Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Bilim ne değildir? 

 

Yazıyı tamamlayan, 'Evrim, bilim yanılmaz mı?, Ateist akıl, Dinsiz ahlak olur mu?, Allah’ın varlığının ispatı, Müslüman bilim adamları, İslam ve Rönesans' adlı yazıları da tavsiye ederiz. 

 

 

Önsöz

Bilim, Jön Türkler ve sonrasında Cumhuriyet elitiyle birlikte doğayı tanımamızı sağlayan bir araç olmanın ötesine geçmiş, toplumsal meselelerde dahil olmak üzere her türlü sorunun çözümü olarak görülmeye başlanmıştır. (s. 8)

Bu kitapta, bilimin doğasını, amaçlarını ve meşru sınırlarını tartışmayı hedefliyorum. Bilimin ideolojiler tarafından nasıl araçsallaştırıldığını, hatta zaman zaman çarpıtıldığını, (s. 9) Celal Şengör ve yeni-ateistler üzerinden tartışılacaktır. (s. 13) Bu kitabı yazmaya ikna olmamın önemli bir nedeni, Şengör’ün toplumdaki saygın bilim insanı kimliğini kullanarak, metafizik ve ideolojik görüşlerini bilimsellik kılıfı altında sunmasıdır. (s. 24)
 

Giriş

Şengör, Hıristiyan din adamı olan bir jeoloğa, bilim ile dinin çatıştığını 'öğrettikten' sonra, iki meslekten birisini seçmesini öğütleyebilmiştir. Tabii Şengör, örneğin, G. Mendel, G. Lemaitre, W. Buckland, J. S. Henslow, N. Steno, G. Mercalli vb. bilim adamlarının aynı zamanda bir din adamı olduklarından haberdar olmalıydı. (s. 12) Şengör, bilime hayalindeki seküler toplumu yaratmada başrolü uygun gören bir yazara dönüşmüştür. Big Bang gibi genel kabul gören bilimsel bir teoriyi, ateizmle uyumlu olmadığı gerekçesi ile reddetebilmektedir. (s. 13) Yeni-ateistlere göre bilim, dinin yerini alması gereken bir rehberdir. (s. 15) Che Guevara’yı eşkıya olarak nitelendiren TBMM Başkanı İsmail Kahraman yoğun eleştiriye uğrarken, Guevara’yı Amerikan çete lideri Al Capone’a benzeten Şengör hiç tepki toplamamıştır. ( s. 17) Toplumdaki birçok kişi, Şengör gibi doğa bilimcilerin disiplinlerindeki çalışmaları ile elde ettikleri prestijin, onlara hayatın her alanında dilediğince konuşma hakkı tanıdığına inanmaktadır. ( s. 18)
 

Sosyolojinin kurucularından Saint-Simon, bilimin ona yüklenen öncülük vazifesini yerine getiremeyip, ordunun ihtiyaçlarına uygun bilgi üreterek yıkıcı bir araca dönüştüğünden yakınır. Bilim, tarif eder, açıklar, öngörür; onun hayatlara yön verme gibi normatif bir yönü yoktur. Şengör, sosyoloji, felsefe ve özellikle de bilim sosyolojisi ve bilim felsefesi ile bilim tarihi alanlarında ya bilgisiz ya da manipülatiftir/yönlendirmecidir.  ( s. 22) Hiçbir insanın otoritesi, gerçeğin üstünde değildir. ( s. 23)  Sosyolog Stephan Fuchs, bilimsel sürecin icrasında "inanç ve güven" e ihtiyaç duyulduğunu, yani bu anlamda bilimin de dine benzer öğeler içerdiğini belirtir. ( s. 26)

Şengör ve yeni-ateist düşünürler, modern ve rasyonel toplumlarda dinin yerinin olmaması gerektiğini, gerekirse bunun sosyal politikalarla sağlanması gerektiğini savunmaktadırlar. ( s. 28) Ufuk Uras dinden uzaklaşma sürecini şöyle anlatır: 1968 yılında 'laboratuar ortamında' amino asitlerden proteinler yapıldığını öğrenince bende bazı ampuller yandı. ( s. 30) Halbuki, onu ateizme götüren bu ilk adımın, 'özel laboratuar ortamında' ancak sağlanabildiğinin  farkında olmalıydı!

