Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Basında İslam hakkında çıkan yalan haberler

 

   

    Medya topluma bilgi vermek değil, toplumu 'yönlendirmek' amacını güder. Günümüzde kamuoyu yönlendirilerek istihbarat faaliyetleri yapılmaktadır!

 

 

   "Oryantalistlerin, İslam hakkında ileri sürdükleri yalan değerlendirmelerin ve iddialarının, " geçmişte Türk basınında da öne çıkarılıp benimsendiği gözükmektedir." ( Prof. Özcan Hıdır, Batı'da Hz Muhammed imajı, s. 368)

 

 

 

                                                

 

 

                                                   

                                                                                             DİNDARA KİNDAR, HDP'YE GÜZELLEME !

 

                               

 

 

                                                                                                          A haberin böyle bir haberi yok

                                                                

 

 

 

 

                                                

 

 

                                    

 

                                                  

                                                                       OKUYUCU İLE ALAY ETMEK BU OLSA GEREK, YA İNANANLAR?!

 

 

 

              

                                                                          Pyd'nin attığı roketle ölen bir kızımız için haberi böyle veren gaste...!!!

 

 

 

 

                                                                                            Siz bu basına güvenebilir misiniz ?

                                                    
 

 

                                                                                             Medya nasıl kullanılır?

                                                                    

 

 

                                                           

 

                    
 

                                                                                            VATAN, 28 Ekim 2006

 

 

 

 

                                                                                                   CİHAT!

 

                                 

                                                                 İşlerine göre yorumlayıp en büyük mücahitte olunabilir tabii...!

 

 

 

                                     
                  Saldıran grafiker, saldırılan ne masum bir kız ne öğrenci direk türbanlı, ve Sadece başını açtığı için tutuklanmış iddia bu imiş !

 

 

 

         

 

 

 

                            

Atatürk heykeli bir yerden alınıp 100 metre ilerideki valilik önü kutlama meydanına taşındı ( 23.12.2016), aynı gün bi saat içinde ama malum medya ...!

 

                       

                                 

 

 

                                                                           

                                                                        Hangisi yalan, olay aynı, konuşan aynı, haber zıt

 

 

 


                                                                       YALAN HABERLERLE TOPLUM YILLARCA BÖLÜNDÜ...!

 

 

 

 

                    

 


 

 


 

PKK'nın yan kolu YPG safında geberen bir kız için basının haber veriş şekli, 'öldü!' Sanki trafik kazasında hayatını kaybetti...!

 

Onlarca yılımız,  bu kullanışlı tipler yüzünden ve basın kışkırtması ile heba edildi!

 

 

                                                     

 

                                              

 

 

                    

 

                                

                                                                               Aynı olay, seç beğen, böl!

 

                                      

                                                         

 

                                                          

 

Diyanet küçük yaşta evliliğe karşı defalarca açıklama yapar ve karşı olduğunu bildirir ama medya yalan haber üzerinden sanki diyanet buna taraftar gibi yayın yapar ama aynı
medya 18 yaşından küçük bir kadını 'yakalar'!!!

                                                           

 

                             

   

 

 

     Ramazan ayında, seccade takke’den, dini kitap ve tefsirlere...dek hediyeler vererek dine hürmet gösteren bir hüviyet kazanan medya (T.V. gazete dergi...), yılın geri kalan 11 ayında İslâma, Müslümanlara, Kur’an Kursları’na, İmam-Hatiplere... kısaca dini olan her şeye nasıl bakmaktadır. Tarihe mal olmuş çarpıtma haberleri (31 Mart Vaka’sından Menemen olayına dek...) bir kenara bırakacak olursak günümüzde medyanın İslâm’a ve Müslümanlara bakış açısı nasıldır.

   Olayları önce,medyada taraflı ve yalan olarak okuyucuya aktarılmış hali ile, dîni hassasiyeti ön plânda olan gazeteleri araştırıp buldukları, olayın asıl iç yüzünü, gerçeğini yan yana koyup okuyucuya sunuyoruz:

  • DPT, tarikatçı yuvası: Hürriyet’in bu haberi DGM savcısınca yalanlanıyor:DPT’de tarikatın izi yok.
  • Oruç tutmuyor diye öldürdüler: Emniyet Müdürü olayın çeteler arası bir mesele yüzünden çıktığını vurgularken vali basının olaya bakışını yadırgar.
  • Namazı kaçırınca öğrenci komaya: Yeni Asır’ın bu haberini dayak yediği ileri sürülen öğrenci Kâmil yalanlamaktadır: Namaz yüzünden dayak yemedim.
  • Azgın Şeyh: Ekip gazetesi Mısırlı bir bayan artistin fotoğrafını alarak Fatih’te yaşayan sapık bir şeyh olduğunu yutturmaya çalışır.
  • Uhud Kur’an Kursu: Kanal D’de söz Fato’da programında “söylediklerimin tamamı yalan herkesten özür diliyorum” diyerek olayın düzmece olduğunu itiraf eden Kadir’in önceki açıklamaları doğruymuş gibi yayınlanır.
  • Öğrenci bunalım kurbanı, ölesiye dövdüler: Dayak yediği iddia edilen İmam-Hatipli Hüseyin: Derslerimi düzeltirsem yine aynı yurdu tercih edeceğim diyerek haberin yalan olduğunu söylüyor.
  • Muhasebeciye şeriatçı saldırı: Cumhuriyet gazetesinin muhasebecisi Sevim hanım tesettürlü bayanlara yolda sataşır, hıncını alamaz, bir de bu yalan haberi gazeteye yazdırır.
  • Şeriatçılar Kutlar’ımıza kıydılar: Yazarları Onat Kutlar’ı şeriatçıların öldürdüğünü manşetten iddia eden gazete bir yıl sonra katilin PKK’lı olduğunu öğrenecektir.
  • Şeriat kurbanı gelin: Gözcü gazetesi düğün esnasında böbrek yetmezliğinden ölen kızı babası ile evleniyormuş gibi yazıp suçu da İslâm’a atarlar. Halbuki damat adayı ölen kayın pederimin fotoğrafını yayınlamışlar diyerek isyan etmektedir.
  • Kur’an Kursu’nda falaka: Yeni Asır gazetesi kemik erimesi hastalığı olan Nurullah’ın hastane yolculuğunu kursta yediği falaka (!) ile halka duyurmuştur.
  • Kuran Süper Market: Cumhuriyet, sahibinin soyadı olan Kuran adını alan markete Kur’an’ı kullanıyorlar suçlamasında bulunurlar.
  • Şûra Süresi 39. Ayetin Mealini “ İllegal bir dinci örgütün Şûra toplantılarında alınan bir karar olarak yazan Cumhuriyet yazarı Çetinkaya....
  • Göz Nuru Vakfı’nı adındaki Nur kelimesinden dolayı dinci vakıflar listesine koyan, Lionslar tarafından kurulduğundan habersiz yazı yazan   Nail Güreli ...
  • İstanbul'da pikniğe giden ve ellerindeki oyuncak tüfeklerle balonlara ateş eden insanları "irtica kampında eğitim " manşeti ile duyuran ve sadece iki günde yalan haberi ortaya çıkan Hürriyet,
  • Zaten Hristiyan olan 2 kadın Türkçe olan isimlerini değiştirmek isteyince "2 kadın Hristiyan oldu "diye yazan Milliyet gazetesi....

    1450 senedir her sene hac mevsiminin tam ortasında, kurban bayramı vakti gelir. Bu, 1450 keredir böyle olurken, bundan habersiz olarak “Bu sene hac mevsimi, kurban bayramına tekabül etti. “ diye yazan,
    Yolculuk esnasında, 4 rekâtlık farz namazların 2 rekât kılındığından habersiz olup, “Refahçılar Türkiye’den ayrılınca namazı iki rekâta indirdiler, oda gösteriş için...” diye yazan ,
    Yüzlerce yıl önce vefat etmiş Abdulkadir Geylâni ile Ahmet er Rufai hazretleri için, “1996 yılında Rufai lideri Ahmet er Rufai ile Kadiri tarikati lideri A. Kadir Geylâni, güneydoğu Anadolu’da gizlice bir araya geldi “, diye yazan,
     Cuma namazının, Cuma günleri her erkek Müslüman’a kılmanın farz olduğunu bilmeden, “Irak takımı galibiyet için toplu halde Cuma namazı kıldı, ancak ne yazık ki maçı Kuzey Kore 3-2 kazandı” diye yazan,
     Antalya müftüsünün keçisi çalınmış iken, “Müftü keçi çaldı” diye yazan,... gazetelerin, bundan sonra İslâm ile ilgili yazacaklarına inanıp inanmamayı siz okurların vicdanına bırakıyoruz.

“Size bir fasık haber getirdiği zaman onu araştırın, sonra yanlış bir hükme varırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz”
                                                                                                                                                                                                                       (Hucurat: 6)
 

 Sabah : 18.01.2003 :" Akfırat Şeyhliği " : Şeyhten iki  cocuğu var denen  kız bakire çıkar .             
Hürriyet : 20.12.2003 : "Mini etekli kızı yaktılar " :Fransa'da satanist ve uyuşturucu bölgesindeki adi bir cinayeti mini etek yüzünden işlenmiş " dinsel bağnazlık " gibi sunarlar.Fransa savcısı ve Fransa kadın kuruluşları bile olayları " cinsel taciz ve istismar kurbanı ..." olarak duyururlar .
 Milliyet :12.04.2004: "Geline türban için işkence " :Aile , yeminli tercüman, TF-1 televizyonu  ve komşular Almanya'daki bu olayı " geçim derdi ve ailevi sorunlar"  olarak açıklarken,  Aile ve akrabalarında   da tek başörtülü kadın yoktur .Damadın babası:" Biz Atatürk'çü bir aileyiz,.." açıklamasını evindeki Atatürk resimlerinin altında yapar...  

Milliyet : 13.05.2004 : " Bak kim geliyor ? "  :Açık bir kadının alınmadığı iddia edilen öğretmen evinden çarşaflı bir kadın çıkar , diye manşet yapılırken kadının sadece kestirme bir yol olarak öğretmen evinin bahçesinden geçtiği , öğretmen evine hiç girilmediği öğrenilir.Öğremen evine alınmayan kadının ise eksik belge kullandığı  ve Öğretmen evine borç taktığı öğrenilir, ayrıca öğretmen evinde fuhuş yaptığı belirtilir...!

