Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Haberlerin ağında İslam

 

Önsöz *

 

Edward Said, 1967 yılına kadar tam anlamıyla Amerikalaşmış, bir batılı aydın idi. 1967 Arap İsrail savaşındaki hezimet Said’i sarsar ve başka bir Said oluşmaya başlar. O bir ’ Filistin burjuvazisidir.’ Filistin kökenli bir Hıristiyan ve Amerikan vatandaşı olan Edward Said, Kolombiya üniversitesinde İngiliz dili ve edebiyatında öğretim üyesidir. O batı düşünce ve duygularının tüm dokularını kavramakta uzmanlaşmış bir kişidir. Aynı zamanda büyük bir hezimeti iliklerinde hisseden doğulu bir Hıristiyan’dır. İslami önyargı ile damgalanma kompleksi taşımayan biridir Said. O gazetelerin kafaları deforme ettiğini, kitle iletişim araçlarına hükmedenlerin su içtiği pınarların, suyu batıdan sağlandığını, haberlerin batıdan alınıp, batılı gibi duyup düşünüp öyle aktarıldığını ortaya koyar. Batı aynı zamanda içimizdedir, zihnimizi işgal etmiş durumdadır. ( s. 6-8)  * Cengiz Çandar

 

Giriş

Oryantalizm adlı kitabı, Napolyon’un Mısır’ı işgalinden başlar ve sömürgecilik dönemi, İngiliz ve Fransız hegemonyasının yerini Amerikan hâkimiyetine bırakmasından bahsederek devam eder. Oryantalizmin adlı eserinin temel konusu bilgi birikimi ile güç arasındaki ilişkidir. ( s.9) Said’in iddiası Amerikan basınının İslamiyet’i bir yandan aktarırken bir taraftan da örttüğüdür. ( s.11, Çeviren Alev Alatlı’nın dipnotu)

 

İran devriminden sonra ABD büyükelçiliği baskını olayını ele alan ABD basını olayı aktarırken, olayın İslamiyet’le alakalı olması, gazete muhabirlerine yanlış yapma imtiyazı tanımakla kalmayıp, ırkçı bir nefret ve derin bir düşmanlığı da sergilemesine olanak tanımaktadır. Ortada tam bir etnosentrisizm ( Kendi kültürünün bütün kültürlerden üstün olduğu inancı) vardır bu haberlerde.  ( s.12) İslamiyet batı için daima özel bir tehdit temsilcisi olmuştur. ( s.13, 89) J. B. Kelly, Arabistan, körfez ve Batı adlı kitabında, günümüz politikacılarına en uygun kılavuz olarak, 15. Ve 16. Yüzyıl Portekiz sömürgeciliğini önermektedir. Sömürgecilik sükûnet getirdi’ demektedir. Kelly bağımsızlıklarını kazanan Asya ve Afrika ülkelerini, despotizm ve barbarlığa dönüş olarak nitelendirmekte, çözüm olarak ta yeniden işgali göstermektedir. Batıyı ‘ Bizim hakkımız’ olanı almaya davet etmesinin altında yatan, İslam kültürüne karşı duyduğu derin nefrettir. ( s.15) Batı için Yemen, Türkiye, Mısır’da ne olduğu önemli değildir, önemli olan batı petrol rezervlerini elinde tutan şeydir. Gerisi önemli olmadığı gibi üzerinde düşünmeye de gerek yoktur. ( s.16) İslam sağcılara göre barbarlığın temsilcisidir; solculara göre ortaçağ dinciliğinin sembolüdür; ortacılara göre de zevksiz bir eksantrikliktir. Üzerinde birleşilen ortak nokta, hakkında fazla bir şey bilinmemesine rağmen, İslamiyet’in tasvip edilecek bir tarafının olmadığıdır. Bu kitap İslamiyet savunması değildir. Yapmak istediğim İslamiyet’in batıda hangi amaçlara hizmet edecek şekilde kullanıldığını anlatmaktır.  ( s.17) Oryantalistler direkt olarak sömürge dairelerine bağlıdırlar. ( s.18) İslamiyet uzmanı olup ta hükümete danışmanlık yapmayan veya şirket, basın hesabına çalışmayan hemen hiç kimse yoktur. ( s. 9)

