Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Avrupa’nın üzerine doğan İslam güneşi

 

 Benzer içeriğe sahip Lord John Davenport'un Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim adlı eserinin özetini tavsiye ederiz! Ayrıca konuyla alakalı diğer yazılara,  " İslam ve Rönesans, Kuran ve bilim ,  İslam'da bilim , Müslüman bilim öncüleri , İslam felsefesinin özgünlüğü " başlıklı yazılardan ulaşabilirsiniz.

 


 

    Müslümanlık ticaret ahlakı bakımından Hıristiyanlığı geçmişti. ( Will Durant,  İslam Medeniyeti, s. 64) Doğu, nezaket ve görgüde batı’yı geçmişti. (s. 84) Kamu işlerindeki idareleri o devrin batı dünyasındakinden çok iyiydi. ( s 199) 700'den 1200'e kadar Müslümanlık, iktidar, kudretinin düzeni ve yaygınlığı, hayat seviyesi, görgü, insan hakları, dini hoşgörü, edebiyat, ilim, tıp ve felsefede bütün dünyaya öncülük etti. ( s.259)

 

                          

 

 

                                                                     Giriş

Kitabın özetine geçmeden önce yazarın Müslüman olmayan Alman bir bayan olduğunun, dolayısı ile İslam'ı her yönü ile  içinden biri gibi göremediğini - doğal olarak - bazı konularda biz Müslümanlardan farklı düşündüğünü, bir de kitabında özellikle genel anlamı ile Müslümanlardan daha çok ( Araplarla Müslümanların batı dünyasında eşit anlama geldiği için ki bunun Alman yazar kadar Dr. Abdul Latif Tibawi'de, Krizdeki oryantalizm adlı eserinde altını çizer ) Arap kökenli Müslümanların batı alemine - ilim, sanat, edebiyat  vs dallarında - yaptığı katkıları kitabında ele aldığını altını çizelim.

Yazar Sigred Hunke Almanya Kiel doğumlu olup ömrünü İslam medeniyetini araştırmaya adamıştır. Hunke batının İslimi bilime olan kompleksini şu sözleriyle açıklar:’Batının sayısız değerler borçlandığı İslam medeniyetinden söz ederek hakikatin ortaya çıkarılma zamanının geldiğine inanıyoruz. Batı tarih,ilim,fikir,sanat eserlerinde Yunan ve Roma dönemleri uzun uzun  anlatılırken sonraki bin yıl sanki hiç yaşanmamış gibi hemen yeniçağa atlarlar. Müslümanların tam yedi yüz yıl boyunca medeniyet ışığını taşıdıklarını, Yunanlılardan iki kat daha fazla insanlığı aydınlatmış olduklarını ağızlarına bile almazlar. Batılılara  göre Müslümanların rolleri sadece ilkçağ yunan bilim hazinelerini batıya aktarmaktan ibarettir.Buradaki asıl amaç İslam medeniyetinin Avrupa’ya hocalık eden büyük başarılarını unutturmak ve onlara hakaret etmektir.’ (s.14 )

Kitaba mukaddime yazan rahmetli Ahmet Kabaklı günümüz Türkiye'sinde de aynı düşüncenin benimsenmiş olduğunu, tüm eserlerimizde bizim de sadece Yunan ve Avrupa medeniyetlerinden bahsedildiğini, Avrupa’nın kıskançlık ve din taassubu ile saçtığı propaganda zehrinin bizim aleyhimize olduğu halde aynen benimsediğimizi belirtir. (s. 15 ) Avrupa’nın sadece ilim ve tıbbını, deneysellik metodunu, hukuk kurallarının çoğunu, matematik, astronomi, fizik, kimya esaslarını değil, aynı zamanda görgüsünü, müziğini, mimarisini, masalını, aşk türkülerini, oyunlarını hatta yıkanma, giyinme, moda tarzlarını ve usullerini bile, İslam’dan aldığını, reddedilemez bir şekilde kesinlikle ispatlıyor. “Atalarının mirasından utanmak şöyle dursun, onunla iftihar etmek, yeni bir şahsiyet ufkuna kavuşmak için”  bu eserin okunmasını Kabaklı tavsiye eder. (s. 16)

 

                                                       Sigred Hunke’nin Önsözü

  Avrupa tarihi yalnız başına bir dünya tarihi değildir. Dünya medeniyetler tarihi bütün medeniyetlerin tarihi iken batılı bakış açısıyla dünya tarihi ise sadece Avrupa dairesini çevreleyen merkezinde cennet mevkiinde Yunanistan ve Romanın  olduğu bir tablo çizmektedir. Artık batı Dünyasının şükran duyguları borçlu olduğu bir toplumdan bahsetme zamanı gelmiştir. Orta çağda Müslümanlarla batılıların 750 sene süren komşulukları esnasında Yunanlılara nazaran insanlık medeniyetini en az iki kat geliştirip batıya birçok konuda tesir eden Müslümanların dini inançlarından dolayı her zaman göz arda edilmişlerdir. (s. 18 )

  Bu kitap genel bir İslam kültüründen değil bu kültürün bir parçası olan Araplardan onların tarihinden bahsetmektedir. Bu kitap Arap medeniyetine karşı uzun zandan beri borçlu olduğumuz teşekkürü ispat için yazılmıştır. (s. 20)

  

                                                           I. Bölüm

Yazar kitabın çeşitli sayfalarında batı medeniyetine geçmiş Arapça kökenli kelimelere örnek verir: Kahve, ceket, fincan, şeker, limonata, muz, portakal, ıspanak, divan, satranç, matt, bavul, şifon, saten, atlas, alkali, soda, gaz…(s. 25-28), Filika , kablo, tersane, amiral, kalafatçı …(s. 51), kasket, cepken, bluz, iç eteklik (s. 52), cebir(s. 63), otel (s. 77), Zenit, Azimut, …Yıldız isimleri: Algol, Wega, Rigel Denob… (s. 95 ) , azimut (s. 109), sinüs (s.128) Kimya, simya, Alkali, Borax, İlaç, Eczane, Potasyum, Vernik, Sodyum, Soda,… (s. 235), Amiral (s. 298) ve musiki aletleri ( s. 394-396)

  Roma ve Bizans’ın ‘Kimse Mısır ve Suriye’ye seyahati göze alamaz.’ şeklindeki propagandaları doğuyu batıdan ayırır. Halbuki Hıristiyan hacılar Kudüs’ü rahatça ziyaret edebilmekte, başta Harun Reşit, el-Muntansır gibi halifeler, Hıristiyan din adamlarının Kudüs’te rahatça görevlerini yapabilmekte, Kayzer Şarl’a Kudüs’ün anahtarını vermesi de, Avrupa’da Müslümanların kutsal şeylere saygı göstermediklerini yaymalarına engel olmaz. (s. 31)  Ticaret vasıtasıyla Venedik ve Cenova’lı tacirler hayatlarının en az 6 ayını İslam kültürünün içinde geçirirler. (s. 35) Sadece ziraatçılık ve çiftçilikle hayatlarını geçiren Avrupa’da, bu ticaret sayesinde kansız bir toplumsal bir devrim meydana gelir, hayat canlanır. (s.40 ) İslam’ın hızla ilerlemesi ve doğudaki ticaretin canlılığı Avrupa’da Haçlı seferlerinin başlamasına sebep olur. Bir Hıristiyan yazar içki alemlerinin sarhoşluğu ile yakılıp yıkılan kütüphaneler ve sanat eserlerinin görüntüsü için ‘Dünya yaratıldığından beri, Dünya’yı en fazla çöle çeviren bir ganimet seferi ‘ şeklinde tanımlar. Hıristiyanların asırlarca devam eden faydasız gayretlerinin bilânçosunu, İspanyalı Fransisken rahip Ramon Lull ,’sonunda hepsi de hedeflerine ulaşamadan bitip tükendiler.’ şeklinde belirtir. (s. 42) Araplar Çinlilerden aldıkları kağıdın ilk fabrikasını daha Harun er-Reşit dönemimde 794 yılında Bağdat’ta kurmuşlardır. (s. 47) 12. asırda Hıristiyan hacılar Endülüs’ten aldıkları ilk kağıt yaprakçıkları memleketlerine götürürler. Ulman Stromer 1389 yılında Nürenberg ‘de Almanya’nın ilk kağıt fabrikasını kurar .İlim artık bir sınıfın (rahiplerin) imtiyazında kalmaktan kurtulur.

