Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı

Bu yazıdaki tüm oryantalist iddiaların cevapları, 'Tüm dinlerin özü İslam'dır ve Kuran'ın kaynağı denir?' adlı yazılarımızdadır!

 


                               
Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı

 Muhammed Hamidullah’ın siyer ilmine katkıları ( Adem Apak )
Hamidullah’ın siyere getirdiği en büyük yenilik, hikayelerle dolu üsluptan siyeri kurtarıp, akli izahlarla açıklamaya çalışması olmuştur. ( s. 11) Mutezile kelamcısı Ebü’l-Hüseyn el-Basri’den etkilenmiş ve siyeri tenkit, tercih ve tahlile dayalı bir sistem haline getirmiştir.  ( s. 12) Siyere getirdiği diğer bir yenilikte peygamberi mucizevi boyuttan ziyade, onun insani yönünü öne çıkarmasıdır. (s. 13) Muhammed Hamidullah, Hz Muhammed’in Müslümanlar için , ‘Güzel bir örnek’ ( Ahzab, 21) olduğunu ifade eden ayetin bizlerin mucizeler üzerinde uzun uzun durmamıza engel olduğunu, ( s. 15) , ‘Hz Muhammed’in insan olarak emek ve gayretini öğrenmemiz, ona verilen insanüstü mucizeleri bilmemizden daha faydalıdır ve bizim için daha fazla öğreticidir.’ ( İslam peygamberi, I/128) görüşündedir. ( s. 16) Hamidullah’ın siyere getirdiği en büyük yenilik, peygamberi insan odaklı ve dini öğreti merkezli bir peygamber olarak takdim etmesidir. ( s. 17) Abdülkadir el-Bağdadi, ‘Şer’i ilimler akla dayanır.’ der ( Usulü’d-Din, s. 156)
 
Hz Peygamberin siretiyle ilgili mevzu haberlerin tarihi değeri ( Doç. Dr. Şaban Öz )
 Örneğin, Şia, halifenin günahsız olma şartını ileri sürmüştür. Ebu Talip’in Müslüman olmadan ölmüş olması, Hz. Ali’nin masumiyetini zedeler endişesi ile onun Müslüman olarak vefat ettiği haberini ortaya atmışlardır. Bu suni kaynaklara da sirayet etmiş bir uydurma haberdir. Ebu Talip’in Müslüman öldüğüne dair Ehli sünnet kaynakları: İbni İshak, Tarih, s. 222;İbni Hişam, II/418; Zehebi, Sire, s. 149. Büyük İslam âlimi İbni Hacer, Fethu’l-Bari adlı eserinde, “ Ebu Talip’in Müslüman olarak öldüğüne dair haberlerin hiç biri doğru değildir.” der. ( İbni hacer, VII/135; Ayrıca Zehebi, Sire, 151; İbni Kesir, I/308 ) Mevzu haberler, ortaya atılmış oldukları dönemin sosyal, siyasi, dini, kültürel ve hatta iktisadi yapısının izlerini taşımalarından dolayısıyla büyük değere sahiptirler. ( s. 26) Dûrî, ‘Tarihi olaylarda rüyaların ve falların önemine sürekli işaret, bu tip şeylere inanan bir topluma işaret eder. Yine mesela, sabahları 7 adet hurma yiyenin evine o gün şeytanın girmeyeceği inancı, hurma üretimi ve ziraatına önem verildiğine işaret eder.’ der. ( Abdülaziz Dûrî, İlk dönem İslam tarihi, s. 54) Mevzu haberlere karşı alınana tedbirlerden biri de ilmi seyahatlerin ( Rihletu’l-İlm) ortaya çıkmasıdır. (s. 30) Tabiundan Ebü’l-Aliyye, “Biz Basra’da Resûlullah’ın ashabından nakledilen rivayetler duyardık, ancak Medine’ye gidip onların ağzından dinlemedikçe ikna olmazdık.” der. ( Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman Darimi, Sünen, I/114 ) Zamanla fakihler, felsefeciler ve tarihçilerde ilmi seyahatler yapmaya başlar. ( s. 31) Abbasilerde uydurma haberlerde Şia’yı taklit etmişlerdir: “ Bu Abbas, babam, amcam ve varisimdir.” gibi. ( İbnu’l- Cevzi, I/340-345; Şevkani, 354) Uydurma haber konusunda en gayretli mezhep konumunda olan Şia mezhebidir. (s. 43) Şia’nın vesayet, ricat, takiyye gibi birçok inancı tarihi tecrübeleri sonucunda oluşmuş ve şekillenmiştir. (s. 45) Mevzu haberler tarihçilerimizi yanıltmış, yanlış yorum yapmalarına neden olmuşlarsa da, tenkit faaliyetlerinin başlamasına neden olan da yine bizatihi bu mevzu haberlerdir. ( s. 47)
 
