Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Türkiye'de  İlericiliğin (!) Tarihi

                                                                         TÜRKİYE'DE SOL

       Bazı yerleşik/geleneksel kabullerle (bazen de ahlak ve moral değerlerle) ters düşüyorsanız; bazı darbelerin iyi, bazı darbelerin kötü olduğunu savunuyorsanız; kendinizi "ötekileştirdiğiniz" insanlara göre konumlandırıyorsanız ve bir kasta dahil ediyorsanız; sadece kendiniz gibi düşünen, kendiniz gibi algılayan, kendiniz gibi üreten insanların hukukunu gözetiyorsanız; halkı "adam edilesi ve aydınlatılası" cahil yaratıklar olarak görüyorsanız solcusunuz... Bu mudur sol? Bu mudur solculuk?  Bu sol tanımının (algılamasının) bilimsel/epistemolojik değeri nedir? Bence yazar, "sol" derken, bir sınıftan yahut ideolojik bir gruptan değil, düpedüz bir "kast"tan söz ediyor. Bu kastın, öngörülmüş bir felsefesi yok. Daha doğrusu bir felsefesi yok. Tamamen reflekslerle davranan, reflekslerle hareket eden insanlar. Tabii refleksler süreç içinde, "konjonktüre ve duruma bağlı olarak" değişkenlik gösterebilir; bazen sınıfsal bir reflekstir bu, bazen siyasi bir refleks, bazen duygusal bir refleks... Bunlar da, elbette, sizin gibi, bizim gibi insanlardır. Doğarlar, büyürler, acıkırlar, korkarlar, sevinirler, gülerler, acı çekerler, ölürler... Herkesin yaptığını yaparken, mutlaka, ayrıcalıklarını tavırlarına ve üsluplarına yansıtırlar. Farklıdırlar, çünkü seçilmişlerdir. Kendilerini, "öteki"ni aydınlatıp topluma kazandırmakla yükümlü sayarlar; bu yükümlülüklerini de genellikle toplum dışı, bilim dışı, akıl dışı kabullerle yerine getirmeye çalışırlar.Derinlemesine bakmanız gerekmez, şöyle bir bakın hemen anlarsınız; ilgileri sığ ve yüzeyseldir;"mış gibi" yapmayı severler.Okumuş gibi, izlemiş gibi, anlamış gibi, aydınmış gibi, solcuymuş gibi..." Ahmet KEKEÇ (Yeni Şafak)

      Türkiye'de ilerci olmak için önce " solcu" olmak gerekir.Ama illa devrimci olmaya gerek yoktur.Hatta yaşamınız kapitalizmin en vahşisi de olabilir., yeter ki din ,iman hayatınızda söz konusu olmasın yeter !

      Ahlak ,aile ,fedakarlık...gibi kavramlar feodal zihniyetin  uzantıları primitif toplumun göstergeleridir  ve zihinlerden silinip atılmalıdır , hemen !

      İlerici aydın, entel şahsiyet kesinlikle " laikçi" ve  "Kemalisttir".Ama sevdiğinden  dolayı değil , ortama en uygun kalıp o olduğu için , rahatlıkla kız tavlayabilmek ve içebilmek  , gerektiğinde arkasına sığınılacak bir kalkan vazifesi görmesi için  öyle gözükürler.Yoksa entel'imizde bilir "Dersim'i , Mustafa Suphi'nin  , Şefik Hüsnü, Sertel Borav'...ların başlarına gelenleri...!

   İlerici kesinlikle içki içmelidir ve ağzından devrimcilik , hümanizm ,insan hakları ,özgürlük ,," gibi  kavramları asla düşürmemelidir.Tabii ilerleyen gerici akımlar ve yok edilmeye çalışılan devrimlere de atıfta bulunulmalı  ve devrimci kin her zaman ayakta tutulmalıdır 

       İlerici kişinin yaşam nedeni karşı cinsi tavlamaktır.Bazen entel , bazen bilgiç,bazen devrimci ...oltalarından birini kuşanır ve oltaya takılacak kurbanını - çoğu zamanda kendi gibi amaçsız yaşayan karşı cinsi - beklemeye başlar.Bazen ortaya ilginç fikirlerde atarlar "kadınların ilkel toplumlarda tavşan eti yememesinden hareket ederek feminizme atıfta bile bulunabilirler yeter ki o akşam o bardan eve tek başına geri dönmesin...!

