Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
    Ateizmin Çıkmazı

 "Bir eserle ilgili yapılacak bilimsel incelemeler, eserin yaşını, hangi maddeler kullanılarak yapıldığını, tasarımsal özelliklerini, kullanılış alanlarını ortaya koyar. Eserin sahibi olan zat, bizim eser üzerinde yaptığımız bilimsel metotlar ve incelemelerin alanına girmez. Eseri inceleyerek onu yapan kişi hakkında pek çok bilgiye ulaşabiliriz. Eserin mükemmelliği, tasarımın harikalığı bize onu yapan eser sahibi hakkında zengin bilgiler verir. Ama eser sahibinin kendisi bizim bilimsel metotlarımızın inceleme alanına girmemektedir. Biz eserinden yola çıkarak onun yapan hakkında bilgiye ulaşırız. Ateizmde, eser sahibi bilimsel inceleme alanına girmediğinden yok kabul edilmektedir." ( Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 58)


 

Ateizmin Çıkmazı
 

Yazar, tanrı tanımazlık ile ilgili görüşlerin, ileri sürülen delillerin, iddia edilenin aksine yetersiz, hatta kendi içerisinde tutarsız olduğunu felsefi açıdan eleştirmektedir. Yazar, L'esprit de la Philosophie Medievale ( Ortaçağ felsefesinin ruhu) isimli eserinde, "Yahudi ve İslam felsefelerinden soyutlanmış bir Hıristiyan felsefesi düşünülemeyeceği." (s. 20) belirtir. Avicenne et le Point de Depart de Duns Scot ( İbni Sina ve Duns Scot'un hareket noktası) adlı makalesinde, "Bizim için Arap felsefesi tarihi ile Hıristiyan felsefesi tarihinin birbirinden ayrılmaz olduğunu düşünmemiz gerekecektir." ( s. 20) diye yazmakta, Archive d'Histoire Doctrinale (Doktrinel Tarih Arşivi)  ismini makalesinde de, "Arap felsefesi çok yüksek bir kültür birleşiminin örneğini veriyordu... İbni Sina ve İbni Rüşd'ü hesaba katmadan, bir Hıristiyan ilahiyatı tarihinin mümkün olabileceği kabul edilemez." (XLIV/120) demektedir. Yazar Gilson, asıl problemin tanrının varoluşu olmayıp, tanrının var olmayışının ispatı olduğunu söylemektedir. Bilimin tanrı kavramını değerlendirme yetkisinin bulunmadığını belirtmekte, samimi bir Katolik olarak Hıristiyanî tanrı inancını savunmaya çalışmaktadır. ( s. XVIII)

 Ateizmin Çıkmazı

Başkalarının, tanrının var olmadığını söyleyebilmelerine sebep olan delileri merak ediyorum. ( s. 7) Ateizmin pek çok çeşidi olduğu gözlenmektedir. Bilimsel ateizm yoktur. Çünkü ilim tanrı kavramını değerlendirme yetkisine haiz değildir. Ancak salt bazı ilmi metotlarla ele alınan, birtakım problemlerle dopdolu bazı zihinlere has bir ateizm vardır. (  s. 9) Nietzsche'nin, "Tanrı öldü, size üstün insanı ilan ediyorum." sözü ile ifade edilen şey; üstün insanın doğuşu, tanrı'nın ölmesinin nedeni olduğu savıdır. ( s. 10) Bu söz, bir ölümsüzün ölmüş (!) olmasından başka bir anlama gelmez. ( s. 13) Gerçekte ölmüş olan şey, geleneksel ve Hıristiyan ahlakının tanrısıdır. ( s.  14, 18) Var olmayan bir şeye karşı isyan edilemez. ( s. 17)  Bundan böyle tanrı yoksa, kendilerini tanrılaştırma görevi yine kendilerine düşmektedir. ( s.  18) Ölüler çok çabuk unutulur. ( s.  21) Napolyon'un öldüğü biliniyor. Tanrının ölümü ise pek kesin değil. İnsan inançsızlıklarını delillerle -sözgelimi kötülüğün varlığı gibi- haklı çıkarmaya çalışıyorsa, bu biricik gerçeklik bile problemin ( Tanrının olmadığı iddiasının)  hala oldukça canlı olduğunu gösterir. Tanrının varlığını inkar etmeyi düşünen bir tek kişi bile bulunduğu sürece, tanrı asla zihinlerde ölmüş olmayacaktır. ( s. 22)

Marx, tanrının varlığını inkar etmekte yetinmemiş, insanların ruhlarındaki mevcut olan, tanrının varlığına inancı fiilen silip atmak istemiştir. Kim olursa olsun, öldürmek bir felsefi eylem değildir. Dolayısı ile marximde bir felsefe değildir. Zira felsefe tanımak-bilmek çizgisinde kuruludur. ( s. 43)  Devrimci teori ile donanmış işçi sınıfı, ideallerin gerçekleşmesi için gözü pek bir savaşçı olmaktadır. ( s. 45) Alemin başlangıcının olmadığını kabul eden Marksizm ve materyalizme göre, "maddenin ve tabiatın daima var olduğunu" kabul edilmektedir. Şayet maddeyi kimse yaratmadıysa: dünyanın oluşumu, ilahi yüce bir güce hiçbir yer bırakmamaktadır. Materyalist bir kimse, aynı zamanda bir Tanrı tanımazdır. ( s. 47) Marksizm bizi basit bir ateizm ile karşı karşıya bırakıyor: Bir tanrının var olduğunu söylemek, burjuvazi için çalışmak, tanrının yok olduğunu söylemek ise, proletarya için çalışmak demektir. ( s. 49)

