Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Modern Bir Akıl Sapması, Deizm 

Deizme cevap için sitemizdeki,  'Ateizm,  Peygamberler, Kuran, İman' gibi kategori başlıkları altındaki yazıları inceleyebilirsiniz.

 

"Resulüllah’ı gören ve tanıyan yüz binlerce insan onun söylediklerinin doğruluğuna ikna olmuş, onun Allah’ın Resulü olduğuna inanmış ve alışageldikleri hayatı değiştirerek artık onun söylediği gibi yaşamaya başlamışlar, onları izleyenler de aynı yolda yürümüşler. Biz salt aklımızla dünyayı da tam anlamıyor, varlık arasında bütüncül bir ilişki kuramıyor ve hep birbirimizden farklı şeyler söylüyoruz. İnsanların en zekilerinden olduğu iddia edilen filozoflar, bilinen tarihleri boyunca hep birbirlerini yanlışlayarak gelmiş, hakikat adına taş üstüne taş koyarak ilerlememişlerdir. Onların bu birbirlerini yalanlamaları dünyanın sonuna kadar da devam edecektir. Buna karşılık getirdikleri bilgilerle peygamberler, birbirlerini hep tamamlayarak gelmişlerdir. Hepsi öncekini, kendisinin selefi ve kardeşi olarak tanıtmıştır. Allah insan gibi karmaşık bir makine, dünya gibi akıl almaz bir sistem yaratmış olsun ve bunların nasıl en verimli şekilde çalıştırılacağını öğretecek bir kitapçık ve bir teknisyen göndermesin, bu olacak şey değildir. Sonra ahlak ve erdem denen şeyi gerekli ve güzel bulmayan insan yoktur. O halde ahlakın ve erdemin nasıl olacak?..." (Faruk Beşer, Yenişafak,17.1.2016)

 

 

Özetini verdiğimiz bu kitap, deizme cevap vermekten çok, evrime,  'insanın tekamülü' anlamı veren ve 'yaratıcının gözetiminde' evrim sürecinin gerçekleştiğini savunan Müslümanlara ( Caner Taslaman, Mustafa İslamoğlu gibi ) ve deizmi, 'dinciler yüzünden dinden soğuyanların sığınağı' ilan edenlere ( Yaşar Nuri Öztürk gibilere) cevap vermek amacıyla yazılmıştır.


 

 Modern Bir Akıl Sapması, Deizm

Deizm Latince bir kelime olan ve 'deus'tan türemiştir ve 'Tanrıya inananlar' anlamına gelmektedir. (s. 9) Deizm sözcüğünü ilk kullanan Pierre Viret'tir ve bu sözü 'Türkler ve Yahudiler' için kullanılmıştır. Deistler salt akıllı inşa edilen bir ahlak sistemine inanırlar. Vahiyi, peygamberi, ruhu inkar ederler. (s. 10, 12, 107) Tanrı ile kainatı bir gören panteizmin aksine deizm, tanrıyı kainattan tamamen ayrı ve farklı bir varlık kabul eder. (s.11) Deizm İngiltere'de doğmuş, Fransa Almanya'da gelişmiştir. (s. 12, 18) Brahmanizm, peygamberi gereksiz gören Hint kökenli bir akımdır. (s. 13) İngiliz deizminin kurucusu Lord Herbert of Cherbury'dir. Deizmin içgüdüsel olarak var olduğunu savunur. John Locke ise, içgüdüsel deizm yerine gözleme dayalı rasyonalist bir çizgiyi savunur. David Hume ise, bilim ve mantığı deizmin belirleyici unsuru haline getirmiştir. (s. 18) Deizm, Fransa'da İngiltere'nin aksine dinsel bütün öğelerden soyutlanarak sadece materyalist ve devrimci bir ruh halini alır. Voltaire, Montaigne, Rousseau bu akımın öncülerindendir. (s. 18) Almanya'da Kant, deizme farklı bir ivme kazandırmıştır. Amerika'da Thomas Jefferson, Benjamin Franklin deizm felsefesinden etkilenmişlerdir. Günümüzde deizmin bir çok alt akımları doğmuştur: Monodeizm, Polideizm, pandeizm, ruhsal deizm, Hıristiyan deizm, bilimsel deizm, hümanist deizm gibi... Hepsi de kendilerine özgü bir din yapısı inşa etmişlerdir. (s. 19-20) Ne bundan önce ne de bundan sonra, deizme belli sınırlar çizilebilmiş değildir. İnsan kaynaklı akımlar sürekli değişime maruz kalacaklardır. Yaratıcının insanlara yönelik emirlerini yerine getirmekten kaçındıkları için, yaratıcının böyle emirlerinin olmadığını her ne olursa olsun ispatlamak için uğraşmaktadırlar. Halbuki Yüce olarak gördükleri o yaratıcının kendilerini başıboş yarattığını iddia etmenin onun yüceliğini yakışıp yakışmayacağını yönünde birazcık akıl yürütmüş olsalardı, bu kadar zahmete gerek kalmadığını anlamış olacaklardı. (s. 21) Sözde Evrensel ahlaki esaslar çerçevesinde bir inanç oluşturma iddiasında olanlar, dini hedeflerine almışlardır.(s. 24)  Dünyada kötülük varsa, tanrının insan yaşamı ile hiçbir şekilde ilgisi olmadığındandır, iddiasını ileri sürerler.(s. 26) ' Kötülük problemi' konusu kaza ve kader adlı yazımızda işlenmiştir, cevap için o bölüme bakılabilir.

