Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Erdoğan Aydın'a Cevaplar

                                                               Erdoğan Aydın'a Cevaplar

   Erdoğan Aydın'ın gözü o kadar din düşmanlığı ile kör olmuş ki  " Yeryüzünü size döşek kıldık." (Evinizde döşekte yatıyormuşsunuz gibi yeryüzünü sizin emrinize, size hizmete amade kıldık anlamındaki) ayetini ‘Bakın döşek düz yere kurulur, Kuran 'da yerin düz olduğunu söylüyor’ diye yorumlayabilmektedir. Tabii ki “Kuran’daki teşbih”  sanatını bilmeyen, tefsir usulü okumadan din hakkında kitap yazanların böyle komik durumlara düşmesi gayet doğal karşılanmalıdır.

   Ateistler Müslüman âlimlerin yazdığı kitaplardan alıntılar yaparak İslam'a saldırmaya  çalışırken,  objektif olduklarını iddia eden bu insanların aynı kitaplarda yeralan başka yerlerdeki iddialarına cevapları görmemezlikten gelmemeleri acaba hangi bilimsel kılıf ile açıklanabilir, yorumu okuyucuya bırakıp devam edelim.

   Beyler ateist ya, her seferinde Allah (cc) adı geçince " Allah'ın-varsa eğer- ve onun peygamberi olduğunu iddia eden muhammed'in." diye yazarak seviyesiz ve edepsizliklerini ifşa etmekten de asla geri kalmadıkları manidardır. Kabul etmeyebilirsin, reddedebilirsin, hatta çamur atmayı bir meziyette sayabilirsin ama en azından azıcık saygılı olmak gerekir. Hadi kitabında bir kere yazdın, havanı bastın ama aynı sayfada defalarca, durmadan bu tür tekrarlamalar, içlerinde İslam'a karşı var olan  nefret ve hoşgörüsüzlüğün dışa yansımasının ifşasından başka bir şey değildir. Bir kadar önyargı ve düşmanca yazılan kitaplarda da yalan- iftira- okuyucuyu yönlendirme bol bol mevcuttur.

     Peki ya bu cümlenin, mantık ve saygıdan vazgeçtik, seviyeli bir tarafı var mı? " muhammed'in okur-yazar olması ihtimali de var..  muhammed, okur-yazar olmasa bile, kör ya da sağır da değildi. " Okuryazar mı değil mi, “ Ben her ki ihtimalle de saldırayım” mantığı ile yazılan kitap asla objektif ve seviyeli bir ürün olarak kabul edilemez.

       Ya her an yeni yeni ilmi hakikatleri  ortaya çıkan  kitabı Hz. Muhammed'in yazdığı iftirasına ne demeli? Bu iddia direk oryantalist batılı Hıristiyanlardan aşırma bir iddiadır ki sitemizde devamlı iddia ettiğimiz hususun altını bir kez daha çizmek gerekmektedir. Türk ateizmi oryantalist-misyoner Hıristiyanlığın yerli sözcüsü olmaktan ileri gidememişlerdir. Yerli ateistler yabancı ajanların içimizdeki borazancılarıdır sadece. Hele peygamberimizin "kölelerden "  öğrendikleri ile Kuran'ı yazdığı iddiası ne kadar mantıklıdır. Bu iki iddiaya da sitemizde cevap verilmiştir, cevap için  “Kuran’ın kaynağı “ adlı yazımıza müracaat edilebilir.

   Kuran'ın yazılması, Nuh tufanı- Gılgamış destanı benzetmelerinin, kur'an'ın tevrat - incil'den alıntı ile yazıldığı gibi tüm oryantalist iddialarını tekrarlayan yerli çakma ateistimize cevapların sitemizde bulunduğunun altını çizip ( Kuran’ın kaynağı ve İslam tüm dinlerin özüdür başlıklı çalışmalarımız)  yazımıza devam edelim.