 Yusuf Ziya Yörükan’ın İslam Dini Tarihi isimli eseriyle siyer metodolojisine katkıları ( Doç. Dr. Mehmet Nadir Özdemir )
Medine’ye 150 ailenin hicret ettiğini, bunlardan 45 kişinin kardeş ilan edildiğini nakleder. ( s. 59) İfk olayı nedeni ile Hz Aişe ile Ali arasında bir mücadelenin olmadığını vurgular. ( s. 60) Rıdvan beyatı ile seçme hakkının devletler hukukuna İslam ile birlikte girdiğini söyler. ( s. 61) Hudeybiye anlaşmasından hareketle, ‘Sünnetin icmadan ( Alimlerin fikir birliğinden) üstün olduğunu çünkü ashabın muhalefetine rağmen peygamberin bu anlaşmayı yapmasının bunu ortaya koyduğunu’ söyler. ( s. 62)  
 
 İslam tarihçiliğinde tarafsızlık problemi ( Prof. Dr. Ahmet Önkal)
İnsanoğlu genellikle aşırılığa meyillidir. Değer verdiklerimizin kusurlarını görmez, tasvip etmediklerimizin haddinden fazla tenkit ederiz. ( s. 75) Tarihi şahsiyetler de övgü ve yergilerden haddinden fazla nasiplerini almışlardır. Bunun dışında İslam tarihçileri de tarihi olayları kendi bakış açıları ile değerlendirmişlerdir. ( s. 76) İbni Kesir, Harre olayı ile ilgili tüm rivayetlerin uydurma olduğunu belirtir. ( Bidaye, VIII/231)

Hz Peygamber’i anlamada ve anlatmada kaynak ve araştırmaların yeri ve önemi ( Ünal Kılıç )
 " Medine’de şair Ebu Kays el-Eslet’in tesirinde kalarak uzak duran Evs kabilesinin bir kolu hariç, her kabileden birçok kişi bu dine giriyordu. ( Thomas Walker Arnold, İslam'ın tebliğ tarihi, s. 45)

Kabileler arasındaki münasebetlerde şiir çok güçlü bir role sahip idi. Öyle ki kabileler için iyi bir komutandan daha çok, iyi bir şairin faydalı olduğu değerlendirmesi yapılırdı. İyi bir şair kitleleri ikna edebilir ve onların tavırlarında etkili olabilirdi. Şiir, savaş meydanlarında bir kılıçtan daha fazla etki gücüne sahip idi. ( s. 103) Aslında Kuran neye ne kadar önem veriyorsa Müslümanların da ona o kadar önem vermeleri gerekmektedir. ( s. 107) Allah resulünün hayatı tarihte hiç kimseye nasip olmayacak bir şekilde ( M. Hamidullah, İslam peygamberi, I/8) bütün yönleri ile kayıt altına alınmış, hatta bir olay karşısında suskunluğuna varıncaya kadar tespit edilmiştir. ( s. 120) Hz Muhammed kendisini toplum dışında tutmamış, onarla birlikte yaşamıştır. O, bizden biri gibidir ve bizim için örnek olabilecek bir model insandır. O'nun mucizevi kişiliği ön plana çıkarıldığında O, ulaşılmaz bir hedef haline gelir. Oyla O, Allah'ın insanlara belirlediği bir modeldir. ( s. 124)

