesine dek kullanıp elde ettiklerini kolayca yapabilir; yeter ki biraz zaman olsun! Ayrıca doğaya da ilahlık özelliği izafe edip, 'doğa yarattı, doğa bahşetti, doğanın mucizesi ' gibi kavramları, içerik ve nereye vardığını düşünmeden kullanırlar. Kısaca evrim ve dolayısı ile darwinizm sahte bir yirminci yüzyıl pagan dininin adıdır!


Devamı 'evrim' adlı sayfamızda.
 
Not: Evrim'i bilse idiniz "tesadüf" kelimesine nasıl ilahi bir anlam yüklendiğini anlardınız. Delilleri yukarıda. Ayrıca Hawking inansa ne olur inanmasa ne olur, yorum yapmadan gazete haberini oraya aldık, sizin olayı yalanlayan haber kaynağınız ne ?! selamlar.

 

 

Gelen bir yoruma yorumumuz:

AŞAĞIDA, ARAÇLARI GÖRÜP AMACI GÖREMEYEN, SAYDIKLARININ BİRER BİLİMSEL GERÇEK OLDUĞUNU KENDİ AĞZI İLE KABUL ETTİĞİ HALDE BUNLARIN BU BİLİMSELLİKTE NASIL VAR OLDUĞUNU DÜŞÜN(E)MEYEN, KISACA “İNSANIN YAPTIĞINA BİLİMSEL DERKEN DAHA İYİSİNİN YAPANININ OLMADIĞINI İDDİA EDEN” VE BUNU BİLİMSELLİK ADINA İLERİ SÜREN BİR BAKIŞ AÇISININ ÖRNEKLERİNİ OKUYACAKSINIZ! SANKİ BİZ – HAŞA- ALLAH DENİZLERE ” YEM ATIYOR” DİYORUZ. YEMLEMENİN OTOMATİĞE BAĞLANDIĞI DÜZENE İŞARET EDİYORUZ BİZ! BU DÜZEN, BU OTOMATİĞE BAĞLANMIŞ SİSTEM BİR SİSTEMCİYİ İŞARET ETMEZ Mİ? İNSAN KENDİ KENDİNE SORMAZ MI, BU KADAR İSABET EDENE TESADÜF DENEBİLİR Mİ., DİYE
ALLAH, KÖTÜLÜĞE ENGEL OLMA VE İYİLİĞİ YAYMA GÖREVİNİ (ALİ İMRAN, 104, 110; TEVBE,71,MAİDE,78-79;FATIR,32; BAKARA, 148,MUMİNUN,61; TİRMİZİ, FİTEN,11… vb) MÜSLÜMANLARA YÜKLEMİŞTİR. İŞİN İLGİNCİ BUNA TEK ENGEL OLMA GÖREVİ İLE YÜKLÜ İNSANLARA, OKULDAKİ BİYOLOJİ DERSİNDE ALDIĞI BİLGİYİ BİLE KAVRAYAMAMIŞ BİR İNSANIN ALAYCI BİR DİLLE BİR DE KARŞI ÇIKMASI Kİ BU KÖTÜLÜKLERDEN DE AYNI ZAMANDA ŞİKAYETÇİ (!) BU HANIM ARKADAŞIMIZ …! İSLAM İÇKİ, KUMAR, FUHUŞ, MÜSTEHCEN YAYINI BOŞUNA MI YASAKLADI? YA PEKİ SİZ BUNLARIN YASAKLANMASINA KARŞI MISINIZ? ... O HALDE SİZ NİYE ŞİKAYET EDİYORSUNUZ Kİ...?! BU ARADA IHH DERNEĞİ İLE GAZZE BAŞTA MAZLUMLARA YARDIM ÇALIŞMASI YAPARKEN MERVE HANIMIN MANTIĞINDAKİLERİN YOLLARA SAÇTIĞI DİKENLERLE UĞRAŞTIĞIMIZIN DA ALTINI ÇİZELİM!
MERVE HANIM, ALLAH BU DÜNYAYI İMTİHAN ALANI OLARAK YARATMIŞTIR. İYİLER ORDUSUNA HEM ÇAMUR ATIP HEM DÜNYAYI KANA BULAYAN İDEOLOJİLERİN – ATEİZM VE EVRİM BAŞTA – TEMSİLCİSİ OLMAK SİZCE DE BİR GARABET- İRONİ DEĞİL MİDİR? BU KÖTÜLÜĞE KARŞI MISINIZ O ZAMAN YANIMIZA BUYURUN, O KADAR GÜCÜM/NİYETİM YOK DİYORSANIZ LÜTFEN YOLUMUZUN ÜZERİNDE DURMAYIN! SİZE “KADER, İMTİHAN DÜNYASI ” ADLI YAZILARIMIZI TAVSİYE EDERİZ!
SON SÖZ,BİZ KURAL-DÜZEN GÖRÜNCE KURALCIYI DA GÖRENLERDENİZ, İSTERSENİZ BİLİMSELLİK ADINA ” EVRİM, ATEİZM VE ELEŞTİRİSİ VE ATEİST AKIL” ADLI SAYFALARIMIZA DA BUYURABİLİRSİNİZ:)
BU SİTE, 27 YIL SÜRESİNCE ATEİST ESERLERİN OKUNUP CEVAPLANMASI İLE OLUŞTURULMUŞTUR. ELEŞTİRECEK OLANLARA DUYURULUR! GELEN MESAJ:

