Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
    Renan Müdâfaanâmesi 

Konuya ek olarak, " İslam felsefesinin özgünlüğü, İslam biliminin Rönesans'a etkileri, Müslüman bilim öncüleri ve Kuran ve bilim" adlı yazıları öneririz.
 


 Ernest Renan bir Fransız filozof ve yazardır. Bir iman krizine tutulmuş ve din adamlığından ayrılmıştır. İsa'yı benzersiz ama tanısal yanı bulunmayan bir insan olarak yaşatacak bir " Beşinci kutsal kitap" yazmayı tasarlamıştır. (s. 5) Namık Kemal'de bu eseri ile kaynaklardan yararlanarak değil; tamamen mevcut bilgi birikimi ile ona cevap yazmıştır. (s. 6)

 Renan savunması

 Yalnız Ernest Renan değil, Avrupa'da Doğu ilimleri ile ilgilenen meşhurların İslam dini konusunda zihinlere hayret verecek kadar cahil olduklarını pek kolay ispat edebilirim. Osmanlı Tarihi sahibi Hammer bile, İslam dini konusuna sözü getirince, garip bir ilgisizlik gösterir. (s. 13) Mesela Hammer, 'gidi' kelimesinin manasını anlayamadığından kedi zannetmiş, tarihine de o mana ile tercüme etmiştir. (s. 18) Avrupa'da İslam dinini incelemekle uğraşanlar, ya Hıristiyanlığa inanırlar ya da inanmazlar. Eğer Hıristiyanlığa inanan biri ise, bu incelemelerinde, nesnel gerçeklik yani mutlak doğru ile şahsi fikir ve hislerini birbirinden ayırması zor oluyor. İslam dini Hıristiyanların gözünde ilahi olmadığı için, Hıristiyan alimlerinin İslam dini için yapacakları araştırmalarda, ellerine geçen kitapta saldıracak yer aramaktan ibarettir. İnanmayanlara gelince, bütün dinlere bilimsel gelişmelerin en kuvvetli engel gözüyle bakmaktadırlar. (s. 16) Avrupalılar İslam'a diğer milletlerden küçük gözüyle bakarlar. (s. 18) Bir Avrupalı, İslam dininin fikir hürriyetine engel ve medeniyetin gelişmesine mani bilerek göz önüne alır ve inceler. Mösyö Renan'ın kitapçığını görmeden, bu kadar az söze o kadar çok hata sığdırabileceğini ummazdım. (s. 19) Ernest Renan anlayışında olan Avrupa alimlerinin bizimle ilgili her sözü, kendilerince, hiç bir delile ihtiyaç duymadan apaçık ve kesin gerçekler olarak kabul edilir. Doğu ile Afrika taraflarında olanların fen ve sanatlara daima kapalı olduğunu iddia ederler ve bir tür demir daire içinde sıkışıp kalmışlardır, iddiasındadırlar. (s. 20) Meğer Müslüman olduğumuz için aklımızı her türlü bilime kapalı tutarmışız da bizim haberimiz yokmuş. Kitapçığından anlaşılan tabiat ve matematik bilimlerini bilenlerin, İslam'a mutlaka, her durumda yüz çeviren kişiler olduğu iddiasındadır. Biraz araştırsa, o Müslümanların herkesten çok sağlam bir dini inanca sahip olduklarını görür. (s. 21) İslam dışındaki diğer dinler, semavi kitaplara dayalı ise, onlar İslam'ın gözünde aşağılık değil mensuptur yani, hükmü ortadan kalkmıştır. (s. 22) Hıristiyanların ve Yahudilerin, İslamiyet'i sahih yani gerçek ve hak dinlerden saymaması normal görülebilir de, İslam'ın Hıristiyanlığı ve Yahudiliği mensuh; hükmü, geçerliliği kalkmış bilmesi, acaba nasıl saldırı sebebi olabilir? İlim sadece kuvvet ve yüksek makama ulaşmak için mi elde edilir? (s. 23)  Bilgi ve kültür, çok nazlı bir sevgilidir ki, ona aşık olanlar, yalnız ona kavuşmak için ömürlerini feda ederler. İslam, bilim ve kültüre aşağılayıcı bir bakış ile bakış olsaydı, içlerinde bir tane bile alim çıkmazdı. (s. 24) Renan, "İranlılar, Müslümanlıktan birkaç kat fazla Şii'dir." demektedir. Müslümanlıktan fazla Şiilik ne demektir? Şiilerin İran'da yerleşmesi daha 3 asırlık bir meseledir. (s. 26) İslam dini, yaygın olduğu yerlerde halkı alim bulmuşta cahilliğe mi sevk etmiştir? (s. 27) Soylu Arap kavmi, daha hükümet merkezinin Şam'da iken Yunan medeniyetinden daha büyük ve güzel eserler ortaya koyarak Hikmet ve medeniyetin insanlık dünyasında yayıcı ve kurucusu olmuşlardır. (s. 31) Renan'ın makalesinin hemen her bölümünden, İslamiyet'e inanan bir adamın ilim aşığı olmasına zihninde bir türlü ihtimal veremediği anlaşılıyor. Kuran-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde her müminin ilim, kültür, hikmet öğrenmek ile yükümlü olduğuna dair yeterli delil vardır. İnandığı din tarafından, ilim ve hikmet tahsil etmekle emrolunan bir millet fertlerinin, 'dini emirlerden, değerlerden, iman esaslarından uzaklaşmadıkça ilim ve hikmete meyledemeyeceğini' iddia etmek, bir maskaralık değil midir? (s. 34) Renan, Harun Reşit ve Me'mun'un İslamiyet'e inanmadıklarını iddia etmektedir. (s. 36) Kindi, Farabi, İbni Sina'nın hayat hikayeleri, Sokrat'ın Galilee'nin, Rousseau'nun maceralarına kıyas mı kabul eder? Sokrat idam edilmiş, Galileo engizisyon mahkemelerinde işkencelere uğramış, Rousseau tutuklanmakla tehdit edilmiştir. (s. 39)

