Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Hz Muhammed ve Kuran bağlamında oryantalistlere cevap

 

                                                       Kelamı Münakaşalar 2

 

                          Hz Muhammed ve Kuran bağlamında oryantalistlere cevap

 

Oryantalistler Kuran'ın ilahi kaynaklı olmadığını Hıristiyanlıktan esinlenerek yazıldığını, Hz. Muhammed'in okuma yazma bildiğini veya bilmediğini, onun sara hastası olduğunu, Kuran'da gramer hatalı bulunduğunu... iddia ederler. (s. 6)

Oryantalistlerin Hz. Muhammed'e, Kuran'a ve İslam'a yaklaşımları

İlk dönem oryantalistleri cahildir, hayalcidir. Kuran'ın, Rahip Bahira 'dan alınan bilgilerle yazıldığını iddia ederler. İkinci dönemdeki oryantalistler ise İslam'a eleştirel yaklaşmış onu gözden düşürmeye çalışmışlardır. Üçüncü dönemde ise İslam'ı öğrenerek içinden yıkma gayretine girişmişler, yumuşak bir üslup kullanarak iftira ve hakarete devam etmişlerdir. Oryantalistler her dönemde Kuran'ın ilahi kaynaklı olmadığı,  Muhammed'in eseri olduğu iddiası ileri sürülmüşlerdir.  (s. 10)

Hz. Muhammed'i gözden düşürme girişimleri

Hz. Muhammed'in sara (epilepsi) hastası olduğu iddiası

Alexandre du Pont, ' La Chanson de Muhammed' adlı eserinde bu iddiayı ileri sürmüş, onda görünen birçok mucizenin az veya çok büyülü bilgiler sayesinde ortaya çıktığını iddia etmiştir. (s. 12) Renan'da benzer şekilde peygamberin bir sinir hastası olduğunu iddia etmiştir. ( Roger Arnaldez, Fransız kültüründe Muhammed peygamberin tasviri , s.62) Boquet'de, Goldziher gibi vahyin ruhi bir hastalık olduğunu ileri sürer. Dozy ise sara hastalığı iddiasını reddeder ama Hz.Muhammed'in hastalığının, histeri krizi olduğunu ileri sürer. (s. 14)

Ferid Kam, Hz.Musa'da Tur dağında baygınlık geçirmişti oda mı saralıydı diye haklı olarak sorar. (F. Kam, Dini, Felsefi Sohbetler, s.55) Aslında ortada bir hastalık vardır ama bu Hz. Muhammed'de değil oryantalistlerde bulunmaktadır ve bu hastalığın adı da İslam düşmanlığıdır. N. Smart olaya objektif yaklaşır ve bu ithamların duygusallıktan kaynaklandığını ileri sürer. ( Ekrem Sarıkçıoğlu, Batı dinler tarihinde İslam, s.221) Maxime Rodinson ise Hz.Muhammed'in saralı olduğu iddiasını tamamen reddeder. (R. Arnaldez, Peygamberin tasviri , s.76-78) Bu konu ' vahiy ve sara (Epilepsi) iddiası ' başlıklı ayrıca yazıda ele alınmıştır.

Hz. Muhammed'in psikolojik rahatsızlığı bulunduğu iddiası

Bu iddiaya göre Muhammed arzularına yenilmemiş fakat insanların bozukluğunu düzeltmek için peygamber olduğunu iddia etmiştir. Goldziher, Dermenghem de aynı iddiayı tekrarlarlar. (s. 18)

Hiçbir kaynak Hz.muhammed'in ömrü boyunca ruh ve akıl sağlığı yönünden bir sorunla karşılaştığını bize aktarmaz. Yoksa birçok problemi çözen, sorunları halleden, günümüzde hala etkileyiciliğini sürdüren Kuran'ın böyle iddia edildiği gibi bir kaynaktan çıkmasına imkan yoktur. Unutmamalıdır ki psikolojik rahatsızlık ile liderlik bir arada bulunmaz.(s. 20)

Hz. Muhammed, ileride kendisine verilecek  peygamberliği önceden ve uzaktan görmek için hiçbir çaba göstermemiş, soruşturma yapmamış, peygamberliğin ne olduğunu öğrenmeye hiç ilgi duymamıştır. peygamberlikten birden söz etmesi, onu peygamberliğini insanlığa duyurmakla görevlendirildiğinin de göstergesi olmaz mı? Oryantalistler tıpkı cahiliye dönemindeki müşrikler gibi şaşkınlığa düşmüş, Kuran'ı ondan mı bundan mı aldığına, Muhamed'in şair mi  kahin mi olduğuna karar verememişler, kendi kafalarındaki karışıklığı tutarsızlığı Hz. Muhammed'in davranışlarına yüklemeyi çalışmışlardır.(s.22)

