Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 BATININ İSLAM'A  BAKIŞI  - ADALET, İNSAN HAKLARI, HUKUK İSTİYORUZ, DİLENMİYORUZ, ALACAĞIZ! -

   BATIDAKI KARIKATUR KRIZININ TEMELINDE BATININ ISLAM'A  BAKIS ACISI YATMAKTADIR!   BATI  ISLAM'I  VE DOLAYISI  ILE ONUN   ONDERINI DAIMA BARBAR VE  "SEYTANIN ADAMI"  OLARAK GORMUSTUR!  HACLI SEFERLERI ASLINDA  GUNUMUZDE HALA DEVAM ETMEKTEDIR...ABD  BASBAKANI BUSH'UN  " HACLI  SEFERI BASLADI " SOZU VE " TERORIZMLE MUCADELE EDIYORUZ" SOZLERININ ARKASINDA HEP BU MANTIK YATMAKTADIR !

 

 

 

 

                                                                   TORUN VE DEDESİ,  AMAÇ BELLİ!

                                

        Belçika'lı Irkçı ve İslam karşıtı Flaman Menfaati Partisi'nin eski lideri Dewinter: "Birçok fenalığın nedeni tüm kötülüklerin kaynağı ifadesini kullandı ve öldürme müsaadesinin bu kitaptan alındığını söyledi!" (Ocak 2015)  Yıl 1907, İngiliz sömürge bakanı William Eward Gladstone elinde Kuran ve mecliste bir konuşma yapar: " Bu Kuran Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hakim olamayız."

 

 

   

 

 

 

  - Mısır: Asker darbe yapar, yaklaşık 5.000 kişi;Camide, namaz kılarken öldürülür. Hepsi silahsız sivil direniş gösteriyordu. Batı, olayı darbe olarak bile isimlendirmez! -
      

 

                                                                                   



                                                                  DARBECİLER VE ABD VE RESMİ AÇIKLAMA
Cuma akşamı Fox News’e çıkan ABD ordusunun eski istihbaratçısı Yarbay Ralph Peters’in “Darbenin başarılı olmasını umduğunu, bu darbenin Türkiye’nin bir İslami diktatörlük haline gelmemesini sağlayacak son fırsat olduğunu” belirtmesi. MSNBC’de Erdoğan’ın Almanya’dan sığınma talep ettiği haberinin yayılma
sı ve darbe sonrası ABD’nin önemli yayınlarında çıkan ve neredeyse darbe neden başarılı olamadı diye sızlanan makaleler. John Kerry’nin o gece darbeye karşı olduğunu belirtmek yerine “barış ve istikrar” temalı açıklamalar yapması ve bu açıklamaların Mursi devrildiğinde yapılan açıklamalarla bire bir aynı olması. 15 Temmuz gecesi yayınlanan sıkıyönetim direktifinin açıkça Batı ittifakının hamiyetine göz kırpması. Uçakların kalkış ve yakıt ikmallerini İncirlik’ten yapması. İncirlik Üssü’nün Türk komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın, darbe girişimi başarısız olunca ABD’den sığınma talebinde bulunduğu iddiası. Türkiye’deki gelmiş geçmiş bütün darbelerde ABD’nin ya tasarımının ya desteğinin bulunması.

 


 

                                             

                                                 

                     
 

 

 Askeri darbeye 'Darbe' demeyenler,

iş ülkemizdeki terör örgütü taraftarı kuklalarının 'dokunulmazlıkları kaldırılınca' demokrasiye darbe diye cıyaklamaya başlıyorlar!
 

 

               

 

                                      'UYGARLAŞTIRMA MİSYONU'NDAN 'DEMOKRASİ' PALAVRASINA
Maskeli bir balo sahneleniyor beş yüz yıldır: Modern süreçte, liberal, seküler ve kapitalist söylemlerle ve yöntemlerle kıtalar, denizler ve bütün insanlık sömürgeleştirilmişti: Batılılar, modern dönemde 'insanlığa uygarlık götürme misyonu' palavrasıyla insanlığı modernliğin tutsakları hâline getirdiler. Daha ne istiyorlardı, 'uygarlaşacaklar'dı; 'modernleşecekler'di! Sonuç ne: Bütün insanlığın tutsaklaştırılması. Bütün insanlığın yalnızca Batılı kavramlarla, Batılı kurumlarla, Batılı hayat tarzlarıyla yaşamaya mahkûm edilmesi, epistemolojik / zihnî, ontolojik / varoluşsal, siyasî ve kültürel bağımsızlığını yitirmesi… İnsanlık tarihinin, Asya'nın, Afrika'nın, Latin Amerika'nın tarihinin durdurulması.

                                                       MASKELİ BALO SONA ERMEK ÜZERE

Müslümanları zorlu bir gelecek bekliyor… Ama Batılıların maskeli balosu sona ermek üzere… Maskeleri düştü artık: İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi gibi ayartıcı neo-liberal, postmodern söylemler, sadece insanları uyutmak, ayartmak ve daha derinlemesine sömürgeleştirmek ve köleleştirmek için geliştirilen palavra söylemlerdir. Müslümanlar, bağımsız olmadıklarını görmeli, İslâmî bir dünyanın, hayatın ve geleceğin inşası için topyekûn bir hurûç harekâtı başlatmalılar. Sömürgeci Batılılar tarafından çizilen ulusal, etnik, kabîlevî, mezhebî sınırlar, sadece Müslümanları sınırlıyor; ruhlarını ve hareket alanlarını daraltıyor; dar alanda kısa paslaşmalara, çatışmalara, anlamsız boğuşmalara mahkûm ediyor. Batılıların Mısır'daki vahşî katliama gözyummaları, katliamcıları sonuna kadar desteklemeleri, maskeli balo'nun sona ermesi, maskelerinin düşmesi anlamına geliyor. ( Yusuf Kaplan: YeniŞafak, 16.08.2013)

                                                                              BATI, DEMOKRASİ, TERÖR!

ABD’de El Kaide’nin parti kurup siyaset yapma hakkı var mıdır? Ya da DAEŞ’in Irak, Suriye, Almanya veya Fransa’da parti kurup siyaset yapma hakkı olabilir mi? Batı’da hiç kimse buna “DAEŞ ve El Kaide parti kurup siyaset yapabilir” demez. Ama nedense aynı Batı başka coğrafyalarda siyasi partilerin terör örgütlerine sırtını yaslayıp siyaset yapmasını teşvik ediyor ve destekliyor. Batı Türkiye’de terörün parti kurup siyaset yapabileceğini, terör örgütü üyelerini ülkelerinde en üst seviyede ağırlayabileceğini, onlara silah verebileceğini düşünüyor ve söylüyor.

Terörle bağlantılı bir siyasete ancak “teröre silah bıraktırma” vaat ve taahhüdüyle bir geçiş sürecinde müsaade edilebilir. Takım elbise giyip, elini kolunu sallayarak öldürdükleri hakim, savcı, polis ve askerin koruması altında gezemezler.  Teröristler, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii öldürünce meşru; Fransız, Alman ve Amerikalı öldürünce gayri meşru görülürse sorun orada başlar. Bugün ABD ve AB ile Türkiye arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından birisi de budur. DAEŞ ve El Kaide’nin öldürdüğü Batılılar için Brüksel ve Paris’e koşanların; PKK ve DAEŞ’in öldürdüğü Türk ve Kürtler için kılını kıpırdatması evrensel değerlere, insanlığın gereklerine ve insanlığın vicdanına en büyük ihanettir. Doğu blokunun dağılmasından sonra meydanı boş bulan NATO üncülüğündeki Batı, tüm dünyayı kendi zevk ve arzularına göre dizayn etme sarhoşluğuna kapılmıştır. Kendisine direnen tüm liderler, terör, darbe, seçim destekleri, halk ayaklanmalarıyla alaşağı edilmiştir. NATO ve amiral ülkeleri “terör örgütleriyle dünyayı dizayn icadından sonra” açıkça bu terör örgütlerini desteklemiştir. Terör örgütlerinin elebaşları bu amiral ülkelerin koruma kalkanı altına girmiş ve her türlü desteği almışlardır. PKK’nın beyin takımının yine Almanya, Fransa ve Belçika’da olması; bu ülkelerin siyasetçileriyle siyasi kurumlarında gövde gösterileri yapması da tesadüf değildir. ( Ramazan Yaşar; Diriliş Postası; 27 Kasım 2016)
 

 

                         
                                          İnsan hakları günü - ama onlar insan değil Müslüman tabii(!) - Arakan, 11.12.2016

 

      

        

                                               


    Siz hiç Yahudileri eleştirmenin “nefret suçu” olarak kabul edilmesine karşı çıkan bir çağdaş aydın(!) gördünüz mü? Evet, Yahudilere bırakın hakareti eleştiriyi bile “nefret suçu” kapsamında ele alanlara hiçbirinin itiraz ettiği yok! Hiçbirinin aklına “özgürlükleri savunmak” gelmiyor!Yahudilerin eleştirilmesi konusunda “bu kadar tutucu” olanlar her ne hikmetse Müslümanlara hakaret söz konusu olunca alabildiğince “ifade özgürlüğü yanlısı” kesiliyorlar! Bu nasıl bir çifte standart ya da ikiyüzlülüktür? ( Zeki Ceyhan: Milli Gazete, 17 Ocak 2015 ) Başkalarının özgürlüğünü kısıtlama özgürlüğü diye bir şey olmadığı gibi, başka insanların hukukuna tecavüz eden, hakaret eden, aşağılayan, nefret körükleyen söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değil. Müslümanların kutsal değerleri sözkonusu olduğunda bir anda “ifade özgürlüğünü” helvadan bir put gibi Müslümanların karşısına dikenler, mevzu Yahudi düşmanlığı, kendi içlerinde bir ırkçılık, nefret söylemi falan olduğunda o putu hiç yüzleri kızarmadan iştahla yerler. ( Yasin Aktay: Yeni Şafak, 17.01.2015 )

                                                    

    Belli ki Amerika için öncelik mağdurun ABD vatandaşlığı değil, asıl olarak nereli olduğu, o önemli. 3 Müslüman katledildi, ABD’den ses çıkmadı. Çarli’ye kıyamet koparanlar Müslümanların hedef alındığı ırkçı katliamı, “otopark cinayeti” olarak geçiştirmeye çalıştı.Temmuz ayında Kudüs’te Yahudiler tarafından yakılarak katledilen 16 yaşındaki Muhammet Ebu Hudayr’ın cenazesinde bir saldırı yaşanmıştı. Muhammed’in Amerika Florida’da yaşayan amcasının oğulları o cenazedeydi. 14 yaşındaki Tarık Ebu Hudayr, cenaze sonrası ortadan kayboldu. Sonra onu yakalayıp, öldüresiye döven İsrail polislerinin görüntüleri ortaya çıktı. Çocuk öldüresiye dövüldü ardından hapse atıldı. İsrail polisinin kameralar önünde öldüresiye dövdüğü Tarık, tıpkı önceki gün katledilen 3 müslüman gibi Filistin asıllı Amerikan vatandaşıydı. Tarık’ın babası Selahattin, İsrail’deki ABD Büyükelçiliğine ardından Florida’daki mahkemelere başvurdu, elinde oğluna uygulanan şiddetin belgeleri de vardı ama nafile İsrailli polisler hakkında hiçbir hukuki sonuç elde edemedi.  (Taha Dağlı, Haber7, 13 Şubat 2015)

 

                                                                                     3 MAYMUN

                                            İNSAN HAKLARI, DEMOKRASİ, LİBERAL EKONOMİ

 
 

  GÜNÜMÜZDE HALA YAPTIKLARI, NEDEN OLDUKLARI SOYKIRIMLAR ( ÇEÇENİSTAN, FİLİSTİN, MYANMAR, SURİYE, BOSNA, IRAK, AFGANİSTAN... ) DEVAM EDERKEN, YAŞATTIKLARI  BU KATLİAMLARI GÖRMEYİP, TARİHTEN SOYKIRIM (ERMENİ, RUM) ÇIKARMAYA ÇALIŞIR BATILI EMPERYALİST/SİYONİSTLERLER !

