Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Evangelizm

 

                                                                   HIRİSTİYAN SİYONİSTLER


1-Hıristiyan Siyonistliğin Tanımı

İsrail-Filistin çatışmasındaki aşırı dini gruplar düşünüldüğü zaman hemen İslam ve Yahudilik adı altındaki dini gruplar akla gelir. Oysa daha az adı duyulan, Türkiye'de neredeyse hiç duyulmayan, aşırı Hıristiyan gruplar ihmal edilmeyecek bir öneme sahiptir. Eylemleri çatışmayı fişekleyen ve hedefleri hem İsrail’i hem de Filistin’i tatmin eden bir barışa karşı olan gruplar “aşırı” olarak nitelendirilmektedir.

Bu tanıma uyan Hıristiyan gruplar genellikle fundamentalisttir (radikaldir) ve tümü de İsrail yandaşıdır. Hatta varlık amaçları noktasında birçok İsrailli’den daha da aşırıdırlar. Üyeleri arasında neredeyse hiç İsrailli ya da Filistinli bulunmazken bazı gruplarda liderler İsrailli olabilmektedir. Bazı gruplar, İsrail hükümetlerinin siyonist politikalarını ya da aşırı Yahudi grupları direk olarak destekleyerek Orta Doğu’daki çatışmayı yoğunlaştırmaktadır. Diğer gruplar daha dolaylı yollardan çalışmaktadırlar. Bu gruplar, İsrail’e ve İsrail aşırı gruplarına dışardan bağış toplamakta ve yabancı ülkelerde İsrail’deki çatışmalar hakkında İsrail lehine yanlış bilgilendirmeler yapmaktadırlar. Ayrıca bu gruplar kendi ülkelerindeki hükümetlerde İsrail’e destek için lobi oluşturmaktadırlar. Özellikle ABD’deki lobi oldukça kayda değerdir. ABD’deki, bu grupların yer aldığı İsrail yanlısı lobinin Kongre’deki etkisi o denli büyüktür ki, İsrail hükmetine Amerika’dan her yıl 5.5 milyar dolar para akmaktadır.

2-Teolojik Alt Yapısı

İlk bakışta fundamentalist olan bu Hıristiyan grupların bir Yahudi devletini desteklemeye bu kadar hevesli olmaları açıklanamaz görülebilir. Destekleyişlerinin arkasındaki neden onların Kitabı Mukaddesi yorumlayışlarıdır. Onlar, Tanrı kelamı olarak Kitabı Mukaddesin edebi manasına inanmakta ve Kitabı Mukaddes’te geçen belli bazı bölümleri İsrail’deki Megiddo ovasında yapılacak olan son büyük savaşı önceden bildirdiği şeklinde yorumlamaktadırlar. Bu son savaş Kitabı Mukaddes’te İbranice Armagedon diye geçmektedir. Armagedon ‘Megiddo tepesi’ anlamına gelmektedir. Yani bu savaş bugünkü İsrail’deki Megiddo ovasında gerçekleşecektir. Armagedon ancak ve ancak Yahudilerin bir millet olarak “Eretz İsrail” (Vaat edilmiş topraklar)da yeniden bir araya gelmelerinden sonra gerçekleşecektir. Bu Hıristiyan gruplar Yahudilerin Tanrı’nın tek seçilmiş kulları olduğuna ve onlara Tanrı’nın dünyevi iyilik, kendilerine ise uhrevi saadet vaat ettiklerine inanmaktadırlar. Tanrı kendilerine uhrevi saadet vaat ettiği için bu Hıristiyan siyonist gruplara mensup olanlar kendilerini Yeniden Doğmuş Hıristiyan olarak tanımlamakta ve bu son savaş Armagedon’u görmeyeceklerine, ve bu dönemdeki acıların hiçbirini çekmeyeceklerine inanmaktadırlar. Çünkü onlar kendilerinin Tanrı tarafından gökyüzüne yükseltileceklerine inanmaktadırlar. ‘Rapture’ (vecde dalma, aşırı sevinç anlamına gelen İngilizce bir kelime) adını verdikleri bu olay ancak ve ancak Yeniden Doğma Hıristiyanların başına gelecektir. Diğer çeşitli kiliseler tarafından da kabul edilen bu doktrine “milenyalist” denilmektedir. Çünkü Kitabı Mukaddes’te bu savaşın ikibinli yıllarda olacağına dair işaretler bulunmakta ya da bu kitap öyle yorumlanmaktadır. Diğer yandan, İsa Mesih bu savaşta gökyüzünden inecek ve Deccal”i burada öldürecektir. Bundan sonra krallığını kuracak ve yıllar süren bir barış dönemi başlayacaktır. İşte fundamentalist Hıristiyan Siyonistlerin İsrail’e olan yakın ilgileri, Mesih’in ikinci gelişine yol açacak olan bu savaşı bir an önce yerine getirmek için çalıştıklarına dair inançlarında yatmaktadır.

Hıristiyan Siyonistliğin doktrinini tanımlamak için sıkça kullanılan diğer bir terim ise “dispensationalisttir”. ‘Dispensation’ kelimesi İngilizce’de şu anlamlara gelmektedir: 1- Dağıtma, bölme, idare, tertip. 2- Muafiyet, af, hariç tutma, dışında bırakma, istisna. Hıristiyanlık’ta ise terim olarak ‘bir dinin etkili olduğu dönem’ ve ‘kilise tarafından çok özel olarak verilen izin’ manalarına gelmektedir. Bu Hıristiyan Siyonist gruplar Kitabı Mukaddes’te dönüm noktası olan yedi adet aşama, dönem belirledikleri için kendilerine “dispensationalist” demektedir. Aynı zamanda bu Hıristiyan gruplar kendilerini Armagedon savaşı öncesinde, o zamandaki felaket ve acılardan ayrı tuttukları, kendilerinin muaf tutulduklarına inandıkları için onlara Türkçe’de “muafiyetçi” denilmesi uygun görülmektedir.

Kitabı Mukaddes’te kehanet edilen ve muafiyetçilerin inandıkları dönüm noktası, yedi aşama şunlardır:

-Yahudilerin Filistin’e geri dönmeleri.

-Yahudi Devletinin kurulması.

-Dünyanın, İsrailoğulları dahil, tüm uluslarına İncil’in vaaz edilmesi.

-Rapture (Vecd). Kilise’ye iman edenlerin Cennet’e yükseltilmesi.

-Tribulasyon (Felaket dönemi). Yedi yıl sürecek olan felaket dönemi. Bu dönemde, Yahudiler ve diğer imanlılar zulüm görecekler. Ancak yine bu dönemde iyilerle Deccal önderliğindeki kötüler savaşacaklar.

-Armagedon savaşı. İsrail’deki Megiddo ovasında yapılacak savaş.

-Deccal ve ordusunun yenilmesi ve Mesih’in krallığını kurması. Krallığın başkenti Kudüs olacak. Krallık Yahudiler tarafından yönetilecek. Bu Yahudiler Mesih’e bağlanacaklar ya da Hıristiyanlığa dönüş yapacaklar.

Bu aşamalar muafiyetçiliğin temelidir. Ancak değişik muafiyetçi gruplar arasında bazı farklılıklar olabilmektedir. Örneğin Yahudilerin akıbetleri hakkında bazı farklılıklar bulunabilir. (Toptan dönüş yapmaları vs.) muafiyetçiler kehanetin gerçeklesecegi yerler olarak cografi konum tespit etmekten hoslanirlar, Israil’deki Megiddo ovasi gibi. Muafiyetçiler, Deccal hakkindaki bölümlerde geçen bazi Ibranice kelimelerin, Ingilizce Rusya ve Moskova kelimelerini çagristirdigini düsünerek Deccal’in Rusya tarafindan yönetilecegi seklinde yorumlamaktadirlar. Armagedon savasinin nükleer silahlarla yapilacagini ve Rusya’ya karsi Israil’in yaninda yer alacak ABD’nin ahlaki çöküs yasayacagina inanmaktadirlar. Birçok fundamentalist-muafiyetçi lider tarafindan en etkili olarak gösterilen Hal Lindsey’in The Late Great Planet Earth (Merhum Büyük Gezegen Dünya) adli kitabi bu teolojiyi en iyi anlatan ve bu konuda en çok satan kitaptir.

Muafiyetçiler tarafindan motive edilen ba?ka bir görü? ise kendilerinin Nazilerin yapmy? oldu?u Musevi katliamyny ve Hyristiyanlyk taryhindeki anti-semitik geçmi?i telafi etmek istedikleridir. Ancak bazy gruplar için bu bir çeliskidir. Çünkü zaten bu gruplar Hyristiyanlaryn Yahudiler üzerindeki üstünlü?üne inanmaktadyrlar. Örne?in, Yahudilerin Tanry’nyn seçilmi? kullary oldu?una ve Mesih’in ikinci geli?i için bir aracy olduklaryna, bu rolü oynadyklaryna inanirken ayni zamanda Yahudilerin Mesih’i kabul etmezlerse kendileri gibi cennete kabul edilmeyeceklerine inanmaktadirlar. Baska bir çeliski de sudur: Muafiyetçiler, Yahudi Diaspora’sinin hatta Nazi Katliaminin Yahudilere hem Mesih’e inanmadiklari hem de O”nu öldürdükleri için Tanri’nin bir cezasi oldu?u inancina da sahiptirler.

3-Hıristiyan Siyonistliğinin Tarihi

Hiristiyan Siyonizminin tarihi aslinda bugünkü Israil devletinden hatta Yahudi Siyonizminden bile çok öncedir. (Israil 1948 yilinda kuruldu). Ortaya çiktigi teolojinin kökü Kitabi Mukaddes’in, Kilise hiyerarsisi disinda kalan insanlarin Kitabi Mukaddesi okuma ve onun mesajini yorumlamasina imkan veren anadile çevrilmesinden hemen sonraki asra dayanmaktadir. Filistin’de bir Yahudi ulusunun kurulmasinin, Mesih’in ikinci gelisine isaret edecegi fikri ilk olarak Oliver Cromwell ve Paul Felgenhauever gibi 17. Yüzyil Protestan lider ve teologlarin söylev ve yazilarinda belgelendirilmistir. (Halsell, 135)

19 yy. sonlarina dogru Protestan Hiristiyanlar bu kehanete ‘faal’ yaklasimlarda bulunmak ve böyle bir devleti kurmak için önerilerde bulundular. İngiltere’deki önde gelen ilk Siyonist Lord Anthony Ashley üvey kayinpederi Ingiltere’nin Dis Iliskiler Sekreteri’ni Kudüs’te Ingiliz Konsoloslugu açmasi için etkiledi. Bu konsolosluk, 1839 yilinda Filistin’deki tüm Yahudileri, Osmanli vatandasi olmalarina ragmen, hakimiyeti altina aldı.

Protestan Hiristiyanlar, özellikle Ingiltere ve Amerika’da ve Avrupa’nin diger bölgelerindekiler, 19 yy. boyunca, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasi gerektigini sik sik dile getirdiler. 1848 yilinda, Amerika’nin Kudüs Konsolosu Warder Cresson, Ingiliz Hirisiyan-Yahudi toplulugunun yardimiyla Refaim Vadisinde bir Yahudi yerleskesi kurdu. 1898 yilinda, Amerika’nin Filistin Konsolosu Edwin Sherman Wallace söyle söylemekte idi: “Toprak bekliyor, insanlar gelmeye hazir ve yasam kosullari saglanir saglanmaz ve hayat güvence altina alinir alinmaz gelecekler. Ya bunu kabul edin ya da mutlak kehanetleri degersiz kabul edin.”

Ancak ilk Hiristiyan Siyonistlerin motive edici yaklasimlari yalnizca teolojik açidan degildi. Anti-semitizm de önemli bir motivasyondu. Avrupali birçok Siyonizm savunucusu, Avrupa’nin Yahudilerden temizlenecegi düsüncesiyle bu ise tesvik edildiler. Anti-semitizm ve Yahudileri Tanrinin seçilmis kullari olarak yüceltme, bugünkü Hiristiyan Siyonist hareketlerinde de çeliskili bir sekilde bir arada var olmaktadir.

Motivasyonu her ne olursa olsun, Hiristiyan Siyonist hareketi, Siyonizmin Ingiliz ve Amerikan hükümetlerine yerlesmesinde büyük ölçüde rol oynamistir. 1985 yilinda Benjamin Netanyahu’nun, Birlesmis Milletler Israil Büyükelçisi iken Israil Milli Kahvalti Duasi sirasinda söyledigi gibi; “Gerek Ingiliz gerekse Amerikali Hiristiyan Siyonistlerin yazilari Lloyd George, Arthur Balfour ve Woodrow Wilson gibi çok önemli liderlerin düsüncelerini direk olarak etkilemistir.”

4-Bazı Hıristiyan Siyonist Gruplar

                                                      KUDÜS ULUSLAR ARASI HIRISTIYAN BÜYÜKELÇILIGI
                                                     (INTERNATIONAL CHRISTIAN EMBASSY JERUSALEM):

Kısa adi ICEJ. 1980 yilinda, Israil’in illegal olarak, fakat uluslararasi kanunlara göre (!) Filistin’e ait Dogu Kudüs’ü isgal ettikten ve uluslararasi kamuoyu ‘birlesik’ sehrin Israil’in baskenti olmasini red ettikten sonra kuruldu. İsrail’in baskenti olarak bölünmemis bir Kudüs fikrine Hiristiyan destegini ifade etmek için kuruldu. Bu da muafiyetçi-milenyalist bir organizasyondur. ICEJ, Hiristiyan Siyonist Kongresi adini verdikleri bir toplantida bir araya gelmektedirler. Bu toplantilarda hem Israilli hem de Hiristiyan delegeler konusma yapmakta ve üyelerin oylamalarıyla organizasyonun hedefleri ve ideolojisini ortaya koyan kararlar alınmaktadır. Son konferansın sonuçları detaylı bir şekilde ICEJ’in III. Uluslar arası Hıristiyan Siyonistler Kongresinin Bildirisinde ortaya kondu. Bazı önemli maddeler şöyledir:

ICEJ; Eretz İsrail toprakları içerisinde bir Filistin Devleti’nin kurulmasını kınamaktadır. ICEJ yayınlarında; Filistin Yetkesi hakkında Filistin Kurtuluş Örgütü diye bahsetmektedir. Bir Filistin Sözleşmesinde ya da herhangi bir Filistin elçisinin talebiyle, İsrail’in elimine edilmesi ya da Eretz İsrail güvenlik bölgesi içerisinde İsrail’in haklarının reddedilmesi yer aldığında ICEJ tarafından bu madde şiddetle feshedilmelidir. Bu madde şu anlama gelmektedir: Filistin Yetkesi, Eretz İsrail sınırları içerisinde bir Filistin devleti kurulmasından söz etmeye devam ettiği müddetçe Filistin Yetkesi feshedilecektir. Açıkçası bu Filistinliler ve birçok İsrailli açısından hiç gerçekçi değildir.

Çoğu İsraillinin ılımlı yaklaşımına karşı ICEJ Siyonizme aşırı bir mana yüklemektedir. İsrail hükümeti ICEJ’den daha ılımlı olmasına rağmen bu organizasyona sürekli destek vermektedir. Her İsrail başbakanı ICEJ’in kuruluşundan bu yana ICEJ’in törenlerinde konuşma yapmıştır. ICEJ, Tanrı’nın emriyle çalıştıklarına ve Kitabı Mukaddes’teki kehanetleri yerine getirecek vazifelerinin, Yahudileri ve İsrail ulusunu desteklemekten çok daha önemli olduğuna inanmaktadırlar. Alman Jan van der Hoeven Birinci Hırisityan Siyonist Kongresinde şöyle konuşmuştur: “İsraillilerin ne istediği umurumuzda değil! Bizi Tanrı’nın dediği ilgilendirir! Tanrı o toprakları Yahudilere verdi!” (Halsell, 133)

Siyonist amaçlarına hizmet amacıyla ICEJ, dünyanın dört bir yanından fundamentalist Hıristiyanları İsrail turuna (Batı Şeria’nın bir bölümüne) çıkarmaktadır. İsrail hükümetiyle koordine bir şekilde çalışarak Yahudilerin Çardaklar Bayramı (Feast of the Tabernacles, ya da Succoth) tatilinde paket turlar düzenlemekte ve her yıl binlerce Hıristiyanı buraya çekmektedir. Turlar vasıtasıyla mesajını uluslar arası düzeyde duyuran ICEJ aynı zamanda Arap ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinden İsrail’e Yahudi göçünü desteklemektedir. Bu göçmenlere çeşitli sosyal yardım da sağlamaktadır. Örneğin tartışmalı İsrail yerleşimleri gibi. Ancak yerleşim desteği ICEJ’in en vurucu desteği değildir. Avusturya, Yeni Zelanda, Almanya ve ABD’deki kiliselerden topladığı bağışlardan, İslami kutsal yerleri yıkmaya çalışan Yahudi terörist gruplarına para aktardığına dair iddialar da bulunmaktadır.

İsrail hükümeti tarafından kendisine verilen açık onay, uzun zamanda elde ettiği yüksek mevki ve merkezinin Kudüs’te bulunması sebebiyle ICEJ, Hıristiyan Siyonist eylemlerin merkezidir. Diğer birçok Hıristiyan Siyonist örgüt onun politik tutumunu taklit etmekte ve Orta Doğu konularına ilişkin onun ‘Hıristiyan’ yorumlarına güvenmektedir. ICEJ, Middle East Digest (Orta Doğu Raporu) adlı bir dergi çıkarmaktadır. Bu dergi Orta Doğu hadiseleri hakkında İsrail yanlısı bir tutum sergilemektedir. Bazı başlıkları; “Hitler’in Yahudileri yok etme görevini Arafat aldı” Haziran 1997, “Orta Doğu Masalı: Filistin sorunu Bölgesel barışın merkezi değil” Ocak 1997, “İsrail’e karşı savaş komplosu: İran, Irak, Suriye ve FKÖ ittifakı” Mart 1997. Middle East Digest dergisi, Filistin Yetkesi ile FKÖ arasında bir fark olmadığını belirtmekte ve Filistin hükümetini terörist örgütlerle bir tutmaktadır. Bu uygulama bütün Hıristiyan Siyonist edebiyatının ortak teması ve anti-Filistin eğilimini teşvik edicidir.


                                                          KUDÜS KUTSAL MABED KURUMU
                                                        (JERUSALEM TEMPLE FOUNDATION)
Kısa adı JTF olan Kudüs Kutsal Mabed Kurumunun amacı, El-Aksa Camisini ve Muallak Taşını yıkmak ve yerine 3. Yahudi Tapınağını inşa etmeleri için Yahudi müfrit gruplara yardım etmektir. Yeniden Doğma Hıristiyan olan Terry Reisenhoover tarafından kurulmuştur. Reisenhoover hem İsrail hem de Amerikan vatandaşıdır. Kurumun uluslar arası sözcüsü Stanley Goldfoot’tur. Goldfoot aynı zamanda eski bir “Stern Gang” üyesidir. (Stern Gang ilk Yahudi gerilla gruplarından biri olup Filistin’den İngilizleri çıkarmak ve İsrail devleti kurmak için teroörist eylemler gerçekleştirmiştir. Kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden Arapları katledip, Kral Davut Otelini bombalamış fakat hedeflerine de ulaşmışlardı. Bu grup İsrail’in ilk başbakanı David-ben-Gurion tarafından sadece kınandı.

JTF’nin İslami mabedleri yıkmayı istemesinin nedeni Reisenhoover’ın, bugün bu mabedlerin bulunduğu yerde eskiden 2. Yahudi Mabedinin bulunduğuna dair Yahudi inancını desteklemesidir. Bazı aşırı uç Yahudi mezheplerinde, 3. Yahudi Mabedinin, Yahudi ırkını eski saflığına döndüreceğine inanılmaktadır. Yeniden Doğma bir Hıristiyan olmasına rağmen Reisenhoover, Yahudi teröristlerin motive edici bu eylemlerini desteklemektedir. Aynı zamanda Reisenhoover, İslam ‘lekesinin’ Hıristiyanlığın da kutsal şehrinden silinmesini istemektedir.

Stanley Goldfoot, ICEJ’in bunu reddetmesine rağmen, JTF’nin ICEJ’den parasal destek aldığını belirtmiştir. Goldfoot, Hıristiyanlardan para toplamak için ABD’ye gitmiş, burada birçok Hıristiyan radyo ve TV programlarına çıkmış ve kiliselerde konuşmalar yapmıştır. JTF’nin topladığı para yılda, örneğin 1986’da, 100 milyon dolardır. Goldfoot ve Reisenhoover’ın yanısıra, birçok Amerikalı evanjelik-muafiyetçi lider de JTF için çalışmaktadır. Reisenhoover’ın kurduğu bir başka organizasyon da (Yahudi-Hıristiyan İttifakı Amerikan Forumudur ( the American Forum for Jewish-Christian Cooperation). Bu organizasyonun amacı tamamen İsrail için para toplamak ve Reisenhoover’ın hedeflerine ulaşmaktır. JTF’nin parasal destek verdiği eylemlerden bazıları şunlardır:

1983 yılında, aşırı uç, İsrail yandaşı 29 kişi, El-Aksa Camisine kuşatma altına almış, tutuklanıp mahkemeye çıkarılmışlardır. Avukat paralarını JTF karşılamış ve özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamışlardır.

JTF, şu anda caminin bulunduğu yerde yapılması planlanan 3. Tapınağın dizaynı için parasal kaynak sağlamaktadır.

JTF, Ateret Cohanim Yeshiva gibi enstitülere para sağlamaktadır. Ateret Cohanim Yeshiva, 3. Tapınakta yerine getirilecek olan hayvan kurban etme gibi eski, antik, dinsel törenleri için Yahudi rahiplerini eğitmektedir.


                                 İSRAİL TOPLUMUNU GELİŞTİRME KURUMU- HIRİSİTYAN DOSTLARI
                      (CHRISTIAN FRIENDS OF THE ISRAEL COMMUNITY DEVELOPMENT FOUNDATION)

İsrail Toplumunu Geliştirme Kurumu (ICDF) Yahudi yerleşimcileri destekleyen İsrail’in bir organizasyonudur. İsrail Toplumunu Geliştirme Kurumu-Hıristiyan Dostları (CF/ICDF) ise, amacı Batı Şeria ve Gazze şeridindeki Yahudi yerleşimcileri, parasal yardım ve gönüllü projelerle desteklemek olan, Hırisityan-muafiyetçi bir Amerikan organizasyonudur. Motive edici programları “Bir Yerleşimci Edinme Programı”dır. Bu program, Amerika’daki kiliselerin, CF/ICDF aracılığıyla, belli bir Yahudi yerleşime sponsor olmalarını içermektedir. Kilise, CF’nin belirlediği bir yerleşimciye parasal kaynak sağlamakta ve yine CF’nin desteğiyle İsrail’e bu yerleşimciyi ziyaret gezileri düzenlemekte ve gönüllü projelere katılmaktadır. CF/ICDF, hangi kilisenin hangi yerleşimciyi edindiğini websitesinden duyurmaktadır. İnsanları Middle East Digest dergisi okumaya yönlendirerek ‘bilgi sahibi’ olmalarını sağlamaktadır. Kendileri de küçük bir gazete yayınlamaktadır. Bu gazetenin görüşüne bir örnek şöyledir; “Birçok asker toplayarak, konvensiyonel, biyolojik ve kimyevi silah yığınağı yaparak, sürekli savaş hazırlığı yapan düşmanlar İsrail’i kuşatmıştır. Daha güçlü silahlara sahip uluslar tarafından kuşatılmak, muhasara altına alınmış bir devlet için yeni bir şey değildir. ... FKÖ, Batı Şeria içerisinde, otomatik silahlı, eğitilmiş, gezici, 50.000’den fazla polise sahiptir.” CF/ICDF Gazetesi. Bunlar, Orta Doğu’daki duruma bir bakış açısı olabilir ancak bu perspektif gerçeği yansıtmaktan çok Hıristiyan destekçiler arasında İsrail’e bir sempati uyandırmak ihtiyacının etkisi altındadır. Oysa, 5.5 milyar dolar için Amerika’ya teşekkür borçlu İsrail, silahlanma konusunda komşularından daha güçlü durumdadır. Onların aksine İsrail nükleer silaha sahip ülkelerden biridir. Üstelik, burada bahsedilen polis güçleri, İsrail ile yapılan Oslo antlaşmasına uymakta ve Filistin sivil güvenlik bölgesi olan Batı Şeria içerisinde bulunmaktadır. Hatta, bazı bölgelerde bulunan İsrail ve Filistin ortak devriye polislerinin bulunuyor olması da Kudüs’teki durumu anlatan bu alıntıların nasıl bile bile yanlış aktarıldığını göstermektedir. Hıristiyan Siyonist grupların barış olanağına yavaş ve sinsice zarar vermek için yanlış haber yaymaları aktivitelerinden bir tanesidir. ICEJ ve CF/ICDF’in yanında, Orta Doğu hadiselerine yine aşırı açıdan yaklaşan yayınlarda bulunan, daha ılımlı Hıristiyan Siyonist organizasyonlar da bulunmaktadır. Bunlar arasında; İsrail Milli Hıristiyan Liderliği Konferansı, İsrail’in Hıristiyan Dostları, Hıristiyan Koalisyonu ve Ahlaklı Çoğunluk. Bu gruplar terörizmi veya Yahudi yerleşimlerini aktif olarak desteklememekteyse de, politik tutumları hiç ılımlı değildir ve Filistinliler tarafından da sevilmemektedirler. Bu organizasyonların etkisi, bölgesel barış şanslarını azaltan bir İsrail gündemine uluslar arası desteğine yardım etmektir.

5-Hıristiyan Siyonistler, ABD ve İsrail
Amerika’nın İsrail Yanlısı Politikasının Önemi

Amerika Birleşik Devletleri her zaman İsrail’in en sağlam desteği olmuştur. İsrail’i, işgal ettiği uluslar arası kabul edilen sınırların dışındaki bölgelerden vazgeçmesi için hiçbir zaman teşvik etmemiş ve hiçbir zaman bir Filistin devleti lüzumunu açığa vurmamıştır. Hatta, Amerika İsrail’e kayıtsız şartsız yılda 5.5 milyar dolar vermektedir. Bu miktar başka devletlerin aldığıyla karşılaştırılamaz bile ve yine başka hiçbir devlet parayı böyle istediği gibi kullanma özgürlüğüne sahip değildir. İsrail’in kurulmasından (1949’dan) 1996’ya değin A.B.D. parasal yardımından 62.5 milyar dolar almıştır. (Bir kıyaslama olması açısından şu belirtilmelidir ki; Aşağı-Sahara Afrika, Latin Amerika ve Karayipler aynı dönemde toplam 62.497.800.000 $ almıştır. ) Israil bu parayı neredeyse tamamen silah satın alma ve geliştirme ve Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilere para sağlamaya ayırmaktadır.

Amerika’nın dengesiz yardım politikası ve İsrail’in bölgedeki genişlemesini kınamayışı Orta Doğu çatışmasının sürmesine doğrudan yardımcı olmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bütün üyeleri tarafından 1967 yılında alınan 242 nolu kararına göre, İsrail dahil Orta Doğu ülkeleri sınırları içinde güvenli bir şekilde var olma hakkına sahiptir ve İsrail 1967 savaşıyla aldığı bütün toprakları Arap kontrolüne geri vermek zorundadır. Otuz yıl sonra, İsrail bu karara uymadı. Hem İsrail’in hem de A.B.D.’nin imza attığı BM Antlaşması (Özerk olmayan bölgelere ilişkin deklarasyon) ve Geneva Antlaşması’nda da silah zoruyla girilmiş bölgelerin alıkoyulamayacağı belirtilmiştir. Amerika, 1967’den bu yana parasal yardım politikasıyla İsrail’in uluslar arası kanunları çiğnemesini desteklemiştir. Çünkü, Amerika’nın gönderdiği paralar, İsrail hükümeti tarafından Yahudi yerleşimlerini ayakta tutmak ve silahlanmak için kullanmaktadır. Amerika’nın diplomatik ve finansal desteği olmasaydı İsrail çok daha önceden bu topraklardan geri çekilmeye zorlanırdı.

Amerika’nın İsrail Yanlısı Politikasında Hıristiyanların Etkisi
Amerika Birleşik Devletlerinde, milenyalist ya da muafiyetçi doktrinlere bağlı evanjelik-fundamentalist kiliselerle ilişkisi olan yaklaşık 40 milyon Hıristiyan yaşamaktadır. (Halsell, 154). Onlara göre, İsrail ve Siyonizm’e kayıtsız şartsız desteğin kaynağı dini kanaatleridir. Genel olarak evanjelik-fundamentalist kilise ya da örgüt liderleri aynı zamanda politik meselelerde de seslerini çokça duyurmaktadırlar. Bu gruplar arasında oldukça etkili olan iki grup, Hıristiyan Koalisyonu ve Ahlaklı Çoğunluk, bulunmaktadır. Bu örgütlerin liderleri Pat Robertson, Ralph Reed ve Jerry Falwell, İsrail ve Siyonizme kayıtsız şartsız desteklerini birçok vesilelerde dile getirmişlerdir. Fundamentalist liderler kilisenin politik görüşüne sıkı bağlılığı özendirmekte ve bu konuda genellikle de başarılı olmaktadırlar, şayet fundamentalist yandaşların sadakati evanjelik televizyonlarda gösterilip tanıtılırsa. Bu nedenlerden dolayı, Amerika’daki aşırı sağ Hıristiyan toplum, seçimlerde kazananların İsrail yanlısı politika izlemelerinde oldukça etkili olan bir gruptur.
Fundamentalist seçmenin oylarının sayısından daha da önemlisi fundamentalist liderlerin hükümetin yüksek makamlarında eskiden beri yer almaktan hoşlanmalarıdır. En endişe verici örnek ise bu fundamentalist liderlerin, politik hayatı boyunca Ronald Reagan üzerindeki etkileridir. Birçok ortamda Reagan muafiyetçi teolojiye olan büyük ilgisini açıkça söylemiştir.
Amerika’nın dış politikasındaki muafiyetçi teolojinin başlıca kolları şunlardır: İsrail yanlısı politika, nükleer savaş Armagedon için hazırlık, ve Kitabı Mukaddes’te Deccal güçlerinin lideri olarak yorumlanan Sovyetler Birliği karşıtlığı. Bunların hepsi Reagan’ın da başlıca dış politikasını teşkil etmekte idi. Yine Sovyetler Birliği’ne “şeytan imparatorluğu” diyen Reagan’dı. Soğuk Savaş ve silahlanma yarışı da yine Reagan döneminde kızıştı. Bir konuşmasından Reagan İsrail için şöyle dedi: “Armagedon işaretlerini gördüğümüz tam şu sıralarda İsrail bel bağlayabileceğimiz tek sağlam demokrasidir.” (Halsell, 47) Bunlar Reagan’ın muafiyetçi olduğunu ve onun İsrail yanlısı politikasının ardındaki güdüyü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Muafiyetçi liderlerin tesirinin boyutlarının, sekiz yıl başkan olan Reagan’nın döneminde Amerika’nın dış politikası hakkında karar alma noktasında olması oldukça korkutucudur.
Fundamentalist Hıristiyanları İsrail Neden Destekliyor?
Amerikalı Hıristiyan gruplar her zaman İsrail yanlısı lobi içinde yer almışlar ve hükümetin yüksek makamlarına erişmekten memnuniyet duymuşlardır. Ancak, geçen on yıl içinde, İsrail’in başlıca Hıristiyan destekçisi Kiliseler Milli Konseyi (NCC) idi. Bu konsey ılımlı ve orta görüşteki kiliseleri temsil etmektedir. İsrail hükümeti ile Amerikalı fundamentalist gruplar arasındaki sıkı bağ daha yeni bir gelişmedir. Özellikle İsrail hükümetinin, NCC’nin beyanatlarını Filistinlilere ilişkin kaygılarını belirttiği şeklinde yorumlaması NCC’yi İsrail karşıtı bir kurum haline getirdi. İsrail’in sağlam Hıristiyan destekçisi olarak Amerika’daki Fundamentalist Hıristiyan topluluklar NCC’nin yerini aldı gibi görülebilir çünkü anti-Semitism her zaman fundamentalismi kaplamış durumdaydı ve Yahudiler genellikle fundamentalistlerin evanjeliğe olan eğilimlerine içerlemekteydiler.
Ancak, İsrail’in bu farklılıkları affetmesi ve bir müttefik araması için etkili olan birçok anahtar faktör bulunmaktadır. Muafiyetçi fundamentalistler İsrail’in güvenliğini ve topraklarını genişletmesini mutlak bir dini mesele olarak görmektedirler. Diğer taraftan İsrail de muafiyetçilerin bu içten bağlılıklarından kazanmaktadır: muafiyetçiler İsrail’i inançlarının merkezi olarak görmekte ve oraya gitmekten İsrail ekonomisine para kazandırmaktan memnuniyet duymaktadırlar. İsrail hükümetinin üst kademelerinde bulunan bazı kimseler evanjelik liderlere VIP hizmeti sağlamakta ve onlarla birlikte maksimum karlı paket turlar düzenlemektedirler. Bur turlardan en göze çarpanları Jerry Falwell ve ICEJ turlarıdır. İsrail kanunlarına göre İsrail topraklarındaki turlara sadece İsrailli kişiler rehberlik edeceği için bu turlara da İsrailliler rehberlik etmektedir. Bu turlar turistleri, Hıristiyanlık dini ile ilgili yerlerden daha çok İsrail’in politik konumuyla ilgili İsrail yanlısı bakış açısına odaklamakta ve Hıristiyanların irtibatını yalnızca İsraillilerle sınırlandırmaktadır. Bu tur politikasının İsrail’e yararı iki yönlüdür: turistler İsrail sevgisiyle geri dönmekte ve alışverişlerini de İsrail firmalarından yapmaktadırlar.
6-Hıristiyan Siyonistlerin Orta Doğu Çatışmasına Etkisi
Hıristiyan Siyonist hareketin Orta Doğu’daki ihtilafa tarihi boyunca etkisi büyüktür: İsrail devleti kurulmasının yolunu açmış, Amerika’nın İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermesini ve Filistinlileri görmezden gelmesini sağlamıştır. Bugün, Hıristiyan Siyonizmi hem İsrail hem de Filistin’i tatmin edecek bir barışın yerleşmesiyle tamamen zıt, aşırı uç bir perspektifi temsil etmektedir. Muafiyetçilerin tüm hedefleri Filistinlilerin ve İsrail’in diğer Arap komşularının hedeflerine tamamıyla terstir. Bu topraklarda yaşayan insanlar, bir başkası tarafından tahsis edilen Siyonizmin varlığına karşıdırlar. Siyonizm ile yaşanan temel problem budur. Muafiyetçi Hıristiyan örgütlerin eylemleri hem İsrail’in Oslo antlaşmasını ihlalini devam ettirmekte hem de bu ihlallere doğrudan katılmaktadır.

 

 

                                                                    

                                                                           Evangelistler

 

 ABD’nin Irak’a saldırmasının arka planındaki gizli amaçlara ilişkin bugüne kadar birçok görüş dile getirilirken, haftalık haber ve yorum dergisi Türkiye’de Cuma, bu haftaki kapak dosyasında ABD’nin bu insanlık dışı saldırısının gerçek sebeplerini irdeledi.
“Hıristiyan Siyonistlerden Küresel Vahşet” ana başlığıyla konuyu kapağına taşıyan dergi, ABD’nin Irak saldırısının arkasında Hıristiyan siyonistlerin olduğu gerçeğine işaret ederek, bu gerçeği uzman görüşler ve kaynak kitaplar ışığında birçok yönden ortaya koydu.
Hıristiyan siyonistlerin (Evangelistlerin) ABD’de iktidarı ellerinde tuttuklarına dikkat çeken dergi, bu grubun fundamentalist dinci bir akıma mensup olduğunu ve inançları gereği Armagedon savaşını başlatmaya çalıştıklarını vurguladı.


Hıristiyan siyonist tarikatın, özellikle ABD’de son zamanlarda yayıldığı ve başta Bush ailesi olmak üzere Amerika’nın üst yönetimindeki insanları da içine aldığını anlatan dergi, George W.Bush’un da tıpkı babası ve dedesi gibi, Yale Üniversitesi’nde, siyasî yelpazenin sağ kanadındaki öğrencilerin gizli grubu olan “Kuru Kafa ve Kemikler” (Skulls and Bones Society) isimli bir teşkilâtın üyesi olduğunu ve bu teşkilâtın Yeni Dünya Düzeni’nin en önemli fikir merkezlerinden birini teşkil ettiğini yazdı.


Evangelist kelimesinin, Yunanca “evangelicel”, yani “iyi haberleri paylaşan kimse” anlamına geldiğini belirten dergi, bu grubun kendilerini zahmetsizce Armagedon savaşını ve dünya gezegeninin yok oluşunu izleyecekleri yere, yani semaya yükselmesi için Tanrı’nın elini çabuk tutmasını sağlayacaklarına inanan Hıristiyan bir tarikat olduğuna temas etti.


ABD’nin hem 1991 senesinde hem de bugün Irak’a saldırması ile Tevrat’taki efsaneler arasında birebir ilişki olduğunu ifade eden dergi, Tevrat’ın zikredilen bölümünde geçen Babil’in Bağdat, Keldaniler diyarının da Irak olduğunu bizzat ABD’de yayınlanan kitaplarda açık biçimde görüldüğünü kaydetti. Dergi, ABD’de Yahudilere hoş bakmayan siyasetçilerin yükselmesinin çok zor olduğu gerçeğine de dikkat çekerek, karar alma mekanizmalarının beyni durumundaki The Washington Institute, JINSA, Rand Corporation, International Republican Institute (IRI), Middle East Institute, CSIS vb. düşünce-araştırma kuruluşlarının hemen tamamının bunların tekelinde olduğuna işaret etti.


Bu yazı İngilizlerin ünlü TheGuardıon gazetesinde yayınlandı.

 



                                                        BİR NAMUSLU BİLİM ADAMI; BAŞRAHİBİN İFŞAATI


( Unutmayalım ):”Orta doğu’da Kıyamet Alameti” başlıklı bu yazının sahibi Giles Fraser, bir baş rahip.Aynı zamanda Oksford’da öğretim üyesi..
Tam da barış sürecine hayat veren taze bir başlangıç yapılmışken, ABD’nin dört bir yanında ki dini gruplar yol haritasına düşmanlığı tahrik ediyor.Geçen ay Washington’da ‘inançlar arası Siyonist liderlik zirvesi’ düzenleyen Hıristiyan-Yahudi grupların hedefi,’cani Filistin terörizminin bir devletle ödüllendirilmesine’ karşı çıkmaktı.Konferansa katılanlar arasında Hıristiyan sağının en etkili şahsiyetlerinden bazıları bulunuyordu;onların arkasında da ‘orta doğu tarihini’ vaaz eden kiliselerden, radyo istasyon-Larından ve din menkul devasa bir öğütlenme var.

19.yüzyılın sonlarından bu yana, giderek artan sayıda kökten dinci, İsa’nın ikinci gelişinin İsrail’in siyasi coğrafyasına bağlı bulunduğuna inanır hale geldi.1967 sınırlarını aklınızdan çıkarın;onlar için İsrail’in sınırları, İncil’in arkasında ki haritalar da gösterilen den oluşmak zorunda.
BM’nin 1949’da İsrail Devletinin varlığını tanıması, İsa’nın ikinci gelişine bir hazırlık olarak kabul edilmiş ve buna inananlar arasında büyük bir coşku yaratmıştır.1967’deki Altı Gün Savaşı da benzer bir yankı buldu.İncil kehanetlerinin gerçekleşme sinin karşısın da Filistinlilerin yerlerinden yurtlarından edilmesine pek bir önemi yok tu. Altı Gün Savaşı’nın ardından Billy Graham’ ın üvey babası Nelson Bell, Christianity Today (Günümüzde Hıristiyanlık)dergisinde şu iddiayı öne sürüyordu:
“2 bin yıldan bu yana Kudüs ilk kez tamamen Yahudilerin eline geçti.

Bu incil’in takipçileri için heyecan verici ve Kutsal Kitabın doğruluğuna ve geçerliliğine duydukları inancı tazeleyen bir gelişme .”

Savaşın ardından uluslar arası toplum İsrail’deki elçilerini geri çağırırken BMİsrail’in Batı Şeria’yı işgalini kınayan 242 sayılı kararını kabul ederken,Uluslar arası Hıristiyan Elçiliği İsrail’e destek veriyordu.O zamandan beri Hıristiyan sağı toprak karşılığı barış görüşmesine veya iktidar paylaşımına dayalı herhangi bir anlaşma yapılmasına inatla karşı çıktı.

Hem Hıristiyan hem de Yahudi kökten dincileri, El-Aksa Camii’nin yıkılmasını savunmayı ısrarla sürdürüyor.ABD kiliseleri,Yahudi yerleşimcilerle e-posta köprüleri kurmaya ve onlara para desteği sağlamaya teşvik ediliyor.

Dünyada bulabildiği her dostu memnuniyetle karşılayan İsrail hükümeti, uzun süredir Aşırı sağcı Amerikalı Hıristiyan gruplarla kurduğu bağlantıları sonuna kadar kullanıyor.

Kudüs’ün Filistin’in Baş piskoposu gibi ılımlı Hıristiyanlar, tekrar tekrar talep etmelerine rağmen Ariel Şaron’la görüşemiyor; oysa İsrail’in kapısı Baptistlere ve televizyonlar da boy gösteren evanjelistlere daima açık.

Bu amaç izdivacında asıl çarpıcı olan, evanjelik Hıristiyanlığın İncil’in kehanetini yorumlama biçimi:İncil’le göre Kıyamet savaşları çıkacak ve bu da Yahudilerin Hıristiyanlığa dönmesiyle sonuçlanacak.Hıristiyan Siyonistlerin en etkili şahsiyetlerinden Hal Lindsey’e bakılırsa, Gayya’dan Eilat’a uzanan vadi kanla dolacak ve “144bin Yahudi İsa’nın karşısında diz çöküp kurtulurken, geri kalan Yahudiler bütün Holokostların en büyüne maruz kalarak yok olacak.”Eğer o kadar etkili olmasaydılar, bu deli saçmalarına dönüp bakmaya bile değmezdi.Lindsey’in ‘The Late Great Planet Earth’(Büyük Yeryüzü Gezegeninin Geleceği)adlı kitabı ABD’de 20 milyon, dünyanın geri kalanın da ise 30 milyonluk satışa ulaştı.

Bu çılgınca teolojik arka plana karşı bu günler de ideolojik bir savaş veriliyor.Hıristiyan sağının kıyamet alametlerine dair yorumunun bir diğer Holokost ile neticelenmesi gerçeğine rağmen, bazı İsrailli politikacılar ve gazeteciler, kökten dincileri kendi hikayelerine daha da sıkı sarılmaları için teşvik ediyor.Jerusalem Post gazetesinde son yayımlanan yazısın da Michael Freund, evanjelistlere, Tony Blair ve Colin Powell’ın Başkan Bush üzerinde yaptığı baskıya karşı lobi faaliyeti yürütmeleri çağrısın da bulunuyor.Şöyle yazıyor Freund:”Eğer İsa bugün yaşıyor olsaydı, ABDDış işleri Bakanlığı onu muhtemelen bir Yahudi yerleşimci olmakla ve barış önünde engel teşkil etmekle suçlayacaktı.”

ABD’de 45 milyondan fazla evajelist var ve Bush için hayati önemde bir oy deposu konumundalar.Bu yüzden Bush’un onların baskısına karşı diretip Şaron’u barış planına ikna etmesi saygı duyulacak bir tutum.Belki de Bush, Blair solun oylarını nasıl toplayabiliyorsa, aynı şekil de evanjelistlerin oylarını sağlama almayı başarabilir:Yani Britanya’nın solcuları gibi evanjelistlere de gidecek başka yerleri olmadığı anlatılabilir.

Ne var ki Kudüs Başpiskoposu Riah Ebu El Assal, Bush ‘a güvenmiyor.Avrupa’nın iktidarsızlığıyla ABD’nin İsrail’e Yahudi yerleşimleri inşa etmeyi durdurmak konusunda baskı yapmayı reddetmesinin bileşiminden, zaten ölü doğmuş bir antlaşma çıktığını düşünüyor.El-Assal, “İsraillilerin Filistin topraklarını işgali sadece altı gün almıştı;pekala üç günde çekilebilirler” diyor. El-Assal, Dünya Kiliseler Konseyi’ni, işgal altında ki topraklardan gelecek bütün ürünlere karşı yaptırım uygulamaya ikna etmiş durum da.

Kudüs Piskoposluğu’nun Gazze ve Nablus’ta hasteneleri var.Onlar,Hıristiyanlığın gerçek görevlerini bu tür alanlar da hayata geçiriyorlar.Bunun tam aksine, Amerikalı evanjelistler barış sürecine karşı çıkıyor ve Iraklılara Hıristiyanlığı kabul ettirmek için Irak’a sızıyorlar.

(GILES FRASER:Putney Baş rahibi ve Oxford Wadham Felsefe Fakültesi’nde öğretim üyesi, The Guardıon, 9 Haziran 2003)

“Evanjelist Hıristiyanlar, İncil’in arkasındaki haritaya ulaşıncaya kadar İsrail yayılmasını coşkuyla destekliyor.Bu çılgınlar;yayılma tamamlanınca İsa Mesih gelecek, 144 bin Yahudi İsa’ya diz çöküp Hıristiyanlığa dönecek, geri kalanları helak (holokost/Tanrıya kurban)olacak, diye inanıyor.Amerika yönetimi bunların baskısı altında.Hem Hıristiyan hem de Yahudi kökten dincileri, El-Aksa Camii’nin yıkılmasını savunmayı ısrarla sürdürüyor.Evanjelist Hıristiyanların kıyamet alametlerine dair yorumda bir diğer Holokost(Yahudi helak’ı)olacak denmesine rağmen, bazı İsrailli politikacılar ve gazeteciler, kökten dincileri kendi hikayelerine daha da sıkı sarılmaları için teşvik ediyor.”