Okurken gülmekten yerlere yattım gerçekten.Keşke okula gidip biraz BİYOLOJİ OKUSAYDINIZ DİYORUM  :D Bunların her birinin açıklaması var hemde her birinin.Birkaçına cevap vereceğim şimdi.Okyanus balıklarının bakımını kim sağlıyor hı?Canlıların yaşaması için solunum,beslenme gibi şeylere ihtiyacı var evet bunu biliyoruz değil mi?Bu okyanus balıkları diye tabir ettiğin şeyin de özel bir bakıma ihtiyacı yok.Solunumu solungaçlarıyla yapıyor beslenmesini de yine kendisi sağlıyor bir müdahale yok anlayacağın.Allah yapıyor dediğin şey madem var , balıklara bakmak yerine Gazzede katliamdan ölen insanlara yardım eder,hayvan katliamlarının önüne geçer.Sana daha çok şey sayabilirim.Kudretliyse adaletliyse gücü varsa bunları görmüyor yani herşey çok düzenli öyle mi? Neyse ikinciye geçelim.Gök cisimlerini uçuran Allah yok.Gök cisimleri eliptik yörüngelerde Newton’nun ispatladığı üzere çekim kuvvetini ispatlamış.Bunu çürütmek isteyenler bunu başaramamış :) sınan suyun buharlaşması , yağmur yağmasını kim yapıyor? Öyle mi bunu da mı Allah yapıyor yani  : D  Su 100 derecede kaynar ısınan su molekülleri hareketlenir atomlar birbirinden uzaklaşarak kopmaya başlar.Bunu da Kimya dersinde göreceksin güzel kardeşim.Ördek ve civciv konusuna gelelim.ördek yüzmeye başlar doğduğunda ama civciv yüzemez demişsin.İşte bu da ‘içgüdü’ güzel kardeşim yine sana sadece biyolojide gördüğüm kanıtlanmış ispatlanmış elde tutulur şeylerle cevap veriyorum.:) Çok temek olan alışkanlıklarımız zamanla kodlarımıza işler.Civciv zaten yüzemez ayaklarında perdeleri yok bu yüzden batar.Civcivin battığını görürsen de birgün bak Allah civcivi batırdı demeyesin sakın.Gülerler.İnan diğerlerinide cevaplarım fakat şuan buna ayıracak daha fazla vaktim yok,vaktim kıymetlidir bilim hiç durmadan ilerliyor ve daha fazla şey öğrenmeliyim.Beynimi gerçeklere açmalıyım anlıyor musun?