Amalfi’li Flavio Gioja , pusulanın  ilk mucidi bilinirken aslında Araplar bunu çok önceden kullanmış Haçlı Seferleri sırasında Maricourt’lu Petrus Müslümanlardan aldığı bilgileri 1269 da Fransa’ya sunar ve ancak elli sene sonra 1320’ de İtalyan F.Gioja pusulayı sözde keşfeder. (s. 48)

Roket tekniğini de barutu da Araplar kullanır, Hasan er-Rammah 13. asırda yazmış olduğu harp tarihi adlı eserinde bunlardan bahsederken, batıda barutun sözde mucidi Fransız Berthold Schwarz olduğu iddia edilir. (s. 50)        

Venedik Gondolu’nun şekli,Venedik’in, Şark’la flört ettiği devrin zarif hatırasını belirtmektedir. Avrupa ayrıca Araplardan sulama sistemi, haberleşme sistemi, kiliselerde tespih, buhurdanlık gibi usulleri d almışlardır. (s. 51)

Avrupa banyoyu da  Araplardan öğrenmiştir. Tartuşi Fransa yolu ile seyahati sırasında gördüklerini şöyle anlatır:’Onlardan daha pis hiçbir şey göremezsiniz. Onlar senede bir veya iki kez o da soğuk suyla yıkanırlar.Elbiselerini yıkamazlar, ancak yırtık pırtık hale gelince üzerlerinden çıkarırlar.’ Avrupa Hıristiyan alemine göre yıkanmak için soyunmak gerekir, bu ise utanmaya aykırı bir kavramdır, dolayısıyla banyo yani soyunma günahtır.Özellikle 10. asırda binlerce hamamın, masör ve berberlerin hizmet ettiği Bağdat gibi şehirler için bu gibi şeyler düşünülemezdi bile.Kısaca Arap medeniyeti ticaret, haçlı seferleri, gezginler vasıtasıyla batının günlük hayatına ekonomik ve kültürel yönden olumlu yönde etkilemiştir. (s. 53)

 

                                                                 II. Bölüm

Dünyanın bütün medeni milletleri Arapların bize öğrettikleri rakamları kullanmaktadır. (s. 56)  Araplar sayı yazımlarını Hintlilerden almış geliştirerek Avrupalılara aktarmıştır. Mesela, 487,  Roma rakamları ile CCCCLXXXVII şeklinde yazılmakta idi. Bu ve benzeri en basit bir hesabı yapmaya bile imkan vermeyen sistemden Avrupa’yı Araplar kurtarmışlardır. (s. 59) Algoritma’yı 12. asırdan itibaren Avrupa’ya el-Harezmi öğretmiştir. Fakat bu gerçek batıda ancak 1845 yılında Fransız Reinand tarafından ile getirilebilmiştir. (s. 65) el-Harezmi2den önce batıda özel bir matematik ilmi yoktu . (s. 66)

                                 Arapların tedrisinden geçen Papa Aurillac’lı Gerbert

945 doğumlu Gerbert Endülüs’te matematik ve astronomi öğrenir. Zamanla ( 971)   Roma’ya döner. 999’da Papa halefi olur. Hasımları onu Müslümanlara ait şeytan aletleriyle araştırmalar yapmakla suçlar. Onların nazarında Gerbert, büyük bir kara büyücü ve sihirbazdı. Hıristiyanlığın esaslarına aykırı düşen incelemelere girişmeyi, Müslümanlardan başka kimden öğrenebilirdi? O, Ruhunu Şeytana rehin bırakmıştı. (s. 69 ) Gerbert, dokuz rakamla hesap yapan ve  Arap rakamlarını ilk defa Avrupa’da kullanan ilk batılıdır.

Batıda sayılara isimleri Laon’lu Radulfh vermiştir. Bunlar Arapça ile benzerlikleri ile şaşırtıcıdır: 4: Arbas ( Arapça Erbaa ), 5: Quimas ( Arapça Hamse ) , 7: Zenis ( Arapça Seba), 8: Temenias ( Arapça Semanie )  (s. 70 )

 12. Asırda bir papaz, “Piza’nın caddelerini dolduran ve şehre vahşi çehrelerini veren kafir, korkunç deniz canavarları” şeklinde tarif ettiği Araplar’dan (s. 76), Avrupa’da bilimin öncülerinden kabul edilen Piza’lı Leonardo’da ( Başta matematik hocası Sîdi Ömer’den ) dersler alır. Leonardo, İskenderiye ve Şam kütüphanelerini altına üstüne getirir ve bu bilgilerle ülkesine döndükten sonra zaman içinde meşhur olur (s. 79-81)

 Sonuç olarak Arap rakamları batıyı fethetmiştir. Bu rakamların, tabii ilimlerle nakliyatta, teknik ve ekonomik alanlardaki büyük önemi, dünyanın bütün medeni devletlerince kabul edilmektedir. (s. 89 )

  S. Hunke, eserinin 81 ile 87. sayfalarında sıfırın tarihi seyrine dair ilginç örnekler verir.

  

                                                             III. Bölüm

 “ Beşer Allah’ın birliğini ispata yıldızlar ilmi sayesinde muvaffak olur.” Battani (s. 91 )

 Arap astronomistlerinden Muhammed İbn-i Musa, Batlamyus’un “Astronomi cetvellerini “ düzeltmişlerdir. (s. 96) Halifenin emri ile dünyanın çevresini ölçmüştür. Felsefe, mantık ve meteoroloji ile de ilgilenmiştir. Kardeşi Ahmet ise tekniğe düşkün, ev ve el  aletleri mucitçisi idi.  Mekanik sanatında Heron gibi şahısların elde edemediği neticelere ulaşmış biridir. (s. 98) Ahmed teknik aletler yapar; küçük miktarlarda su akıtan ibrikler, sıvıların izafi ağırlığını hesaplayan kaplar, bir kabı boşalır boşalmaz hemen dolduran aletler, otomatik lambalar, otomatik düdüklü su aletleri, … Ahmed ayrıca Yunanlıların semayı dokuzuncu bir kürenin kuşattığına dair yanlış görüşlerini bir astronomi eseri ile çürütür. Kardeşi Muhammed ile bir saat icad eder. Ahmed, kardeşi Muhammed’in astronomi bilgilerinden hareketle teknik bilgisini konuşturur ve bir cihaz icad eder. (s. 99 ) Üçüncü kardeş el- Hasan, geometride kendini geliştirir. Ayrıca elips adı verilen bahçe şekillerinin de mucididir. Tabii bu buluşların temelinde Arap halifelerinin ve onların desteklediği alimlerin  bu çalışmalara verdiği destek vardır. Mesela bir mütercime ayda 500 dinar ( 7500 altın Mark)  ödenirdi. Bu sadece eski Yunan metinlerinin kaybolmasına engel olması için tercüme yapanlara aylık önenen ücrettir. (s. 101 )

Arap astronomi alimleri arasında aysısı tespit edilebilen 534 kişi’den yukarıda adı geçen 3 kardeş, yaptıkları alışmalar ile Yunanlılardan itibaren gerilemekte olan yıldızlar ilmini, yeni bir olgunluğa kavuşturmuş, geliştirmiş ardından da batıya aktarılmasına vesile olmuşlardır. Onlar eski aletleri geliştirip, yenilerini bulma başarısını göstermişlerdir. Onlar kendi metotlarını oluşturmuş, matematikte yeni dalları geliştirmişler, astronomi hesaplarında, batıya temel teşkil eden fikri vasıtalar sağladırlar.