Müsteşriklerle (oryantalistlerle) eski müşrikler benzer iddialarda bulunmakta, müşrikler Hz .Muhammed'e bir cinin göründüğünü iddia etmekte, müsteşrikler ise cin yerine hayalleri koyarak Kuran'ın kaynağı hakkında şüphe uyandırmaya çalışmaktadırlar.(s. 24) Müsteşriklerin iddiaları aslında müşriklerin iddialarının bayatlamış tekrarından başka bir şey olmamaktadır.  Aslında hayal gören, vehmeden, kafası karışık olan eski müşrikler ve yeni müsteşriklerdir.(s. 27) Aslında tüm bu iddialara baktığımızda ortaya atılan ithamın gerçek dışılığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Delilik, cinlenme ne zamandır hikmetin kaynağı, bozukluk ne zamandır iyiliğin anası olmuştur.(Hasan el-Atr Ziyaüddin, Nübüvvetü Muhammed'in fil Kuran, s.216) Hz. Muhammed'in hayatına baktığımızda olaylar karşısında kafasının karıştığına, hayallerine yenik düştüğünde asla rastlamamaktadır.(s. 29) Putlara tapma köleliğinden kurtulamamış Hıristiyanlık borazanları, kendileri gibi puta tapan bir topluluk aramakta, bulamayınca da kural tanımadan Kuran'a saldırmaktadırlar. (s. 32)

Riyakar/Sahte peygamber olduğu iddiası

Bu iddiada bulunulması için bir kişinin yalan ve ahlaki değerlerden uzak yaşaması, çok tamahkar olması, hayatı kötülükler içinde geçmesi, günahlara dalmış olması ve iyilikten uzak yaşaması gerekmektedir. Halbuki O, el-Emin sıfatlıdır! (s. 33) O, gösterişten uzaktır, elinde olduğu halde mal mülk edinmemiş, ipek giymemiş, basit bir evde yaşamıştır. (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.454) Oryantalist F. Babinger de peygamberimizin mal ve servete değer vermeyen bir zahid olduğunu itiraf etmiştir.( Ekrem Sarıkçıoğlu, Batı dinler tarihinde İslam, s.220) Muhammed böyle birisi olsaydı kendisine eğilmelerini hatta secdeye kapanmalarını emrederdi. Halbuki O, ''Benim için ayağa kalkmayın, beni övmede aşırı gitmeyin, benim için 'Allah'ın kulu ve resulu deyin' buyurmuşlardır. O, kapıcı ve koruyucu tutmamış, kendi görüşünü insanlara dayatmamış, 'Ben kurutulmuş et yiyen bir Kureyş kadınının oğluyum' buyurmuş, Utbe bin Rabia'nın  para, başkanlık, kadın tekliflerini reddederek, çileli bir hayatı göze almıştır. (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.455) Detay, 'Efendimizin aile hayatını ele aldığımız yazımızdadır.!

Amerikalı tarihçi Washington Irwing, 'Muhammed'in hayatı' adlı eserinde şunları yazar: O, sağlam görüşlü ve namuslu birimiydi? Evet, O güvenilir biriydi. Ama İslam'a çağırmaya başlayınca düşmanlığı üzerine çekti; çünkü putlara karşı çıkması Kureyş'in Kabe üzerinden  sağladığı kazanca son veriyordu. Peygamber İslam'ı yaydığından ötürü çok zorluklarla karşılaştı, birçok kurban verdi, büyük bir başarı elde edemeden on üç yıl geçirdi, saldırılara hedef oldu, vatanını terk etmeye mecbur kaldı. O, servet veya maddi menfaat uğruna fikir yaymaktan uzaktı; çünkü mana için maddiyatı feda etmişti. (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s. 456)

Tüm yaşantısı boyunca gösterişten uzak yaşayan, en yakın arkadaşlarının bile böyle bir şeye şahit olmadığı Hz.muahmmed'in ölümünden sonra da süren etkisi hiç riyakarlığın ürünü olabilir mi? İngiliz yazar Thomas Carlyle, 'kahramanlar' adlı kitabında şunları söylemektedir: "Bu yüzyılın en büyük ayıbı İslam dinini yalan * ve Hz. Muhammed'in aldatıcı ve yalanı yaldızlayıcı bir kişi olduğunu sananların sözlerini dinlemektir. Bu gibi akılsızca ve utanmazca sözlere savaş açmamızın zamanı gelmiştir." (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.458)

David Samuel Margoliouth ve Hz. Muhammed ile eşi Hz. Hatice'nin her gece yatağa girmeden önce 'Uzza' adındaki puta taparlardı iddiası

İmam-ı Ahmed'in Müsned'inde Hz.Muhammed'in Uzza'ya taptığı değil, ondan menettiği açıkça görülmektedir. Hadisin ravisinin 'puta tapılır ve yatağa girilirdi.' açıklaması, Muhammed ve Hatice'yle değil, o devrin puta tapan halkıyla ilgilidir, böyle olmasaydı, Muhammed ve Hatice ikilisini anlatmak için tesniye  (iki kişi ) sigası kullanılırdı. (Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, Hz. Muhammed ve Hayatı, s.53)  Unutmamalıdır ki Kureyş müşrikleri her iftirayı atmış ama  onu şirkle ve cahiliye inancı üzerinde bulmakla asla itham edememişlerdir.(s. 61)     

