Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
ABD VE DERİN DÜNYA SERMAYESİ'NİN MÜCADELESİ - ANGLOSAKSON, YAHUDİ MÜCADELESİ  - *
          

           DÜNYA ÜZERİNDE ABD VE RUS ORTAKLIĞI, DÜNYA YAHUDİ SERMAYESİ İLE GÜÇ SAVAŞINA GİRMİŞLERDİR.
                        DÜNYADA ONLARIN SAVAŞ ALANIDIR! İNGİLTERE YAHUDİ SERMAYESİNİN MERKEZİDİR!
                                                         YIL 2017, TARAFLAR DEĞİŞİYOR,
'İNGİLTERE ABD'NİN YANINDA GEÇERKEN, DÜNYA YAHUDİ SERMAYESİ FRANSA VE ÇİN' İLE BERABER HAREKETE DEVAM EDİYOR!
 

 

   

 

 

                                                                       Paranın gücü

    Dünya üzerindeki ortaklıkları ve hisse paylarını takip edenler bilir ki, her kapı aynı salona açılır! Bu salonda sadece ve sadece bir grubun dediği olur! şu an dünyanın birçok bölgesinde bu aileler ve arkalarındaki kral-kraliçeler ile ULUS DEVLETLER savaşmaktadır!Kökü Selanik'e kadar dayanan bir aileydi! Osmanlı'nın ticaret yollarında çok para kazandılar. Zamanla Avrupa'nın içlerine çekildiler.Döviz işiyle uğraşan Amschel Rothschild'in oğlu Mayer, Frankfurt'ta dünyaya geldi. Bu tarihin akışını değiştirecek bir olaydı! Ailenin inancına göre dünyayı büyük olaylar değil, küçük ama gözden kaçan olaylar değiştirirdi! O dönem Musevi olmak hedef olmak anlamına geliyordu! Almanya'da çok yaygın olan Rothschild, yani KIZIL KALKAN, soyismini almaları da gizlenmeye yönelikti!
    FİNANS sistemini kuran MAYER, baskılardan kurtulmak için 5 oğlunu Avrupa'nın çeşitli yerlerine gönderdi! Artık krallar bile istedikleri zaman paralarına el koyamazdı! Aralarında kurdukları ile hem paralarını hem güçlerini saklamayı başardılar. Amschel Frankfurt, Salomon Viyana, Nathan Londra, Calmann Napoli, Jakob da Paris'e yerleşti! Buldukları ŞUBE prensibiyle hem çoğaldılar hem de korundular. Bu teknik kısa zamanda diğer önemli aileler arasında yayıldı. Bischoffsheim, Pereire, Seligman, Lazard gibi onlarca Musevi olan ve olmayan tüccar aile, bu ağa katıldı! Sistem çığ gibi büyüdü! Devletlerin üstüne çıktı! 5 kardeş ki, Rothschildler'in logosudur, birbirine sarılarak bu sistemi meydana getirdi! Daha sonra birinci ve ikinci derece yakın evliliklerle PARAYI korumayı bildiler! Artık savaşların sebebi de sonucu da bu ailelerdi! Tek dertleri para ve güçtü! Krallar, kraliçeler ve soylular zenginliklerine zenginlik katmak istediklerinde bunların kapısını çalıyordu! Para veren aynı zamanda rotayı belirledi! Haritalar bunların istediği şekilde değiştiriliyordu! Hem Amerika hem Avrupa'da yüzlerce şirketin ortağı ya da sahibiydiler! Devletlerin finansörüydüler!
   İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tamamen İngilizler'le birlikte yürüdüler!Madenden enerjiye, altından medyaya, turizmden iletişime kadar her şeyde bu aileler vardı!  Merkez bankalarının bile sahibi bu ailelerdi! IMF ve Dünya Bankası zaten oyuncaklarıydı! Nerede akıllı insan varsa bulup eğitirler ve tam sadakat beklerlerdi! Manipülasyon ve spekülasyon çok iyi bildikleri bir işti! İşte bu aileler ve arkalarındaki soylular, önce Amerika'yı sonra da Rusya'yı bıktırdı! Ortadoğu'ya İSRAİL oraya kuruldu! Aslında İsrail'i sevdikleri için değil! Araplar kendileriyle uğraşacaklarına İsrail'le didişsin diye! Bütün amaç enerji ve yollarını tutmaktı! Tuttular da! Afganistan ve Irak işgalleri bu nedenle yapıldı! Bunları ve şirketlerini kovmak için! Bir ölçüde başarı gelse de coğrafya Amerika'ya uzaktı! Halk da onları sevmiyordu! Bu nedenle mecburen TÜRK KARTI devreye girdi! Dünyada kazanılan her 100 doların 85 doları, Museviler'in bankalarından geçerdi! 
   2003'e kadar Türkiye'de kazanılan her 100 doların 80'i Museviler'in cebine girerdi. Ancak Erdoğan bunu değiştirdi! Şu anda kazanılan her 100 doların 35'i onların cebine giriyor. Savaş bu! Ankara, PKK hamlesiyle ilk raundu aldı! 2014'te Köşk'e istedikleri bir isim gitmezse onlar için ÇÖKÜŞ başlayacak! Güçlü oldukları kesin! Ama Obama-Erdoğan ve Putin de kararlı! Bu aileler şimdiye kadar Türkiye'yi, Boğaz kıyısındaki partnerleri ile kontrol ettiler.  (Ergun Diler; Takvim, 25.6.2013)

 

 

 

                                                             DERİN DEVLET OYUNLARI-KURALLARI

 

                                  
    
Uluslar arası arenada büyük güce sahip ülkeler asla birbirileri ile direk savaşa girmezler. Her ülkenin istihbarat örgütü, rakip ülkenin ilgi alanında olan  ülkenin dernek, sendika, parti, yeraltı yer üstü , legal illegal, gazeteci, sanayici,... kendi adamlarını oluşturur. Rakip devlette aynı argümanları kullanır. Dışarıdan bakınca- eskiden- sağcı solcuyu- veya tersi- öldürdü, alevi Sünni ile çarpışıyor, laik şeriatçı ile mücadele ediyor zannederken, aslında onları kukla olarak kullanan devletler birbirileri ile çarpışmaktadırlar. Bu oyunlara gelmemenin tek yolu, konuşma, iletişim, bir olma, ortak paydalar- Ülkemizde İslam başta olmak üzere - etrafında birleşmektir! Kur'an insan kaynaklı olmayan tek kitaptır, geri kalan tüm ideoloji, din, teoriler insani kaynaklıdır, tümü hata, eksik, kompleks, zayıflılarla iç içedir. Tüm bu oyunlarda farklı olan tek şey, ilahi kaynaklı kutsal kitabımız etrafında birleşmektir. Dünyada özgürlük, insan hakları, demokrasi...mücadelesi yapılmamaktadır. Her ülke kendi halkını veya her dev şirket kendi geleceğini ayakta tutmak çabası içerisindedir. Dünyada paylaşım kavgası vardır; şimdi ve geleceğin paylaşımı, insan zaafı olan bir varlık olduğu içinde bu paylaşım hep zulüm, kan, göz yaşı ile kendini göstermektedir. Çözüm; ilahi rahmet etrafında örgütlenmedir.
   Rusya enerjisi ile, Türkiye coğrafi konumu ile, Çin insan gücü ile, ABD para ve silah gücü ile uluslar arası arenada kendini ifade etmektedir. Enerji, para, insan biter ama coğrafi konum birlik olduğumuz müddetçe bâkidir! Ülkemizde coğrafi konumunu kullanmadaki politikası gereği, Suriye, Ermenistan, Yunanistan ile dış politikasını yeniden yapılandırmaktadır.
    ABD önümüzdeki yıllarda Afganistan ve Pakistan'da hakimiyetini sağlamlaştırmak istemektedir. Bu sayede hem Çin hem Rusya hem enerji kaynaklarını el altında tutmayı istemektedir. ABD ilk başlarda Çin'e ekonomik yatırım yapıp onu kontrol altında tutmak isterken son yıllarda Çin kendi ekonomik özgürlüğünü ilan etmek üzeredir. ABD arka bahçesi Japonya ile  işbirliği halinde iken , Rusya'da Çin ile işbirliği oluşturulmaktadır. Uluslar arası arenada yeni oyun sahası Sahra altı Afrika ve Kutuplar olacaktır. 

     Bazı olayları tam olarak, bütünün parçasına takılıp kalınca, bütünü göremeyince, derinlemesine ve geniş açıdan değerlendiremeyince, ülkemizdeki tüm kesimler olarak oyuna geliyor, sağ-sol, alev- sunni, laik-şeriatçı... birbirimize düşüyoruz. Zaten yabancı güçlerin istediği de bu değil mi? Mesela en son kuvvet komutanlarının bilgisayarındaki bilgileri açığa çıkaran ve Genelkurmay'daki gizli andıç gibi belgeleri servis yapanlar da yabancı servisler  değil midir? Muhtemelen bunları yazdıranlar da kendileridir! Böylelikle bir taşla bir kaç kuş vurmayı hedeflemektedirler. Amaçları bir taraftan orduyu yıpratmak, diğer taraftan da AK Parti'yi ve Gülen cemaatini TSK ile karşı karşıya getirmek. Bu sorunu yaratan güçler, sonradan da problemi çözen hakem rolünü üstlenirlerse hiç şaşırmamak gerekir. Zaten istihbarat ta bu demek değil midir...? Çare nedir peki? Çare bir olmakta, karşılıklı anlayış, beraber yaşama kültüründe...! Bunun içinde önce iletişim, hoşgörü ve iyi niyet gerekir.
  