     Temel amacı insanların ahlaklı, iyiliksever ve temiz bir hayat aşatmak olan bir kitabın iöçeriği hakkında yazarın merak ettiği konulara bir bakalım: “ hangi tarihte, aralarında ne kadar yaş farkı , kıyafetleri nasıldı?, meyvenin adı neydi?, ne kadar yaşadılar? kaç yılında öldüler? eger siz allah-varsa eğer- olsa idiniz:....ya... yoksa ... İnsanlığın hem dünya hem ahiret mutluluğunu sağlamak için gönderilen ve evrensel bir içeriğe sahip kitapta renk, tarih, elbise modeli arayan bir zihniyet.! Realistçe ve mantık sınırları içinde sayılabilecek soru ve sorunların cevabı Kuran’da zaten var iken, mantık dışı ve hiçbir işe yaramayacak soruların cevabın, bir bakıma İslam’ın anayasa kitabı sayılacak kitapta aramak elma ile armutları toplamaya benzer. Renk, isim, detay hadis kitaplarında bulunur, Kuran ise ana hatları belirler ve anayolun çizgilerini çizer. Kısaca yanlış sorunun cevabı da cevap yanlış yerde aranmaktadır.

     İslam'a düşmanlığı  bakın yazarı ne hallere düşürüyor, İslam domuz etini yasakladı ya: "kaldı ki, domuz besiciliği karlı bir istir. domuz, bir yılda 15-20 yavru doğurur bir senede. bir domuz, kesilme zamanına bir seneden kısa surede gelir.kesilme zamanında 150 kilo tartar....bugun, et fiyatlarının yukseklıgı karsısında yeterince et alamayan kisiler, domuzun pazara girmesi ile, daha ucuza daha cok et alabilirler.”  Şimdi dikkat lütfen şu domuzun marifetlerine " abd ve avrupa'nın onde gelen gelismis ulkelerinde, domuz eti bol miktarda, salam, sucuk, sosis, lop et olarak tuketilir. ve, bu ulkelerin insanları, daha gelismis daha yapılı vucuda sahiptirler, daha uzun boyludurlar. sporun her sahasında daha basarili olurlar, cunku daha saglam bir vucuda sahiptirler. beyinleri de daha iyi calısır, bilim-teknik, ekonomi alanında daha ileridedirler. ulkeleri daha gelismis, daha temizdir. yollar, evler, arabalar, evlerindeki esyalar, hersey.. daha gelismis ve daha moderndir. (bunlar, akıllı olduklarını gosteriyor). cunku, bu insanlar, cocukluklarından beri "yeterli hayvansal protein ve et" tüketiyorlar. bu da et verimi yuksek domuz sayesinde oluyor...." Demek ki bizim kalkınamamamızın sebebi ilim, okuma, düşünme araştırmama eksikliği vs değil, ki bu konuyu “İslam ülkeleri neden geri “ adlı çalışmamızda irdeledik, temel etken Müslümanların domuz eti yememeleri imiş, iyi mi? Peki domuz eti yediği halde ilerleyemeyen ülkeler hangi kategoriye sokulacak? Hadi bir genelleme yapalım, dünyada emperyalist faaliyette bulunmayıp domuz eti dediği halde ilerleyemeyen ( Asya’dan Afrika, Amerika kıtasına kadar)

Birçok ülke için ne diyecek acaba ateist yazar? Bu arada en son Irak, Afganistan, Vietnam, geriye gidersek Kızılderili, Çin, Asya, Hindistan, Afrika'daki sömürgeci geçmişlerine bakmadan onları da övmek ancak eski bir devrimci domuz aşığına ait bir özellik olmalı!