Oryantalistlerin bir iddiası da şudur: Muhammed'in dinindeki gelişme, bu dinin, cinsi zevklere düşkünlüğü teşvik etmesinden dolayıdır. İslam düşmanı Voltaire bile bu ithama karşı çıkar: Tevrat ve İncil'in, Davud ve Süleyman'ın hayatına dair anlattığı şeyler okunduğu vakit şu sonuca varılır: Şehvet, zevk düşkünü olan, Yahudi diniydi, Muhammed'in dini ise ağırbaşlı idi."   ( Roger Arnaldez, Fransız Kültüründe Muhammed Peygamberin Tasviri , s.69)

Protestan'ların kurucu lideri Luther, Theodor Bibliander tarafından Latinciye tercüme edilen Kuran'a bir önsöz yazarak ''Kuran'larının ne kadar tanrı belası, ne kadar bozuk, ne kadar umutsuz, yalanlar ve uydurma efsanelerle dolu bir kitap olduğunu Hıristiyanlara göstermek suretiyle Muhammed''e ve Türklere bundan daha çok can sıkacak ve daha fazla zarar verecek bir şey olmaması beni buna sevk etti'' notuyla, Basel kent konsiline tercümeyi sunmuş ve 1543'te de bu çevirinin basılması sağlanmıştır. (Hakan Olgun, Luther ve Reformu, s.191)

Kuran'da Çelişki bulunduğu ve kutsal kitaptan etkilendiği iddiası

Bizans imparatoru II. Mihail Paleologos İslam'ın kılıç zoruyla yayıldığını ileri sürer.

İslam savunma amacı dışında bir savaşı dışında bir savaşı asla savunmaz.(Mümtehine, 8-9) Bu konuda detay, 'savaşta uyulması gereken kurallar ' adlı dosyamızda bulunabilir.

J. Jomier, Kuran'ın Hıristiyanları Müslüman saydığı iddiasında bulunur. (O. P. The Bible and the Quran, s.27) Kuran tüm peygamberlerin hak din olan İslam'ın, iman ibadet ve ahlak ilkelerini tebliğ ettiğini bildirir. Kuran, Hz. İbrahim'i Yahudi veya Hıristiyan saymaz yoksa Hz. Muhammed onları neden İslam'a davet etsin veya günümüzde Yahudiler ve Hıristiyanlar İslam'ı niçin reddediyorlar. (s.84) Bu iddia her açıdan çelişkilerle doludur, bu konuda ' İslam tüm dinlerin özüdür' adlı dosyamıza bakılabilir.

Luther Kuran'ın Hıristiyanlıktan etkilendiğini ileri sürer. Müslümanları zinakar olarak niteler. Bu konudaki cevaplar için,  'Caetani'ye cevaplar' ve 'İslam'da kadın hakları' ve 'kadın ve modernizm' adlı dosyalarımaıza bakılabilir. Pierre Venerable ise Luther'den farklı bir üslupla İslam'a saldırır: İslam'ın Allah tarafından gönderildiğini kabul etmese de, Muhammed'in Yahudilik ve Hıristiyanlıktan bağımsız bir din getirdiğine inanır ve Muhammed'in iyi niyetli olduğunu söyler. (s.97) Lamartine, Hz Muhammed'in sadeliğinden, alçakgönüllülüğünden, fakirliği seçmesinden söz eder. Allah'tan ilham alan bir dahi olduğunu söyler.  Peygamberin askeri zaferlerinin sebebini Muhammed'in 'Zafer Allah'ındır' sözü ile özetleyen Lamartine, O'nun 'ihtiras ile savaşan bir fatih olmadığını, politikasının Allah'a göre olduğunu' vurgular ve başarısının bu yüzden olduğunu söyler. (Roger Arnaldez, Fransız Kültüründe Muhammed Peygamberin Tasviri , s.70 )