 

 

 

 

 

                                                 HIRİSTİYAN İSEN DİKTATÖR, ABD DÜŞMANI OL, NO PROBLEM!

 

                                                              Hıristiyan Örgüt 100 Bin Kişiyi Öldürdü

 BM'nin verilerine göre, Joseph Kony'nin yönettiği 'Tanrının askerleri'nin saldırıları, katliam boyutundan çıkıp soykırım boyutuna ulaştı.Uganda'da Hıristiyanlardan oluşan LRA -Tanrının Direniş Ordusu isimli LRA örgütünün, Kongo, Güney Sudan ve Merkez Afrika'da geçen 25 yılda 100 bin insanı katlettiği bildirildi. BM İnsan Hakları Komiseri Navi Pillay'ın ofisi tarafından yapılan araştırmaya göre LRA'nın 100 bine yakın çocuğu da kaçırdığı belirtildi. New York'ta konu ile ilgili açıklama yapan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, yakında katliamlarla ilgili raporun yayınlanacağını söyledi.

 Dünya Bülteni'nde yer alan habere göre; LRA lideri Joseph Kony, savaş suçlusu olarak Uluslararası Lahey Mahkemesi tarafından aranıyor. LRA 80'li yılların sonunda Kuzey Uganda'daki 'Acholi' kabilesinin haklarını savunmak için kurulan bir örgüt. Bugün ise Afrika'nın merkezinde yaptığı katliamlar, tecavüzler ve çocuk kaçırma eylemleriyle tüm dünyada adı biliniyor. Ben Ki-moon, son zamanlarda LRA'nın eylemlerinde azalma görülse de, Merkez Afrika Cumhuriyeti ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin bazı sınır bölgelerinde eylemlerine devam ettiğini kaydetti.

 BM raporuna göre LRA, 2012'de 212 saldırı eylemi yaptı ve bu eylemlerde 45 kişi örgüt tarafından öldürüldü. Dörtte biri çocuklardan oluşan 220 kişi de yine bu örgüt tarafından kaçırıldı.

 

                                                  

 

       
 

                                       

 

                           
                                          Arakan Müslümanlarını öldürmek için silah talimi yapan barışçı  (!) Budistler

 

                  

                    Bunları Müslümanlar Hıristiyan veya Budistlere hele hele Yahudilere yapacaktı, daha azı bile olsa...!

   

 

                                
 

                                                                              Terörist Müslümanlar öyle mi?

 

                            

             

 

    PETROLSE PETROL, ABD DÜŞMANLIĞI İSE TAM DÜŞMAN, SOLCULUK İSE SAPINA KADAR, YETMEDİ, KATLİAM, İNSAN HAKLARI İHLALLERİ ...VS HER ŞEY TAMAM!  TERÖRİST İLAN ET, ÜLKEYİ İŞGAL ET NE İSTERSEN YAP!

 

    AMA YAPAN HIRİSTİYAN OLUNCA, ABD YANI BAŞINDAKİ VENEZUALE'YE DEĞİL, MÜSLÜMAN ABD'Yİ İŞGAL EDER, İNSAN HAKLARINI İHLAL EDEN HIRİSTİYAN OLUNCA KİMSENİN AKLINA DİKTATÖR, KATİL KELİMELERİ AKLINA GELMEZ!

 

 

                   

 

  Venezuela son yıllarda yapılan keşifler sonucunda 2012 yılında dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi durumuna gelerek, bu alanda Suudi Arabistan'ı geçmiştir.Böylece petrol rezervleri konusunda Suudi Arabistan yaklaşık 70 yıldır sürdürdüğü liderliğini kaybetmiştir. (wikipedia.org)

 

                             

 

 

 

                                                             YAHUDİ DE OLABİLİRSİN, YETER Kİ MÜSLÜMAN OLMA!

 

  Birleşmiş Milletler, 1947 yılından itibaren İsrail'e karşı yüzlerce karar aldı. 1967-1989 yılları arasında Güvenlik Konseyi'nde alınan 131 karar doğrudan Filistin'e yönelik tehditler, saldırılar ve ihlaller ile ilgili oldu. BM İnsan Hakları Konseyi'nin İsrail'i kınayan kararları ise diğer tüm ülkelerin toplamına karşı alınan kararlardan daha fazla...Ancak bu kararların hiçbiri uygulanmadı, uygulanamadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesinin, ve genellikle ABD'nin veto hakkını kullanarak uygulatmadığı, İsrail'in de uygulamadığı kararlar, İsrail'i uluslararası hukuku çiğneyen ve devlet terörü uygulayan bir numaralı devlet olarak tescilliyor. (3 Aralık 2012)

 

 

 

                                 

 

 Ukrayna'da AB taraftarı gösterilerde 100 kişi öldürüldü ( Şubat 2014) diye dünyayı yerinden oynatan AB, seçilmiş hükümeti darbe ile düşüren ve buna karşı çıkan sivil halkın on binlercesini katleden Mısır ordusuna ( Ağustos 2013) değil karşı gelme destek olan batı ahlakının çifte standardından mı demokrasi, hukuk, ahlak öğreneceğiz?! Veya batı kaynaklı ideolojiler olan kapitalizm/sosyalizmi savunan insanlar mı bize akıl verecek, savundukları sistemi kabul etmemizi isteyecek... ?!

 

 

 

                        

 

 

 

 

                                                               YA MÜSLÜMAN'SAN, DOĞUŞTAN GÜNAHKARSIN :

 

                                                                                        BALKAN HARBİ!
                   Ermenilere Osmanlı'nın sağladığı " yolluk, özel koruma" gibi ayrıcalıklar tanınmadan yani tehcir değil zorunlu göç!

  1.265.096 kişi, yaşanan büyük facianın ardından doğup büyüdüğü toprakları terkederek hayatta kalmaya muvaffak olabilenlerdi ama göçe mecbur tutulanların tam adedi hâlâ bilinmiyor...1.265.096 kişinin zoraki yolculuğu birkaç ay sürdü; kar, fırtına ve çamur içerisinde çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek, sadece yürüdüler, daha yüzbinlercesi yollarda hastalık, ayaz yahut çetelerin veya askerlerin saldırıları yüzünden zaten canından oldu; sadece geride bıraktıkları evleri ve barkları değil, yanlarına aldıkları üç kuruşluk eşyanın nerede ise tamamı yağmalandı veya can bedeli olarak dağıtmak zorunda kaldılar.Yola zamanında çıkamayanlara "Ölümlerden ölüm beğen!" dendi. Diri diri yakılanları da oldu, hiçbir suçları yokken darağaçlarında can verenleri ve yine diri diri gömülenleri yahut süngülerle delik deşik edilenleri de... Uğradıkları tecavüzün utancını taşıyamayan hamile gelinler kendi canlarını kendileri aldılar, almaya vakit bulamayanların hayatını da çetecilerin bıçakları noktaladı...Geride bıraktıkları evleri, bağları, tarlaları ve bütün herşeyleri yağmalandı, kapanın elinde kaldı, hattâ köylerinin ve kasabalarının isimleri bile değiştirildi...Aşağıda yüz Euro'luk bir altın hatıra parasının fotoğraflarını görüyorsunuz... 2012'de Balkan Harbi'nin yüzüncü yıldönümü vesilesi ile Yunan Merkez Bankası'nın çıkarttığı paranın ön tarafında Balkan Savaşları'nda donanmamızın canına okuyan Amiral Pavlos Kunturiotis, arka yüzünde de Kunturiotis'in meşhur Averof Zırhlısı var! Ben yorum falan yapmayayım, yüz Euro'luk bu hatıra parasına bakın ve düşünün, kâfi...

                                                                  
                    Hiç bir şey unutulmadı, kafir hala her şeyi canlı tutuyor, unutan biz, hatırlattırılacak olanda...!

 

 

 

                                                                           BBC ve öldürülen militanlar!

 

 

 

                   

 

 

           

 

     

 

 

                  

 

Fransa Başkanı Sarkozy: "Türkiye bir Asya Minör ülkesidir, Avrupa'da değildir. Avrupa ile her zaman ilişkisi olacaktır. Ancak tam üye olarak Avrupa'da yeri yoktur. (29 Ekim 2015)

      

       

 

 

     

 

                                  KONUYU DİN - İSLAM'A GETİRMESİ İŞİN İLGİNCİ, GİZLEMEYE GEREK DUYMUYOR
                      ( IRAK'A DEMOKRASİ GETİREN (!) BUSH KADAR LAF CAMBAZLIĞI YAPMA GEREĞİ DUYMADI! )

 

 

 

                    

 

                     

 

                             

 


 

                            HZ. MUHAMMED'I  TERORIST GOSTEREN  AVRUPA'DAKI KARIKATURLER UZERINE

    Eylemin arka planındaki “teolojik” veya “seküler” batılı zihnin temel kodlarını deşifre etmesi açısından son derece öğreticidir.Meseleye ister “Hıristiyan Batı” bazında yaklaşılıp “teolojik” açıdan, isterse de “Seküler Batı” çerçevesinde yaklaşılıp “ideolojik” noktadan bakılsın; her iki halde de, bu tür çirkinlikleri sergilemeye son derece teşne bir zihinle karşı karşıya olduğumuzu fark edebiliriz.