 İbni Rüşd, bir müddet Meraşek'te mahzun ve terk edilmiş bir halde kalmıştır. Fakat öldüğü zaman, hem büyük bir memuriyete hem de birçok servete sahip idi. İbn-i Sina, iki İslam devletinde başbakanlık; İbni Rüşd, iki İslam devletinde baş katılık makamlarına sahip olmuşlardır. Bu hakikat, Müslümanlar katında felsefenin aşağılanmış mı olduğunu, yoksa saygın bir konumda mı olduğunu fiilen ispat eder. (s. 41) Şerefli camilerin her birinde felsefe kitaplarının okutulmakta olduğunu biliyoruz. Bir bilim ve sanatın, 'ibadethaneleri içine varıncaya kadar' okutulmasına izin verilmesi, o bilim ve sanatın bir ülkede kaldırılmasını mı demektir? Renan ki, "İslam'da astronomi biliminin yalnızca kıbleyi belirleyecek kadar öğrenilmesine izin verilmiştir." Örneğin, Hicri 823 tarihinde Ulubey'in çalışmalarını ve rasathanesini düşününce veya Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir taraftan İspanya bir taraftan Hint sahillerine giden Osmanlı donanmasını görünce, acaba bunları, astronomiden yalnız kıble tayini edecek kadar bilgisi olmaları mı yönlendirmiştir? (s. 43) Kurtuba'nın, Gırnata'nın, Bağdat'ın, Semerkant'ın ve daha bunlar gibi yüzlerce İslam beldelerinin nice yüz binlerce ölümsüz kitaplarını, nice bin alimini, ateşler içinde, at ayakları altında mahveden Haçlılar, Tatarlar, İslam dinine tabi değil idiler. (s. 44) Renan, el-Kindî için, "Fikir bakımından Araplıkla münasebetleri yoktur." diyor. Onun fikir bakımından Araplıktan ne kastettiğini anlayamadık ki, sözünün doğru olup olmadığını araştıralım. Bir kavmin, kendine mahsus ve diğer kavimler ile ortaklıktan uzak bir fikri de mi olurmuş? (s. 45) Renan'ın, 'İsa'nın hayatı' adlı kitabını yayınladıktan sonra, rahiplerin çıkardıkları gürültü üzerine memleketinde bir İbrani dersi okutmaya muktedir olamadığını düşünür, bir de o asırla şimdiki asrın halini birbirine kıyas ederse, davasına ispat için getirdiği delilerden utanır sanırım. (s. 49) Renan, "İslamiyet'e zor ve şiddet yönüyle yalnız İspanya'nın engizisyonu üstün gelmiş" görüşünü de ileri sürer. Acaba Renan, ehli sünnetin tarihinde kaç tane mezhep faciasına tesadüf etmiştir? Papalığın zulmü küçük bir "Papalığın zulmü küçük bir ülkeyi, İslamiyet'in ilerleme ve gelişmeye engel olması ise dünyanın geniş bir parçasını kapsadığını." ileri sürer. Ayrıca Renan, "İslamiyet'in müdafaasında bulunan hürriyet