    Terör,
teröristlerin işi değil, devletlerin kullandığı bir araçtır! Olaylara bu açıdan bakmazsak asla gerçekleri göremeyiz!Terör olayı olunca sorulacak tek soru şu olmalıdır.Bu terör olayı hangi devletin işine gelir.Kim karlı çıkar bu terör olayından.Kim kaybeder...Bazen aslında terör olayını yaptı denen taraf terör olayından en çok zarar görür ve terör saldırısına uğradığı iddia edilen taraf ta en karlı çıkan taraf olur...Dikkat!
Bir kişinin giyinişi, sakalı, dış  görünüşü, söyledikleri... ne olursa olsun önemli olan uygulamalardır.Yaptıkları sonuçta kimin işine geliyorsa o kişi onlardandır.Eğer yapılan iş, İslam'a, ülkeye, millete zararlı ise o kişi ya bilmeden kullanılan bir maşadır  ya da  vatan haini bir casustur... İstihbarat dünyasında kuraldır: Hasmınız sizi ayakta ve daima uyanık tutar ama rakibiniz sizi yok edebilir.Düşmanın olsun ama güçlü rakibin olmasın ! ABD'nin 2003 terörle mücadele raporu: Terör eylemleri sonucu ölen  sayısı 700, terörle mücadele sonucu ölen kişi sayısı ise 23.000...Yorumsuz !
      Terör eylemleri seçimleri de etkiler.Gerektiğinde hükümeti düşürmek için, halkı galeyana getirmek amacı ile belli zamanlarda terör eylemleri çıkarılabilir veya ana muhalefeti iktidar etmek için , belki de ana muhalefetin bile hoşlanmadığı, ama ana muhalefetin içinden olan bir kurban seçilir, öldürülür sonuçta hükümete karşı halk galeyana getirilerek ana muhalefet hükümete taşınır...Tabii sonuçta ana muhalefet hem kendi içindeki muhalif kişiden kurtulur, hem onun cesedinin üstüne basıp hükümet olur, tüm bunları ayarlayan dış istihbaratta eski ana muhalefet, yeni hükümet ile al gülüm ver gülüm ilişkilerini yürütülmeye başlanır.Terör güya ana muhalefete karşı yapılmış zannedilirken, terörist  sonuçta düşmanını iktidar yapmış olur. Diğer bir metotta ortadan kaldıracağı insana tüm suçu yüklemek şeklinde gerçekleşir. Karşı tarafa suçlu cezalandırılmış izlenimi verilirken, kendilerini de kamufle etmiş olurlar!
       Ülke içinde ipleri - Ülke kaynaklarını, gelirini - elde tutanlar bunu kaybetmemek için bazen dış tehditleri abartırlar bazen - gerektiğinde- iç tehdit üretirler, var olanın devamını temin ederler.PKK terörü oldukça belli kesimler her zaman ihtiyaç duyulan kesim olacaktır, ayrıca bu terör ülke vatandaşlarını bir arada tutarken - bölünmeyelim diye- başka zaruri  ihtiyaçlarını da ( Ekonomik, demokratik, dini...)  erteleme nedeni olacaktır. Bu ortamdan nemalananlar da gelirlerinden olmadan yollarına devam edecek, çarklarını korumuş olacaklardır.

                 
             


      Derin devlet küresel sermayedir- Özelde Yahudi sermayesi -, Yahudi için önce sermaye mi önemli yoksa siyonizm mi..yoksa birbirinden ayrılmaz iki parça mı bunlar..Yahudilerin gücü sermayeye hakim olmalarından gelirken , onları bir arada tutan temel harcında siyonizm olduğunu asla göz ardı etmemek gerekir.En katı laik Yahudi bile o nedenle siyonisttir ! - Küresel sermayenin günümüzdeki merkezi Londra'dır.ABD'den ayrılmaya başlayan bu sermaye Londra'da konuşlanmış, Londra dışarıdan gelen paraları, başka ülkelere borç-kredi olarak dağıtmaktadır.Küresel sermaye konuşlandığı ülkeye yatırım yapmaz, sadece para olarak el değiştirir.Günümüzde küresel sermaye tüm dünyadaki ülkeleri küçük site devleti gibi devletçiklere ayırmak istemektedir, yönetimi daha  kolay olması için !
       Dünya şu an ABD derin devleti  ile dünya derin sermayesinin - Yahudi- arasındaki mücadeleye sahnedir.Derin sermaye ekonomiye sahipken  ABD derin devleti ise askeri güce sahiptir.Asker girdiği yerde dayandığı kadar, sermaye girdiği yerde gücü ile yönlendirdiği kadar ile etkilidir.Sonrası o ülkelerdeki birlik ve beraberliğe bağlı...!ABD dünya derin sermayesi ile mücadelesinde petrolden elde ettiği gelir ile bu derin yahudi sermayesine karşı yeni bir güç elde etme gayreti içindedir.AB'yi zayıflatmak için de ABD Rusya ekonomisini desteklemektedir.Çünkü ABD kendisine ekonomik rakip -AB- yerine askeri rakibi -Rusya'yı- tercih etmektedir.
      ABD  eskiden neden Rus komünizmine karşı idi de Çin komünizmine karşı değildi.Çünkü Rus komünizmi doğu  Avrupa pazarını kapatmıştı.!Ama Çin bunu yapamamıştı...!ABD - pazar sıkıntısı baş gösterince gayri resmi bu anlaşmaları bozarak ve sonunda - Rusya'yı dağıtarak bu pazarda söz sahibi olabildi..ABD ile Rusya dünyayı bölüşmüştür.Nüfuz alanlarına karşılıklı müdahale etmezler.Rusya çekoslovakya'ya girdi, doğu Avrupa'yı etki altına aldı ABD müdahale etmedi. Çeçenistan'ı işgal etti, ABD sustu.Çünkü ABD nüfus alanı olarak Rusya'ya oraları terk etmişti. Afganistan,Bosna gibi istisnai anlaşamama bölgeleri bu genel kuralı asla değiştirmez!
      Devletler ittifaklar birliğidir.Barış zamanı derin güçler ile bakanlar-hükümet- beraber devleti yönetir, zor anlarda derin güçler istihbarat veya sermaye...ile ittifak yaparak devleti yönetir...!Ama asıl olan milletin inancı ile paralel olan yönetimdir !
      Türkiye hala hürriyet itilaf ile ittihat terakki ayırımının devamı olan sağ sol- veya alevi sunni, laik şeriatçı..- ayırımından kurtulamadı..Beraber yaşamayı hala öğrenemedik...! Hatta " aynı " gözüken şeylerin farklılıklarının farkına varamadık.Mesela ANAP:Rahmetli Turgut Özal başında iken ABD güdümünde idi parti, başına Mesut Yılmaz geçti, oldu AB güdümünde.Halk aynı halk, parti aynı parti ama kuklacıların kuklası değişiyor.Ama görüntüde sadece parti başkanı değişmiş gibi gözüküyor.Peki biz o sıralar bunların farkında mı idik.Neleri tartıştık.Ya peki şimdi farkında mıyız ?! Ya Refahyol hükümeti sahiden irtica yüzünden mi yıkıldı. Refahyol  yıkıldıktan sonraki iktidarlar döneminde içi boşaltılan bankalar bize bi şi anlatıyor mu acaba...?Sanmam...ama umutsuz da asla değilim. Kur'an'ın uyarısına kulak kabartalım: "Efelâ te'kilûn": Hala aklınızı kullanmaz mısınız ?...!
       Kıvrıkoğlu paşa İncirlik üssünü önceden haber vermeden " teftişe geldim " diyerek ziyaretinden hemen sonra Kıbrıs ziyaretinde yanında oturan albay hangi "  seken kurşunla " vuruldu acaba...O silahı ateşleyen kişi hala aynı kurumda mı yoksa..!?

        ABD  " tehlike-terör var " diyerek girdiği yerlerdeki pazarı sadece kendi kullanır, başkalarına da " burada  terör - eskiden komünizm, şimdi radikal İslam(!) - var , biz demokrasi getiriyoruz " diyerek başka ülkelerin bu pazarlara girmesine engel olur veya hem de  o  ülkelerin yeraltı hammaddelerini sadece kendileri sömürür...!Mesela Afganistan'a girdi, ama hal orada taliban varken asıl hedefine ulaştı, pazara-hammaddeye el koydu ayrıca gelecekteki rakipleri  Çin, Rusya'ya...komşu oldu ..Bu arada Rusya'yı eski Rus istihbaratının yönettiğini de belirtelim...! Kısaca ABD İslam üzerinden - İslam'ı  terör ile özleştirerek - terörü yok etmek iddiası ile dünyaya hüküm sürdürmeye devam etmektedir...!
      Türkiye'de eğer Devlet halkı ile barışmazsa - derin güçler milletin dini ile barışmazsa- ABD bu ikilemi her zaman kullanıp istediği gibi ülkemizi yönlendirmeye devam edeceği ortadadır! ABD İran'da neden başaramadı...Mezhep ,ırk ...çatışmaları denedi ama olmadı...Neden, çünkü İran halkı ile derin devleti  arasında manevi alan başta bir ayırım yok..Saygı ve güven temel etken...! Dışarıya karşı tek güç olmak için ülke içinde birlik olmalı...laiklik, mezhep, din..üzerinden oynanan oyunlara hem halk gelmemeli hem derin güçler artık  bu konularda daha hassas olmalı...!Tabii amaç birliği muhafaza etmek ise...! Birlik; önce bölünme sonra çatışma  sonra da bağımsızlığın yok olması ile sonuçlanır ! Başta suni gerginlik nedenleri başörtüsü, irtica ...gibi kavramlar artık ülke gündeminden düşmeli..! Başta ülke yöneticileri halka dayanmadıkları müddetçe gerçek manada bir bağımsızlık asla söz konusu değildir!

         İngiltere, Ortadoğu'daki liderlerin çoğu maskeden ibarettir. Bölgenin asıl gücü ve fiili mülk sahibi İngiltere şu an. İran, Rusya, Çin geçmişten beri Esed yönetimini desteklese de, Esed ailesinin fertlerini eğitmede İngiltere'yi tercih etmesi manidardır.

Ortadoğu liderlerinin hemen hemen tamamı gibi Esed ailesinin fertleri de İngilizlerin rahle-i tedrisinden geçmişlerdir. Türkiye için çizilmiş bir güç çizgisi vardır. Türkiye kırmızı çizgi niteliğindeki bu çizgiyi aştığında alarm zilleri çalar. Rusya'nın da, İran'ın da, İngiltere'nin de asıl derdi; Ortadoğu'da gereğinden fazla güçlenmiş bir Türkiye'nin olmasıdır. Zıt kutupların Türkiye üzerinde ortak çıkar birlikteliği uzun süredir devam ediyor. Son yıllarda bölge ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler, bu merkezlerde rahatsızlık uyandırıyordu... ABD'nin silahla yaptığını, İngiltere yüzyıllardır deneyimli olduğu sömürgeci istihbarat ağı ile gerçekleştirmektedir.