 

                                                                  Mekanik

Astronomi ilminin gelişmesi, yeni keşiflerin bulunması ve ilerlemesi, ne Romalı ne Hintli; İlk defa Araplar sayesinde olmuştur. (s. 105)

Kurandaki gökleri araştırma ile ilgili ayetler, ve efendimizin gök ve yerler Allah’ın varlığını hatırlatır. Mealindeki hadisler Müslümanları astronomiye yöneltmiştir. Astronomi sayesinde Müslümanlar namazdan oruca ibadetlerinin zamanlarını, Kabe’nin yönünü tayin edebilmişler bu ilmi dini anlamada aracı kılmışlardır.  (s. 106)

El-Battani, Nasiruddin, et-Tusi, Uluğ Bey, Biruni gibi alimler yanında İbni Firnas gibi alimlerde Endülüs’te 880 yılında ilk uçağı icat etmiştir. (s. 108)

Araplara hayran olan Kastilya’lı kral X. Alfons Arapça bilim kitaplarını kendi diline çevirtir.’Arap metotlarıyla’ o zamana dek yapılan en iyi usturlabları yaptırır. (s. 110)

Kral özellikle kendisinden 200 yıl önce yaşayan es-Sarkali’nin astronomi üzerine yazdığı eseri kendi diline çevirince bu eser ‘Alfons cetvelleri’ diye meşhur olur ve yüzlerce yıl Avrupa da astronomlar bu cetvelleri kullanır. (s. 111)

Avrupa ilk defa 10. asırda gezgin öğrenciler vasıtasıyla Arap astronomi aletleriyle tanışırlar. Batıda ancak 14. asırda bu aletler üretilmeye başlanır. (s. 113)

Araplar, Ptolomeus’un basit kadranını ( Saat- pusula düzlemleri) geliştirerek yeni aletler icat etmişlerdir. Ayrıca Araplar sekstant ve oktant aletlerini ve çalar güneş saatlerini bulmuşlardır. (s. 113) Harun-El reşit’in elçilerinden Abdullah, bu saatlerden birini 807 yılında Aachen’de, Kayzer büyük Karl’a hediye etmiştir. (s. 114)

 

                                                         Astronomi

Araplar miras aldıkları kültür hazinelerini, bir reçete gibi kabullenmediler. Ele geçirdikleri yabancı bilgilerin sonuçlarını hemen kontrol edip hatalarını düzelttikten sonra bunların üzerine yeni bilgiler eklemeye başlamışlardır. Onlar deney ile ispatlamadan hiç bişey kabullenmemiştir. Mesela Sabit Bin Kurra Aristo ve Ptolomeus’un eserlerini tenkit eden eserler yazmış, astronom Theon’un gözünden kaçanlar gibi eski bilgileri eleştirmiş ve geliştirmiştir. Hiparch ve Ptolomeus’dan beri süre gelen birçok hatayı düzelten, yenileyip geliştirenler Araplardır. (s. 121) Batı, el-Hıvarizmi ve Me’mün Cetvelleri ile el Battani’nin Sabii, İbn Yunus’un Hakimi Cetvellerini, Alfons’un Cetvellerine esas teşkil eden es-Sarkali’nin Toledo Cetvellerini alarak Kopernik Devrine kadar onları kullandı. Fransız Sedillot, “Bağdat astronomları daha 10. asrın sonlarında nihai noktalara varmış durumdaydılar” demektedir. (s. 116) Mesela bunlardan el-Fergani ekliptik eğimi (s. 121) ve güneşin yörüngesini ilk bulanlardandır. Sabit Bin Kurra ise Dünyanın Güneş etrafındaki dönümünü iki ayrı metotla ölçmüştür. Batıda Alhazen lakabıyla tanınan Hasan İbni Heysem ise ışığın kırılması nazariyesini ileri sürmüştür. Öklid ve Ptolomeus gözün ışık yaydığını ileri sürerken İbni Heysem ise ‘Göz ışık yaymaz, cisimlerden göze ışık gelir, adeseden geçerek görünür olur’ der. Heysem ayrıca Ay’ın ışığını Güneşten aldığını, fotoğrafçılıktaki karanlık odayı, hava tabakasını 15 km olduğunu, projektörün etki kanununu, ilk okuma gözlüklerini bulandı. Heysem tüm bu sonuçlara sayısız denemeler, sonucu ulaşmıştır. Heysem’in optik fizik alanındaki görüşleri Yeni Çağ’ın ortalarına kadar Avrupa ilmine hakim olur. (s. 120) el-Bitruci ise gezegenlerin sürüklenmeleri ve dış merkezli dairelere dair teorileri ileri sürer. el-Kindi ise açıların pergal ile ölçümünü ve sıvıların izafi ağırlıklarını hesaplamıştır. Ali b. Süleyman 1000 senesinde “Atom nazariyesini” ileri sürmüştür. (s. 122)  Şüphesiz Kopernik bu alimlerin eserlerinden etkilenmiş ve fazlasıyla yararlanmıştır. Kopernikvari dönüş nazariyesini 500 sene öncesinden el-Biruni bulmuştu. 1800’lü yıllarda bile İbni Yusuf’un eserlerinden yararlanılmakta idi. (s. 117) Karanlık oda, pompa ve torna ile ilk uçak makinesinin sözde mucidi Da Vinci birçok yönden Araplara tabi olmuş, el-Heysemden ilhamlar almıştır. Galile Teleskopu’nun arkasında da el-Heysem’in gölgesi vardır. (s. 120)   Kısaca deneysel araştırmaların ilk öncüleri Roger Bacon veya Baco Von Verulam, Leonardo Da Vinci veya Galile değil, Araplardır (s. 119)  İbni Bace ( Avempace), İbni Tufeyl ( Abubecer), İbni Rüşd ( Averroes ), el- Bitruci ( Alpetragius) tarafından yönetilen, Aristo ile Ptolomeus’un görüş tarzları arasındaki fikri mücadele, 13. ve 14. asırlarda Endülüs’ten Fransa, Almanya ve İngiltere’ye uzanır. Büyük Albert, Thomas d’Aquin, Roger Bacon, Jean Buridan, Dietrich gibi mücadelecilerin sahneye çıkmalarına vesile olur ve batı düşünce ve tefekkürü harekete geçirir. (s. 124)

  

                                                              Matematik

Araplar matematiğin üstadı idiler. Romalılar bu sahaya hemen hemen hiçbir şey getirmediler. Araplar yeni ilim dalları meydana getirdiler, diğerlerini de Hintlilerle Yunanlıların ulaştırdıkları seviyeden çok yukarı çıkardılar. Rönesans’ımızın üstatları, onun için Yunanlılar değil, bilakis Arpalar oldular. (s. 124-125)

Arap matematik zekasının “İlimlerin en güzel dalı “ saydıkları bu hesap dalına büyük düşkünlükleri vardı. Aritmetiği sistematikleştiren ( el- Hıvarizmî)  el-Harizmidir. Piza’lı Leonardo başta cebir olamk üzere bilgilerini Ebu Kamil eş-Şucâ’, el- Biruni, İbni- Sina, el- Karaci gibi alimlerin eserlerine borçludur. (s. 126)  Arapların hesap ve cebirini batıya öğreten ise Alman kontu Von Eberstein’dir.  Batıda bilinen “matematik Üslup” tamamen Araplar tarafından meydana getirilmiştir. Batı bu ilmi Arapalrdan aldı, Yeniçağın ortalarına dek korudu ve kullandı. Virgülün arkasındaki ondalık kesirle hesap yapmayı da Araplar bulmuştur. (s. 127) Cebirdeki bilinmeyen işareti “X” te arap işaretidir. : Araplar bilinmeyen meçhule “ Şey “ derlerdi. Kısaca bunu “ş” ile gösterirlerdi. İspanyolcada, “ş” harfini karşılığı ise “X” işaretidir. Araplar sinüs, tanjant kurallarını, trigonometrinin esas formlarını oluşturdular. (s. 128) Batı, Sexagesimal hsap ile dairenin altmışa bölünmesini de Araplardan öğrenmişlerdir. Ayrıca batılılardan 700 yıl önce diferansiyel hesabını ortaya çıkarmışlardır. (s. 129)

Arap zekasının bir çok kıvılcımı batıya atlamamış olsa bile, batı Karanlıklardan aydınlığa çıkmasını Araplara borçludur. Araplar ilmi düşünce ve araştırmayı ateşleyerek, harekete getirip, beslediler. Rakamları, geliştirdikleri aletleri, aritmetik, cebir, kürevî trigonometri ve optikleri sayesinde batıyı tabii ilimler sahasında artık kendi alet ve keşiflerine dayanarak, ilerlemeye kalkışacak bir seviyeye getirdiler. (s. 130)

  

                                           Astroloji ( Müneccimlik, Yıldız ilmi )

Başta dinlerde güneş,ay,Venüs, Jüpiter, yıldızlarla uğraşmak ceza gerektiren ilimlerdendi. Bu nedenle Papalık, İspanya’da,  şeytana tapan” saydıkları Araplardan , büyük paskalya yortusu ile yortudan önceki haftaların tarihlerini öğrenmek zorunda kalırlar. (s. 131)Kuran inananları semayı incelemeye çağırmıştır. Müslümanlar her ilmi esere, Allah’ın adı ile başlarlar. Bu onları bir mistik korkunun bataklığı içine gömülmekten de korumuştur. (s. 132) Bu alanda en ünlü isim ise el-Biruni’dir. Batıda ise astronomi, astrolojinin büyülü dünyası sayesinde yer dinebilmiştir. (s. 138)

