Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Batı ve İslam Arasındaki Oryantalizm

 Batı ve İslam arasında Oryantalizm

 

Oryantalist düşünce üstünlük psikolojisi içinde konuşur ve 'ötekini' söylemleri ile yeniden üretir. Modernizm ise batı dışı toplumları batılılaştırmayı hedefleyen bir ideolojik projenin adıdır. Oryantal söylem öteki olan batı dışı toplumlara yetersiz ve eksik olduklarını empoze eder. Ötekiler içinden ortaya çıkan yerli seçkin oryantal sınıf ise " dar, yıkıcı ve nefret yüklü olan" ulusçuluk söylemini efendisince  kabullenmek adına sahiplenmiştir. ( s.12-13)

 

Giriş

Batı, dini felsefeleştirirken doğu, gelenekselleştirmiştir. (s. 15) Edward Said'e göre doğu batının ekonomik kaynaklarının bulunduğu yerin adıdır. (s. 17)  Bu bakış açısı ile batı kendini efendi gibi görmüş ve doğuyu bir hasta gibi masaya yatırmıştır. Tanımlamalarda ise batılı usul ve kriterlere dikkat edilmiştir. (s. 18) Batı doğuyu anlatırken aslında kendini anlatmaktadır. Doğu despot ise aslında batı despot değildir.  Kölelikten bahsediliyorsa aslında bu batının ne kadar özgürlükçü olduğuna duyurmayı amaçlamaktadır. Mesela bir Filistinli İsraillin kendi ülkesini işgaline karşı çıkıyorsa aslında bu " İslam'ın  İslam olmayana karşı bir savaşıdır." Bir oryantalist için doğulu her zaman doğuludur  ( E. Said, oryantalizm, s. 144)  onun sağcı solcu , devrimci olması bir  şeyi değiştirmez. (s. 19) Hiç bir batı kaynaklı bile olsa ideoloji bir doğuluyu batılı yapmaya yetmez. Doğulu her şeyden önce doğuludur; bir Müslüman yarı Fransız olabilir  ama yarı Hıristiyan asla olamaz. (s. 20) Oryantalistler, doğu medeniyetlerinin Avrupa medeniyetine ne kazandırdığını belirleyerek onları bu eksen üzerinde değerlendirirken, zamanla özünü tanımaya dönük doğudaki faaliyetlere de fundemantalizm adını vermiştir. (Abdullah Topçuoğlu, Postmodernizm ve İslam, s.218)

 

Ontolojik açıdan doğu ve batı

Doğu da Allah'ındır!
Batı da Allah'ın!...
Onun yüz isminden biridir Hak
Methüsenalar olsun O'na. Amin. ( Geothe, Doğu-Batı divanı ) "O, doğunun da batının da rabbidir.Ondan başka ilah yoktur." ( Kuran, 73/9)

Doğu batı arasındaki fark sanata da yansımıştır. Doğu sanatta "duygu uygarlığını" temsil ederken batı sanatı "yaratma edimi" şeklinde algılar. (s. 27) Hıristiyanlıktaki oğul tanrı  inancı, kralları da tanrısal bir sıfat yaraştırılırken batılı sanatçılarda ise gizli bir yaratıcılık kompleksini ortaya çıkarmıştır. (s. 29)

 

