Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  VARDIR  BİR  HİKMETİ 

   NAMAZI  TAVSİYE EDEN İSVİÇRELİ İLAÇ FİRMASI
    Prosidan  Kapsül




 


 

DUA'nın  maddi faydası bile  var, Devamı için Tıkla


 

 

    
İbadet ve sağlık -
Sadece ahirette işe yaramıyor :)) -

 

 


 

                       

                                                                                                             
  Misvak !
                                                                    Yahudi versiyonu
                                  Yerli Marka

 

                     
 


                                                         

                                           
 

                                 

 

 

 

 

                                                                                                          EZAN!

                                                           GAVURDAN GAVUR MÜSLÜMANLAR (!)

    

                     

       

 

                        

 

                        

 

                                   
 

                                   

                                          

 

                           

 

                   

                              

                           

                                      

                                          

                              

 

              

                                         

                        

 

 



                   

 

                  

                                       

 



                                                                   
                                                                    SAPIKLIĞIN BAŞLANGIÇ NOKTASI

TÜRKİYE'NİN  İLK  SERİ  SAPIĞI ( ÜMRANİYE SAPIĞI ) " TECAVÜZ  FİKRİ KAHVEDE KIZ  MUHABBETİ YAPILIRKEN KAFAMA  YER  ETTİ... " DİYE KONUŞUR.AMAN DİKKAT, AĞIZDAN ÇIKANLARA, "SADECE DİLİMDE VAR..." SAVUNMALARINA...!

 

 


                                                                                 AHLAKSIZLIK
YIL  1996 . GAZETE  HABERİ  : SAPIĞA  DAVETİYE : " AMERİKA , ÇOCUK  YILDIZ JONBENET RAMSEY'İN  TECAVÜZ EDİLİP ÖLDÜRÜLMESİ İLE  SARSILDI.ŞİMDİ  6 YAŞINSAKİ BU  ÇOCUĞUN WAMP GÖRÜNÜŞLÜ BİR BARBİE'YE  DÖNÜŞTÜRÜLMESİ TARTIŞILIYOR ( ANNESİ DE 1977 VİRGİNİA GÜZELİ  İDİ...)
31.8.1996 : İNSANLIĞIN  KARA YÜZÜ : " DÜNYA 'DA MİLYONLARCA ÇOCUK SEKS  TACİRLERİNİN  KÖLESİ..."
9.2.1997 :ENSEST 'E ACİL  ÖNLEM  ALINMALI: "SON  BEŞ YILDA SADECE İSTANBUL'DAKİ  7  ADLİYEYE 82  ENSEST VAKASI  İNTİKAL ETTİ.
 " ÖZ  BABASINDAN  OLAN BEBEĞİNİ BOĞDU."
 "KARISI İLE İLİŞKİSİ OLAN BABASINI ÖLDÜRDÜ."
 "KIZLARINI  TACİZ  EDEN  BABA ÖLDÜRÜLDÜ."
 "ANNESİ  İLE  SEVİŞEN  KOCASINI  ÖLDÜRDÜ."
 "YENGESİNİN  IRZINA GEÇEN YEĞEN..."
 "ÖZ  KIZINA TECAVÜZ  EDEN BABA GÖZALTINDA..."
( HEPSİ  - NE YAZIK  Kİ - BELGELİDİR .)

         BİZ  SAPIK   OLDUĞUMUZ ( ! ) İÇİN  DEĞİL , NEMELAZIMCI OLMADIĞIMIZ İÇİN , SAPIKLARDAN  BACILARIMIZI , YAVRULARIMIZI KORUMAK  İÇİN   HAREMLİK-SELAMLIĞI  TALEP  EDİYOR  VE SAVUNUYORUZ.