  

                                                               IV. Bölüm

                                                               Şifalı eller

      “ibni Sina, er- Razi ve İbni Rüşd’ün eserleri, Hipokrat ve Galen’inkilerle aynı değerde kabul olunmuşlardır.“ Agrippa von Nettesheim

Yazar 139-142. sayfalar arasında batılı (frenk) doktorların sonu ölümlerle biten tedavilerine örnekler verir ve “ Dünyanın neresinde eczacılık ve sağlık işeri Araplar derecesinde olgun ve kapsayıcıdır? Onların modern hastaneleri, tedavi metotları, hijyenleri örnek teşkil edecek durumdaydılar.” Der (s. 141) Ne Romalıların ne Yunanlıların bir tıp kültürü meydana getiremediğini (s. 145) söyleyen yazar,  Kilise öğretmeni Tatian’ın, eczanelerin bir çeşit dinsizlik ve küfür olduğunu ilan ettiği şu cümleyi aktarır:” Dünyevi ilaçlar tanrıya güvensizliktir. Neden köpekler gibi otlarla tedavi oluyorsunuz?” (s. 143 ) Kiliseye göre aletlerle hastalık tedavisi insana şerefine dokunucu bir iştir ve kilise mensuplarına kesinlikle yasaktır. Frenklerin başpiskoposu Gregor von Tours, ‘Doktorların aletleri neye yarar ki, ancak ızdırabı artırır, halbuki bizim sevgili azizimizin sadece bir tane çelik aleti vardır.” Der. (s. 144) Rossano’lu Aziz Nilus, yanına gelen Araplardan tıp eğitimi almış Donnolo’yu şu cümlelerle başından savar: “İsa’ya güveniyorum, senin ilaçlarının tedavisine ihtiyacım yok.” (s. 146) 

Haçlı seferlerinin büyük vaizi Clair-Waux’lu Bernhard ise hastalanan papazlara, “Kurtuluşunuzu dünyevi ilaçlar kullanarak tehlikeye atmak size yakışmaz.” Demektedir. (s. 146)

Hıristiyanlığa göre ateş içinde kıvranan bir hasta, günahlarını itiraf etmeden doktor isteyemez. Bu husus 895’te Nant’da toplanan Sinod ( kilise meclisi) ile karara bağlanmıştı. Papa III. Innocent ( 1216) “ günah itiraf ettirilmeden hastayı tedavi eden doktor, kiliseden uzaklaştırma cezası alır” şeklinde meclis kararı verdirir. (s. 146) Aziz Chrysostomus ise hastalıkların insani günahların sonucu olduğunu ileri sürer ve hasta bir Hıristiyan’ın Müslüman bir doktora tedavi olması halinde kiliseden aforoz edileceğini bildirir. Aynı dönemlerde Kahire doktorlar odası başkanı İbni Rıdvan ise. “ doktor düşmanlarını da aynı ruh, alaka ve özenle tedavi etmelidir.” Der. (s. 147 )

 Haclı seferlerinden dönüşte avrupada tıp ilerlemeye başlar. İlk hastanelerden biri Paris’te kurulur; Hotel-Dieu ( Tanrının konağı ): Yer samanlarla kaplıdır, kadın erkek karışık, bulaşıcı hastalık taşıyanla hafif hasta yan yana ve ortalık haşereden geçilmez durumdadır.  ( Mak Nordau, Aus dem Wahren Miliarlande, I/121) Aynı dönemde İslam alemindeki bir hasta ise özel oda, banyo, iyileşince dinlenmesi için 5 altın para, kitap ve müzik desteği, temizlik, beyaz çarşaflar ve aydınlık bir ortamda tedavi görmektedir. (s. 149) 10. asırda sadece Kurtuba’da 50 hastane bulunmaktadır. Köylere kadar ulaşan sağlık merkezleri yanında hapishanelerde bile hastaneler kurulmuştu. Tedavi parasızdı ve iyileşene elbise ve hemen çalışmaya başlayıp dermansız kalmasın diye bir aylık para yardımı yapılıyordu. (s. 153) O dönem Arap tıpı; Başhekim, masraflar için vakıf, kayıtlar, müfettişler, dahiliye,hariciye, asabiye,göz ve ortopedi gibi ihtisas alanları, Tabipler odası, sertifikalandırma … gibi günümüz tıp teknolojisini aratmayan özelliklere sahipti. (s.  1151-156)  )31 yılında Rheingau’da bir tane bile doktor bulunmazken, sadece Bağdat’ta serbest doktorluk yapan sayısı 860’ı geçiyordu. Buna resmi doktorlar dahil değildi. (s. 157)

Tıpta ilk kez ihtisas imtihanını Araplar meydana getirmiştir. Yazar bir diploma örneği verdikten sonra (s. 159) İslam aleminin ünlü doktorlarının ( Ali b. Abbas, İ. Rıdvan, İbrahim b. Kura, İ. Sina) damar-sinir, kanser, idrar hakkındaki öğrencilere tavsiyelerini sıralar. (s. 159-161 )

6. asırda Paris tıp fakültesi dünyanın en küçük kütüphanesine sahip idi. Kütüphanedeki tek eser ( el-Havi; Continens ) bir Arabın idi:  Er-Razi batıda Rhases adı ile meşhurdu. (s. 162) 230 eser, tıp-kimya başta bir çok alanda eser bırakan Razi, dünyanın iki mihver etrafında döndüğümü, güneşin dünyadan büyük, ayın ise küçük olduğuna ve feza boşluğu, mıknatıs gibi, çiçek- kızamık, sağlık lügati, pratik sağlık bilgileri, böbrek, çocuk hastalıkları… alanlarda da eserler vermiştir. O aynı zamanda kimyayı tıbbın hizmetine ilk sokan kişi olmuştur. Hipokrat eserinde, Hiçbir şey yapılamayacak hastalıklardan uzak durmayı öğütlerken er-Razi, ölüm meydana gelene dek hastanın cesaretinin artırılması gerektiği, hastaya yaşama kuvveti verilmesi gerektiğinin altını çizer. (s. 162-172)  Batıda akıl hastaları kötü ruhun tesirinde kabul edilip dayak ile tedavi edilmeye çalışılırken, Arap ülkelerinde sinir hastalıkları uzmanları kliniklerde tedavi görürlerdi. Bu konuda batıda ilk adımlar ise ancak 1751 yılında İngiltere’de atılmıştır. (s. 174 )