     Çok yaşamanın sırrını da çözmüş yazar: Spor, yüksek yaşam standartları, bilgi vs değil : " domuz eti yemeyen İslam ulkelerindeki insanlara gore cok daha fazla yasıyorlar. demek ki, daha saglıklılar. demek ki, yedikleri domuz etinin bir zararı yok.. bilakis, faydası bile olabiliyor..din yasaklamıs" diyerek, bilimsel gecerligi olmayan kısıtlamaların esiri olmamak lazımdır" bilimsel geçerliliğe bakar mısınız lütfen?! Bu arada bilimsel ispatlanan domuzun sağlığa zararlarına (Domuz eti çok yağlıdır.Ayrıca domuz yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddeler mevcuttur.Vücuda giren bu maddelerin dışarı atılması için lenf bezlerinin çok çalışması gerekir.burum lenf düğümlerinin (bademcik gibi) iltihaplanması ve şişmesine neden olur. Domuz etinde bulunan anormal miktarda kükürt kıkırdak kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanmalara yol açar. Kireçlenme ve bel fıtığına yol açar. Domuzda büyüme hormonu çok fazladır. Domuz eti ve yağı kullanan kişinin derisinde "imidazol" denilen maddeler kaşıntıya yol açar. Egzama dermati, nörodermatit gibi iltihabi deri hastalıklarına zemin hazırlar. Domuz etiyle insanlara geçen bu hastalık domuzlarda ağır bir hastalık yapmamasına rağmen insanlarda öldürücüdür. Bu hastalığın tek kaynağı domuzlardır. Ottowa Üniversitesi araştırmacıları domuz eti tüketimi ile karaciğer iltihaplanması olan siroz arasında orantılı bir artış tespit ettiler. Araştırmayı yapan Dr. Amin Nanji ve Dr.Samuel French domuz eti ile alkol tüketildiği zaman riskin daha da arttığını belirtiyor. İsviçre, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde kişi başı kişi başı ortalama domuz eti tüketimi ile sirozdan ölenlerin oranları doğru orantılıdır. Domuz eti ve yağı, cilt kanseri, mide kanseri, bağırsak kanseri, lenf kanseri gibi kanser çeşitlerine yakalanma riskini arttırmaktadır. Ayrıca taşıdığı aşırı büyüme hormonu nedeniyle kanserin gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Yapılan araştırmalarda vücudun metabolizmasının dengesizliği ile oluşan bir tür hastalık olan obeziteye yakalanma riskinin domuz eti kullanımı ile doğru orantılı olduğu belirtilmekte. İşte bu nedenle özellikle Hıristiyan ülkelerde obezite çok yaygındır. ) fazla dalmadan güncel olan bir örnek ile konuya devam edelim: Domuz gribi!



            İnternette Hıristiyan papazların domuz etinin zararlarını anlattığı videolar aslında yazara en iyi cevaptır herhalde.

      Bir yazısını şöyle bitiriyor ateistimiz: "değişmeyen tek şey, değişimdir." Solcu olup,  ( bir damla kan, bir damla petrol şeklinde özetlenen  gelişmişliklerinin kaynağını görmeyip,) emperyalist batının sömürgeci geçmişine gözlerini tıkamak ancak "değişim"le açıklanır zaten. Daha fazla değişmemeniz umudu ile! Bizde Einstein'dan alıntıladığımız bir söz ile  cevap verelim yazara: " Çağımızda bir önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur." İslam'a olan bu önyargınız sizi emperyalist Hıristiyanları, pislik yiyen domuzu  övmeye kadar götürmüş. Ne diyelim, mutluluklar dileriz size domuz ve kan dolu batı medeniyetinizle!

   Devam edelim, gerçeği ters yüz etmenin en basit örneği: Bizim iddiamız hak dinlerin bozulması putperestlik ve çok tanrılı dinlere dönüştüğü şeklindedir. Yazarın olaya bakış açısı ise her seferinde olduğu gibi 180 derece terstir: "tüm dinler bir masaldır. Günümüzdeki tek tanrılı dinler, çok tanrılı dinlerin değişimi sonucu meydana gelmişlerdir."  İddiaya cevaba

“ Tüm dinlerin özü İslam’dır” adlı yazımızdan ulaşılabilir.

  Yazar bir yerde "demek ki hadislere yalan karışmış" derken daha sonra o uydurma, yalan hadisleri delil gösterip İslam'a saldırabilmektedir : "özellikle "Türkler" için "hadis"ler vardır. Türkler için hiç de iyi şeyler söylemeyen bu hadisler…” yine yazardan itiraf: "hadis uydurmacılarıyla savaşıyor görünenler, uydurma diye nitelediklerini toplamıslardır da. bugun elimizde uydurma hadislerin toplandığı kitaplar vardır. içlerinde Türklerle ilgili uydurma hadislerde geçiyor o kitapların ama yazar onları görmemiş- okumamış (!) ne yazık ki. Evet, İslam âlimleri efendimiz adına uydurulan birçok hadisleri ifşa etmiş, yalan olduklarını belgelemişlerdir. Bunlar arasında ırkçılık kokan birçok hadiste bulunmaktadır. Unutmayalım ki sadece Türkler, Araplar dâhil birçok ırkla ilgili yalan bir çok söz hadis diye uydurulmuştur. Bu konuda “ Türkler hakkındaki uydurma hadisler ve Türklerin Müslüman olması.” Adlı çalışmamıza bakılabilir.