Gherman Titov, 1962 yılında düzenlenen bir toplantıda şöyle der: "Uzaya gittim ve tanrı'yı görmedim."

   Gherman Titov

Şengör'de,"Küçücük çocukluğumdan beri ateistim...Cehennemdi, melekti falan, bunlar nerede? diyordum, cevap yok." diyerek, ateist olma serüvenini anlatır. ( s. 120) Rus Kozmonot Titov'da, göremediğini iddia ettiği varlıklara inanmadığını söylemişti. Halbuki göremediğimiz varlıkların uydurma olduğunu bilim iddia etmez. Bilim sadece doğanın nasıl çalıştığını inceler. Bu konu, 'Allah'ın varlığının ispatı' adlı yazımızda ele alınmıştır.( s. 31) Din, bu görüşe göre, akılsız insanların sığındığı, akılcı insanlara hitap edemeyen bir öğretiler bütünüdür. ( s. 32) Titov, bunu yaparken dinlerin tanrı tasavvuru reddederek kendisinin tanrı anlayışına dinlere dayatmaktadır. ( s. 35) Yeni-ateistler, tanrının var olmadığından emindirler ve dini, kendisine karşı mücadele edilmesi gereken bir şey olarak görürler. Lawrence Krauss, kendisini 'militan ateist' olarak tanımlar. ( s. 36) Yeni-ateistlere göre dinler, bilimi baltalayan kurumlardır. ( s. 37) Avrupa ve Amerika'da İslam'ın ve İslami hayat tarzının daha fazla görünür olması, islamofobik çevrelerle yeni-ateistleri birbirine yaklaştırmıştır. Örneğin Dawkins, Hollandalı ırkçı politikacı G. Wilders'ı, İslam karşıtı 'fitne' adlı filmi nedeniyle kutlanmıştır. Amerikalı siyasetçiler Ben Carson ve Ted Cruz'un işkencenin gerekli olduğunu iddia etmesi de bu minvalde değerlendirilmelidir. Yeni-ateistlere göre bilim, dinin Panzehiridir. ( s. 41) Yeni-ateist yazarlar sadece bilim tarihinin çarpıtmakla kalmaz, dünya görüşlerini doğrulamak adına, felsefi açıdan tutarsız ve hatalı birçok İddiada bulunurlar. ( s. 43) Rodney Stark'a göre, sadece Robin Hood hikayeleri okuyan bir kişi ortaçağ hakkında ne kadar bilgi edinebilirse, yeni ateist literatürden beslenen bir kişide teoloji hakkında o kadar bilgi edinebilir. ( R. Stark, What Americans Really Believe, s. 120)

Oxford üniversitesinde matematik profesörü olan John Lennox'un da dikkat çektiği gibi, yeni-ateistler 'gürültücü ve kavgacı'dırlar. Dennett'e göre, evrim teorisine şüpheyle yaklaşanlar "cahil ve kötüdür." Dawkins ise evrimi reddedenlere birkaç seçenek sunar. Onlar, Dawkins'e göre; 'cahil, aptal, deli ya da kötüdür.' Bilimin verilerine atıfta bulunarak tanrının varlığına ikna olduğunu belirten 20. yüzyılın en önemli ateist felsefecisi Anthony Flaw da, 'satılmış veya delirmiş' olmakla suçlanmaktadır. ( s. 46)

İnsanoğlu, Şengör'e göre, bilimden sapıp dine yaklaştıkça başını belaya sokmuştur. -Bu ithama cevap için sitemizdeki, 'İslamî emirler ve hümanizm' adlı yazıya bakılabilir.- Şengör, kendi dünya görüşünü bilimin görüşü olarak sunmaktadır. Şengör'ün kavgacı üslubu, diğer görüşlere karşı tahammülsüzlüğü, tarihsel verileri çarpıtması, bazı tarihsel verileri görmezden gelmesi, işlediği mantık hataları ve argümanlarındaki tutarsızlıklar, yeni-ateist literatüre aşina olanlara tanıdık gelecektir. ( s.  47, 148) Şengör de, şiddetli bir demokrasi eleştirisine rastlanmaktadır. Seküler elitlerin yönetiminde olduğu, oligarşik bir sistemi savunmaktadır. ( s.  48)