 İbni Nefis ilk kez kan dolaşımını bulan kişidir. (s. 179) Halbuki daha sonra batılı Colombo bunu kendisinin bulduğunu ileri sürer. Tıpkı bunun gibi başka buluşlarını da daha sonra Michael/Miguel Serveda üstlenir. (s. 182) Serveda daha sonra yazdığı tıp ve Hıristiyanlık üzerine eserlerden ötürü 1553’te Cenevre’de diri diri yakılarak öldürülür. (s. 184) Bu Arap doktor doktorların üstatlarında olan Galen’in fikirlerini aynen almak yerine, fikirlerinin yanlışlarını düzeltmiş, fazlalıklarını ise atmıştır. (s. 181)  İbni Sina şarbonu ilk kez tam olarak açıklarken, et-tabari ise uyuz hastalığına neden olan paraziti bulmuştur. İbn-i Rüsd’ün çiçek hastalığını üzerine yaptığı buluşlardan 200 sene sonra bile Kayzer I. Maximilien bir kararname ile çiçek hastalığının ilahi bir ikaz olduğunu, bunu inkarın küfür demek olduğunu ilan eder. 9. asırın ilk yarısında ise Maseveyh cüzam hastalığını her yönü ile açıklarken Avrupa’da ise 16. asrın başlarında bile cüzamlıların kaderi tamamen kilisenin elinde idi. (s. 188–189) Veba 14. asırda Avrupayı kasıp kavururken, 1348 yılında tıbbi bir rapor yazan Montpellier Üniversitesinden bir profesör vebanın yayılma nedeni olarak hastan bakışlarının olduğunu ileri sürüyor,  doktorlara hastaların gözlerini kapamalarını öğütlüyordu. İsviçre ve Fransa suçu Yahudilere, Narbonne halkı İngilizlere, Belçikalı Doktor Simon de Vovino ise Jüpiter’e atmakta idiler. (s. 190) Boccaccio ise yazdığı raporda ne ilim ne insani tedbir bir sonuç alamadığında tanrıya tövbe etmeyi öğütlemekte idi. Aynı yıllarda ( 1348) Gırnata Sultanının veziri İbn-i Hatib vebanın temas ile bulaştığını tespit eder. (s. 191) Batı muska-sihirle vebaya care ararken İspanya’da doktorluk yapan İbn-i Hatima’da hastalığın temas ile bulaştığını ilan etmektedir. Tüm bunlardan sonra II. Büyük veba salgınının ardından Arap tıp ilmini özümseyen Prof. Chalin de Vinario, vebanın temas ile bulaştığını eserine yazar.  Müslümanlarla komşu olan İtalya bunun üzerine resmi sağlık servislerine Arap doktorları tayin eder. (s. 192)   Arap Doktor Ebul-Kasım Hemofili üzerine açıklamalarda bulunur, Yunanlıların geri seviyede bıraktıkları kadın hastalıkları konusunda yeni usul ve aletlerle büyük ilerlemeler kaydeder. Ceninin ters doğumuna müdahaleyi ilk o tavsiye eder. Kolpeurynter aletini ilk o icad eder. (s. 193)  Fransız cerrah Pare’yi üne kavuşturan büyük damarların bağlanmasını ondan 6 asır önce Ebul-kasım bulmuş idi. Ayrıca ‘Trendelenburg Durumu’nuda ilk o bulmuş idi.  (s. 194) Araplar Yunanlıları en çok göz alanında yaptıkları çalışmalar ile geride bırakırlar. Damar içi şırıngalama ve buz torbası İbni Sina’nın icadıdır. Ayrıca narkoz ve antibiyotiği de bulmuşlardır. (s. 196)   Ayrıca psikoterapi, müzik ile tedavi konularında da İbni heysem ve İbni Sina çalışmalarda bulunmuşlardır. (s. 197)

  Arap patent hakkı batı’da tanınmış değildir.   (s. 197)

 Hipokrat’ı bile yazdığı eserlerle eleştirecek seviyede bulunan Ali İbni Heysem, bir çok yönü ile tam bir eser kabul edilen el-Kitabü’l-Melik adlı eserini yazar. Tıp tarihçisi Neuburger:” Bizanslıların derme çatma ve karışık devşirme eserleri yerine Araplar düzenli geniş kitaplar yazdılar. Onlar canlı bir bilim dili oluşturdular.” Der. (s. 200)  

Yazar daha sonraki sayfalarda Arap bili madamları ve çalışma alanları hakkında bilgi verir. (s. 200- 204) Piza’lı meşhur Leonardo’nun Müslüman Araplardan matematik tıp ilmi konularında faydalandığını belirtir.  Bundan sonraki sayfalarda Araplardan etkilenip batıda başlayan uyanışın örneklerini veren (s. 200- 221)   yazar, Emevi halifesi el-velid’in ilk Arap hastanesini kurup oraya hekimleri tayin etmesinden 800 sene sonra , ilk defa 1500 yılında Strasburger hastanesine bir memur doktorun atandığını, bunu 1517’de Leipzig hastam-nesi ve 1536’da Paris Hotel-Dieu’nun takip ettiğini belirtir. (s. 222)   

Arapların batıya sundukları “Yunan malzemesi” asırlarca Bizanslıların yaşattığı malzemeden hacimce çok daha büyüktü. Araplar bu metodik şekilde düzenlenip zenginleştirildikten sonra batıya sunuldular. Yunan müellifleri ile doğrudan temas, batıyı bu düzen ve zenginlikten mahrum bırakırdı. (s. 223) Ayrıca Araplar Yunanlıların ürettiği ilaçlarında zararlı yönlerini belli ilavelerle hafifletmişlerdir. (s. 229) Agrippa von Nettesheim ise  “ Tıbbın Araplarla başladığı iddia edilebilir.” Der. (s. 227) İngiliz tarihçi Custom’da “ Araplar, deneysel kimyayı, modern organik ve inorganik kimyanın keşifleri için gerekli bulunan seviyeye yükselttiler.” ( History of Medicines, s. 371) Der. (s. 233) Batıda Razi’nin geliştirdiği ilaçlardan birine Blanc Rhasis ( Rhasis, Razi’nin batıdaki adı ) adı verilmiştir. (s. 235) Araplarda 780 yılında ilk resmi eczanelerini kurup resmi sağlık zabıtalarına denetlendirirken, Kayzer II. Fredrik Arapların bu çalışmalarını ancak 1231 yılında onaylayıp uygulamaya sokabilir.(s.238) Müslümanların ilaçlar üzerindeki çalışmalarının tesirleri batıda, 19. yüzyılın ortalarına dek devam eder. Bugün bütün teşkilatı ile her hastane, her kimya laboratuarı, her eczane ve ilaç imal yeri, arap dehasının elle tutulan birer abidesidir. (s.  243)

  

                                                        Arap Mucizesi

Yazar Dr. Hunke, İskenderiye Kütüphanesinin Başkumandan Amr’ın emri ile yakılması iddiasının tamamen çirkin bir iftiradan ibaret olduğunu ifade eder. (s. 255 ) Kahire Kütüphanelerinde iki milyon yüz cilt sayısına ulaşan eserler, eski İskenderiye kütüphanesindeki kitap mevcudunun yirmi misline ulaşmıştır. Halbuki 1000 yılında papalık tahtına oturan Aurillac’lı Gerbert, “Roma’da bekçilik yapabilmeye yetecek kadar bile bilgi sahibi kimse bulunmadığını.” İfade eder. Aynı yıllarda ise el-Biruni dünyanın güneşin etrafında döndüğünü, İ. Heysem ise görme kanununu keşfederken aynı zamanda küresel aynaları ve karanlık odayı bulmuş idi. (s. 246 ) Tabii bunda dini inancın büyük önemi vardır. Tertullian, “ İncil’in tebliğinden sonra, tabiatı araştırma ile ilgilenmek, İsa’nın kanaatince, bizim görevimiz değildir.” Demektedir. (s.  253 ) Harun er-Reşit, Amoria ve Ankara’yı fethettikten sonra tazminat olara eski Yunan yazmalarını isterken, Halife el-Me’mun ise Bizans kralı III. Michael’den tazminat olarak antik filozofların henüz Arapçaya çevrilmemiş eserlerini ister. (s. 267)  

İslam, bedevi Arapları birkaç yıl içinde, İslam imanı ile kaynaşınca, karşılıklı yardım kuralları ile kardeş haline, ahlaki yükümlülükler ile disiplinli ve mücahide verilecek ahiretteki mükafatın düşüncesi ile ölümü hiçe sayan bir millet haline getirir. (s. 248 ) Tüm bunlara rağmen “ düşmanlarını yenen Araplar, tahripçi ve mütaassıp bir sıfat içinde görünmediler. Arapların savaşta yendikleri milletlere karşı toleranslı ve insani muamelelerle davranmışlardır ve dünya tarihinde böyle davranan pek az millet mevcuttur. (s. 250 )  9. asrın Kudüs patriği de İstanbul patriğine yazdığı mektupta buna şahitlik eder:” Müslümanlar adildir. Bize haksızlık ve zorlama yapmamaktadırlar.” (s. 256 )

Bir gezgin 891 yılında Bağdat’ta yüzden fazla halka açık kütüphane sayarken, 10. asırda batı manastırlarında nadiren birer düzine kitap bulunmakta idi. Zamanının küçük bir kasabası olan Necef’te 40.000 ciltlik bir kütüphane bulunurken, Rey şehir kütüphanesinin mevcudunun tespiti için 10 büyük katoloğa ihtiyaç duyulmuştu. N. Et-Tusi’nin sadece rasathane için topladığı eser sayısı 400.000 cilt idi. (s. 275 ) Kahire’deki halife el-Aziz’in kütüphanesinde ise 1.600.000 cilt eser vardı. Oğlu ise 18 salonluk ek bina yaptırarak içini kitaplarla donatır. Vezir e-Muhallebi’nin 117.000, vezir İbni Abbad’ın ise 206.000 ciltlik kitaplığı bulunmakta idi. (s. 276 )  Bağdat’ta bulunan kütüphanelerden sadece Nizamiye Kütüphanesi için yıllık bir buçuk milyon altın frank tutarında tahsisat yeni kitap ve yazma tesisi için ayrılmıştı. (s. 278 )  9ve 12. yüzyıl arasında orta Avrupa’nın %95’i okuma yazma bilmezken  ve St. Galen Manastırı’nın ruhani meclisinde 1291 yılında tek bir okuma yazma bilen papaz bulunmazken Arap dünyasının köy ve kasabalarında binler ve binlerce mektep bulunmakta idi. Okuma parasız, yatılı ve iaşe ve harçlık temini ile verilirdi. (s. 281-283 )  Araplar, Yunan mirasını sadece batma ve unutulup yok olmadan kurtarmakla yetinmediler. Onu sistemetik bir şekilde düzenledikten sonra batıya devrettiler. Onlar bugünkü manada cebir, aritmetik, küresel trigonometri, jeoloji ve sosyoloji ile deneysel kimya ve fiziğin kurucuları oldular ve sayısız keşif ve buluşlar yaptılar. (s. 290 )