Ruhlardan tanrı kavramını çıkarıp atmak için, Marksist tutumun çabaları ve uğraştığı başarısızlık iki kat daha manidardır. Nitekim, pek çok yazar, filozof, sosyolog ve ekonomistin yokluğunu ispatlamaya çalıştığı tek varlık tanrıdır. İlke olarak, eğer tanrı olmadığından emin olunsaydı bunu ispatlamak için bunca zaman ve para harcanmazdı. (s. 50) İnsanın, bir tanrının var olduğu şeklindeki kendiliğinden inancına aklî bir ispat araması meşrudur. Fakat, bu inanç önceden orada bulunduğuna göre, o, bu doğrulamalardan bağımsızdır. Bu inanç, bu ispatların sonucu olmaktan daha çok, onların sebebi gibi görünüyor. ( s. 56) Hiçbir tecrübî- deneysel karşılığı bulunmayan bir kavramın, ruhta-insan benliğinde mevcut bulunması esrarengiz bir şeydir. ( s. 59)

Şayet, tanrının varlığına dair birtakım felsefi itirazlar varsa, bunlar onun varlığının onaylanmasından sonra gelir. Dünya ilahi bir yaratıcının eseri olamayacak kadar kötüymüş gibi geliyor insana. Oysa insanlar, sadece kötülüğün varlığına rağmen tanrıyı düşünmezler; aynı zamanda kötülüğün varlığı sebebiyle de düşünürler. İnsanlar acı çektikleri, korktukları ve özellikle de ölüm korkusu onları tedirgin ettiği zaman tanrıyı düşünürler. Korkunun Tanrıya inancın ilk sebebi olduğu şeklindeki, Lucretus'tan beri süregelen düşünce vardır. Kötülük korkusunun tanrıya inancın temel kaynağını teşkil ettiğini ve onun varlığına karşı en kuvvetli delil olduğunu iddia etmek çelişkili gibi görünmektedir. (s.  63) Tanrı fikrinin esası: Felsefe tarihi boyunca kendisinin mevcut olmadığını düşünmenin bile imkansız oluşu onun değişmez karakteri kaldıkça, bu kavram dikkatleri üzerine çekecektir. ( s. 64) Descartes, "Tanrı var oluşu, onu böyle düşünmemi tayin eder." (Metafizik Düşünceler, 5. düşünce) demekte ve;. "Hayatta, bir varlığı zorunlu ve sonsuz olarak kavramaya bizi zorlayan hiçbir şey yoktur. O halde, bizdeki tanrı fikrinin doğuştan olması gerekir ve bu fikrin bir sebebi olması gerektiğine göre de, bizatihi sonsuz olan bir öz ile ben'de ya da benliğimde yerleşmiş olması gerekir." (Descartes, aynı eser, 3 düşünce) diye devam etmektedir. ( s. 67) Tanrının varlığı hakkında ilmî gerçeklikten daha kesin bir aklî gerçeklik vardır. Tanrı varsa, bu durum, onun kavramının daha önceden ruhta var olduğunu da zorunlu kılar. ( s. 72) İnsanların, "imanını kaybetmek" diye isimlendirdikleri şey, onlara asla mutlu bir olay olarak görünmemektedir. Niçinini bilmeksizin, bu durum onlar için büyük bir kayıptır. Bunun böyle olması için hiçbir sebep yoktur. Bunun bir hata veya en azından bir peşin hüküm olduğunu sanacak noktaya varmak durumundan kurtulunca, bu durum daha çok bir sevinç sebebi olmalıydı. ( s. 73) Tanrının var olmadığını ispatlamak için, onun yerine dengi bir şey koymak gerekirdi. Bu öyle bir şey olmalı ki, hem onun açıkladığı bütün her şeyi açıklayabilsin, hem de varlığı ispatlanmış olsun. Var olmayan bir şey karşısında bu direnç neden? Çünkü Tanrının gidişi, hiçbir şeyin gelişiyle telafi edilememekte, onun tuttuğu yeri sonsuz bir boşluk doldurmaktadır. ( s. 74) Gerçek bir ateizm, yani bir ruhta tanrı kavramının tam ve sonsuz bir yok oluşu, aslında sadece var olmayan bir gerçek değil, aynı zamanda da imkansız. ( s. 80) Tanrı kavramının bize toplumdan geldiği kabul edilse bile, bu kavram toplumun kendisine nereden gelmektedir? ( s. 105)

 

 

 


 

Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı