Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Ehli Kitap'ta kadın

                                                 Hıristiyanlık  ve Yahudilikte kadın

 

"Kitab-ı mukaddes'te, cennetten çıkarılmış ile ilgili bölümlerde, Adem'in günahı işlemesine Havva'nın neden olduğu yazılıdır. Bu yüzden kadınlara 'gazap tekneleri' olarak görmek ve onlara karşı kuşkucu ve acımasız bir tavır takınmak zorunda kalmıştır." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 97)

 

 

          

 

            Ağlama duvarına da nereden baksanız en az 100 metre geriden bile izin verilmemiş Yahudi kadınlara!

  "Sefard mezhebine mensup Yahudi erkekler, her sabah şu şekilde dua ederler; "Ezeli ilahımız! Kainatın kralı! Beni kadın yaratmadığın için Sana hamdolsun!"( Fatmagül Berktay, Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın, Metris Yay. İst. 1996, s.97 )

Hıristiyanlıkta kadın düşmanlığı ise, Yahudilikten, özellikle Paulus eliyle Hıristiyanlık metinlerine de sokulmuştur. (  Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, İlahi Hikmette Kadın, 3.Baskı, İşaret yay, İst. 1995, s.148 ) , Paulus, Sezar’a mümkün olduğu kadar itaat sağlayabilmek için, insanlığın yarısını köleleştiriyor, başlarına hakimiyet damgası vuruyor, örtünmeyen kadının saçlarını sıfır numara tıraş ettirmeye, usturaya vurdurmaya kalkışıyordu. (Korintoslular’a, 11. Bab, 6 ,  Prof.Dr.Hüseyin Hatemi, İlahi Hikmette Kadın, 3.Baskı, İşaret yay, İst. 1995, s.149 )  “Aziz” Paulus’un acayip gerekçesi şudur: “Çünkü erkek kadından değil, fakat kadın erkektendir. Çünkü erkek de kadın için değil, fakat kadın erkek için yaratıldı. Bunun için.. kadın, başım üzerinde hakimiyet alametine malik olmalıdır” (Ahd-i Cedid, Paulus’un Korintoslulara Birinci Mektubu, 9-10,   Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, İlahi Hikmette Kadın, 3.Baskı, İşaret yay, İst. 1995, s.136 )

Pavlus bu konuda şöyle demiştir: "Kiliselerde kadınlar sükut etsinler. Çünkü onlara söylemek için izin yoktur,Çünkü kadına Kilise'de söylemek ayıptır." (Korintoslulara Birinci Mektup, 14/34-35)

Hıristiyan Kutsal metinlerinde kadının durumu şöyle bir ifade edilir; "Kadın ölümden daha acıdır. ( Mustafa Sıbai, Kadının Yeri, İst, 1988, s.50 )

"Hıristiyanlıkta daha sonraları Hz. Meryem dışında kalan tüm kadınların Cehennem azabından kurtarıcı Ruh'tan yoksun oldukları kararına varılmıştır."( Nejla Yasdıman, Kadınların Çoğunun Cehennemlik, Akıl ve Dinlerinin de Eksik Olduğundan Bahseden Hadislerin Tahlil ve Tenkidi, Doktora Semineri s.55 Doç.Dr.Ali Osman Ateş, Kadın’dan nakil, s. 222 )

“Hıristiyan azizlerinden Tertolyan; ‘Kadın, şeytanın insan nefsine giriş kapısıdır. Allah’ın yasalarını iptal eden, erkeğin çehresini bozan iğrenç bir yaratıktır.” demiştir. (  Mustafa Sibai, Kadını Yeri, çev. A.Yalçın, İst.1988, s.50,51 )

Büyük ilahiyatçı olarak görülen İskenderiyeli Clement ise; "Kadın, kadın olmaktan ötürü
utanmalıdır" diyerek kadını tamamen aşağılamış ve hiçleştirmiştir. Zamanla tortuları biriken bu anlayış, 13. asra geldiğine "Cadı karı" olarak tarihe mal olan "tüyleri ürperten, diken diken eden" bir kadın katliamını başlatmıştır.” ( Selman Kuzu, Zaman,12 Mart 1995 )

“Kadının Ruhu Var mıdır?” Tartışması, “Avrupalı filozoflar, ‘kadının bir ruhu var mıdır, yoksa o ruhsuz bir yaratık mıdır? Eğer ruhu varsa, acaba insan ruhu mu, hayvan ruhu mudur?” diye soruyorlardı. Bir başka tartıştıkları konuysa şuydu: “Kadının insan ruhuna sahip olduğu farz edilse bile, erkeğe nispetle, içtimai durumu kölenin durumu gibi midir, yoksa biraz daha yüksek bir yaratık mıdır?” ( Prof. Muhammed Kutub, İslam’ın Etrafındaki Şüpheler Tuğra Neşriyat. İst. 1991, s.150 )

Alman düşünür Schopenhauer ise; “Bir kadınla bir erkeğin birleşmesinin çok iğrenç bir şey
olduğunu, İsa’nın böylesine iğrenç bir ilişkinin ürünü olmamak için babasız doğduğunu ileri
sürmüştür.” (Orhan Hançerlioğlu, s.186)


 Hz. Havva’nın suçu mu? 

Kitabı Mukaddes, Tekvin 2:4 ve 3:24’te Allah’ın Hz. Âdem ve Havva’ya bir ağacın meyvesini yasakladığı, fakat daha sonra yılanın Hz. Havva’yı, Hz. Havva’nın da Hz Âdem’i kandırdığı anlatılır. Allah’ın kınamasından dolayı da Hz. Âdem’in suçu Hz. Havva’ya attığı belirtilir:”Yanıma verdiğin kadın... o, ağaçtan bana verdi ve yedim.”Allah da, Hz. Havva’ya şöyle seslenir: “Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlat doğuracaksın; ve arzun kocana olacak, o da sana hakim olacaktır.” Âdem’e de, “Karının sözünü dinlediğin ve ondan yemeyeceksin diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lânetli oldu, ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin” der.

 Ben ölümden daha acı, kendisi bir tuzak, kalbi bir kapan ve elleri zincir olan bir kadını buldum. Allah’ı hoşnut edecek bir kimse ondan kaçsın; o, sadece günahkârları tuzağına düşürsün... Araştırırken 1000 kişi arasında 1 tane dürüst erkek buldum, ama bütün kadınlar arasında bir tane dürüst kadın bulamadım.” (Ecclesiastes, 7: 26-28), Hiçbir kötülük, kadının kötülüğünün yanına yaklaşamaz.... günah kadınla başlar ve bütün hepimiz onun yüzünden öleceğiz. (Ecclesiasticus 25: 19, 24)

   Cennetten kovulmanın sonucu olarak kadınlara şu dokuz musibetin verildiği ileri sürülür: 

O, kadınlara dokuz musibet ve ölüm vermiştir: âdet ve bakirelik kanı yükü, hamilelik, çocuk doğurma, çocukları büyütme, (kocası öldüğünde) yas tutan birisi olarak başını örtmek, daimi bir köle veya efendisine hizmet eden kız köle gibi kulaklarını delmek; şahid olarak kabul edilmez, hepsinden öte.... ölüm. (1 Leonar j. Swidler, Women in Judaism: the Status of Women in Formative Judaism (Metuchen, N.J: Scarecrow Press, 1976) s. 115)

Bu kanada mensup erkeklerin günlük sabah dualarında: “Sana şükürler olsun Allah’ım, beni bir kadın olarak yaratmadın” ifadesi geçerken, kadınlar, “Beni dileğine göre yarattığın için sana şükürler olsun” (The Kendath, “Memories of an Orthodox youth,” Susannah Heschel, On Being a Jewish Feminist (New York: Schocken Books, 1983) s. 96-97 ) diye dua ederler.

 ilk günah inancına göre, Hz. Havva’nın işlediği ve Hz. Âdem’e de işlettiği iddia olunan günah, irsî olarak bütün insanlığa geçmektedir ve bütün insanlar, bu günahla dünyaya gelmektedir. İsa Mesih, bu günahı temizlemek için kendini kurban ettiği için, Hz. Havva, yani kadın, dolayısıyla Hz. İsa’nın kanından da sorumlu tutulmuştur. (Rosemary R. Ruether, “Christianity”, Arvind Sharma, Women in World Religions (Albany: State University of New York Press, 1987) p. 209 )

 İngiliz kadın araştırmacı Karen Armstrong, ilk dönem ve daha sonra bazı azizlerin şu görüşlerini nakleder: 

Bilmiyor musunuz ki, her biriniz bir Havva’sınız? Tanrı’nın size olan cezası bu çağda da devam ediyor. Siz, şeytanın kapısısınız: yasak ağacın mührünü açansınız, İlâhî kanunu ilk terk edensiniz; sizler, şeytanın saldırmayı göze alamadığı adamı razı edensiniz; Tanrı’nın sureti olan insanı yok edensiniz. Sizin hak ettiğiniz cezadan dolayı Tanrı’nın oğlu ölmek zorunda kaldı. (St. Tertullian)

Eş veya anne olmuş ne fark eder, o halâ erkeği baştan çıkaran Havva’dır, bütün kadınlardan kaçınmalıyız. Onun, çocuk doğurmasının dışında, erkeğin ne işine yaradığını anlayamadım. (St. Augustine)