    Bu hadisin neresinde ırkçılık vardır? "şu da kıyamet alametlerinden: kıldan(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz " hazreti resul gelecekle ilgili bir haber veriyor ve bu aynen oluyor , Araplar Müslüman olmadan önce Türklerle savaşıyor, burada ırkçılık yok aksine kıyamet kopmadan olacak olaylara örnek verilir.  Ama ateist yazar buradan hareketle Hz. resul’ü "Türk" düşmanı ilan edebilmektedir. Bu hadisin aksine ırkçılar da Hz. resul’ün ağzından hadis uydurup "Türkleri öven" birçok hadisler uydurmuşlardır. İşin ilginç yönü ateist mantalite sahipleri ile faşist mantaliteye sahip olanların uydurma hadislere sarılmaları, onlardan medet ummalarıdır! Bu hadisi daha farklı ve detaylı ele alan çalışma adresine “ Türkler hakkındaki uydurma hadisler” adlı çalışmada ulaşabilirsiniz.

    Ya bu mantığa, bakış açısına ne dersiniz?: "biz her peygamberi, kendi toplumunun diliyle gönderdik. ille de böyle yaptık ki, o toplumdan olanlara anlatabilsin." (ibrahim suresi, ayet: 4.) demek ki, kur'an'a göre, "tanrı'nın elçisi"nin bir "toplum"u var.  Şimdi soralım, yazara kalsa Allah ( cc ) Hz. resul’ü  ilk muhatabı olan Arap toplumuna Çince konuşurken mi gönderecekti? İlk muhatap çevresi olan kabilesi idi ve onlar anlayıp değerlendirebilsin diye Allah Arapça olarak Kuran'ı indirmiştir! Kuran Hz. resul'e hitaben " Seni alemler - yani hem tüm insanlara hem cinlere - rahmet olarak gönderdik" ( Enbiya 107 ) buyurmaktadır. Ayrıca Sebe suresi 28. ayet, " Biz seni tüm insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." ayeti de bu konuyu teyit etmektedir.

     Kuran'da önce " Yakın çevreni” (Müddessir, 1-2) diye sonrada  " Mekke" ve "çevresi" (En’am, 92 ) ne uyarıcı olarak Hz. resul’ün gönderildiğine dair ayetler vardır, neden, çünkü ilk muhataplar o bölgedir. Daha sonra İslam yayıldıkça tedrici olarak , kademe kademe hedef kitle genişletilir. Mekke'den alemlere  rahmet mesajları yayılır. Ama yazar bu tedrici  tebliğ metodunu kavrayamamakta ve bakın ne demektedir :"muhammed'in "tüm insanların peygamberi", kur'an'ın da "tüm insanlara yönelik" olduğunun anlatıldığı ayetler de var. kur'an'daki nice çelişkilerden biridir bu" Cahilliği yetmez gibi bir de üstüne İslam’a saldırabileceği bir konu bulduğunu zannetmektedir ateist yazar. Bu konu daha detaylı, 'Kuran'da çelişki yoktur' adlı yazımızda ele alınmıştır.

     Yazar bazen doğru şeyleri de dile getiriyor ama ne yazık ki oradan da sonuç olarak yanlış yerlere varıyor:” Bu sorular elbette kendiliğinden oluşmuyor. belli ki bazı yobazlar, bazı kitaplar, bazı hocalar, bazı imamlar, bazıları bu soruları soran kişilerin kafasına bunları sokmuşlar ve insanlar kuşkuya kapılmış.“ Ateist yazar   bilmiyor, bilmediğini de bilmiyor, üstüne bir de bilmediği alanda etrafına akıl vermeye kalkıyor. Araştırmayan okuyucu bulursa çelmeye çalışıyor.