Ortada bir İslamiyet imajı yaratılır ve sonuç olarak soğuk harbi diriltmekten tutun ırkçılığın uyandırılmasına ( BATIDA İSLAMOFOBİ BU TÜR HABERLERLE UYANDIRILDI ), muhtemel bir işgal için hazırlıklar ( IRAK İŞGALİNDE BUNU TAM ANLAMI İLE GÖRDÜK!) Müslümanlara ve Araplara durmaksızın iftira etmek gibi, bir takım manevralara girişilebilir. ( Noam Chomsty ve Edward S. Herman, İnsan haklarının politik ekonomisi, 1979) Neyin müsaade edilebilir, neyin edilemez olduğuna ABD karar verir. West Point basın toplantısında, dinleyicilerden biri, ‘ Amerikan hükümetinin işkencelerden bahsetmesi ikiyüzlülüğün dik alasıdır çünkü Pehlevi döneminde İranlıların lime lime edilmesine Amerika seyirci kalmıştır.’ dediğinde, Tahran elçiliğinde görevli diplomat Bruce Laingen, iki kez üst üste, soruyu duymadığını söyleyip konuyu hemen değiştirerek İran’ın zalimliğine getirmiştir. ( s.28)

Fransız avukat Christian Bourguet, Başkan Carter’a: “444 gün ABD büyükelçiliğinde hapis tutulan 52 Amerikalının hiç biri suçlu olmasa bile, İran’da pek çok şey yapmış olan bir ülkenin diplomatları olarak suçludurlar. Hareketin onlara karşı olmadığı anlaşılmalıdır.” demiştir. Aslında Amerikalıları sevmeyen, onları tutsak alan herhangi bir ulus, tehlikeli, hasta, mantıktan ve insanlıktan uzak ve terbiyesizdir. ( s.30) ABD istediğini yapmak hakkına sahiptir ve İranlılar gerekli gereksiz şikayet edemezler ya da tepki gösteremezler. ( s.31)

İslamiyetİ aktarma, Haberlere göre İslamiyet

 

İslamiyet Batı

1980 yılında Con Ed adlı şirket Amerikan halkının dikkatini petrole alternatif enerji kaynaklarına çekmek amacı ile bir reklam hazırlar. Reklamda entarili Araplar yanında, Humeyni, Arafat, Hafız Esat gibi şahsiyetlerin de hareketsiz görüntüleri yer alır. Burada verilmek istenen mesaj, Amerikan petrol kaynaklarının bu tür adamların kontrolünde olduğudur. ( s.37) Bu reklamın iki yönü vardır: İslamiyet’in imajı ve bu imajın Amerika’daki kullanışı. Oryantalist düşüncenin temelinde, hayali  fakat kesin çizgilerle ayrılmış iki coğrafya yatar.  ( s.38) İslamiyet’in kaderi çok özel bir düşmanlık ve korku ile izlenmek olmuştur. Bunun temel nedeni batının İslamiyet’i Hıristiyanlığa ciddi bir rakip olarak görmesi ve Hıristiyanlığı tehdit ettiği düşüncesidir.  Ortaçağın hemen tümünde ve Rönesans’ın ilk döneminde İslamiyet’in eski Hıristiyanlar tarafından kurulduğuna, şeytani bir din olduğuna inanılırdı. Muhammed şeytanın ajanı olan bir şehvet düşkünü idi. İslam, batıya hiçbir zaman tümüyle boyun eğmeyen tek medeniyet olarak görülüyordu.( s.39 ) 18 ağustos 1980’de V.S. Naipaul, Newsweek International’da yeni kitabını tanıtırken, ‘ İslamiyet’in entelektüel özü olmadığından yıkılmaya mahkûmdur’ demektedir. Yazara göre medeni, akılcı ve batılı bir noktadan bakıldığında, kişinin tasvip etmediği her şeyi bünyesinde toplayan, her nasılsa, İslamiyet’tir. Öyle görülüyor ki İslamiyet muhabirlerin, ‘uzmanların’ elinde kaldığı müddetçe, Müslüman dünyasının çeşitli olguları tek bir etiket altında toplanacak, kötü niyetli ve düşüncesiz bir varlığa indirgenecektir. ( s.42) Hiçbir kitlesel yıkım veya cinnet; batı, Çinhindi, Hıristiyanlık veya batı kültürüyle özdeşleştirilmeyecektir. Bu tür özdeşleştirmeler İslamiyet için saklı tutulmaktadır. İslamiyet’le karşı karşıya getirilen her zaman Hıristiyanlık değil ‘Batı’ olmuştur, Niçin? İslam dünyası hala din, ilkellik ve geri kalmışlık çamuruna saplanmış olarak görülmektedir. Oysa, batı moderndir. ( s.44)