Renan, "Muhammed'e ait bazı işler vardır ki, onları bizim ahlaki düşüncelerimizle değerlendirmek haksızlık olur." der. Dünyayı işgal edip sömüren, şeytanca politik bahanelerle insanlığın kanını akıtan, katliamlar ve emperyalizmin ana merkezinde yaşayan ve bunları evrim gibi, 'güçlü olan yaşar' mantığı ile açıklayan bir görüşe sahip bu insan, savaşı bir bir kurallar zincirine bağlamış İslam'ın cihad hukukunu diline dolayabileceğini zannetmektedir. 'Savaş esnasında uyulması gereken kurallar' adlı yazımıza müracaatı hatırlatıp özetimize devam edelim. Renan, ithamlarına devam eder ve efendimizin 'Vecd sahibi olmuş birinin karakterine pek sığmayan bir düşünce ve politika ortaya koyduğunu ileri sürer.' (Roger Arnaldez, Fransız Kültüründe Muhammed Peygamberin Tasviri , s.73) Sanki dünyadaki kötülükleri ve zulmü ortadan kaldırma için çalışmasa ve akılcı değil de vecd- duygu, coşku odaklı bir din getirse, 'Ne kadar akıl dışı ve gerçeklere aykırı' diye eleştirmeyeceklermiş gibi! İşin ilginci daha sonra Renan, 'İslamiyet derin bir inkilaptır, Muhammed'in durumu ilham ve vecd ile açıklanmaya elverişlidir.' diyerek daha önceki görüşü ile çelişkiye düşer. (s. 107) Efendimizi eleştirenler kendi aralarında bir görüş birliğine sahip olamadıkları gibi tek kişinin yazdığı eserde bile bir bütünlük ve tutarlılık gözlenememektedir!

H. J. Schoeps, Hz Muhammed'in teşkilatta olağanüstü zekalı olduğunu söyler ve O'nun Hıristiyanlıktan etkilendiğini ileri sürer. Halbuki esinlenme bir taklittir ve taklitte yenilik yoktur. Schoeps aslında, Hz Muhammed'in başarılarının vahiy kaynaklı değil, olağanüstü zeka ve kabiliyetine bağlamak istemektedir. Yazar ayrıca tanrı, ahiret, hesap günü inancı gibi konularında Yahudilik ve Hıristiyanlıktan alınma olduğunu ileri sürer. (Ekrem Sarıkçıoğlu, Batı Dinler Tarihinde İslam, s. 223 )Yahudilerin Tanrı'yı millileştirdiği, Hz.Üzeyr'i Tanrı'nın oğlu kabul ettiği ortadayken İslam'ın tevhid inancının Yahudilikten alındığı nasıl iddia edilebilir, İslam'a göre Hz. İsa bir kul iken nasıl Hıristiyanlıktan tanrı inancının alındığı ileri sürülebilir? 'İslam ilk insandan itibaren gelen dinin adıdır' ve  Kuran'ın yeniliği eski kitaplardaki sapıklıkları düzeltmek, yıkılanları restore etmek şeklinde özetlenebilir. Yahudilikte ahiret inancının olmaması da yazarın iddiasındaki vahameti daha iyi ortaya çıkarmaktadır. (s. 110) 

H. J. Schoeps Hz.Muhammed'in okuma yazma bilmediği için Tevrat ve İncil'i kulaktan duyma bildiğini ileri sürer.(Ekrem Sarıkçıoğlu, Batı Dinler Ttarihinde İslam, s.222 ) Renan'da Muhammed'in ümmi olduğunu söyler. (Roger Arnaldez, Fransız kültüründe Muhammed peygamberin tasviri , s.74) Oryantalistlerin yazdığı İslam Ansiklopedisinde de efendimizin 'Tevrat ve İncil'i okuyarak bilgi elde etmediği' açıkça ifade edilir. ( Muhammed maddesi, VIII/454) Bu konuyu 'Ümmi peygamber' başlıklı yazımızda ayrıca ele aldık.

Okuma yazma bilmeyen Muhammed'in Kuran'ı not almadan ve notlarını biriktirip düzenlemeden ortaya çıkarması iddiası ne kadar mantıklıdır? Sosyal ve kültürel çevresine 40 yıl ters düşmeyen bir insanın, 40 yıl sonra ters düşmesi için vahiy dışında mantiki bir sebep bulunabilir mi? (s.116) Değişim, Tevrat ve İncil ehlinden kaynaklansaydı, 40 yıl Muhammed'i beklemeden Yahudi ve Hıristiyanlarca gerçekleştirildi. (s.117) 

Oryantalistler Hz. Muhammed'in Kuran'ı Hıristiyanlıktan aldığını iddia ederken kaynak olarak farklı isimler ileri sürerler: Rahip Bahira, Varaka bin Nevfel veya Rum bir Demirci. (s.121)

Rahip Bahira: Hz Muhammed Şam'a yolculuk yaptığı yolculuk sırasında dokuz veya on iki yaşında idi. Tevhid konusunda Nasturi ekolünden olan dolayısı ile İsa'yı tanrı kabul eden bu kişiden alınma (!) bilgiler, okuma bilmeyen ve teslisi şirk kabul eden bir dine nasıl kaynaklık teşkil edebilir? Bu iddiaya o dönemdeki İslam düşmanı Kureyş müşrikleri neden sarılmamışlardır? (Hasan el-Atr Ziyaüddin, Nübüvvetü Muhammed'in fil Kuran, s.206) Kuran'da eski ve yeni ahit (Tevrat ve İncil) ile taban tabana zıt görüşler bulunmaktadır. Ayrıca Kuran 23 yılda indirilmiştir. Normal kitap yazarları gibi yoğun çalışma, derleme, düzenleme sonucu topluca insanlığa sunulmamıştır. Yine Bahira bu kadar bilgiye sahipse niçin kendi ortaya çıkıp şöhret ve büyük bir değer elde etmemiştir? (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.452)