    " Ben de diyorum ki: Müslüman erkek, müslüman olmayan kadınla evlenebiliyor ama, Müslüman kadın müslüman olmayan erkekle evlenemiyor. bu da İslam'ın kadın-erkek eşitliğine bakış açısını gösteren bir diğer örnek!.. insan haklarından söz eden "türban"lılar.. ne dersiniz? "

    İslam başka dinden görüşten olanların “Zorla " İslam'a sokulmasını yasaklar. La ikrahe fiddin: dinde zorlama yoktur , ayeti bunun en büyük delilidir. O nedenle Müslüman bir erkek Müslüman olmayan bir kadınla evlenebilir çünkü onu Müslüman olması için zorlama diye bir şey İslam'da yoktur; İslam'a aykırıdır. Ama diğer din, fikir sistemlerinde bu hoşgörü- insan hakkı yoktur. Kadın kendini zorlayan kocası karşısında zor durumda kalabileceği ihtimaline karşı  İslam - çünkü Müslüman olmayan kocayı sınırlayacak Allah ayeti gibi kesin bir kısıtlayıcı hüküm yoktur başka din ve fikir akımlarında - Müslüman kadınların, Müslüman olmayanlarla evlenmesine izin vermemiştir. Zaten aradaki dini farklılığı göz ardı edip evlenen kadınların daha sonra evlendiği yabancı erkek ile evliliklerinin yürümediği ile ilgili bir çok gazete haberi ve araştırması sık sık basına çıkar. Bu kadın erkek eşitsizliği değil, tam aksine kadınların - Gelecek ve huzurunun - korunmasına yönelik bir hükümdür. Bu konuda “ İslam barış dinidir.”  ve “ İslam’da kadın hakları.” Başlıklı yazıları tavsiye ederiz.

     

    Yazarın kıyas yeteneğinden yoksun  biri olduğuna dair bir örnekle devam edelim. Soru ( Diyanete sormuş bir vatandaş): Mahkeme kararı ile boşanmış eşler, dini açıdan da boşanmış sayılır mı? Cevap ( diyanetten): Mahkeme kararı ile boşanmış eşler, dini açıdan da boşanmış sayılır. Devam ediyor yazar " tam bir çelişki daha..  muhammed zamanında medeni kanun ve mahkeme mi vardı."  Ya medeni kanunlar İslam'ın kuralları ile örtüşmüş ise? aah  yazar  ah!

   Yazarın düşün sahibi biri olmamasına bir örnek daha : "İslamiyet dinini benimseyenlerin arasında bu denli cogunlukta "kör cahil" insan olması neden? eger, ıslamiyet insanlara fayda saglayan bir din olsa idi, kendisini benimseyenlerin bu denli cahil kalmalarını onlerdi. "

     Günümüz Müslümanlarının içler acısı hali acaba kimin suçu? İlk emri "Oku" olan, “ Düşünmüyor musunuz, aklınızı ne de az kullanıyorsunuz” türü yüzlerce ayeti bünyesinde bulunduran bir kitaba inandığını söyleyenler, o kitabın gereğini yerine getirmiyorlar, düşünüp, araştırmıyorlarsa suç kimindir? Bir insan doktordan reçeteyi alıp okusa ama uygulamasa, ölse, suç kimindir. Yazara göre doktorun ve reçetenin! Binlerce yıldır sabun var ama hala pis insanlar var, suç sabun da mı sabuncuda mı alıp kullanmayan veya alıp sabunu kenara koyan insanlarda mı? İlaca sahip olmak yetmez ilacı içmekte lazımdır! Yoksa Osmanlı, ortaçağ döneminde durum böyle mi idi Müslümanların durumu? Bu konuda” Müslüman alimler” ve “ Kuran ve bilim” isimli çalışmalar ile “ İslam ülkeleri neden geri kaldı?” adlı çalışmamızı tavsiye ederiz.