         İlerici daima  kibirlidir. Bulunduğu toplumun en okuyan ,fikir üreten ,entellektüel birikimi , olaylara derinlemesine ve geniş açıdan bakanı o'dur.Hiç okumadığı solcu yazarların eserleri raflarını süsler ,kulaktan dolma bilgiler, sloganik  bir kaç cümle ile sığ ve yüzeysel bilgisine bakmadan her konuda görüşler ileri sürer ve toplumu aydınlatma görevini yerine getirmiş olur .Doğru onun bildiğidir, ama o bilmek bilmiyor ve bilmediğini de bilmiyor !

         Devrimci yobaz düşmanıdır. Onun laiklik histerisi vardır.Cami ,başörtüsü..görünce kırmızı görmüş boğaya döner ve saldırıya hazır bekler

                                                      

       İlerici her zaman askere selam yollar ,polise ise söver, sayar...!Gıybet etmek , arkadan insanları çekiştirmek gibi şeylerin "günah" olması gibi yargılar kendilerinden uzaktır.İlerici yalnız kalınca buhran geçirir, bazen de intihar eder.Demokrasi'yi sadece kendilerine yontarlar,eylemde devrimci,söylemde demokrattırlar !

       Dünyalarında biraz oyalanıp sonra kabul etmedikleri İslam'ın cenaze namazı ile bu dünyayı terk ederler.

 

                    
 

       

           

                                           

                                                   İhtilalciler devrimci gençleri kullandı!