Teolojik açıdan bakıldığında, Hıristiyan Batı’ya göre İslâm, vahiy ürünü bir din olmadığı gibi, Hz. Muhammed de (a.s) hiçbir ilahi yetkisi olmadığı halde oturup kitap yazmış biridir.İslâm üzerine kitap yazan Hıristiyan teologlar, eserlerinde İslâm’ı sapkın bir yol, onun peygamberini de -haşa- “deccal, büyücü, müellif, cinsel arzularına düşkün, insanları kılıçla yola getiren zorba, terörist vs” sıfatlarla nitelemişlerdir.Onlara göre 2 semavi din vardır: Hıristiyanlık ve Yahudilik.Kitab-ı Mukaddesi de kronolojik olarak “Eski Ahit (Tevrat), Yeni Ahit (İncil) olarak tesmiye ederler ki, onlar nezdinde Kur’an hiçbir şey değildir.
Herkesin günahkar doğması tezinden hareketle vaftiz edilmiş olmayı adeta insanca muameleye tabi tutulmanın ön şartı sayan, vaftiz edilmemiş olanlara karşı yapılacak fenalıklardan dolayı herhangi bir uhrevi sorumluluk ortaya çıkmayacağına olan inanç da, bu zihni besleyen en önemli teolojik doktrindir.
Tarihte Kızılderili, Anzak, Aborjin vs yerli halklara bu kadar rahat kıyılmasının, bir başka deyişle “öteki” tabir edilenlere karşı insan hakları noktasında o kadar umursamaz davranılmasının bir nedeni de, Hıristiyan teolojisinin bu tür şeyleri tecviz eden doktriner yapısıdır.
Böylesi bir teolojik arka plana sahip bir zihnin, “öteki” saydığına karşı en azından adab-ı muaşerette saygılı bir tutum takınması beklenir ama bunun her zaman çok kolay olmayacağı da açıktır.
Batı’yı tek bir pencereden ibaret saymayıp, meseleye “Sekülerleşmiş Batı” perspektifinden bakmak suretiyle olayı “özgürlükler” açısından ele alarak “sindirilebilir” kılmaya çalışanlar da, batılı zihnin bir başka açıdan değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Gerçekten de kutsal olandan soyutlanmayı veya kutsalları sıradan ve önemsiz bir ayrıntıya indirgemeyi, aydınlanmanın ve sekülerizmin ön koşulu sayan zihniyet nezdinde özgürlüğe tanım getiren kodlar çok farklıdır.
Esas sorun, içeriğini kendi zihin kodlarıyla belirledikleri nevi şahsına münhasır ve yelpazeyi; her türlü kutsal olanla alay etmekten, aynı cinsten olanları evlendirmeye kadar genişleten son derece ölçüsüz bir özgürlük tanımını, çağdaşlık, modernlik ve aydınlanma adına herkes için genel geçer kılmaya ve kabullendirmeye çalışmalarıdır.
Dolayısıyla batılı zihin “özgürlük” dediğinde, tanımını, içeriğini ve çerçevesini kendi belirlediği “özel” bir şeyi kastetmektedir.
Esasen “yeni dünya düzeni” adı altında tedavüle sürülen ve halen dünyaya kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen olgu da, bütün dünya halklarını, doğruluğuna ve mutlak üstünlüğüne önceden karar verilmiş bir uygarlığa eklemleme ve bu eklemlenmenin siyasal ve ekonomik çıkarlarla en iyi şekilde örtüşeceğine olan inancın eseridir.
Çok kutuplu dönemde “dışta bırakarak” siyasal ve ekonomik çıkarları maksimize etmek” anlayışı, Doğu Bloku’nun çöküşüyle birlikte yerini “kendine çekip dönüştürme ve benzetme” politikalarına bırakmıştır.
Geçmişte en kanlı, en despot diktatörlerle her türlü işbirliğini yapıp onlara her türlü desteği sağlayanların, şimdilerde “demokrasi getirme” iddiasını öne çıkarmaları ilginçtir.
Onların demokrasi getirmekten anladıkları sadece savaş, kan veya enerji kaynaklarına el koymak değil, aynı zamanda uslu uslu sömürülmeyi mümkün kılacak bir zihni yapıyı da tesis etmektedir.
Bu çerçevede İslâm dünyasında yaşayan halkların “özgürlük” anlayışına yeni bir konsept kazandırılmaya çalışılması, en ciddi amaçlardan biridir.
Nitekim, karikatür olayı akabinde gündeme gelen “özgürlük” tartışmaları da bu noktada son derece ilginç ipuçları vermektedir.
Elbette bir tek batı yoktur, elbette batılı zihin denildiğinde yekpare değil versiyonları olan bir yapı göz önüne alınmalıdır ama…Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, sonuçta batı batıdır.  ( Vakit : Mehmet Emin Kazcı: 07.02.2006 )

      Müslümanlar ilk defa bir hakaretle karşılaşmıyor. 80’li yılların fırtınalarından biri Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri romanı idi.Yakın tarihte Hollanda’da işlenen Van Gogh cinayetinin arkasında da aynı sembol duruyordu. Bugün kadim Avrupa şehirlerini dolaşanlar, kiliselerin duvarlarında mutlaka bir-iki tane İslâmiyet’i tahkir eden resim bulurlar. Genel figür, ayaklar altında çiğnenen bir hilaldir...Dante’nin ünlü İlahî Komedya’sında, bugünkü karikatürden daha ağır resimler ve hakaretler yer almaktadır. Bugün, İslam dünyasında büyük infiale yol açan karikatür, bir toplumu değil, doğrudan bir inancı, yani İslâm dinini hedef alan bir hakareti ifade ediyor. Yayılan gerginliğe rağmen “ifade özgürlüğü” adına karikatürü savunanların bulunması, hakareti, temsil edici bir hüviyete büründürüyor..

   Müslümanların, bidayetten bugüne Avrupa Hıristiyan alemi ile yaşadıkları tarih, genel kural olarak iki düşman kanadın tarihidir. Bu düşmanlık Haçlı Seferleri ile ete, kemiğe ve kana bürünmüştür.

Bu düşmanca birikimin bir yönü hep atlanır. İslâmiyet İbrahimî bir dindir. Üç büyük din, birbirinin devamıdır. Müslümanlar, peygamberimizle ilahî mesajın kemâle erdiğine inanırken, Hıristiyanlar, tıpkı Yahudilerin Hıristiyanlığı yoldan çıkmış bir Yahudi tarikatı olarak görmeleri gibi, İslamiyet’in Hıristiyanlığın mesajının tahrifiyle ortaya çıktığına inanırlar. İlave olarak bir Katolik için, Müslüman ile Protestan arasında inanç karşısındaki durumları açısından hiçbir fark yoktur. Ortadaki gerginlik, Konfiçyüanizm veya Hinduizm ile İbrahimî dinler arasında geçmiyor.

  Dünya’ya “Büyük Oyun”un açtığı pencereden bakmayı deneyelim. Pentagon, Kongre’ye sunduğu raporda başdüşman olarak Çin’i gösteriyor. Geleceğin güç hesapları ve planları açık yapılıyor. Bu planların arasında özne olarak bugün hakarete uğrayan Müslümanlar yok. İslam dünyası, büyük güçler arasındaki çekişmede masaya sürülen bir “koz” olarak yer alıyor. Dünyanın hemen her ülkesinde Müslüman azınlıklar var. Bu azınlıklar, bir “güvenlik” sorununa dönüştürülüyor. İki şeyi hatırlayalım: Paris varoşlarında günlerce süren ayaklanma Amerikan basını tarafından “İslamcı bir ayaklanma” olarak takdim edilmişti. Avrupa’da, Müslüman göçmenler sorunu, özenle ve dikkatle “din sorunundan kaynaklanan bir terör” sorununa dönüştürülüyor. Karikatürlerle tırmandırılan gerginlik, bu amaca hizmet ediyor. İkincisi, ABD’nin gelecekteki rakipleri olan Çin, Hindistan ve Rusya’nın hatırı sayılır Müslüman azınlıkları var.  ( MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE - Zaman : 07.02.2006 )

                                            Çizgi Papa oynatılamaz
   Hz. Muhammed karikatürlerinin fikir özgürlüğü olduğunu savunan Almanya'nın Bavyera Eyaleti Başbakanı Stoiber, MTV'nin Papa'yla dalga geçen "Popetown" çizgi filmini yayınlamasına karşı çıktı; "Bu mizah adı altında insanların dini hislerine saldırıdır" dedi.
    "Diziyi, mizah kisvesi altında insanlara yapılan bir saldırı olarak görüyorum" diyen Stoiber şöyle konuştu: "Dini duygular ve inançların korunması gerekiyor. Bu nedenle dini sembollere hakaret edilmesine ve gülünç duruma sokulmasına karşı önlem almalıyız. Ceza yasası da buna göre değiştirilmelidir. Müslümanlar bizi, inancımızı yeterince yaşamadığımız ve savunmadığımız için inançsız olarak görüyorlar. Çünkü geçmişte dini sembollerin zedelenmesine ses çıkarmadık."
( Hürriyet : 16 Nisan 2006 )

http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=1386197

    Sony, şiddet içerikli bir video oyununda Manchester Katedrali'ni arka plan olarak kullanınca İngiltere Kilisesi ayağa kalktı
    İngiltere Kilisesi yöneticileri bugün toplanarak, Sony'den bu konuda  özür dilemesini isteyen bir mektup gönderecek, katedral görüntülerinin  oyundan çıkarılmasını ve Manchester kentinde yürütülen silah karşıtı  kampanyaya destek sağlamasını talep edecek
( Hürriyet:07.06.2007 )

 

                                                  

 

 

                                      Sadece Hz Muhammed mi kötü gösterilen!? - Fransız ve İspanyol iki karikatür - Sinema..

                                         (Milliyet: 07.07.2005)

 

 

      

 

 

                           

 

                       


                   

 

    

 

                                                

   Sudan'daki eş-Şifa ilaç fabrikası, ABD'li ilaç firmaları Afrika'ya ilaç satamayınca, ABD uçakları fabrikayı kimyasal silah yapıyor diye bombalar!

 

          

 

                                                                   Tüm düşmanları toplamış çamur atıyor...!