Batı oryantalizminin Hz Peygambere bakışı ( Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin )
Batının Hz. Muhammed'e bakışı, kendi kimlik anlayışı ile paraleldir. ( s. 199) Avrupa'da İslam ile ilgilenenlerin önemli bir kısmı dini, siyasi veya ideolojik önyargı ile hareket etmişlerdir oryantalistler, İslam medeniyetine taraflı bakmaktan kendilerini kurtaramamışlardır. ( s. 200) Batı Hz. Muhammed'e dini, siyasi/askeri, kültürel ve ekonomik etkenlerle bakmışlardır. Batı, Hz Muhammed'e rakip bir din kurucusu olarak bakmışlardır. Teslis' e karşı çıkan bir din Hıristiyan ilahiyatına karşı yapılmış açık bir meydan okuma idi.Oysa batıya göre Hıristiyanlık tek hak din idi( s. 201) İslam düşüncesi batı aydını üzerindeki etkisi 13.yüzyılda öyle bir noktaya ulaşmıştı ki kilise, Müslüman düşünürleri takip edenleri aforoz ile cezalandırdı. Mesela Averroism olarak bilinen ibni Rüşdcülük hareketi başpiskopos Tempier tarafından 1277'de yasaklandı. İbn Sina ve İbn Rüşd gibi Müslüman filozoflar gizli Hıristiyan oldukları iddia edilmekte idiler ( s. 203)  Rakibi daha iyi tanımak adına Avrupa'da ilk adımı atan Peter the Venerable, Kuran'ı 1143'de Latinceye çevirtmiştir. ( s. 207) Raymond Lull'da Müslümanları Hırisityan yapma fikrinin ilk misyoneri idi ve Müslümanları kazanmanın tek yolunun dillerini ve dinlerini öğrenmekten geçtiğini düşünüyordu. Avrupa'da aydınlanma ile diğer dinlere daha makul ölçüde bakılmaya başlanır. Mesela İngiliz ilahiyatçı H. Prideaux'un, The Life of Mahomet or Where One Abundantly Discovers the Truth of The Imposture ( Muhammed'in hayatı veya Bir kişinin mebzul şekilde keşfedeceği sahtekarlığın mahiyeti ) bunlardan biridir. ( s. 208) Henry Stubbe, An Account of the Rise and Progress of Mahometanism (1670) adlı eseri ile Avrupa'da 'Muhammed yanlısı' bir kitap yazar ama ancak 20. yüzyılda basılabilir. ( s. 209) Bazı kayıtlarda da, Muhammed'in kendini içkiye verdiği, bir defasında Mekke'de büyük bir içki aleminden eve dönerken bilinçsizce bir dışkı çukuruna düştüğü; kısa süre sonra oraya gelen domuzların uyuyan Muhammed'i ısırdıkları anlatılır. Bu efsaneler o kadar yaygındı ki, İngiltere'ye kadar uzanmıştır. ( s. 213)
Batı, genellikle kendini güvensiz hissettiği durumlarda Hz Muhammed'e saldırmış, yardıma ihtiyaç duyduğu durumlarda (Mesela Sovyet tehdidine karşı) ise dost ilan etmiştir. Avrupa'nın din düşmanı olduğu söylenemez. Buda, Zerdüşt, Konfüçyüs gibi din kurucularına olumlu yaklaşırlar. Söz konusu din, İslam olunca sorun başlamaktadır. ( s. 218)
 Jocabus de Voragine, Altın okumalar adlı eserinde, meşhur 'güvercin masalını' anlatır. Prideaux, İslam'ın kılıçla yayıldığını, Theophanes, Hz Muhammed'in sara hastası olduğunu iddia eder. Thomas Carlyle, İslam'ın kılıçla yayıldığı iddiasına karşı şunları söyler: "İslam'ın tebliği, şiddet yoluyla, kılıçla engel olunmak istenince, hüküm elbette kılıcın olacaktı." ( s. 221)
Roger Arnaldez, Hıristiyanlarca yazılan İslam hakkındaki kaynakların sonradan yazılmış olduğunu, bunların taraflı kaleme alındığını, o nedenle itibar edilmelerinin zor olduğunu belirtir. ( s. 228, 256)

Batı oryantalizminin İslam peygamberine fenomenolojik bakışı ( Prof. İbrahim Sarıçam )
Carlyle, "Muhammed zevk düşkünü bir insan değildi" der. "Sade bir ev hayatı vardı, herkesin önünde hırkasını yamardı." ( Carlyle, Kahramanlar, s.64) Carlyle, Hz.Muhammed'in "Dünya nimetlerinden yararlanmak" için peygamberlik ilan ettiği görüşünü reddeder. ( Carlyle, Kahramanlar, s.49) Goethe, Müslümanlık ile ahlakı özdeşleştirir ve "her kimin hayatında bir parça ahlak varsa, Müslüman olarak yaşıyor, demektir." ( Carlyle, Kahramanlar, s.51)

Hz Muhammed'in mesajının batı şairlerine etkisi: Goethe etkisi ( Prof İbrahim Sarıçam )
Hz Muhammed'i 'dalga' ile sembolleştiren Goethe, O'nun şahsiyetine hayranlığını dile getirmiştir.O'nun ırmak ve dereleri de bünyesinde toplayarak okyanusa, yani Allah'a ulaşmasını Doğu batı divanı adlı eserinde anlatır. ( s. 260) Divanına Hicret adlı şiiriyle başlar. ( s. 265) 1820 yılında gelini ağır bir hastalığa tutulunca, "Artık söyleyecek bir şey kalmadı, yine İslam'a tutunmaya çalışıyorum." diye bir dostuna yazar. Teslisi reddeden Goethe, " Hepimiz İslam'ı yaşıyoruz." der. ( s. 267)

Hz Muhammed'in mesajının kaynakları ve orjinalliği meselesine oryantalist yaklaşımlar ( Prof İbrahim Sarıçam )

Dogmatik bir anlayış içerisinde doğup büyüyen oryantalistler kendi dinlerine alternatif görüşler ileri süren ve kendi dinlerinin yanlışlığını iddia eden bu yeni dini kabul etmek istememektedirler.( s. 289) Oryantalistler, Kuran'ın insan çabası bir ürün olduğu kanaatindedirler, bu nedenle de Kuran'ı yazdığını düşündükleri Muhammed'i etkileyen kaynakları ( Yahudilik, Hıristiyanlık, Haniflik vs. ) araştırırlar. ( s273) M. Watt, Muhammed at Mecca adlı eserinde (s.26-29) İslam'ın Arabistan'daki monoteist akımlardan etkilendiğini iddia eder. ( s. 282) T. Nöldeke, Das Leben Muhammeds (s. 18-22) adlı eserinde, Hz Muhammed'in peygamberlik arzusu içinde olduğunu iddia eder. (s. 285)

İslam dünyası oryantalist kaynaklı çalışmaları bilimsel süzgeçle inceleyip faydalanabilirler. (s. 347)

 

 

         

Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı
        Derleyen, Prof Dr Adnan Demircan