                                                                ENGİN ARDIÇ'TAN
" ...Bazı emekli bürokratların ve çoktan emekli olmuş olmaları gereken bazı gazete yazarlarının ortak bir saplantısı var. Buna, boş zamanlarında devrimcilik, bestecilik, şarkıcılık, romancılık, mebusluk, köşecilik ve tacirlik eden bazı iş bilir uyanıklar da çanak tutuyorlar.
   Saplantı da şu: ‘1950 yılında karşıdevrim başladı.’
   Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir daha asla tek başına iktidar yüzü görmemek üzere gitti, Demokrat Parti geldi.Bizim parti seçimi kazanamazsa karşıdevrim olur ağabey. Bu seçimin serbest olması gerekmez, hatta tam tersine, serbest olmasın ki kazanmamız garanti!CHP daha önce hiçbir serbest seçimi kazanmamıştı (çok tartışmalı ve ‘şaibeli’ olan, ‘gizli oy-açık sayım’ ilkesinin tam tersine, ‘açık oy-gizli sayım’ gibi rezil bir düzenlemeyle yapılan ve her sandığının başında üniformalı bir jandarma bulunan 1946 seçimini saymazsanız), 1950 yılında DP çatır çatır halkın oyuyla gelmişti ama onlar bunu karşıdevrim olarak niteliyorlar.
  ‘Atatürk’ü Koruma Kanunu’ 1951 tarihlidir ve Menderes tarafından hazırlatılıp oylatılmıştır ama bunu hiç hatırlamak istemezler. Bazıları da bilmez bile... DP iktidarı ne gibi günahlar işlemiştir? Yazıyı mı değiştirmiştir, şapkayı mı kaldırmıştır, soyadlarını mı iptal etmiştir, tekkeleri mi açmıştır, halifeyi mi geri getirmiştir? Son günlerinde ‘diktaya yönelmek’ gibi bir günah işlemiştir ama bu konuda İsmet Paşa dedeniz de hiç masum sayılmaz hani... Takrir-i Sükun ÿKanunu’nu rahmetli babam mı çıkarmıştı? Milli Şef amcam mıydı yoksa? Yoksa daha önce memlekette çok adil bir sosyal düzen vardı da onu devirip pis kapitalizme mi geçti DP?
   Paşa dedenizin zamanında grev hakkı da yoktu, sendikal örgütlenme de. Türk-İş Konfederasyonu’nun kuruluşu da, ayıptır hatılatması, 1952. Meclise gayrımüslim (Rum) ve ayrıca kadın milletvekili sokmuştur, bu da karşıdevrim oluyor herhalde. (Kadın milletvekili, Satı Kadın gibi ‘kontenjandan’ ve tepeden değil, Nazlı Tlabar gibi halkın özgür oylarıyla.) Nazım Hikmet’i kodese CHP iktidarı soktu, DP geldi salıverdi, bu karşıdevrim.Sabahattin Ali’nin epey ‘meşkuk’ bir şekilde öldürüldüğü 1948 yılında, Tan Matbası’nın ve gazetesinin yağmalanıp yıkıldığı 1946 yılında iktidarda kim vardı beyağabey?
    DP iktidarı ‘Amerikancı’ olduğu için karşıdevrimci. Ama Missouri zırhlısının gelişi kaç yılında, hatırlamak isteyen yok ve Celal Bayar’ın ‘NATO’ya niçin girmediniz?’ sorusuna ‘aldılar da girmedik mi Celal Bey?’ diye cevap veren İsmet Paşa, anti-Amerikan ve devrimci.Halk cahil ya, karşıdevrime oy veriyor... Bir bilinçlense... Ama bilinçlenemiyor ki... Çünkü kandırılıyor... Örneğin Anadolu köylüsü sınıf değiştirmek, yani daha iyi yaşamak istediği için karşıdevrimci, fakat bürokrasinin onu oturttuğu yerde uslu uslu otursa, devrim saflarına katılacak...Köy Enstitüleri eğitimi uyarınca köyünde kalacak, şehirlere gelmeyecek.Bilinçli bir sanayileşme programıyla onun şehirlerde sanayi işçisine dönüşmesini sağlamayalım... Sonra solcu molcu olur, bu da devrime hiç uymaz!
   Onun yerine, kapitalistleşmeyi başıboş yapalım ki bunlar gelip amansızca yığılsınlar ve gecekondularda lumpenproletaryaya, yani toplumun en alt, en yoz, en moloz ve de en tehlikeli kesimine dönüşsünler. Menderes tarıma traktörü soksun ve karşıdevrimci olsun. Demirel baraj yapsın, Özal kredi kartını getirsin ve karşıdevrimci.Çünkü devrimin ekonomiyle falan hiçbir ilgisi yoktur beyağabey, şapka giyip bir de rakı içtin mi devrim tamamdır. Menderes’in ezan okunurken susmasını karşıdevrimci tutum, CHP adayının da ‘halka inmek’ için, attığı meydan nutkunda ‘rakı neyle içilir’ konusuna girmesini devrimci tutum olarak niteliyorsanız, hayatınız boyunca da iktidar yerine ancak ananızın örekesini görürsünüz arkadaşlar!..  "
( Engin ARDIÇ - Star Gazetesi  :10.07.2004 )

      NOT:  TÜM BUNLARA İMF'DEN İLK BORCU İNÖNÜ DÖNEMİNDE ( 1950 ÖNCESİ!) ALINDIĞI ,TRUMAN -ABD YARDIMI (... ) ILE BIZI TANISTIRANLARIN CHP OLDUGUNU , KÖY ENSTİTÜLERİNE ILK DARBELERIN 1947 YILLARINDA ATILDIGINI ...VE MGK 'NU BİZE HEDİYE EDENLERİM DE 27 MAYIS'CILAR OLDUĞUNU HATIRLATIRSAK  LİSTE TAMAMLANMIS OLUR HERHALDE...