Şam'a yaptığı iki kısa yolculuk: Ticaret için yola çıkan bir kervana liderlik eden bir kişi kısa süren ve kervandakilerin de şahitliği ile hiç bir Hıristiyan ile görüşmemiş ( Görüşse idi ardından Habeşistan'a kadar kovalayan Mekke'li müşrikler bunu dile getirirlerdi)  ticaret yapıp dönmüş iken ne zaman bu kadar bilgiyi elde edebilmiştir? Bu bilgi elde edilse, onun etkisi 25 yaşında yani gençlikten kaynaklanan yiğitlik ateşi sönmeden, 40 yaş beklenmeden ortaya çıkmaz mı idi?  (Hasan el-Atr Ziyaüddin, Nübüvvetü Muhammed'in fil Kuran, s.206)

Varaka b. Nevfel: Kaynaklar ilk vahiyden sonraki bir karşılaşmadan söz ederler ki bu karşılaşmadan kısa bir süre sonra Varaka vefat eder. Varaka'dan sonra 23 sene devam eden bu ilimlerin kaynağını Hz Muhammed nereden bulmuştur? (Hasan el-Atr Ziyaüddin, Nübüvvetü Muhammed'in fil Kuran, s.208)

Rum asıllı köle: Adının Cebr veya Yaîş olduğu iddia edilen, Mekke'de demircilik yapan bu köle, neden daha sonra ortaya çıkıp kaynağın kendi olduğunu ileri sürmemiş veya efendimize düşman olanlar aynı kaynağı- çünkü köleleri idi - kullanarak, şair ve edebiyatçıların da yardımı ile Kuran'a alternatif bir kitap üretememişlerdir? Onunla temas kurup daha İslam başlamadan işi bitirilemez mi idi? O dönemde ilim elit bir kesime ait bir hazine idi. Köle bir demircide dini bilgi ne kadar olabilir?! (Hasan el-Atr Ziyaüddin, Nübüvvetü Muhammed'in fil Kuran, s.210) Kendini ele vermesin diye neden Hz Muhammed onu yanına almamış, yardımcısı ilan etmemiş, ona iltifat ve hediyeler ile kendine bağlamamıştır? (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.453)  Müslümanların Mekke'de 13 yıl işkence görürkenki ortamları bu iddiaları ispata çok daha müsait iken neden bu durum ortaya çıkmamıştır?

Emile Dermenghem, Hz Muhammed'in Ukaz panayırında Necran'lı bir rahipten bilgileri aldığını iddia etse de, bu panayır herkese açıktır ve söylenenleri herkes işitmiştir. Dinleyenler benzerini neden ortaya koyamamışlardır veya rahip neden kendini ortaya çıkarmamıştır? ( s. 140)

Gerek Kilgour ve gerekse Di Khuye İncil'in efendimiz döneminde tercümesinin bulunmadığını bildirirler. ( Muhammed Mustafa el-Azami, Dirasat fil Hadisi'n-nebevi, I/46) Efendimizle 40 yıl beraber yaşayanlar veya efendimizin tebliğ ettiği dine inanalar hep onunla beraber yaşamış kimseleredir. Hep iç içe ve yan yanadırlar. Yukarıdaki iddialardan biri gerçek olsa, Ankebut suresi 48. ayet inince karşı çıkarla idi: " Sen Kuran'dan önce ne bir kitap okuyor ne de yazıyordun." , " Ümmi peygambere uyan kişiler..." (Araf, 157) Efendimiz aralarında yetiştiği için nereye girip çıktığı çok iyi bilinmekte idi. O'na el-emin diyorlar, O'na güveniyorlardı. Taki peygamberliği ilan edene kadar! O'na deli, şair, dediler ama asla, 'okuma biliyor, Kuran'ı derledi' iddiasında bulunmadı, bulunamadılar. (s. 144) Kuran kesin bir dille benzeri iddiaları yalanlarken neden kimse ortaya çıkıp iddiasını ispat edememiştir de 1000 yıl sonra bazı Hıristiyan - Yahudiler olayın farkına (!) varmışlardır!

