Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Batı'da Hz Muhammed imajı

 

 Konuyu tamamlayan,  'Oryantalistlerin Kuran ve peygamber iddialarına cevaplar  ve Alman ve İngiliz oryantalistlerin Hz Muhammed tasavvuru' adlı yazıları da tavsiye ederiz.  

 

 

 Batıda Hz Muhammed İmajı

Batıdaki Hz Muhammed imajı, aynı zamanda Kuran ve İslam imajıdır. (s. 19, 22) Hz Peygamber imajının doğru anlaşılabilmesi için öncelikle yanlış olan imajın teşhis edilip ortaya konması gerekir. (s. 19)
 

Giriş

"Biz en fazla mesaimizi (Hz) Muhammed'in peygamber olmadığını ispat üzerine yoğunlaştırdık. Zira o peygamber değilse Kuran'da vahiy olmayacaktı." Norman Daniel

Önce Kuran gelip o peygamberi bize tanıtmadı. Önce biz Hz peygambere iman ettik. O'na güvendiğimiz için Kuran'ı Kuran bildik. Resulullah onu bize açıklayıp hayata tatbik etti, bize gösterdi. (s. 22) Hz Peygambere ait ortaçağdaki imajla, günümüzdeki 'modern ortaçağ' imajı arasında alabildiğine benzerlik vardır ve bu imaj tarih boyunca tekrar edile gelmiştir. (s. 23, 28, 29, 32, 33, 36, 45, 49, 53, 57, 66, 70, 71, 72, 77, 87, 91, 112, 132, 143, 155, 175, 239, 246, 276, 295, 365) Bütün dünyaya pazarlanan İslam algısı ve imajının arkasında, uzun bir tarih durmaktadır. Hz Peygamberin hayatına dönük oryantalist ilginin dini, siyasi, sanatsal, edebi, sosyo-kültürel, ekonomik ve oryantalistik pek çok sebebi vardır. (s. 24) İslam karşıtlığı daha ziyade Hz Peygamber üzerinden yürütülmektedir.

Şu soruları yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Resulullah hakkında konuşurken en azından nezaket sınırlarını zorlamamak gerekmez mi? Müslümanların Hz İsa'ya gösterdiği saygıyı, batının da Hz Muhammed'e gösterme zamanı gelmedi mi? (s. 28)

Batıda İslam ve Hz Peygamber algısı üzerine genel bakış

Daniel, Ortaçağ Avrupa'sı için İslam'ın kendini nasıl tanıttığının değil, İslam hakkında Hıristiyanların nasıl ikna edileceğinin önemli olduğuna işaret eder. Batı kendini, evrensel aklın ve medeniyetin tek temsilcisi olarak görmektedir. (s. 31) Batının bakış açısına göre İslam Doğu'da, şehvet ve şiddet ile kurulmuştu. İslam hakkındaki çalışmaların çoğu, haçlı dönemine ait sert polemiklerin üzerine inşa edilmiştir. (s. 33)

 

 

 

M. Rodinson, Batı'nın Hz Muhammed algısını şöyle özetler: "Muhammed bir sihirbazdı, cinsel ilişkiyi serbest bırakmıştı ve Muhammed Müslümanların en büyük putu ve baş tanrısıydı." H. Herkomer ise, Ortaçağ edebiyatında İslam tasvirleri adlı çalışmasında şöyle der: " Avrupalı kardinaller, Muhammed'in Katolik bir kardinal iken, Hıristiyanlıktan ayrılıp doğuda yeni bir mezhep kurduğunu iddia ediyorlardı." (Muhammed Umerâ, Vatikan ve İslam 5, 22 Ekim 2007) Francis Bacon, Cesaret adlı makalesinde şöyle bir yalan uydurur: "Muhammed, dağı yanına çağırınca geleceğini duyurur. Halk toplanır, Muhammed defalarca seslenir dağa ama dağ yerinden kımıldamayınca utanmadan şöyle der: Dağ Muhammed'e gelmezse, Muhammed dağa gider." (  Altınoluk, 2006, Nisan, Sayı: 242, s.14) Nitekim bu yalan günümüzde Avrupa'da o kadar yaygınlaşmıştır ki, olmayacak şeyler için, özellikle İngilizcede (ABD dahil)  ve İspanyolcada de bir darbı mesel olarak kullanılır olmuştur.
 