 

                      

 


                                                          Hz. İsa için sinemalar yakIlmIştI
       İslam dünyasının, Avrupa basınında yayınlanan ve Hz. Muhammed’e (sas) hakaret eden karikatürlere tepkisi sürüyor.
  Ekonomik boykotla başlayan protestoların zamanla şiddet gösterilerine dönüşmesi endişeleri artırırken Batı’da geçtiğimiz yıllarda yaşanan olaylar Hıristiyanların da dinlerine hakaret edilince galeyana gelerek şiddete başvurduğunu gösteriyor. Kutsallarına yapılan hakareti meşru yollarla engelleyemeyen Hıristiyan grupların protestoları da, zaman zaman kontrolden çıkıyor. 1988’de Hz. İsa’ya hakaret eden bir filmin gösterilmesini istemeyen Katolik gruplar, Avrupa ve Amerika’da birçok sinemayı ateşe vermişti. Olaylar, can kaybı ve yaralanmalara da yol açmıştı. Katolik dünyası, Amerikalı yönetmen Martin Scorsese’in ‘The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı’ filminin önce çevrilmemesi, daha sonra da gösterime girmemesi için bütün imkanlarını seferber etti. Filmdeki bazı sahneleri dinlerine ‘hakaret’ olarak gören Katolikler, filmin yapımcısı Universal şirketi ve sinemalar üzerinde büyük baskı uyguladı. Martin Scorsese, Nikos Kazantzakis’nin 1954’te yayınlanan ve Papa 12. Pie tarafından protesto edilen kitabından uyarlayarak yazdığı senaryoyu baskılardan dolayı ABD’de hayata geçiremeyince, o dönem yabancı filmlere destek verilen Fransa’ya geldi. Scorsese, Fransa Katoliklerinin, Cumhurbaşkanı François Mitterrand’a baskı yapmasıyla burada da destek bulamayıp geri döndü. Fakat, Amerikalı yönetmen sonunda filmi çevirmeyi başardı. Bu defa da filmin gösterilmemesi için harekete geçen Katolik örgütleri kısmen başarılı olabildi. Amerika’nın çok sayıda eyaletinde filmin gösterimi yasaklandı. Avrupa ve Amerika’da geniş katılımlı protesto eylemleri düzenlendi. Filmin sert tartışmalara sebep olduğu Fransa’da kontrolden çıkan bazı Katolik gruplar filmin gösterildiği Paris’teki Beaubourg, Gaumont Opéra ve St Michel sinemalarını ateşe verdi. Bazı sinema salonlarına gösterim esnasında bomba atıldı. 23 Ekim 1988’de St Michel’de meydana gelen olayda 4’ü ağır 20 kişi yaralandı. Kalp krizi geçiren bir seyirci öldü. Yakalanarak mahkemeye çıkarılan 5 Fransız, dinlerine hakaret edildiğini ve ‘bunu engellemek için bütün meşru yolları denediklerini, olmayınca da şiddete başvurduklarını’ itiraf etti. Katolik dünyasını ayağa kaldıran filmde, şeytan, çarmıha gerilen Hz. İsa’ya yaklaşarak onu ‘normal’ bir hayatla kandırmaya çalışıyor. Hz. İsa, hayat kadını Mary Madeleine ile ‘normal’ bir hayat yaşarken gösteriliyor.
                                                      Hıristiyanlar ‘hakaret’ için örgütlendi
Avrupa’da son yıllarda medya ve sanat vasıtasıyla dinî değerlere hakaretin artması Hıristiyanları da harekete geçirdi. Özellikle dine hakaretin suç olarak görülmediği Fransa gibi ülkelerde kiliseler, kutsallarına hakaretle mücadele için örgütlenmeye başladı. Katolikler, 1997’de “radyo-televizyon, basın, fotoğraf ve resim aracılığıyla dinî inançlarına yapılan saldırılarla mücadele için” Croyances et Liberté örgütünü kurdu. Bugün, aktif olarak bütün yayınları ve sanat eserlerini takip altına alan örgüt, çok sayıda film afişi, resim ve reklamı Hıristiyanlığa ‘hakaret’ gerekçesiyle mahkemeye taşıdı; birçoğunu yasaklattı. Paris Mahkemesi, derneğin başvurusu üzerine geçen yıl bir moda firmasının Leonardo da Vinci’nin, meşhur “Hz. İsa’nın son yemeği” tablosundan esinlenerek yaptırdığı reklam afişini ‘Hıristiyanları incitiyor’ diye yasaklamıştı.
( Zaman: 08.02.2006)


 

                                                           İtalya'da karikatür kışkırtması
Katolik Kilisesi'nin aylık dergisi 'Studi Cattolici', Hz. Muhammed'i cehennem ateşinde yanarken tasvir eden bir karikatür yayımladı.
İtalya’da karikatür tişörtü skandalından sonra ikinci bir skandal: İslam dünyasında rahatsızlık uyandıran karikatürlerin yayımlanmasıyla çıkan krize, şimdi de Katolik Kilisesi'nin yayın organlarından bir dergi bulaştı. "Studi Cattolici" (Katolik Araştırmaları) adlı aylık derginin son sayısında, Hz. Muhammed'i cehennemde tasvir eden bir karikatüre yer verildi.Derginin, Vatikan'a bağlı Katolik tarikatlarından biri olan Opus Dei'e mensup genel yayın yönetmeni Cesare Cavelleri'nin, bu tür bir karikatürün yayımlanmasının yararlı olabileceğini savunması da dikkati çekti. ( Milliyet :2006/04/16)

NOT :
Katoliklerin başka dinlere mensup kişilerle evlenmesine sıcak bakmayan yaklaşımlarıyla bilinen Roma Katolik Kilisesi, Katolikleri, farklılıklar dolayısıyla doğabilecek sorunlar nedeniyle özellikle Müslümanlarla evlenmekten kaçınmaları yönünde uyardı...Karma evliliğe olumlu bakmayan Katolik kiliseleri Vatikan'dan gelen talimatlar doğrultusunda öteden beri Katoliklerin Müslümanlarla evlenmesini evliliğin geleceği açısından ''kaygı verici bir durum'' olarak yorumluyorlar.( Milliyet :30 Kasım 2005 )
   Bilindiği gibi İslam'da  hiç olmazsa müslüman erkeğin isevi kadınla evlenmesine izin verilir.çünkü " laikrahe fiddin " ayeti kerimesi gereğince Müslüman koca eşini din  değiştirmesi için zorlayamaz ...!

İTALYA’da Kuzey Birliği Milletvekili ve Reformlar Bakanı Roberto Calderoli, 16’ncı Papa Benediktus’un derhal harekete geçerek ’İslam dünyasına karşı Haçlı Seferleri başlatması’ çağrısında bulundu.( Milliyet: 08 Şubat 2006 )


                                                         
                                                    
Alman Başbakanı Merkel'de desteğini esirgemez !


                       Hz. Muhammed karikatürlerini basan gazeteye açılan dava reddedildi
    Danimarka mahkemesi, 7 Müslüman teşkilatının, İslam dünyasını rahatsız eden karikatürler nedeniyle karikatürleri geçen yıl ilk olarak yayımlayan Jyllands-Posten gazetesine karşı açtığı hakaret davasını reddetti.Aarhus Şehir Mahkemesi, Danimarka gazetesinin yayımladığı 12 karikatürün bazı Müslümanları gücendirdiğini, ancak karikatürleri, "Müslümanları küçük düşürücü" farz edecek neden bulunmadığına hükmetti.Müslüman teşkilatları, geçen yıl 30 eylülde karikatürleri yayımlayan gazeteye karşı mart ayında dava açmış, davanın ilk duruşması 9 ekimde görülmüştü. Karikatürler, geçen ocak ve şubat aylarında Avrupa gazetelerinde de yayımlanmış ve İslam dünyasında protestolara yol açmıştı.( Milliyet:26 Ekim 2006)

                            

 

                              

           

              

                                

                              


                    Hollanda, Bosna katliamına seyirci kalan askerlerine madalya veriyor
   
Korumakla görevli olduğu 8 bin Boşnak'ın Sırplar tarafından öldürülmesine göz yuman Hollanda, yeni bir utanca imza atıyor.Srebrenitsa katliamına seyirci kalan askerler, altın madalya ile ödüllendirilecek. Hollanda Savunma Bakanı Henk Kamp, 'görevlerini zor şartlar altında yerine getiren' askerler için 4 Aralık'ta tören düzenleneceğini açıkladı. Bosna Hersek'te 1995 yılının Temmuz ayında gerçekleşen katliam, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yaşanan 'en büyük etnik kıyım' olarak tarihe geçmişti. Birleşmiş Milletler'in 'güvenli bölge' ilan ettiği Bosna Hersek'in Srebrenitsa şehri, Hollandalı barış gücü askerlerinin kontrolüne verilmişti. Ancak hiçbir engelle karşılaşmadan kente giren Sırplar, çoğu erkeklerden oluşan 8 bin Müslüman'ı şehit etmişti. Bölgede görevli askerler, geçtiğimiz yıl 'Srebrenitsa Anıları' isimli bir kitap yazarak olaydan duydukları pişmanlığı dile getirmişti. Boşnakların kamyonlara doldurularak Sırplara teslim edildiğini anlatan askerler, koruma sözü verdikleri sivillerin, gözleri önünde katledildiğini belirtmişti. ( Zaman :10/11/2006)
                                                                                     
 
Topuna, dümdüz
         
 Zor bir empati isteyeceğim sizden. Kendinizi o biçim emir almış bir subay yerine koyun. Karşınızda 15 yaşında, eline erkek eli değmemiş, gözleri dehşetten büyümüş bir kızcağız var. Otel odasında çığlık çığlığa yalvarıyor. Zorla "görev" yaptıktan sonra arkanızı dönüp giyindiğiniz sırada kendini pencereden atıyor kız. Ertesi gün aynı odaya başka bir kız getiriyorlar. Sürükleye sürükleye. O da ayaklarınıza kapanarak yalvarıyor. Tekrarlayabilir misiniz görevi? Ratko'nun subayları arasından emre itaatsizlik eden çıkmadı. O tür sayısız olay kayda geçti. Önünüzdeki hendeğin içine yüzükoyun yatırılmış bir oğlan düşünün. O da çocuk denecek yaşta. Bir ana doğurmuş; yıllarca emek verilerek büyütülmüş. Suçu yok, ama elleri arkadan bağlı. Ne yapacağınızı beklerken nefes alıp verdikçe omuzları kalkıp iniyor. Elinizdeki tüfeğin namlusu ensesine dayalı. "Hadi" denince tetiği çekebilir misiniz? Çektiler. Sekiz binden fazla delikanlının nefesi öyle kesildi. Emir kulu askerler arasında duraksayanlar oldu. Onların tereddütlerini kimler giderdi, biliyor musunuz? Papazlar. Vaazlarında dinlerinin "Düşmanını bile sev" mesajını pazarlayan kara cüppeliler Sırp Ortodoks Kilisesi'nin talimatıyla dağ yamaçlarında askerlere bağırdılar: "Çekinmeyin, vurun! Günahınızı peşin peşin bağışlıyoruz!" Ratko'nun kızının niçin intihar ettiği de biliniyor. Babasının sicili öyle iğrenç ki, onun hakkındaki savcılık iddianamesini okuyunca bu dünyanın yaşanacak yer olmadığına karar vermiş. Hollanda'nın katliamdaki rezil rolü bir kere daha sırıtacak. Cephanesiz kalan Boşnak delikanlıları o ülkenin Birleşmiş Milletler tarafından güvenlik bölgesini korumayla görevlendirilmiş birliğinin "Bize sığının, silahlarınızı bırakın" sözüne kandılar. Ratko hırlayınca birlik aradan çekilip hepsini cellatlara teslim etti. Sonraki soruşturmada komutan kem kümlerinin özü inanılır gibi değildir: "Sırplar çok kalabalıktı. Korktuk. Kendi askerlerimizi tehlikeye atmadık." Daha sonra bölgedeki NATO birliklerinin Ratko'yu kıstırması geldi gündeme. Çok fırsat çıktığı halde yapmadılar. İki gün önce bir BBC programında o zaman o birliklerin komutanı olan Amerikalı generale söz konusu görevin niçin yerine getirilmediği soruldu. Yanıtı: "Kovalamaya değil, rastlarsak yakalamaya yetkiliydik. Rastlamadık." ( Refik ERDURAN: Sabah: 30 Mayıs 2011 )