Fert olarak kadın kusurlu ve yararsızdır. Çünkü erkek hücredeki aktif güç, erkek cinsiyetinde mükemmel bir benzerliği meydana getirirken, kadın, aktif güçteki kusurdan veya maddî bir hatadan, hattâ harici tesirlerden meydana gelir. (T. Aquinas)

Luther, kadınlarda, yan tesirleri bir yana, dünyaya mümkün olduğu kadar çok çocuk 
getirmenin dışında bir fayda görmez: 
Onlar yorulsa, hattâ ölseler bile problem değil. Bırakın onlar, çocuk doğururken ölsünler. Çünkü onlar, bunun için bu dünyadalar.( Karen Armstrong, The Gospel According to Woman (London: Elm Tree Books, 1986) pp. 52–62. Ayrıca: Nancy van Vuuren, The Subversion of Women as Practiced by Churches, Witch–Hunters, and Other Sexists (Philadelphia: Westminister Press) pp. 28-30)

 Kitabı Mukaddes’te, hamile kadın erkek çocuğu doğurursa, “murdarlığının 7 gün, kız çocuğu doğurursa 2 hafta olacağı”nı yazar. Yani, kız çocuğunun erkek çocuğundan iki kat daha fazla kirlilik sebebi olacağı belirtilir (Levililer, 12:2-5). Catholic Bible’da kız çocuğunun doğumu bir kayıp olarak nitelenirken, erkek çocuğunu eğiten adama düşmanlarının bile gıpta edeceği kaydedilir (Ecclesiasticus 22:3; 30:3)

 Talmut’a göre “kadınlar, Tevrat’ın çalışma konusunun dışındadır”. Bu geleneğin bazı bilginlerine göre, “Tevrat’ın sözleri kadınlara söylenmektense, ateşte yansın” ve “Her kim, kendi kızına Tevrat’ı öğretirse, ona müstehcenlik öğretmiş gibi olur”  demektedir. (Denise L. Carmody, “Judaism,” Arvin Sharma, a.g.e., s. 197 )

 St. Paul’ün (Pavlos) yaklaşımı da şöyledir:

Mukaddeslerin bütün kiliselerinde olduğu gibi, kiliselerde kadınlar sükut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatın da dediği gibi, tâbi olsunlar. Eğer bir şey öğrenmek isterlerse, evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına kilisede söylemek ayıptır.” (Korintoslulara birinci mektup: 14: 34-35)

 Eski Ahid, âdet gören kadını, bulaşıcı bir murdarlık içinde telâkki eder. Bu kadının dokunduğu her şahıs, her eşya, bir gün boyunca kirli kalır. (Levililer, 15: 19-23)

Âdetli olduğu günler boyunca ‘murdarlık evi’ olarak isimlendirilen özel evlere kapatılırdı (Swidler, a.g.e., s. 140 ) Dahası, eğer kadının ayaklarının tozundan da olsa murdar olmuşsa, kocası sinagoga girmekten men edilirdi. Hanımı, kızı veya annesi âdet gören bir haham, sinagogda haham duasını yapamaz (A.g.e., s: 138 )

 İlk Yahudi toplumunda ise kadınların şahitlik yapmasına izin verilmez (Swidler, a.g.e., s: 115 ), cennetten kovulmuş olması sebebiyle kadının şahitlik yapamaması, ona verilen dokuz cezadan biri kabul edilirdi (Louis M. Epstein, The Jewish Marriage Contract (New York: Arno Press, 1973) s. 149 )

 Günümüzde İsrail’de kadınlar, dinî mahkemelerde şahitlik yapma hakkına sahip değildirler (Lesley Hazleton, Israeli Women: The Reality Behind the Myths (New York: Simon and Schuster, 1977) s. 41) Batıda geçen yüz yılın sonlarına kadar hem Kilise, hem de sivil hukuk, kadına şahitlik hakkı tanımıyordu (Matilda J. Gage, Woman, Church, and State (New York: Truth Seeker Company, 1893) s. 142)

 Batı’da evli bir kadının hukukî statüsü, fiillerinin her hangi hukukî bir değeri de yoktu. Kocası, onun yaptığı sözleşme, pazarlık veya mukaveleyi feshedebilirdi. Kadın, başkalarının mülkü olarak görüldüğünden dolayı bağlayıcı bir sözleşme yapamazdı (Matilda J. Gage, Woman, Church, and State (New York: Truth Seeker Company, 1893) s. 141)

 Talmut, kadının malını kocanın malı gibi ilan eder:

Kendine ait olan eşya kocasınınsa, nasıl bir kadın mal edinebilir? Kocanın malı kocanın, kadının malı da kocanındır... Kadının tasarrufları ve sokakta bulduğu şeyler de kocasınındır. Ev eşyaları, masanın üzerindeki ekmek kırıntıları bile kocanındır. Eğer kadın eve bir misafir davet eder ve onu doyurursa, kocasının malından çalmış olur (San. 71a, git. 62a, R. Thompson, Women in Stuart England and America (London: Routledge & Kegan Paul, 1974) s: 162 )

 Koca önce ölürse, kadın ancak kocasına geçmiş olan kendi malını alabilir; kocasının malından herhangi bir şey almaya hakkı yoktur (Priesand, s: 15.)