 
 

Weber, I. Goldziher'i de etkilenmiş ve o da aynen Weber gibi,  İslam'ı bir "çöl dini" olarak nitelemiştir. Önceden klasik oryantalistlerce işlenen tasvir veimgeler yeniden güncelleştirilerek batılı zihinler, İslam ve Hz Muhammed aleyhine yönlendirilmektedir. (s. 38) Hıristiyanlık döneminde tanrı, İsa'ya indirgendi, İsa Kilise'de bedenlendi ve modern Avrupa, Tanrısı'nın bedeni olan kuruma karşı mücadele ederek var oldu. (s. 39) Bugün Doğu ve Orta doğu olarak isimlendirilen bölgeler, tarihte Hıristiyanlığa beşiklik etmiş topraklardır. (s. 41)
 

Metodolojik yaklaşımlar

Batı'da sîret kaynaklarına ( Hz Muhammed'in hayatını anlatan eserlere), polemik eserler, bilimsel olmayan, objektiflikten uzak eserler gözü ile bakılır. Ama bu eselerde yer alan, mesela, Garanik Hadisesi gibi bilgileri, İslam ve Hz Muhammed'e karşı kullanmaktan çekinmezler. (s. 47) Oryantalistler İslam dışı kaynaklardaki bilgileri daha objektif ve güvenilir kabul ederler. ( s. 49) Watt, oryantalistlerin İslam'a saldırmadıklarını, İslam'ı anlamak için sadece tarihsel metotlara ve metin tenkidine başvurduklarını iddia eder. (s. 56) İslam hakkında kullanılan, "Muhammedilik/Muhammedanism ve  İslam'ın kurucusu" ifadelerinden kasıt, Müslümanların peygambere tapan bir topluluk/putperestler olduğunu ifade etmektir. (s. 58) Batıdaki Hz Muhammed imajı, "nesilden nesile aktarılan" bir mirasa yaslanan imajdır. Amaç ise, Hz Muhammed'in vahiyle irtibatının olmadığını ispata çalışmaktır. (s. 59) İstisnai olarak ortaya çıkan bir takım objektif çalışmalarda bile hiç bir zaman, Hz Muhammed'in peygamberliği kabul edilmemiştir. (s. 60) Dozy, Caetani, Sprenger, Muir vb. oryantalistlerin eserlerinde, Hz Peygambere karşı peşin hüküm ve nefret söz konusudur. (s. 61)

Tarihte batılı yazarların Hz Peygambere bakıştaki değişim dönemleri

Günümüzde batı dünyasının bilinçaltında Müslümanlar 'öteki' olarak kodlanmıştır. (s. 71)

Dımeşki'nin, İsmailî sapıklık başlığı altında İslam'a reddiye olarak yazdığı 15 sayfayı aşmayan risalesindeki iddialar, Normal Daniel'in ( Islam and West, IX. bölüm) ifadesi ile, daha sonra batıda, 'nesilden nesile aktarılmış ortak bir algılama' halini almıştır. Osmanlı ile yüzleşmeye başlamasından sonra Avrupa'nın ötekisi, Müslümanlar anlamında Türkler olmuştur. ( s. 72) Martin Luther'in, 'Türklere karşı Ordu vaazı', Erasmus'un, ' barbarlara karşı Türklerle Savaş' adlı eserleri mevcuttur. Batı, kendi medeniyetin merkezi alıp, diğer kültür ve medeniyetleri ona göre değerlendirir ve onları 'öteki' olarak tanımlar. ( s. 73) Müslümanlar, Avrupalı bakış açısına göre "barbar, putperest, kafir" olarak algılanmıştır. Batılı, kendisindeki tüm olumsuzlukları kendi kurguladığı 'ötekine' yükleyerek deşarj olur, günahlarından arınır, rahatlar ve böylece düşmanı hep kendi dışında aramıştır. ( s. 74)  13. yüzyıl ortalarına  doğru Avrupa'da peygamberimiz, "bir zenginin kölesi, bir kardinal veya zengin İranlı" olarak tanıtılmıştır. (s. 77)