        
 

                        AhlâksIz   infaza    hukuk     tokadI!
     İstanbul’daki patlamaların ardından Suriye’den getirilen ve kartel gazeteleri tarafından “bombacı”, “terörist” ve “Katil” olarak lanse edilen Hilmi Tuğluoğlu ve eşi Leyla Tuğluoğlu ile Mustafa Hız beraat etti...
  ( 21.06.2004 )

 

 

  

                                 Hürriyet'in irtica balonu
   Reklam yorumlarıyla tanınan Prof. Ali Atıf Bir, imzasız bir e-postayı köşesine alınca, Hürriyet de iddiayı "üniversitede 31 Mart vakası" diye haber yaptı. Ancak iddiaları bizzat dekan yalanladı.İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi kantininde "kız öğrencilerin zorla başının kapattırılarak Kur'an dinlettirildiğine" ilişkin iddiaların gerçek dışı olduğu ortaya çıktı.Hürriyet yazarı Prof. Ali Atıf Bir, önceki gün köşesinde, bir imzasız e-posta mesajına yer verdi. Mesajda, "İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde bir grup öğrenci, diğer öğrencileri kantine kapattı ve zorla Kur'an dinlettiler. Başı açık kızların başlarını da zorla örttürdüler. Dekanlık müdahale etti ama öğrencileri çıkaramadı, polis müdahale etti. Okula korku içinde gitmek istemiyoruz" denildiğini yazan Bir, olayı yorumladı ve bu tür olayları düzenleyenlerin okuldan atılması gerektiğini yazdı. Hürriyet gazetesi de dün, aynı imzasız elektronik postaya dayanarak bir haber yayınladı ve Bir'in zaman vermemesine rağmen, "olayın 31 Mart Vak'asının yıldönümü nedeniyle yapıldığı"nı yazdı. Gazete, fakültenin öğrenci temsilcisi olan Selim Akduman adlı öğrenciyi de hedef gösterdi. KESİNLİKLE YALAN :Yeni Şafak'ın sorularını cevaplayan Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Yusuf Avcı, "Biz öyle bir duyum almadık. Zorla Kur'an dinletildiği yolunda duyum da almadık" diyerek yaşananları şöyle anlattı: "Kantinde bir kişi birkaç kişiye Kur'an okumuş, diğerleri de dinlemiş. Olay sadece 5 dakika kadar sürmüş. Müdahalaye gerek kalmadan dağıldılar. Diğer öğrencilere zorla başını kapattırma ya da zorla Kur'an dinletme gibi bir olay kesinlikle yok" dedi. Avcı, konuyla ilgili soruşturmanın da sürdüğünü söyledi.DAVA AÇACAĞIM :Haberlerde hedef gösterilen Selim Akduman adlı öğrenci de, yazara ve gazeteye tekzip göndereceğini ve tazminat davası açacağını söyledi. Akduman, "Kantine girdiğimde biri sessizce Kur'an okuyordu. Öğrenci Temsilcisi olduğum için, kantinde bunu yapmalarının doğru olmadığını söyledim ve dağılmalarını istedim. Dağıldılar" dedi. Aynı kantinde daha önce başka öğrencilerin de Karl Marks'ın kitabını okuduğunu anlatan Akduman, o öğrencilere de müdahale ettiğini söyledi.
 ( Yeni Şafak :18.04.2006
)

 

 

   İFTİRAYI ATAN ÖĞRENCİ TKP’Lİ ÇIKTI
   Olayın,Hürriyet yazarı Ali Atıf Bir’e mektup gönderilmesiyle gündeme geldiğini ifade eden Selim Akduman,iftira dolu mektubu gönderen öğrencinin, Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) fakülte sorumlusu T.B olduğunu söyledi...BİZE İFTİRA ATAN KOMÜNİSTLER, HER TÜRLÜ İLLEGAL FAALİYETTE BULUNUYOR : Selim Akduman, kendilerine iftira atarak, Hürriyet’te kendisini hedef gösteren, hakkında soruşturma açılmasına yol açan komünist öğrencilerin, okulda her türlü illegal faaliyetlerde bulunduklarını söyledi. Akduman, “Komünist öğrenciler, iki hafta önce okulun kantininde toplu bir şekilde Karl Marks’ın ‘Das Kapital’ini okudular. Okulun her yanına illegal, dinimize ve kanunlara aykırı afişler asıyorlar. Yani bunlar sürekli illegal çalışan bir grup. Bunların amacı; bizim fakültedeki temsilciliğimizi kaldırmak” diye konuştu.
( Vakit :18.04.2006)

 

 

 

 


   

  Hürriyet’in fotoğraf yalanı BELGELENDİ Hürriyet gazetesinin, Zeynep Bingöl isimli hekimin, “mesai saatinde başını örttüğünü” iddia ettiği haberde kullandığı fotoğrafın başkasına ait olduğu ortaya çıktı.Hürriyet gazetesinin, Zeynep Bingöl isimli hekimin, mesai saatinde başını örttüğünü iddia ettiği haberde kullanılan fotoğrafın başkasına ait olduğu ortaya çıktı. Yalan haber, “doğrulatmak” için “delil” olarak gazeteye basılan fotoğraftaki kişinin Dr. Zeynep Bingöl olmadığı; gazetenin dünkü sayısındaki tekzip ile doğrulandı.VALİLİK İNCELEDİ: FOTOĞRAFTAKİ KİŞİ O DEĞİLHürriyet’in dün 25. sayfasında yer alan tekzip metninde, gazetenin 2 Ocak 2006 günü yayımlanan sayısında “Doktorun Türban Israrı” başlıklı haberin yalan olduğu yer aldı...Hürriyet’in haberi üzerine Erzurum Valiliği tarafından yapılan incelemede, haberde kullanılan beyaz önlüklü ve başörtülü bayan fotoğrafının Dr. Zeynep Bingöl’e ait olmadığı tespit edildi. Valiliğin hazırladığı tekzip metni, gazetenin dünkü sayısında mahkeme kararı gereği yayınlandı.Gazetenin beyaz önlüklü olarak bastığı ikinci fotoğraftaki kişinin de kendisi olmadığının altını çizen Dr. Zeynep Bingöl, “Artık herkes beyaz önlük giyiyor. Beni başörtülü olarak beyaz önlükle fotoğraflayamayınca, beyaz önlüklü bir başörtülü bayanın fotoğrafını benim fotoğrafım diye yayımlamışlar. Daha sonra haberi yazan gazeteci özür dilemeye geldi. Ona, fotoğraftaki kişiyi tanıyıp tanımadığını sordum. Tanımadığını söyledi” diye konuştu ( 14.06.06 )

                    Bodrum Müzesi’ndeki ‘tarihî’ yazI 12 yIllIk çIktI
 
Sabah, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri dün yayınladıkları bir haberde, 5 asırdan beri Bodrum Müzesi'nin zindanında duran

Latince ‘Tanrı'nın olmadığı yer' yazısının silinmek istendiğini duyurdu. Ancak, bu yazının 500 yıllık değil, 12 senelik olduğu anlaşıldı. ‘Inde Deus Abest' yazısını Saint Jean şövalyeleri değil, 1994 yılında müzenin eski müdürü Oğuz Alpözen'in talimatıyla teknisyen Behçet Dinçer yazmış. Bu durum, yazıdan rahatsız olan bir turistin geçtiğimiz yıl ocak ayında müze müdürlüğüne başvurmasıyla ortaya çıkmış. Şikayet üzerine bir komisyon kurarak konuyu inceleyen Kültür ve Turizm Bakanlığı, ilginç bir sahtecilik olayı ile karşılaşmış. Teknisyen Behçet Dinçer, komisyona verdiği ifadede, ‘yazıyı, eski müze müdürünün verdiği Latince metne göre taşı kazıyarak yazdığını’ söyledi. Bunun üzerine bakanlık, Muğla Valiliği'ne bir yazı göndererek hiçbir tarihî ve arkeolojik değeri olmayan yazının kaldırılmasını istedi. Muğla Valisi Temel Koçaklar da, dün yaptığı açıklamada, tarihî eseri kazıtan eski müze müdürü hakkında yasal işlem başlatacaklarını söyledi
Teknisyen Dinçer: Duvara yazıyı ben yazdım Bu olayın basına yansıması ve bakanlığın dün bu konuda basın açıklaması yapması üzerine aradığımız teknisyen Behçet Dinçer, devlet memuru olduğu için görüş bildiremeyeceğini; ancak bakanlığa verdiği ifadenin doğru olduğunu ve arkasında durduğunu söyledi. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün ise 1994’te bir teknisyene, dönemin müze müdürü tarafından zorla yazdırılan “Tanrı’nın bulunmadığı yer” yazısıyla ilgili o döneme ait Latince yazılar konusunda uzman iki kişiyi Bodrum’a gönderdiğini açıkladı ( Zaman : 14.06.2006  )

     

                   
 

   Amaç nedir ,  Kamu oyu nereye yönlendirilmek istenmektedir...? İHL, K.Kursları , başörtüsü düşmanlığı ile bir bağlantısı var mıdır bu yalan ve düzmece haberlerin.ve BİZLER SADECE BU GAZETELERİ ALMAMAKLA sorumluluktan kurtulabilmekte miyiz acaba?

         ÖNEMLİ NOT : BUNDAN SONRA İSLAM HAKKINDA ÇIKAN YALAN HABERLERİN HEMEN  ERTESİ GÜN - EN GEÇ İKİ GÜN SONRA - ALINACAK BİR " VAKİT, ZAMAN,..." GİBİ DİNİ HASSASİYETİ OLAN  GAZETELER OLAYLARIN ASIL MAHİYETİ HAKKINDA DOYURUCU VE TARAFSIZ BİLGİLER SİZLERE SUNACAKLARDIR !
 

        ALLAHIN BELASI GAVUR AŞIKLARI ...! NURCU KUTLULAR : "DEPREM İLAHİ İKAZDIR" DEDİĞİ İÇİN MİLLİYET DAHİL LİNÇ  EDİLDİ, HAPSE ATILDI..AMA KONU HIRISTIYANLIK OLUNCA BI ANDA "ILAH" LAIKLIGE ZARAR VERMEDEN OLAYA  DAHIL EDEILEBILDI..NEDEN CÜNKÜ BU ILAH  ISEVILERE TORPILLI ...! LAIKLIGE BISI OLMAZ O ZAMAN..! 
       OLAYIN   ASLI NE?YANGIN ZATEN BU EVDEN BASLADI  VE YAYILDI.YANI EVE GELINCE DURMADI..ORADAN BASLADI, YAYILDI...ZATEN ILK ANDAN ITIBAREN EV  KORUMAYA ALINDI ...!
 

               ‘İşkenceci patronun şeyhlikle ilgisi yok’
   Meryem Sak isimli çalışanına işkence eden işadamı Mustafa Hüseyin Kıvrık’ın ‘şeyh’likle bir ilgisinin olmadığı belirtildi. Kıvrık’ın, Andora isimli şirketinin muhasebe işlerine bakan firmada çalışan Osman Göçer, ismi kaynak gösterilerek yapılan ‘İşkenceci patron şeyhmiş’ haberlerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Benim öyle bir ifadem olmadı.” dedi. Antalya’da 2 ay boyunca işkenceye maruz kalan Meryem Sak’ın hastanedeki tedavisi sürüyor. Genel cerrah uzmanı Operatör Doktor Musa Akşit, Meryem’in olayları hatırladıkça içine kapanmaya başladığını söyledi. Akşit, genç kızın iyileşme süresi boyunca yapacağı konuşmaların sağlıklı olmayacağı gerekçesiyle dışarıyla konuşmasının yasaklandığını bildirdi.Sak’a işkence yaptığı belirtilen işadamı Kıvrık’ın şeyh olduğuna ilişkin gazetelerde yer alan haberler üzerine açıklama yapan muhasebeci Osman Göçer, kullanmadığı ifadelerin kendi ağzından çıkmış gibi yazıldığını iddia etti. Çalıştığı muhasebe bürosunun mükellefleri arasında Andora adlı şirketin de yer aldığını söyleyen Göçer, “Bu kişinin şeyhlikle bir ilgisi olduğunu görmedim, şahit de olmadım. Hürriyet’ten gelen arkadaşlara böyle bir beyanım olmadı. Ağzımdan çıkmayan ifadeler kullanılmış. O kişiyi sadece mükellef olarak tanıdığımı beyan ettim.” diye konuştu. Meryem Sak’a 2 ay boyunca işkence yapan Mustafa Kırık’ın, ifadesinde evinden kaçtığı için elini bağladığını, defalarca uyardığını, kendini dinlemediğini ve bundan dolayı da sinirlenerek dövdüğünü söylediği belirtildi. Meryem Sak'ın ölmesi halinde bütün sorumluluğu erkek kardeşinin üstleneceği öğrenildi. 
(Zaman :
25.08.2006 )