                                                     
         
Tacize uğramayan Üniversiteli kadın yok gibi!
                   Uludağ Üniversitesi’ne bir ankete katılan 591 kız öğrencinin yüzde 86.9'u tacize uğradığını söyledi.
   Uludağ Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Serpil Aytaç, kampusta yaptıkları ankete katılan 591 kız öğrencinin yüzde 86.9’unun cinsel tacize uğradığının ortaya çıktığını söyledi.
    Sakarya Üniversitesi’nde dün başlayan Uluslararası Disiplinlerarası Kadın Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Serpil Aytaç ‘Üniversiteli kız öğrencilere yönelik taciz üzerine bir araştırma’ yaptıklarını söyledi ve bunmun sonucunu açıkladı. Prof. Dr. Aytaç, öğrencilerin kampusta maruz kaldığı cinsel tacizi ortaya çıkarmak için böyle bir çalışma yaptıklarını, bu çalışmanın Türkiye’de ‘kampusta cinsel taciz'le ilgili yapılan ilk anket olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Aytaç'ın, öğrencilerin kampusta yoğun bir şekilde sözel, fiziksel, görsel ve psikolojik cinsel tacize maruz kaldıklarının ortaya çıktığını belirttiği anketin sonuçları şöyle:
“Hiç tacize maruz kaldınız mı?’ sorusuna öğrencilerin yüzde 86.9’u (512 kişi) evet cevabı verdi. ‘Yaşanılan tacizin tipi nedir?’ sorusuna ise öğrencilerin yüzde 23.9’u (127 kişi) sözel, yüzde 7.3’ü (39 kişi) fiziksel, yüzde 5.3’ü psikolojik (28 kişi), yüzde 12.6’sı (67 kişi) görsel, yüzde 21.7 (114 kişi) hepsi, yüzde 29.5’i de (157 kişi) en az iki farklı şekilde cinsel tacize maruz kaldığını açıkladı.
‘Kim tarafından tacize uğradınız’ sorusuna ise öğrencilerin yüzde 15.3’ü (81 kişi) kampustaki herhangi bir öğrenci, yüzde 3.6’sı (19 kişi) yakın arkadaşım, yüzde 54.3’ü (287 kişi) halktan biri (kampusta çalışan ya da gelip giden şoför, memur ve jandarma, kampus alanında tıp fakültesi olması sebebiyle halkın yoğun bulunması) yüzde 2.3’ü (12 kişi) üniversitedeki kendi hocam, yüzde 24.6 ise (130 kişi) kişi hepsi, cevabını verdi.
‘Nerde tacize uğradınız?’ sorusuna ise öğrencilerin yüzde 41.5’i (145) kampüs içerisinde her yerde, yüzde 35.7’si (168) açık kampüs alanında, yüzde 22.8’i (107) kapalı mekan (sınıf, yemekhane, otobüs, yurt) alanlarında tacize uğradığı bilgisini verdi.
Tacizde bulunan kişinin cinsiyetiyle ilgili soruya ise öğrencilerin, yüzde 91,9’u (488 kişi) erkek, yüzde 5.6’sı (30 kişi) kadın, yüzde 2.4'ü (7 kişi) ise her iki cinsten de taciz gördüğünü kaydetti.
‘Tacize uğrama sıklığınız nedir?’ sorusuna ise öğrencilerin yüzde 45.3’ü (234 kişi) az sıklıkla, yüzde 17.6’sı (91 kişi) ayda birkaç kez tacize uğradığı yanıtını verdi.
‘Taciz olayını şikayet ettiniz mi?’ sorusuna öğrencilerin yüzde 76.8’i (454 kişi) hayır, yüzde 12.5 (74 kişi) evet cevabını verdi.
‘Tacizi kiminle paylaştınız?’ sorusuna yüzde 73.3’ü (324 kişi) arkadaşımla, yüzde 25.3’ü (112 kişi) ailemle, yüzde 1.4’ü ise üniversite yöneticileriyle paylaştığı karşılığını verdi.
‘Paylaştığınız kişinin taciz olayına bakışı ne oldu?’ sorusuna öğrencilerin yüzde 44.5’i (167 kişi) ilgilendiğini, yüzde 42.4’ü (159 kişi) destek verdiğini ifade etti.
‘Taciz olayı sizi nasıl etkiledi’ sorusuna ise öğrencilerin yüzde 54.5’i (280 kişi) sürekli beni tedirgin etti, yüzde 21.8’i karşı cinse olan güvenim kayboldu, sinirlendim, çaresiz hissettim seçeneğini işaretledi.
( Radikal:7 Mart 2009)


          

                                              


 


                                                    

                 

                                 

                                             


                                     

                   

           

  

        

 



                 


       
             
                                        
                            
                                     
 

                   Basın...!
 

