Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Avrupa'da İslam damgası

 Konuyla alakalı diğer yazılara,  " Avrupa'nın üzerine doğan İslam güneşi, Kuran ve bilim ,  İslam'da bilim , Müslüman bilim öncüleri , İslam felsefesinin özgünlüğü " başlıklı yazılardan ulaşabilirsiniz. 

 

"Politik düzeyde olduğu kadar, dini düzeyde de İslam'la bir uzlaşma sağlamak batının en başta gelen hedefleri arasında yer alması gerektiği gibi, geleceği için de son derece elzemdir." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 53)

 

 

Sunuş
Avrupa'da on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır ve bu İslam'ın artık bizzat Avrupa'nın içinde yaşadığını gösterir. Kitap yazarı Goody'nin batılılara teklifi, İslam'la çatışmayı bir tarafa bırakıp onu anlamak için çaba göstermeleri şeklindedir. 'Çatışmayı azaltmak istiyorsak bu dinin geçmişi ve bugünü hakkında bir şeyleri anlamaya ihtiyacımız var. Bu fevkalâde başarılı olmuş dünya çapındaki dinin amaç ve etkilerini değerlendirmek, onu ehli kitaptan biri olarak ele almak zorundayız.' demektedir. ( s. 11) Tarımı unutan bir kıtaya sulama tekniklerini öğretmekten tutun da, hoşgörü ve bir arada yaşama pratiğinin cennetini tesis etmeye kadar yığınla olgunun Avrupa'ya, İslam kanalından taşındığı net bir biçimde eserde sergilenmektedir. ( s. 12)

Önsöz
Arap -İsrail ve Yunan- Türk çatışmalarında din, birçok sosyal bilimcinin düşündüğünden daha fazla rol oynamıştır. ( s. 13)

Giriş
Avrupa kıtasının geniş sömürge hareketlerinin arkasındaki ideoloji ekseriyetle, Hıristiyanlığa dayanıyordu. Misyonerler, sömürgeciliğin öncü kolu gibi çalışıyorlardı. ( s. 16) Hoşnutsuzluğun odağında, yakın doğu'da ve özellikle Arabistan'da konuşlandırılan Amerikan askerleri, Amerika'nın uydusu olan İsrail'e verdiği destek ve Petrol üzerindeki kapışmalar bulunmaktadır. Batının eylemlerinde 'kutsal amaçlar' daha açık bir biçimde; özgürlük, demokrasi, serbest pazar ve bazen, eşitlik ve kardeşlik kisvesi altında kendini göstermektedir. ( s. 17) Terör denen bu çok başlı canavar, söz konusu sorunlar devam ettikçe, şu veya bu şekilde var olmaya devam edecektir. Bu sorun ancak siyasal ve toplumsal bir perspektifle çözülebilir. Batı, yakın doğaya ilişkin politikaları konusunda Müslüman çoğunluğun taleplerine karşı farklı tutum geliştirene dek, bu saldırılar sürecektir. İşgal, gerginlikleri daha da artıracaktır. İslam, asla faşizmin bir çeşidi değildir. Bu yüzden onunla uzlaşmak zorundasınız; Tıpkı Güney Afrika'da ve Amerika'nın güneyinde beyazların siyahlarla Anlaşması gibi. ( s. 18)

İslami devrimin zengin petrol yataklarına sahip İran'da meydana gelmesi ve el-Kaide'nin liderinin bir petrol ekonomisinin çocuğu olması tesadüfi değildir. Ne gariptir ki, büyük enerji tüketimine sahip batı dünyası, Ortadoğu petrolüne muhtaçtır. İslamî grupların kolayca terörist olarak dalgalanmaları, onların siyasi ve sosyal gündemlerinin gözden kaçırılmasına yol açmıştır. Filistin ve Keşmir'in bağımsızlığı batılı güçlerin petrolleri çıkarması gibi konular gözden kaçırılmaktadır.  Mahrumiyet, derin bir adaletsizlik hissi ile birleşmektedir. ( s. 20) İsrail'in yakın doğuya nüfuz etmesi başka bir tür Haçlı savaşı olarak görülebilir.( s. 21) bir Filistin devletinin kurulması talebi yaklaşık 80 yıldır konuşulan bir konudur, yapılan müzakereler genelde Filistinlilerin Hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmıştır. Zira, İsrail'in daha başlangıçtan itibaren askeri güç dahil, güçlü bir dış desteğe sahip bulunmaktadır. İsrailliler, demokratik bir Avrupa devleti olarak görülmektedir. İslam ise, 'öteki', yani düşman ve sürekli ortalığı karıştıran unsur olarak kabul edilmektedir. Batılılar, Haçlı savaşlarını son derece meşru görürken cihadları, şiddet eylemleri olarak görmektedir. Halbuki, Her ikisi de kutsal savaştır. Kadın ve çocuk demeden, binlerce sivil öldüren hava bombardımanlarından daha dehşet verici bir şeyler bir şey var mıdır acaba? ( s. 22)