Oryantalistler, Allah'tan başka ilah olmadığını söyleyen adamın kendisini ( Hz Muhammed) bizzat ilah ilan etmiştir. 12. ve 13. yüzyıllarda İslam'ın kendisini nasıl tanımladığı değil, İslam'a karşı Hıristiyanların olumsuz olarak nasıl ikna edilebileceği önemli görülmüştür. ( s. 82) Hollanda'nın önemli oryantalistlerinden A. Relandus, 1705'te yazdığı Four Treatises Concerning the Doctrine (s. 12) adlı eserinde bu konu açıkça görülür: "Elbette herhangi bir din, çürütülmeye değmez olarak düşünülürse, bu İslam'dır. Biri, iğrenç ve esaslı bir doktrin tasarrayacak olsaydı, bu ancak Muhammed olurdu... Muhammedî inançta hemen hiç güzel bir şey yoktur ve her maddesi yozlaşma içindedir. İblis ile Muhammed arasında büyük bir anlaşma vardır." Aydınlanma döneminde, olumluya doğru evrilen farklı yorumlar yapılsa da tarihteki imaj aynen devam etmiştir. ( s. 87) Buradaki olumlu bakış, önceki dönemlere göredir. Protestanların İslam'a bakışı genelde olumsuzdur. Luther Türkleri, 'Şeytana tapıcılar' olarak tanımlar. ( s. 88) 1615 yılında W. Bedwell tarafından yayınlanan kitabın adı aynen şöyledir: Muhammed'in sahtekarlıkları: Yani kafir ve insan ayartan Muhammed'in çeşitli sahtekarlıkları, korkunç ve dinsizce davranışları. ( s. 90)

Boulainvilliers, İslam'ı Hıristiyanlığa daha tercih edilebilir bir din olarak görmekte, Hz. peygamberi de bir peygamber olarak taktir etmektedir. (G. Pfanmüller, Hanbuch der Islam , s. 117, 171) Aydınlanma dönemlerinde, batılı yazarlar İslam'da ruhban sınıfının olmaması, peygamberin oğul ilah olmaması gibi hususları olumlu olarak öne çıkarmışlardır. (s.95) Batıda ilk ansiklopedi olarak kabul edilen, Bibliotek Orientaile'de D'Herbelot adlı eserde şu yazar: "Muhammed; meşhur düzenbaz." (s. 96) H. Stubbe'nin, 1671'de yazdığı peygamber öven eseri, An Account of the Rise adlı eseri ancak, 1911 yılında basılabilmiştir. (s.98)  Goethe, peygamberimizi öven şiirler yazmış, T. Carlyle ise Hz. Muhammedi peygamberlerin en doğrusu olarak nitelendirmiştir. (s.102) M. Hart, N. Tolstoy, Lamartine'de peygamberimizi öven yazılar yazmışlardır.