                          YAZARA GÖRE LAİKLİK NELER İLE ÖRTÜŞMEZ! - YUH YANİ!-
                               'Hedef muasır medeniyetler' diyenlerin Türkiyesi
   İki yaz önce Çeşme'de iki tane tesettür oteli olduğunu söyledi dostlar. Bir tanesini gezmek istedik ama gruptaki hanımların başları açık diye içeri sokmadılar. Girip çıkanlardan da anladığımız kadarıyla sadece kadınları tesettürlü olan aileler kabul ediliyordu. Broşürlerden öğrendiğimize göre, otelde kadınların denize girecekleri plaj ve yüzme havuzu ayrı ve paravanlarla çevrili.Lokantalarda ise kesinlikle içki servisi yapılmıyor.İbadet için mescitler de ayrı. Yine Çeşmeli dostların verdiği bilgiye göre her iki "Tesettür oteli" de ful çekiyormuş. Bir üçüncü "Tesettür oteli" de inşa halindeymiş. (Bu otel şimdi çalışıyor.)Önceki günkü Milliyet'te bu konuda bir haber vardı. Habere göre son iki yılda Türkiye'deki "Tesettür otelleri"nin sayısı hızla arttı. Ilımlı İslam rejimine adım adım sürüklenen Türkiye'nin yeni turizm modelinin tesisleri olan "Tesettür otelleri"nin sayısı 4 yılda 6'dan 27'ye yükseldi. Anadolu'yu dolaşanlar, hemen her yerde önlerine çıkan lokantaların içkisiz olduğunun büyük tabelalarla özellikle vurgulandığını görürler. Birçok kentte içki servisi yapan yerlerin sayısının giderek azaldığına tanık olurlar.Yöneticilere sorarsanız kesinlikle bir yasak yoktur. Vatandaş kendi inancı doğrultusunda içki vermemektedir, esnaf içki satmamaktadır.Yabancı fonlar kullanılarak yapılan bilimsel araştırmaların tersine Anadolu'da örtünen kadın sayısının göreceli olarak artığını kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz. Yol üzerlerindeki hemen bütün benzincilerde sürekli kapısı kapalı olan mescitler açıldı. Bu da yine kocaman yazılarla duyuruluyor. Ne var bunda, yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede normal değil mi derseniz sorun yok. Ama laik hiçbir ülkede böyle bir durumun olamadığı da bir gerçek...
(Tufan TÜRENÇ-Hürriyet- :
11 Haziran 2007
)

         Tarikatçı iddiası doğru değil herkes gibi tatil yapıyoruz
 Şile’nin Kızılcaköy İskele mevkiinde tatil yapan bir grup tatilcinin çadırları jandarma tarafından kaldırıldı. Bir gazetede ‘Rufailer yaz kampında’ şeklinde yer alan haber üzerine Şile Jandarması ve zabıta bölgeye giderek çadırları söktürdü.İstanbul’un yaz sıcağından kaçarak denize girmek için Şile sahillerine kamp kuran bir grup Sultanbeyli sakininin çadırları tarikatçılık suçlamasıyla söküldü. Çadırların sahibi olduğunu söyleyen Ömer Çağıl, haziran ayında kurduğu çadırlarda akrabaları ile mahallelerindeki komşularını ağırladıklarını söyledi. Çağıl, “Bu çevrede yüzlerce çadır var. Bizim de beş çadırımız vardı. Bizler muhafazakar insanlar olduğumuz için kadınlar ayrı yerde biz ayrı yerde denize giriyoruz. Kimsenin de denize girmesine engel olmuyoruz.” diye konuştu. Hazine arazisine çadır kurmak için kimseden izin alınması gerekmediğine dikkat çeken Çağıl, “Buraları ele geçirmek isteyenler bizim varlığımızdan rahatsız olup şikayet etti.” dedi. ‘Gece toplu namaz kılıyorlar’ eleştirilerini gülünç bulduklarını belirten kamp sakinleri, “Yatsı namazını cemaatle kılıyorduk. Namaz kılmak ne zamandan beri suç?” diye sordu. Şile Belediye Başkan Vekili Uygun Denizci ise ilçenin 100 km’lik bir sahil şeridine sahip olduğunu belirterek, “Bu sahillerde yüzlerce çadır kampı bulunuyor.” dedi. Kamp yerlerinin denetimleri dışında olduğunu belirten Denizci, şunları söyledi: “20 yıldır buralarda kamplar kurulur. Hazine’nin arazisine bilgimiz dışında kurulmuş kamplardır. Kimsenin görüşünü, fikrini sorma yetkimiz yok.”  25.08.2006

 

           Hürriyet'in İmam asparagası
  Sağlık-Sen Zonguldak Şubesi Başkanı Semih Durmuş,''Sağlık Bakanlığı'nın çeşitli kademelerinde 14 yıl görev yapan ve imam olduğu iddia edilen Selahattin Çolak hakkında yazılan haberler gerçeği yansıtmamaktadır'' dedi...''Elbette haber yapılacak, ama doğruları yazmak gerekir. Zonguldak İl Sağlık Müdür Yardımcısı olan Selahattin Çolak, görevini 15 aydır vekalaten, son 3 aydır da asaleten yürütmektedir. Haberde konu vurgulanırken, sanki arkadaşımız herhangi bir camide imamlık yaparken kolundan tutulup bu göreve getirilmiş gibi bir hava yaratılmıştır. 10 yıldır imamlık yaptığı asla doğru değildir...Vekaleten yürüttüğü görevi süresince müdürlüğün gelirini 200 bin YTL'den 1 milyon YTL'ye çıkararak çalışkanlığını kanıtlayan bu kişinin takdir edilmesi gerekirken, çirkin saldırının tercih edilmesini esefle kınıyor, takdiri halkımızın vicdanına sunuyoruz.''

                                        'Oruç terörü kaydı sildirdi' haberi de yalan çıktı
    Bugün bir gazetede çıkan, 'Oruç terörü kayıt sildirdi' haberinin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Okuldan ve kaldığı özel yurttan kaydını sildiren öğrenci, ailesini inandırmak için yalan söylediğini itiraf etti. Rize Üniversitesi Rize Meslek Yüksek Okulu Muhasebe Bölümü'ne bu yıl kayıt yaptıran Erdinç Eren, kalmak için özel bir yurdu tercih etti. Daha sonra şehre uyum sağlayamayan Eren, Rize'de okumaktan vazgeçip memleketine dönmeye karar verdi. Eren, 27 Eylül tarihinde kaldığı yurdun idarecilerinden izinsiz Ankara'ya ailesinin yanına gitti. Eren, kendi ifadesine göre, okuldan ayrılışına haklı bir gerekçe bulmak için de ailesine 'kaldığı yurtta oruç tutmadığı için bazı öğrenciler tarafından dövüldüğü' yalanını söyledi.
   Ankara'daki evlerinde telefonla konuştuğumuz iddiaların odağındaki öğrenci Erdinç Eren, 'Oruç tutmadığı için yurtta dayak yediği' yalanını kendisinin uydurduğunu söyledi. Eren, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki ''Oruç terörü kayıt sildirdi - Sahura kalkmadığı için dövülen Erdinç Eren, okuldan ayrılarak memleketine döndü' haberini hatırlatmamız üzerine; "Yanlış bir haber o. Ben bunu aileme de izah ettim. Bu tamamen bir yalandı. Okuldan ayrılmak için aileme karşı uydurulmuş bir yalandı. Haberde yazılanların hepsi yalan. Çok pişmanım." dedi. Kendisinin hiçbir gazeteye açıklamada bulunmadığını da iddia eden Eren, "Ben gazetecilerle konuşmadım. Aileme o şekilde söyledim. Gazeteci, babam ve annem ile konuşmuş." ifadelerini kullandı.
     Özel Huzur Yükseköğrenim Erkek Öğrenci Yurdu Müdürü Mustafa Er ise yurtta böyle bir şeyin olmasının mümkün olmadığının altını çizdi. Er, "26 Eylül tarihinde gece bir arkadaşımıza sabah ailesinin yanına gideceğini fakat izin kağıdını henüz almadığını söylemiş. Arkadaşımız da, 'sabah idareden izin kağıdını alırsın' demiş. Fakat, o sabah yurttan izinsiz bir şekilde gitmiş. 27 Eylül tarihinde akşam öğrencinin yurtta olmadığı anlaşılınca biz ailesini aradık. Telefona annesi çıktı ve Erdinç'in, okullar bir hafta ertelendiği için Ankara'ya geldiğini bildiklerini söyledi. Daha sonra babası ile konuştuğumuzda, 'oğlunun yurtta kendilerini dövüldüğünü söylediği' belirtti. Biz böyle bir şeyin olamayacağını belirttik. Kendileri de bize çocukla konuştuktan sonra konuşacaklarını söylediler." diye konuştu.
    Haber üzerine öğrenciyi kendilerinin de aradıklarını kaydeden Er, öğrencinin okuldan ayrılmak için ailesine böyle bir yalan uydurduğunu kendilerine de belirttiğini söyledi.
( Zaman :
06.10.2006 )
       BABA  AÇIKLAMA YAPAR :"  Cumhuriyette  yazanların hepsi yalan " ( Vakit : 09.10.06 )

      
 

 

 

 

 


   Namaz kılındığı iddia edilen yeri basın mensuplarına gösteren Yavuz, "Burası öğrencilerin beden eğitimi dersine çıkarken üstlerini değiştirdikleri yer. Ayrıca tiyatro ve bando takımında görev alan öğrenciler buraya malzemelerini koyuyor." diye konuştu. Yavuz, okulda öğrencilerle birlikte namaz kıldığı iddia edilen Müdür Yardımcısı Sani Tunç'un iki hafta önce okulda göreve başladığını, bu görüntülerin ise daha önceki tarihlerde çekildiğinin iddia edildiğini kaydetti.( Zaman :31.05.2007
)

 


     Namaz suç ama ..;
    Sevdiği kız için lisede bir sınıf öğrenciyi bomba tehdidiyle rehin aldı
(Milliyet :01 Haziran 2007)
   Bomba, silah, kroki var ama örgüt için delil yok.Ankara Eryaman'da bomba imalatında kullanılan malzemeler, çok sayıda patlayıcı ve silahla ele geçirilen "Atabeyler" çetesinin yargılandığı davada savcı, çete kurmak ve ihtilal teşebbüsünde bulunma fiillerinin oluşmadığını belirterek, beraat istedi .(Yeni Şafak:31.05.2007)
 
 KEMER'DE ÖZEL BİR OTEL: Eşcinseller için 'özgür bir tatil' (Birgün:31/05/2007
)



 

                                                                                MİNİ ETEKLİ KIZA KEZZAP YALANI !
    Milliyet-Hürriyet-Posta...(15/02/2008):Habere göre, Mersin,Tarsuz ilçesinde mini etek giyen iki ilköğretim öğrencisinin ayaklarına kezzap atılır:AMA;Mağdure B.S.Y. olayı yalanlar." ... Eteğim uzundu.Bana laf atanda olmadı.Kesinlikle yapılan haberler yalan..." der.Tarsus kaymakamı ve Emniyet müdür de olayın etek boyu ile ilgisinin olmadığını bildirirler.




 


 


 

                                                                               Böyle üslup var mI?  
  