Tezim odur ki, evet, İslam kendine has inanç sistemi olan farklı bir dindir ama o, Yahudi ve Hıristiyan geleneğinin aslî bir parçasıdır. İslam'ın sekizinci asırdan itibaren teknoloji, mimari, klasik eğitim, matematik, kimya, ziraat suyun kullanımı, felsefe, siyaset bilimi, seyahat edebiyatı, daha doğrusu genel olarak edebiyat alanlarında ki rolü ve ehemmiyeti, Avrupa için son derece büyüktür.  ( s. 23) Potansiyel çatışmaları engellemek için, bu dinin geçmişini, mevcut durumunu ve onun siyasi ve dini gündemini anlamak durumundayız. Onun hakkında peşin hükümlü olmaktan kaçınmamız gerekir. ( s. 24) Dinin direnme gücü muazzamdır, bunu Afganistan'da, Sovyetler Birliği'ne karşı verilen mücadelede, Çeçenlerin Rusya'ya karşı verdiği direnişte görebilmekteyiz. Derin dini boyutu göz önüne almadan, salt terörizm gibi yaftalarla, ne günümüz Filistin'ini ne de başka şeyleri anlayabiliriz. ( s. 28) Göçmenler farklılıklarını muhafaza etmektedir ve bu yüzden de yabancı düşmanlığına ve genelde ırkçı reaksiyon olarak adlandırılan ama aslında, güçlü bir dini önyargı barındıran hareketlere zemin hazırlamaktadır. ABD'deki zengin Yahudi lobisinin aksine bu Müslümanlar Yakın Doğu ve başka yerlere ilişkin politikalar üzerinde pek etkili olamamaktadırlar. İslam dininin yedinci yüzyılda ortaya çıkmasından sonra, Müslümanların Avrupa kıtasını üç koldan sardığını görüyoruz: Araplar, Türkler ve Moğollar vasıtası ile. İngilizcede, ' yaramaz çocuklar' için kullanılan kelime, 'küçük Türk' şeklindedir. Primo Levi'ye göre 'musulman' sözcüğü Nazi toplama kamplarında, 'pes eden' tuttukları için kullanılmıştı. ( s. 30) Milletler bağımsızlığını kazandıktan sonra, tarihleri ve coğrafyalarıyla tanımlanmış ve meşrulaştırılmıştır. ( s. 31) Avrupa Aslında Coğrafi bir varlık bile değildir. Ancak Boğaziçi'nin suları ile ayrılmaktadır. Avrupa, hiçbir zaman tamamen izole olmuş ve tamamen Hıristiyan kalmış bir kıta değildir. İslam'a dönersek, onun ortaya çıkışını Hıristiyan Avrupa'yı el koyması olarak görmemek gerekir, zira Hıristiyanlıkta aynı şeyi Yahudilik için yapmıştır. Bu üç dinin de, var olmaya hakkı vardır. Hepsi Avrupa'nın birer parçasıdır. ( s. 32) Doğu, Avrupalıların için daima siyasi bir ilgi kaynağı olmuştur; önce Grekler ve daha sonra Romalılar doğuda büyük imparatorluklar kurmuştur. ( s. 34) İslam doğduktan kısa süre sonra Avrupa'ya nüfuz etmiş ve onun üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Dolayısıyla, bu anlamda 'öteki', coğrafi olarak hiçbir zaman ayrı olmamış, hep aramızda olmuştur. Bu sadece Avrupa sömürgeciliği ile değil, aynı zamanda İslam'ın Avrupa'ya nüfusu ile de irtibatlı bir konudur.  ( s. 36) Müslüman, Allah'ın iradesine ( emir ve yasaklarına) teslim olan demektir. ( s. 37) Hz Muhammed'in Mekke'den hicret etmesinden 46 yıl sonra, onun takipçileri İstanbul sınırlarına dayanmıştır. Bu kuşatmalar da yaklaşık 30.000 insan kaybetmişlerdir. ( s. 38) İslami egemenliğinde Yahudi ve Hıristiyanlara zimmî statüsü verilmiştir; bu statü, belli bir vergi karşılığında devlet tarafından tanınmalarını sağlamıştır. İslam topraklarındaki ticaretin çoğu Yahudilerin elindeydi. ( s. 39) Toledo'da Müslümanlar, tıpkı Yahudiler gibi sık sık kıyımlara uğramıştır. Gırnata o dönemde muhtemelen tüm Avrupa ve Afrika'nın en büyük şehri idi.( s. 52) Hıristiyanlarda kölelik yaygın değildi. (...Tüm Afrika, ABD, Asya...?!) ( s. 53) İlk Haçlı savaşı 1099 yılında Kudüs'ün fethi ile sonuçlanmıştır. 1187 yılında Selahattin Eyyubi Kudüs'ü geri almıştır. Müslümanların Kudüs'e gelen Hıristiyan hacılara karşı hoşgörülü davranmışlardır. ( s. 54) Gırnata 1492 yılında Hıristiyanlar tarafından alınınca Müslümanlar din değiştirmeye zorlanmıştır. ( s. 56) Ya dinlerini değiştirmeye ya da ülkelerini terk etme seçenekleri kendilerine sunulmuştu. Sonraları toprakları ellerinden alınmış, Arapça konuşmaları yasaklanmış, gelenek ve görenekleri engellenmiş, mezarları kapatılmış, hatta hamamlarını kullanmalarına engel olunmuş, domuz eti yasağına riayet etmelerine ve kuskus yemeklerine de yasak getirilmiştir. ( s. 57) Tüm moriskolar ( Müslümanlar) 1609 yılında ülkeden atılmıştır. ( s. 58) Türkler Balkanlar'a 500 yıl hakim olmuşlardır. ( s. 64) Müslümanlar ile Protestanları bir araya, onların ikon nefreti getirmiştir. Luther, kafir Türklerin Avrupa'ya saldırısı aslında, tanrının günahkarlara ceza vermesi ve papalığın çürümüşlüğünün cezalandırılmasıdır, der. ( s. 67) Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya, Osmanlı imparatorluğundaki tüm Ortodoks Hıristiyanların koruyucusu olma özelliğini kazanmıştır. ( s. 72) George Sarton'a göre, hümanistlerin eski Yunan ve Roma sevgisi, onların İslam'a duyduğu nefretle yeşermiştir. Arap dünyasının kültürünü karşılamak amacıyla, antik çağın yeniden canlandırılması birçok cephede yürütülmüştür. ( s. 74) Klasiklere dönüş, dini metinlerin şekillendirdiği dünya tasarımının sınırlarını daraltılmıştır. Protestanlar ile Türkler arasında ticari siyasi ve ideolojik ilişkiler vardı. ( s. 75) Dini nedenlerden dolayı su, hijyen ve temizlik Müslümanlar için hep, Hıristiyanlardan daha önemli olmuştur. Doğu dinlerinde kişisel temizliğe verilen büyük bir önem vardır. ( s. 83) Helenistik düşünce, İslam'ın etkisiyle yeni sorulara kapı açmıştır. ( s. 84) Kurtuba'da eğitim ücretsizdir ve ilim adamlarına Avrupa'nın ilk üniversite koleji olarak adlandırılan Ulu Camii'de ders vermeleri sağlanmıştır. Gırnata'nın 70 kütüphanesinden biri olan Alkazar'daki kütüphanede 400.000 kitap olduğu söylenmektedir ki, bu o dönemde Avrupa'nın en büyük kütüphanelerinden biri olan İsviçre'deki St. Gali manastırı'nda, sadece 600 kitap bulunmakta idi. ( s. 88) Kurtuba'da yollar asfaltlanmış ve sokak köşelerine lambalar konulmuştur. ( s. 88) Bilim Endülüslü ez-Zehravi büyük eserini 1000 yılında tamamlamış ve Avrupa tıbbında büyük devrim yaratmıştır. ( s. 89)  Tıp, beslenme, tarım alanında Arapça metinlerin Avrupa üzerindeki etkisi büyük olmuştur. İspanya'da, büyük ilim Merkezi Toledo'nun düşmüş olması Hıristiyan Avrupa'nın Müslümanlardan kalma teknik kitaplara daha kolay ulaşmasını sağlamıştır. ( s. 91) İslam Avrupa'nın gelişmesi sürecinde önemli rol oynamıştır. Batı Avrupa'nın 11. Yüzyıl'daki üretilen dahiyane icatlarının, Arapların işgal ettikleri topraklara ihraç ettikleri teknolojinin kullanılması neticesinde gerçekleştiği düşünülmektedir. ( s. 95) İslam'ın etkisi, bilim, teknoloji, felsefe, tarım ve ticaretle sınırlı kalmamış, edebiyata da sirayet etmiştir. ( s. 98) Orta Çağda Hz Muhammed'in daha önce Hıristiyan olduğuna dair çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. ( s. 110) 1599'da Paris'te, Arapça kürsüsü açılmıştır. ( s. 111) Kültürel olarak doğunun batı üzerinde kesin bir etkisi  olmuştur. Tabii daha sonra roller tersine dönmüştür. İspanya'da Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler uzun yıllar boyunca yan yana yaşamışlardır. ( s. 114) İslam'ın Avrupa'ya gelişi daha çok, Yahudilik ve Hıristiyanlığın Avrupa ya gelişine benzemektedir. Zira Hıristiyan ve Yahudiler Avrupa'ya geldiklerinde, önceki rejimlere entegre olmak yerine, onlarla çatışmış ve onları dönüştürmüşlerdir. İslam, hiçbir zaman 'öteki' yani doğu olmamış, tam tersineher zaman Avrupalıların hayatının bir parçası olmuştur. İslam'ın önemini takdir etmeliyiz. ( s. 128)