Şengör, dine karşı öfkesi nedeni ile mi bilime yaklaşmaktadır yoksa, bilime olan sevgisi nedeniyle mi dine karşıdır? Bu kitapta, şengör'ün dine karşı hissettiklerinin onun yazılarındaki temel motive edici unsur olduğunu iddia edeceğim. ( s. 49) Bilimin, ahlaki ve siyasi problemleri nasıl çözeceği konusunda Şengör'den, derin ve detaylı bir analiz bekleyen okurlar sadece hayal kırıklığına uğrayacaktır. ( s.  51) Şengör, 'sürekli akraba evliliklerinin' zararlarından bahsettiği (Newton neden Türk değildi, s.158) kitabında mantık hatasına düşmektedir: Yahudilikte olan ve sadece belli bir ırk içinde evliliği ifade eden bu görüş ile, İslam ümmetinin, ırklar arası kardeşliği savunduğu dünya görüşü asla birbirine karıştırılamaz. -Bu konuda akraba evliliği başlıklı yazımıza bakılabilir.-

Üstünlüğü belirleyen temel kriter eğer zeka ise, zihinsel engelli kişileri ontolojik merdivenden nereye yerleştireceğiz? İnsanların diğer canlılardan farklı ve üstün olduğu yönündeki görüşün bilimsel bir desteği yoktur. Bu ontolojik statü farkını bilimle değil insanı eşrefi mahlukat olarak gören dinle temellendirmek ancak mümkündür. ( s.  54)

Şengör, tesettürün yasaklanmasının demokrasiye aykırı olmadığını ileri sürer. (Bir toplum nasıl intihar eder, s. 131) O, Demokrasiler sağlığa zararlı her eylemi yasaklanmalıdır. ( s. 57) görüşündedir. -Bu konuda, 'tesettür kemik erimesine neden olur mu?' adlı yazıya bakılabilir.- Şengör, bilimin ne dediği ile ilgilenmekten ziyade, kendi ideolojisine bilimsel destek aramaktadır. Şengör'ün İslam karşıtlığının temeli, geleneğe duyduğu tepki oluşturmaktadır. ( s.  58) Yeni-ateist yazarlar gibi Şengör de, bilimi tartışılmaz teorilerden oluşan, tüm bilim insanlarının uzlaşı içinde olduğu bir uğraşı olarak resmetmektedir. ( s. 59) ki bu tamamen gerçek dışı bir görüştür. -Bu konuda, 'Bilim değişmez mi?' adlı yazımıza da bakılabilir.- Halbuki Şengör, doğa bilimlerinde bilim insanlarının arasında ciddi görüş farklılıkları olduğunu bilmektedir. Evrim teorisini savunanların arasında, üzerinde ulaşılmayan önemli noktaların bulunduğunu da duymuş olmalıdır. ( s.  63) Bilim ne kadar bağımsızdır? Paul Feyerabend, 'bilim insanı araştırmasını destekleyen kurumun dünya görüşüne uygun davranmak, onu desteklemek zorundadır.' demektedir. (  Feyerabend, Akla veda, s. 292)

Nobel ödüllü fizikçi Max Born, 20. yılın başında dahi, fizikçilerin Newton fiziğinin doğruluğundan şüphe etmeyecek şekilde eğitim aldıklarını hatırlatır.  ( s.  66)  M. Planck: Yeni bir bilimsel gerçeklik, ona karşı çıkanları ikna ederek ve onların ışığı görmelerini sağlayarak değil, ona karşı çıkanlar en sonunda öldükleri ve ona aşina yeni bir nesil büyüdüğü zaman galip gelir." der. ( s. 66) Richard Lewontin, "bilimin sosyal etkileri açık olduğunu, hakim ideolojilerden az ya da çok etkilendiğini belirtir." (Richard C. Lewontin, Biology as Ideology, s. 9) Doğa bilimleri de sosyal etkenlerden tamamen korunmuş değildir. ( s. 67)