                                                                    
 

                       

 

 

                                     Akşam: 22.09.2010
   
Daha iki gün önce rejim tehdidinden bahseden kim? Sizde bi kara verin artık. Milletin anasını ağlattınız, dalga mı geciyonuz...!?

         
 

      
                   Şimdi  o kirayı verebilen herkes o sitede oturabilince otomatikman Atatürkçü-laik-demokrat mı oluyor?
                   Nerede cumhuriyet, milliyetçilik, inkılapçılık, devletçilik...?!  Eksik diil mi-siniz :) - Havanız batsın emi :))

 

                                                  CUMHURİYET BUNLAR GİBİ YÜZÜNDEN İLERLEMEDİ!

    

                                                       Al  Sana Din-Kültür Dinlemeyen Çağdaş Hukuk (!)
                                            

                                                

       
                    

                         

                         

                                         
        

                                                         
 Bu saf, temiz bebeler başörtülü takkeli, olsa idilerveya ilahi söylese idiler, ellerindeki - Mesela- Nasrallah'ın posteri olsa idi düşünü gazetelerin neler yazacağını! - Bundan önce yazdıkları gibi: Çocukları ön plana ittiler, kullandılar...vs -

                                 Haham General Avi Ronzki
                                                  
              

 
        
                          

                                                                             PKK
     "...
Bu Savaş; 25 küsur yıldır bitirilmeyen/bitirilemeyen bu kanlı, bu kirli savaş Teşvikiye Camii’nden altı, Ataköy’den beş, Levent’ten de üç cenaze kalksaydı bitirilirdi...Bu savaştan KİM nasipleniyor?Bu bitmeyen/bitirilemeyen savaş KİMİN gücüne güç, dokunulmazlığına dokunulmazlık, sorgu sual vermezliğine sorgu sual’den her nevi muafiyet katıyor? Pek tabii ki Celal Şengör’lere bağlayıp “Bu memleketin en bilimsel+en güvenilir+en üstün kurumu Ordumuz!” papağanlayabiliriz.Kemalist İdeoloji, tamamen ‘Ortuya Kayıtsız Şartsız Biat’ üstüne inşa edilmiş. Vaziyette.Bu memleketin Kökten devletçileri, katı Kemalistleri, kendini ‘anti-emperyalist’ filan tarzı gerçekdışı etiketlerle taltif eden Orducuları: Cümleniz yatıp kalkıp Bu Toprakların Müslümanlığına, inançlılığına, ordan kaynaklanan sabrına, tevekkülüne şükredin! Kimbilir: belki de zannettiğimizden çok daha sivri zekâlı biri olan Kenan Evren, 80 ‘ihtilâlinden’ sonra imam hatiplerin açılmasını SIRF BU NEDENLERLE gazlamıştır.Ordu’nun sorgusuz sualsizliğini sonsuza dek temin edebilme gayreti ve niyeti ile..." (Radikal-Perihan MAĞDEN: 07/10/2008)

 

 

 

 

    
 