 

                            
  
                Kamuoyuna iyi oynuyor, ama suç bizde...!                        Kim kimle irtibatlı! Görülen ve arkadaki gerçekler


        Almanya Türkiye'de etkin olmak  istemekte, o nedenle de dolaylı yollardan Türkiye'ye haber vermektedir.Deniz Feneri davasında olayın içine Türk Hükümetini de çekme gayretleri, Aydın Doğan ile olan yakınlaşmalar, Alman Banka'sının olur olmaz yerde ekonomimizi kötüleme gayretleri, PKK'ya olan desteği, son zamanlarda Alevi kesimden (...!) Pir Sultan Abdal ve Alevi-Bektaşi Federasyonu ile olan yakınlaşmaları... hep " ABD'yi bırak benimle yakınlaş " mesajlarıdır !
        Bu arada hatırlatalım; Yabancı  istihbarat örgütleri arasında sayı olarak Alman istihbarat biriminin ajanları ülkemizde daha fazla sayıda bulunmaktadır...!
              Almanya- PKK
      - Anlayana  ip uçları - Bild'den sert eleştiriler: Bild, Başbakan'ın yerel seçimler öncesi anti semitizmi yükselterek bundan oy toplamayı planladığını, açık bir Yahudi düşmanlığı sergilediğini yazıyor ve ağır sözlerle Başbakan Erdoğan'ı eleştiriyor.Bild'in kullandığı ton, ABD'deki Yahudi kuruluşlarından ve pek çok Yahudi gazeteciden daha sert.Bunun nedeni açık. Bild'in bağlı olduğu grup Almanya'nın en büyük medya gruplarından Axel Springer. Axel Springer Türk kamuoyu için bilinmedik bir isim değil. Doğan Grubu'nun en büyük yabancı ortağı. Doğan Grubu Almana'da televizyon satın almaya kalkıştığı zaman, Doğan'ın bu işi Axel Springer adına yapmak istediği, Alman rekabet hukuku nedeniyle Springer tarafından satın alınması imkansız olan bu televizyonu Springer adına Doğan'ın alacağı konuşulmuştu. Bild bu grubun gazetesi. Ve grubun yayın ilkelerinin üçüncü maddesi “İsrail'in çıkarlarını Dünya üzerinde korumak” olarak yazılı. Bild, grubun ilkelerine uygun hareket ediyor ve  Erdoğan'a İsrail'den bile daha sert tepki koyuyor. Yine işin garip taraflarından biri Bild'in genel yayın yönetmeni Kai Dikmann Hürriyet gazetesinin yönetim kurulu üyesi. Doğan Gubu ve Hürriyet açısından oldukça karmaşık bir durum.  ( Fatih ALTAYLI: 04.02.2009)
  
 

 

          
 

                               Tıkla


  

 

  

                                   

                                    

                                                

      

             ALMANYA BİZE AKIL VERECEĞİNE ÜLKESİNDEKİ GÖÇMENLERİN YANMASINA ENGEL OLSA, POLİSİNİ EĞİTSE!

 

                                                                ALMAN İSTİHBARATI, İNGİLTERE

 Almanya üzerinden Türkiye’ye yönelik yürütülen faaliyetleri iki kısımda toplayabiliriz.
Birincisi; Alman topraklarındaki faaliyetler: Almanya’da yaşayan Türklere yönelik kundaklama benzeri şiddet eylemleri ve yükseltilmeye çalışan ırkçılık çabaları. Terör örgütü PKK ve DHKP-C’nin faaliyetlerine müdahalenin kısıtlı düzeyde tutulması. Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş vatandaşların etnik bilinçlerinin yükseltilmesi. Aleviler üzerinde “Alisiz Alevilik” projesinin yürütülmesi yanında, Ermeni kökenli olanların geçmişlerinin araştırılarak kendilerinin yüzleştirilmesi ve bu kapsamda Ermeni bilincinin yükseltilmesi.
 İkincisi ise; Türkiye topraklarında Alman istihbarat teşkilatı BND üzerinden yürütülen faaliyetler: Alman istihbarat teşkilatı BND’nin özellikle Güneydoğu’da yürüttüğü faaliyetleri görüyoruz. Kürtçe öğrenen istihbaratçılar, bunların bölgede yürüttükleri mekik diplomasisi. Karadeniz bölgesinde Rum ve Ermeni kökenlerin araştırılması, lobi oluşturulması için yürütülen çabalar. Almanya, Avrupa ülkeleri içinde farklı bir devlet.
 Geleceğim noktayı baştan söyleyeyim. İki maddede yürütülen faaliyetleri de Almanya’nın değil, Almanya üzerinden İngiltere’nin yürüttüğünü düşünüyorum. Alman edebiyatı, siyasi akımları ve felsefesi bütün Avrupa’nın önündedir. Ve bütün Avrupa bunu tehdit olarak görmektedir. Nitekim bu tehdit dünya savaşlarında görüldüğü üzere kıtayı ve dünyayı şiddetli biçimde sarsmıştır. Özellikle de İngiltere’yi…
 Hitler’den ağzı bir kez fena halde yanan İngiltere, Almanya’nın bir daha “siyasi ve askeri güç” olarak yükselmesine fırsat vermemeyi temel Avrupa politikası haline getirmiştir. Almanya da tıpkı Japonya gibi, siyasi-askeri-felsefi alanda zincirlenmesi sebebiyle bütün gücünü ekonomik alana yönlendirmek durumunda kalmıştır. Bugün Almanya dünyanın dev ekonomisidir. Hatta Avrupa Birliği’nin pek çok ülkesini cebinden mamur etmiştir. AB’yi ekonomik olarak ayakta tutmaktadır. Ama dünya siyasetinde buna denk bir ağırlığından söz etmek mümkün değildir.
 İngiltere, Almanya’yı dizginlerken bütün hücrelerine kadar nüfuz etmiştir. Özellikle milliyetçi Almanlar içinde yapılanmış, Almanya ne zaman başını kaldıracak gibi olsa bu hücrelerini kullanarak provokasyonlar yaparak, semitizm geçmişini ve ırkçılığı gündeme taşıyarak Almanya’yı ezmiştir. Bunu yaparken, hücrelerine kadar nüfuz ettiği Almanya’yı bir perdeleme ülkesi olarak da kullanmıştır.
 Bugün Alman istihbarat teşkilatı BND, İngiltere’nin en etkin olduğu yapıdır. İngiltere, kendisini perde gerisinde tutarak BND üzerinden farklı coğrafyalarda çok sayıda operasyon yapmaktadır. Almanya gibi ekonomi devi bir ülke ile Türkiye gibi potansiyelli iki ülkeyi, nüfus olarak iç içe geçmesine rağmen, düşmanlık noktasına getirmeyi başarmak gerçekten bir İngiliz şaheseridir!
( Yener Dönmez: Yeni Akit; 15.03.2013)
 

 

                                                                                    ORTADOĞU=  İNGİLTERE'DİR!

                                                

 

                                              
      OYUN HEP AYNI:Tam savaşın ortasında İngiltere, Suriye'ye sarin gazını kullansın diye satmadı ise neden satar ki? Tıpkı İran'a karşı kullansın diye Irak'a satılan silahlar bahane gösterilerek daha sonra Irak'ın iki kez ABD'ce işgali gibi...!

 

 

                                      
 

 


                                                                              
BASININ OLAYI VERİŞ BİÇİMİ VE GERÇEK !
                                  