...13 Mart 2005 tarihli Hürriyet’i satın alanlar, Demre Belediye Başkanı Süleyman Topçu’nun AK Parti’de krize yol açtığını okudular. Habere göre; Başkan Topçu, Ruslar tarafından hediye edilen Noel Baba heykelini kaldırtarak yerine plastik heykel diktirmiş, bu duruma tepki gösteren AK Parti Genel Merkezi başkana çok kızmış, durumunu MKYK’da ele almayı kararlaştırmış!  Oysa Başkan Topçu, AK Partili değil DYP’liydi.
   17 Aralık 2006 tarihli Hürriyet’e bakanlar,
‘Tesettür Faciası’ manşetini gözlerine inanamayarak okudular. Habere göre; Çoban A.G, testislerinde şiddetli ağrı ve şişlik şikayetiyle Konya Numune Hastanesi’ne gitti. Acilen Ültrasona gönderildi. Tesettürlü Radyoloji uzmanı geri çevirdi! Ertesi gün yine ultrason çektirmeye gönderildi. Görevli olan ikinci tesettürlü kadın doktor da geri çevirdi! Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 30 Ocak 2007 tarihli köşesinde bu haberin ‘yalan’ olduğunu açıkça itiraf etmek zorunda kaldı.
   2007 yılı Nisan ayında AK Parti’de Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunun istişare edildiği dönemde Hürriyet’te yayınlanan bir haberde; MKYK Üyesi Egemen Bağış’ın Başbakan Erdoğan’ı aday olmaması konusunda uyardığı belirtiliyordu. Bağış, o toplantıda yoktu, ABD’deydi.
Bu haberden kısa süre sonra 6 Haziran 2007 tarihli Hürriyet’te 1 Mart Tezkeresi’ne karşı çıkan Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’in liste dışında bırakıldığı haber veriliyordu. O tarihte liste açıklanmış ve Ergezen Bitlis’te 1. sıradaydı.
   4 Ağustos 2008 tarihli Hürriyet’te bir ilginç haber daha vardı. Başbakan Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Gönül, Yüksek Askeri Şura’da ihraç kararlarına ‘şerh’ koymuştu! Aynı gün şura kararları açıklandı. YAŞ’tan çıkan tek bir ihraç kararı yoktu. Haliyle ‘şerh’ de söz konusu değildi.
   1 Ekim 2007 tarihli Akşam Gazetesi’nde de 28 Şubat sürecinde Sultanbeyli Belediyesi Mezarlıklar Müdürü olan ve o dönemde açıklamalarıyla tartışmalara neden olan İmdat Kaya’nın müridi (!) Emre Kahyaoğlu aracılığıyla Başbakan Erdoğan’dan yurda dönebilmek için izin istediği haberi vardı! Halbuki İmdat Kaya, 3.5 yıldır Artvin’de yaşıyordu...
Herhalde basın özgürlüğü, ‘yalan rüzgarı’ değildir. Bir de ‘üslup’ meselesi var.
( Star- Şamil TAYYAR:14 Kasım 2008)
 

          

                                                    

 

   

 

                                  Feteva-yI Fatihiyye HazretlerI’ne soralIm: Öğle NamazI kaç rekât?
  “Teke Tek’in yeni sunucusu(!)” olan bayan Didem Arslan Yılmaz soruyor Altaylı’ya; “Polisin Van’daki gösteri sırasında cami çıkışında gösterici olduğunu iddia ettiği kişiye ‘öğle namazı kaç rekât’ sorusuna verilen ‘dörttür’ cevabı, bazı medya organlarında neden yanlış değerlendirildi?” Altaylı’nın tam “beklediği” soru!.. Önce, “polise çakması” gerekir!.. O da, çakıyor;“Polisin yaptığı enayilik!.. Orada bir kısım gösterici camiye sığınmış... Orada kim gösterici, kim vakitçi anlamak için, camiden çıkanlara namazın kaç rekât olduğunu soruyor... Yahu polis efendi, sen bu kadar mı cahilsin?!?” Didem Arslan Yılmaz sordu, Fatih Altaylı da anında verdi “fetva”yı:“Yahu kardeşim, sen bu kadar mı cahilsin polis efendi?.. Her mezhepte farklı kardeşim!!!.. Şafiîler DÖRT,Hanefîler BEŞ REKÂT kılar!..Şimdi, camiden çıkan Şafii ise elbette 4 rekât diyecek... Polis, ŞAFİİLİĞİ BİLMİYOR ise, vaayy yanlış diyerek alıp götürecek!..Şafiî Mezhebinde 4 rekât!..Hanefî Mezhebi’nde 5 rekât!..
Bunu bilmeyen bir polis, göstericiyi alıp götürecek, olacak iş mi?!?..” Duydunuz “zil”in, pardon “fetva”nın sesini!..Müjdeler olsun ey halkım;Alem-i İslâm, “Feteva-yı Fatihiyye Hazretleri” gibi çağdaş bir “alim” ve “fetvacı”(!)ya daha kavuştu ki, ne kadar sevinsek azdır!..Görüyorsunuz ya;“Feteva-yı Fatihiyye Hazretleri”nin fetvasına(!) göre, “namazın rekâtları, mezheplere göre değişiyor”muş!..Öğle namazı, “Şafii”lere göre “4 rekât”mış, “Hanefi”lere göre ise “5 rekât!”
                                                              NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
  İşin şakası bir yana;Bu adamlar topluma yön veriyorlar, kitlelere “öncülük” edip, onları yönlendiriyorlar!..“Ne zaman adam oluruz” bilmem ama, “fetva” vermeye kalkışan bir adam, ilk önce “dinî kitap”lar okumalı, ya da bir bilene sormalı!..Hadi, diyelim ki; “irtica bulaşır”(!) diye “İlmihal” gibi “dinî kitap”lar okumuyorsunuz, o zaman girin “internet”e ve “namaz rekâtlarının mezheplere göre değişmediğini” öğrenin!..Bana bak, Fatih Efendi Hazretleri;Öğle namazı, bütün mezheplerde “10 rekât”tır... Bunun 4’ü “sünnet”, 4’ü “Farz”, 2’si de “son sünnet”tir!..“Farz” nedir, “sünnet” nedir bilmiyorsan, onu da ayrıca anlatırım... Ama, şimdilik şu kadarını bil: “Namazın rekâtları, bütün mezheplerde aynıdır, hiç değişmez!”Haa, bazı durumlarda, “sünnet”leri terkedip, “sadece farzları” kılanlar olabilir, o da ayrı mesele!..Ama, öğren artık!..Bak, “saçının kılları” ağardı, hâl⠓rekât”ları öğrenemediysen, acırım sana!“Ne zaman adam oluruz?” biliyor musun; “bilmediğimiz konularda susmasını öğrendiğimiz” zaman!
                                                                CAN ATAKLI’NIN POTU!
  Bilmem hatırlar mısın;Vakt-i zamanında, Sabah yazarı Can Ataklı da böyle bir “pot” kırmıştı... O da, “farz” nedir, “sünnet” nedir, “seferilik” nedir bilmediğinden “Erbakan Hoca ve kurmayları”yla “alay” etmek istemiş ama kendisi “komik” durumlara düşmüştü!..Yanılmıyorsam, bir Uzakdoğu seyahatinde Erbakan Hoca ve “Refah kurmayları”nın “uçakta akşam namazı” kılmaları, şöyle yazılmıştı Can Ataklı tarafından:“Akşam namazı 5 rekât olduğu halde, Erbakan ve heyettekiler 3’er rekât kıldılar!” Gülmüş ve biraz da acımıştım o zamanlar... “Vah zavallılar” demiştim, “Bunlar, seferilikte kılınan namazdan da habersiz. Seferilik durumunda, sadece farz namazların, o da yarısının kılınacağını bile bilmiyorlar!..” Bereket ki; uçaktaki o namaz, “ikindi namazı”na denk gelmemişti!.. Yoksa, “farzın 2 rekâtı”nı kılıp, selâm verselerdi, herhalde, “Namazı 6 rekât eksik kıldılar!” diye yazardı Ataklı!.. Eee, “cehalet” başa dert!.. Ne diyeceksin?!? Hatırlıyorum da,Şimdi “Sabah’ın magazin ilâvesi” olan Günaydın, bir zamanlar “çok satan bir gazete” idi!.. Aklımda yanlış kalmadıysa, bu gazetenin 1981 veya 1982 yılında “M.Mutlu” adlı bir elemanı vardı...
İşte bu eleman; “Namazın sünnet”ini kılan bir grup vatandaşın fotoğrafını çekip, altına da şöyle yazmıştı: “Bunlar toplu halde ibadet ediyorlar, ama aralarında uyum yok!” Şaşkaloz adamın;“Cemaatle kılınan namaz”daki “uyum”dan haberi var, ama “sünnet”lerin “bireysel” kılındığından haberi yok!..Yine hatırlıyorum da;
Aynı şaşkoloz, yine aynı yıllarda şöyle bir haber/yorum yazmıştı: “Kâbe’yi niye Türkiye’ye taşımıyoruz?!? Mukaddes Emanetler’i getirdik de bir şey diyebildiler mi?!? O halde, S.Arabistan’dan da Kâbe’yi getirelim, yine bir şey diyemezler!” Ne diyeceksin?..“Cehalet” başa belâ!..İnsan, cahil olmaya görsün, “saçmalama”da sınır tanımıyor işte!..   (
Hasan Karakaya - Yeni Akit : 2011-04-26 )

 

  

                   

  Her gün namaz kılanın halini, cenaze namazlarını uzaktan seyreden beynamazlar anlamaz. O Şoförün fotosunu çekip servis eden saygısız olmasa o namazdan kimin haberi olurdu ki, sow nerede, kulluk bilinci nerede?

 

                                           

       

 

                                                   

 

                                                             Yüzde 70 zaten başörtülü, size ne oluyor!

 


 

     

   

                                                                                                                               

 

 

                 

 

                    

   

 

                                          
                                                             Parmağında altın yüzük olan şeriat savaşçısı (!)

 

 

 

 

                                                                                  BASIN  VE  TARAF!

 

                                                               MEDYA HALKA BİLGİ VERMEZ, YÖNLENDİRİR!
 

              

 

                               

                                       

 

                      

 

                     

 

    
 

 

 

                                           TEK SORU, BU PARTİ AKP OLSA İDİ BASIN BU KADAR YUMUŞAK OLAYI GEÇİŞTİRİR MİYDİ?

 

 

 

                

                              

 

 

                                           

 

                        

 

 

      

 

                                  

                              FOX News, California'da gerçekleşen silahlı saldırının failinin Tayyeep bin Ardogan olduğunu yazdı. (07.12.2015)

 

                                                 

                                                                                     BASIN İSLAM BATI

BİR: İsrail 14 gazeteciyi öldürmüş dünyanın umurunda değil.
İKİ: Gezi’de TOMA’nın sıktığı suyla Türkiye’yi boğmaya kalkışan dünya, ABD polisinin otomatik silahlar ve plastik mermilerle halkına saldırmasına sessiz. 
ÜÇ: Gezi kalkışması sırasında haftalarca Türkiye’ye kamp kuran CNN, BBC, Reuters gibi medya devleri İsrail’de yok, Almanya’da yok, ABD’de hiç yok.
DÖRT:Türkiye’deTwitter’a getirilen kısıtlama nedeniyle ayağa kalkan dünya, ABD’de siyahi genci vuran polis memurunun adını duyuran “Anonymous”un hesabını kapatıyor. Çıt yok. 
BEŞ: Hamburg olaylarını yayımlayan TRT, Almanya’da kablolu yayından çıkarılarak cezalandırılıyor.
ALTI: Türkiye’deki gelişmeleri endişeyle izlediğini duyuran Merkel, İsrail terörüne arka çıkıyor...

 

                                                              
 

                                

                             Kızılderililerden Afganistan'a, Japonya'dan Irak'a... unutkanlığı tescil olan Yahudi gazetesi...!

 

 

            

    11 Ekim 1998 tarihinde başörtüsü yasağına karşı düzenledikleri dünyanın en büyük el ele eylemine karşı çıkmış ve hakarete varan ifadelerle Müslümanları eleştiren medya, konu gezi eylemcileri olunca süt dökmüş kedi oldular! ( 2.9.2013)

 

                                                                                Hürriyet!
                                                                            Basında güven?