Avrupa merkezcilik

Geçmişlerini batılılardan öğrenen topluluklar, kendi tarihlerinde kayda değer bir bilginin olmadığına inandırılmışlardır. Çünkü batı, dünya üzerindeki tek uygarlığın batı uygarlığı olduğunu zihinlere kazımıştır. Buradan doğulunun batılılara benzemesi gerektiği sonucu da kendiliğinde ortaya çıkmaktadır. Bir şeye benzemek ise kendi olmaktan vazgeçmekle mümkündür. (s. 31) Batılı olaylara iki ayrı pencereden bakar. Mesela bir " Fransız, kendi gibi batılı komşusuna hoşgörülü iken öteki kabul ettiği ve yönettiği zannettiği ülke  halklarına ise alaycı, küçümser ve merhametsizdir. ( Atilla ilhan, Hangi batı, s. 41) Doğulu toplum içinde elit kabul edilen bir kesim zamanla oluşturulmuştur. Bu kesim topluma  oryantalist düşüncenin biçtiği yolu salık verir. Bu elitlerin görevi cahil halkları eğitmek, uygarlaştırmaktır. Bilinçlenmenin yolu ise dini ve ahlaki  değerleri inkardan geçmektedir. (s. 33) Batı, Yunan-roma ve Hıristiyan üçlemesinin terkibinin sonucudur. (s. 34, 44) Doğu batı kavramları E. Said'e göre öteki ile efendi arasındaki ilişkiyi ifade eder. Batı güdümüne giren toplumlar ise her zaman dağılmış, parçalanmış ve özüne yabancılaşmıştır. Milleti Sadıka denen Ermeniler ne zaman ki batılıların oyunlarına gelip 'Hıristiyan olduklarını' hatırlarlar birden katliamlar başlar. Sonuç yüzyıldır dinmeyen eko-politik mücadeleler. Ama asıl sorun çıkaranların bu arada adı hiç geçmemekte ve asla kaybeden taraf olmamaktadırlar. Bu nedenle Said oryantalizmi, 'batı dışındaki toplumların yönlendirilmesi ve kullanılması için sarf edilen gayretlerin tümü' olarak nitelemektedir. ( E. Said, oryantalizm, s. 10- 32)

 

Avrupalılık bilinci ve ruhu

Huntigton'a göre AB özetle, "Avrupa kültürünü ve Batı Hıristiyanlığını paylaşan milletlerin birliğidir." (Halil İnancık, Türkiye ve Avrupa, Doğu  batı dergisi, Sayı 2, s. 20) Avrupa merkezci bakış açısına göre Avrupa dünya tarihinin merkezidir ve dünya tarihinde insanlığın başından geçmiş her önemli olay Avrupa bölgesinde ortaya çıkmıştır. (s. 43) Batı karşıtını üreterek varlığını canlı tutabilmektedir. Bunun içinde siyasi, kültürel bir karşıta ihtiyacı vardır.  Batı sömürücü karakterini, aydınlanma, modernleşme ve küreselleşme maskesiyle  örtmekte,  ötekine karşı militarist  tutumunu gizlemektedir. Özne Avrupa insanıdır, öteki ise nesnedir ve nesnenin değeri özneye olan yakınlık veya uzaklığına göre değerlendirilmektedir. Aradaki ilişki efendi köle ilişkisine dönüştürülmüştür ve öteki ile diyalog ya hakimiyet kurmak ya da ötekini kendi içinde eritmek amacıyla geliştirilmektedir. (s. 44)  Huntigton: "ABD kendini hep düşmanlarına bakarak tanımlamıştır. Önce monarşi Avrupa, sonra nasyonal sosyalist Almanya sonra komünist Rusya. Ama şimdi ne? Eğer bir düşmanımız olmaz ise gideceğimiz yer, tarihte Sovyetler birliğinin yanındaki çöplüktür." ( Ümit Özdağ, siyasi açıdan yeni dünya düzenine bakış, s.27) Avrupa dinden tecrit edilmiş bir beşeri yapıyı temsil etmektedir. Ötekine karşı bütününü korumakta militaristtir. Batı tarihin öznesi olarak kendini görür. Batı dışı toplumlar daha çok Avrupalı veya daha az Avrupalı şeklinde bir statüye sahip olabilirler. (s. 47) Ticari ham madde ele geçirme isteğinde olan oryantalist bakış açısı zamanla bir siyaset aracı olarak işlev görmeye başlar. ( Oğuz Adanır, Occıdentalısme, Doğu batı dergisi, sayı 14, s. 100) Kendisini kalın duvarlar gerisine hapseden bir Avrupalının insanlık barışına bir katkıda bulunabilmesi beklenemez. (s. 48)

 