 İncil, net bir şekilde evlilik hayatının sona eremeyeceğini söyler. Hz. İsa’nın, “Fakat ben size derim ki; zinadan başka bir sebeple karısını boşayan kimse onu zaniye yapmış olur, ve kim boşanmış kadınla evlenirse zina eder” (Matta 5:32)

 Yahudilik, kocaya boşama hakkı verme konusunda nettir (Tesniye, 24:1-4) Hala boşanamayan kadınlar vardır, boşanmak için karısından binlerce dolar istemektedirler (The Toronto Star, Nisan 8, 1995 )

 Kitabı Mukaddes’in miras hukuku, Sayılar 27:1-11de ana hatlarıyla belirtilmiştir. Buna göre kadın, kocasının malından hiçbir şey alamazken, koca çocuklarından bile önce eşinin mirasçısı olur. Kız, ancak erkek çocuk yoksa mirasçı olur. Dullar ve kızlar, erkek çocuklar bulunduğu müddetçe nafakaları erkek mirasçıların merhametine kalmıştır. Hıristiyanlık, uzun yıllar bu hukuk üzerinde devam etti. Hem Kilise, hem de sivil hukuk, kız kardeşleri erkek kardeşleriyle birlikte babanın mirasına ortak olmaktan yasaklamıştı. Bu hukuk, geçen asrın sonlarına kadar sürdü. (Matilda J. Gage, Woman, Church, and State (New York: Truth Seeker Company, 1893) s: 142 )

   Kitabı Mukaddes’te dulluk, düşüklüğün sembolü olarak görülürdü (Eş’iya, 54:4) Tekvin 38’e göre çocuksuz dul kadın, evli olsa bile kocasının erkek kardeşiyle evlenmek zorundaydı, böylece o, ölmüş kardeşin neslini devam ettirir, onun adının silinmesine mani olmuş olurdu: 
Ve Yehuda, ona dedi: kardeşinin karısının yanına gir, ve ona kayın biraderlik vazifeni yap ve kendi kardeşine zürriyet yetiştir. (Tekvin, 38:8) Dul kadının bu evliliğe izni gerekmezdi. Onun vazifesi, kocasının neslini devam ettirmekti. Kitab–ı Mukaddes’teki bu hüküm, uygulandığı yerlerde halâ devam etmektedir (Lesley Hazleton, Israeli Women: The Reality Behind the Myths (New York: Simon and Schuster, 1977) s: 45-46) , (İslam ve Diğer Geleneklerde Kadın: Önemli Bir Yanlışı Tahsis : Şerif Muhammed
 )

 

 

 

                                      Kadın kilise önderi olabilir mi?


                                    
BİZE AKIL VERENLERE BAKIN HELE..!

Hristiyanforum'a sorulan soruya verilen uzun cevabı biz özetleyerek aktaralım:

Tanrı’nın kilisesinde hem kadın hem erkek eşittir ve birbirlerine bağımlıdır, ancak görev, yaratılış, yaratış bakımından farklılıkları vardır. 
Bu farklılıklar eşitlik için ölçüt değildir, eşitlik Tanrı’nın Sevgisindedir. 

Eşitlik ve farklılıklar ayrı kategorilerdeki şeylerdir, birisi mavi, birisi 5’tir. Birisi renk, birisi rakamdır. 
Pavlus “herkesin” dua ve peygamberlikte bulunmasını istiyor, teşvik ediyor. Aynı zamanda arka arkaya yazdığı 117 (veya 14) cümlede kadınların “toplantılarda
 sessiz kalmalarını” istiyordu. Bu sessiz kalma isteği dua ve peygamberliği kapsamıyordu.
 

Kadınlar kilisede önder olamazlar, öğretiş veremezler. 
Önemli olan günümüze uymak veya toplam fayda hesabı değil, Kutsal Kitap’a uygunluktur.

    İSLAM'DA KADIN İMAM, VAİZE, DİYANETTE KADIN GÖREVLİLER...! Bir hatırlatalım dedik!