                                 
             Solcuya baak, solcuya baak
      Gelmiş geçmiş en sıkı solculardan bilinen, daha doğrusu öyle pazarlanan merhum Yunus Nadi'nin ve onun oğlu merhum Nadir Nadi'nin, yani Cumhuriyet Gazetesi'nin, savaş yıllarında Nazi Almanyası'nı destekledikleri söylenirdi de inanmazdık...Sonra, merhum Nadir Nadi'nin 'bütün dünya Alman gerçeğini kabul etmek zorundadır' cümlesini kullanan bir yazısını kim alıntıladı da bir romanının başına 'epigraf' olarak koydu? Daha sonra aynı gazeteye köşe yazarı olmuş merhum Attila İlhan!Yunus Nadi'nin diğer oğlu merhum Doğan Nadi'nin Amerikalı eşi merhume Mary Nadi'nin savaş yıllarında Amerikan gizli servisinde çalıştığını, CIA örgütünün ilk şekli olan OSS'in ajanı olduğunu kim yazdı? Aynı gazetede genel yayın müdürlüğü yapmış, çok şükür henüz merhum olmayan Hasan Cemal.Uyy ne mutlu size bu yaman solculuk ile...Geçenlerde CHP adlı partinin işçi haklarını savunmadığını, Sosyalist Enternasyonal'den çekilmesi gerektiğini anlatıyorduk... Geliniz, gene merhum Nadir Nadi'nin 18 Ocak 1951 günü, DP iktidara geldikten sekiz ay sonra Cumhuriyet'te yayınladığı başyazıyı birlikte okuyalım, bazı satırların altını çizerek:
(...) öğrendiğimize göre Demokrat Parti hükümeti ücretli hafta tatillerine dair bir kanun tasarısını Büyük Millet Meclisi'ne getirmek üzeredir (...) o vaid, yaşadığımız şartlar pek de hesaba katılmadan biraz acele varılmış bir karardır.(...) Şimdi biz, (...) kimsenin akıl etmediği yahud henüz göze alamadığı ücretli hafta tatillerini yurdumuzda ihdas edersek durum ne olacaktır? Müsaadenizle arz edeyim, durum şu olacaktır: Pazarları çalışmak zaten kanunla yasaktır. Bir işçiye çalışmadığı pazar günü için para vermek, onun gündeliğine yüzde on beş nisbetinde bir zam yapmak, binaenaleyh istihsal edilen nesnenin maliyetini muayyen bir nisbette arttırmak demektir.(...) halbuki 14 Mayıs'tan önce Halk Partisi'nin bol keseden vaat ettiği ve Demokrat Parti'nin de fazla düşünmeden kabul ettiği ücretli pazar tatilleri, dediğimiz gibi pratik hiçbir sosyal faydası olmayacak bir zamdan ibarettir. İşçi vatandaşlarım bu gerçeği kabul etmekte her halde güçlük çekmeyeceklerdir. İyi niyetinden şüphe etmediğim Menderes hükümetinin bu dava üzerinde biraz daha dikkatle durmasını ve ele aldığı konuyu milli menfaatlerimiz hesabına işe yarar bir şekilde geliştirmesini görmek isterdim.
    Evet, 'sağcı' Menderes yönetimi, işçiye ücretli pazar tatili getiriyor, solcu Nadir Bey buna karşı çıkıyor!Demek DP iktidara geldiğinde 'karşı devrim' başlamış, bazı arkadaşlar öyle diyorlar.Gene o yazının yayınlandığı yıl, 1951 yılı, Adnan Menderes bir de 'Atatürk'ü Koruma Kanunu' çıkarıyor ve karşı devrim başlıyor...Cumhuriyet Gazetesi savaş yıllarında Almanya'yı destekliyor ve bu devrimcilik oluyor.CHP yönetimi gene aynı dönemde Varlık Vergisi salıyor, Yahudi vatandaşların belini kırıyor ve bu devrimcilik oluyor.Grev hakkı yok, örgütlenmek yasak, bu devrimcilik. Türk-İş Konfederasyonu ancak 1952 yılında, Menderes devrinde kuruluyor, o karşı devrim.
    CHP yönetimi sosyalist partileri kapatıyor, bu devrim. İki kere hem de, yirmi yıl arayla, devrimin iki aşaması.Savaştan sonra ilk kez bir Amerikan gemisi, Missouri zırhlısı İstanbul'a geliyor, Abanoz Sokağı genelevleri Amerikalı denizcilerin yararlanmaları için baştan aşağı badana ediliyor, bu da devrim.1946 seçimleri 'gizli oy, açık tasnif' ilkesine göre değil, tam tersine 'açık oy, gizli tasnif' ilkesine göre yapılıyor, oy verme işlemi sırasında seçim sandıklarının başında üniformalı jandarma bekliyor, devrim.Nazım Hikmet ve Kemal Tahir, işlemedikleri bir suçtan dolayı on iki yıl hapis yatıyorlar, devrim.Onları bağışlayan, salıveren Adnan Menderes oluyor, karşı devrim.1968 yılında 'milli bakiye seçim sistemi' Demirel'le anlaşmalı olarak kaldırılıp Türkiye İşçi Partisi'nin bir daha meclise girebilmesi önleniyor, devrim.12 Mart döneminin faşist dikta yönetimlerine bakan, hatta başbakan verilerek destek olunuyor, devrim.Gençler bilmezler ama biz yutmayız. Artistlik yapma, devrimini al da git.
 (Engin Ardıç - Akşam :31.03.2006 )