                                                                                         Ötekeleştirme

Oryantalist bakış açısında Müslümanların kendi din ve dünyaları hakkındaki tasavvurları önemsenmemiş, Kuran'ın indiği devrin karakterleri ile ilgili tanımlanmalar dikkate alınmamış, Müslümanların kutsal metinleri ile olan diyalogları es geçilmiştir. (Bryan S. Turner, Max Webwe ve İslam, s.9) Doğuyu birikmiş kırgınlıkların ( !?) etkisi ile marjinal bir çizgide görmekte ise de batının yanlışlar yaptığını  da itiraf eden ( Montgomary Watt, Körfez savaşı sonrası Müslümanlar ve Hıristiyanlar, s. 326-345) batılılar da vardır. Alvin Tofler " Emperyalizmin sadece ekonomik bir mesele olmadığının aynı zamanda sömürgeleştirilen toplumların aşağı olduğu duygusunun dayatması olduğunun da farkındayım." ( Dünyayı nasıl bir gelecek bekliyor, s. 166) derken, Thiery Hentch ise, "Bizde bu kültürün mirasçılarıyız, ötekilerle yüzleşmeliyiz." ( Hayali Doğu, s. 11)  demektedir. "Eğer atalarım , Müslüman orduları tarından fethedilen bir ülkede Hıristiyan olmak yerine, Hıristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak 14. yüzyıl köy ve kentlerinde yaşamaya devam edebileceklerini sanmıyorum. Gerçekten de İspanya da ki Müslümanlara ne oldu? Ya Sicilya'daki Müslümanlara?  Yok oldular, tek kişi kalmamacasına katledildiler, sürgüne zorlandılar ya da cebren Hıristiyan edildiler. (Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler, s. 50) Nitekim Filistin'deki Hıristiyanlar, İslam egemenliği süresince, en mutlu devrilerini yaşamışlardır. Bu gün ise Filistin, Müslüman'ın dünya kamuoyu önünde katledildiği bir yer olarak varlığını sürdürüyor. (s. 90) Steven Run ıman, Haçlı seferleri tarihi , I/67, şöyle demektedir."Bir Bizanslı, kendisini Kahire veya Bağdat'ta Paris, Goslor veya hele Roma'da olduğundan çok daha rahat hissediyordu."

 

E. Said bir Hıristiyan olmasına rağmen eleştirileri hep kuşkuyla karşılanmıştır çünkü sonuçta o bir doğuludur. (s. 50) Roman ve sinema ile de batılı olmayanı ötekileştiren oryantalizm, batıyı hakim bir evrensel norm ve merkez olarak ilan etmektedir. ( Fuat Keyman, Oryantalizm, Derleme, s. 10) Doğu ise bu merkeze bağlı bir nesne olmaktan ileri gidememektedir. (s. 51) Doğu hakkında üretilen imgelerin kaynağı batılının zihnidir. Mesela hiç bir gayri müslim bir hareme giremediği halde bir çok Hıristiyan ressam harem resimleri yapmıştır. (s. 66) Hayalde üretilen doğu ile gerçek doğu ise birbirinden farklıdır. Bu şekilde özne olan batı, nesne olarak görülen doğuyu istediği gibi eleştirip değerlendirmekte ve yargılayabilmektedir. Çünkü yargıda bulunabilme hakkı, özneye ait bir özelliktir. (s. 55) Değer biçen de veren de öznedir. Öteki olan nesneyi anlamaya çalışmak yerine değiştirmeye çalıştı özne olan batı. Onu siyasi olarak sömürdü, entelektüel açıdan onu tanımladı, kültürünü değiştirdi. Ahlaki açıdan da " Neyi bizim gibi yapmadıkları, bizim gibi anlamadıkları" nı ortaya koydu. (Said, Oryantalizm, s. 2) Doğuluya düşen batılı kavramlarla kendini tanımlamaktı (s. 56) ama bunu da becerememişti (!) Bir fert ne kadar batıcı olursa olsun, eğer doğulu ise önce Doğuludur sonra batıcı. (s. 68) Bu açıdan Marx'ın ekonomik, Freud'un psikolojik, Darwin'in ise biyolojik teorileri oryantalizmin uç keşif kolları olarak tarihsel işleve sahip olmuşlardır. (s. 57)  Bu taşıyıcı kanal görevi gören ideolojiler sayesinde doğu dünyasında, yeni iç güçler oluşturabilmiştir batı. (s. 68) Doğu, başından beri batılının zihnindeki cinselliğin bir objesi idi. Mekanı ise sömürgeleştirilmesi gereken bir arazi. (s. 60) Mostesquieu, İran mektupları'nda bunu mizah-ironi karışımı ifade eder: "Bir insan nasıl acem olabilir?" ( G. R. Havens, Fikirler çağı, s. 102) Doğu hakkında önce gezginlerin anlatımları batılılar için kaynak oldu. Zamanla doğu ile ekonomik ve politik ilişkiler oldu. Bu defa akademik çalışmalar başladı. Zamanla ekonomik kaynakları usulüne uygun sömürüldü. Sömürü hunharca ve vahşice idi. Geri kalan zamanda ise doğuya düşen görev, bir pazar olması idi. (s. 65) Sömürülecek bir şeyi kalmadı ise batının ürettiklerini tüketmeli idi.!- Oryantalist söylemin anahtar kavramı ' keşif ' sözcüğüdür. Keşif bilinmeyeni ortaya çıkarmaktır. Batı tarafından bilinmeyen yok hükmündedir. Bir şey zamanla keşfedilir ve sonra da adam edilir.(s. 67) Yunanistan'ın Avrupa'nın kökeni olarak algılanmasındaki ısrarcı tutumun nedeni doğudan kurtulma mantığıdır. (s. 85)