19. yüzyılda, çoğu oryantalist misyoner olan yazarların olumsuz peygamber imajı aynen devam eder. İlginç bir örnekte, Müslüman olduğunu açıklayan ve Hollanda'nın Endonezya sömürge valiliği de yapan S. Hurgronje'nin yazdığı Mekka isimli eseri de olan bu yazarın, "Düşmanını iyi tanırsan onu kolayca alt edersin." sözüdür. P. Dröge, onu 'casus'; P. S. van Koningsveld ise, 'Hiç bir zaman Müslüman değil, ajan' demektedir. ( s. 111) 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa'da, Arapça kürsüleri kurulmaya başlanır. Amaç sadece ilmi değil, daha çok ekonomik çıkar ve misyonerlik idi. Bu dönemde de Hz Peygamber hakkında bir çok çarpıtma yazılar yayınlanır. (s. 112) Oryantalizmin sunduğu İslam, yaşayan bir gelenek değil, yıkılmakta olan bir medeniyet tarihinden bahseder. 19. yüzyılın ikinci yarısında İslam dünyasının yaklaşık yüzde seksenini işgal etmiş olan Avrupa, hükmettiği coğrafyanın insanları hakkında bilgi sahibi olmak zorundaydı. ( s. 113) Hollanda'lı A. Relandus, 1704'te Mahommedica adlı eser yazar.Yazar, eserini 'İslam'la daha iyi mücadele etmek amacıyla yazdığını' söylerken, kendisi İslam propagandası yapmakla suçlanmıştır. ( s. 114 ) Weil'in, Muhammad adlı eseri, genel önyargılı ve negatif bakışa sahipken, bilimsel kisve altında okuyuculara sunulmuştur. ( s. 115) Günümüzde Hz Muhammed'in hayatı hakkında yazılan eserlere ve hadise, 'kurgulanmış bilgi' gözü ile bakan oryantalistler, bu bilgiler içinden iddialarına uygun olanları seçerek, peygamberimize saldırmayı da ihmal etmemişlerdir. Muir gibi papazlar, çeşitli İslam ülkelerine sömürge memuru olarak gönderilmiş, görev aldıkları, 'İngiliz doğu hint şirketi' gibi şirketler aynı zamanda misyonerlik faaliyetlerine mali destekte sağlamışlardır. ( s. 116) Oryantalistlerin genel kabulü, Kuran'ın, Hz Peygamberin yazdığı bir kitap olduğu şeklindedir. ( s. 119) 20. yüzyılda bazı objektif eserler yazılmışsa da, Resulullah asla bir Hz Peygamber olarak kabul edilmemiş ve Kuran'ın yine onun eseri olduğu iddia edilmiştir. ( s. 120) 20. yüzyılda İslam ve Müslümanlar hakkında sert ve radikal kampanyaların hız kesmelerinin esas nedeni, bilimsellikten ziyade, soğuk savaş ortamıdır. Ama doğu bloku yıkılınca İslam yeniden düşman ilan edilmiş, ortaçağ söylemi güncellenip yeni modern argümanlarla tekrarlana gelmiştir. ( s. 121) Avrupalılara göre Kuran'da var olan birtakım doğrular, mutlak anlamda Kuran'a ait değil, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan devşirmelerdir. ( s. 122)

Hıristiyanlıkta İsa'nın kendisi tanrının vahyidir. İslam'da ise vahiy, Hz peygamberin hayatı değil, Kuran'ı kerim'dir. ( s. 128)

Oryantalistler İslam'ın yayılmasını iki nedene bağlamışlardır: Şiddet ve cinsellik. (s. 139) İlk Kuran tercümesi, Fransız papaz Peter the Venerable'in önderliğinde, Robert von Ketton tarafından yapılan Kuran tercümesidir. (s. 140) Bizans kiliselerinde üretilen eserlerden bazıları uzun süre batıdaki kiliselerde birer "el kitabı" olarak şöhret kazanmıştır. (s. 141)

Yazarı bilinen ve peygamberimizden bahseden ilk eser, VI. yüzyıl Bizans felsefecisi, İskenderiyeli Stephen'e aittir. Horoscope adlı eserinde, 620 yılında Arap tüccardan işittiği alıntıyı nakleder:" Yesrin'te ( Mekke) İsmailoğullarından Kureyş kbilesine bağlı, Nisan 620 yılında adı Muhammed olan ve peygamber olduğunu iddia eden bir adam ortaya çıkmıştır." ( Robert Hoyland, Seeing Islam as others saw it, s. 304)