Kilise, bilim adamlarına ciddi yatırımlar uygulamıştır. Hatta bazılarını yakmıştır. Kilisenin baskıcı otoritesi, teslis akidesi, evren'i ve insana müdahale etmeyen bir tanrı fikrinin doğmasına sebep olmuştur. (s. 27) Deistlerin bir kısmı, aklın testinden geçerek onaylanan dine evet demektedirler.  (s. 28) Mekkeli müşrikler, Allah'u Teala'nın varlığı konusunda herhangi bir şüphe içerisinde değillerdi. Fakat onu, dünyaya karıştırmayıp hayatın dışına itmekteydiler. Menfaatlerine uygun yaşam biçimlerini ile çelişmeyen, hayata müdahale etmeyen, sosyal hayatı ve hukuki sahayı düzenlemeyen bir tanrı inancına sahip idiler. Evreni yaratan, sonra aşkınlığından dolayı evrenle ve insanla ilişkileri daha alt düzeydeki aracı varlıklara devreden bir güce inanıyorlardı. (s. 33)

Deizmin asıl ortaya çıkış noktasını, insanın üzerinde bir otorite olamayacağı şeklindeki düşünce oluşturur.  (s. 47) Vahim bulunduğu yere aklı yerleştirip görüşlerini açıkça ifade eden John Toland ve aklı esas almak suretiyle ortak bir din inşa etmek gerektiğini savunan Rousseau, deizmin önemli sözcüleri olarak dikkat çekerler. (s. 48) Cahiliye Araplarının, peygamber efendimize karşı çıkma sebeplerinin başında tevhid vurgusu geliyordu. Putlar yıkıldığında, idari ve siyasi düzenleri de bozulacaktı. Tebliğe karşı çıkmalarının bir başka sebebi de, ticaret yollarının ellerinden çıkacağı yönündeki endişeleriydi. Günümüzde bazı kesimin, İslam ile olan problemleri de hemen hemen aynı noktalara, tesis etmiş oldukları statükonun devamına mani olacağına yönelik düşüncelere dayanmaktadır. (s. 53)

Ülkemizde mealcilik ve tarihselcilik gibi akımlar, İslam'ın ibadet alanı dışında kalan bölümünü rafa kaldırıp, kendi liberal anlayışlarının hakim olacağı bir alan açmayı amaçlamaktadırlar. Tarihçesi zihniyetlerin varacağı nokta deizmdir:  Ver kurtulculuğun, yani batılı zihinle çatışma halindeki inanç esaslarından, ahkama kadar her hükümden vazgeçilebileceği yönündeki kanaatlerin neticesi; yönetim, sosyal hayat ve pratik dini hayat açısından deizmden farklı olmayacaktır. (s. 54) Deist düşünceye göre, bir yaratıcıya inanmak vardır fakat; dini sistemler ortadan kalkmalıdır. Yahudilik, Hıristiyanlık içerisinde gerçekleştirdikleri reform'u İslam'a da tatbik etmek için, doğuya saldıkları oryantalistler gibi, içeriden bazı şahısların çalışmaları da ön plana çıkarılmaktadır. (s. 55)