                                                                               LAİKLİK
                                            Laikliğe 'yaşam biçimi' demek laikliğe aykIrIdIr
    "... "Laik yaşam biçimi" ('laik hayat tarzı') diye bir şey mümkün müydü? 30 yıldır bu tip konularda Türkçe ve İngilizce kitaplar, makaleler okudum. Hiçbirinde laiklik bir 'yaşam biçimi' olarak ele alınmıyordu.Sadece sosyologlar ya da siyaset bilimcileri değil, tarihçiler, psikologlar, antropologlar da böyle bir şeyden söz etmiyor.Sebebi çok basit: Laiklik siyasi ve hukuki bir kavram... Devlet ile din (inançlar) arasındaki ilişkiyi düzenliyor.Uygulama biçimleri arasında elbette bazı farklar var.Ancak laikliğin amacı, bir yandan devletin din kurallarına göre yönetilmemesini garanti altına alırken, aynı anda devletin değişik inançlara eşit uzaklıkta durmasını sağlamak.Laik devletin vatandaşları, kanunları çiğnemeden, diğer insanların özgürlüklerine mani olmadan, kendi inançlarını (ya da inançsızlıklarını) gönlünce yaşar.Yani laiklik, bir " yaşam biçimi " değil, farklı yaşam biçimlerini koruyan bir " ilke ". Böyle olduğu için de ben laikliği savunuyorum.Ama " laiklik bir yaşam biçimidir " dediğiniz anda, niyetinizin beni devlet eliyle belli bir " kalıba sokmak " olduğu ortaya çıkar... Bana " öyle yaşama, böyle yaşa " demektesiniz ki... İşte tam da bu " zorlama " laikliğe aykırıdır. Özetle: Laikliği bir yaşam biçimi olarak tanımlamanın kendisi laikliğe karşıdır! Böyle düşündüğün için, " acaba bu konuda ne denmiş, yoksa mesele es mi geçilmiş " diye merakla savunmaya baktım.Ve aradığımı buldum: "Modern laiklik anlayışı, farklı din ve inançları sosyolojik bir gerçeklik olarak kabul ederek, onların bir arada barışçıl beraberliğini sağlamayı hedefleyen siyasi bir ilkedir ."Bu nedenle laiklik bireyi değil, devleti muhatap alır . Nitekim Anayasamızın 2'nci maddesinde değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir ilke olan laiklik, devletin bir niteliği olarak sunulmuştur..." (Sabah:EMRE AKÖZ:07.05.2008)

                                                         "Olumsuz laiklik düşkünlüğü"
   Bu tabir Şerif Mardin'e ait. Mardin Türkiye'deki düşünce kısırlığının, sosyal bilimler alanında, özellikle bir sosyal olgu olarak din konusunda araştırmalardaki verimsizliğin sebebini "olumsuz laiklik düşkünlüğü"ne bağlıyor. Söz konusu olan laikliğin bir dogmaya dönüşmesi ve modernleşme çabaları boyunca içinde dinin büyük bir yer işgal ettiği geleneğin karşısına dikilmesi.Mardin, Cumhuriyet'in reform politikalarının, Türk kültüründe hissedilir bir fakirleşmeye yol açtığını ileri sürer. Bu fakirleşmeyi de "Cumhuriyet'in sembolizminin kök salamayacak kadar yüzeysel" olmasına bağlar. Kök salabileceği tek alan okuldur; ancak okul çocukları arasında üretilen beklentiler hep yapmacık olmuş, sonra da karşılanamamıştır."(Ş.Mardin, "Modern Türkiye'de Din", Türkiye'de Din ve Siyaset, İletişim, 9. baskı, 2002, s. 81-82)