Göçmenler seküler olduğu iddia edilen ama haftalık ve yıllık Hıristiyan bayramların kutlandığı ve okullarda belli bir Hıristiyanlık anlayışının okutulmasına izin verildiği bir ortamda İslamî kimliklerinin daha çok bilincine varmaktadırlar. Göçmenler, Amerika'nın Libya'yı bombalaması ve Filistin'de devam eden durum neticesinde iyice politize olmaktadırlar. (s. 131) Müslümanlar, Hıristiyan bir ortamda kendi dini kimliklerini muhafaza etmek istemektedirler. Noel, Paskalya, azizler ve diğer tatiller, Hıristiyanlık dinine dayanmaktadır. (s. 132) Avrupa'daki İslami yapılanma Afganistan'dakine benzemektedir: Selefi hareket, Fransa'da son yıllarda özellikle gençler arasında büyümeye başlamıştır. Selefilere muhalif olan gruplardan biri, Müslüman kardeşlerdir. Diğeri ise sufiler ve tebliğ cemaatidir. Fransa'daki Müslümanların ekseriyeti herhangi bir gruba bağlı değildir ve hiçbir camiye de devam etmezler. Bunlar bir dereceye kadar cumhuriyete entegre olmuşlardır. (s. 134) Müslümanları gurbet havasından kurtarıp, kendilerini evde hissetmelerini sağlayacak 'çok kültürlülük' gibi bir anlayışın uygulanabilecek midir. (s. 136) Aslında zaten asimilasyon konusunda epeyce mesafe alınmış görünmektedir. Bunun büyük bir kısmı ikinci kuşak göçmenlerin eğitimden geçmesi ile mümkün olmuştur. Katolik kilisesi, bazı seküler konularda bile birçok vatandaş için önemini korumaya devam etmektedir. (s. 137) Avrupa göçmenlerin Hristiyan gibi davranmaları dışında bir çözüme yanaşmamaktadır. (s. 138) Göçmenler güvenlerini kısmen İslam'dan, daha doğrusu gurbette yeniden doğan İslam'dan almışlardır. Bu islamlaşma, köktenci bir islamlaşma değildir, ama içinde bazı radikal unsurlar da barındırmaktadır. Göçmenlik insanların İslam'ın olumlu özelliklerinin ve kendi geleneklerinin farkına varmalarını sağlamıştır. Bunda hem gurur, hem de algılanmış ayrımcılığa tepki bulunmaktadır. (s. 139) Almanya'da Türkler ayrımcılığa uğradıkları için tıpkı Fransa'dakiller gibi, İslam'a sarılmaktadırlar. Bazılarına göre başörtüsü takma isteği sadece entegre olmayı reddetmeyi değil, aynı zamanda terörist amaçlara bağlılığı da simgelemektedir. (s. 140)