Yuhanna ed-Dımeşki'nin Yunanca De Haeresibus adlı eserinin 15 sayfası, 'İslamili sapıklık' başlığı altında peygamberimize ayrılmıştır. Bu eser, İslam karşıtı polemiklerin en önemli kaynağı olmuştur. İki temel iddiası vardır: İslam, Hıristiyanlıktan kopmuş sapık bir harekettir ve Muhammed sahte bir peygamberdir. (s. 155) ortaçağda Hıristiyan yazarların çoğu, onun iddialarını tekrarlamıştır. Aslında, 19. ve 20. yüzyıldaki oryantalistlerin görüşleri de, Dımeşki'nin görüşlerine dayanır. Dımeşki üzerine ciddi araştırma yapan tarihçi philip S. Khoury, Dımeşki'nin İslam ve peygamberimiz üzerine verdiği detayların pek çoğunun asılsız olduğunu ve İslam'a duyduğu düşmanlık ürünü olarak yazdığını belirtir. ( Bekir Karlığa, İslam düşüncesinin batı düşüncesine etkileri, s. 70, - Khoury'den alıntı)

Peter the Venerable, Latinceye bazı eserleri tercüme eder. Bu eserler, çarpıtmaya yönelik, tarihi gerçeklerle uyuşmayan, fantaziye dayalı çeşitli görüşlerden oluşur. ( Daniel Sahas, Islam, s. 86-70, 79-108) Peter, şöyle der, " Muhammed bir peygamberse ben eşekten kötüyüm." ( Daniel Sahas, Islam, s. 42) Peter'in argümanları daha çok Yahya ed-Dımeşki'ye dayanır. ( s. 177)

B. W. Robinson ve Miguel Asin Palacios, Dante'nin, İlahi komedya adlı eserinde 'bedenen yaptığı' ahiret yolculuğunu, Hz Peygamberin mirac mucizesinden taklit ederek yazdığını belirtirler. Çünkü eserini yazdığı dönemde, miraç mucizesinin anlatıldığı kitap ( Book of Mahomet) latinceye tercüme edilmişti. ( Johnson, Galen, Muhammed, s. 336-338) M. A. Palacios, Islam adlı eserinde, Müslümanları cehennme sokmasına rağmen, İslam kelamından derin izler taşıdığını belirtir. ( s. 189, 193)

Erasmus, Avrupa birliği fikrini felsefi-dini anlamda temellendiren önemli bir yazardır. ( s. 199) Erasmus, Türklere-Müslümanlara karşı din eksenli savaşa dair teo-politik kitaplar kaleme almıştır. ( s. 200) Hıristiyanlar arasındaki ihtilaf ve ahlaksızlıkları birer iç düşman olarak" içimizdeki Türkler" diye niteler.  Görüşlerini yer yer radikal-fanatik bir Hıristiyan tavrıyla ifade eder. Bugün Avrupa var olan bazı olumsuz Türk-Müslüman imajında onun etkisi büyüktür. ( s. 202)

Luther'in eser ve söylemleri, radikal evangelist Protestanların "İslam karşıtı-kültürel ırkçı" söylem ve eylemlerinde etkilidir. İslam karşıtı aşırı sağın, Luther başta olmak üzere tarihte alabildiğine dini/ideolojik temelleri mevcuttur. ( s. 204) Luther'in söylemlerinde türk ve Osmanlı, Müslüman anlamındadır. Croce'nin Kuran karşıtı kitabını tercüme etmiş ve amacının, 'Muhammed'in inancının ne kadar bozuk olduğunu Almanlara öğretmek' olduğunu ifade etmiştir. Kitabın önsözünde şöyle der: 'Kuran'ın ne kadar Tanrı belası, yalan ve uydurmalarla dolu bir kitap olduğunu Hıristiyanlara göstermek, Muhammed'i rahatsız etmek ve Müslümanlara zarar vermek, Türklere zarar vermek için' kitabı yazdım. ( s. 206)

