Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 Ahlak ile etik arasındaki temel fark, kaynağa uygunlukla ilgilidir. Ahlakın kaynağı Kitap`tır ve ahlaklı davranış da Kitaba uymaktır.
                                               Etik çıktı ahlak bozuldu

“Yaratma, yaratım” anlamına gelen “halk” ile aynı kökten türeyen “ahlak” için; eyleme dönüşmüş inanç/din denilse yeridir. Ahlak yerine fıtrat demek de mümkündür. Biz insanları diğer canlılardan ayıran çizgi, tinsel/manevî alandır ve bunun temelinde ahlak yatar. Ahlakın kaynağında Allah inancı vardır ve bir eylemin ahlaka uygunluğu veya uygunsuzluğu Allah’ın varlığıyla anlam ve değer kazanır.

Karamazof  Kardeşler adlı romanda kardeşlerden biri, romanın en iyi karakteri olan Papaz Aleksi’ye Tanrı’nın olmadığını ispatladığını söyler.  Aleksi (Alyoşa) buna çok şaşırır; “Ya, der; bu zamana kadar bunu bana neden söylemedin, neler yapmazdım?”

Bu ifadeden öğrenilecek en önemli şey, ahlakî bir davranışın, sadece başka bir hayatın varlığı ve insanın ebediyete olan inancıyla değer kazandığıdır. Kişi onca imkâna rağmen kendini ahlakî olmaya zorluyor, fıtratının dışına çıkmamaya gayret ediyor, içinde doğan duygularla fırsatlar çatıştığında trajik olan ile dramatik olanı aynı anda yaşıyorsa, bu ancak büyük bir değer uğruna yapılabilir. O da Allah’ın varlığı ve Ahiret inancıdır.

Dinden bağımsız bir ahlakî tutum varsa da, bu, sürdürülebilir bir değer değildir. İkincisi, bu, parmakla gösterilebilecek bir insan grubunu işaret eder.

İnsan davranış bakımından hiçbir zaman “tarafsız” olmamıştır. O, ya fıtratına uygun olarak davranmış ve gerçekten ahlaklı olmuştur veya sahte ve görünüşte ahlaklıdır.

Ahlak, öncelikle niyetle ilgili bir husustur. Kişi yanlış davranışlar içinde bulunabilir ama o bunu ahlaksız olduğu için yapmaz. Demek ki ahlak, öncelikle iradî bir eylemin adıdır. Bundan dolayı ahlaka “irade eğitimi” diyenler de olmuştur. Neyi istememiz, neyi istememizi kayıt altına alan bir eğitimden söz ediyoruz. Eğitilebilir bir varlık olarak insanın ahlaklı veya ahlaksız olması, ailenin büyüklerini, toplumu idare edenleri doğrudan sorumluluk altına almaktadır.

İçinde bulunduğumuz ahlakî erozyonun sebeplerini buraya kadar söylediklerimizde aramak gerekir. Öncelikle bir değer olarak ahlakın yerine etik yerleştirilmeye çalışılıyor. Böylece Allah’a karşı sorumluluk ve ahiret inancı olmadan da kişinin etik davranabileceği söylenmiş oluyor ki, bu, sonuç itibariyle Papaz Alyoşa’nın pişmanlığıyla sonuçlanacaktır.

Bizce ahlak ile etik arasındaki temel fark, kaynağa uygunlukla ilgilidir. Ahlakın kaynağı Kitap’tır ve ahlaklı davranış da “Kitaba uymak”tır. Etik ise belli kurallara uyulduğu müddetçe her şeyi  mubah görür. Bunun adı işi “kitabına uydurmak”tır. Mesela, etik, kitabına uydurmuş ve ihtiyaç gerekçesiyle bitki ve hayvanların genetiğini değiştirmeyi yerinde görmüştür. Ama sömürüye, sömürü yoluyla aç, susuz ölüme terk edilmeyi konu dışı bırakmış, yani bunu etik saymıştır.

 Son zamanlarda medya yoluyla, siyasilerin, gazetecilerin dilimize yerleşen etik, umarım günlük hayatımıza, anlayışımıza ve inancımıza yerleşmez. Yoksa gayet etik fakat ahlaksız bir millet olacağız.  (Kamil Yeşil: Yeni Söz: 08 Haziran 2011)