Müslüman gruplarının diğer Müslüman güçlerden yardım alması olgusu, Yahudi cemaatinin İsrail'e yaptığı yardımlar bağlamında ele alınması gereken bir konudur. (s. 144) Batılı ülkelerin misyoner guruplarına yaptıkları yardımları da, bu bağlamda irdelemek gerekir. Radikal Müslümanlar genelde Filistinlilerin yakın doğudaki durumundan rahatsız olup, tedhiş ve askeri eylemler için potansiyel birer nefer hükmündedirler. Onların durumu, devlet düzeyinde en azından Yahudi cemaatlerindeki gibi resmi bir tür kabullenmeyi gerektirmektedir. Böyle resmi bir kabul, en azından onların şiddete değil de siyasete kaymalarına vesile olacaktır. Her halükarda İslam'ı dünyamızı bir parçası olarak kabul etmek durumundayız; tıpkı geçmişimizin bir parçası olduğu gibi. (s. 145) Viyana kurtulmuş ve bu zafer İslam'ın durdurulmasını simgeleyen ay çöreğinin icadı ile kutlanmıştır. (s. 156) Hıristiyan Müslüman karşıtlığı, sadece Kıbrıs ve Balkanları değil, tüm Yakın Doğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz Avrupa'sını etkilemiştir. (s. 161) Etnik temizlik denilen sorun, dini bir farklılığa dayanmaktadır. Söz konusu sorunlar pek de 'etnik' değildir. 'Etnik' kavrama çoğu zaman gerçek nedeni örten bir işlev görmektedir. (s. 162) Yugoslavya'daki, Kıbrıs'taki çatışmalar esas itibarıyla bir sınıf çatışması değildir, her iki bölgedeki ayrılığın asıl nedeni dîni idi. (s. 164) Farklı dini gruplara mensup insanlar Akdeniz Bölgesi'nde uzun yıllar beraber yaşamış ve aralarında yoğun bir iletişim olmasına karşın zaman zaman ihtilaflarda baş göstermiştir. (s. 168) 'Hıristiyanlık başka bir dil ile yan yana yaşayamaz.' denilmekteydi (N. Daniel, The Araba and the Medieval Europe, s. 48) Avrupa'da din, kimlik ile özdeşleşmiştir. ( Daniel, s. 303) Din, kimliğin asli unsurlarından biridir.  ( s. 170)