Tarihselcilik gibi, mealci düşünme biçiminin de belli bir usulü bulunmadığından, kendi içerisinde bir tutarsızlık yumağından ibarettir. Deizmle mücadele dini öğrenmekle olur: Mescitlere ve mabetlere sıkıştırılan dinin, yaşayan hayat içerisindeki etkisi yeniden sağlanmadıkça köklü bir çözüm beklentisi içerisinde olmak nafile bir beklenti olacaktır. (s. 57) Kuran'ı Kerim veya sünnet kaynaklı gelişen tartışmaların tamamı, esasında aklın konumu ve bilgi edinme aracı olarak ne ifade ettiği ile ilgilidir. Dini, yaşayan hayatın dışına iten ateizm olsun, deizm olsun aklı yegane otorite kabul eden sistemlerdir.  (s. 58) Bu gibi akımlarla mücadele etmek, temel ihtiyaçlarımız kadar gerekli bir konudur. Dolayısıyla Müslümanlar bu mücadeleyi yürütebilecek kurumlarını hiç vakit kaybetmeden kurup yola koyulmalıdırlar. (s. 60) Kelamcıların bahsettiği akıl, vahiy ile sınırlandırılmış bir akıldır. (s. 65) Akla sınırsız kredi verenler sanırsınız ki tartışmasız zorunlu ilkelerden bahsediyorlar. Oysaki bahsettikleri kendi gözlemleri, çıkarımlarıdır. (s. 67) Tarih İçinde çeşitli yüzleri ile karşımıza çıkan akılcılık, bugün bilimsel etiketi ile, en çirkin yüzü ile karşımıza çıkmıştır. (s. 70)

Bilim, ' deneyler ve deneylerden ulaşılan kanunlar' ile ya da 'matematik ve geometri ile formüle edilen şeylerin gerçek kabul edilmesi' neticesinde doğru bilginin kıstaslarını değişmesi ile oluşur. (Bertrand Russel, Bilimden beklediğimiz, s.14; Alekandre Koyre, Bilim tarihi yazıları I, s.66; John Henry, Bilim devrimi, s.15; Kostas Gavroğlu, Bilimlerin geçmişinden tarih üretmek, s.60) Bu konuda, ' Bilim değişmez mi?' adlı yazımızı tavsiye ederiz.'

Bilimsel akla karşı batıda yükselen sesler: "Bilimin zihniyeti olan 'Faust kültürü', kainatın sırlarını keşfetmek değil onları belirli gayeler yoluna faydalı hale getirmektir. Bilim adamları sözde, Tanrı'ya kavuşmak istediklerini belirtseler de aslında elde etmeye çalıştıkları şey, tabiatta gizli olan kuvvet ve enerjidir." ( Oswald Spengler, İnsan ve teknik, s. 84) "Fizikçiler, yaptıkları keşif ya da ürettikleri aletlerin kendi deha ve güçlerinden kaynaklandığına inanarak -Tıpkı Tanrı gibi- güçlü olduklarına inanmaktadırlar. Bu tarz çabalarla aslında, inanmadıkları tanrının yerini almaya çalışırlar."  (John Horgan, Bilimin sonu, s.255) "Bilimsel emperyalizmden" ( E. F. Schumacher, Aklı karışıklar için kılavuz, s. 19, 68) bahsedenler kadar,  "Bilimsel teknolojik zaferin, insanı çöküşe sevk ettiğini." (Alexis Carrel, İnsan Denen Meçhul, s. 333) ileri sürenler de vardır. "Akılcılık, artık bilimci uzmanların dediğine' teslim olmak' manasına gelmektedir. Akılcılık artık bir iktidar odağı haline getirilmiştir." ( Paul Feyerabend, Akla veda, s. 21-22) "Bilim/akıl en militan din kadar dar kafalı olabilir, var olan bütün güçler gibi en şeytani güçlerin hizmetine koşabilir." ( Max Horkheimer, Akıl tutulması, s. 110)