                                                             
        DARBECİ SOLCULAR

1- Ferhan Şensoy: Vatan gazetesinin ekşine verdiği röportajda: Yobazlıktan çok sıkıldım. Yarın askeri darbe olsa çok mutlu olurum. Bunlar camilerine gitsinler, beni de askere alacaklarsa alsınlar anasını satayım. Arabistan'mıyız lan biz. Atatürk ilkeleri nerede! Büyükanıt darbe yapsa, sabah erkenden kalkıp davul çalıp kutlarım. Faşist olarak algılanmak istemiyorum ama bulunduğumuz duruma bakınca askeri düzene razıyım. Bunların hepsi hapse! Yarın sabah bile çok geç...
2- Zeki Alaysa: Bir oyunda canlandırılan namaz kılması sahnesi üzerine: Tiyatro sahnesinde namaz kılınacaksa o sahne açılmasın daha iyi.'

 On yıllar önce hasbelkader kendilerine solcu demiş sanatçılar daha sonra 'sol' üzerine hiç düşünmeden, postal yalakalığı, dindar düşmanlığı ve Kemalizm nostaljisi yaparak Batılı olduklarını zannedip üstüne üstlük kendilerini herkeslerden de daha vatansever zannediyorlar. (Nagehan Alçı-Akşam: 12 Nisan 2011)


      
 

                                                    Biz de "ilkel çağ kafasI" mI diyelim?
    
Bir fikri çağdaş, çağdışı, orta çağ kafası gibi zamana bağlı ve sloganik terimlerle değerlendirmek, sadece düşünce sefaletini gösterir. Hemen her fikir her çağda dile getirilmiş ve farklı değerlendirmelere tâbi tutulmuştur.Fikirler zamana göre değer alsaydı, peygamberler ile bazı büyük mütefekkirler, hâlâ hem de pek çok günümüz filozof ve düşünce adamından daha çok itibar görüyor olmazdı ...Eğer eşcinselliğe karşı çıkmak orta çağ kafalılık ise eşcinselliği kabul edilebilir görmek de ilkel çağ kafalılık olur. Çünkü eşcinsellik bir hayat tarzı olarak en fazla Sodom ve Gomore toplumunda kabul görmüştü ki; 4000 yıl önceydi. (Ali Ünal-Zaman:18 Mayıs 2009)
 