Amerikalı Yahudiler hiçbir zaman Amerikalı olmamışlardır. Bu Yahudiler kendisini Yahudi olarak tanımlayan bir başka devlete yani İsrail'e destek vermektedirler. Bu durum, gelecekte Avrupa'daki Müslüman toplulukların intibakına ve onların ortaya koyacakları siyasi hareketleri de model teşkil edecektir. ( s. 171) Modern İnsan, dinle çok az ilgilenmiştir. Entelektüeller hariç din, İnsanların hayatında önemli bir rol oynamıştır. ( s. 173) Din, bunalım dönemlerinde, hayat tarzı tehlikeye girdiğinde her an gün yüzüne çıkmaya hazırdır. ( s. 174) Dini olanı bir kenara atan yaklaşımın arkasındaki gerekçe, aslında biz inançlara fazla değer vermezken başkalarını inançları bu kadar değer vermesini anlayamamamızdır. Bu nedenle o inançları küçümseriz ve onlarla alakalı olanları da, inancın hayatî unsurları olarak değil, ' madde kültür' nesneler olarak görürüz. ( s. 175) Bir taraf için terörist olan diğer taraf için özgürlük savaşçısı olabilmektedir. Fakat bu taraflardan biri gücü eline geçirdiğinde hemen meşruiyet kazanmaktadır. ( s. 179) 1930'larda Filistin'de Yahudi teröristler özellikle ABD'den gelen dış yardımlar sayesinde sonunda Arapları mağlup ederek, 1948 yılında İsrail devletini kurmuşlardır. Böylece o zamana kadar terörist olanlar şimdi meşru hükümet olmuşlardır. Artık yeni teröristler ülkenin kontrollerini kaybeden Müslümanlardır. ABD, Pakistanlıların Afganistan'daki Taliban'ı kınamasını isterken, ABD'nin kendisi, Sovyet işgali sırasında bu grubu özgürlük savaşçısı olarak desteklemiştir. ( s. 180) Filistin'deki yeraltı terör örgütlerinin liderinden biri olan Begin, sonunda Başbakan bile olmuştur. ( s. 181) İsrail, 1981 yılında Irak'ta nükleer malzeme ürettiği iddia edilen bir fabrikaya saldırı düzenlemiştir. Yne 1998 yılında ABD, kimyasal silahlar için malzeme ürettiğini iddia ettiği Sudan'daki bir fabrikayı vurmuş. Ama bu fabrikanın söz konusu malzemeyi üretip üretmediğine ilişkin kuşkular seslendirilmiştir. Bu saldırıların uluslararası hukuktaki yeri nedir? Aynı saldırıların Japonya'nın 1942 yılında Hawaii'ye düzenlediği önleyici saldırılardan ya da Almanya'nın 1930'lu yıllarda birçok ülkeyi işgal etmesinden ne farkı vardır? Sudan, Usama bin Ladin'i barındırdığı için ABD tarafından tehdit olarak görülür. Ancak bu durumun, ABD'nin IRA örgütü için para toplayan kişileri barındırmasından ne farkı vardır? Bu durum herhalde İngiltere'ye, ABD deki hedefleri bombalama hakkı vermez. Saddam, İsraillileri kendisi için bir tehdit olarak görme hakkına sahip değil miydi? ( s. 182)