   Mardin'in "Mahalle baskısı" başlığı altında SORAR'ın düzenlediği toplantıda hafta sonunda yaptığı konuşma, aslında yıllardır yazdıklarının bir tekrarı. Her toplumun bir değerler sistemi var. "İyi, doğru, güzel" dediklerimiz, bu değerler sistemini oluşturuyor. Cumhuriyet dönemindeki temel sorunumuz, yıkılan değerler sistemi yerine yeni bir değerler sistemi inşa edilemeyişi. Kemalizm'in sığlığı veya yüzeyselliği peşine takıldığı naiv pozitivizmle, bu sorunun bile yeteri kadar farkına varamayışında ortaya çıkıyor.Şerif Mardin dini ve inanç sistemlerini tam da Durkheimcı anlamda bir "sosyal olgu" olarak ele alır. Durkheim dini ve inanç sistemlerini, toplumsallığın bir tezahürü olarak görür. "Dinî olan toplumsaldır" sözü, bu yaklaşımın özüdür. Toplumu anlamak ve açıklamak istiyorsanız, dinî sembollere ve şifrelere bakmak zorundasınız. Mardin'in de takip ettiği bu yaklaşımda incelenen şey din, açıklanan ise toplumdur. Din alanındaki araştırmalar, toplumu anlamak için seferber edilmektedir. Cumhuriyet'in başından itibaren, Durkheim ekolünün parlak bir takipçisi olan Ziya Gökalp'in resmî ideolojiye büyük katkılarına rağmen, "olumsuz laiklik düşkünlüğü" din araştırmaları alanını karanlığa gömmüştür. Bana kalırsa, bu dinî araştırma düşmanlığının arkasında entelektüel donanımsızlık ve yetersizlik, daha doğrusu cehalet vardır. Sabri Ülgener, Erol Güngör, Şerif Mardin gibi din alanını, ekonomiyi, toplumu, tarihi ve değişmeyi açıklayan bir kaynak olarak kullanan bilim adamları hep istisna olarak kalmıştır.Mardin'in sembolik bir anlatımla okul ile camiyi, öğretmen ile imamı karşılaştırdığı son konuşmasından Oktay Ekşi'nin "Kemalizm'in sığlığı" tezine karşı çıkıp, suçu irtica tehlikesinin büyüklüğüne bağlaması; tam tersi bir istikamette Fikret Bila'nın da Mardin'in analizlerine hak verip, "laik cumhuriyeti korumak için eğitim alanında mücadele verilmesi" gerektiği sonucuna ulaşması, tam da Mardin'in anlattığı yüzeyselliği yansıtıyor. Halbuki Mardin'in siyaset ve ideolojik endişelerin dışında soğukkanlılıkla söylediği şeyler anlaşılsa, bugün laikliği bir "inanç sistemi" haline getirmeye çalışanların ani bir frenle durması lâzım. Demek ki Kemalizm gerçekten başarısız. Laikliğin "tartışılamaz" bir dogma olarak, sivil-asker koruyucularının himayesine alınması ve sonunda bir "yaşam biçimi" olarak savunulması da aslında bu sığlığın eseri.Türkiye değişti. İmam Osmanlı'nın imamı değil, Cumhuriyet imamı. Unutmayalım, bütün imamları 657 sayılı kanuna tabi devlet memurları haline getiren Cumhuriyet oldu. Cami, bir mekân ve bir sosyal atmosfer olarak bugüne ait. Okullar ve öğretmenler şükür ki değişti. Mardin'in söylediklerini tek tek kendi öğrenim hayatımıza uyarlayalım. Okuldan hangi iyiyi, güzeli ve doğruyu öğrendik? Bugünün öğrencileri daha şanslı değil mi? "Mahalle baskısı" tabiri, ideolojiler savaşı olarak değil, modern şehirli toplumların grup dinamiği olarak anlaşılmalı. Cemaat yapıları dünyanın her yerinde dağıldı. Mahalle artık hiçbir yerde yok. Doğan boşluk, ya gelenek yeniden keşfedilerek veya özgür bireyler eliyle yeniden dolduruldu. Bugünün orta sınıfı, dünün geleneksel kesimleri. Eğer Kemalizm, geniş halk kitleleri karşısında dar seçkin grupların dünyasını temsil ediyorsa, her Allah'ın günü sürdürdüğümüz tartışmalar onun sığlığını ve yenilgilerini anlatmıyor mu?  (Zaman-MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE :27 Mayıs 2008 )