                                          

                                İslami hassasiyet ile yapılınca siyaset, iktidara karşı yapılınca dürüst-tepki...!

                          

 

 

  

 

 

                   

 

  Türk Cumhurbaşkanlarına, Başbakanlarına, Bakanlarına, Genelkurmay Başkanlarına, MİT Müsteşarlarına VURMAKTAN hiçbir zaman geri kalmayan ve
TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR diyenler konu Almanya, İsrail ve İngiltere olunca tek satır yazamazdı! adı HÜRRİYET olan gazete aslında çok da HÜR değildi!
Alman, İngiliz ve Yahudiler'le ilgili OLUMSUZ HABER yapamazdı! Çünkü Aydın Bey'in ortağı Alman medya devi Axel Springer'di! Axel'in vazgeçmeyeceği
ilkeleri vardı! İsrail Devleti'nin hayati haklarını desteklemek bunların birincisi idi!


 

                       

 

 

                                                       GEBERTİLEN SOLCU OLUNCA GAZETELER!
                                                           Gerçekler ve Hürriyet, Çamuriyet
 

         


 

 

                                                                  BU NENE BAŞÖRTÜLÜ OLSA İDİ ...!?

 

 

                

 
                İngilizler söz konusu olunca imaj, Araplaşma sorunu yok Müslüman söz konusu olunca; İrtica!

 

 

      

                     

                                                      NAMAZINIZA, KURAN'INIZA KARIŞAN MI VAR ...?!!!!!

 

     
                                                 Soruşturma açılamadı diye hayıflanıyor Hürriyet (!) ....!

 

 

                                                            BALE O YAŞTA SERBEST AMA NAMAZ...!

                   

 

       

 

       

 

                    

                                             Haberin soluna ekle bi DAEŞ haberi, yandan ver mesajı...!
 

                               

 

                                   Suudi Arabistan'da çekilen bir fotoğrafı İstanbul'da çekilmiş gibi sunan Aydınlık (!)

 

 

    

 

  

 

                                                                     Milliyet, namaz ! ( 1.6.2014)

                          

 

             

                                                                   Yıl 2016 , irtica haberleri bitmez!

                  

 

                                  

                                   Adam paralı asker, büyük ihtimal ajan ama basın olayı halka nasıl pazarlıyor...!

 

 

                     
 

          

 

                    

                         

                                             

 

 

                                      

                        

 

                                     

 

             

 

  

 

                                                       Dine öyle, homoya böyle; Cumhuriyet, 03.07.2017:

                               

 

              Sözcü ve istismar!

                                                                           Milliyet; Hac, kurban!

                          

 

                                        Vahşete, ekonomik katkı; fakire yardım, hayvan katliamı...! Hürriyet!

 

        

                                                Hürriyet'ciğim, 1400 senedir zaten yapılan bu ...!

                         

 

                   
 

     Dünyada; İngiltere, İtalya, Avusturalya, Yunanistan gibi ülkelerde devlet okullarında, yemek öncesi toplu olarak dua uygulaması bulunmaktadır.


      

 

 

 

                                                                      İKİ YÜZLÜLÜK !

 

     Alkole sınırlamaya karşı çık, gazete ve TV'de her şeyi cinselliğe bağla, kadını sadece bir sex objeji olarak göster, İslami her türlü fikirden alerji duy
 ( Hepsi sitemizde! ) sonra da " tecavüz olunca niye oluyor, üzgünüz..." diye güya tepki göster, hadi be!

 

               

 

 

                                             Her gün manşetten çıplak kadın resmi vermeden gazete çıkarmayanlar... !

 

 

           

 

 

 

                    
 

                        

 

  Neymiş, dinî muhafazakârlık eril şiddeti pekiştiriyormuş? Pardon da bu ülkede, tecavüz etmenin küfüre tercümesi olan ifade, muhafazakârların okuduğu spor gazetesinin ismi mi? Ya da iki siyasî haberin arasında üç çıplak kadın resmi konarak ‘haber sitesi’ imajı verilen gazeteler, muhafazakâr kesimin gazeteleri mi? Ya da ensesti romantize eden, tecavüzcüsüne âşık olmayı özendiren, sekreterini tacizi komedi unsuru olarak sunan diziler muhafazakâr medyanın kanallarında mı arzı endam etti? Hiç mi utanmanız yok sizin? ( Hilal Kaplan; Yenisafak; 20.02.2015 )   İğrenç tecavüz sahnelerinden para kazanan Aydın Doğan’ın işçisi Tufan Türenç, camilerde tecavüz ile ilgili vaaz verilmesini istemiş. Oysa, nerden bilsin bu “Cuma”sız adam.Her Cuma hutbesinde, hatibin, “Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinadan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor. Size böyle öğüd veriyor ki, benimseyip tutasınız” ayetini Arapça ve son yıllardaki uygulaması ile ilaveten Türkçe meali ile okunduğunu.Bilmiyor.Cumaya gelmez. Camiye girmiyor.. Sonra da akıl veriyor.Kendileri toplumun ahlakını bozmak için, günün 24 saatinde yayın yaptıklarını unutuyor.Kendi patronuna, “Patron.. Yaşın 80’e yaklaştı. Bırakalım artık bu ahlaksız film işlerini. Birazcık insanlara, güzelliği, iyiliği, fuhşiyattan uzak kalmayı öğütleyelim.. İmamlarımızı televizyonlarda sık sık çıkartıp, nasihat ettirelim” diyeceğine.Diyanet’e çağrıda bulunuyor.“Camiye gelenlere nasihat edilsin” diyor.Siz toplumun ahlakını bozmak için 24 saat çalışın. Diyanet de, sizin bozduğunuzu, camide düzeltmeye calışsın. (Ali Karahasanoglu; Akit; 18.02.2015)                                                                                               

 

MEDYA BİLGİ VERMEZ YÖNLENDİRİR!

 

a

abdest1

abdest2

abdest3

c

0001000220061218084457

 

camii5

300 yıllık tarihi camiye, utanmadan ‘gazino’ dediler!

 

Vakit, kartel gazetelerinin cami hazımsızlığını bir defa daha gözler önüne seriyor. Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Vatan gazeteleri, “namaz” kılınan mekânı okuyucularına “gazino” diye tanıtarak, tarihine ne kadar yabancı olduklarını ortaya koydu. 18.12.2006

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 16. yüzyılda Kovacızade Şeyh Mehmet Efendi tarafından yaptırılan ve 1909’da yanan Kovacı Camii’nin arazisi üzerinde bulanan Gar Müzikhol isimli eğlence merkezini kaldırıp, aslına uygun olarak Kovacı Camii’nin inşaa edileceğini açıklaması, “Gar Gazinosu yerine cami”“Gar Gazinosu cami olacak” ve “Tarihi Gar Gazinosu cami oluyor” başlıklarıya eleştirildi.

KARTEL, CAMİ İŞGALCİLERİNİ KORUYOR!..

Kartel gazetelerinin, İstanbul’da ecdad yadigari tarihi camilerinden Kovacı Camii’nin, Gar Müzikhol tarafından işgal edilmesi yerine, işgalci gazino sahiplerini koruması ve tarihi camileri aslına döndürmek için çalışma başlatılmasını eleştirmesi dikkat çekici bulunuyor.

KOVACI CAMİİ’NİN TARİHÇESİ…

Gazetemiz, Kovacı Camii’nin tarihçesini ve haritasına ulaştı. Devlet kayıtlarında, gazino olarak kullanılan yerin cami olduğunu açıkça görülüyor.

Kovacı Cami (Koğacızade Camii), Fatih ilçesi sınırları içerisinde Aksaray, Murad Paşa ve Pertevniyal Vâlide Sultan Camii yakınlarında, günümüzdeki 850 ada 18, 23, 61, 47 ve 64 parsellerinin kesişme noktasında yer almaktaydı.

Cami Sofular Şeyh Süleyman Ekmeleddin Halvetî Tekkesi’nin üçüncü postnişîni Koğacızâde Eş-Şeyh Mehmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Camii bânîsi Şeyh Mehmed Efendi’nin mezarı halen Şeyh Ekmel Tekkesi’nin haziresinde bulunmaktadır. Kovacızade Şeyh Mehmet Efendi, 1617 tarihinde vefat etti.

KOVACILAR MAHALLESİ DE BULUNUYOR…

Kovacı Camii ile ilgili Ayvansarâyî, Hadîkatu’l-Cevâmi’de, söz konusu caminin yanında Kovacılar mahallesinin bulunduğu bildiriliyor ve şu bilgiler veriliyor:

“Koğacı Mescidi Der KurbCâmi-i Murad Paşa Bânîsi Koğacızâde Şeyh Mehmed Efendidir ki, Sofular Camii mukâbilinde vâkî Ekmel Tekyesi şeyhidir. Musiki vesâir fende kemâli vardır. Kibârhalvetiyedendir. Mübeşşiru’l-Cenne 1026 tarîhinde rıhlet ve tekyesinde defîn-i türbet olmuşdur. Mahallesi vardır.” (Ayvansarâyî, Hadîka, 1281:1/159; Galtekin Yayını, 2001: 217)

CAMİ ARAZİSİNDE EĞLENCE MERKEZİ BULUNUYOR!

Cami 1909’daki Aksaray yangınında yanmış olup, yeri hâlî kalmakla zaman içerisinde yerine binalar yapılmıştır. (Öz Tahsin, 1997:1/93; Öneş, 1998: 391; Tabibzade, 1995:22; Fatih Camileri, 1991:155) Uzun yıllar harabe halinde kaldı. Arsası parka gitti. Günümüzde cami arazisi üzerinde Gar Müzikhol isimli eğlence merkezi bulunuyor.

İŞTE O KAYNAKLAR

Gar Müzikholü’nün yerinde Kovacı Camii’nin olduğu şu kaynaklarda yer alıyor:

1- Ayvansarâyî, Hafız Hüseyin,1281. Hadîkatu’l-Cevâmi, Cilt.1-2, Matbaa-i Amire, İstanbul

2- Fatih Camileri, 1991, Türkiye Diyanet Vakfı Fatih Şubesi Yayınları, İstanbul

3- Öneş, Ethem Ruhi, 1998. Mabedler Şehri İstanbul’un Tarihi Mescid Ve Camileri

4- Öz, Tahsin, 1997. İstanbul Camileri, Cilt.1-2, 3. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara

5- Tâbibzâde, Mehmed Şükrî, 1995. Mecmuâ-i Tekâya, Edited By Turgut Kut, Harvard University Pres.