Diğer bütün dinlerden farklı olarak İslamiyet cami ile devlet veya din ile günlük hayat arasında bir ayırım yapmayan, topyekûn bir dindir. ( Edward Said, H.A. İslam, s. 45) New York Times Beyrut muhabiri John Kifner; “İslamiyet günlük hayatı düzenleyen kuralları ile topyekûn bir sistemdir.” ( 14. 09.1980)

Amerika ile Avrupa’nın İslam bilinci birbirinden farklıdır. Yakın zaman kadar örneğin İngiltere ve Fransa büyük Müslüman imparatorluklarına sahip idiler. Amerika’nın bunlara kıyasla hiçbir deneyimi yoktur. ( s.47)

İslamiyet’in çoğu Amerikalının bilincinde yer almaya başlaması, gazetecilik açısından habere değer petrol, İran, Afganistan veya terör olaylarıyla bağlantılı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. 16 Nisan 1979’da, Time dergisi ana konusu İslamiyet idi ve kapakta, Gerome’nin bir yağlı tablosu vardı, Minareden ezan okuyan sakallı bir müezzin. Derginin başlığı: Militan Uyanış. ( s.51)

 

                         

 

Filistinlilere Yakın doğu’da ağırlığı olabilecek siyasal bir güç olarak değil, bir yerlere yeniden yerleştirilebilir göçmenler olarak bakılmaktadır. ( s.56)

Ben Avrupa ve Amerika tarihinde İslamiyet’in hiddet, önyargı ve siyasal çıkarların oluşturduğu bir çerçeve dışında genel olarak incelendiğini ve üzerinde düşünüldüğü döneme rastlamadım.  ( s.58) Oryantalizm ideolojiktir ve kirletilmiştir. ( s.60) Napolyon’un Mısır’ı işgali  ile oryantalizm Fransa’da doruk noktasına ulaşır. Edward William Lane ve William Jones gibi bilim adamları tarafından başlatılan doğuyu öğrenme girişimlerine sağlam bir yatırım yapmasaydı, İngiltere’nin Mısır’ı bu kadar uzun ve kuramsal bir ağırlıkla işgal altında tutabileceğine ihtimal vermiyorum. ( s.61) Müslümanların ve Arapların, esas itibari ile ya petrol müteahhitleri ya da geleceğin teröristleri olarak haber kapsamına alındığını ifade edersem pek az abartmış olurum. ( s.62)  Garip olan, Batıda, İslam ortaçağ mantığı üzerine açıklama yapanların pek azının İran’ın birkaç mil batısında, Begin’in İsrail’inde, hareketlerini dini otoriterlere ve pek ilkel olduğu düşünülen bir dini doktrine göre ayarlamaya istekli bir rejimin olduğuna değinmiş olmasıdır. Amerika’da milyonlarca taraftarı olan televizyon dinleri ve 1980 ABD başkan adaylarından üç tanesinden ikisinin Hıristiyan tövbekârı olduğu, Papa II. Paul gibi liberal olmayan dini kişilileri de hatırlayan pek azdır. ( s.66-68) 28 Haziran 1970 tarihli New York Times gazetesinde George Ball, ‘ Orta doğudaki Amerikan çıkarlarının çok önemli olmaları nedeniyle, Başkan’ın Amerikalıları muhtemel bir orta doğu işgali olgusuna karşı “eğitmesi” gerektiğini söyleyebiliyordu.’ ( s.67)

 