Tüm akılcılar, 'bildikleri yöntem' ile ispatlanamayan her reddeder, iman edilmeye layık görmezler.  (s. 86) Akıncıların kesin olarak takdim ettikleri pek çok şey, kesin olmayıp iman edilen birer ilkedir. (s. 87)  "Aklın sınırlı olduğunu itiraf ettikleri halde ona her türlü şeyin üstüne koyma çelişkisine imza atarlar." ( Rene Guenon, Doğu ve batı, s. 44) Batıda asıl tartışmanın nihai hakikati, doğruyu belirleyecek ve ortaya koyacak vahiy mi yoksa akıl mı olduğu noktasında kilitleniyor.  (s. 92) "Dinin yerine en yüksek zihinsel otorite olarak akıl geçirilmiştir." ( Max Horkheimer, Akıl tutulması, s. 66) "Batı aklı, yalnız dünya işlerinden faydalanmaya dönük ve hayırlı insanlardan çok kötü insanların yararlandığı din dışı bir akıldır." ( Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu'l Akl, I/12)

Bugün bilimcilerin dilindeki bilim ile, teknolojiyi üretiminin yanı sıra bir ahlakı ve metafizik telakiyi içinde barındıran felsefesi de kastedilmektedir. Bilim dediğimiz şeyin, hayatı kolaylaştırıcı bir takım aletler üretmekten ibaret olmadığı, kendini varlığa ve hakikate dair belirleyici olarak gören hatta içinde ilahi bir kimlik peşinde olan bir faaliyet barındırdığını iddia edenler vardır. ( s. 95) İslam'ın, ilahlaşma ve tabiata hükümran olma hayalleriyle, bilimi bir paradigma olarak görenlerin karşısında olduğu açıktır. ( s. 96) "Modern bilim ile, üstün hakikatlere ulaşılabileceğini zanneden insanlar vardır. ( s.  98) Bilim pek çokları için, dinin üstünde bir hakikat terazisi olarak konumlandırılmıştır. ( s. 99) "Bir yaratıcıya inanıyorum. Ölüm sonrası, mutluluk olmasını umuyorum, benim dinim aklımdır." ( Thomas Paine, Akıl çağı, s. 3) "Hıristiyanlıktaki deizm, Hıristiyanlığı bilmekten; İslam'daki deizm ise, İslam'ı bilmemekten kaynaklanır. Batıda akıllı bir adamın yapacağı deist olmaktır." (Deizm Sempozyumu, Ensar, 2017, s.12, 235) Dine lakaytlaşan ya da yeni çevresine dinini uyumlu hale getirmeye çalışan deizmin çeşitli yorumlarına savrulan her kime gördüysek ya gözlerini kör eden bir bencillik-ego ya da dünyaya olan dinginlenemez hırslarından ötürü böyle olduklarını gördük. (s.114) Yeni yorumu ile evrim teorisi, bitmemiş bir evrimi, 'sürekli evrimleşen insan' modelini var sayar. Artık Ateistler hala tesadüfen başlangıca, deistler ise mekanik bir yaratma ile başladığına inanmakta; ancak her iki grup da ileriye doğru ucu açık bir evrimi savunmaktadırlar. İşte bugün Müslümanlara kabul ettirilmek istenen bu yeni evrim teorisi modelidir. "Evrim teorisi artık 'sürekli gelişme'yi ifade eden anlamında anlaşılmaya başlandığını" iddia eden kadar, " Akıllı tasarımcı evrim yoluyla insanları yaratmış ve insanların ruhsal evrimini hedeflemiştir." diyen Müslümanlara da rastlayabilmekteyiz günümüzde. ( s. 116) Darwinci teorilere cevap olarak, 'Evrim' adlı yazımıza bakılabilir.