  Meğer Savarona yatında fuhuş dışında başka şeyler yapılıyormuş! Çocuk yaşta kızlarla eğlence ayrıntıymış. Kurtarılan kızlar değil, bazı ülkelerin kaynaklarıymış, iktidarıymış. Bir tür "baronlar toplantısı"na baskın yapılmış. Kaynakların paylaşımı üzerinden iktidar hesapları yapan okyanus ötesi zenginler kulübünün temsilcileri ülkelerin kaderleri üzerinde senaryolar çiziyormuş.Rusya'dan ABD'ye, Kazakistan'dan İsrail'e uzanan karmaşık ilişkiler ağı içinde, Avrasya'nın geleceğinin kimlerin elinde olacağına, bu işin yine bölgenin kaynaklarıyla nasıl finanse edileceğine, zenginler kulübünün istekleri doğrultusunda yeni iktidar yapılanmasına kadar bir çok şey için kararlar alınıyormuş. Rusya'dan, Kazakistan'dan, Kırgızistan'dan siyasileri, işadamlarını bir araya getiren beş günlük toplantı, Rus, Kazak ve elbette Türk istihbarat ve güvenlik birimleri tarafından basılıyor. Normalde el üstünde tutulan insanlar rezil ediliyor, operasyon fuhuş baskını olarak duyuruluyor, Kazak Dışişleri Bakanı ve siyasiler gizlice ülkelerine gönderiliyor, katılımcılardan bazıları gözaltına alınıyor, bazıları sınır dışı ediliyor. Milyar dolarlara hükmeden bu adamlara neden böyle bir uygulama yapıldı? Hangi devlet bu büyüklükte ekonomik güce sahip isimlere böyle bir muamele yapar? 14 hükümet yetkilisi ve altı milyarder ne amaçla rezil edilmiş olabilir? O zaman ortada çok daha derin, endişe verici, bu ülkeleri kaygılandırıcı şeyler var demektir. Onların milyar dolarlarının da üstünde çıkarlar var demektir. Ekonomik çıkarların çok daha ötesinde hesaplar var demektir. Savarona yatı, hem Kazakistan hem de İsrail vatandaşı olan, Avrasya Yahudi Kongresi'ni kuran, Dünya Yahudi Kongresi üyesi olan, bilinen sermayesi 3 milyar doları aşan Alexander Mashkevitç tarafından beş günlüğüne kiralanmış. 20 davetli için özel olarak hazırlanmış. Tabi eğlence bölümü de ihmal edilmemiş. Kiralanan kadınlara 3 bin ile 10 bin dolar ödenmiş. Rus, Kazak Yahudi kökenli işadamlarını katıldığı toplantı için her şey düşünülmüş. Katılımcılar Kazakistan'ın yer altı kaynaklarının paylaşmaktan Dışişleri Bakanı'nı ülkenin başına geçirmeye, Kırgızistan'ın geleceğinden Orta Asya-Hazar enerji projelerine kadar bir çok konuyu görüşmüşler. Bunlar dışında gündemlerinde neler vardı, bilmiyoruz. Toplantının, katılımcıların, planların bir ucu ABD'ye diğeri İsrail'e uzanıyor. Donalt Trump'tan İsrail merkezli para akışına kadar. Peki üç ülke neden böyle bir operasyona gerek duydu? Rusya, daha çok Yahudi kökenli oligarklara karşı yıllardır sert bir mücadele yürütüyor. Bir çokları ülkeden çıkarıldı, bazılarının malvarlığına el konuldu. Bazıları Avrupa ve Amerika üzerinden Moskova'ya karşı sert bir siyasi mücadele yürütüyor. Bu mücadele ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile ilişkilerini de belli oranda belirliyor. Kazakistan, hem kendi kaynaklarının paylaşımı hem de Kazakistan'ın geleceğine ilişkin siyasi boyutu nedeniyle kendi siyasilerini, dışişleri bakanını gözden çıkararak komplonun ortaya çıkarılmasını istedi. Dünyanın en zengin kaynaklarına sahip ülkelerinden olan Kazakistan, zenginliğin başına bela olacağını çok iyi biliyor. Nursultan Nazarbayev toplantıyı kendine karşı bir komplo olarak algılamış olabilir. Türkiye; Rusya ve Kazakistan'la ilişkilerinden Orta Asya'da siyasi istikrarsızlığa, enerji projelerinde çıkarlarına darbe vurulabileceğine kadar bir çok gerekçeyle operasyonun içinde olmalı. Eğer böyleyse, her üç ülke de toplantıyı ekonomik ve siyasi çıkarına karşı bir tehdit olarak algılamış olabilir. Yine eğer böyleyse o toplantı, üç ülkeyi de tehdit kadar ciddi olmalı. Dar anlamda toplantıdan uzaklaşalım. Biraz geriden bakalım. Avrasya'ya yönelik Batı hesapları (İsrail dahil) ile bu ülkelerin çıkarları artık örtüşmüyor. Çin'den Akdeniz'e ulaşan yeni ilişkiler ağı, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik ortaklıklar, bu iki ülkeyi karşı karşıya getirmeye yönelik bir takım girişimler, İsrail'den sadece İran'a değil Hazar ve Orta Asya'ya yönelen agresif çıkışlar ile söz konusu baronlar toplantısı arasında bir ilişki olabilir mi? Milyar dolarlara hükmeden, her biri Batı'nın sermaye merkezleriyle bağlantılı bu kişilerin, Rusya ve Orta Asya'ya dönük hesapların dışında olmaları mümkün değil. Hele İsrail'le bağlantıları soru işaretleriyle dolu. Türkiye-İsrail arasındaki ayrışmayı, Tel Aviv'in dünyayı Türkiye'ye karşı harekete geçirmeye yönelik kampanyasını, son olarak Çin'den Türkiye'ye kadar bütün bölgenin askeri ittifak kurduğuna dair Batı'yı korkuya sevk eden senaryolarını da hatırlatalım. Sermaye, siyaset, güvenlik ilişkisine özellikle dikkat. İster iç siyasi gerilimler olsun, ister bölgesel stratejik müdahaleler ya da daha geniş jeopolitik hesaplar, kaynaklar ile ülkelerin pozisyonları ve askeri güvenlik stratejileri birbirini tamamlayan şeylerdir. Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da, Kırgızistan'da, Ortadoğu'yu iki cepheye ayırma planlarında, Türkiye üzerine yapılan sert tartışmalarda bunu açıkça görürüz.
( İbrahim Karagül: Yenişafak:14 Ekim 2010 )

        Türkiye'nin tehdit tanımı hep ithal tanımlardır.ABD'ye düşman olanlar , tercüme metin gibi aynen bizce de tehdit kabul edildi şimdiye dek...Ama artık bağımsız olarak tehdit tanımını yapmanın zamanı geldi..Mesela İran; ne zaman  biz ABD uçaklarını yurdumuzdan İran'a hava saldırısında kullandırırız o zaman İran bize karşı tehdit olur...İranda bize silahlarını döndürmeye başlar..işte o zaman Iran bize tehdit olur..Ama şimdi bakıyoruz Pkk'ya  bizden  fazla  saldıran onlar, bölgede bölünme istemeyen onlar...Ama aksine " dost ve müttefik (!)" devlet ABD pkk ile anlaşır, kürdistanı kurmak ister..vs  .Artık ABD'ye göre tehdit anlayışını terk edip, Türkiye'ye göre tehdit tanımına geçmeliyiz !
        "Terörle mücadelede profesyonel kadroların kullanılması çok doğru bir karar. Bu konuda 1987 yılında yaptığım bir söyleşide aynı şeyleri söylediğimi hatırlıyorum. Ancak geçmişte Emniyet Teşkilatı içinde oluşturulan benzer kadroların tasfiye edilmesi ve yenilerinin TSK bünyesinde kurulmasının sebepleri araştırılırsa sorunumuzun sıradan bir terör olayı olmadığı, arka planda bir güç mücadelesinin yattığı anlaşılır. Bu noktada tercihimi belirtiyorum ve yeni yapılanmanın TSK içinde olmasının daha doğru olduğunu, çatışan güçler yaratmak yerine yetkinin tek elde toplanmasının ve eğer yanlış uygulamalar varsa bunun o örgüt içinde düzeltilmesinin daha doğru olacağına inanıyorum
" ( Star-Mahir KAYNAK:30.06.2007)
      Türkiye uluslararası bir güç hakline gelene dek, uluslararası istihbarat örgütlerinin satranç tahtası olarak kullanacaktır ve kullanmaktadır.Sadece -mesela - İngiliz istihbaratı ülkemizde bizimle mücadele etmez, bizim üzerimizde oyun oynamaz, aynı zamanda bir istihbarat örgütü ülkemizi satranç tahtası olarak kullanarak başka istihbarat örgütleri  ADB, İsrail,Alman  istihbaratı - ile de mücadele edebilir ve etmektedir.Yani ülkemizde meydana gelen bazı olağan dışı olayların temelinde  hedef ülkemiz değil, birbiriyle mücadele eden dış istihbarat örgütleri olmaktadır.Ülkemizdeki istihbarat  örgütlerinin eylemlerinin tek bir merkezden yapıldığını kabul etmek mümkün değildir.Bu aynı zamanda şeytanı ilah edinmek olur.Bu asla kabul edilemez.Ülkemizde şeytanlar cirit atmaktadır, biz mümin  muvahhitlere düşen ise tevhit etrafında birleşip bir ve beraber olmaktır.Dinimizin de , istihbarat oyunlarda kullanılmaktan kurtulmakta buna bağlıdır.
ABD dünyayı Rusya ile bölüşmüştür.Ama Gerek İngiltere gerek Alman istihbaratı buna karşıdır.Dünyada olan olaylara bu gözle de bakmalıdır!
       ABD, Rusya ile belli bölgeleri paylaşmış idi.Ortadoğu'yu ABD, Kafkasları Rusya aralarında paylaşmıştı.Ama son zamanlarda Kosova'nın bağımsızlığı, Rusya'nın yanı başına yerleştirilen füzeler gibi konular nedeni Rusya aralarındaki bu gizli anlaşmayı bozan ABD'ye karşı, önce yanlış hamle yapan Gürcistan'ın  işgali  ardından asıl hedef olan Ukrayna üzerinden yeni bir  oyun oynanmaya başlanmıştır. Artık Rusya Ortadoğu'ya da yönelmiş durumdadır.Rusya ABD'nin sahasına da el atmak istemektedir.
      Günümüzde Atatürkçülük adı altında faaliyet gösterenler aslında İnönücüdürler!DP kurucuları -Bayar,Menderes ..- CHP milletvekili değil mi idi? Ayrıca Celal Bayar ,Atatürk tarafından İnönü alınıp yerine başbakan yapmamış mı idi ? Atatürk'ü koruma kanununu DP çıkarmamış mı idi?...Günümüzde Atatürkçüler DP iktidarını neden " karşı devrimci "olarak nitelerlerdi acaba?Atatürk'ün - emri ile başa gelen - son başbakanı iktidara gelince kime karşı derim yapılmış olunur.Sonuç belli: İnönü'ye karşı halk devrimi yapılmıştı.Ama İnönü kendi görüşlerini Atatürkçülük adı ile halka lanse ettiği için bazı yüzeysel Kemalistler bu ayırımı yapamamış olabilirler.Ama artık Atatürkçülük -Kemalizm- ile gerçek Atatürk'ü birbirinden ayırma vakti gelmiştir!Atatürk hata yapınca bundan dönmesini bilmiştir- Güneş Dil Teorisi, bazı ayetlerin tercümeleri ile ilgili Saadettin Kaynak'ın yorumlarını kabul etmesi...vs - ama günümüzde Atatürkçülük adı altında dogma kurallar halka dayatılıyor.
      Kamuoyu yönlendirmeleri için yapılan suikast, basın haberlerine dikkat...Bir -mesela - cinayet varsa bu işi yaptığı iddia edilen taraf hemen suçlanmamalı, bu işten kim karlı çıkmış  ise o taraf mercek altına alınmalı...!Kamuoyu yönlendirmeleri çok önemlidir.Hala Abd halkı , ırak'a demokrasi getirmek için girildiğine inanmaktadır...Dünyadaki
ABD düşmanlığını ise hala çözememişledir.İşte bir halkın uyutulması, yönlendirilmesi...! ABD vietnama asker göndermek için kendi savaş gemisini batırır ve " vietnam batırdı" diyerek halkı yönlendirir.II. Dünya Savaşına katılabilmek için Japon uçaklarının ABD limanındaki savaş filosunu yerle bir etmesine göz yumar, sonra halk birlik içinde daha yenisini yapar , bu arada savaşa da dahil olur...Avrupa'ya hakim olma yolu açılır..O kadar ki savaş sonrası Avrupa'daki ABD sermayesine karşı güç birliği yapmak için fransa-almanya..başta AB temelleri atılır...ABD meksika ile savaşabilmek için Aloma kalesinin meksika ordusunca yerle bir edilmesine izin verir.Oraya yardım bilerek göndermez...Sonra Meksika'ya savaş açar...! Şimsi 11 Eylül'ü bir de bu gözle bir daha düşünün lütfen...!ülkemizdeki Menemen'den başlayan, Kahramanmaraş, madımak,başbağlar..silsilesinde devam eden genel, Mumcu,Kışlalı..gibi özel suikast-provakasyonlara bir daha yeniden bakalım lütfen...!
 