Hz. Muhammed hangisinden yararlanmıştır, efendimiz okuma yazma bilir mi idi, bilmez mi idi... İddialar tutarsız, çelişkili iken ortaya çıkan  eser de gerek tesiri ve gerek içeriği ile tüm iddiaları tümden geçersiz kılmaktadır. Aslında durum gayet açıktır, oryantalistlerin Hz Muhammed'e ilim öğrettiğini itiraf ettikleri ancak içte ve dışta bulamadıkları kaynak, bizzat Allah'tır.  (s. 135) Konuyu oryantalist iki yazarla noktalayalım: Gustave Le Bon, Arap Medeniyeti adlı eserinde, kişiler yaptıkları işlerle karşılaştırılacak olursa, Muhammed, tarihin tanıdığı en büyük kişi olarak ortaya çıkar."   (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.453)  derken,
Michael H. Hart, En Etkin 100 adlı eserinde “Dünyanın en etkili insanlar listesinin başına Hz. Muhammed'i koymam bazı okurları şaşırtabilir, bazılarını da kuşkuya düşürebilir, ancak Hz. Muhammed tarihte, hem dini hem de laik düzeyde üstün başarılı olan tek insandı.” demektedir. Devamı 'efendimizin evliliklerini ele aldığımız yazının' sonundadır. Bu konuda ayrıca 'Kuran'ın kaynağı nedir?' adlı yazımıza da bakılabilir.

Hz Muhammed'in peygamberliğini ispat eden iki delil: Bunlardan birincisi Hz. Muhammed'in peygamberlik öncesi hayatı, ikincisi toplumda gerçekleştirdiği olumlu değişimlerdir. (s.159) Peygamberimiz ümmi bir toplumda doğup, hiç şiir söylememiş, edebiyatla uğraşmamış, kabile başkanlığı yapmamış, hatta kahinlikle hiç ilgilenmemiş, geçmiş milletlerin dinlerini araştırmamıştır. Eğer böyle bir şey olsaydı düşmanları bunu yayardı. O, yaşadığı toplumda güvenilirliği, eğlence ve putlara tapmaktan uzak olması ile öne çıkmıştır. Ancak kırk yaşından sonra peygamber iddiasıyla ortaya çıkmış, geçmiş ve gelecekle ilgili bilinmeyen haberleri bildirmiş, toplumda olmayan inanç, ahlak kuralları koymuş, hem ruh hem de bedene yararlı ibadetler ve dünya düzeni iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Peygamberlikten sonra Hz.Muhammed dağınık ve birbirine düşman olan Arap topluluklarını bir millet haline getirmiş, puta tapıcılığı sona erdirmiş, tek Allah inancını yerleştirmiştir. O, zalim ve ahlaksız olan cahiliye halkını adil bir toplum haline getirmiştir.  (Afif  A. Tabbare, Ruhu'd-dini İslam, s.449-450)

Kuran'ı Hıristiyanlık anlayışına göre yorumlama girişimi

Oryantalistler Kuran ayetlerini, tanrı İsa ve teslis inancına uygun olarak yorumlamaya çalışmışlardır. Bunların başında Katolik rahip G. Basetti-Sani gelir. O, Kuran'ı İncil'e, İslam'I Hıristiyanlığa indirgeyerek hükümsüz kılmaya çalışmış, bir taktik olarak bu yolu izlemiştir. Halbuki Kuran'a göre teslis şirktir, Müslümanlar ise Hz. İsa'yı ve İncil'i kabul ettikleri halde İncil'in daha sonra tahrip olduğuna inanırlar. B. Sani, Hz. Muhammed'in kendine gelen vahyin gerçek manasını anlayamadığını bu yüzden Hıristiyanlığı reddettiğini ileri sürer. Bu iddia aslında,  ilahi kitapları değiştirme ve dini bozma alışkanlıklarını belgelemektedir. (Salih Akdemir rahip G.Basetti-Sani..., A.Ü.İ.F.D., XXVII, S.183-198) Bu konuya cevap olarak 'İncil, kilise' başlıklı yazımıza bakılabilir.

Kuran'a karşı olumsuz tavır ortaya koyan oryantalistlerin görüş birliği yapamaması bile onların haksızlığını ortaya çıkarmaktadır: Hz. Muhammed yaşamış mıdır, yoksa bir hayali şahsiyet midir; O,okuma yazma biliyor muydu yoksa bilmiyor muydu?; Kuran sara nöbetiyle mi yoksa Hıristiyanlardan mı esinlenilerek ortaya çıkmıştır ?... (s.170, 221)

Papalık, Hz. Muhammed, Kuran ve İslam

Papa 16. Benedikt 12 eylül 2006 tarihinde Almanya'dan yaptığı konuşmada 'İslamiyetin şiddet içerdiğini kılıçla yayıldığını , İslam'da tanrının akıl ile bağ kurulamayacak kadar soyut anlatıldığını ' ifade eder.