Yorum Çevreleri

Hiç kimse Amerikan uluslararası şirketlerinin kartel olmasında bahsetmiyordu. Bu etiket OPEC üyelerine tahsis edilmişti. ( s.70) Liberalizm, sömürgeciliğin ince yüzüdür. ( s.75) Flora Lewis, 28-31 Aralık 1979’da New York Times gazetesinde bir dizi yayınlar. Amaç İslamiyet’in bize karşı olduğu idi. Lewis’e göre İslamiyet’in anormallikleri: Arap dilinin gariplikleri, acayip inançlar, müminler üzerinde totaliter bir hâkimiyet kuran din vb. İslamiyet’in tek açıklaması, bize karşı olması ve bizi tehdit etmesi idi. İslamiyet’i hemen her Müslüman la bir tutabilirdiniz, buna en uygun aday da Humeyni idi. Bu eşleştirmeden sonra, söylediklerinizin aslı olup olmadığını araştırmadan, İslamiyet’i hoşunuza gitmeyen her şeyle bağdaşlaştırabilirdiniz. Örneğin, Humeyni’nin  ‘İslam Devleti’ adlı kitabını, Manor Books yayınevi ‘Ayetullah Humeyni’nin Mein Kampf’ı’ ismiyle duyurabilirdi. Artık Hitler gibi Humeyni’de dünyanın düzen ve barışını tehdit eden nefret dolu bir insandır. ( s.76)

 

Sonunda dünya yine doğu ve batı diye ikiye ayrıldı. Batının bu tutumu şu sonuçları doğurdu:  Spesifik bir İslam resmi ortaya çıktı, İslam’ın mesajı belli bir çerçeve içine sıkıştırıldı, bizi İslam ile kapıştıran düşmanca bir siyasal durum ortaya çıktı ve son olarak ortaya çıkan bu imajın İslam dünyası üzerindeki etkileri. Basının İslamiyet’i sadece tarih içinde yer alan, niyetler ve yorumlardan ibarettir. Ben kendim ne dindarım ne de Müslüman kökenli. ( s.77) Buna rağmen inançlar üzerinde tartışma ancak yorumlar üzerinden olabileceğine inanıyorum. ( s.78)

“İnsanlar yaşamlarının kalitesini başkalarından aldıkları anlamlarla belirler. Miras kalan ve kullanılan bu anlam ve yorumlar, insanların var olma bilinçlerini etkiler. Her insan yorum yapar ancak yorum terminolojisi kendisine ait değildir. Onları bulan ve hatta testten geçiren kendisi değildir.” ( C. Wright Mills, Kültür Verileri, s. 405- 406)

Çoğu Amerikalı ve Avrupalı için, onlara İslamiyet’i sunan kültürel mekanizma, büyük çapta, radyo televizyon, gazete ve dergilerden oluşur. Eğer İslamiyet bize karşı ise bizim de ona bir tepki geliştirmemiz gerektiğinden kuşku duyulmayacaktır, asıl istenen de budur. ( s.80) Basın kar amacı güden şirketlerdir, aynı zamanda bilinçaltı bir ideolojinin harekete geçtiği ve etkili kıldığı bir siyasal çerçeve içinde böyle hareket etmek durumundadır. ( s.81)

 

Kanaatler kendiliğinden ortaya çıkmıyorlar, insanın istemi, tarihi, sosyal koşulları, kurumları ve mesleğinin geleneklerinin sonucu olarak ortaya çıkıyorlar. Nesnellik, çok göreceli bir terimdir. Gayelerden çok niyetleri ifade eder. Sırf bizim gazetelerimizin gerçekçi, diğer gazetelerin propagandacı ve ideolojik olduğunu düşünmemeliyiz. Haber ajansları neyi, nasıl sunacağını bilinçli bir şekilde karar verirler. ( s.82) Her normal insan gibi bir muhabirde, içinde doğup büyüdüğü bir takım değer yargılarını, kendi toplumunun alışkanlıkları oldukları gibi kabullenir. Yabancı kültürleri ve toplumları tarif ederken kendi eğitiminden, ulusal kimliğinden ve dininden sıyrılmayacaktır. Her Amerikan muhabiri kendi ülkesinin çıkarları olduğunu ve ülkesinin bir süper güç olduğunu bilmekle yükümlüdür. ( s.83) Kendi şirketinin Amerikan gücünün bir parçası olduğunun farkındadır ve bu güç yabancı ülkeler tarafından tehdit edildiğinde, basın özerkliği, sadakat, yurt severlik ve milli kimlik ifadelerinde saklı bir şeylere boyun eğer. Asıl hayret edilecek olan şeyin ise özerk basının dış politika saptamakta rolü olmadığını düşünmeleridir. ( s.84) ‘Kısaca olaylar - Tepkiler- kültürün sonucudur.’ ( s.85) Komünist propagandaların, baskılarla yönlendirildiğine inanırlar. Ancak kendi ülkeleri söz konusu olduğunda, Amerikalıların çoğu basın tarafında çizilen sınırlardan ve uygulanan baskılardan ( Ülke çıkarlarında, basının devletle ilişkisine dek ) habersizdirler. ( s.87) Bir avuç şirket basın tekeli oluşturmuş ve dünyaya sahip oldukları ajanslarla haberleri bildirir ve dünyayı yönlendirirler. Tüm bunların sonucu Amerikalılar İslam dünyasını, düşmanlaştırılmış biçimleri ile tanımak durumu ile karşı karşıya kalmaktadırlar. ( s.88)