Terörizmin gerilla savaşı olarak karşımıza çıktığı yaygın durumlardan biri, kişinin ülkesinin düşman güçlerince işgal edilmedir. Tıpkı II. Dünya Savaşı'ndan sonra da tüm Avrupa'nın karşılaştığı durum gibi. Bu direniş işgal güçleri tarafından kaçınılmaz olarak terörizm olarak görülecektir, ama işgal güçlerinin kendileri de sık sık teröristi taktiklere başvurmuşlardır. Örneğin işgal güçleri sivil halkın üzerine ateş açmakta çoğu zaman bir sorun görmemektedir. ( s. 184) Medyada Filistin'li savaşçılar hemen hemen her zaman terörist olarak yer alır. Ama İsrailli savaşçılar her zaman İsrailli askerler olarak basında yer alır. Halbuki genelde aşırı dini görüşler ile hareket eden İsraillilerdir. ABD'dei yerli topluluk Çerokilerin 3000 silahlı adamı asker değildir. Zira asker sözcüğü sömürgeciler ya da eski İngiliz askerleri için kullanılmıştır. ( s. 187) Devlet terörizminin birçok örneğine yakın geçmişte de rastlanmıştır. Mesela CIA'nın Güney Amerika'da beğenmediği hükümetlere karşı savaşan silahlı grupları, Şili'de Ailende ve Nikaragua'da sandanistaslları teşvik etmesi bu türdendir. ( s. 189) Demokratik güçlerin kendi kısa yada uzun vadeli çıkarları için bu türden terörist faaliyetlere destek vermesini hiçbir şey engellememiştir. Hatta bunu özgürlük mücadelesi kisvesine bürünmüşlerdir. Amerika'nın terörizme verdiği desteğin açık bir örneği, Yahudi gruplara, 1500 yıl Arapların egemenliğinde kalmış topraklarda verdikleri bağımsızlık mücadelesinde, onlara destek çıkmasaydı. İsrail devletinin kurulmasıyla teröristlerin statüsü değişmiş ve daha önce illegal olan bu terörist örgüt daha sonra devletin ordusu haline gelmiştir. Aslında 17. yüzyıl Amerikansında olan biteni tekrarlanıyordu. Zira bu dönemde, Avrupa'dan gelen sömürgeci göçmenler, Kızılderililerin topraklarını ellerinden almış ve kalanları da koruma bölgelerinde sürmüşlerdir. ( s. 190) Silahlı güç kullanma hali, Filistin devletinin tanınması yönünde bir adım atılırsa değişebilir. Filistin'de yaşayan Yahudilere, İsrail'de yaşayan Araplara verilen hakların aynısı verilmekle bu sorun çözülebilir. ( s. 192)

Geçmişte Müslümanlara entelektüel ve bilimsel hayata katkıda bulundukları gibi bizatihi Rönesans'ın kendisine de tesir etmişlerdir. Bugün ise Müslümanlar, Avrupa'nın azalan nüfusu karşısında Onların iş gücü ihtiyacını karşılamaktadırlar. ( s. 212) İslam Geçmişte de öteki değildi, şimdi de değildir. Müslümanlar artık Avrupa sahnesinin bir parçası haline gelmişlerdir. ( s. 213)

 



Jack goody, Avrupa'da İslam damgası