 

                                                        Kadınlara Hitap

 Almanların “Gnadige Frau”: semahatli – Cömert-  ve atifetli - İyiliksever- hanımefendimiz’ anlamındaki kullanımın Araplardan dillerine geçtiğini söyleyen yazar (s. 358 ), İslam hukuk ilmi ile ilgilenen Kadın alimler bulunduğu gibi profesör makamına ulaşanlara da Şeyha dendiğini belirtir. Ayrıca yazar taaddüdü zevcatın fethedilen ülkelerle aile bağlarının kuvvetlenmesine yaradığını ifade eder. (s. 363 )

                 Bütün dünya benim için inşa olunmuş bir cami gibidir. ( Bakara, 115, 177)

Endülüs devleti başkenti Kurtuba’da I. Abdurrahman, bir katedralin alınması için yüz bin dinar ( Beş milyon mark ) öder. Hiçbir engel yok iken bir mabedi kül haline getirmek yerine yapılan bu jest gibi Fatih Trık b. Ziyad’ta aziz Vinzens katedralini tamir ettirir. (s. 371 )  

Hıristiyan Kilise yapısı – mecazi olarak değil, kelimenin tam anlamı ile – İsa’nın içinde hüküm sürmekte olduğu semalar beldesi, gökten yere inmiş lahuti Orşelimin ta kendisi iken (s. 373 ) , İslam’da Müslümanlar ile Allah arasında bir aracı yoktur. Kiliselerde ortamlar maddi desteklerle ( Süs, ilahi, dans, buhurdanlık, şarkı, resim…) mistikleştirilirken, camilerde birey kendi iç dünyalarında ruhlarını yücelterek direk yaratanı ile irtibata geçerler. (s. 73-375)

Arap fikir dünyasında etkilenenlere örnek olarak Alman düşünür Gothe bir şiirini ( Sonda baki ( Sonsuz) kalacak olan, başlangıçta mevcut  (Kıdem) olandır.) veren yazar ileriki sayfalarda Arap mimarisinden etkilenen Avrupa hatta Amerikan yapılarına örnekler verir. (s. 377-388 )

                                                             Musiki

 Arapların batıya bıraktıkları en önemli müzik mirası ritmik bütünden usule doğru gelişen müziktir. (s. 393) Batı müzik aletlerinin büyük kısmını Müslümanlara borçludur. Arap müzik aletleri, çoğunluğu Arapça isimle birlikte ispanya üzerinden batıya geçmiştir: lût, gitar, mandola, mandolin, pandora, psalteriyon, rebab, rebek, flüt, kaval, tronpet, timbal, boynuz boru, zimbel, tambur, davul, kastenyet, naker, ayrıca piyanonun öncüsü kanun (s. 394), armoni ilmi ,tiz ses, major gamda 5=4, minör gamda 6=5 fasla ilişkisini İbn-i Sina ve el-Farabi batıya öğretmiştir. (s. 395) Notaların adları olarak kullanılan, do, re, mi, fa, sol, la, si isimlerini, Havari Johannes ilahisinden değil (çünkü bu ilahi daha sonra yazılmıştır) Arapça notalarda kullanılan:dal, ra, mim, fa, sad, lam, sin harflerinden alması çok muhtemeldir. (s. 396)

Zirat ve sulama tekliklerine ait İspanyolcadaki kelimeler Arapçadan geçmedir. İlk defa 20. yüzyılda batıda gerçekleştirilen “ suni döllenme “ilk  defa Araplar tarafından uygulamıştır. (s. 399)

10.yüzyılın ortalarında İstanbul hariç, nüfusu 300 .000’i geçen hiçbir şehir, belediyece kurulan hiç bir hastane , hamam, kütüphane Avrupa ülkelerinde bulunmazken aynı tarihlerde sadece Kurtuba’da 300 hamam, 50 hastane, 80 ilkokul, 17 yüksekokul bulunmakta idi. 950 yılında Kurtuba caddeleri öküz arabalarıyla düzenli olarak temizlenir, evlerin duvarlarındaki lambalarla yolar aydınlanırken Avrupa’da ise 200 sene sonra, 1085’te Paris caddelerinde  İslam örneği ancak uygulanabildi (s. 402) İslam ülkelerinde her cami aynı zamanda bir okul idi. Halife el Hakem saray kütüphanesinde biriktirdiği 400.000 tek tek okuyup kenarların notlar eklemişti. (s. 404) Batı Got Baş Piskoposu Godmar von Gerona, ‘Fransa tarihi’ adlı eserini ve Kurtuba Piskoposu Rekemundus, ‘zamanların başlangıcı’ isimli eserlerini zamanın halifesi el-Hakem’e ithaf ediyorlardı. (s. 405 )

Yazar S. Hunke, 406 ile 442.sayfalar arasında Arap şiir ve şairlerine ve bunların batıya etkisine örnekler verir. Öyle ki Kurtuba Piskoposu Avlara, ”Hıristiyan dindaşlarımdan birçoğu Arapça şiir ve hikâyeler okuyor, Hıristiyan gençleri Arapça öğreniyor. Hıristiyanlar kendi dillerini unutuyorlar.” Diye yakınıyordu. (s. 444) ayrıca Yazar Hunke, İtalyan ilahiyatçı şair Dante’nin, ibni Arabî’den etkilendiğini de ifade eder. (s. 436 )

Müslüman Arap adaleti öyle yaygınlaşmıştı ki, 1010 senesinde Hıristiyanlarla Müslümanlar savaşırken üç piskopos Müslümanların hükümdarı için hayatlarını feda ederek bir muharebin halife lehine neticelenmesini sağlamışlardı. (s. 445)

                                                               Son

Haçlı seferleri, Hıristiyanların Müslümanlara verdiği seref sözlerini tutmamaları sonucu, 2 ocak 1492’de kardinal D. Pedro Gonzales de Mendoza’nın,  el-Hamra sarayına Hıristiyan haçını dikmesiyle, Arap-Endülüs hakimiyetiyle birlikte, orta çağ boyunca Avrupa kıtasına yayılan muhteşem ve son derece canlı bir kültürde son bulmuş olur. (s. 453 )

Kral Talavera’nın 8 yıllık hükümdarlığı döneminde endülüslü Müslümanlar fazla baskı görmezler. Kral Talavera’ya göre: “Araplarda İspanyolların imanı, İspanyollarda ise iş ve hareketlilik eksiktir.” (s. 454 )

Başpiskopos Juan Ximinez döneminde ise, Müslümanları dil ve dini ifadeleri kullanmaları  hatta hamama bile gitmelerinin cezası bile diri diri yakılma ile cezalandırmaktı.  Tam bir milyon beş binden fazla eser başpiskopos ve arkadaşları tarafından yakılır. Otodafe (yakarak öldürme) ve baskı kısa sürede dünyanın en gelişmiş ülkesini çöle çevirir. Arap medeniyeti üzerindeki Hıristiyan zaferi (!) böylece tamamlanmış olur. (s. 456 )

                                                             Sonuç

Katolik kilisesi, Ortodoksları ve ileriki zamanlarda Protestanları katlederken, “vahşi siyah yüzlü, eğri kılıçlı, çöl yabanisi, tarlaları ezen, kasabaları ortadan silen” şeklinde gösterilen Araplar ise, sekiz yüz yıl boyunca ispanyada hüküm sürdürdükleri halde Hıristiyanlığı bu ülkede silmemişlerdir. (s. 459 ) Her sınıftan halka refahı ulaştırmışlar, bilim, kültür, sanat alanlarında batının çok üstüne çıkmışlardır. (s. 460 ) Endülüs İslam devleti, ticaretten bilim tekniğe, sağlık ve hijyenden devlet organizasyon ve sanata birçok alanda batıyı etkilemiş ve batının bu alanlarda gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır. (s. 461 )