Şengör, Kark Popper'ın bilim anlayışının çok daha isabetli olduğunu belirtmiştir. Halbuki Popper'a göre, bir iddianın bilimsel olması için onun yanlışlanma potansiyelini içinde barındırması gerekir. ( s.  70) Popper, bilimsellik ile doğruluk eş anlamlı değildir, derken bilimsellik kavramını bir övgü sözcüğü, bir doğruluk ifadesi olarak kullanılmaz. Şengör ise onun bilimsellik ile kastettiğini yanlış anlamış, bilimsel olmayanın ciddiye alınmaz olduğunu, iddia etmiştir. ( s. 71) Popper, militan ve dogmatik ateistlerin aksine bir iddianın bilimsel olmamasının, o iddiayı anlamsız kılmaya yetmeyeceğini düşünür ( M. H. Hacohen, Karl Popper, s. 69) Kısaca Şengör, Popper'i yanlış anlamıştır. ( s. 70) Şengör, bilimsel bilgiyi inancın tam karşısına yerleştirir. Sadece dini bilgiye değil, sosyal bilimlere de antipati ile yaklaşır. Ona göre doğa bilimleri, bilginin tek meşru kaynağıdır. ( s. 73)

Freud, insanların evrenin merkezinde olmadığını ileri sürer. Halbuki bu görüş, bilimsel son gelişmeler ile çelişmektedir; Evrenin insanın yaşamına izin verecek biçimde şekillendiği artık bilinmektedir. ( s. 86) Darwin, insanların bir tür hayvan olduğunu iddiası ile ilk, Freud ise, insanın zihinsel olarak hasta olduğunu ileri sürerek insanlığa son darbeyi vurmuştur. ( See D. Brett King, William Douglas Woody ve Wayne Viney, A History of Psychology, s. 402)

Şengör, Comte'un çok tanrılı dinlerden tek tanrılı semavi dinlere doğru evrilen ve dolayısıyla 'insanlar tarafından yaratılan din' görüşünü benimsemiştir. Bu görüşe göre tanrı fikri, bilgi eksikliğinin bir sonucudur. Bilimsel bilginin artması ile, tanrıya olan ihtiyaçta yok olacaktır. ( s. 90)  Engels 'Doğanın diyalektiği' adlı çalışmasında, 'bilimin ilerlemesi ile doğanın tüm sonsuz alanı fethedilir ve onda yaratıcı için artık bir tek yer kalmaz.' ( Marx ve Engels, Din üzerine, s. 189) der. (s. 91) Bilim adamlarının arkeolojik ve bilimsel yoldan elde ettikleri bilgilerle vardıkları sonuç hakkında evrimci yazar Harari, "Elimizde neredeyse hiçbir kanıt yok ve olanlarda binlerce değişik şekilde yorumlanabilir. Yapılan her tasvir spekülatif-kurgusal olacaktır. Akademisyenlerin teorileri aslında kendi ön yargılarına ışık tutar." ( Harari, Sapiens, s. 67) derken, aslında ateist ve evrimcilerin, önyargı ve sübjektif bir bakış açısı ile, dinlerin insanlar tarafından yaratıkları iddia ettiklerini de itiraf etmiş olmaktadır. ( s. 93)

Şengör ve yeni-ateistlerin dinlerin, bilimin gelişimini engellediği terzide yüzeysel ve tarihsel açıdan problemli bir iddiadır. ( s. 99) ve sosyolog Rodney Stark'ın, üniversitelerin dinlerin ürünü olduğu görüşü bu iddiayı yalanlamaktadır. ( s. 100) Bugün bilim insanından beklenen, tanrı yokmuş gibi davranmasıdır. ( s.  101) Şengör, İslam ülkelerinin 14. Yüzyıldan itibaren bilime sırtları döndüğünü ifade etmektedir. Eğer toplumların bilimden uzaklaşma nedenleri din-İslam olsa idi, İslam ile 7. Yüzyılda tanışana dek, bilim sahnesinde yer almayan Arap toplumlarının, ondan sonraki 7 asır boyunca bilime ve felsefeye yaptıkları büyük katkı nasıl açıklanabilecektir? -Bu konuda, 'Müslüman bilim öncüleri ve İslam biliminin Rönesansa etkileri' adlı yazıları tavsiye ederiz.- Şengör, Bir toplum nasıl intihar eder? adlı eserinin 103. sayfasında, bilim adamlarının ölümleri için 'hayatlarını vermiştir' derken, din adamları için seçtiği kelime ise, 'telef olmak' olmuştur. ( s. 103) İnsanın çoğu zaman doğrunun değil, kendisini mutlu edecek sonuçların peşinde olduğunu iddia eden Nietzsche'nin iddiasına, Şengör ve yeni-ateistler iyi birer örnek teşkil etmektedirler. ( s. 105)

Şengör, öncelikle ateizmin doğru dinlerin yanlış olmasını temenni etmekte, sonra bu temennisini tarihi, bilimsel ve felsefi 'kanıtlar' ile desteklemeye çalışmaktadır. (s. 105) Şengör, 'kainatın ve zamanın ne başı ne de sonu vardır; sınırsızdır.' ( t24com.tr, Ateizm, tanrı fikrinden tutarlıdır adlı video, 6.1.2016) demektedir. Bilimsel veriler, evrenin sonsuzdan beri var olmadığını gösterirken Şengör, hem de bir bilim insanı olarak, metafizik ve ideolojik nedenlerle bu bilimsel verileri reddetmektedir. ( s. 106) Alex Wilenkin'in, 'kanıtlar ortadayken, kozmologlar sonsuz bir evren olasılığının arkasına daha fazla sığınamazlar.' ( Vilenkin, Many World in One, s. 176) demektedir. Akla, bilime, tarihe aykırı da olsa her argüman Şengör'ün kabulüdür. Yeter ki o argümanın dine karşı kullanılabileceğini düşünsün. Eğer Şengör gerçekten de açık görüşlü bir bilim adamı olup, kanıtın sürüklediği yere gitmeyi göze alsaydı, metafizik inançlarını bu kanıtlara göre yeniden değerlendirirdi. Ama o, bağnaz bir şekilde pozisyonunu korumak için bilimi verilerini görmezden gelmeyi tercih etmiştir. ( s. 106)

Almanya ve İtalya gibi ülkelerde eğitimin sekülerleşmesi, yeni nesillere seküler dünya görüşü kazandırmanın en kolay yolu olarak görülmektedir. Almanya'da biyolog olan Ernst Haeckel, "Darwinistlere göre, evrime inanmak ilerici olmanın sadece bir göstergesi değil, aynı zamanda bir gereğidir." demektedir. (s. 118) Max Weber'in, 'Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu' adlı eserinde şöyle der: Kapitalist ruhun kökeninde çok çalışma, israf etmeme, parayı biriktirme gibi Protestan öğretilerin var olduğu tarihsel olarak gerçektir. Zamanla bu eğilimlerin dini kökenleri unutulmuş olmakla beraber, Protestan inancın seküler kapitalist toplumların oluşmasındaki rolü yadsınamaz." ( s. 119) Şengör, birçok zaman olduğu gibi natüralizm ile bilimi karıştırmaktadır. Natüralizm, doğa dışında gerçeklik olmadığını iddia eden felsefi bir akımdır. Halbuki bilimle uğraşan, Newton, Boyle, Faraday, Kopernik, Kepler, Galileo, Bacon, Descartes vb. bilim adamları inançlı kişilerdir. Şengör, bilimsel devrimin mimarlarının dindar bilim insanları olduğunu ve daha önemlisi de, bu kişilerin dini motivasyonlarla bilimsel araştırmalar yaptıklarını unutmaktadır. ( s. 122) Din, bilimin insanlık zararına kullanılmasına da engel olur: Silah Sanayi, GDO gibi konular buna örnek verilebilir. Bilim, tanrının yarattığı doğa ve dolayısıyla Tanrı hakkında bilgi sunma potansiyeline sahiptir. ( John Hedley Brooke, Science and Religion, s. 767)

Cebirin öncülerinden olan matematik alimi Harezmi, bilimle uğraşma nedenlerini sayarken en başa, 'Tanrının bilenlere gösterdiği iltifat ve lütufu.' koyar. ( s. 126) Şengör, dinin dogmatik bir inancı telkin ettiğini ve inancın olduğu yerde aklın olamayacağını iddia eder. Halbuki, örneğin bir Müslüman, cennet hakkında Kuran'da yazılanları kabul eder. Bununla beraber dinin tamamının dogmatik olduğunu düşünmek hatalıdır. Bir kişi, tanrının varlığının yokluğundan daha mantıklı olduğuna, tanrının insanları yaratıp onlarla iletişime girmemesinin makul olmadığına ve Kuran'ın Tanrı sözü olma ihtimalinin, diğer kutsal kitaplardan daha ikna edici olduğuna rasyonel süreçlerle ulaşmış olabilir.  (s. 127) Ateist felsefeci Antony Flew, astronomik, fiziksel ve biyolojik verilerin etkisiyle tanrının varlığına inandığını belirtmiştir. ( Flew, There is a God, s. 1, 83-158) Ateizmin rasyonel sorgulama neticesinde ulaşılan bir pozisyon olduğu iddiası da çok tartışma götürür. ( s. 128) Şengör'de, bilimsel verilerle ateist olmamıştır. ( s. 121)