                  
                               
                                                   
 

                                                       

                                                

                                                                Laiklik, din ile barIşmalI
     Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ayşe Kadıoğlu, Türkiye, lâikliğinin Cumhuriyet seçkinlerinin bir projesi olduğunu ve dini kontrol altında tutarak tepeden bir modernleşme amacı güttüğünü söyledi.
    Aynı zamanda Oxford Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olan Kadıoğlu, Londra’da London School of Economics’te (LSE), “Türkiye’de Lâiklik” konulu seminerde konuştu. Lâikliğin kendine uygun bir İslâm icat ettiğini kaydeden Kadıoğlu, bu din anlayışının devlete sadık bir aygıt olmasının amaçlandığını kaydetti.

                                              

                                                               LÂİKLİK, LÂİKLİĞİN ÖNÜNÜ TIKIYOR
     Baskıcı ve dini kontrol altında tutan lâiklik anlayışının, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı gerçek anlamda bir lâiklik anlayışının da önünü tıkadığını kaydeden Kadıoğlu, 1920 yılından 1923 yılına kadar İslâm’ı dışlamayan bir modernleşme öngörülürken, Cumhuriyet elitlerinin 1923’ten sonra dine karşı tutum takındığını belirtti. Cumhuriyet elitlerinin, gelişmenin önündeki en büyük engelin İslâm olduğunu düşündüğünü ve bu yüzden İslâmî kurum ve kuruluşların kapatıldığını ifade eden Kadıoğlu, “Hatta bazı Cumhuriyet elitleri, Hıristiyanlığa geçmeyi bile düşündü. ‘Eğer İslâm’ı bırakıp Hıristiyanlığı seçersek, gelişebiliriz’ düşüncesi vardı. Mesela Mahmut Esat Bozkurt ‘İslâm, gelişmenin önünde bir engel. Biz bununla devam edemeyiz’ demiştir” dedi. Cumhuriyet elitleri arasında Osmanlı devlet yapısı ve kültürüne karşı olmasına rağmen, İslâm’ın Cumhuriyet içerisinde tutulabileceğini düşünenlerden birinin de Ziya Gökalp olduğunu ifade eden Kadıoğlu, Gökalp’in düşüncesinin 1923’teki Lozan Antlaşması’ndan sonra terk edildiğini belirtti. İsmet İnönü’nün Lozan’dan döndükten sonra ‘Eğer hocalardan kurtulmazsak, bir şey yapamayız..’ dediğini hatırlatan Kadıoğlu, bu tarihten sonra dinin yasaklandığını ve ‘gerici’ bir konsept olarak görüldüğünü belirtti.
                                                               LÂİKLİĞİN ‘KOZMETİK BATILILAŞMASI’
   Türkiye’deki modernleşme ve lâiklik uygulamalarını ‘kozmetik Batılılaşma’ olarak nitelendiren Kadıoğlu, katı lâiklik uygulamalarından birinin bugün hâlâ devam ettiğini, başörtülü kadınların okullara alınmadığını belirtti. Başörtüsünün en temel insan haklarından biri olduğunu kaydeden Kadıoğlu, “Üniversiteye gelmiş bir insana ne şekil giyinmesini söylemek kabul edilemez. Bu konuda ‘ama ya da fakat’ diye bir şey yoktur. Lâiklik, başörtüsünü kontrolünden çıkmış dinî bir simge olarak görüyor. Bu laiklik anlayışının İslâm’la barış yapması gerekir” dedi.  
( 27 Ocak 2010 )


         " OĞLUMA CEPHEDE ŞEHİT OLMA ŞANSI VEREN DEVLET, KIZIMIN ÜNİVERSİTEDE OKUMASINI ENGELLEDİKÇE BENİM GÖZÜMDE SADECE SÖZDE DEVLETTİR!" Mehmet BEKAROĞLU-Radikal İki:17.08.08


       " ELİTİSTLERİN DAYATTIĞI MODERNİZM , TÜRKİYE GERÇEKLERİNE DE TARİHİ GERÇEKLERE DE UYGUN DEĞİL.DEVLETÇİLER , LAİKLİĞİ DİN GİBİ GÖRÜYOR." ( Ünlü Sosyolog Pr. kemal karpat : taraf:27.04.08)

                                                    YIL 2006, YIL 2010...NATO KAFA...!
             YILLARDIR KORKTUĞUMUZ, UYARIDA BULUNDUĞUMUZ  BAŞIMIZA GELMİŞTE HABERİMİZ YOK ...YAZIK ... !!!
      
"Ey Konyalılar" dedik: Söyleyin, neye incindiniz? Anlattılar.Bir aile çocuğunu Güneydoğu'da şehit vermiş.Konya'da, garnizonda tören yapılacak."Aileye" madalya takılacak.Ancak...Anneyi "başı kapalı" diye, yaşlı babayı "sakallı" diye garnizon kapısından geri çevirmişler.Konyalı "incinmiş.Konya Ticaret Odası Başkanı Hüseyin Üzülmez: - Gerçi bugün böyle şeyler olmuyor ama... Dün olanları da Konyalı bir türlü unutmuyor ( Y. Donat ; Sabah : 30-04-2006 )

 

 

                     KAPİTALİZM; PARASINI VERİNCE KADIN DA SAT, KUMAR DA OYNAT, AMA ÖNCE HARACINI- VERGİNİ VER!