 

cumhuriyetgaz44

Cumhuriyet’in manşet haberi yalan çıktı

 Cumhuriyet Gazetesi’nin dün “Nurcu Referans Kazandırdı” başlığı ile manşetten verdiği haberin yalan olduğu ortaya çıktı. MEB’den yapılan açıklamada, “Açık İlköğretim ve Açık Lise ders kitaplarının öğrencilere ulaştırılması ile ilgili tüm dağıtım posta işletmeleri PTT aracılığı ile yapılmaktadır. Sürat Kargo ve Lojistik’in bu ihaleye katılması söz konusu dahi değildir. Çünkü herhangi bir ihale yapılmamıştır. Ücretsiz ders kitabı dağıtım ihalelerinin, Sürat Kargo ve Lojistik’e ihalelerin verildiği bilgisi kesinlikle yalandır, söz konusu firma ihaleye bile katılmamıştır. Haberde geçenler yalan ve MEB’i yıpratmaya yönelik kirli tezgahtır” denildi. (YeniŞafak:23.10.2006 )

 

 

d

e

f

g

h

halil1_byk0404941903a2e6e4

 CHP’li vekili irtica çarptı!
CHP milletvekili Halil Tiryaki, elektrik trafolarının üzerlerine manzara resimleri yapıldığını farketmeyince, müthiş bir irtica takibi başlattı. Her yüz metrede bir mescid açıldığı hissine kapılan vekil, kendine yakın iki gazeteciyi de alarak, ‘irtica avı’na çıktı. Ve bakın neler yaşandı… 
CHP Kırıkkale Milletvekili Halil Tiryaki’nin ağalığı biliniyor da, dedektifliğini bilen yoktu. Tiryaki’nin bu yeteneği kendini ilk olarak Kırıkkale’deki düğünlerde gösterdi. Kırıkkale’de davul-zurnanın susturulduğunu, artık ilahili, Kur’an’lı düğünler yapıldığını belirtip,”davul zurna alıp bu düğünleri basacağını “ilan etmişti. Düğünleri basmadı hatta gelen tepkiler üzerine, “Bu devirde ev basmak olur mu. Tespit ettireceğim” demek durumunda kaldı ama dedektiflik bir kere kanına işlemişti Halil Ağa’nın. Ankara’da da boş durmadı. Bu kez konu hem daha farklı, hem de konjonktüre tam uygundu… 
ÇOK ÖNEMLİ HABERİM VAR
 Ankara’dan Kırıkkale’ye giderken, Mamak yolu üzerinde ya da parkların için de küçük küçük yapıların belirdiğini fark etti. Her gidiş gelişinde yol kenarındaki kulübeciklerin sayısı artıyor, giderken yarısı boyanmış olarak gördüğü yapının, dönüşte camının çerçevesinin de ortaya çıktığını fark ediyordu. Samimiyetine güvendiği birkaç gazeteci ile konuştu. Onlara da, sadece “Çok önemli bir haber var” demekten öte bir bilgi vermedi. Yanlarında foto muhabirinin bulunmasını şart koştu. İyi bir haber yakalamanın heyecanı ile muhabirler, “tamam” dediler. Her şey tamamdı. Sadece Tiryaki’den gelecek telefonu bekliyorlardı.
İŞTE ARKADAŞLAR BU BİNA Çok geçmedi Halil bey aradı. Kızılay’da bir buluşma noktası tespit edip, belirlenen saatte buluştular. Milletvekilinin aracı önde, onlar arkada habere doğru sürmeye başladılar. Kızılay’dan çıkıp Aydınlık Kavşağından dönüp, Samsun Yolu’ndan Mamak’a yöneldiler. Telekomu az geçmişlerdi ki, Halil Tiryaki bir parkın önünde durdu. Eliyle küçük bir yapıyı işaret etti. Foto muhabirleri şakır şakır fotoğraf çekerken, muhabirler hala ne olduğunu anlamamışlardı. Yeterli görüntünün alındığına kanaat getirince Halil Ağa,”beni takip edin” dedi. İkinci bir hedefe yöneldiler. Kısa bir müddet gitti .leri ikinci mekanda da, yine bir öncesinin tıpkısı küçük bir kulübe vardı. Bir önceki kulübe gibi sadece boyanmamış, üzerine doğa resimleri yapılmıştı. Foto muhabirleri bir yandan gösterilen yerin resimlerini çekerken, Halil Tiryaki ile muhabirler de, konuşmaya başladı. Tiryaki,”AK Partili belediyeler irticaya hizmet ediyor” dedi.
AMA EFENDİM BURASI…
Resmi çekilen kulübeler ile irticanın ne ilgisi vardı? Gazetecilere göre ilgisi yoktu ama CHP’li vekile göre AK Parti tam suçüstü yakalanmıştı. Çünkü resmi çekilen yerler mesciddi ve AK Partili belediyeler başta parklar olmak üzere buldukları her yere mescid yapıyorlardı. Ancak ufak bir sorun vardı. Foto muhabirlerinden biri,”Ama efendim” dedi. “Bunlar mescid değil ki?” CHP’li vekil,”ne demek mescit değil” dercesine yüzüne baktı. İçlerinden biri,” Bunlar elektrik trafosu” dedi. Tiryaki, “Böyle trafo olur mu ” diye itiraz etti. Trafo dediğin kirli, paslı olur. Üzerinde ilan ve duvar yazısı bulunur. Gazetecilere inanmadı ama içine de bir kurt düştü. En iyi gidip bizzat kontrol etmekti.
SECCADELER NEREDE?
Tiryaki önce kapı kolunu tutup çekti, o sırada kapıyı açtığı gibi içeride seccadelerin bulunduğu mescidi bulacağından emindi. Ancak kapı açılmadı. Kolu zorladı, bir türlü açamayınca, onun da içine bir kuşku düştü. Uyarıyı yapan foto muhabiri, “Bakın efendim burası elektrik trafosu. O kapı açılmaz” diye üsteledi. Kulübenin sağına soluna baktılar, ortada mescide benzer bir şey yoktu. CHP’li vekil ancak trafonun üzerindeki kuru kafa işaretini görünce ikna oldu.
KİMSEYE ANLATILMASIN
Tiryaki, uzun yıllardır tanıdığı ve samimiyetine güvendiği gazetecilere,”Kusura bakmayın” dedi. Ancak gazeteciler sıkı dostuydu. Orada, bu olaydan kimseye söz edilmemesi konusunda karar alındı. O gün, bugündür kimseye söz edilmedi. Böylece yapılan değil, yapılamayan bir haberin öyküsü ortaya çıktı.    (Yeni şafak 
17.10.2006)

 

hurtesset3

i

k

 

 

konya-hastane

‘O gün kadın değil, bir erkek hekim nöbetteydi’

Konya Numune Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Rıza Sarıbabıçcı, kadın radyoloji uzmanının erkek bir hastanın testisinin ultrasonunu çekmediği iddialarının doğru olmadığını söyledi.

Ali Faruk G.’nin (17) 13 Kasım’da testisindeki şişme üzerine hastaneye başvurduğu, fakat testislerinin ultrasonunun radyoloji uzmanının bayan olması nedeniyle çekilmediği ve hastanın bir testisini kaybettiği iddiası sebebiyle Başhekim Sarıbabıçcı yazılı bir açıklama yaptı. Sarıbabıçcı, “Bir gazetedeki haberde iddia edildiği üzere türbanla ilgili bir durum söz konusu olmadığı gibi, bayan radyoloji uzmanları ile ilgili bir sorun da bulunmamaktadır.” dedi. 13 Kasım akşamı bir kadın hekimin değil, icapçı radyoloji uzmanı Dr. Levent Kaya’nın nöbetçi olduğunu kaydeden Sarıbabıçcı, “Hasta ayrımına gitmek gibi bir durum kesinlikle yaşanmamış olup, tıp eğitimi almış hekimlerimizin ise cinsiyet ayrımcılığına gitmeleri gibi bir durum da yaşanamaz.” ifadelerini kullandı. ( Zaman :18/12/2006 )

0001000220061227211829

yalan4d

 

l

m

n

namazdusmani

nekaldi

  Abdest üzerinden yalan habere tepki
Komik “irtica” ihbarları, mescitten taşan cemaati “koridorda namaz” şeklinde sunan haberlere kadar uzanırken, namazın ön şartı olan abdesti de “dolaylı” olarak hedef alan bir kampanya başlatıldı. Din adamları “çarpıtma habere malzeme edildik” dediler. 
Ramazan ayı dolayısıyla halkın dini duyarlığı artarken, bazı medya kuruluşları da,”İrtica mevsimi”ni başlattı. Öğretmenler ve öğretim görevlileri hakkında medyaya gönderilen “komik” irtica ihbarlarının ardından, şimdi de cuma namazlarında mescit ve camilerden dışarı taşan cemaat ile namazın ön şartı olan abdest de “irtica” kapsamında polemik konusu yapılmaya başlandı.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında abdestin sağlığa yararları anlatılırken, “lenf sisteminin çalışmasını da olumlu etkilediği” yolundaki ifade, Milliyet gazetesi tarafandan “irtica/hurafe ders kitabına girdi” şeklinde verilirken, gazete, dün de din adamlarından aldığı “o konu tıp alanına girer, onlar söyleyebilir” görüşlerini, “Hurafeye din adamı tepkisi” başlığıyla okuyucularına yansıttı.
               MALZEME YAPTILAR
Gazetenin görüş aldığı eski Diyanet İşleri Başkanlarından Tayyar Altıkulaç ve Prof. Said Yazıcıoğlu, görüşlerinin “abdesti hurafe gibi göstermeye çalışılan bir haber içinde malzeme olarak kullanıldığını” söylediler. Altıkulaç, sözlerinin abdestin hurafe gibi gösterilmek istenen bir haber içinde yer almasından duyduğu üzüntüyü dile getirirken, bunu, söz konusu “gazetenin basın ahlak ilkeleriyle bağdaştıramadığını” kaydetti. Altıkulaç, “Ben asla o başlıkta anlatılmak istendiği gibi bir tepkide bulunmadım. Tam aksine ders kitabında verilen bilgiyi nasıl değerlendirmemiz gerektiğini anlattım. Abdestin alyuvarlar ya da tansiyon üzerinde ne tür bir etki yapacağı ya da yapmayacağı konusunun tıp uzmanlarına sorulması gerektiğini, kitabı yazan ilahiyatçıların da bunu tıp uzmanlarıyla görüşerek yazmış olabileceklerini söyledim. Zaten haberin içerisindeki ifadelerimden de bunlar çıkmaktadır. Ancak konunun manşette sunuluş biçimini basın ilkeleriyle bağdaşır bulmadığımı söylemeliyim” dedi. 
KİTAPTA TERSLİK YOK

Yazıcıoğlu da, ne kendisinin ne Altıkulaç’ın ne de Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun abdestle ilgili sözlerinin söz konusu gazetenin manşetindeki başlıkta ifade edilen tarzda olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti: “Elbetteki bilimsel bir takım yararları vardır ama Müslümanların bu yararlar için değil, Allah içi ibadet ettiklerini söyledim. Abdest alyuvarları artırır sözünü bilim söyleyebilir. Böyle bir bütünlük içinde okunduğunda ders kitabında da bir terslik yok.” 
TIBBİ FAYDASI OLABİLİR

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu da, önceki gün bir TV kanalında katıldığı programda, “Abdestin tıbbi bir faydası var mı?” sorusuna, şu cevabı verdi: “Olabilir, o pozitif bilimin konusu, pozitif bilim ne derse biz ona uyarız. Pozitif bilim hiçbir faydası yok derse de ben abdestimi alırım. Bu esas olarak bir ibadettir” dedi. Hastane mescidi namaz kılmak için değil mi?
Trabzon’daki Fatih Devlet Hastanesi Başhekimi Atilla Yılmaz, “koridorda namaz” haberine tepki göstererek, “Mescit yıllardır var.. Resmi projesinde var zaten. Cuma günleri hasta yakınları da mescide gelince, cemaat koridora taştı. O koridor da zaten kullanılmıyor” derken, Trabzon il Sağlık Müdürü Şafak Bülbül de, “Burada namaz kılınması yeni bir şey değil. Mescit olduğu için vatandaşlar yanlarında getidikleri seccadeleri koridora sererek namaz kılmış. Bunun anormal bir yanı yok” diye konuştu.
              Alman doktorun ünlü kitabından alıntılandı
Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitabında “Bunları Biliyor musunuz?” başlığı altında abdestle ilgili alıntı yapılan Alman Dr. Albert Schalle’nin “Die Kneippkur / Başarılı Tedaviler” adlı kitabında, şu tespitler yer alıyor: “Abdest alırken kullanılan su sayesinde kan dolaşımı hızlanır, alyuvar sayısı çoğalır. Solunum hareketlenir. Alınan oksijen miktarı artar. Sinirler sakinleşir, ferahlar, kalbin yükü hafifler, tansiyon normalleşir. Dışa atılan karbondioksit fazlalaşır. Vücut yıkanır ve toksinlerden temizlenmiş olur.Milli Eğitim Bakanlığı, abdeste dair ifadelerin, kitapları tüm dünyada halen satılmakta olan bir Alman doktorun görüşleri olduğunu vurgulayarak, ayrıca kitapta yer alan “abdest suyu” ifadesinin, “abdest için kullanılan su” anlamında olduğunu, haberde yer aldığı şekilde “abdest alındıktan sonraki atık su” olmadığını vurgulayan bir açıklamayla Milliyet’i yalanlamıştı.
          ABDEST, LENF SİSTEMİNİ UYARIR
Kanser konusundaki araştırmalarıyla tanınan merhum Onkolog Dr. Haluk Nurbaki de, “Kur’an-ı Kerim’den Ayetler ve İlmi Gerçekler” adlı kitabında, şu ifadelere yer vermişti: “Vücutta biriken elektronlar atılır ve bunun verdiği gerginlikler yok edilir. Kan dolaşımı hızlanır, ihtiyarlama yavaşlar. Vücudun koruma sisteminin temeli olan lenf dolaşımı yükselir. Lenf sisteminin uyarılmasındaki en önemli merkez burnun arkası (Nazo farinx) ve bademciklerdır ki, abdest alırken bu iki nokta özellikle yıkanır. Boyun yanlarının uyarılması da lenf sistemine etkilidir.”