Voltaire, Muhammed'i yalancı olarak nitelendirir. İslam'ı kötülemek için yazdığı piyesten dolayı, Papa tarafından kutlanır. Ama aslında Valtairye göre Hıristiyanlığın tanrısı acımasız ve nefret edilmeyi hak eden bir zorbadır. ( s. 209 )

Batı'da Hz Peygamber imajında öne çık(arıl)an başlıca tipolojiler

C. Forster'e ve J. C. Archer'e göre Hz Muhammed peygamber olmaktan ziyade, ruhani/mistik bir liderdir. ( s. 214) M. Rodinson  ve R. A. Gabriel'e göre Hz Muhammed, "sosyalist, devrimci" bir liderdir. ( s. 217, 221) Rahip M. the Confessor Müslümanları, "insan kılıklı vahşi yaratıklar, tanrının lanetlediği Yahudiler" olarak nitelendirir. ( s. 221) Kitabında Araplar'dan kastı da Müslümanlardır. ( s. 222) S. W. Muir, Hz Muhammed için, 'O'nun kılıcı ve Kuran, medeniyet ve özgürlüğün iki inatçı düşmanıdır.' der. ( Muir, The Life of Mahomet, I/522) Günümüz Evangelistlerinin liderlerinden Pat Robertson, Fox TV'deki konuşmasında Hz Muhammed için:" O bir soyguncu ve eşkiyadır. Bir canidir." ( 10.09.2002); Jerry Falwell, CBS adlı kanalda," Muhammed'in bir terörist olduğuna inanıyorum." demiştir. ( 03.10.2002) Bizanslı Rahip Theophanes the Confessor, Spenger, Muir, Weil, Jeffery, Germanıviç'e göre, Hz Muhammed, " Saralı, psikopat, epilepsi" derlerken, M. Rodinson bu tür teorilere karşı çıkar ve: " Bilim ilerledi ve bu ilerleyiş, Peygamberin sahtekar olduğunu ileri süren bu tür güdük açıklamalar hakkından geldi." ( Rodinson, Hz Muhammed, s. 87) der. J. von Hammer de, " İğrenç sara nöbeti masallarını" eleştirmiştir. ( Hammer, Der Islam, s. 1-90)

Hz Peygamberin cesedinin domuzlar - diğer rivayete göre köpekler- tarafından yeniliği iddiasından, gizlice vaftiz edilip Hıristiyanlığı kabul ettiğine kadar tarihte pek çok iddia ileri sürülmüştür. ( s. 238)

Hz. Peygamberin soyunun İsmail'e dayanmasından ötürü, İslamililer olarak yapılan nitelendirme aslında bir aşağılama kastı taşır. Pavlus, İslamiloğullarını, kölenin çocukları olarak nitelendirir. ( Galatyalılar, 4:22-25) Kalvinizmin kurucusu John Kalvin'de Müslümanları, Hıristiyanlığın gayri meşru çocuğu olarak nitelemesi de aynı paralelde negatif bakışın izlerini taşır. ( s. 247) Bu iddiaların en eskisi, Dımeşki'ye aittir. ( s. 248) Luther, Müslümanların İsa'ya küfrettiğini söyler. ( s. 253) Hz Peygamber hakkındaki nitelemelerde daima değişim olmuştur. ( s. 256)

Hz Peygamber imajındaki en temel iddia: Geçmiş din ve kültürlerin Hz Peygamber üzerindeki etkisi

M. J. de Goeje, Hz Peygamberin akıl hocaları olduğunu ileri sürer. ( De Goeje, Quotations from the Bible in the Qoran and the Tradition, I/181) Batılı yazarlara göre tek ilahi vahiy Hıristiyanlığa aittir. Kuran, Yahudi ve/veya Hıristiyanlıktan devşirmedir. ( s. 263) Ignaz Goldziher'in akıl hocası Abraham Geiger'e göre Hz Muhammed, Yahudilikten etkilenmiş ve Talmud'dan alıntılar yapmıştır. ( s. 265) C.C. Torrey, Mekke'de etkin bir Yahudi nüfusu olduğunu ve bunların Muhammed'i etkilediğini ileri sürer. Yahudi olan F. Rosenthal, bu iddiayı kabul etmez ve, "eldeki mevcut kaynaklar Torrey'i desteklemez." der. ( s. 266)