 

Müslümanlarda haber almak için, haberler kendi bölgeleri hakkında bile olsa, az sayıdaki haber ajansına güvenmek zorundadırlar. Dolayısı ile haber kaynağı olmanın dışında, haber tüketicisi olmak durumundadırlar. Tarihte ilk defa İslam dünyası kendisi hakkındaki şeyleri batı imalatı imajlarından, haberlerinden öğrenmektedir. Öğrenci ve bilim adamlarının hala Avrupa eğitim kurumlarında eğitim almaları, İngilizcenin dünya diline dönüşmesi, yönetici sınıfın batı kontrolünde olduğunu göz önüne alırsak, kendi toplumlarına hizmet vermeyen basının İslamiyet’e ne yaptığını net bir şekilde görme imkânımız olur. ( s.90) İslamiyet ve Müslüman kelimelerini hangi ve kimin İslamiyet’inden bahsettiğimizi belirterek kullanmak durumundayız. ( s.92) İslam kültürünün en belirleyici unsurlarından birisinin zengin ve çok yaratıcı ‘yorum enerjisi’ olduğunun unutulmaması çok önemlidir. ( s.99)  Sözlü yorum sanatını, İslamiyet kadar geliştirmiş ve teşvik etmiş, pek az medeniyet olması ilginçtir. İslamiyet’in sözlü ve yazılı deneyimlerinin başka yerlere kıyasla daha zengin ve hemen hemen rakipsiz olduğunu hatırlamamız gerekir. Suudilerin daha paralı olmaları kesinlikle önemli değildi; Çünkü Batıda geçerli olan sistem, sermayeden çok, batının kültürel gücüydü. ( s.105) Aynı zaman içinde, İsrail hahamlarının kadınlar ve Yahudi olmayanlar hakkında aldıkları tavırlardan kimse bahsetmezken, basın, İslamiyet’in ceza ve hukuk sistemiyle kadınlara ilişkin tavrının orta çağ niteliklerini fark edebilmekte idiler. ( s.108) Kimse İsrail’den yayılan her haberin askeri sansürden geçtiğinden yakınmıyordu. Filistin’de Arap gazetelerine, okullarına ve üniversitelerine İsrail’in uyguladığı yasaklara karşı çıkan kaç adet öfkeli ses duyulmuştu? ( s.109) Kötü niyetimizi sorgulayabilsek gerçek İslam ile kafamızdaki İslam arasındaki farkı ayırt edebiliriz. ( s.110)

 