                                                            "İLERİCİ" ÖĞRETMENLERİN BAŞARISINA BAK!
                                                     Kur'an düşmanlığıyla gelen başarı!
    KKTC'de okullardaki Kur'an kurslarını basarak "Yobaz ve gerici bir eğitim sisteminin KTTC'ye getirilmesine izin vermeyeceğiz" diyen öğretmenlerin eğitim verdiği öğrencilerin LYS başarısı herkesi şaşkına çevirdi...
Türkiye'de TM puan türünde en başarısız il olan Şırnak'ta puan ortalaması 252,221 iken, bu oran KKTC'de 234,480'e düşüyor. (15-07-2010)


                                                                                             SALVO :))
      EYY  " STALİN, HİTLER'İ DURDURMUŞTUR!" DİYE STALİN'İ SAVUNAN AT GÖZLÜKLÜ SOLCU AYDIN (!)LAR.
     AYNI STALİN 22.08.1939 TARİHİNDE ÖNCE AYNI HİTLER İLE SALDIRMAZLIK ANLAŞMASI İMZALAMAMIŞ MI İDİ.POLONYA'YI TAM ORTADAN BERABER İŞGAL EDİP BÖLÜŞMEMİŞLER  Mİ İDİ..!? HİTLER SALDIRANA KADAR ONUN DESTEKÇİSİ VE SUÇ ORTAĞI  STALİN DEĞİL Mİ İDİ ...? YUH SİZE...!



                  


                                                                   TÜRK ATEİSTLERİ

  • İdeolojileri yok. Savunacakları bir dünya görüşü kalmadığı için- Eskiden sosyalist veya komünist ideoloji taraftarı idiler - kendilerine " Sen eleştiri- yorum (Aslında iftira, çamur atma...!) getiriyorsun da acaba senin alternatifin ne? belki benim dünya görüşüm daha insancıl ve uygulanabilir, bir kıyaslayalım " deme şansımız kalmıyor. Karşı taraf rahatlıkla ve sınırsızca saldırırken biz sadece savunmada kalabiliyoruz karşımızdakinin fikri yok ki bir eleştiri de biz sunalım! Dolayısı ile eleştirilemez ama her şeyi eleştirebilme hakkını kendilerinde buluyorlar! Arada Kemalist veya hümanist sloganlar atarlar ama asıl gayeleri " hayatımı kafama göre yaşarım" mantalitesi kendilerine hakim olduğu için bu fikirlerindeki samimiyeti de yetersiz hatta iki yüzlü bulurum ben. Bir bakıyorsunuz daha 5 sene önce sosyalizmi temel alıp ona aykırı olduğunu iddia ettiği İslamî ekonomi ve sosyal hayatı eleştiren kişiler bugün kendilerini "Laik" olarak temelde nitelendirmektedirler. Böylece eksik- yanlış- eleştirilebilecek fikirlerden kurtulurlarken aynı zamanda İslam düşmanlığını başka kelime- ifadeleri kalkan olarak kullanarak devam ettirebilmektedirler