Yazar Sigrid Hunke son sözü olarak, doğu ve batının dostane rekabet içinde olmaları gerektiğini belirtir ve  dünyanın son derece fayda sağladığı İslam medeniyeti ile batı arasındaki çok yönlü ilişkinin bu kitapla ispatlandığını ifade eder. (s. 461 )

 

 

                    

                           

                                                                   İbni-Sina, Kanunu fi't-Tıp, Latince,1484

                    

 

                                       İSLAM ALİMLERİ HAKKINDA BATILI ARAŞTIRMACILARIN GÖRÜŞLERİ

 Howard R. Turner Science in Medieval Islam (Ortaçağ İslam'ında Bilim) isimli kitabında bu dönem hakkında şunları söylemiştir:
Müslüman sanatçılar ve bilim adamları, prensler ve işçiler birlikte bütün kıtalardaki toplumları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen eşsiz bir kültür oluşturdular. ( Howard R. Turner, Science in Medieval Islam, University of Texas Press, November 1, 1997, ISBN 0-292-78149-0, pg. 270 (book cover, last page)

Robert Briffault İnsanlığın Gelişimi (The Making of Humanity) adlı kitabında şunları yazmıştır: Günümüz biliminin Arap bilimine olan borcu şaşırtıcı keşifler ya da devrim mahiyetindeki teorilerden ibaret değildir; bilim Arap kültürüne bundan çok daha fazlasını; varlığını borçludur. Antik çağlarda dünya, bizim gördüğümüz şekliyle, bilim öncesi bir konumdaydı. Yunanlıların astronomi ve matematiği hiçbir zaman tam olarak Yunan kültürünün iklimine alışmamış ithal bilim dallarıydı. Yunanlılar sistemleştirdi, genelleştirdi ve teori haline getirdiler ancak sabırlı araştırma yolları, pozitif bilgilerin birikimi, bilim metotlarının protokolleri, detaylı ve uzun gözlemler, deneysel sorgulama gibi kavramlar Yunan mizacına tamamen yabancı kavramlardı.[...] Yeni bir sorgulama ruhunun, yeni araştırma metodlarının, deney, gözlem, ölçüm metodlarının, matematiğin Yunanlılar tarafından bilinmeyen bir biçimde gelişmesinin bir sonucu olarak Avrupa'da bizim bilim dediğimiz şey ortaya çıkmıştır. Bu ruh ve bu metodlar Batı Dünyası'na Araplar tarafından sokulmuştur. Bilim, Arap medeniyetinin modern dünyaya en önemli katkısıdır ancak meyvelerinin olgunlaşması biraz yavaş olmuştur. Mağribi kültürünün karanlıkların içerisine çökmesinden sonra, onun hayata getirdiği devin bütün kuvvetiyle ayağa kalkması fazla uzun sürmedi. Avrupa'yı tekrar hayata döndüren bilim değildir. İslam medeniyetinin çok sayıdaki diğer etkileri ışınlarını Avrupalıların yaşamlarına ulaştırmıştır. ( Robert Briffault (1928). The Making of Humanity, p. 191-202 G. Allen & Unwin Ltd. )

 Bilim tarihinin kurucularından George Sarton ise Müslümanların bilim tarihine olan katkılarını, "Ortaçağ'ın en temel başarısı, deneysel ruhun ortaya çıkışıdır ve bu aslında 12. Yüzyıla kadar Müslümanlar sayesinde olmuştur" sözleriyle ifade etmiştir.  ( Abdus Salam (1984) "İslam ve Bilim" In C.H.Lai (1987), İdealler ve Gerçekler: Abdus Salam'dan Seçme Deneme Yazıları , 2. Baskı, World Scientific, Singapur, S.179-213)

Oliver Joseph Lodge, Bilimin Öncüleri (Pioneers of Science) adlı eserde, İslamiyet'in yayılışından sonra Arapların bilim tarihinde üstlendikleri hayati rol ile ilgili şunları yazmıştır: Eski ve yeni bilim arasındaki tek etkin bağ Araplar tarafından oluşturulmuştur. Karanlık çağlar Avrupa'nın bilim tarihinde mutlak bir boşluk olarak karşımıza çıkmaktadır ve bin yıldan fazla bir süre boyunca Arabistan dışında hiçbir yerde kayda değer bir bilim adamı yoktur.  (Oliver Joseph Lodge, Bilimin Öncüleri, s.9)

 Carl B. Boyer, A History of Mathematics (Matematikçilerin Tarihi) adlı kitabında, bu usta matematikçi için şunları söylemektedir: MS 9. yüzyıl Müslüman matematikçilerin altınçağı oldu. Yüzyılın ilk yarısına Harezmi, ikinci yarısına Sabit bin Kurra damga vurdular. Harzemi ile Öklid 'temelciler' olarak benzeşir. Sabit bin Kurra ise, Pappus gibi, yüksek matematik yorumcusudur. (Carl B. Boyer, A History of Mathematics, John Wiley and Sons, 1968, New York, s. 258)

 Batı dünyasında Alfraganus ismiyle tanınan Fergani'nin Yer'in çevresine ilişkin bulmuş olduğu değer (yaklaşık 40.253.700 metre), Kristof Kolomb'un Atlas Okyanusu'nu geçerek Hindistan'a ulaşma düşüncesini gerçekleştirmesinde cesaret verici bir rol oynamıştır. Kolomb bu konuda şunları söyler; Seyahatlerim sırasında Lizbon'dan Gine'ye olan rotayı dikkatlice gözlemledim ve her bir derece için, Alfraganus'un değeri olan 56 3/2 millik değeri buldum. Bu ölçüme güvenmeliyiz.  (J.N. Fiske, The Discover of America, Cilt I, Boston 1983, s. 377-378; Grant, 1986, s. 72-73)

 Donald Campbell'e göre: "Avrupa alimlerinin Zehravi ile ilgili dikkatini çeken şey, doğumda cenini kolaylıkla çıkarmasıdır. Onun yöntemi Galen'in metodunu gölgede bırakarak Avrupa'da beş yüz yıl üstünlüğünü muhafaza etmiş ve Hıristiyan Avrupa'nın cerrahi standartlarını yükseltmede etkili olmuştur." (Kalender Yıldız, Müslüman İlim Öncüleri, Işık Yayınları, 2005, s. 132)

 UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısının kapağında "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel deha Biruni; astronom, tarihçi, botanikçi, eczacılık uzmanı, jeolog, şair, mütefekkir, matematikçi, coğrafyacı ve hümanist" ifadelerine yer vermiştir.

 Amerikalı doğubilimci George Sarton, Nasiruddin Tusi hakkında şöyle demiştir: "Tusi, en büyük Müslüman bilgin ve matematikçilerden biridir(Süleyman Feyyaz, Trigonometrinin Babası Et-Tusi, Anka Yayınları, 2003, İstanbul s. 41-43)

  İngiltere’nin Surrey Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Jim el Halili, BBC’nin internet sitesinde yayınlanan makalesinde, Newton’dan yedi yüz yıl önce yaşayan, Irak doğumlu Hasan İbn-i Haysem’in, ilk gerçek bilim adamı olduğunu ve Newton’ın özellikle optik alanındaki buluşlarının Haysem’in çalışmaları üzerinden yükseldiğini yazdı.  (Ntvmsnbc, 20 Ekim 2013)

 Will Durant, “Histoire de la Civilisation L’age de la Fol” adlı  eserinde bu konuya ışık tutar: “Biruni, Dünya’nın yuvarlaklığını hiç tereddüt etmeden kabul etmekle beraber, her şeyi arzın merkezine doğru çeken kuvveti de tesbit etti. Astronomi esaslarının; hem Arz küresinin, her gün kendi ekseni ve her sene Güneş etrafında döndüğünü, aksini tasavvur ederek açıklayabileceğini ileri sürer.”