İRAN HİKÂYESİ

Kutsal savaş

7 Kasım 1979’da S. Louis Post Dispatch gazetesi bir çalışma grubunun zabıtlarını yayınlar: Bir uzman: 'İran’ı bir İslam yönetim biçimine terk etmek ABD’nin son yıllarda karşılaştığı en büyük aksiliktir.' Yani İslamiyet ABD çıkarlarına doğası gereği aykırıdır. 20 Kasım’ da ise Wall Streer Journal gazetesi başmakalesinde, medeniyetin kaybolma nedenini, ‘Bu idealleri başından beri yayan batılı güçlerin zayıflamasına’ yormakta idi. Yani batılı olmamak demek hiçbir medeni ideali olmamak demekti. ABC’nin muhabiri Frank Reynolds, Hz Muhammed’in ‘ kendi kendisini peygamber ilan ettiğini’ ( Hangi peygamber ilan etmemişti ki? ) söylüyordu. ( s.114) Müslümanları aynı potada eritebilirdiniz. WASP (Beyaz Anglo Sakson Protestan Amerikalılar) ABD’nin en asil halkı kabul edilir. ( s.116) 10 Kasım tarihli Boston GLOBE gazetesi kızgın bir Springfield grubunun ‘Arap defol’ diye slogan attıklarını yazar. Hâlbuki protesto edilen İran halkın Arap değil, Fars ırkından idiler. Halka sunulan İslam tarihi konuları ya anlamsız olacak kadar karmaşık ya da ürkütücü olacak kadar hatalıydı. ( s.118) 11 Aralık tarihli Times Gazetesi eğer Müslümanlar İslamiyet tarafından yönetiliyor ise, o zaman İslamiyet’i sorgulamak gerekir diye yazar. Times Amerikan çıkarlarına aykırı veya dostane olmak üzere,  iki yeni grupta İslamiyet’i ayırır. ( s.121)  28-31 Aralık 1979 tarihleri arasında Flora Lewis Times’de dört makale yazılır. Yazara göre Arap şiiri çok süslü ve ağdalı olduğu için Arap dili ve Müslüman zihniyetinde adım adım düşünme yeteneği sahip olmadığını söyler. Sırf Farsça bilmediği için İran dilinin üstü kapalı ve müphem tabiatı gibi genelmelerin ayıp örten lüksüne sığınan  ( s.128) ve ırkçı hatta budalaca hükümler ileri süren bu tür yazarları okuduktan sonra İslamiyet hakkında tutarlı bilgi sahibi olmalarını kimseden bekleyemeyiz. ( s.122) Joseph Kraft, Washington Post, 11 Kasım tarihli, güç gösterme zamanı adlı makalesinde şahın düşmesi Amerika Ulusal çıkarları açısından bir felakettir. Çünkü şah düzenli biçimde petrol sağlamakla kalmıyor, bölgeyi denetim altında tutmak suretiyle bizi güçlü gösteriyordu demektedir. ( s.128) Kraft, devrim ve onula bağlantılı olan her şeyin – Ayetullah, İslamiyet ve İran halkı- okuyucularının sapık olduğuna inanmasını istediği gibi kendi görüşünü de tek hakiki gerçek olarak ileri sürüyordu. Kraft’ın gerçeği güçtü: Amerika’nın dünyayı kendi istekleri doğrultusunda şekillendirebileceği gücü. Ona göre başka insanların kendi hükümet biçimlerini değiştirmeye hakkı yoktu. ( s.129) Amerikan basınında tek parça ve kemikleşmiş bir İslamiyet kavramı yer etmiştir. Basın, Amerikan gücünün genişletilmesine ve İranlılar için aynı anlama gelen İran devriminin inkârına odaklanmıştı. Basının amacı İran’a bir çeşit savaş ilan etmek gibi görünüyordu. Garip olan, kimsenin Birleşik Devletler’in İran politikasını yaklaşık yüzyıllık kapitülasyonlar ışığında değerlendirmemiş olmasaydı. Ayrıcalıklar ( 1964 de Humeyni ‘eğer Şah bir Amerikan köpeğini ezerse, hesap vermek zorundadır; ama bir Amerikalı ahçı Şahı ezerse kimse ondan bir şey talep edemez, diyebiliyordu ) hiç gündeme gelmiyordu. Bu bilgiler, İranlıların Birleşik Devletler’den neden böylesine yoğun bir biçimde nefret ettiklerini anlamakta yardımcı olabilirdi. İran’ın Amerika’ya çok kötü bir şekilde ihanet ettiğini haykıran yorumcuların sakinleşmesini de sağlayabilirdi. ( s.131)

 