    Uluslararası sahnede piyon olan kullanılır ve atılır.İşte Saddam! Silah verildi İran'a saldırılttı, sonra aynı silahlar mazeret gösterilerek o iktidardan alaşağı edildi!
       ABD işgal ettiği bölgelerde Şii-Sunni savaşı çıkarıp,İsrail'i rahatlatmak istiyor.Ürdün'ü üçe bölüp , Filistinlileri de oraya sürüp orada bir devlet kurmalarını sağlamak istiyorlar!
      
Son 50 yılda ABD, İsrail ve İngiltere beraber hareket ediyordu.İngiltere bu ittifaktan ayrıldı.Fransa, İngiltere'nin yerini almaya çalışıyor.Sarkozy dikkatle izlenmeli.Gönüllü üçüncü saç ayağı olma yolunda.Ayrıca dünya'da ABD'nin rakibi Almanya'nın da yakın dostu olan Fransa'nın ittifaka alınması Almanya'yı yansızlaştırma yolunda da önemli bir adım olmaktadır.
      Ajanlar bir ülkeye önce insani yardım ile girer.Sonra misyonerlerle...Bu yollarla istihbarat toplanır ve ajan yerleştirilir.80 öncesi İran'da insani yardım adı altında yapılan çalışmalarda ABD topladığı bilgileri İran'la savaşan Irak başkanı Saddam'a- ki daha sonra onu ABD idam ettirir!- verir.Şimdi de ABD yurdumuzda insani yardım çalışmalarında bulunmaktadır.Acaba 10-20 sene sonra burada topladıkları bilgileri kime verecekler...!?
    Amerika, İran'da Musaddık döneminde BP'nin ülkeden kovulup ülkesi lehine petrol'ü özelleştiren, seçimle başa gelmiş Musaddık'ı , "komünist " diye ihtilalle iktidardan uzaklaştırırken, ihtilalin  "İslam adına, komünizme karşı " yapıldığının ülkede propagandası yapılır.İran halkı komünizmden kurtulduğunu zannederken , İran petrolü yeniden ABD'nin güdümüne girer.ABD  şimdi de Çin'e karşı zamanı gelince kullanmak amacıyla Doğu Türkistan üzerinde çalışmalara başlamıştır...Tohumlarını  20 yıl sonra ekinini almak üzere toprağa saçmaya devam ediyor ABD...Kennedy : ABD tarafından öldürülür.Peki neden? Kennedy dünyanın ABD ile Avrupa arasında bir ikili güç tarafından yönetilmesini istemektedir.Ama o zamanki Rusya buna asla müsaade etmek istemez." Gerekirse nükleer savaş başlatırım" der.ABD başbakanlarını feda ederek olayı büyümeden (!)  çözerler...!
     Ve son not: Irak şu an ABD'nin 51. eyaleti konumundadır ve aslında yönetim İsrail'in elindedir.İsrail uçakları Türkiye toprakları üzerinden Suriye'ye saldırır, Uçaklardan biri yakıt tankını toprağımıza düşürdüğü için olay açığa çıkar.Ama sonuçta hiç bir işlem yapılmaz.Ya İran uçakları ülke sınırlarımızı ihlal etse idi, bırakın hava sağanlığımızı kullanıp komşumuza saldırmasını.basın, belli çevreler hop oturup hop kalkmaz mı idi acaba...?!
       

                                                                      ONE MUNİTE
    2003-2007 Kasım arasında "AB-ABD-İsrail-içerideki yerleşik düzen-sıcak para" beşgeni arasında sıkışan AK Parti, özellikle "yerleşik düzene" karşı varlık gösteremedi. Sistem partisi gibi hareket etti ve etliye sütlüye bulaşmadı. 2007 Kasım krizinin atlatılmaya başlanmasından itibaren özellikle Amerika'daki "alternatif politikalar" sorgulayan merkezlerde yeni bir algılama ortaya çıkmaya başladı. Bunun iki net sebebi vardı; değişen konjonktür ve oluşan yeni dünya düzeni eşliğinde Türkiye'nin değişen dış politikası. Özellikle krizden çıkmaya başlanan süreçte tüm ülkeler ve genel ana denklem için yeni "soru işaretleri" ve algılama kaymaları ortaya çıktı. 2003-2007 sonuna kadar AB projesi içinde algılanan Türkiye, net olarak "yeni güç odağı" şeklinde algılanmaya ve sorgulanmaya başladı. Burada çok önemli bir detay var; İsrail'e rağmen veya İsrail'in rolünü de üstlenerek büyüyecek bir Türkiye düşüncesi gelişti ve kabul görür hale geldi. ABD'nin, Ortadoğu politikasının "İsrail merkezli kalmasını" savunanlar, Türkiye'ye karşı "girişimlerde" bulunmaya başladılar. Bu dinamiğin Türkiye uzantılarının da AK Parti ve politikalarına karşı hareketlendiğini gördük. Net bir örnek: Temsilciler Meclisi'nden geçen "sözde soykırım tasarısı" Ermenilerden çok "Erdoğan'ın one minute çıkışı ve sonrası İsrail politikasını" asla kabul edemeyen "lobiler" tarafından yaratıldı. One minute çıkışı ve gelişen içerideki yerleşiklerin "vergi kaçaklarına" artık göz yummama politikası, Türkiye ve İsrail "merkezli" ABD'de yerleşik güçlerin, AK Parti ve Erdoğan'sız bir Türkiye özlemi ve stratejisi geliştirme düşüncesini körükledi. Türkiye'yi; ABD-AB-İsrail-IMF arasında sıkıştırıp yönetmeye alışanlar, ellerinden kaçan "gelir kaynaklarını" ve yönettikleri dev bir ülkeyi kaybettiklerini anlamaya başladılar. Türkiye'nin son dönemde "IMF ile kesin olarak" anlaşmaması; içeride ve dışarıda yerleşik odaklara son darbe oldu. Özellikle "sıcak paradan beslenen ve vergi vermemeye alışan" yerli odaklar "daha da saldırgan" hale geldiler. Bu noktada, bundan sonraki süreçte "ABD-İsrail-içerideki yerleşikler çizgisinde" AK Parti ve Erdoğan "aleyhine" akımların özellikle seçim öncesinde artacağının "kesin" olduğunu da söylemem mümkün.
   Sonuç: Bugün 2007 yılına kadar, daha doğrusu AK Parti "yerleşik düzene karşı" net bir varlık gösteremezken; "yalakalık" makamına yükselecek kadar Erdoğan hayranı olan "köşeciler" şimdi neden "saldırgan" sorusuna net bir cevap vermeye çalıştım. Daha yazabilirim ama bence "anafikir" için yeterli... "One minute çıkışı" ve sonrası gelişen "ekonomik-siyasal-politik" süreç; AB-ABD-Ortadoğu üçgeninde "yeni süper güç Türkiye" hem de "İsrail'e rağmen gelişen süper güç Türkiye" algılamasını yaratmış ve "yerleşik düzene ve sahiplerine" büyük bir darbe vurmuş durumda. Böyle bir yapı içinde "küresel ve yerel yerleşik düzenin adamlarının" Erdoğan'a "Sen kimsin" diye çıkmaları ve saldırmaları gayet doğal! Saldırı daha da artacak, hep birlikte göreceğiz!
  (Yiğit Bulut- Habertürk: :21.03. 2010)

                                        YENİDEN SOĞUK SAVAŞ VEYA  BİR  ALTERNATİF ÖNERİSİ !
                                      
    Amaç adalet olmayınca sonuç aslında hiç değişmez...!
    Osmanlı Devleti yıkılır; İngiltere dünya'yı sömürmeye devam etmektedir.Ama katliam, zulüm ve  sömürü için başka dine ihtiyaç duymadan dünyayı kana bulamaya kararlı batı ülkeleri önce; I. adını verdikleri dünyayı sömürme nedenli savaşlarını çıkarırlar. Yetmez , II.sini de çıkarırlar kısa süre sonra ... II.Dünya savaşında sonra ABD Avrupa'yı kurtarmasının bedeli olarak içlerine çöreklenir. ABD - Rusya İkilisi dünyayı karşılıklı kendileri ile korkutarak ve asla kendileri birbirleri ile savaşmadan dünyayı paylaşırlar.Fransa-Almanya ABD'nin kendilerine olan desteğin artık yeterliliğine inanmaktadırlar...AB'nin temellerini atarlar...Yıllar yıllar geçer...Sonra zamanla Komünizm sis perdesi aralanır. İçi çoktan çürümüş SSCB çöker.Onu uydu devletleri izler...Ama dünya ABD'ye de yar olmaz. Artık yeni bir rakip vardır: Küresel Sermaye ve onun desteklediği AB...ABD'nin kendi beslediği kargasıdır aslında bu yeni ortaya çıkan rakip güç. ABD'de doğmuş, büyümüş, artık ABD'yi boğmaya başlamıştır.ABD kendisine yetmez artık.Onu ancak dünya doyurur...Ve yeniden oyun sahneye konur.ABD , zamanla yanına Rusya'yı alır, sınır tanımaz bu yeni rakibini alt edip yeniden ve askeri güce dayalı eski günlerim özlemi  ile Rusya ile beraber, eski müttefiki, Küresel Sermaye'nin yeni merkezi İngiltere'ye karşı  yeni bir mücadeleye başlar.Amaç yine sömürü, yine korku egemenliğidir.Korku egemenliği vazgeçilmez metottur, çünkü kendi halkını bir öcü -Eskiden Komünizm, şimdi radikal İslam (!) - ile korkutmalıdır ki ABD - veya Rusya - eski hakimiyet alanlarını koruyabilsinler, vergileri yükseltirken veya kongreden geçirirken kimse itiraz edemesin...Buna bazen demokrasi ihracı adını da verir ABD...Ama sonuçta kazanan silah-petrol baronlarıdır !
     