taraftarları, Müslümanlığın ne olduğunu bilmezler; İslamiyet, ruhani ve dünyevi hükümetin birbirinden ayrılmaması, insanlığın şimdiye kadar tahammül eylediği zincirlerin en ağırıdır." görüşünü ileri sürer. (s. 50) Avrupa'da, rahipler topluluğunun dünya işlerine musallat olmasından dolayı halkın çekmediği bela kalmadığından, rahipler topluluğunun, yetki bakımından, 'din bakımından belirlenmiş olan daireye' geri gönderilmesine ihtiyaç duyulmuştu. Buna genel bir kural gözüyle bakılıp da, birtakım siyasi hükümlerin, hakikate ne kadar uygun olursa olsun, dine dayalı bulunduğundan dolayı uygulamadan düşürülmesi, dine uygun olmadığından dolayı zulmü adalete tercih etmek değil midir? (s. 52) Renan'ın birkaç garip fikrini daha özetleyerek devam edelim. Renan:" İslamiyet'in, din olmak itibariyle güzel yönleri vardır. Her ne vakit bir camiye girsem, şiddetli bir vicdan heyecanından, onu da söyleyeyim mi, Müslüman olmadığım için bir tür üzüntü duyuyorum. Fakat İslamiyet, insan fikri için zararlı olmuştur." (s. 53)
İslam'ın en ziyade kuvveti Abbasi Devleti'nin zamanında idi. İslami dönemlerde, felsefenin en rahat ve yaygın olduğu zamanlarda yine Abbasi Devleti zamanıdır. İslamiyet, insan fikrini geliştirmeye ve mükemmel hale getirmeye insanları yönlendirmiştir. (s. 54) İslam ülkelerinde ilim ve felsefenin eski parlaklığında kalmamasını gerektiren sebepler, o kadar gizli bir şey midir? Haçlılar ve Tatar müşriklerinin İslam ülkelerine, vahşi kabilelerin Avrupa'da olan zararlarından bin kat fazla zarar verdikleri bilinmiyor mu? Mevcut olan kitaplarının, alimlerinin binde biri kalmayan bir kavim, kaç asırda kendini toparlayabilir? Özellikle Avrupalılar, İslam ülkelerinin hangi tarafında asayişten eser bıraktılar ki? (s. 55)

 Müslümanlar arasında, bilim ve felsefe kitabı yakacak engizisyon cemiyetleri mevcut olmadığını kendisi de bilir. Müslümanlar, sonsuz hayatlarına hizmet için ilme çalışır, hatta dindarlığın yönlendirmesi ile sonlu hayatlarını bu çalışma yolunda geçirirlerdi. (s. 55) İslam ne bilimi mahvetti, ne de bilim ile beraber mahvoldu. ( s. 57) Ernest Renan'ın ulaşabileceği tek sonuç, kendisinin dinler aleyhindeki kin ve öfkesine, İslamiyet'e gösterdiği hücumlar ile de, ne kadar mümkün ise, o kadar adi ve çirkin yepyeni bir delil getirmekten ibaret kalmıştır. ( s. 60)
 

     

 Namık Kemal, Renan Müdâfaanâmesi