1950 sonrası Hz Peygamber imajı

İslam hakkında 'en objektif yazarlardan olan' Slomp'un yazdıkları konuyu gayet iyi özetler:" Muhammed bir peygamberdir; ancak İsa ise peygamberin ötesinde özelliklere sahiptir. Dolayısı ile Hz Peygamberden üstündür." ( Slomp, Het debat over de christelijke erkening van Muhammed, s. 64) C. Bennet, R. H. Drummond, J. Macquerrie gibi yazarlar da HZ Muhammed'in peygamber olarak görülmesi gerektiğini ifade ederler. ( s. 362) D. Marshall, Muhammad  in Contempovary adlı makalesinde ( 2013, 24/2, s. 161-167) şöyle der:" Şayet Hıristiyanlar hz Muahmmed'in peygamberliğini kabul ederlerse kendi dinlerini inkar etmiş olurlar."

Hz Peygamber imajında tarih, post-modern versiyonları ile devam etmektedir. ( s. 365) Batının İslam dünyasına bakışını esas belirleyen bilimsellikten ziyade, Batının 'Ben' merkezci medeniyet algısı ve 'öteki'leştirici tavrıdır. Doğu blokunun yıkılmasından sonra batı, düşman olarak artık komünizmi değil İslam'ı görmeye başlar. Özetle oryantalizm, ortaçağdan itibaren İslam'a karşı olan negatif tutumunu güncelleyerek devam ettirmektedir. ( s. 366, 370) Papa 16. Benedict'in İslam'a hakaret eden konuşması aslında, Hz Peygamber karşıtlığının en yetkili ağızdan tekrarından başka bir şey değildir. Batı ve Papalık aslında kendini kurtarmak istemekte, 'ötekeleştirebilecekleri bir öteki' bularak bu 'şeytana karşı' alacakları tutum sayesinde, Avrupa'yı Hıristiyan bir zeminde tutabilmeyi amaçlamaktadırlar. Dortmund üniversitesinden Wolfram Richter'in ifadesiyle, İslam karşıtlığı Avrupa'da uyanan antisemitizm hastalığının yeni bir yüzüdür. Şu ifadeler ona aittir:" Yeni holochost'un kurbanları Müslümanlar olacaktır." ( s. 381)

Spencer'in -ve aslında tüm oryantalistlerin - İslam'a bakışını, K. Armstrong şöyle değerlendirir: "Meselelere bakışında temel bilgi hataları yapmakta, mevcut delilleri kasten değiştirmekte, okuyucuyu aldatmaktadır. ( Armstrong, Balancingvthe Prophet ) Amerikalı yazar Sherry Jones'un, The Jewel of Medina adlı romanı için Texas üniversitesinden İslam tarihi uzmanı Denise Spellberg şöyle der: " enim kurgu dolu çalışmalarla sorunum yok. Ancak, tarihi belgeleri kasten çarpıtan çalışmalarla problemim var.Bu eser, Batıdaki insanların İslam hakkındaki cahillikleri üzerinden avantaj elde girişiminden başka bir şey değildir." ( s. 387) Yazar Jones'un Şiilerle olan bağlantısı da ilgi çekicidir. Hz Aişe hakkındaki negatif iddiaların arkasında Şiilerin olabilme ihtimali bulunmaktadır. ( s. 388)
 

 Craig Winn adlı amerikalı siyonist kitabında şöyle der:" Bizzat İslam'ın kendisi terörist bir dindir."