The Atlantic dergisinde yayınlanan bir değerlendirme yazısında, insanların ateizme yönelme yaşı 14 ile 16 olarak verilmektedir. Bu yaştaki çocukların, ne kadar sağlıklı ve rasyonel bir sorgulamada bulunacakları tartışmaya açıktır. ( s. 129) Ateist yazar Thomas Nagel,'Ateizmin doğru olmasını umuyorum. Tanıdığım en zeki, en bilgili insanların bazılarının dindar kişiler olması beni huzursuz ediyor. Tanrının var olmamasını ümit ediyorum, tanrının var olmasını istemiyorum.' (Nagel, The Last Word, s. 130) derken, bu zihniyetteki insanların ne kadar objektif olabilecekleri, bilhassa argümanları ne denli sağlıklı şekilde değerlendirebilecekleri sorgulamaya açıktır. (s. 130)

 Thomas Nagel

Freud, var olmanın beraberinde getirdiği zorluklarla mücadele etmekte zorlanan insanların, dinleri yarattığını iddia ederken Lütz'e göre ise, "Ateistler, öte dünyada hataları ile ilgili hesap verme hissinin verdiği rahatsızlık ve bu dünyada diledikleri gibi yaşayabilme arzusu nedeniyle tanrının varlığını reddetmektedirler." ( J. C. Lennox, Gunning for God, s. 47) demektedir.

Hollanda'da ve İngiltere'de tanıdığım birçok kişi, sorguladığı için değil tam tersine ailesinden gördükleri için sorgulamadan ateist olmuştur. Şengör'ün ve yeni-ateistlerin iddiaları aksine, rasyonel nedenlerle dine yönelmek veya duygusal nedenlerle dinden uzaklaşmak mümkündür. Akılcı metotların önünü kapatmakla suçlanan Gazali, dini metinlerin yeniden sorgulanması gerektiği görüşündedir. ( s. 132) Dini, sorgulamaya ve yeniden yorumlamaya kapalı bir olgu olarak görmek ve yüzeysel bir yaklaşımın sonucudur. ( s. 133) Şengör, Osmanlı ile Cumhuriyet arasında süreklilik taşıyan kurumları görmezden gelir. ( s. 137) İsrailli bilim tarihçisi Miri Shefer-Mossensohn, İslam'ın altın çağından sonra, Müslümanların bilime ve yeni şeyler öğrenmeye duydukları ilginin yitirildiği tezini tarihsel örnekler vererek reddetmektedir. ( s. 138) Şengör, Osmanlı'da mühendislerin üçgenin iç açılarını hesaplayamadıklarını söyleyip bunu aldıkları dini eğitime bağlamıştır. Bu durumda, Harezmi ve et-Tusi gibi matematikçilerin aynı dini eğitimi almalarına rağmen, üçgenin iç açılarını doğru hesaplamakla kalmayıp, matematikte çığır açmalarını nasıl açıklayacaktır? ( s. 139) Şengör, dinlere ve dindarlara saygı duyulmaması gerektiğini görüşündedir. ( s. 145)

Galileo, dindar bir Katolik olmasına rağmen kiliseden ağır bir tepki görmüştür. Çünkü, 'kutsal metinleri okurken hatalardan kaçınmak isteniyorsa, tanrının eseri olan doğayı, tanrının bahşettiği akıl ve duyu organları ile incelemek ve metinleri bu incelemeden elde edilenlerle yorumlamak gerektiğini' söyler ( M. A. Finocchiaro, Defending Copernicus and Galileo, s. 83) Katolik kilisesi ise, sadece dini otorite değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal bir güç odağı olduğu için, onun bu bakış açısı ile kilisenin dini metinleri yorumlama otoritesini sorgulaması, sonucunda diğer alanlardaki etkilerini de sorgulamayı getireceğinden, bu söylemi kilise tarafından büyük bir tepki ile karşılaşmıştır. ( s. 162) Yoksa ondan önce benzer görüşleri ( Mesela, Nicola d'Oresme, dünyanın döndüğünü ileri sürmüştür) ileri sürenlere karşı kilise bu kadar tepki göstermemiştir. (s. 162)