Meşhur bir ateist (Celal Şengör) bilimci," Günün birinde insanların beynini bilgisayar programlarına download ederek ölümsüz olacağını ve bütün evrene yayılıp nüfuz edeceğini." iddia etmiştir ekranlarda. Tabiatı kontrol etme ve ilahi güce ulaşma hedefleri ( s. 117) hep bilim adı altında gizlenmektedirDün metafiziği reddederek ilahlık davası güdenler, bugün elde ettiklerine metafizik bir hüviyet yükleyerek aynı davaya gitmektedirler. Yalnızca dil biraz değişmiştir. ( s. 119) "Dikkatimizi makinelerden ve fizik âleminden, insanın fizyolojik ve manevi cephesine çevirmemiz gerekmektedir." ( Alexis Carrel, İnsan Denen Meçhul, s. 11)  Peygamber Efendimizi ilahlaştırdığımızdan dem vuranlar, bilimin ve bilim adamlarının ilahlık iddialarını görmemezlikten gelmektedirler. ( s. 121)

Kuran'da, kırk dokuz yerde akıldan bahsedilir ve biri hariç hepsi muzari sıgasıyla kullanılmıştır, yani aklın 'kullanılmasına dönük' çağrı vardır. Aklın bilgi alanı varlık dünyasıyla sınırlı olduğundan ( İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlmi Kelam, s. 47) mutlak gerçeği bütün boyut ve sınırlarıyla kuşatabilecek bir özellik ve mükemmelliğe sahip değildir. ( Maturidi, Kitabu't-Tevhid, s. 183) Ayrıca Maturidi, çevre, zaman ve zeminin aklın doğruyu bulabilmesinin önünde birer engel olabileceğini de söylemektedir. (Maturidi, s. 182)

Akıl vahyin düzgün anlaşılabilmesi ve uygulama sahasına dökülebilmesi için Allah'ın bir nimetidir. (s. 143) Hasan-ı Basrî, 'Bir adamın aklı tam olmadıkça dini tam olmaz.' ( İbn-i Ebi'd-Dünyâ, Kitabü'l-Akl, I/17) demektedir.

İslam'a göre yapılan işlerin iyi ve güzel olması Allah'ın tayin ettiği ölçüye uygun olmasıyla belirlenebilecek bir şeydir. ( s. 149) Babanın vakarını sıfıra indiren,çocuğu sürekli şımartmayı ''sevdirerek öğretmek'' olarak takdim eden yeni terbiye usulü, sokaklarda dolaşan gençlerin içler acısı halini hazırlayan sebeplerin başında gelmektedir. Bu nesil istediği her şeyi yapmaya daha çocukluktan alışmış ve artık şehvetinin önündeki hiçbir maniyi tanımaz hale gelmiştir. Bu saatten sonra, dinsiz fikirlere kayması, yaptıklarına karışan bir iradeyi reddetme, şehevi ve her türlü arzularını tatmin etme yolundaki engelleri ortadan kaldırma çabası doğaldır. Okuyarak öğrenecek kadar gayretleri yoktur. Meseleyi şımarıklığa veya inada vurmuş olanların biraz hayat tecrübesi edinmesi ve ahlaken olgunlaşmasını beklemek icap etmektedir. Tabi, nasihate devam ederek... (s. 168) '' Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır! O inkarcılarla, en güzel şekilde mücadele et.'' (Nahl, 125) Bize düşen şu anda bu şefkat ve sabırla, güzellikle nasihat etmeye devam etmektir. Bir kişi hem Müslüman hem de deist olamaz. (s. 172) Ehl-i Sünnet, hep Katolik mezhebi ile aynı ruhmuş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. (s. 173).  Dini ve dünyevi maslahatların çoğunun akılla bilinebileceğini bir çok İslam alimi ifade etmiştir. (s. 176) ''Dünyevi menfaatlerin ve kötülüklerin çoğu akıl ile bilinir.'' ( İzzuddin b. Abdisselam, Kavaidü'l-Ahkam) Ragıp el-İsfehahani, 'Dini anlamak için akla ihtiyaç duyulduğundan, aklî ilimlerin ve mukaddimelerin zayıflığı durumunda dinin yanlış anlaşılacağından' bahseder. (s. 179) Yaşar Nuri Öztürk kitabında, akla önem veren her fikrin deizme 'kapı araladığını' düşünmektedir.  (s. 180) Kitabın özellikle 123-189 sayfaları, Yaşar Nuri Öztürk'ün 'Deizm' adlı kitabına cevaplardan oluşur.