"Leonardo da Vinci'nin doğumundan 600 yıl önce Rönesans'ın tohumlarını eken Müslüman bilim adamlarıydı. Hastalıkları tedavi etme yöntemlerimizden, sayı saymada kullandığımız rakamlara kadar dünya çevresindeki kültürler İslam medeniyeti tarafından şekillendirilmiştir."  (Jonathan Grupper (series writer), Islam: Empire of Faith, A Documentary by Gardner Films, in association with PBS, 2001)


"Batı, cebirden ve kahveden gitara, optikten üniversiteye dek birçok şeyi Hilalin insanlarına borçludur. Bin yıl önce, Batı karanlıkla örtülmüşken, İslam altın çağını yaşıyordu. Londra barbar bir bataklık iken Müslüman Kordoba'nın sokakları ışıl ışıldı, York'tan Viyana'ya kadar planlı katliamlar yaşanırken (Endülüs yönetimindeki) Toledo'da dini hoşgörü vardı. Klasik mirasımızın muhafızları olan Araplar bizim Rönesansımızın ebeleriydiler." (George Rafael "A is for Arabs", Jan. 8, 2002


"İslami bilimlerin Ortaçağ'da gösterdiği başarı ne Grek öğretisini muhafaza etmekle sınırlandırılabilir, ne de daha eski ve daha uzak olan Doğu külliyatına temas etmekle. Ortaçağ İslam alimlerinin modern dünyaya devrettiği bu miras, İslam alimlerinin kendi çabaları ve katkılarıyla zenginleştirilmiştir. Grek bilimi teorik olmaya yatkınken Ortadoğu'nun Ortaçağ bilimi tıp, kimya, astronomi ve ziraat gibi çok daha pratik alanlardaydı." (Bernard Lewis, The Middle East, 1998, p. 266)

 

 

EK: Will Durant,  İslam Medeniyeti adlı eserinden:
 

İslam dünyasında ilk kağıt fabrikası 794’te Bağdat’ta kuruldu. Müslümanlar kağıt yapımını İspanya’ya götürdüler. Kâğıt buradan İtalya ve Fransa’ya geçti. Kâğıt Mekke’ye 797 yılında, İtalya’ya 1154, Almanya’ya 1228, İngiltere’ye de 1309 yılında geldi. 891 yılında Bağdat’ta yüzden fazla kitapevi vardı. ( s. 88) Onuncu Yüzyılda Sahib İbni Abbas adlı hükümdarın kütüphanesindeki kitapların sayısı, bütün Avrupa kütüphanelerindeki kitapların sayısından daha fazla idi. ( s. 89) İlimlerin Mısır’dan Hindistan’dan Yunanistan ve Bizans yoluyla Doğu Müslümanlığına ve İspanya’ya, oradan Avrupa’ya ve nihayet Amerika’ya geçmesi, tarihin en dikkat çekici akışlarından biridir. ( s. 97) Küçük bir daireye boş anlamına gelen ‘Sıfr- sıfır’ dendi. Batı dillerinde rakam anlamındaki ‘Chiffre’ sözü buradan gelir. Latin ilim adamları sıfıra ‘Zephyrum’ dediler. İtalyanlarda bunu kısaltarak ‘Zero’ yaptı.  Cebir adını Müslümanlara borçludur. Harezmi’nin cebir kitabı 16. Yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde ana matematik kitabı olarak okutuldu. ( s. 98) Sabit İbni Kurra dünyanın yuvarlaklığını hesaplamış, Fergani’nin yazdığı astronomi kitabı 7 asır boyunca Avrupa ve Asya’da temel kitap olarak okutulmuştu. Ebu’l Vefa, Tycho Brahe’den altı asır önce ayın üçüncü değişmesini keşfetti. Müslümanları tarafından son derece geliştirilen usturlap onuncu yüzyılda Avrupa’ya geldi, on yedinci asra dek kullanıldı. ( s. 99) Biruni Asar adlı eserinin giriş kısmında, insanları gerçeği görmez hale getiren her türlü sebep ortadan kaldırılmalı, demektedir. Biruni dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor, yerçekiminin farkındaydı. Geometriye teoremlerin ispatını getiren odur. ( s. 102) Kimya Müslümanlar tarafında kurulan bir ilimdir. İslam alimleri damıtma cihazını geliştirdiler. Alkalilerle asitlerin farkını tespit ettiler.( s. 103) Şurup şeklinde sunulan ilaçlar Müslümanlar tarafından tıp dünyasına getirildi. Tarihte ilk dispanser, ilk eczaneleri açanlar Müslümanlardır. İlk eczacılık okulunu kuranlar da Müslümanlardır. Çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı İslam hekimlerinin geliştirdikleri tedavi şekline bugün bile eklenecek fazla bir şey yoktur. ( s. 105) 931 yılında Bağdat’ta 860 diplomalı doktor vardı. (s. 106) Tarihte ilk göz hastalıkları hakkında eser veren Hunan İbni İshak ve Ali İbni İsa’dır. Razi’nin tıp kitabı asırlarca okutulmuş, sadece İngiltere’de 1498 ile 1866 yılları arasında 40 kere baskısı yapılmıştır. ( s. 107) İbni Sina’nın Kanun fi tıp adlı eseri 12. Yüzyıldan 17. Yüzyıla dek Avrupa üniversitelerinin en önemli eseri olmuştur. ( s. 111) Müslümanlar Suriye yolu ile Yunan fikirlerini aldılar ve bunları işleyerek İspanya yoluyla Avrupa’ya devretti. ( s. 112) Tahta levhalar yardımıyla kumaş üstüne baskı tekniği Müslüman Mısır'dan Haçlılar vasıtasıyla Avrupa'ya aktarıldı ki matbaanın icadında rol oynamış olması mümkündür. Mısır Ezher üniversitesi, dünyanın ilk üniversitesi olarak açıldı.  ( s. 178) Büyütücü merceği, Avrupalılardan üç asır önce keşfetmesine ramak kalmıştı. Bacon, Witelo ve diğer Avrupalılar mikroskop ve teleskopa doğru giden ilerlemelerinde Muhammed İbnu'l-Hişam'ı esas aldılar. Ayrıca Hişam fotoğrafçılığın temeli olan karanlık oda prensibinin uygulayıcısıdır. O'nun Avrupa ilmine büyük katkısı olmuştur. Bacon, Opus Maitus adlı eserinin hemen her sayfasında onun adını zikreder. Kepler'e gelinceye kadar, Avrupalıların bilgisi el-Hişam'ın ışık çalışmaları üzerine kurulmuştu.  ( s. 180) Ebul Kasımu'l-Zehravi'nin el-Tasrif adlı tıp ansiklopedisi Avrupa'da ana cerrahi kitabı olarak kullanıldı. ( s. 210) Sadece Bağdat'ta 1064 yılında otuz kolej vardı.Nasırüddin Tusi, Trigonometriyi ilk defa özel bir ilim olarak ele alıp eser veren kişidir. ( s. 245) Ebu Abdullah  Muhammedü'l İdrisi (1099-1166), Müslüman coğrafyacıların çoğu gibi, dünyanın yuvarlak olduğunu kabul ediyordu." ( s. 246) İslam alemi, hastahanelerin kalitesi ve donanımı bakımından da dünyaya öncülük ediyordu. ( s. 248) Hırisityanlığın mÜslümanlık üzerindeki tesiri hemen hemen tamamı ile din ve savaşa yönelik olmuştur.İslam'ın Hırisityanlık üzerindeki tesiri ise çeşitli ve son derece geniş olmuştur. Yeni ilaçlar, ticaret ve sanayi tekniği, denizcilik, dildeki etkisi... ( s. 260) Genç Hırisityanlar iyi bir eğitim görmeleri için :spanya'ya gönderilirdi. ( s. 261) Batı, Haçlı savaşlarını kaybetti ama, itikadlar savaşını kazandı. Haçlı seferlerinin açtığı yaralar, diğer taraftan moğolların islam dünyasını yakıp yıkması, İslam alemini karanlık bir döneme, fakirliğe süürkledi. Halbuki yenilen batı, sarfettiği gayretle olgunlaşarak mağlubiyetini unuttu; katedraller dikmeye, aklın açık denizlerinde dolaşmaya başladı. Artık Rönesans'a doğru ilerliyordu. (s. 262)


 

EK: Yazıyı tamamlayan, " İslam felsefesinin özgünlüğü " adlı yazımızı da özellikle tavsiye ederiz.

 

 

                                                               İSLAM;
                                                           Bedevi Arap'ı,
                                                          Göçebe Türk'ü,
                                                       Ateşperest Fars'lıyı,
                                                 bilim üretenlere çevirmiştir!