Tanrı fikri ile uyumlu olduğu için Big Bang teorisine mesafeli yaklaşan Şengör'den hareketle, ateizmin bilimle çatıştığı da iddia edilebilir. ( s. 185) Şengör, seküler dünya görüşünü desteklediği sürece bilimi savunmakta, dünya görüşü ile çelişen bilimsel verileri, örneğin tanrının varlığı ile uyumlu gördüğü Big Bang teorisini ise kolayca reddetmektedir. Oysa her fırsatta akıldan, eleştirel düşünceden, açık fikirli olmaktan övgüyle bahseden bir bilim insanından beklenen, bu tür bir bağnaz tutum takınması değil, A. Flew'nun yaptığı gibi, kanıtların götürdüğü yere gitmesidir. ( s. 189) Bilimi otoritesini aşan alanlarda rehber ilan etmek, bu alanlardaki başarısızlıkları da bilime fatura etmeyi beraberinde getirecektir. Hayatın anlamını sorgulayan bir kişi , Dawkins'in, hayatın anlamını sorgulayan kişiye, 'bilime göre tek amacımız, DNA'ları sonraki nesillere taşımaktır' diye cevapladığını görünce, bilimin rehberliğinden de şüphe duyacaktır. ( s. 191)

 

 

Şu sözler Şengöre’e ( Ekşi sözlük (https://eksisozluk.com/entry/82134818), Armağan Çağlayan’la Radikal’de (22/11/2015) ve Neşe Tüzel ile, Radikal gazetesinde (20.10.1999 ) yapılan röportajlarından) aittir:

“Bir kere dışkısını yedirmek işkence değil. Ben bal gibi yerim. Kendi dışkımı yedim. Hatta onun dışında İsviçre'de benim doktora alanımda otlayan ineklerinkini de tattım. Dağ keçilerinin de tattım. Özellikle insan dışkısı acıydı. Ötekiler de tatlıydı ama insanınki kadar acı değildi. Bu bir merak meselesidir, merak eden her şeyi dener…Ben pornoyu cinsel eğitimin bir parçası olarak gördüm her zaman. Artık çok sık seyredemiyorum. Neden? Geçti de ondan! .. E vallahi bir oligarşi yönetmeli bu toplumu. Türkiye gibi toplumlar oligarşi ile yönetilmeli. Okuma yazma bilmiyorsanız oy vermeyeceksiniz… 35 yıldır, Amerika’dan geldiğimden beri halkın arasına karışmıyorum. 1981’den beri ben ne otobüse bindim, ne alışveriş yaptım. Hiç ekmek bile almadım hayatımda. Halkla ilgi bir şeyler yapmayı ya da içine karışmayı da sevmiyorum. "İnsan sevmiyor" lafı doğru bir laf değil. Nötrüm. Ne seviyorum, ne sevmiyorum. Müzik dinlemek istediğim zaman Viyana’ya gidiyorum. (30.000 kişinin öldüğü) 1999 depremi hakikaten çok yakışıklı bir depremdi. Kenan Evren demokrasi düşmanı değildi. Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptığı demokrasiyi kurtarmak için yapılan bir müdahaleydi.  Evren'in cenazesine çelengi büyük bir mutlulukla gönderdim. Hatta üzüldüm gidemediğim için. Darbeyi Amerika fişekledi diyecekler, o da doğru değil. Bu konuda iki şahit göstereyim; bir tanesi (28 Şubat darbe liderlerinden) Çevik Bir general. Orgeneral. Diğeri (Darbe liderlerinden) Orgeneral T. Şahinkaya.”

Ekşi sözlükten iki yorum : “Celal bey'in dalga geçtiğini anlamayanları görünce şaşırdım.”; “belki bilimsel bir bulgu, bir panzehir, bir fayda aramak için yapmış olabilir.”

 Her yapılanda keramet arama mantığı ateistlerde de var yani!

 

 

 

  Alper Bilgili, Bilim ne değildir?