Global -küresel - sermaye ( Demokrasi, insan hakları, özgürlük... gibi sloganlar yanında; Ulusal sermayeci ülkeler savaş ekonomisi içindedirler , sermayelerinin çoğunu silahlanmaya ayırıyorlar.Sermaye globalleşirse savaşa gerek kalmaz, silahlanmaya akan para ülke kalkınmasına yönelir ...gibi  sloganlarla hareket  eden ,kısaca dünyayı finans barışı ile ıslah etmeyi savunan,  çoğu Yahudi olan - Soros gibi - masonik öğreti çerçevesinde örgütlenen görüş) eskiden ABD'de üstlenmişti.İlk zamanlarda bir yere çöreklenir , fabrika kurar üretir, ülkeyi de kalkındırırken, günümüzde  borsa başta spekülasyonlarla,iflas eden yerleri ucuza kapattıktan sonra, fiyatları yükselince satmak," marka " adını verdikleri, aynı işi gören başka bir malzemeye göre bazen 10 misline ürünlerini sattıkları ortamları oluşturmuş olan,reklamını bol yaptıkları ve reklam giderini de ürünlerin fiyatlarına ekleyerek halka gagaladıkları düzeneklere sahip, ucuz işgücü (Çin) gibi etkenlerle, Uluslararası ticarette - dikkat lütfen; üreten - aracı olup ve  sadece kendi mali durumlarını daha da artırma gayreti içinde hareket eden, sadece  - vatansız oldukları için - taşınabilir değerleri ellerinde bulunduran, dünyada ne kadar site devlet oluşursa o kadar daha  iyi yönetileceğini iddia eden, para aktardıkları ülkeleri düşünmedikleri gibi , ülke kalkınmasında sorun çıkınca hemen orayı terk eder hale gelmişlerdir.Asla belli bir coğrafyaya bağlı kalmazlar, çünkü  ne gelirlerini belli bir coğrafyadan alırlar ne de giderlerini.Global  sermayenin ülkesi yoktur  yani...Çeşitli ve uzun nedenler silsilesinden sonra ABD'yi terk eden global  sermaye İngiltere'ye yerleşir.Bir ülkeye sahip olmayan bu güç kaynağı; Tony Blair vasıtası ile Avrupa Birliğini yönetip ulusal sermayeci rakiplerine karşı bir güç odağı oluşturmak  ister.Ama Almanya ve Fransa bu atağa karşı çıkar ve sonuçta Tony seçim kaybetmemesine rağmen istifa eder.AB'de şu an iki güç :Küreselci İngiltere - ki ABD'nin  II. Dünya Savaşından beri ortağı idi, yolları  ayrıldı -  ve karşısında Alman-Fransa ikilisi...mücadelelerine devam etmektedir.
     Bu karşılık Ulusal Sermaye akımının iki tarafı ABD ve Rus ekolleri ise AB'deki bu iki  modele de karşıdırlar.İngiltere'ye karşıdırlar küreselci olduğu için Alman-Fransa modeline karşıdırlar kendilerine alternatif ve hakimiyetlerini kabul etmeyecek üçüncü bir ulusalcı güç ortaya çıkarmak istedikleri için! Irak ve İran küresel sermaye ile dirsek temasında ABD karşıtı olmaya, Almanya-Fransa ile dirsek temasına başlayınca yani AB  dolaylı olarak küresel sermaye ile irtibata geçince ABD Önce Irak sonra Iran'a demokrasi (...!)  getirmeye karar verir...Fransa zamanla  ABD ile dirsek temasına geçer.Avrupa birliği olmazsa Akdeniz birliği lideri pozu ile ABD ile pazarlıkta söz sahibi olmaya çalışır.Rusya Putin ile Global Sermayeyi ülkesinden çıkarır. ABD petrolü, Rusya doğal gazı yönetimi  altına alır. Bu ikisi ( Petrol ve Rusya korkusu )  ile ABD , AB ülkelerini dize getirmektedir.ABD'de Bush kendi ülkesini terk eden bu  Global  sermaye'ye karşı doların değerini düşürerek hem borçlarını azaltır hem Global  sermayenin elindeki sermayenin değerini düşürür.Kaybettiği parayı Ortadoğu ülkelerine demokrasi  (...!) getirerek, karşılığında petrol başta yer altı ve yerüstü kaynaklarını - En başta Erbil'deki kurduğu üs ile - sömürerek karşılamaya çalışır.Ayrıca Dünyada tarım ürünlerinde hakimiyeti tam olan ABD, en son buğday spekülasyonu ile  Avrupa, Çin, Japonya gibi Küresel sermayeci devletlerin ithal ettiği ürünlerde de fiyat yükselterek karşı kaleye gol atmayı başarmıştır...Yine ABD petrol fiyatlarını artırırken Körfez bölgesi ülkelerinin ekonomisine dolaylı da destek sağlayarak, küresel sermaye'ye alternatif ama kendi kontrolü altında tutmaya çalıştığı yeni bir ekonomik güç üretme politikası da üretme çalışmaları içine girmiştir...Petrolden bahsederken ABD  ulus devletinin ana yapısını ABD'li petrol kartellerinin oluşturduğunu da ifade edelim ! Tabii kürselci sermayenin de boş durmadığı bir gerçektir. İngiltere Türkiye'de hakimiyet çalışmalarını sürdürmektedir.AB'ye üye olmamızı da destekleyerek , kendi nüfuz alanını genişletmek istemektedir.Global  sermaye günümüzde Japonya-Çin-Hindistan-Ortadoğu ülkelerine yönelir.Ürünleri ile ulusal sermayeyi darmadağınık etmiş durumdadır küreselciler.Çeşitli ülkelerde renkli devrimsel yapmaktadır...Çin ve Japonya'nın toplam 3 trilyon dolarlık tasarrufları ABD hazine kağıtlarındadır.ABD kamu finansmanlarını bu paralardan karşılamaktadır.Arada hassas dengeler bulunmaktadır...Kısaca Ulusal sermaye taraftarı ABD - Rusya " eskisi gibi"  yüksek silahlı güç Mücadele devam etmektedir!
      R. T. Erdoğan küreselci sermaye tarafından  ulusalcı akımcı olduğu iddiası ile istenmezken, ABD'de de Bush yönetimi ekolü olan Neo-Conlarca da istenmeyen kişi olarak ilan edilmesi üzerine AKP'yi kapatma davası -Aslında sadece Tayyip'i yasaklı ilan etme çabası- son noktaya yaklaşır...! Yani Ergenekoncu olarak bilinen darbeci kesimi destekleyen Uluslararası güçler, Tayyip'i darbe değil bu defa hukuk yolu ile düşürmeyi planlamaktadırlar.darbeye odaklanmış ekip - Ergenekoncular ise- kendilerini kuran uluslararası ekipçe devre dışı bırakılmaktadır.Yani Ergenekon'un ortaya çıkması Tayyip'i kurtarmaya yetecek midir  bunu zaman gösterecektir.Çünkü AKP'yi kapatma davasında hedef direk kendisidir.Peki neden ? İşte cevaplar: Erdoğan'a hem ulusal sermayeciler hem küresel sermayeciler karşıdır çünkü: ABD ulus devleti her istediğini Erdoğan'a yaptıramamıştır. Erdoğan yerine daha güçsüz bir başbakan ABD'nin tercihidir.Erdoğan'a halkın olan teveccühü, halk desteği, kendisine dayatılanları kabul etmemesi durumunda karşısındakilerin de elini, olunu bağlayabilmek, karşı ataklarını sınırlandırabilmektedir.Ve en önemlisi güneydoğudaki Kürt kökenli vatandaşlarımız yıllar sonra iktidarda kendilerini ifade  edebilecekleri birini görmüş durumdadırlar.Bu öyle bir haddeye varmıştır ki 30 senede PKK'nın geldiği son nokta olan HADEP bile doğuda silinmek üzeredir.Bu ne PKK'nın ardındakileri, ne ABD'den bağımsız Kürdistan devleti kurulma sözünü tutmadığını görüp ondan uzaklaşıp AB'ye -İngiltere'ye - yaklaşan Barzani'yi sevindirmemektedir.Hem Barzani'nin - oldukça geniş olan güneydoğu'daki Kürtler üzerindeki sempatisi ne PKK , Kürtlerin Erdoğan'a olan teveccühüne engel olabilmiştir.Tüm bunlarda Kürt kartını kaybetmek üzere olan ne ABD ne AB'nin hoşuna gitmemektedir! Yurdumuzdaki Ulusalcı  Cephenin Cumhuriyet Mitingleri  şimdi bir de bu gözle bakalım lütfen...! Cumhuriyet Mitinglerinin finansörlüğünü Soros'un yaptığı yakında ortaya çıkacaktır, eminiz.Ne ilginç değil mi AB karşıtı (...!) miting direk AB'ci Soros'ça finanse ediliyor ...! Tabanları habersiz tabii ama tavandakilerin AB fonlarından para aldığı basında da haber olmuştur, sitemizde de kanıtları vardır. Ulusalcılara adlı dosyamıza bir tık lütfen.
    Ülkemizdeki ulusalcı veya küreselci ama asla yerli ve dini olmayan güçlerce yapılan siyasi oyunlara bir kaç örnek: MHP neden - ve desteklemese asla seçilemeyecek - olan Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanlığı seçiminde desteklemiştir, veya neden DSP ile ortak olmuş ve sonra aniden 2002 seçimlerinde ekonomi en dipte iken ve yenilgiyle biteceği belli olan erken seçim ortamına ülkeyi sürüklemiştir...!? CHP neden ve hiç bir neden yokken Tayyip Erdoğan'ı daha ilk başta meclise sokmuştur...!? Aynı Baykal " Apo'dan emir alıyor" dediği hizipçiliği ile meşhur Murat Karayalçın'ı neden Ankara Belediye Başkan adayı olarak açıklamıştır? ABD neden - ve Ecevit :"Hala neden teslim ettiklerini anlamadım " diyeceği kadar bazı şeylerden uzak olan - DSP iktidarında Apo'yu Türkiye'ye teslim etmiş ve DSP'yi popüler hale getirmiştir...!?Çiller'i kimse tanımazken bir anda onu kim DYP başkanı ve başbakan yaptırmıştır...!? Girdikleri her seçimde oy kaybeden Mesut ve Baykal hala neden  ve kimlerce ileri sürülmektedirler...!? En son yapılan Cumhuriyet Mitinglerini Küresel sermayecilin yaptığını kaç kişi bilmektedir.
      Küreselciler ve Ulusalcılar - ki ülkemizdeki ulusalcı diye bilinen akımla hiç bir ilgileri yoktur- tüm dünyada hakimiyet savaşına devam etmektedir ve kullandıkları iki araç vardır: Ekonomi ve terör! ... PKK günümüzde kalmamıştır: ABD güdümünde, Barzanici ve Tunceli civarındaki Avrupa ile dirsek temasında olanlar olmak üzere üçe bölündüler.Apo'cular ise her geçen gün azalmaktadır! İşin ilginç yönü kapitalizm düşmanı (!) PKK'nın her eylemi ile dolaylı yönden ABD  ve AB tarafından kullanılmakta, veya batı kaynaklı çeşitli istihbarat örgütleri yurdumuzda eylem yaparken - mesela en son güneydoğu'daki mayınlı tuzaklar gibi - PKK adı arkasına saklanmaları gibi bir  çok eylemde PKK batının , kapitalizmin maşası ve piyonu olduğunu bilmeden kullanılabilmektedir! 11 Eylül ABD ulus devletinin bir eylemidir.Bu sadede ABD hem Irak hem Afganistan'a çöreklenmiş - devamı adımları da planlamışlardır ; Iran, Suriye, S. Arabistan,Türkiye...-böylece Küresel sermayeci Çin-Hindistan'ın tepesine binmiş, Rusya'ya komşu olmuş, AB'nin petrol kaynaklarını ele geçirmiş, sanal bir korku yaratarak, İslam'ı da terörizmle eş anılır hale getirmiştir. Detay yukarıdaki adrestedir! Rusya'nın 2009 yılı için yapılacak en son yorum : Petrol fiyatları arttıkça dünya da devleşen Putin'in, 2009 yılı içinde azalmaya başlayan petrol fiyatları ile bir anda imajının çöküşe geçtiği gerçeğidir.İniş dikey ve aşağı yönde olmaktadır !
     Ulusalcı veya küreselci devletlerin piyonu olmamanın temel kuralı, yapılacak işin sonucuna dikkat edilmesidir. Alet olmamanın yolu " sonuca bakmaktan" geçer.Önemli olan sonuçtur.Arada ki kısa dönem kârlı çıkma, intikam alma, ideolojik eylem,... olayları sadece göz boyamadır !
     Ulusal devletçi; ABD'nin ekonomisi ( giderek zayıflamaktadır ) ve askeri gücü vardır, Rusya'nın ise sadece askeri gücü. AB'nin ise ABD ile baş edecek ekonomisi vardır ama askeri gücü yoktur. Şimdilik dünyayı ya askeri gücün yöneteceği ABD-RUS kutuplaşmasına dayalı bir dünya ya da teorileri gereği, askeri gücün anlam ifade etmediği, tamamen ekonomiye dayalı bir küresel gücün yöneteceği bir dünya  bizi beklemektedir !Şunu asla unutmamalıdır, her iki görüşünde temelini " çıkar ilişkisi " oluşturur.Bu çıkar aynı dinden iki millet olan Çekoslovakya'yı  Çek ve Slovak olarak bölerken, iki ayrı din ve iki milletten olan Kıbrıs'ta birleşmeyi savunabilmektedir.Burada mantık, metot aranması yanlıştır. Sihirli kelime " çıkardır". Gerisi demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları kelimelerinin bol geçtiği süslü kelimelerle kamu oyununa duyurulur o kadar! Ve asla unutulmamalıdır:Haçlı seferleri başladığı andan itibaren "devam " etmektedir! Adı demokrasi bile olsa bu fark etmez.Tarihi unutmadıklarını Sırplar başta Avrupa devletleri, Papa seçimleri, AB'ye üyelik imza toplantıları...gibi birbirinden bağımsız ama her daim ve her an bizlere hissettirebilmektedirler...!
      Türkiye'de küresel veya ulusalcı akımın etkisinde olmadan " lider ülke" profili çalışması üreten tek çalışmayı  Erbakan Hükümeti D-8 ile yapmak istemiştir. Ama bu hükümet iki düşman akımın birlikteliği ile bir kaç ayda yıkılmıştır.
     Türkiye' her halükarda ileriye dönük Ortadoğu'da hakim  söz sahibi bir ülke olma yolunda ilerlemektedir.Yani su akar yolunu bulur misali. AMA;
     ASIL OLAN, KÜRESELCİLERİN ( ÇOĞU YAHUDİ OLAN PARA EFENDİLERİ ) VEYA ULUS DEVLETÇİLERİNİN ( ABD-RUSYA ; YANİ ESKİ İKİ KUTUPLU VE "DÜŞMAN " İLE KORKUTULUP İTAAT ALTINA ALINILAN,KUTUPLAŞMIŞ ÜLKELER DÖNEMİ ÖZLEMİ ÇEKENLER)
GÜDÜMÜNDE , ORTA DOĞUYU YÖNETMEDE  ALET OLARA KULLANILACAK TÜRKİYE YERİNE KENDİSİ GERÇEK BİR GÜÇ OLABİLEN BİR TÜRKİYE KURMAKTIR.BUNUN TEK YOLU DA İSLAM'A YÖNELMEKTEN GEÇER! ORTA DOĞU İLE  ORTAK VE TEK GÜDÜLEYİCİ PAYDAMIZ İSLAM'DIR ÇÜNKÜ ! GERÇEK GÜÇ İSE PİYON VEYA ULUSAL ARENANIN OYUN SAHASI OLMAKLA ELDE EDİLMEZ.FARK VE MOTİVASYON  KAYNAĞI OLMALIDIR KI NE ULUSAL DEVLETÇİ ABD VE RUSYA'DA NE DE KÜRESELCİ YAHUDİ SERMAYESİNDE OLMAYAN, AMA BİZDE VE TARİHİMİZDE DE BİZİ YÜCE KUTLU BİR CİHAN DEVLETİ YAPAN TEK GÜÇ  İSLAM'DIR ! TEK ŞART İSE İSLAM'I ANA KAYNAĞI ODAKLI OKUYABİLMEKTİR...! BU KAYNAĞA BİLGİ ÜRETEN BİR TOPLUM MODELİ DE EKLENDİ Mİ İNSANLIĞA SUNULACAK  YENİ BİR UYGARLIK MODELİNİN DE İLK ADIMLARI ATILMIŞ OLUNUR.ANA TEMASI HAK-ADALET OLAN BİR MEDENİYETTİR BU! YOKSA PETROLDEN DOĞALGAZA MADENLERİMİZ, TOPRAĞINDAN İNSANINA ALDIĞINA İKİ KAT KARŞILIK VEREN TEMEL KÖKÜMÜZ VAR !

 

 

                 

 

                                    BİZ ÜMMET ŞUURUNDA OLANLARIN YAPMASI GEREKEN İSE ÇOK BASİT:
    
   "KARDEŞLİK ŞUURUNU"  VE " OKU" MAYI ASLA İHMAL ETMEMELİ VE İŞLERİMİZDE "İHLASLI " OLMAYA ÇALIŞMALIYIZ...
        NE ABD NE DERİN SERMAYE HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZ O ZAMAN...!


          SENARYOLAR , SENARİSTLER(MALUM!), OYUNCULAR,DEKOR VE SAHNE (TÜRKİYE- DİĞERLERİ DEĞİŞEBİLİR!)
     Türk askeri temsilcilerinin de katıldığı toplantıda, suikast, katliam ve Irak'a giriş senaryoları konuşuldu.
Senaryo: Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast yapılacak, PKK Beyoğlu'nda 50 kişi öldürecek, TSK Irak'a girecek.
Katılımcılar:
BBC'nin haberine göre Hudson Enstitüsü'nde, Türk diplomatlarının davet edilmediği belirtilen toplantıya, Türkiye’nin Washington Askeri Ataşesi Tuğgeneral Ahmet Bertan Nogaylaroğlu, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi Başkanı (SAREM) Tuğgeneral Süha Tanyeri ile bazı askeri yetkililer,Kürdistan Bölgesel Yönetimi Washington Temsilcisi ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin oğlu Kubat Talabani , Yahudi lobisinin önemli isimlerinden Henry Parkey ve 2006 kasımında Newsweek’ten  Hudson Enstitüsü Avrasya Direktörü Zeyno Baran vardı!
    ABD’li düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü, 1961 yılında Herman Kahn öncülüğünde kuruldu. Think tank kavramının öncüsü olan Hudson Enstitüsü, iktidardaki neoconlara yakınlığıyla tanınıyor. Petrol lobisinin desteklediği enstitünün özel uzmanlık alanları arasında enerji birimi dikkat çekiyor. Zeyno Baran kuruluşun Avrasya bölümünün başında. Enstitü, 2006 yılı kasımında Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’u konuk etmiş Baran, Saygun’la kaldığı otelde de görüşmüştü.O ziyaretinin ardından Zeyno Baran, Newsweek dergisindeki makalesinde Türkiye’de 2007 yılında darbe olasılığının yüzde 50 olduğunu iddia etmişti. Yazısı Türkiye’de büyük yankı uyandıran, Baran bu tahminin askerlere ait olmadığını iddia etmiş ancak Saygun’la görüşmeleri ortaya çıkınca tahminin alt düzey askeri kadrolara ait olduğunu söylemişti.
16 Haziran 2007 
    UYUMA EY  HALKIM..KİM KİMİNLE YAN YANA !
    NE OYUNLAR SAHNELENİYOR...SEN, BEN, ..KISACA ;"BİZ", ALEVİ SÜNNİ, KÜRT TÜRK, LAİK ŞERİATÇI SADECE SAHNEDE FİGÜRANIZ! TAAAKİ UYANANA, TEK , BİR OLANA DEK!