 

Batılılara göre Türkler, sanatı, bilimi ve şehirleri yok eden barbar idiler. Dinleri, kaba zihinlerini yontmaya elvermediği için cahil idiler. Protestanlara göre tanrı Hıristiyanları Türkler aracılığı ile cezalandırıyordu. Türkler savaşı temsil ediyordu, Hıristiyanlar ise barışı. (s. 69) Batı haçlılardan bu yana karşıt olarak sadece İslam'ı görmüş ve  hala görmektedir. (s. 70)

 

Büyük karşıt: İslam-doğu

İslam, Hıristiyan batı için bir uyarıcı konumundadır. ( T. Hentch, Hayali doğu, s. 36) Hıristiyanlığın kendine dönüşünü ve kendi değerlerine sarılışını körükler. (s. 88) Bunun tarihi nedenleri de vardır: Daha Emeviler döneminde İstanbul'un kuşatılması, III: Leon'un 726 yılında başlattığı tasvir kırıcılık ( İkonoklazm) yani aziz ve Meryem resimlerini tahrip etme hareketleri ve ancak bu hareketin kanlı mücadelelerle sona erdirilebilmesi ( Işın Demirkent, İslam ansiklopedisi, Bizans, VI-234 ), haçlı seferleri...gibi. (s. 89) Varlığını ötekine bağlı üreten batı Hıristiyanlığı İslam'ı her zaman farklı göstermeye çalışmış ve bu eğilimini bugüne dek sürdürmüştür. (s. 90) Hıristiyanlar papalığın propagandalarından etkilenmişlerdir. Hz Muhammed onlara göre "bir sapkın, şeytanın yolunda giden birisi, sapkın keşişlerden aldığı derslerden etkisinde kalan" biri  idi.(s. 91) Müslümanlar barbar, şehvet düşkünü, siyah, çirkin ve köpek kafalı idiler.( Rana Kabbani, Avrupa'nın doğu söylenceleri, s.32-35) Batı Hıristiyanlığı şeytan ile savaşan bir din olarak görür. İslam hakkında kullanılan dil; zoolojik (hayvanbilimsel) bir dildir. ( Frant Fanon, Yeryüzünün lanetlileri, s. 39) İslam hoşgörüsüz, şiddet yanlısı, zorla din değiştirttiren, baskıcı, katı, kadınları köle gibi gören bir dindir. ( Eva de Vitray Meyerovitch, İslam’ın güler yüzü, s. 116) Cennetin yolu Kudüs'ten geçmekteydi. İsa'nın kabri sapkın barbarlarca kuşatılmışdı. ( T. Hentch, Hayali doğu, s. 53) 'Şeytanın esiri olmuş Müslümanlardan tanrının kabrini kurtarın' diye keşişler bağırıyordu. (s. 92) Amaç Hıristiyan birliğini oluşturmaktı. 1396'daki haçlı seferindeki amaç Kudüs değil İstanbul idi. Haçlı seferlerinden günümüze kalan ise tarihi İslam karşıtı teolojik ırkçılıktır. Haçlı seferlerinden sonra batılılar için doğu demek İslam demek olmuştur. (s. 93)

 