  • İnsan tanımları tamamen ütopik ve dar kalıptadır. İnsanın tanımı doğru yapılmazsa ilk düğmesi yanlış düğmelenen gömlek gibi devamı hep yanlış yapılan işlere döner olay. İnsanın doğru tanımı nedir peki? İnsan: Doğru da yapabilme ( Ki bunun sonucu meleklerden üstün olmaya dek gider ) kötülükte yapabilme  ( Ki ucu aşağıların aşağısı, hayvandan da aşağı olmaya dek gider ) yeteneğine sahip, beden ( Et ve kemik ) ve ruh'tan oluşan maddi ve manevi iki yönü olan bir varlıktır.. Sadece bedene bakanlar insanı hayvanlar familyasına sokarlar. Ruhu inkar edenler psikolojik bir çok tedaviyi de engellemekte başta cinleri kabul etmeyen modern (!) bilim bedene bir takım ilaç- elektroşoklarla tedavi yapabileceğini zannetmektedir. Bedenin nefis kaynaklı olarak ifade ettiğimiz arzu ve istekleri vardır. Bu istekler "Mantıkî veya bilimsel" hiç bir eğitimle engellenmez isteklerdir ve daha çok insanı kötü- zararlı amaçlara yönelik insanı tahrik eder, insanı o yöne yönlendirir. Mesela en uzman doktor bile bakarsınız sigara içer. Halbuki biraz önce kanser olan hastasını muayene etmiştir.Bu çelişki işte insanı tanımada bizlere ipucu verir. Bilim, akıl sadece tek başına yetmez, ahlaki- manevi eğitim de insanın olgunlaşmasında temel şarttır. Ruh ilahi hediyedir  ve insanı melekler seviyesine yükseltecek potansiyele sahiptir.Beden topraktan yaratılmıştır insanı daima aşağı, kötülüğe çeker.İnsan bu ikisinin toplamıdır ve bedeni ihtiyaçlarını ne kadar terbiye eder, ruhî karakterini ne kadar ön plana çıkarırsa o kadar insanı kamil olur, örnek önder kişilik ortaya çıkar. İşte ateist görüşün pratiğe dönüşen sistemlerin - Kapitalist veya komünist- insanları mutlu edememesinin, içki- intihar veya ilginçtir dini reddederken kendi ideolojilerine din imiş gibi  bağlanmalarının temel sebebi de budur; İnsanı ilahi mesajlar eşliğinde tanımlayamamaları. Allah insanı yaratırken içine vicdan koymuş artı yüce bir varlığa inanma ona tapma özelliğini içine yerleştirmiştir. Ama manevi eğitimi ve ilahi kaynaklı ahlaki eğitimi reddeden görüşe sahip insanlar vicdanlarını susturan eylemler yaptıkça intihara veya daha da aşırı kötülüğe- Kur'anî ifadeler ile :Esfel, ezal- saparken Allah'ı reddettikçe de içlerindeki o  boşluğu ideoloji veya ideologlarını - Siyasi veya dinsizlik öncülerini - ilah gibi hatasız ve eleştirilemez olarak savunmaya başlamaktadırlar. Böylece ilahi olamayan Hinduizm misali yeni bir dine inanmaya başladıklarının farkında bile olamamaktadırlar.

  • Türk ateistleri bilmeden olduğuna eminim ama tam bir misyoner ağzı ve bakış açısı ile İslam'ı yorumlamakta ve değerlendirmektedirler. Açın bakın misyonerlerin İslam'a bakışı ile ateistlerin eleştirilerini kimlerle yan yana olduklarını ve aslında kimin sözcüsü olduklarını açıkça görebilirsiniz! Bu arada biz Müslümanların bir eksiğini de belirtelim: Batı alemine İslam'ın savaş değil barış temelli bir din olduğunu, Hz Muhammed'in - Başta Hz Aişe - evliliklerinin amacını ve nedenlerini, İslam'da kadın hakları konusunu, İslam'ın  akraba evliliğine bakışını, özelde ise İslam'ın zülüm- kötülük- haram kavramlarının aslında "İnsana zararlı olanların şeylerin toplamı" olduğunu, farz kavramının ise " İnsana hem dünya hem ahirette mutlu olacak tek mutluluk reçetesi olduğunu" kavratamadığımızı belirtelim - Bu konular sitemizde ele alınmış ve cevaplanmıştır! -

  • Ateistleri özelde ise ülkemdeki solcuları ben ilk eserleri okumaya başladığımda "okuyan, düşünen, eleştiren, araştıran" insanlar olarak tanır,  'zannederdim' . Birbirlerinin bilime aykırı - başta darwinizm- bile olsa   c-p yaparak ayet imiş gibi savunduklarını  işlerine gelmeyen bilimsel gelişmeleri ise (Big bang, İzafiyet, Quantum, Akıllıtasarım...) gibi görüşleri ise görmezden gelip " Acaba doğru olabilir mi?" şeklinde beyin yorucu, keyiflerini kaçırıcı her şeye kulak tıkadıklarını görürsünüz. Ama mesela 150 senedir hala teori düzeyinden kanun aşamasına geçemeyen evrim onlar için bir mit- ilahi  yasa gibi savunulacak ideoloji olmaya devam edebilmektedir.