 

                                                 
                                                  Terörle Mücadele KIlIğInda HaçlI Seferleri

                                                     
  Irak Savaşı'nın 'Haçlı seferi' mantığıyla yürütüldüğü ortaya çıktı. ABD eski Başkanı Bush ile Savunma Bakanı Rumsfeld ne konuştular. İşte ayrıntılar...Rumsfeld'in Bush'a sunduğu brifing notları herşeyi ortaya çıkardı. “Tanrı'dan bir görev aldım. Afganistan ve Irak'a o yüzden savaş açtım” diyen ABD eski başkanı Bush'a dönemin Savunma Bakanı Rumsfeld'in sunduğu brifing notlarında “Hristiyan askerler ileri” başlığı ve İncil'den ayetler yer alıyor. Irak işgalinin başladığı 2003 yılında dönemin savunma bakanı Donald Rumsfeld'in eski başkan Bush için özel olarak hazırladığı brifing notları GQ dergisi tarafından dün yayınlandı. Pentagon'dan sızdırılan notlarda Rumsfeld'in Irak işgaliyle ilgili fotoğrafların üzerine İncil'den ayetler koyduğu ve Irak'a “Tanrı'nın kendisine verdiği bir misyon” nedeniyle girdiğini söyleyen Başkan George Bush'u bu şekilde yönlendirdiği ortaya çıktı. Bush 2005'de ABD'nin 11 Eylül sonrasında dünyada giriştiği mücadeleyi, “Haçlı seferi (Crusade)” olarak tanımlamış, ancak Müslümanlardan tepki görünce sözlerini “Terörle savaş” diye düzeltmişti.
                                           
                                                               Hristiyan Askerler İleri!
  Derginin “Hani Haçlı Seferi değildi” başlığıyla verdiği notların tümünde ana başlık olarak “Hristiyan askerler İleri” ifadesi yer alıyor. Raporlardan birinde Saddam'ın resminin üzerinde, “Aptalları susturmak ve iyi olanı yapmak Tanrı'nın emridir” ayeti yer alıyor. Bir başkasında tanklar Irak'ta ilerlerken görülüyor ve “Tanrı'nın tüm silahlarını hazırla. Şeytanın günü geldiği zaman kendini savunmak zorunda kalacaksın. Ne yaparsan yap kendini koru” ayeti görülüyor.
(19 Mayıs 2009 )

                
                                                                                                                                     
Ölen bebeler Avrupalıların çocuğu olsa idi...!

                                


                                                           Irak'a HaçlI  seferine gitmişler!
  Onlar kendilerini 'Müslümanları ve İslam dinini yeryüzünden silmekle görevli Haçlılar' olarak tanımlıyorlar. Irak'ta katliamlara imza atan Blackwater'la ilgili davada eski çalışanlar yöneticilerin 'Müslümanları ve İslam dinini yeryüzünden silmekle görevli Haçlılar' olduğunu iddia etti...Davada, Blackwater'ın kurucusu ve eski yöneticisi Erik Prince'in Haçlı zihhiyetiyle hareket ettiği dile getirildi...Tanıklardan biri, Prince'in kendini 'Müslümanları ve İslam dinini yeryüzünden silmekle görevli bir Haçlı olarak gördüğünü' söyledi. Prince'in Irak'a kasten kendisi gibi Hristiyanlığın üstünlüğüne inanan elemanları gönderdiğini aktaran tanık “Bu adamların Iraklıları öldürmek için herfırsatı kullanmasını istiyordu. Bunların çoğu Haçlı Seferlerinde Müslümanlara karşı savaşmış Tapınak Şövalyeleri'nin işaretlerini kullanıyordu."dedi. (07.08.2009)


                                             

                                                     
                                                       Sinekten yağ çıkarma bu olsa gerek!



                                                   ARTIK İSLAM’I YOK ETMENİN ZAMANI GELDİ
John McCain Kasım ayındaki  ABD seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı... McCain'in 'ruhani danışmanım' dediği Parsley ise İslam'a savaş ilan etti. Ohio’daki Evanjelik Kilisesi papazlarından Rod Parsley, İslam’ı ‘yanlış bir din’ olarak tanımlarken, Hıristiyanları da İslam’ı ortadan kaldırmak için savaşa çağırıyor. Parsley’in 2005 yılında yazdığı ve Türkçe’ye ‘Artık Sessiz Kalamayız’ şeklinde çevrilebilecek olan ‘Silent No More’ isimli kitabında İslam’a inanılmaz hakaretler ediyor. Parsley, ABD’ye karşı en büyük tehdidin İslam dininden geldiğini belirtirken, kitabındaki ‘İslam: Allah aldatmacası’ başlıklı bölümünde ‘Hıristiyan medeniyeti ile İslam arasında bir savaş var’ diyor.
KOLOMBO, İSLAM’I YOK ETMEK İÇİN ABD’YE GELDİ

Yazdıklarının ne kadar radikal olduğunun farkında olan Parsley, kendini tutamayarak şöyle diyor: “Size İslam’ın hakiki doğasını anlamamızın ne kadar önemli olduğunu söyleyemem. ülkemizin (ABD), İslam ile olan tarihi çatışmasını anlamadan, ilahi amacını anlamış olamayız. Bunun çok ekstrem göründüğünü biliyorum ama Amerika, bir şekilde bu yanlış dini yok etmek üzere kuruldu. 11 Eylül bu konuda bir mesajdı ve biz bunu görmezlikten gelemeyiz.”
KOLOMBO’NUN RÜYASINI GERÇEKLEŞTİRELİM
Parsley, Amerika kıtasını keşfeden Christopher Kolombo’nun da aynı amaçla, İslam’ı yenmek için, 1492’de yola çıktığını ifade ederken, “Kolombo, İslam ordularını Avrupa’nın yeni dünyayla (ABD) güçlenmiş ordularıyla yenmeyi hayal ediyordu. Bu bir rüyaydı ve Amerika’da başladı.
‘İSLAM, KAN VE ŞİDDETİN SORUMLUSU’
Parsley, İslam’a savaş açarken, bu savaşın kaybedilebileceği korkusunu da yaşıyor ve şöyle diyor: “Hıristiyanlık ve İslam arasındaki çatışma kaçınılmaz. Artık zamanı geldi ve bizim başka seçeneğimiz yok. Biz bu savaşı kaybetmiş olabiliriz. Dünyayı tararken, İslam’ın daha fazla acı, kan ve yıkımın sorumlusu olduğunu görüyorum” - EVET ÜLKELERİ İŞGAL EDİLEN, YER ALITI USTU ZENGİNLİKERLİ SÖMÜRÜLEN HEP HRİSTİYANLAR Dİ Mİ ...AFGANİSTAN, IRAK, ÇEÇENİSTAN'DA... HEP HRİSTİYAN KANI AKIYOR Dİ Mİ...-
‘MUHAMMED AYETLERİ ŞEYTANDAN ALDI’
İslam’ın Hıristiyanlık karşıtı bir din olduğunu belirten Parsley, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e de hakaret etmeyi elden bırakmıyor: “Müslümanların Peygamberi Muhammed ayetleri şeytandan aldı, Tanrı’dan değil. Allah şeytani bir ruhtur.” -NİYE ...İNSANI TANRI YAPMADIK DİYE Mİ, ŞARABI KUTSAL SAYMADIK DİYE Mİ...!?-

11 EYLÜL’DEN SONRA 34 BİN AMERİKALI MÜSLÜMAN OLDU
Kendinden geçmiş ve çıldırmış bir ruh haliyle yazdığı anlaşılan Parsley, 11 Eylül saldırılarından sonra 34 bin Amerikalının Müslüman olmasından da şikayetçi. ABD’nin İslam tehlikesine karşı mücadele etmesini isteyen Parsley, “Bizler Hıristiyan mıyız? Evet. O zaman ne şekilde olursa olsun bu yanlış dini yok etmeliyiz” diyerek de yeni bir Haçlı Savaşı başlatılmasını istiyor...
(13.03.2008)

            


                               

                  
                                   
                             
                        

          
    

                                                      