              
 

          
 

 
 

                                                                                                                                                                                                                         DEVAMI >>
 

                            

 

                                      

                         

                                

                 

 

                             

       Askerî Şûra’nın başkanı başbakan demek, başbakanın istemediği bir karar o Şûra’dan çıkamaz demektir. Şûra, disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle askerî personeli yargı denetimine tâbi olmadan askerlikten çıkarıyor. Şimdiye dek, neden cuntacılık yapanların hiçbiri disiplinsizlik nedeniyle ordudan tasfiye edilmedi? Cuntacılığa karışmış olanların tamamını Şûra’da askerlikten atsınlar. (Taraf:Mustafa Erdoğan- 01.02.2010)


                          Bir General ezan sesi veya başörtüsü gibi dini simgelerden rahatsIz olabilir
    Bir General İlahi okuyan çocuklardan, Hz. Peygamberin doğum haftası aktivitesinden rahatsız olabilir.Bir General Türk olmayan unsurlardan, Ermeni veya Kürtlerden rahatsız olabilir.Bir General siyasi iktidarın icraatlarından rahatsız olabilir,Bir General toplumun dindarlaşmasından rahatsız olabilir,Bir General bu rahatsızlığını bir vatandaş olarak dile getirebilir.Ancak şunları yaparsa siyaseti kışlaya sokma disiplinsizliğini yapmış olurBu General bu rahatsızlığını askeri kıyafetini çıkarmadan açıklayamaz.Bu General bu rahatsızlığını görevinin bir parçası olarak göremez.Bu General laikliği sivil din gibi tanımlayıp propaganda yapamaz.Son tartışmalardan görüyoruz ki şu generaller disiplinsizdir;General Çevik Bir‘in “Siyasete balans ayarı yaptık” demesiGeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın “Nizamiyeden döndük” demesiGeneral Yaşar Büyükanıt’ın “Muhtırayı ellerimle yazdım” demesi General Çetin Doğan -Anayasa hukukçusu Osman Can’ın benzetmesiyle-  ‘Güler yüzlü  Frankomuz’ kafasına göre iç tehdit değerlendirmesi yapıp savaş oyunu oynaması ve hatta  Başbakanı fırçalaması ve hatta basını karşısına alıp onlara siyasi  psikolojik savaş propagandası yapması gibi disiplinsiz davranışlar doğal kabul ediliyor.Planın orijinali gösterilemediğine göre cunta planının gerçekliğine inanmamız gerekir. Herhalde NATO’daki sureti sızdırılmış olmalı ki Genelkurmay net konuşamıyor.Millet ibretle seyrediyor. Siyasetin reaktif ve zayıf kalması, proaktif olamaması disiplinsiz Generallere hiç bir şey yapmaması hayretle inceleniyor.
                                           Kışlaya siyaseti sokan bir General örneği Doğu Silahçıoğlu
    Aşağıda vicdanlı bir okuyucumun bana yazdığı askerlik hatırasını size aktarıyorum. “Zaman, 2000 yılı Temmuz ayı. Yer, 2000-7. dönem tertip bedelli askerlerin silah altına alındığı Samsun'daki Sıhhiye Taburu. O sırada Garnizon komutanı Türkiye'nin 28 Şubat sürecinden de tanıdığı Gen. Doğu Silahçıoğlu.Kendisinin düşünce ve duruşunu bilenler zaten biliyordu, ama bilmeyenler bu süre içinde iyice öğrendi. İlk günlerden birinde bölükleri denetlemeye geldiğinde, önce her komutan gibi askerin yanaşık düzendeki duruşunu, komutlara yüksek sesle cevap verilmesi gibi konuları vurguladı. Tam o sırada öğle ezanı okunmaya başladı. Ve kendisi "bakın, duyuyor musunuz, ses nasıl buraya kadar geliyor, bu sesi bastıracak kadar bağıracaksınız!". Dediğim gibi, bilenler bildiği için bu sürpriz bir söz değildi, ama biraz hoşgörülü bir yaklaşımla "espri