 Irkçı politikacı G. Wilders ise, Kuran'ı 'faşist bir kitap' olarak nitelendirir. ( s. 371)
 

Günümüzde, piyasadaki dijital oyunlar, arka planda İslam düşmanlığına zemin hazırlamaktadır. ( s. 393) Bu konuda, "Haberlerin ağında İslam  ve Yalan haberler" adlı yazılara da bakışabilir.
 

 
 

 

Yapılması gerekenler

Hıristiyanlar, İslam'ın son din olma iddiasını bir meydan okuma olarak algılamaktadırlar. Onlara göre, şayet peygamberin vahiy almadığını ispat ederlerse, Kuran'ın yazarı olduğunu ispat edip, İslam'ın çökeceğine inanmaktadırlar. ( s. 402) Batıda Hz Peygamber, Hıristiyan bakış açısına göre değerlendirilmektedir. Üç dinin peygamber anlayışlarında farklılıklar vardır. Dolayısıyla bir batılının, Müslümanın ruh dünyası ve bakış açısı ile Hz Muhammed'i nasıl algıladığını anlamaları çok zordur. ( s. 403)

Ferdi plandaki çalışmaların yanında kurumsal temelde planlı, stratejik bazı çalışmalara ihtiyaç olduğu aşikardır. ( s. 405) Müslümanlar Hz İsa'ya olan saygın bakış açısı uygun dille anlatılmalıdır. Bir oksidentalist araştırma merkezi kurulmalı, dini ve dili iyi bilen araştırmacı, akademisyen ve entelektüeller yetiştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki, Batı dünyasında İslam, istenilen düzeyde tebliğ ve temsil edilmemektedir. ( s. 406) İyi bir dil eğitimi çok önemlidir. Müslümanların protesto kültürünü de geliştirmeleri gerekmektedir. Soğukkanlı tepkiler konusunda toplum bilinçlenmelidir. İslam, politik bir dille değil, poetik-şiirsel-edebi bir dille anlatılmalıdır. ( s. 407) batıda Hz Peygamber hakkındaki negatif iddialar tespit edilmeli ve modern metodolojiler kullanılarak bunlara uygun cevaplar verilmelidir. Oryantalistlerin kendi aralarındaki reddiyelerden de istifade edilmelidir. ( s. 408)

Hz Peygamberin yönetici konumunda bulunurken, 'ötekilere' yönelik adaletli muameleleri, söz ve uygulamaları mukayeselerle anlatılmalıdır. ( s. 410) İbni İshak'ın siret'i daha çok Peygamberimizin savaşlarını öne çıkarır. İbni İshak belki bir tarihçi olarak görevini yapmıştır; bize düşen ise ömrünün sadece 53-54 gününü savaşlarda geçirmiş resulüllah'ın hayatını büyük oranda savaşlarla anlatmaktan vazgeçmeli, insani, medeni detaylara odaklanılmalıdır.( s. 410) Peygamberimizin herhangi bir uygulaması ele alınırken, bu uygulamanın diğer devletler ve milletlerde nasıl uygulandığı tespit edilmelidir. Hz Peygamber'in insanlığa esasen ne tür-büyük katkılar ve insani değerler kattığı anlatılmalıdır. ( s. 411) Hz Peygamberin döneminde uygulamalarına bakılarak, günümüze dönük evrensel ne tür mesajlar verdiğinin üzerinde durulmalıdır.  Doğru peygamber imajı, yepyeni bir dünyanın kurulmasında da öncü rol oynayacaktır. ( s. 412)

Batıda peygamberimize yönelik söylemleri  izleyip, uygun yollarla onlarla mücadele için stratejiler belirleyen bir merkez oluşturulmalıdır. İslam ülkelerinin bu tür temel meselelerdeki siyasi birliği ve ortak tutumu ancak sonuç alıcı olabilir. ( s. 415)  Reaksiyoner ve şiddet/hakarete yol açan gösteriler ve tutumların batıda, 'İslam şiddet yanlısıdır' yönünde aleyhte kullanıldığı unutulmamalıdır. (s. 417)

 

 

Prof. Özcan Hıdır, Batı'da Hz Muhammed imajı