                                                               AB'den Boşnaklara darbe
   Avrupa Birliği, Sırbistan, Makedonya ve Karadağ'a 1 Ocak'tan itibaren vizesiz seyahat kolaylığı sağlarken Batı,Balkanlar'ın Müslüman ülkeleri Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova'yı dışladı. AP'nin Yeşiller Grubu Baş-kanı Daniel Cohn-Bendit, AB'nin Srebrenitsa soykırımının yıldönümünde Boşnaklara hakaret ettiğini söyledi.II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa topraklarında yaşanan tek soykırım olan Srebrenitsa katliamının 15. yıldönümünden 4 gün sonra Avrupa Birliği, Boşnakları bir defa daha cezalandırdı. Brüksel, Sırbistan, Makedonya ve Karadağ'a 1 Ocak'tan itibaren vizesiz seyahat kolaylığı sağlarken Batı, Balkanlar'ın Müslüman ülkeleri Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova'yı dışladı. Bosna'nın dışlanmasına gerekçe olarak teknik sorunları gösteren AB'nin Genişleme Komiseri Olli Rehn, 'ayrımcılığın' sebeplerinin sorulması üzerine zor anlar yaşadı. Avrupa Parlamentosu'nun Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit, zehir zemberek bir açıklama yaparak, AB'nin tam da Srebrenitsa soykırımının yıldönümünde Boşnaklara hakaret ettiğini söyledi. Genç Avrupalı Federalistler de AB'yi Güneydoğu Avrupa'yı parçalamak ve soykırım kurbanlarına ayrımcılık yapmakla suçladı. Komisyon'un aldığı kararın 27 üye ülke tarafından onaylanması gerekiyor. Gözlemciler, üye ülkelerin kararı onaylayacağı ve Sırplar, Makedonlar ile Karadağlıların 1 Ocak 2010'dan itibaren vizesiz AB'ye seyahat edebileceğini kaydediyor. AB, Boşnakların vize muafiyetinden faydalanamamasına sebep olarak biyometrik pasaportlara sahip olmamalarını gösteriyor. Ancak bu gerekçe hiç kimseyi tatmin etmiyor. Öncelikle milyonlarca AB vatandaşının şu an biyometrik pasaportu yok. İkincisi, Bosna-Hersek Cumhuriyeti'ndeki Sırplar ve Hırvatlar, pasaport çıkartma yetkisini Federal Hükümet'e vermeyi reddettiği için müzakereler açmaza girdi.Ancak hem Hırvatlar aynı zamanda Hırvatistan vatandaşı, hem de Sırplar aynı zamanda Sırbistan vatandaşı olduğu için vize muafiyetinden istifade edebilecekler. Yani çifte vatandaşlığa sahip Bosna Cumhuriyeti vatandaşı Hırvatlar ve Sırplar vize muafiyetinden istifade ederken, sadece Boşnak Müslümanlar bu düzenlemeden dışlanmış olacak. Üçüncü olarak, Sırbistan ile Bosna-Hersek'in biyometrik pasaport çalışmaları hemen hemen aynı seviyede iken, Sırbistan'a verilen bu imtiyazın Boşnaklardan neden esirgendiği izah edilemiyor. Dün Strasbourg'da AB Komisyonu'nun adalet, özgürlük ve güvenlikten sorumlu Başkan Yardımcısı Jacques Barrot ile basın toplantısı yapan Rehn, bir soruya cevap vermekte hayli zorlandı. Bir gazetecinin, "Bosna'da etnik temizlik yapan Ratko Mladiç, Sırp pasaportuyla Avrupa'da vizesiz seyahatin zevkini çıkarırken Bosnalı kurbanların yakınlarını tekrar cezalandırmış olmuyor musunuz?" sorusuna Rehn, "Bu iddialar hakkında konuşmak istemiyorum." cevabını verdi. Rehn, eski Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Christian Schwarz-Schilling'in AB'nin Sırplara vize muafiyeti getirirken Müslüman Boşnakları dışarıda bırakmasının "Bosna-Hersek'in etnik bölünmüşlüğüne resmiyet kazandırdığı, milliyetçi (Sırp) politikacıların engelleme taktiklerini ödüllendirdiği ve bölge halklarındaki hoşnutsuzluğu artıracağı" yönündeki eleştirilerini de, "AB'deki açık tartışma ortamının parçası olarak gördüğünü" belirterek geçiştirdi. (Zaman:
16.07.2009 )   DEVAMI>>

                                                        

                                              

 

                                                                'Kur'an'In yarIsInI yIrtIn atIn' dedi
   Göçmen karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili Geert Wilders, İslamiyet, Müslümanlık ve Hz. Muhammed (s.av) hakkında çirkin açıklamalarda bulundu. Göçmen karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili, İslamiyet hakkında tepki toplayacak açıklamalar yaptı. Wilders, Müslümanların zararlı söylemler içeren Kuran-ı Kerim’in bu bölümlerini yırtıp atması gerektiğini söyledi. Bir Hollanda gazetesine demeç veren Wilders, Hazreti Muhammed hayatta olsaydı ve Hollanda’da yaşasaydı onu Hollanda’dan kovacağını da belirtti. “Bir islam tsunamasi ile karşı karşıyayız” diyen Wilders, başörtüsünün yasaklanmasını, Hollanda’ya göçmen kabul edilmemesini ve yeni camiiler yapılmasına izin verilmemesini de savunuyor.“Eğer Müslümanlar Hollanda’da yaşamak istiyorlarsa, Kuran’ın yarısını yırtıp atmalılar, imamları dinlememeliler, çünkü Kuran’da korkunç şeyler söylendiğini biliyorum” ifadesini kullandı. (13/02/2007)

 

                                 
 

                                 

 

                     



                        
                           



                                         
   
      Ölen ABD vatandaşı da olsa Müslüman, hele bir de öldüren siyonist israil köpekleri ise ABD için sorun yok ...!

 

              
                                                          Milletvekiline bu baskı varsa, sıradan vatandaşı düşünün...!
 

                                             Danimarka'da yine tahrik; Kur'an için suç duyurusu
     Jyllands Posten gazetesinin 30 eylül 2005'de yayınladığı Hz Peygambere hakaret karikatürleriyle global bir tahrikin başladığı Danimarka'da, kendilerini 'İslamlaşmanın tek karşıtı' olarak tanımlayan marjinal bir grup Kur'an-ı Kerim hakkında suç duyurusunda bulundu.Danimarka'nın İslamlaşmasına Son (Stop İslamisering af Danmark SIAD) adlı marjinal örgüt polise yaptığı suç duyurusunda, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin şiddet ve suçu teşvik ettiği hezayanında bulundu. Danimarka'nın son 30 yılda farklı bir kimliğe bürünüp, hızla İslamlaştığını savunan SİAD, karikatür krizinden sonra ülkenin gündeminde İslam ve müslümanların fazla yer tutmasından rahatsız oldu. Danimarka'da resmi rakamların 120 bin müslümanı yaşadığını ifade ettiğini ancak gerçekte 620 bin müslümanın yaşadığını iddia eden SİAD, kendini aynı zamanda bir halk hareketi ve parti olarak görüyor. Marjinal bir grup olan SİAD'ın başkanlığını yapan Anders Gravers Adalet bakanlığına verdikleri dilekçede; Danimarka anayasasının 78. maddesinde yeralan 'şiddet kullanan ve kullanmasını teşvik eden dernekler kapatılır' maddesinin Kur'an-ı Kerim'in okunduğu bütün camileri kapsadığını belirtip, bu camilerin kapatılmasını istedi. Camileri 'şiddet hareketiyle' özdeştiren dilekçede, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin öldürme, şiddet ve başka düşüncede olanları tehditi içerdiği hezayanında bulunuldu. Adalet bakanlığına SİAD başkanı Anders Gravers imzasıyla gönderilen dilekçenin bir nüshası El Cezire televizyonu ve Kopenhag'da bulunan müslüman ülkelerin büyükelçilerine de gönderildi.İslam ve müslüman karşıtı bir hareket olan SİAD'ın çalışmaları polis tarafından yakından takip ediliyor. SİAD'ın müslümanları tahrik etmek için düzenlenmek istenen gösterilere polis izin vermedi. Müslümanların yoğun yaşadığı Arhus'un Gellerup semtindeki protesto gösterisi istediğine polis başka bir bölgede yapılması karşılığı izin verirken, Kopenhag'ın Norrebro semtinde yapılmak istenen gösteriye ise provokasyona yol açacağı izin vermedi. 120 bin müslümanın huzur ve rahat bir ortamda yaşadığı Danimarka, son yıllarda İslam ve müslümanlara yönelik yapılan tahrik ve provokasyonlarla anılır oldu. Radyo Holger'de yapılan 'Müslümanları öldürün' çağrısının ardından, 30 Eylül 2005'de Jyllands Posten gazetesi Peygamberimize hakaret içeren 12 karikatürü yayınladı. Hakaret karikatürleri, İslam Dünyası ile Danimarka arasında krize yol açmış, Danimarka ürünleri boykot edilmişti. Ağustos 2006'da aşırı sağ Danimarka Halk Partisinin Gençlik kollarının kampında Hz Peygambere hakaret karikatürleri yarışmadığı düzenlediği ortaya çıkmıştı. Son olarak ise ilköğretim okullarında okutulan Biz ve Din' adlı kitapta bütün teröristler müslüman olarak gösterilmişti. Bütün bu olumsuz tahriklere rağmen, Danimarka'nın resmi televizyon kanalında ilk kez başörtülü Esma Abdulhamit sunuculuk yapmıştı. Yine Ramazan ayında ilk kez iftar programı yayınlanmıştı. Danimarka Kur'an-ı Kerim meali ise ülkede en çok satan 2. kitap olmuştu. ( 24/02/2007)
 
  HRISTIYANLARIN  KUTSAL KITAP OLARAK KABUL ETTIĞI VE YAHUDILIGIN DE KITABI OLAN TEVRATTAKI SAPIKLIK VE OLDURME AYETLERINI GORMEYENLER ISLAM SAVAS HUKUKUNDAN HABERSIZ BOYLE SALDIRI YAPARLAR İŞTE ! ( K. MUKADDES VE ISLAM SAVAS HUKUKU  DOSYALARINA MURACAAT !)

 

 

                                          

 

 

                                       

                                            

       
                                                                       
Vekillere İslam karşıtı söylem izni !
      Hollanda mahkemesine göre milletvekili İslam karşıtı söylemde bulunabilir !
  
Hollanda’da bir mahkeme, İslam karşıtı filmiyle gündeme gelen Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders’in, İslam’ı eleştiren söylemlerde bulunabileceğine karar verdi. Hollanda İslam Federasyonunun (NIF), İslam karşıtı filmin yapımcısı Geert Wilders’ın, İslam’ı sürekli sert şekilde eleştiren ve basında da sıkça yer alan sözlerinin, toplumda düşmanlığa yol açtığını belirterek, bu ifadelerine son vermesi ve düzeltmesi istemiyle açtığı davada mahkeme, milletvekilinin, İslam hakkındaki görüşlerini dile getirmesinde sakınca olmadığına karar verdi.
07.04.2008

           


                                  


                                   Fransa'da İslamiyet'in tüm kutsal değerlerine hakaret eden bir sergi açıldı.
                                                        Sergide Kabe'yi bakın nasıl gösterdiler

     Fransa'da, Charlie Hebdo adlı dergide yayınlanan Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed'i simgeleyen ve rencide eden karikatürlerin ardından; açılan bir sergide görünen manzara şok etkisine neden oldu.Başkent Paris'te yine Müslümanları rencide eden görüntülerin yer aldığı bir sergide "Kabe-i Muazzam" maketinin içine yerleştirilen pembe yatak ve üzerindeki kadın iç çamaşırları ile "Helal " ışıklı yazı görenleri şoke ediyor. ( 24 Mart 2007 )
                                                            

                           

                                                                     


                            
 

                                 

                                           

                                   

 

                

                                                         

                                              

                                        

                                       
        Bu daha da kötü! Demek bu deliyi kullanan bir derin örgüt var ve bu eylemler büyük planın küçük bir adımı. Kim Onlar...?