Aldığı tepkiler üzerine XIV. yüzyıl Bizans imparatoru II. Mihail Paleologos'tan alıntı yaptığını söyleyen papa ikinci kez bir gaf yapmış olur. Çünkü alıntıya katılmıyorsa onu referans almamalı, alınca eleştirmesi gerekirdi. Aslında papanın bu sözü, bu tutumu klasik haçlı zihniyetini yansıtmaktadır.(s.178) Papalık gerçekleri bilmiyorsa cahildir, biliyor da gizliyorsa haindir.(Salih Kapusuz, 16.09.2006) Kilise ve ruhban sınıfı iktidar imkanı bulursa, insanlığa ne büyük acılar yaşatacaklarının işaretini taşımaktadır bu cümleler. Yoksa ABD, İngiltere emperyalizm tarihi, engizisyon mahkemeleri, haçlı seferleri, Katolik kilisesinin Protestanlara uyguladığı işkenceler göz önüne alındığında ' Sizin dininiz size, benim dinim bana' diyerek Papa'nın yaptıklarına cevap vermeyi yersiz görürüz. ( Selahattin Çakırgil, Vakit, 16.09.2006)

Teslis inancını  akıl ile buluşturma gayretleri sırasında yaşadıkları karışık, tutarsız, çelişki dolu açıklamalar; üç şahıslı bir tanrı inancını panteizm açıklama gayretleri, aslında Alexander Bain'in deyimiyle 'ilmin kaçtığı çelişkileri güzel karşılayarak alkışlamak' tan başka bir şey değildir. Papa İslam'ın soyut Allah anlayışını akla uygun bulmuyor. Öyleyse baba dediği tanrı ile oğul dediği İsa arasındaki bağlantı mecazi -sembolik değil de gerçek- maddi mi olmaktadır? Bu durumda somut olan bir babadan  somut olan bir oğul çıktığını mı söylemek istemektedir. Üç nüfuslu bu tanrı ailesi ne kadar mantıklıdır, aklidir? Baba ve oğul kavramları mecaz -sembolik olarak kullanılıyor ise  bu defada İslam'ın soyut tanrı inancına benzeyen bu inancın akla aykırı olması söz konusu olmaktadır.(s. 184) Teslis inancı akla uygun idi ise, neden Luther, teslisi 'akılcılığın etkisiyle reddettikleri ' için Müslümanlara itiraz etmektedir? Kuruluşundan beri Hıristiyanlık neden akıl ile kavgalıdır? Rönesans, reform kime karşı yapılmıştır? Kilise neden engizisyon mahkemeleri ile Bruno, J. D'arc, L. Vanini ... gibi nice fikir adamlarını diri diri yakmış, Kepler'e zulmetmiş, Galilei'yi 'dünya dönüyor' dediği için hapse atmıştır.  (A.Weber,Felsefe tarihi,s.181-192) Ayrıca günahları bağışlama yetkisi ve bu bağışlamayı vergiye bağlamak ne kadar aklidir? Haçlı Seferleri, Dinden Aforoz etme uygulamaları zorlama değil midir? (M. Emin Parlaktürk, Vakit,16.09.2006) Amerika'nın keşfi sırasında İspanyol işgalcilerin yaptığı katliamlar, 1492'de Amerika'ya ayak bastıktan 22 yıl sonra, 8 milyonluk Kızılderili nüfusunu 8 bine indirenler, milyonlarca Meksikalıyı katleden, Avustralya'da 750 bin Aborjinin soyunu kurutan, 40 bin Hindu çıkrık ustasının ellerini kesen, pirinç ekmesinler diye Bengal bölgesindeki 50 bin çiftçinin parmaklarını doğrayan İngiltere; 1.5 milyon Cezayirliyi katleden Fransa; dünya savaşlarına neden olan Almanya; Irak, Afganistan'ı işgal eden ABD; Filistinlilere soykırım yapan İsrail; Bosna'da yapılan katliam ve tecavüzleri gerçekleştirenler...  Müslüman mı idiler? (s.193)

İslam'ın inanç sistemi akıl ve ilimden kopuk değildir. Augustinus 'akıl tanrıyı tanıyabilir' derken ve tanrı ile alemi birbirinden özenle ayırırken, aslında daha papadan daha çok Müslümanlara yakın durmaktadır. Kimi din tarihçilerine göre insana tapıcılık, ruhlara tapıcılığın ilerlemiş bir şeklidir.(A.Hamdi Akseki, İslam Dini, s. 18)

Avrupalı aydınlar ve İslam

Oryantalistler misyonerlik, İslam'ı çarpıtma ve Müslümanları İslam'dan uzaklaştırma için sinsi faaliyetlerde bulunmaktadırlar. ( s. 197) Andre Sruyer, yazdığı kitap ile Arap medeniyeti olmadığına, yaptıklarının hatta dinlerini bile başka milletlerden almış olduklarını iddia eder. Kitaba ( İslam dünyası ve Müslüman psikolojisi) önsöz yazan Lui Bertran'da İslam'ı, ' Arap beyninin salgıları' olarak ifade eder. Yazar kaynak olarak tıpkı kendi gibi İslam düşmanı oryantalistlerin eserlerine atıfta bulunur. Bunlardan biri olan Dozy, '20 yılda İngiltere'nin önlem almasına rağmen Hindistan'da İslam'a girenlerin sayısının yirmi milyona ulaşmasından ' şikayette bulunur ( Devamı için: Müslüman olanlar) Benzer görüşlere yanıtı, sitemizdeki Avrupa'lı bir yazarın eserini özeti olan,  " Avrupa'nın üzerine doğan İslam güneşi" adlı özet yazımız ve " islam felsefesi" üzerine yazılardan oluşan cevaplar ile verdiğimizi hatırlatıp,  Gerald Messadie'den bir alıntı ile konuyu noktalayalım:' Mezopotamya'nın Yunan'ı etkilediği son derece açıktır. Yunan mucizesi Mezopotamya'ya borçludur.'( Şeytanın Genel Tarihi, s. 176)