 

 

p r

 

sabah235

 

                    Ramazan’da alkol dayağı’ haberleri yalan çıktı 
 Bazı gezetelerde dün ‘Ramazan’da alkol dayağı… Ramazan’da içki dayağı’ başlıklarıyla verilen haberlerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. ‘Sahur vakti içki içtikleri için dayak yedikleri’ belirtilen gençlerin, aslında bara birlikte geldikleri arkadaşları tarafından dövüldükleri polis soruşturmasıyla anlaşıldı. Böylece, medya, sezonun ilk ‘oruç dayağı haberinden’ eli boş döndü. Söz konusu gazete haberlerinde, ‘iki gencin Ramazan’ın ilk günü sahur vakti alkol aldıkları gerekçesiyle Ankara’nın göbeğinde tekme tokat dövüldükleri’ iddiası yer almıştı. Ayrıca, yerde yatan biri bayan diğeri erkek iki arkadaşın fotoğraflarına yer verilmişti. Ancak olayın aslının böyle olmadığı ortaya çıktı. Buna göre, sadece kavga olayı doğruydu. Kavganın taraflarını da içeren ayrıntılar ise gerçeği yapsıtmıyordu. Her şey, Çankaya Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin tahkikatı sonrası bir kaç saat içinde gün ışığına çıktı. Emniyet bilgilerine göre, Ankara’da barların ve kulüplerin yoğun olarak yer aldığı Konur Sokak’ta bir bara gelen 6 kişilik grup gece geç saatlere kadar eğlendi. Aşırı alkol alan gençler bir süre sonra hem kulübü karıştırdılar hemde ilk belirlemelere göre hesap yüzünden birbirleriyle tartışmaya başladılar. Gençler ardından kendi aralarındaki sorunu sokağa taşıdılar. Kulüp sahipleri tarafından dışarı çıkarılan gençler sokak ortasında birbirleriye çevreyi rahatsız edecek şekilde tartışmaya başladılar. Tartışmanın alevlenmesiyle tekme tokat kavga etmeye başlayan grup ardından ikiye bölündü. 4 erkek, biri kız iki gence vurmaya başladı. İki genç alkolün de etkisiyle oldukları yere yığıldılar. Haberlerde fotoğrafları yer alan iki genç diğer arkadaşlarından ilk belirlemelere göre hesap yüzünden dayak yediler. Ardından bir evin bahçesine girerek kurtuldular. Kavganın maydana geldiği sokakta özel bir işyerinde gece nöbetinde bulunan özel güvenlik görevlisi Şeref S. olayla ilgili gördüklerini polise anlattı. İfadesinde olayın her anını gördüğünü aktaran Şeref S.’nin anlattıklarına göre 6 kişi aynı anda bardan birbirlerine bağırarak çıktı ve bir süre sonra 4 kişi, biri kız diğeri erkek iki kişiyi karşılarına alarak tartışmaya başladı. Birbirlerini küfürler etmeye başlayan iki grup ardından kavga etmeye başladı. Vatandaşların bağırması üzerine diğer 4 kişi arkadaşlarını bırakarak kaçtı. Dayak yiyen gençlerin, olayla ilgili olarak kimseden şikayetçi olmamaları da dikkat çekti.
 
(Zaman:25.09.06)

 

 

ugur-dunnndar5

zemzemaokur

 

BBC’nin haberi tersten okununca

‘Zemzem suyunda kanserojen madde’ başlığıyla 5 Ekim’de Milliyet’te yer alan haberdeki ‘çeviri hatası’ Milliyet okurlarının gözünden kaçmadı. Dış Haberler Servisi, BBC kaynaklı haber çevirisinde yanlışlık yapıldığını kabul ediyor

Milliyet’in 5 Ekim tarihli sayısında, BBC kaynaklı bir haber “Zemzem suyunda kanserojen madde” başlığıyla yer aldı.
Dış Haberler Servisi tarafından çevirisi yapılarak kullanılan haberde, Müslümanlar tarafından özellikle ramazanda rağbet edilen zemzem suyunda, “normalde olması gereken arsenik miktarının üç kat fazla bulunduğu” tespiti yer alıyordu.
Londra’daki
Westminster Belediyesi zemzem suyunun ithalatını yasaklamıştı. Mekke’ye giden hacılar tarafından getirilen ya da şişelerle Suudi Arabistan’dan ithal edilen zemzem suyunda özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olan nitrik asit tuzu miktarının da yasal sınırlardan iki kat fazla olduğu öne sürülüyordu.

İddia ve yasak
Bazı okurlarımız haberde ‘çeviri hatası’ yapıldığı gerekçesiyle, Milliyet Dış Haberler Servisi’ni uyardılar.
Sayın Yusuf
Erkul’un itirazı şöyle:
“BBC’den çevirdiğiniz haberin orijinalinde, içinde kanserojen madde bulunan su ‘zemzem suyu’ olarak değil, ‘Mekke’den geldiği iddia edilen zemzem suyu’ olarak geçmektedir.
Westminster Belediyesi’nin zemzem suyunun ithalatını bu nedenle yasakladığı bilgisi de doğru değil. Haberin orijinalinde zaten yasak olduğu belirtiliyor.”

Yasaklanan su başka
Murat Başaran adlı okurumuz da yasağın bu olayla ilgisinin bulunmadığını, 20 Ekim 2005 tarihinde bir şirketin zemzem suyu olduğu iddiasıyla getirdiği suyun ticaretini yaptığını, İngiltere’de yaşayan İslam toplumunun “sahtecilik yapıldığı” gerekçesiyle yaptığı başvuru sonucu bu yasaklama kararının alındığını hatırlatıyor.
Okur şikâyetleri üzerine Ombudsman’a gönderdiği notta Dış Haberler Servisimiz hatayı kabul etti.
Açıklamaları şöyle:

‘Çeviri hatası yapıldı’
“BBC’den alınan haberin orijinalinde, içinde kanserojen madde bulunan su için ‘zemzem suyu’ değil, ‘Mekke’den geldiği iddia edilen zemzem suyu’ denilmiştir. Ayrıca
Westminster Belediyesi’nin ‘zemzem suyunun ithalatı zaten yasaktır’ ibaresi ‘Londra’daki Westminster Belediyesi’nin zemzem suyunun ithalatını yasakladığı’ şeklinde çevrilerek çeviride bir anlam hatası olmasına yol açmıştır. Okurlarımızdan özür dileriz.” ( Milliyet 17 Ekim 2006)

            YAA   ..TABİİİ ÇEVİRİ HATASI …:(

0001000120061218084155

basortusu3r    basortusu3r2

 

 Gazetecilik değil AHLAKSIZLIK

Hürriyet, “tesettür”le hiç alâkası olmayan bir olayı “tesettür faciası” şeklinde sunarak bir ahlâksızlığa imza attı… Vakit ise, olayın bütün taraflarıyla görüştü: İşte şimdi “yalan ve iftira”ları gözler önüne serip, hastane gerçeğini bütün çıplaklığı ile açıklıyoruz  18.12.2006

 

Hürriyet gazetesi dünkü manşetinde ‘Tesettür faciası’ ifadesini kullandı ve sadece Opr. Dr. Celal Tütüncü’nün ifadelerine başvurarak Konya Numune Hastanesi’ndeki tesettürlü radyoloji uzmanlarının, testislerinden rahatsız olan 16 yaşındaki bir erkek hastanın ultrasonunu çekmediklerini ve hastanın bu yüzden bir testisini kaybettiğini iddia etti. Hürriyet gazetesi, böylesine korkunç bir iddiayı tek kişinin asılsız beyanlarına dayandırarak manşete çekerken; Vakit, olayı bütün taraflarıyla görüşerek aydınlatıyor ve sorumlu gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini bir defa daha gözler önüne seriyor.

Olayı aydınlatmak için iddia sahibi Opr. Dr. Celal Tütüncü, Konya Numune Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Rıza Sarıbabıççı, Doğumevi Hastanesi Başhekimi Dr. Adnan Tekin, 16 yaşındaki hasta A.G, hasta A.G’nin yakınları, Konya-Karaman Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ömer Karahan, ayrıca isimlerini mahfuz tuttuğumuz Numune Hastanesi’nin uzman doktorları ve Sağlık İl Müdürlüğü yetkilileri ile görüştük. Ve sonunda, olayın bütün yönlerini hiçbir şüpheye ve boşluğa yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarttık.

DÜPEDÜZ YALAN!..

“Ben gerekli açıklamayı raporlarımda yaptım. İki bayan radyolog ultrason çekmemekte ısrar ettikleri için hasta mağdur oldu” açıklamasını yapan iddia sahibi Opr. Dr. Celal Tütüncü, “Bu işin tesettürle ilgisi var mı?” şeklindeki sorumuza karşılık olarak, “Evet, doğrudur” ifadesini kullandı.                     Bunun üzerine, Numune Hastanesi Başhekimliği ile temasa geçtik. Hastane Başhekimi Opr. Dr. Rıza Sarıbabıççı’dan hem yazılı hem de sözlü olarak, olayın safahatına ilişkin bilgileri aldık. İşte Başhekim’in konuya ilişkin “yazılı açıklama”sı:

“Hürriyet gazetesinde 17.12.2006 günü yayınlanan ‘Testis diye çekmediler’ başlıklı haber, tarafımızdan incelenmiştir. Yapılan araştırmada, haberde iddia edildiği türden kesinlikle türbanla ilgili bir durum söz konusu olmadığı gibi, bayan radyoloji uzmanları ile ilgili bir sorun da bulunmamaktadır.

01.01.1991 doğumlu Ali Faruk Gündoğdu isimli hasta 13.11.2006 günü saat 14.20’de Konya Numune Hastanesi Üroloji Polikliniği’ne müracaat etmiştir. Üroloji Uzmanı Dr. İskender Nesimoğlu tarafından muayenesi yapılmış, ‘testis iltihabı’ teşhisi konmuş ve gerekli tedavisi kendisine verilmiştir.

Aynı gün hasta, 17.19’da Üroloji Uzmanı Dr. Celal Tütüncü tarafından ‘Üriner sistemin diğer bozuklukları’ ön tanısıyla, dışarıdan hastaneye yatışı yapılmıştır. Saat 18.17’de hastaya Skrotal Ultrason tetkiki istenmiştir.