                                                     
                         


                                     
                                                                      Yakında tüm batıda aynı afişleri görürsek şaşmayalım!

 

                 



                                                                         BATI; İSLAM'A SALDIRANLARIN KORUYUCUSU

                                         
                                        

                                                                 

                                     


    NOT: Biz Hz. İsa hakkında böyle bir tanecik karikatür-resim yapsak İslam'dan çıkarız ! Biz İsevilerin dinine saygı duyarız, beraber yaşama,ticaret,turizm...vs bir itirazımız yoktur.Bunu yüzlerce yıl Osmanlı idaresinde yaşayarak gösterdik.Ne bir zorlama e bir baskı...! Ama karşılıklı saygılı olmak ve sömürü, iftira atmama şartları ile !

 

                                                                   MÜSLÜMANLAR VE HZ İSA

                           




                                             Bunlarda artık gizlenemeyen gerçeklerin resmi belgeleri!

                                            
                                        
Hadi kilise hala eski kafalı, çağdaş (!) batı ülkelerine ne oluyor...!?

                                   

                             
                                    

                                    

                                                               

 

                                               

 

                                               

                   

                                                    

                           

 

                                       

 

                       
 

                              

 

                                           2014!

                    
 

İngilizler Müslümanlara negatif bakIyor

  İngiltere'de İslami Eğitim ve Araştırma Akademisi (iERA) tarafından yapılan bir araştırmada İngilizlerin İslam'la ilgili negatif görüşlere ve önyargılara sahip olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 94'ü İslam'ın kadınlara baskı uyguladığını düşünürken, yüzde 63'ü de “Müslümanlar teröristtir” düşüncesine katıldığını söyledi. İslam ve Müslümanlara bakış açısının nortaya konulması için yapılan araştırmada istatistiki sonuçların yanısıra, katılımcıların İslam'la ilgili düşünceleri de ortaya kondu. Araştırmaya katılan bir katılımcı, “Eğer elimde olsa tüm Müslümanları buradan atardım” dedi. 
  İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, İngilizlerin dörtte üçü (yüzde 75) İslam'in İngiliz toplumuna negatif bir katkı sağladığına inanıyor. İslami Eğitim ve Araştırma Akademisi (iERA) tarafından İngilizlerin İslam ve Müslümanlarla ilgili düşüncelerini ortaya koymak için yapılan araştırmada çarpıcı sonuçlar elde edildi. Araştırmaya katılanların yüzde 63'ü “Müslümanlar teröristtir” ifadesine katılırken, yüzde 94'ü de İslam'ın kadınlara baskı uyguladığını düşünüyor. Araştırmada istatistiki sonuçların yanısıra, katılımcıların İslam ve Müslümanlarla ilgili görüşleri de ortaya kondu. Araştırmaya katılan bir kişi, “Eğer benim elimde olsaydı tüm Müslümanları buradan atardım” dedi.
                                                           İSLAM'LA İLGİLİ BİLGİ EDİNMEK İSTEMİYORLAR
İngiliz toplumunun İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak mevcut önyargılar dışında herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ortaya çıkaran iERA araştırmasında, araştırmaya katılanların beşte dördü İslam'la ilgili çok az bir bilgiye sahip olduğunu belirtirken, yüzde 40'ı Allah'ın kim olduğu ve neye tekabül ettiğini, yüzde 36'sı ise Hazreti Muhammed'in kim olduğunu bilmediğini söyledi. Müslüman olmayan 500 kişinin rast gele seçilmesiyle yüz yüze gerçekleştirilen araştırmada ayrıca, katılımcıların büyük çoğunluğunun İslam'la ilgili bilgi edinmek istemediğini de ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 62'si dinle ilgili bilgi almak istemediklerini belirtirken, yüzde 77'si de Müslümanların dinlerini başka insanlara öğretmek için daha fazla çalışması gerektiğini düşünmüyor.
                                                     MÜSLÜMANLARIN NEFRET AŞILADIĞINA İNANIYORLAR
Araştırmaya göre ayrıca, katılımcıların yüzde 76'sı Müslüman biriyle İslam'la ilgili hiç konuşmadığını söylerken, yüzde 32'si de toplumsal bütünlüğün sağlanmasında Müslümanların bir engel olduğunu düşünüyor. Araştırmada dikkat çeken diğer sonuçlar ise şöyle: Yüzde 71'i medyanın İslam'a karşı negatif yayın yaptığına dair düşünceye katılmıyor. Yüzde 70'i Müslümanların nefret aşıladığına inanıyor. Yüzde 71'i medyanın Müslümanlara karşı negatif yayın yaptığına inanmıyor. Yüzde 72'si Müslümanların kanunlara uyduğuna dair düşünceye katılmıyor. Yüzde 85'i İslam'ın rasyonel olmadığına dair görüşe katılıyor. Yüzde 71'i Müslümanların barışçıl olduğuna dair düşünceye inanmıyor. Yüzde 73'ü Müslümanların modern topluma pozitif bir katkı sağlamayacağına dair görüşü onaylıyor.
                                                                   İSLAM'I KADINLAR ANLATACAK
Araştırmayla ilgili olarak konuşan iERA'dan Hamza Tzortzis, sonuçları 'üzücü' olarak nitelemektense, bu sonuçların nasıl değiştirileceğine dair çalışmalar yapmaları gerektiğini belirterek, İslam'ın insanlarca iyi anlaşılması ve saygı görmesi için eğitim çalışmalarında bulunacaklarını kaydetti. Öte yandan iERA, İslam'ın kadınları baskıladığına dair önyargıyı kırmak için Müslüman kadınların elçilik görevi görevi görebileceği tavsiyesinde bulundu. Araştırma sonuçlarından sonra neler yapılması konusunda tavsiyeler sunan iERA, İslam anlatılırken yeni bir dil kullanılması gerektiğini de bildirdi.
( Vakit: 2010-08-07 )


 

                                                                                            

                                                             İslam karşItlIğInIn geldiği nokta
   Belçika'da geçtiğimiz hafta meydana gelen bir olay, son yıllarda İslam karşıtlığının yaygınlaştığı Avrupa'da Müslümanlara yönelik önyargının ulaştığı boyutları ortaya koydu.
   Mechelen kentinde bir kişi, kucağında torunuyla seyahat eden başörtülü Gönül Anıl'ı, "Sarışın bir çocuk esmer bir kadın tarafından kaçırılıyor." diye polise ihbar etti.
   Herşey, Mechelen kentinde başörtülü Gönül Anıl'ı kucağındaki torunuyla araç içerisinde gören bir Belçikalı'nın polisi aramasıyla başladı. "Sarışın bir çocuk esmer bir kadın tarafından kaçırılıyor." ihbarı üzerine polis, aracın plakasıyla birlikte ailenin Anvers'te oturduğu evi bulup kapıya dayandı. Polisler 'İşte aradığımız sarışın çocuk' diye torun Aylin'i işaret etti. Babaanne Gönül Anıl'ın 24 yaşındaki oğlu Emrah Gerek ile Belçikalı gelini Nathalie De Busschere'nin kimliklerini göstermesi üzerine gerçek ortaya çıktı. Torunu Aylin'i oynaması için sık sık çocuk parklarına götüren babaanne Gönül Anıl, başına gelen olayın ardından tedirginlik duyuyor. Torununu parkta gezdirirken karşısına her an polisin çıkabileceğini ifade eden babaanne, Aylin'in sarı saçlarını siyaha boyatmayı bile düşünmüş. Polisin muamelesini 'ırkçılık' olarak nitelendiren Gönül Anıl, bir insanın ten rengi ya da başörtüsüne bakılarak 'potansiyel suçlu' şeklinde yaftalanamayacağını vurguluyor. Anıl, "Bugüne kadar çeşitli olaylarla karşılaşıyorduk ancak ırkçılık olup olmadığını net olarak bilemiyorduk. Ancak bu defa ırkçılık olduğu açıkça ortada." diye konuşuyor.
  Mechelen Belediyesi'nin çeşitlilik ve eşit haklardan sorumlu Encümen Üyesi Ali Salmi de Cihan'a yaptığı açıklamada, olayın insanların birbirlerini 'öteki' olarak görmekten kaynaklandığına işaret etti. Olayı 'garip' ve 'yanlış' olarak değerlendiren Salmi, Mechelen şehrinde ırkçılığa karşı büyük savaş verdiklerinin altını çizdi. Salmi, olaya tepkisini, "Herkes birbirine saygı göstermeli. Sanki herkesin toplumda kabul görmesi için sarışın olması bekleniyor. Sanki insanlar mavi gözlü, sarışın ve başörtüsüz olurlarsa toplum tarafından kabul görecek." sözleriyle dile getirdi.
   Aşırı sağın yükseldiği Avrupa'da son yıllarda İslam karşıtlığı artış gösterdi. İş ve ev bulma, eğitim, adalet gibi alanlarda ayrımcılığa maruz kalan Müslümanlar sözlü tacizlere ve şiddet içeren saldırılara da hedef oluyor. İsviçre, camilerde minare yasağı getirirken, Fransa ve Belçika da burka yasağını uygulamak istiyor. Avrupa Konseyi, haziran ayında aldığı bir kararla, "Avrupa'da Müslümanların sosyal ve kültürel olarak ayrımcılığa hedef olmasına karşı çıkılması''nı talep etmişti. 
(Zaman:
2010-08-29 )
 

 

                         
 

 

                             

                                                             Bir Müslüman Arap saldırsa idi bir mini etekliye...!?

 


 

                                                   Devamı >>

                   

 

                                          

 

                                                   

 

                                                        

                                          Hıristiyan Terörü >>
 

 

    
 

  

                                11Eylül !