Avrupa mantığı putperest ve pragmatisttir. Tanrısına bile bu gözle bakar. Dini inançlar biyolojik duygularına hitap ederse doğrudur. Kiliselerde müzik ibadet yerine geçer, cinayet dahil her günah, günah çıkarmayla affedilebilir, ( Detay, incil adlı yazımızda ) karnavalları cinsel duygularını doyurma güdüsüne dayalıdır. Ağızlarında düşürmedikleri sevgi ise cinsler arası şehvetten başka bir şey değildir. (s.207) Yardım kampanyaları bile kadınların verdiği çıplak pozlarla gerçekleştirilir. Böyle bir dine mensup oryantalistlerin, 'doğmamış,doğrulmamış eşi dengi olmayan, gücü her şeye yeten, şarabı alkolü ahlaksız ilişkileri yasaklayan  bir tanrıyı, sarhoş ve daracık beyinlerine sığdırabilirler mi? (s. 208)

Hıristiyan Avrupa yazarları eskiden Hz. Muhammede hakaret içeren tiyatro eserleri yazarlarken günümüzde karikatürlerle aynı çizgiyi sürdürmektedirler. Danimarka halk okullarındaki 5. sınıf öğrencilerine din dersinde okutulması planlanan yardımcı kitabın İslam'la ilgili bölümü, terörizm başlığı altında anlatılmaktadır. Kitapta 'her ne kadar her Müslüman terörist değil ise de, her terörist Müslüman'dır.' ifadesi yer almaktadır. Kitabın yazarları papaz olan Chiristian Meidahl ve eşi Henny Nörgaard'dır.(Milliyet, 21.11.2006) Avrupalılar hep böyledir! Güçleri yeterse istedikleri yerleri bombalar, işlerine gelen teröristlere silah yardımı yaparlar. Ama Müslüman haksızlığa karşı çıkınca hemen terörist sayılmaktadır. Bunlara cevap olarak  'İslam barış dinidir' ve 'İslam savaş hukuku' adlı yazılarımıza bakılabilir

2003 yılında Hz.muhammedi aşağılayan karikatürleri yayınlayan Danimarka gazetesi Jyllands-Posten aynı yıl İsa'nın Dirilişi adlı İsa karikatürlerini 'çok saldırgan oldukları' gerekçesiyle yayınlamaz:Karikatürist Christoffer Zieler’in gönderdiği Hz İsa’nın dirilişini anlatan karikatür, gazete editörlerince sakıncalı bulunmuş. Zieler’in çizimi, “Okuyucularımız bunun komik olmadığını düşünür. Ayrıca bu karikatürü yayınlarsak hem inançlı insanları rencide eder hem de gereksiz bir tartışma ortamı oluştururuz. Tansiyonun artmasından endişe ediyoruz.” denilerek reddedilmiş. (05 Şubat 2006) Konuyu bir Alman ev hanımının, Almanya'da görevli Türk diyanet görevlisine söylediği cümle ile bitirelim: 'Ben Türklerin şeytana tapan bir millet olduklarını zannediyordum.' (s.219)

Sonuç

Oryantalistlerin amacı ya misyonerlik ya emperyalizmdir. Oryantalistler kin ve taassuptan kurtulamamışlardır. Eserleri önyargılıdır, amaçların İslam'ı yıkmak için bahane bulmaktır. Tarihi olayları değiştirerek açıkça yalan söylemekten çekinmezler, sahtekar ve hayalcidirler. Hz. Muhammed'e olan kin ve düşmanlıklarında sınır yoktur. Nezaketten yoksundurlar, kendilerine verilen cevaplara hiç bakmadan aynı lafları yüzlerce yıldır tekrar etmekten usanmazlar. Toleransı hep karşı taraftan beklerler! Sığ düşüncelidirler ve dogma propagandacılarıdırlar. Kilisenin derin etkisindedirler. Şımarıktırlar, kendilerini sürekli efendi, Müslümanları daima köle, mahkum olarak görürler. Kendi aralarında bile çelişkilerden kurtulamaz, görüş birliği sağlayamaz, birbirlerini yalanlarlar. Halbuki birinin iddiası doğru olsaydı hepsinin onda görüş birliği yapmaları gerekirdi. (s. 221-226)

 

* Oryantalist yazarın bu sözü de, Müslüman ülkede yaşayan aşağıdaki karikatürü yapana da cevap olsun