Batı yaşam biçiminin illaki düşmanlık ve çatışma yaratacak bir şey olup olmadığı konusunda düşünmeliyiz. ( s.135) Afgan halkının Sovyetler birliği tarafından işgal edilmek istediklerine inanmak için ne kadar sebep varsa, İranlıların Amerikan desteğindeki şahtan hoşnut olduklarına inanmak için de o kadar sebep var. ( s.136) Öyle zannediyorum ki, Doğu ve İslamiyet haberlerinde görünen kalite eşitsizliği, batı Avrupa’ya ilişkin haberlerde bu kadar kolayca hoş görülemez. ( s.137)

 

Herman Nickel’in 12 Mart 1979 tarihli Fortune dergisindeki makalesinden: ‘Çin’in kaybolmasına kim neden oldu?’ Halbuki tartışmalar, başka milletlerin bize ait olmamalarından dolayı, ‘kaybedilmelerinin’ de imkansız olduğu bilincinden yola çıkarak gerçekleştirilmelidir. ( s.139) Vietnam trajedisinden öğrenmiş olunması bir ders varsa, o da ülkelerin nasıl gelişmeleri gerektiğini buyuracak ehliyete sahip olmadığımızdır. ( s.140) Amerikalıların çoğu Patrick Henry’yi, ‘ Bana ya istiklal ya ölüm verin’ dediği için fanatik kabul etmez. Ama Ray Moseley, 25 Kasım tarihli Chicago Tribune yazdığı makalede, ‘ Ölümün bir şeref olduğunu düşünen insanlar, tanım itibariyle fanatiktirler. Şehadet iştiyakı İran’ın Şii Müslümanları arasında sivrilmiştir.’ yazabilmektedir. Aslında bu saldırganlıktaki aşırılık ve kullanılan ağdalı kelimeler sadece cehaleti değil, zor saklanan ideolojik düşmanlığa da işaret etmektedir. ( s.141-142) İran’ın bağımsızlığının ihlal edildiği, 1953 Ağustos’unda, CIA’in İngiliz, İran petrol şirketi ile işbirliği yaparak İran Cumhurbaşkanı Muhammed Musaddık’ı devirdiğini ve bunun İran’a savaş ilanı olduğunu kabul etmez ve araştırma gereği hissetmez basın. ( s.143) Tüm bunlardan sonra İranlıların ABD ve Pehlevi’nin İran’ı harekete geçirmek için gösterdiği bunca iyi niyetli gayreti ( İran’ı çağdaşlaştırma gayretleri ) takdir etmemiş olmaları dile getirilince,... bu durumda biz beraat ediyor, İran’lılar da suçlu oluyordu. Bölgedeki Amerikan şirketlerinin büyük karlar elde etmesinden pek az bahsedilirken, Şah Pehlevi’nin yaptığı işkenceler için ise 16 Aralık tarihli Washington Post, ' Bunun İran’ın geleneğinin bir parçası olduğu da iddia edilebilir.' diyebiliyordu. ( s.144) Pek az kişi de Sovyetlere karşı Afgan direnişini, İsrail’e karşı Filistin direnişi ile eş tutacaktır. ( s.149) Kutsal adam ( s.144) ve Kum patriği ( s.154) ilan edilen Humeyni yanında, İslamiyet’e karşı düşmanlık ve anlayışsızlık, muhafazakâr basın kılavuzluğunda devam edilmektedir. ( s.157)

 

BİLGİ VE GÜÇ

Batılı oryantalistlere özgü cehalet ve kibire ( s.164) örnek: Bir İngiliz bilim adamı ( Bernard Lewis) 1979 yazında, “Ortadoğu araştırmalarının durumu”nda çıkan, ‘Amerikan bilim adamı’ adlı makalesinden: ‘Avrupalı olmayan medeniyetler bugün bile, ‘entelektüel merak’ sahibi olmanın nedenini anlamakta çok güçlük çekerler. İlk Avrupalı Mısırolog ve arkeologlar orta doğu’da kazıya başlayınca, basit köylüler, arkeologları hazine peşinde, seçkin kentliler ise casus ya da ajan olarak nitelendirmişlerdi.’diye yazar. ( s.162) Halbuki Avrupa’nın yabancı kültürlere ilgi her zaman işgal, sömürme,  ticaret sebeplerle olmuştur. ( s.163) ABD’nin bölgesel araştırmalar geliştirmesinin temel nedeni siyasal olmuştur. ( Leonard Binder, Orta doğu hikâyesi, s. 1) İş alemi ve hükümet arasındaki ilişkilerin günden güne gürbüzleştiği bir ortamda, bir kültüre ilişkin bilgilerin gerçek amacı ne olabilir? ( s.177) Bugün İslamiyet’e ilişkin hemen hiçbir çalışma bağımsız ve çağdaş baskılarından korunmuş değildir. ( s.167) İslamiyet uzmanı akademisyenler hep bir ağızdan İslamiyet’in Batı’yı tehdit ettiğini haykırırlar. ( s.168)