                                             
 

               



                                                                 Çifte standardın dik âlâsı
  "Anladım, 11 Eylül terör eylemlerinin hedef aldığı ikiz kulelere yakın bir yerde İslâm Kültür Merkezi ve mescit yapılmasına eylemcilerin Müslüman olmasından hareketle karşı çıkıyorsunuz, peki eylemci Yahudi olduğunda onun eylemini icra ettiği yere sinagog yapılmasına neden hiç ses çıkartmıyorsunuz?" 'Kışkırtıcılık' bu soruyu sorabilmektir işte. Soru Microsoft şirketinin desteğiyle yayımlanan bir internet dergisinden... 'Slate' adlı itibarlı dergide çıkan yazı müthiş bir tartışma başlatıverdi. O gün bugündür çok sayıda insan çifte standart sınıfına giren veya farklıklara tahammülsüzlük kokan değinilerle makalenin yazarına ateş püskürtmekle meşgul. Destek çıkıp "Haklısın, dengeli bakamamışım" diyen ise pek az.  Mecra bir internet dergisi olduğu için tepkiler sürekli güncellenebiliyor; bu sebeple de derginin medya eleştirmeni William Slater'in yazdıklarının etkisi dalga dalga yayılıyor ve bunu ânında görebiliyorsunuz. Hemen herkes duydu, ama duymayanlar için tekrar özetleyeyim: 11 Eylül eylemleriyle yıkılan ikiz kulelere biraz yakın bir mahalde New York'lu Müslümanlar bir kültür merkezi inşa etmek istiyor. Merkezin içinde ibadethane de olacağı gerekçesiyle bir grup ayağa kalkıverdi. ABD Başkanı Barack Obama, "Bu ülkenin övünç kaynağı, farklılıklara tahammül edilmesi ve her inançlara saygıdır" uyarısını yaptı. New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg de "Kültür merkezi ikiz kulelere yakın değil zaten, hem ibadethaneye karşı çıkmak özgürlük düşüncesine aykırı" açıklaması yaptı... Hepsi nafile. Tepkiler o denli ayyuka çıktı ki, Obama, "Hassasiyetinize ben de katılıyorum" demek zorunda kaldı. Slater işte böyle bir ortamda soruyor "Terör eylemcisi Yahudi olsa, inşa edilmek istenen ibadethane onun eylem mahalli civarında bulunsa yine karşı çıkar mıydınız?" sorusunu... Araya ben girmeyeyim de, soruyu onun kaleminden okuyun:
  "Öyle bir yer tahayyül edin ki, Müslümanlar eylemci değil de kurban olsun, hem de yakın tarihin en çirkin terörist katliamının kurbanı... Sözgelimi kâtil Yahudi olsun ve eylemi sonrasında, onun kan döktüğü yerde Yahudilerin sinagog inşa ettiğini tahayyül edin... 'İkiz Kuleler Mescidi'ne karşı çıkanlar buna nasıl tepki verirdi dersiniz? Bu sinagogu da aynı şiddetle kınarlar mıydı?" Yazar hayali bir durumdan söz etmiyor: "Soruyu soruyorum, ama cevabını bildiğim bir soru bu. Sözünü ettiğim yer gerçek çünkü. Batı Şeria'daki El-Halil (Hebron) kentinde böyle bir sinagog var. Varlığını duymamanızın sebebi yapımına kimsenin itiraz etmemesi... Öyle anlaşılıyor ki, ibadethaneleri terör eylemi yapılan yerden uzakta tutma kuralı yalnızca Müslümanlar için geçerli..." El-Halil kenti Kudüs'ün 30 km kadar güneyinde. Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'un kabirleri burada. Kudüs'ün fethinden sonra Hz. İbrahim'in kabrinin yanı başına Müslümanlar bir cami inşa etmişler. Slater'in sözünü ettiği 'katliam' 1994 yılında o camide işlendi. Baruch Goldstein adlı bir doktor camiye girdi ve o sırada ibadetlerini ifa etmekte olan cemaatin üzerine ateş açıp 29 kişiyi öldürdü. 100'den fazla kişiyi de yaraladı. Terörist hangi kimliği taşırsa taşısın teröristtir değil mi? "Hayır" diyor Slater, "O civarı mesken tutan pek çok İsrailli için Goldstein bir kahraman." Henüz birkaç ay önce mezarı başına gidip onu ve eylemini göklere çıkaran ilâhiler okumuş bazı İsrailliler...
Esas nokta şu: Dr. Goldstein'in çok sayıda Müslümanı katlettiği yerden fazla uzak olmayan bir yerde onun için bir abide ve sinagog inşa edilmiş... İsrail hükümeti bir yandan eylemini kınarken bir yandan da onun vaktiyle oturduğu Kiryat Arba adlı yerleşim merkezine para yağdırıyormuş. Goldstein'in hemşehrileri Hz. İbrahim'in yanında cami de bulunan kabrini ziyaret edebilsinler diye bir koridor açılmış şubat ayında, tam da katliamın yıldönümünde. Bir ay önce de aynı yeri 24 saat ziyarete açık tutmaya başlamışlar... Mayıs ayında ise katliam yerine kısa mesafedeki köyde yeni bir sinagog açılmış... Yazar El-Hebron'un bütününün, Kiryat Arba'nın bulunduğu topraklar dahil, hukuki açıdan Filistinlilere ait olduğunu da belirtiyor.  Amerikalılara yaptıklarının tam anlamıyla bir çifte standart olduğunu hatırlatan müthiş yazıya hayli tepki geldi doğal olarak. Slater sonraki yazısında uzun uzadıya onları değerlendiriyor, itirazların hepsine ayrı ayrı cevap yetiştirerek. (Taha Kıvanç:Yenişafak:14.10.2010)

 

 

            

                                  

 

                                                        

 

 

                            
                                                   

 

 

         

 

 

  

 

 

 

 

                         

         

                     

                             

 

                         

                                  

 

                 

                          

                                     

 

                                                           15 yıl önce ve sonra (2012) Bosna

 

 

         

                

 


                                               

 

 

                                              Kendine "demokrat" Batı'nın ikiyüzlülüğü ve Türkiye

Saddam, Halepçe' de, başta Fransa olmak üzere ABD ve Avrupa ülkelerinin sattığı silahlarla çoluk çocuk demeden kendi vatandaşlarını katledip gazla zehirleyerek öldürdü. Türkiye Halepçe gazlı katliamından kaçan 40.000 Kuzey Iraklı Kürt komşusuna kucak açtı. 1990'da İkinci Körfez Savaşı'nda bir gecede bu sefer yarım milyon Kuzey Iraklı ayakkabısını dahi giymeye fırsat bulamadan can havliyle yine Türkiye'ye sığındı. Ülkenin dört bir yanından, ânında binlerce yiyecek -içecek -giyecek dolu kamyonlar akın akın yardıma koştu. 1989'da Komünist Bulgaristan Başkanı Jivkov'un başlattığı 'adını, dilini, dinini değiştir' zulmü sonucu 300.000 soydaşımız 6 asırdır yaşadığı topraklarda her şeylerini bırakarak Türkiye'ye sığındı. Ne ABD ne Avrupa basınında Jivkov'u kınayan en ufak bir ilana rastlamadık. 1992'den itibaren Saraybosnalılar Müslüman ve de Türk kabul edildikleri için düzenli ve sürekli soykırıma tabi tutuldular, hatta bir kısmı BM'ye bağlı Hollandalı subay ve askerlerinin gözleri önünde umursamazlıkla katledildi. Bu vahşeti lânetleyen herhangi bir ilâna rastlamadığımız gibi, yıllar sonra katliama göz yuman Hollandalı subay ve askerler Hollanda Devletince madalyalara layık görüldüler. 30 yıl boyunca devam eden PKK vahşetinde öldürülen Asker ve Polis şehitlerimizden vazgeçtim, beş bin'in üstünde çocuk- kadın- yaşlı ve sivil için tavır koymuş kaç Batılı ismi sayabilirsiniz? Öyle bir ilana öncülük eden Türk aydınına da rastlanmadı. 1985'ten bu yana yalnız Almanya'da Türklere ait 3500'den fazla işyeri, dükkân, büro, ev vs saldırıya uğradı, kimileri içinde insanlarımızla yakıldı. Alman Devleti ve Polisi'nin bu olaylara duyarsızlığını eleştiren bir tek ilan göremedim. Bunlar birebir yaşadığım geçmiş olaylardır ve bir hatırlatma mesajıdır." diyen Bülent Akarcalı, şöyle devam ediyor: "Bu yazı ne Gezi olaylarını ve arkasından gelişen durumları destekleyen yazılı ve görsel basın desteğini, ne de yurt dışında kendi paramızla çıkarttığımız ilânları eleştirmek için yazılmıştır. Tek amacı şudur: Türkiye'nin eksiğini- yanlışını görmeye ve bunu kınamaya bu kadar hazır bir Batı dünyası ve bu dünyayı harekete geçirecek insanlarımız, şu yukarıda saydığım vahşetler, insanlık dışı suçlar işlenirken neredeydiler? Irak'ta bir milyon insan öldürülürken yoktular, hâlâ her hafta yüzlercesi ölürken yoklar. Suriye'dekiler ölürken yoklar. Mısır'dakiler ölürken yoklar. Sınırlarımız içinde bir milyona yakın mülteciye hayat hakkını biz verirken onlar yine yoklar!  ( Hasan Celal Güzel; Sabah; 18.08.2013 )  

 

 

 



                               VE  BİZDEKİ    BATILI  GÖZÜ  İLE   İSLAM'A  BAKANLARINDAN SEÇMELER
                                                               
- YERLİ  İSLAM DÜŞMANLARI -

                        

                                        BATIDA SOL YAYIN LE MONDE , HIRİSTİYAN LİDER VE ÜLKEM SOLCULARI...!


            
                                                                             
 ŞEREFSİZLİK
                                                     Cumhuriyet Gazetesinden  iki  karikatür  (!)
                                   Çöpten kafaya dökülen "lailahe illellah "  ve aklın yolu üzerinde Kur'an ... 
Ve  yandaki yazı :İmanıma saldıracak ve susmamı istiyor...! İllegal düzeni protesto etsek - söz, fiil ,yaazı - ya hapis, ya terörist ilan edilme ya başka bir yafta...başta da Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere hemen " gerici, aşırı dinci, sistem düşmanı ilan edilme ..."
              

              

                                                          

 

                                              

 

  Batı işgal ettiği ülkenin dilini , dinini bile değiştirir, ülke zenginliklerini sömürür, milyonları öldürür ve köle diye satarken, ...

 Başka ülkede yaşıyor diye kim kendi kimlik- kültürünü terk etmek ister ki ?! Bu akademisyen kimin ağzı ile konuşup, bu demeçle neyi amaçlıyor acaba? Müslüman içki içsin, serbest (!) yaşasın hatta olmaz sa din değiştirsin amaç bu mu yoksa ...!?

 

 

    

        Hürriyet Ocak, 2015: Camileri yakan, ülkeleri işgal edip sömüren sanki onlar değil! Celladımızı sevmemizi istiyorlar!

 

                     


 

             

 

                                

 

                                           

 

Yeni Sayfa 1

                                                      

 

Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) savunma istihbaratına müsteşar yardımcısı Korgeneral William Boykin'a cevabımız: Tıklayınız