Haçlı seferlerinden sonra çeviriler durur. Batının İslam ile ilgili tanımı artık terör kavramı ile ifade edilir. (s. 95) Hayali doğu, haçlı seferleri ile ortaya çıkar. ( Hilmi Yavuz, Türk Müslümanlığı ve İslam üzerine, s. 95) E. Said, “ Hiçbir din, İslamiyet'le ilgili iddia edildiği gibi, batı medeniyetini tehdit ediyor, türünden bir değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. ( Said, Haberler ağında İslam, s. 13) Batıya tümü ile boyun eğmeyen tek medeniyet olarak İslamiyet’i görmüşlerdir. ( Said, haberler ağında İslam, s. 39)  Bütün halinde bir kainat ve Allah tasavvuru ortaya koymuş olan İslam, batı’nın, kutsaldan soyutlandırılmış tek kanatlı medeniyetini hala tehdit etmektedir. (s. 133)

 

 

 

 İslam peygamberi İsa düşmanı idi. (s. 96) Avrupa kutsal savaşlarda özümsediği kinden asla tam olarak kurtulamamıştır. ( R. Kabbani, Avrupanın doğu söylenceleri, s.15) 1920 yılında Fransız General Gouraud, Şam’a girince, Selahattin Eyyubi’nin türbesine giderek ve şeytanca bir zevkle: ” İşte yine biz geldik, Selahattin” demesi bitmeyen kine işarettir. (s. 96) Haçlı seferlerinden sonra Niğbolu ve Varna savaşları ile batının Osmanlı karşısında yenilgiye uğraması, zamanla dünya ticaret yollarının Osmanlıya geçmesi üzerine batı, ekonomik, siyasi ve kültürel politikalarını bu yeni karşıtı üzerine oturtmuştur. Batılı ruh kendi olumsuzluklarını ötekinin üzerine yıkarak, günahlarından arınmayı düşünmüştür. Yunan’da yabancıyı barbar olarak gören düşünce, bütün batı tarihi boyunca değişmeden devam etmiştir (s. 98, 104, 121) Sör Walter Scott’un Tılsım adlı romanından bir alıntı: Roman kahramanı Sir Kenneth, Müslüman bir Arabı bir çölde köşeye sıkıştırır ve ona şunu söyler: “ Bana asıl garip gelen nedir bilir misin? Sizlerin şeytanın evladı olmanız değil, bununla övünmeniz!” ( Said, Oryantalizm, s. 138 )

 

 Batılılık bilincinin şekillenmesine doğru

Batı ötekini dışlayarak hem hem kendi kimliğinin farkına varmış hem de kendini rahatlatmıştır. Avrupa'nın kuzey batısında olan Hollanda da bile İslam algısı değişmemiştir. Martin Luther, Osmanlı sultanını papa ya benzetmekte, onun papayı cezalandırmak için tanrı tarafından gönderildiğini iddia etmekteydi. (s. 102) İslam’ın yayılışı, durağanlaşan Hıristiyanlığa kırbaç etkisi yapar. ( Thierry Hentch, Hayali doğu, s. 98)

İstanbul fethedildikten sonra artık Osmanlı, askeri ve siyasi kurumları ile taklit edilecek bir üstün güç olarak algılanmaya başlanır. ( Halil İnalcık, Hermenötik, oryantalizm, Türkoloji, Doğu batı dergisi, sayı 20, s. 25) Osmanlı zamanla gerilese, İslam ülkeleri işgal edilse de batının yüreğinin en gizli köşelerinde hep bir orta doğu korkusu saklı kalmıştır. Ya Ortadoğu da yeniden bir İslam uygarlığı ortaya çıkarsa. Ya birlik çizgisinde el ele verip yeniden tek ülke olursa, o zaman batılılar kimleri sömürebilecektir? ( Mehmet kahraman, batıdan kendimize bakmak, Yedi İklim, sayı 58, s. 38) Aydınlanma, rönesanstan sonra da batılı insanın zihni aynı kalmış sadece şekil değişikliğine gidilmiştir. (s. 106)

 