  Buyurun bu konuda tarafsız bir yabancı araştırmacıya müracaat edelim. Batı medeniyeti’nin doğu kökenleri / the eastern origins of western civilisation adlı eserinde prof. dr. John M. Hobson, İslam medeniyeti’nin insanlığa katkısını da şöyle anlatır: “900’lü yıllarda Ortadoğu ile kuzey Afrika, o dönemde medeniyetin beşiğiydi. Buralar sadece dünyanın en ileri bölgeleri olmakla kalmamış, aynı zamanda müthiş bir ekonomik büyüme de göstermişlerdi. Müslüman ekonomisinin bu gelişiminin sebeplerini araştıracak olursak, şu cevaplara ulaşırız: Öncelikle buralar, şehirleri büyüyen ve iş adamlarının uzun mesafeli dünya ticaretine giriştikleri bir barış bölgesiydi. Dahası, Müslüman sermayedarlar sadece tüccar değil, aynı zamanda azamî kâr maksadıyla o çağın dünyası içinde ticaret, yatırım ve bir tür borsacılık yapan rasyonel yatırımcılardı. Üçüncü olarak, bir ölçüde güvene bağlı olsa da bankacılık, kredicilik gibi esasları da içine alan rasyonel bir kurumlar sistemi de doğmuştu. Dördüncü olarak, İslam âleminde 800 yılından itibaren bilimsel düşünce hızlı bir şekilde gelişiyordu. beşinci olarak da İslam, dünya çapında ekonomik faaliyeti harekete geçirmek için son derece önemli bir rol oynuyordu. Onun için de Protestan ahlâkı ve kapitalizmin ruhu yerine, aslında Müslüman ahlâkı ve kapitalizmin ruhu’nun yazılması gerekirdi. Böylece de neden sadece İslam’ın önemli iktisadî gelişmelere refakat edebilecek bir nitelik taşıdığı ve neden Avrupa’nın savaşçı durgunluğunun esiri olarak kalacağı kesin bir şekilde ispatlanmış olurdu."

   Yabancı araştırmacılar kadar kendi topraklarına objektif bakamayan yerli (!) yabancılardan çektiği yetmedi mi bu toprakların?

   Yazarın hala evrim teorisini savunması, üstadı  T. Dursun'un bir süpürge ve bir kova su ile tanrı tanımaz olma öyküsü, branşı hukuk  bir insan olan İ. Arsel'in , branşı dışında   hadis üzerine  bir eser yazıp komik hatalara düşmesi ve Osmanlıcadan yaptığı çevirilerde dünyaya rezil olması, Hz. resul’ü karalamak için bilerek yapılan saptırmaları ( Mesela " İstersen özgürsün, malını al ve git veya  sana evlenme teklif ediyorum, Müslüman ol ve benimle kal " cümlesindeki iki  teklifi tek cümlede toplayıp " Benimle evlenirsen serbestsin (!) şeklinde tek cümlede toplamaları vs) yazarların ateizm ile agnostizm arasında gidip gelmeleri,  bu tür yazar taifenin ön yargı, taassup ve bilgisizliklerinin iz düşümlerinin sonucudur  herhalde.

    Bilmeyen insan bilmediğinin farkında olup susmalı, en azından, etrafa akıl vermeye çalışmamalı hadi ondan da vazgeçtik bari az bilgisi ile yazdıklarında tarafsız- objektif olmalıdır !

                                                                   

                                             İçimizdeki aydınlar (!) oryantalistlere rahmet okutuyor

 Yazısında ( 14-10-2012 "Bundan yüzlerce yıl önce Allah'la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir." diyebilen, hayatını bu ülkede geçiren bir insan ( Sevan Nişanyan ) düşünün. Bir de İslam'a karşı olduğu halde Peygamberimizin İslam dini ile ilgili sözlerinde samimi olduğunu kabul eden batılı iki yazarın görüşünü, hangisini daha insani bulacaksınız?

 "Hz Muhammed'in dünyevi açıdan hiç bir başarı ihtimali görülmediği Mekke döneminde, eziyet ve işkencelere karşı bu kadar tahammüllü oluşu, ancak kendisine ve görevine duyduğu derin bir inançla açıklanabilir." ( William Montgomery Watt, Prophet and Statesman, s. 232)

 "Biz Kuran'da son derece orjinal bir dindarlık, derin bir adanmışlık ve şairane bir dil görüyoruz. Hz Muhammed'in basit bir hilekar olarak değerlendirilmesi imkansızdır." ( Hans Küng, Islam, s. 75)