yapıyor canım" ile de geçiştirenler olmuştur. Ama o dönem askerlik yapanların bu şahsın esas yüzünü görmeleri için ilerleyen günlerde sıhhiye okulunun konferans salonunda yapacağı konuşmayı dinlemeleri gerekecekti.Oldukça sıcak ve boğucu bir gün herkes, Gen. Silahçoğlu'nun konuşma yapacağı gerekçesi ile okulun konferans salonuna götürüldü. Merkezine bu milletin İslam gerçeğinin reddiyesini ve Atatürkçülüğü aldığı konuşmasında Silahçıoğlu, Kur'an ve Sünneti açıkça ve hakaretamiz ifadelerle yalanlamış, Kutsal Kitaptaki ifadeleri sözüm ona çürütmeye çalışmış, İslam'a ait ne kadar kavram varsa aşağılamıştır. Ülkedeki sorunların kaynağını din olgusuna bağlayan konuşmacı adeta din, tarih, siyaset, sosyoloji, psikoloji, linguistik konularında uzmanmışçasına hüküm beyan etmiştir.Dini reddeden bu yaklaşımında sorunun Atatürkçülükten uzaklaşmaktan kaynaklığını ve çözümün Atatürkçülükte olduğunu söylerken aslında Atatürkçülüğü bir din olarak ihdas ettiğini fark etmemiştir. Bu duygularını konuşmasının sonunda adeta bir tanrıya övgü, bir peygambere na't gibi kaleme aldığı Atatürk' hitaben bir "şiir" ile de ifşa etmiştir.Konuşması sırasında dinleyiciler arasında ciddi rahatsızlık duyulmuş, ancak askeri düzende tepki vermenin mümkün olmaması nedeni ile insanlar kutsal değerlerine yönelmiş bu cahilce ve hakaret dolu ifadelere sabretmek zorunda kalmıştır. Nihayet bazı dinleyiciler sıcak gerekçesiyle salondan ayrılmaya başlamışsa da ayrılanların sayısı artınca Silahçıoğlu çıkışları yasaklamıştır.Hadise, belki sizin şahit olduğunuz veya size anlatılmış onlarca olaydan biridir. Ama dediğim gibi bunu paylaşmayı vicdani bir sorumluluk olarak gördüğümden size anlattım.”
    Stratejik hedef için Atatürk’ün Selanikteki evini bombalayan stratejik hedef için
Başbakan ve iki bakanı idam eden ve subaylarının yarısını 27 Mayıs’ta tasfiye eden,Stratejik hedef için 1980’de askeri darbenin olgunlaşmasını bekleyip 2000 üzerinde daha gencin ölmesini sağlayan ve 17 yaşındaki çocuğun yaşını büyütüp idam eden,Stratejik hedef için Ali Kalkancı ve Fadime Şahin üzerinden irtica tehdit algısı oluşturma propagandası yapan,insanların sokağa dökülmesi ve katliam yapma planı yapan,Stratejik hedef için siyasi talebi olmayan dindar 2000 e yakın subayı 28 Şubat döneminde disiplinsiz suçlaması ile yargısız infaz eden,Stratejik hedef için Koç müzesinde çocukları havaya uçurmayı planlayan. Disiplinsiz ve zalim bir kısım generallerden cami bombalama vicdansızlığını beklemek çok akla yakın duruyor.Bu disiplinsiz generalleri temizlemek çok kolay askeri birliklerin akaryakıt ödemeleri takip edilse kamu harcaması denetlense neler çıkar görürüz. Genelkurmay Başkanlığı kurum içinde cuntacılık yapanları cunta planlarını sızdıranlar kadar arama ve inceleme çabası içinde olmazsa TSK yıpranmaya devam edecektir. Bu disiplinsiz generaller Orduyu yıpratıyorlar bugünkü siyaset temizlemese gelecek siyaset temizleyecek. Cunta bilgilerini sızdıran subayın yaptığı disiplinsizlik ise cunta planını yapanın yaptığı bin misli disiplinsizlik değil mi? 9 yaşındaki Gizem’in yırtık bota isyanı kadar özgürlüğümüzü kısıtlayanlara ve laikliği sivil din olarak sunanlara demokratik tepki vermezsek bu cuntacı subaylar hiç bir şey olmamış gibi eylemlerine devam ederler ve toplumun değerlerini düşman olarak görmekten vazgeçmezler.Vicdan sahipleri yukarıdaki örnek gibi bildiklerini anlatmazlarsa yarın ‘Tarih vicdanı’ ve  ‘İlahi vicdan’ önünde ne diyeceklerini şimdiden düşünsünler diyorum. ( Prof. Nevzat Tarhan - Haber 7:01 Şubat 2010 )