  • Özetlersek "Kafa keyfimi bozma, içkimi içim, karı kız davama karışma bende seni rahat bırakim" demek isterler ama bunu "Bilimsellik, aydınlık, Kemalizm,laiklik..." kelimeleri ile ifade ederler...! Bunun en büyük delili  " İçki içilen alanlara sınırlama getiren yasa tasarısında söz konusu olunca - ki Avrupa standartları ile bu sınırlama getirilir, İslami bir içeriğe sahip değildir - ayağa kalkanlara bakınız, Bir: "Türkiye için, laiklik için içiyoruz" diyerek yürüyüş yaptılar ( Video sitemizde ) , iki: Sınırlamaya karşı eylemleri organize edenler TKP'liler idi... :)) Solcu, ateist geçinenlerle bir arkadaşlık edin , karı kız muhabbetlerinin derinlik ve eylem (!) planını anında fark edersiniz ;) 

  • Kısaca ilk siteyi kurduğumda hayal dünyamdaki sol imajı 10 senede yerle bir oldu. Sizin bilmediğiniz bir kaynak onlar tarafından size aktarılırken keyiflerine göre hatta tam zıttı bir anlam ile aktarılabilir, istediğiniz kadar aklî ve bilimsel delil getirin bir konudaki sorularına verdiğiniz cevap onları asla tatmin etmez, bir bakarsınız bir kaç gün sonra aynı itham- soru ile yine hiç cevabı almamış gibi konuşmaya devam etmektedirler...Kısaca :" Bana gerçek solcu bulun alnında öpeyim !"

                      ÜLKEMİN SOLCULARI  NE KADAR ÖZGÜRLÜKÇÜDÜR VE NE KADAR OKUYAN, ARAŞTIRAN BİR KESİMDİR ...?
                        BİLMEYEN, BİLMEDİĞİNİ DE BİLMEYEN, BİLMEKTE İSTEMEYEN İNSANLARA TEK SÖZ: SİZE SELAM OLSUN
Bir anı:
Okula otobüsle gidiyorum. Yol uzun -Tüm  üniversiteli arkadaşlar bilir; sıkıcı, uzun ve hep aynı yollar! - Yolda boş vakit geçirmemek için arada bir gazete almaya, okuyup yolda can sıkıntımı atmaya kararı verdim. Zaman gazetesi almaya başladım, otobüste okuyor, okula gidince de  isteyen okusun diye düşünerek sıraya bırakırdım. Bir gün - Daha En çok 4. veya 5. gün - bir solcu arkadaşım bana:
-"Bu gazeteyi okula bir daha getirmeyeceksin, O fetullahçı gasteyi okulda görmek istemiyorum yoksa bende Aydınlık her gün getiririm."der. Ben:
-" Getir bende okurum." derim  ve " Ama sen Zaman okur musun?" diye de sorarım.Solcu arkadaş cevap vermez ama karşı atağa geçer:
-" Sen Aydınlık okumazsın." der. Ben:
-"Okurum hatta o kadar ki 70 öncesi kırmızı ve beyaz ploretarya aydınlık'ı bile tartışırım seninle. Ama bir çok solcu ondan bile haberdar değildir." diye cevap veririm." Onu sevmem ama okurum, siz ise hem sevmez, hem okumaz, tanımak ta  istemez ve düşman olarak kalmayı yeğlersiniz." dedim. Arkadaşım kapıyı kapatıp gider.
"Tüm solcular o şekilde tutucu değildir." diyenlere bir soru: Kaç solcu  İslami ideoloji kitapları,  risale-i nur eserleri...vb  okuyup, İslami cemaatleri ziyaret edip onları tanımak için gayret içinde olmuştur acaba...!?  Tersini yapan bir çok İslamcı (!) var ama...!
- Ne fetullah cemaatindenim, ne nurcu ne tarikatçıyım...Hepsini sever, gider, desteklerim! Her Müslüman'ında her cemaatten bal toplaması gerektiğini düşünürüm!-