        Alıntı:
       Amerikan ulusal sermayesi ile global sermaye arasında da bir hesaplaşma söz konusu.ABD ve Türkiye'de yakın gelecekte iç güçler arasında bir hesaplaşma bekleniyor.Türkiye'de işler netleşmeden bölgenin geleceği netleşmeyecek. Global sermaye ABD'den Türkiye'ye taşınmak istiyor. Yani bu yeni tercih ABD'nin sonu, Türkiye için yeni bir başlangıç demek.
         Burada asıl soru şu: Türkiye'yi kim yönetecek?
       İslâm'a ve Müslümanlara rağmen bir şey yapılamayacağı açık. Ama Müslümanlar bu konuda isteksiz, kuşkucu, İsrail konusunda rahatsız. Mevcut dışlanmışlık ve tehdit algılaması sebebi ile sürece doğrudan katılamıyor.Türkiye zor bir ülke. Bu konuda Batılıların aklı karışık. İslâm'a ve Müslümanlara karşı havuç ve sopa konusunda görüş ayrılığı var. Son geldikleri nokta, kendileri ile işbirliği yapacak "iyi Müslümanlara" havuç, "kötü Müslümanlara" sopa uygulanacak. İslâm'ın kendi içinde atomize edilmesi için çalışılacak. Alevilik bu konuda bir imkân olarak görülüyor. Yani Müslümanların sekülerize edilmesi ve dinin "Religio"ya dönüştürülmesi gerekiyor.Bu süreçte uluslararası sistemin önünde en ciddi engel, eski müttefikleri. Yani Kemalistler. Kemalizmin bu anlamda geleceği yok. Kemalizm Batılılaşma projesi ile aslında bugüne kadar uluslararası koalisyonun tabii müttefiği idi.Görünen o ki, Kemalist kadrolar, Batı'nın kendi üstlerine siyasî bir kuma getirmelerinden son derece rahatsız.
        Global aktörlerin yeni partneri, Kemalist kadrolar ve militer güçler olmayacak. Bu kesin. Yeni müttefiklerin düne kadar tehdit kabul edilen kadrolar olması, eski müttefikler açısından "kabul edilemez" nitelikte.
Yeni süreçte eski "resmî ideoloji", "derin devlet" eskisi gibi etkili olamayacak.
Yeni aktörlerin geçmişe ilişkin belge ve bilgilere, servete ve iktidar gücüne ulaşması ile, bazı çevreler şimdiki avantajlı pozisyonunu kaybetmekten, dahası kendilerinden hesap sorulmasından korkmaktadırlar.
       Kürtler, Aleviler, işçi kesimi, aydınlar, köylüler soldan kopuyor. Bu önemli.Sol ve Kemalizm artık inkılabçı, ilerici değil, muhafazakâr. Hâlâ 19. yy sonrası oluşan kavram ve kurumlarla 21. yy'ı açıklamak mümkün değil.

        
 Amerika-Rusya-Türkiye ittifakı, İngiltere- Çin liderliğindeki Küresel Sermaye ile mücadelesi, Tıklayınız


             
                                          Olay aslında çok daha “derin”!
    Bu ülkenin herhangi bir vatandaşı, diğer bazı vatandaşların devletin kâr eden kuruluşlarının parasını düşük faizle alıp, yüksek faizle devletin zararda olan kuruluşlarına satmış olduğuna kolay kolay inanamaz.Oysa 90’lı yıllarda tam da bunu yaşıyorduk.Devletin kârlı çalışan bazı kuruluşları, kanun gereği bankaya yatırmaları gereken paraları, normalde yatırmaları gerektiği düşünülen kamu bankalarına değil, bir kaç puan daha fazla faiz verdikleri mülahazasıyla –buna kılıfı da diyebiliriz.- özel bankalara yatırıyorlardı.Özel bankalar da, yüzde 50’nin azıcık üzerindeki faiz oranlarıyla  kendilerine teslim edilen paraları, zarar etmekte olan ve dolayısıyla ihtiyacı olan devlet kuruluşlarına verilmek üzere Hazine’nin açtığı iç borçlanma ihalelerinde değerlendiriyor ve böylelikle yüzde 120, 130 hatta yüzde 140 civarında faiz alabiliyorlardı.‘Bu nasıl iş?’ diye sormak ve bu çarka çomak sokmak 54. Hükümet’in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a nasip oldu.Durumu gören Erbakan, Kamu Ortak Hesabı (yani Havuz!) oluşturdu ve parası olan devlet kuruluşları paralarını yüzde 50 ile buraya yatırırdı. İhtiyacı olan devlet kuruluşları da ihtiyaçlarını yüzde 55’le buradan karşıladılar.Kısa bir süre içinde anlaşıldı ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç borçlanmaya ihtiyacı yoktur.1996-1997 yılında 11.5 ay iktidarda kalan 54. Erbakan Hükümeti’nin, sadece Kamu Ortak Hesabı (Havuz) yoluyla sağladığı faiz tasarrufu 9 milyar dolardır.Hemen hatırlatalım, aynı dönemde iç borçlanma durdurulduğu gibi, dış borç da alınmamış ve yakın tarihte ilk defa, borçlarımız da azalmaya başlamıştı.Yani anlayacağınız, Erbakan ‘dur!’ diyene kadar, Yüksek enflasyon ve yüksek faizle soyuluyorduk önceleri... (Milli Gazete:Ekrem Kızıltaş 09.05.2007)
 

                                  
 
   
 
                                          
                        Ey ülkem, terörle yaşamaya alış! PKK biter; DHKP-C, o biter, ASALA...!

 
                                                               İLGİNÇ VE DERİN BİR YAZI !
                                          
    
İngiltere, İran'ın pek dostu sayılmaz. ABD'nin Irak'taki "işgal arkadaşı" stratejik ortağı, dünyada İsrail'le birlikte en yakın müttefiki. İran sorununda ABD'den farklı bir görüşe sahip olduğu söylenemez.İran, geçen günlerde karasularını ihlal ettiği iddiasıyla 15 İngiliz askerini gözaltına aldı. Tahran, olayı, "kontrollü kriz"e dönüştürdü ve gerginlik zirveye ulaştığında kendi yöntemiyle çözdü.İran'ın, İngiliz askerlerini bir psikolojik savaş aracı olarak kullandığı tartışma götürmeyecek kadar açıktı. 15 İngiliz askerinin dünya televizyonlarına sık sık yansıyan görüntüleri, İran'ın propaganda yöntemiyle İngiliz kadın askerine başörtüsü taktırılması, erkeklere kravatsız takım elbise giydirilmesi İran'ın rejim propagandasıydı. Ayrıca İran, İngiliz askerlerinin bakımlı görüntülerini de yansıtarak işkence ve kötü muamele edilmediğini yansıtmaya çalıştı.Askerlere sunulan yemekler, bulundukları ortam, sağlık durumları da Tahran'ın yaptığı "insani boyut" reklamıydı.Sonuçta İran, Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın bütün dünyaya dinlettiği İslam ve rejim propagandası ağırlıklı konuşmasıyla İngiliz askerlerini serbest bıraktı. Ahmedinecad, "esir" askerlerle tek tek tokalaştı, şakalaştı. İran'ın, "düşman" askerlerine özellikle insani boyut açısından reklam amaçlı da olsa yaklaşımı böyleydi.Dost kuvvetler İngiliz askerlerinin görüntüleri ister istemez insanın aklına Süleymaniye baskınını getiriyor. Elli yıllık yakın dost ve müttefik ABD'nin Türk askerlerine yaptıkları gözler önünden geçiyor. ABD askerlerinin çay içip sohbet etmek için uğradıkları Türk timini nasıl bastıkları, tim komutanının üzerine nasıl çullandıkları anımsanıyor. Elbette, Türk subay ve astsubaylarının ellerinin arkadan kelepçelenmesi ve başlarına çuval geçirilmesi ilk akla gelen kötü muamele.Baskın sırasında ABD askerlerinin gösterdiği saldırgan tutum, "dost kuvvet" konumuna uymuyor. Türk subay ve astsubaylarının başlarına çuval geçirilip ellerine kelepçe takılarak kaba bir söylemle götürülmesi müttefiklik ilişkisinin neresine oturtulabilir? Türk askerlerinin Erbil ve Bağdat'ta gördükleri kötü muamele, "dost ve müttefik" iki ülke ilişkisinde onarılmaz yaralar açtı.Bu nasıl dostluk?Sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değil, Türk ulusunun onurunu inciten davranışlar sonucunda, "Bu nasıl dostluk?" sorusu Türk kamuoyunun yanıtını bulamadığı bir soru olarak kaldı.İran'ın "düşman"ına yaptığı ile ABD'nin "dost ve müttefik"ine yaptığı karşılaştırılınca, ABD askerlerinin, "insani değerlere" önem vermeyişi sırıtıyor."Dost ve müttefik" askerlerini gözaltına alış biçimi, nedeni ne olursa olsun insan hakları bakımından ABD askerinin siciline kolay silinmeyecek bir kayıt düşürmüş oldu...( Fikret Bila, Milliyet :08 Nisan 2007 )

                                                                    -    "Molla rejimi"ne ne oldu ...!?    ;)   -

                
                               

                              
                                  Derin devletin alternatif gücünü, anti-ergenekon lider  uygulama safhasına geçirdi :))

                

                                                                                 Dört koldan :
         
               
 
            
                       
 
 
 
* Sayfamız alıntılardan oluşmaktadır, içerik aktarımı ve paylaşımı hakkında soru- sorunu olan site ile iletişime geçebilir!