Üniversitelerde seminerler yapılır. Mesela Ford vakfının desteği ile yapılan iki seminerden birinin adı: 'Müslüman devletlerde azınlıkların durumu' idi. Filistin Arap azınlığı hakkında konuşmak üzere seminere çağrılan kişinin bir İsrailli profesör olduğunun altını çizelim. Seminere, İslam düşmanı çok sayıda etnik ve dini azınlık temsilcileri davet edilir. ( s.168-171) Tebliğ konularının seçimi, İslamiyet’i bir düşman fenomen olarak düşündürmek üzerine kurgulanmıştı. Bugün hala gerek Yahudi veya gerek Asyalılar için kullanıldığında ortalığı ayağa kaldıracak bir takım hükümler, İslamiyet için verilebilmektedir. ( s.172) Bilim adamı İslamiyet üzerine çalışıyorsa, İslamiyet bir muhatap olmaktan çıkar bir meta olur. ( s.173) Afganistan’daki Müslümanlar iyidir, çünkü ABD çıkarlarına uygun kabul edilmektedirler. ( Günümüzde ise - 2016 -  aynı insanlar Taliban adı altında düşman ilan edilmişlerdir.) Değişen hemen hiçbir şey yoktur. İster üniversite, ister hükümet, ister iş dünyası; Tüm bunlar birleşerek ABD’nin İslamiyet hakkındaki düşüncelerini tayin ederler.  İslamiyet hakkındaki açıklamalar esas itibariyle İslam dünyasındaki ulusal çıkarlara gerekçe bulmak üzere düzenlenmiştir. ( s.175-176) Profesörler, İngiliz ve Fransız koloni bakanlarına ve özel sektöre de zaman zaman danışmanlık yapmışlardır. ( s.177) Richard Nolte tarafından yapılan bir araştırmaya (Amerikan üniversitelerinde orta doğu büroları, Haziran, 1979, s. 20,40,46) göre, eğitim bakanlığı bölge araştırmalarını ‘Hükümet, iş alemi ve eğitim konularında istihdam etmek üzere, süratle ve çok sayıda uzman yetiştirmek için’ desteklemektedir. ( s.178) İslamiyet hakkında konuşacak kişi bazı fikirleri kanun seviyesinde kabul etmelidir. Örneğin İslamiyet orta çağdan kalma ve tehlikelidir, İslam düşman bir kültürdür. İslam hakkında konuşmak isteyen önce bu fikri göz önünde bulundurmalıdır. ( s.181, 189)

 

Bilgi ve yorum

Hiçbir metin orijinal olacak kadar yeni değildir ve olamaz. Batının batı olmayan bölgelere ilişkin bilgileri sömürgecilik çerçevesi içindedir. Referansları ise yine başka Avrupalı bilim adamlarındır. Bilgiler sadece egemenlik ve çatışmadan değil, aynı zamanda kültürden kaynaklanan bir antipatiden de oluşur. ( s.186) Çıkarların olmadığı yerde yorum, anlama ve dolayısı ile bilgilenme asla yoktur. ( s.188)

İdrak iktidarın mı yoksa eleştirinin, toplumun ve belli bir ahlak anlayışının mı hizmetine verilecektir? Batının İslam bilgileri tarihi, işgal ve egemenlik düşüncelerine sıkı sıkıya bağlıysa, bu bağların tümüyle koparılma zamanı gelmiştir. Zira bunu yapmazsak uzayan bir gerginlik hatta savaşla karşı karşıya gelmekle kalmayıp, tepki, bağnazlık ve çaresizlik tarafından tahsis edilen rolü oynamaya tamamen hazır İslamiyet doğuşuna şahit olacağız. ( s.195)