Ülkemizde mevcut mevzuata göre radyoloji uzmanları günde 5 saat çalıştıkları için, gün içerisinde bir grup 08.00-13.00, diğer grupsa 13.00-18.00 saatleri arasında görev yapmaktadır. Daha sonrası vakalar için icapçı uzman hekimler, acil durumlar için hastaneye çağırılmaktadır. Acil olmayan vakalar ise ertesi gün mesai içerisinde değerlendirilmektedir. Mesai içindeki acil durumlarda ise, hastanın hemen gerekli tetkikleri yapılmaktadır.

BÖYLE BİR DAVET YOK

Hastane kayıtlarında, Ali Faruk Gündoğdu için saat 18.17’de ultrason istenmiştir. Bu durumda yapılması gereken; ‘acil’ kaydı mevcutsa, o günkü icapçı uzman hekimin, hastaneye hastayı muayene eden hekim tarafından davet edilmesidir. Yapılan araştırmada, hastanın hekimi tarafından böyle bir arama daveti yapılmadığı tespit edilmiştir.

Hastaneden yapılan icapçı hekim aramaları, herhangi bir sorun yaşanmaması için, kayıt altına alınmaktadır. Yine hastanemiz tam otomasyon sisteminde olup, hastalarla ilgili yapılan tüm işlemler kayıt altına tam zamanında alınmaktadır. Zaman ile ilgili kayıtlara, sistem herhangi bir müdahaleye izin vermemektedir.

Ayrıca 13 Kasım 2006 akşamı icapçı Radyoloji Uzmanı Dr. Levent Kaya olup, bayan hekim, o gün nöbetçi değildir. Yine hastanemizde 10 Radyoloji Uzmanı görev yapmakta olup, bunlardan 4’ü bayandır. Yani mesai saatinde bayanın ultrason çekmemesi gibi bir durum yaşansa bile, erkek uzmanlarca bu yerine getirilirdi. Böyle hasta ayırımına gitmek gibi bir durum hastanemizde kesinlikle yaşanmamış olup, tıp eğitimi almış hekimlerimizin de cinsiyet ayırımcılığına gitmesi gibi bir durum kesinlikle bundan sonra da yaşanamaz.

Hasta Ali Faruk Gündoğdu’nun gerekli tetkiki 14.11.2006 günü gerçekleştirilmiş olup, sonucuna göre duruma uygun, gereken tıbbi girişimler ilgili Üroloji Uzmanı Dr. Celal Tütüncü tarafından gerçekleştirilmiştir.”

SÖZLÜ AÇIKLAMA: KORKUNÇ İFTİRA!..

Bu, Başhekim’in yazılı açıklamasıydı… Sarıbabıççı’nın sözlü açıklaması ise şöyle oldu:

“Ortada korkunç bir iftira var. Bu, hastanemize yapılmış bir iftiradır. Olayın bayan doktorlarımızla ya da başörtüsüyle uzaktan yakından alakası yok. Kayıtlarımıza göre hasta saat 18.17‘de gelmiş. Bir bayan uzmanımızın, testisten dolayı ultrasonu yapmadığını iddia ediyorlar. Oysa kayıtlar ortada.

Radyoloji Uzmanı Dr. Ayşe Yüce Aktaş, sadece 2006 yılında 4 ayrı kişiye aynı işlemi yapmış. Yine testis söz konusu. Sayın Dr. Aktaş, 2 Mart, 12 Nisan, 7 Ağustos ve 7 Ekim 2006 tarihlerinde 4 ayrı hastaya bu işlemi yapıyor. Eğer böyle bir tavrı olsaydı, onların ultrasonlarını da reddederdi.”

KENDİ HATASINI BAŞKASINA YÜKLEMEK İÇİN

Konuyu, Hürriyet’le birlikte tesettüre yıkmak isteyen Celal Tütüncü’nün, hastanın testisini kaybetmesine ilişkin sorumluluğuna dikkat çeken Başhekim Sarıbabıççı, şunları söyledi:

“Doktorun, acil durumlarda, yüzde yüz teşhisi veren ‘renkli doppler’ istemesi lazımdı. Oysa bunu yapmamış. Skrotal ultrason için göndermiş. Bu, durumu acil olmayan vakalar için istenir. Arkadaşlar da, 18.17’de yani mesai saatinin bitiminde gerçekleşen başvuru için, durum acil olarak bildirilmediğinden ertesi güne bırakmışlar. Ertesi gün de ultrason işleminin yapılmadığı doğru değil. Saat 14.00’te bu işlem tamamlanmış. Ortada, sayın Tütüncü’nün ihmalleri var. Birincisi acil olarak sevk etmemek, ikincisi yanlış teşhis vasıtasına başvurmak. Bu hatalarından kaynaklanan yükü başkasına havale etmek için mi yapmış, bu nokta üzerinde duruluyor.”

  1. TEKİN: “HEKİMLİK KUSURU!..”

Doğumevi Hastanesi Başhekimi Dr. Adnan Tekin de, kadın uzmanın tesettüründen dolayı testis ultrasonuna yanaşmadığı yönündeki iddianın hiçbir dayanağının bulunmadığını, ortada korkunç doktor ihmalleri bulunduğunu ve Celal Tütüncü’nün bu ihmalin faili olduğunu söylediDr. Tekin’in açıklaması şöyle: “Bir hastanın testisinde arıza varsa, renkli doppler istenmesi gerekir. İşi tesettüre bağlamak isteyen doktor bunu istememiş. Bu, korkunç bir hatadır. Testisin damarsal arızalarında, yüzde yüzlük teşhisi, renkli doppler belirler. İkinci olarak da, bu vakalar, bekletilmez. Gece de olsa gündüz de olsa, icapçı doktor çağrılmalıdır. Ertesi güne kesinlikle bırakılamaz. O gün Doktor Levent Bey icapçı hekim olarak çağrılmalıydı. Bu yapılmamış. Maalesef kendisi o anda işini iyi yapmadığı için, bu ihmalleri göstermiş. Tesettür ile ne alâkası var?..”

MAĞDUR GENÇ KONUŞUYOR

Doktor ihmalinden dolayı testislerinden birini kaybeden 16 yaşındaki hasta Ali Faruk G de, Vakit’e açıklamalarda bulundu. Meselenin başörtüsüyle alâkalı olmadığını tekrar tekrar ifade eden A.G, “Uzun süre bekledik. Kimin kusurlu olduğunu bilmiyorum. Ultrasonda bulunan bayan başörtülü değildi. Erkek doktorlar da vardı. Başörtüsü meselesi nereden çıktı, başörtülü olduğu için benimle ilgilenmediği nereden çıktı, bilmiyorum. Ben kimseye böyle bir şey söylemedim. Böyle bir şey de yok zaten” dedi.

TABİP ODASI BAŞKANI:

YIKARIM ÖYLE HASTANEYİ!..

Konya Karaman Tabip Odası Başkanı Prof.Dr. Ömer Karahan da, Hürriyet gazetesinin haberinin büyük bir skandal olduğunu söyledi. Hürriyet’in hiçbir araştırma yapmadan, hastaneyi, tıp camiasını hedef aldığını belirten Karahanihmalini, tesettür konusunu istismar ederek kapatmak isteyen Dr. Tütüncü’ye de tepki gösterdi: “Maksat, bir kaşık suda fırtına kopartmak. Ben o doktor arkadaşımızın böyle bir yola başvurabileceğine ihtimal vermezdim. Ama yaptı maalesef. Konuyu araştırdım. Asla böyle tesettür hassasiyetinden dolayı testis ultrasonu almamak diye bir şey yok. Bu olabilir mi, bunun olduğu hastaneyi ben yıkarım arkadaş. Bir doktor hasta ve organ ayırt edebilir mi?.. Asla olmadı ve olmayacak böyle bir şey. Bu nasıl olur, bu hanım doktorlarımız zaten ihtisas alırken her cins hastaya ve organa bakıyorlar. Bu ülkede bir kısım insanları yalan haberlerle hedef alıyorlar. Başörtüsü meselesinin üzerine böylece gidiyorlar. Tesettürlünün hastayı reddettiği yalan, yalan, yalan. Korkunç yalan!..”

HASTANE DOKTORLARI NE DİYOR?..Korkunç iftiraya, Numune Hastanesi’nin ismi mahfuz uzman doktorları da tepki gösterdi. Arkadaşlarının daha önce çeşitli defalar testis ultrasonu çektiklerini belirten uzmanlar, “Bugüne kadar böyle bir olay meydana gelmiş mi?.. Ortada bir iftira var, arkadaşlarımız dava açacaklar. Olan, iftiraya zemin hazırlayan Dr. Tütüncü’ye olacak. Bu, sadece arkadaşlarımıza değil, tıp camiasına atılmış korkunç bir iftiradır, gerekli kanuni başvurular yapılacak”dediler.

 

 

                                             Yimpaş’ın parası Nakşilere gitti

Boris Kalnoky imzasıyla yayınladığı haberinde Yimpaş’ı mercek altına alan Alman gazetesi Die Welt, Avrupa’daki Türklerden toplanan paraların Avustralya üzerinden Türkiye’deki Nakşibendilere gittiğini öne sürdü. Kalnoky’ye göre para transferleriyle gençliği etkilemek ve politikada etkin olmak amaçlanıyor… ( Hürriyet :27 Ekim 2006  )

                                                      TEKZİP

Hürriyet Gazetesi’nin 29 Ekim 2006 tarihli nüshasının 24. sayfasında “% 40 özel hesaba” başlıklı 8 sütuna manşet haberin altında “İşte şeyhe giden 1 milyonun dekontu” başlıklı haberde, “Hürriyet, Yimpaş’ın Avrupalı Türklerden topladığı paraları Avustralya üzerinden Nakşibendilere aktardı” şeklindeki iddiasının belgesi olan banka dekontunu ortaya çıkardı. Bu banka dekontuyla, Yimpaş’ın Avustralya’da kurduğu Yimpaş Co Limited Şirketi’nden 1 milyon Avustralya Doları’nın 17 Aralık 2001’de Nakşibendi tarikatı lideri Muharrem N.Coşan’ın Lloyds TSB Bank’taki hesabına gönderdiği görülüyor” şeklinde yer alan ifadelerin tamamı gerçeğe aykırıdır.

Her şeyden önce şunu belirtmek isteriz ki, müvekkilim Muharrem Nureddin Coşan’ın, yurtdışından para toplanması, aktarılması vb. işlerle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmadığı gibi, bu tür işlerin içinde olanlarla herhangi bir bağlantısı da sözkonusu değildir. Sözkonusu haberde, belge olarak yayımlanan dekont, Yimpaş Australia Co. Ltd.’nin müvekkilimin sahibi olduğu ve merkezi Avustralya’da bulunan Server Holdings Australia Pty Ltd. isimli şirketten 23.07.2001 tarihinde aldığı, 1 milyon Avustralya Doları tutarındaki borcun geri ödenmesi ile ilgili dekonttur. İki şirket arasındaki ilişki tamamen resmi ve kayıtlara dayanmaktadır. Müvekkilime bunun dışında ödenen herhangi bir miktar kesinlikle sözkonusu değildir. Haberiniz gerçek dışı olmasının yanında, kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye yönelik olup kişilik haklarına da aykırıdır. Her türlü hukuki haklarımız saklı kalmak kaydıyla kamuoyunun bilgilerinize sunarız…           Muharrem Nureddin Coşan ( Hürriyet : 12.02.07 )

 

cumhuriyet_210715

 

 

 

 

HALA BU GAZETELERİ ALANLAR İLE  "MAHŞERDE" HESAPLAŞMAK FARZ ARTIK 

 

 

 

                                                                                                    :)