Tanrının otoritesinden devletin otoritesine, feodal hiyerarşiden bürokratik hiyerarşiye kapılan ve eşrefi mahlukat iken iyi yurttaşlığa dönüşen, dinden kaynaklandığı iddia edilen eşitsizlikte modern hayatın ekonomik ve politik eşitsizliğine terk edilmiştir. En önemlisi de kutsallardan arındırılmaya çalışan akıl zamanla kendisini kutsallaştırmıştır. İnsan artık modern hayatın kamuya açık alanlarında bir atoma dönüştürülmüştür.( Neşet toku, Kültürel rölativizm zemininde insan, düşünen siyaset, sayı 15, s. 78) "Dünyanın Avrupalılaştırılması, evrensel bir kimlik üretmek anlamına gelmediği gibi, aksine tek tipleştirici bir özellik sergilemektedir. (s. 141) Müslüman'ın tanrı iradesi karşısında tek tipleşeceğinden söz eden oryantalist söylem, dünyanın, Avrupa merkezci bir söylemle batılı özneye bağlı olarak tek tipleştiğini" göz ardı etmektedir. (s. 194)

Batılı bilince göre, değer kazanmak veya kaybetmek, tarihin öznesi olan batıya yakınlık veya uzaklık ile ilgilidir. (s. 108) Her şey o kadar batı kavramları ile açıklanmaya şartlandırılmıştır ki mesela Selahatttin Eyyubi için, “ Sanki piskoposun veya rahibin önünde yemin eden şövalye “ (Vera Beaudin Saeedpour, Selahattin in mirası, s. 77-106)  kıyaslaması yapılmakta idi.. (s. 94) Batı makyajlı ihtişamını devam ettirebilmek için ötekinin cilalı sefilliğine ihtiyaç duymaktadır. (s. 111) Batı doğuyu ötekileştirdikçe kültür ve zenginliklerini sömürebilmiştir. Ötekinin insaniliği zaten eksiktir ve bütün olumsuzlukları taşımaktadır. (s. 113) Batı doğuya karşı uygarlaştırıcı bir misyon üstlenirken kilise de Müslümanlara karşı kurtarıcı bir misyon üstlenir. (s. 114)

 

 Avrupa’nın yorumladığı İslam

Asırlarca batılılar tarafından ezilen Yahudiler, günümüzde batılıların ileri karakolu olarak bir anda ezenlerin safına geçebilmişlerdir. Tarihte kendilerinin hamisi olan topluma karşı ileri karakol olmuştur Yahudiler günümüzde. ( Kemal Tahir, Sanat edebiyat notları 4, s. 39) Oryantalizm Müslümanları Hıristiyanlaştırma amacını da güder. (s. 123) Dinler arası diyalog ise bir monolog şeklindedir (s. 115)  ve amaç İslam’ı tanıma değil tanımlamadır. (s. 124) Amaç değiştirme, evrim geçirmesini sağlamaktır İslam’ın. Ama reformu kim yapacaktır, bu konuda bir otorite yoktur papalık gibi. Bu gerçekte bir sapmadır ve amaç siyasidir. (s. 125) İslam’da konsüllük sistemine benzer bir sistem olmadığını anlayamamaktadırlar. (s. 130)

 

Reform öncesi ezici ve zulmedici bir özelliği olan Hıristiyanlık aydınlanma sonrası sömürgecilikle bütünleşmiş ve sömürgeciliğin keşif kolu haline gelmiştir. (s. 127) Oryantalistler peygamberin parlak yeteneklere ve derin bir zekâya sahip olağanüstü bir karakter olduğunu söylerken, amaç, Kuran’ın böylesine derin bir kişilikten sadır olabileceğini duyurmaktır ve peygamberin vahiyle olan bağlantısını zayıflatmaktır. Muhammedcilik tehlikeli bir düşmandır. (Albert Hourani, Batı düşüncesinde İslam, s. 23, 32) Romanın bütün medeni insanları , vahşet meydanları olan arenalardaki merasimleri seyretmeye geliyorlardı. Roma hayat felsefesi bakımından lezzet ve maddeperstlik üzerine kurulmuştu. Avrupa'yı oluşturan son bileşke ise Hıristiyanlıktı. (s. 143 )

 

Oryantalist söylem, doğulunun bütün günahlarını İslam'a yüklemiştir. (Bryan S. Turner, Oryantalizm, kapitlizm ve islam, s. 15-21) Ama bizde de oryantalist girdaba kapılmayan yok gibidir. Mümtaz Turhan, 1961 yılında yazdığı Garblılaşmanın neresindeyiz adlı eserinin 10. sayfasında şunu söylemektedir: " Garb - batı- medeniyeti eski yunan ve Latin çerçevesi içinde meydana gelmiş bir Hıristiyan medeniyetidir. Taklitle bu iş olmaz, önce Yunan medeniyetinin kaynaklarına inmeli sonra da İslam ile Hıristiyanlığı telif etmemiz gerekmektedir." Mütercim olmakla mütefekkir olmak arasındaki farkı bazıları hiç bir zaman ayırt edemeyecektir. "Türk aydınının batılılaşma serüveni sonunda gelip oryantalistleşmede durması düşündürücüdür." ( Hilmi Yavuz, Batılılaşma değil, oryantalistleşme, Doğu batı dergisi, sayı 2, s. 100)

Batı bilimi insan çabası bir ürün olduğu için değer vermemiştir. Batı bilimi insan ve doğaya hükmetme aracı olarak kullanmıştır. Foucault, bilginin başkası üzerine abanan bir güç olduğunu, özgürleşmenin önünü keserek gözetlemeye dönük bir kip halini aldığını ifade eder." (Madam Sarup, Post-yapıcılık ve postmodernizm, s. 105) 19. YY'daki İslam araştırmaları, sömürgeci devletlerin dış politikalarına uzman desteği sağlamayı amaçlıyordu." ( M. Türköne, İslamcılığın doğuşu, s. 38) Kristof  Kolomb, seyahate çıkmadan önce yanına aldığı belgede, yanında seyahate çıkanların hiç bir suç nedeni ile yargılanamayacağını ifade ediyordu.  Kolomb'un seyir defteriden: " Yerliler kötülüğü tanımıyorlar. Öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silahları yok. Son derece saf, dürüst ve eli açıklar. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz." ( Sunay Akın, Kız kulesindeki Kızılderili, s. 13, 17-21)

 

Avrupa insanının asıl yüzünü gösteren, Duwarmish Kızılderililerinin reisi Seattle tarafından topraklarını satın almak isteyen ABD başkanı Franklin Pierce'e yazılan mektup: "Washington'daki büyük başkan bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz ? Ya toprakların sıcaklığını? Havanın taze kokusuna, Suyun pırıltısına Sahip olmayan biri onu nasıl satabilir ?... Şakıyan böcekler. . . Toprak bizim anamızdır.Derelerin ve ırmakların içinden geçen sular, sadece su değildir.Atalarımızın kanıdır o. Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam.  Beyaz adam bizi anlamaz, biliriz toprak onun kardeşi değil düşmanıdır. Toprağı çocuklarından çalar.Açlığın dünyayı saracak beyaz adam. Ve ardında koskoca bir çöl bırakacaksın. Sabahın sisi dağların karnından doğan güneşi görür Ve kaçar. Demir at (lokomotif), Öldürüp çürümeye bıraktığınız, binlerce buffalodan nasıl kıymetli olabilir ? Nasıl ? Anlamıyorum. Hayvanların başına gelen, insanın da başına gelecektir. Toprak bizim anamızdır.Ve toprağa tükürülmez.Toprak insana değil, insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece. . . Son buffalo da öldüğünde onları tekrar nasıl satın alabilirsiniz ? Beyaz adam geçici bir iktidardır ve o kendini her şey zannetmektedir. Hepimiz aynı büyük ruhtan geliyoruz. Beyazlar da bir gün bu topraklardan gidecektir. Belki de bütün ırklardan daha çabuk. Yataklarınızı zehirlemeye devam edin. Ve bir gece kendi çöplerinizde boğulacaksınız. Bütün buffalolar öldürüldükten, yaban atları ehlileştirildikten, ormanın en gizli köşelerine kadar dünya insan kokusu ile dolduğunda, sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra, bir bakacaksınız ki gökteki kartallar yok olmuş. Hızlı koşan taylara elveda demişsiniz. Bu yasamın sonu ve sadece daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır. . .Bu toprakları ve üzerindeki canlıları çocuklarınız için koruyunuz. Çünkü bu dünya kutsaldır. Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz, belki biz hepimiz kardeşiz. Bunu zaman gösterecek. " ( Necmettin Şahinler, Tarihe adanmış  sözler)


 

                                          


                    İsmail Süphandağı, Batı ve İslam Arasında Oryantalizm