...:::    HADİS     :::...

Hadis

Hadisin terim anlamı, Hz. Peygamber'in sözü, fiili, ashabının yaptığını görüp de reddetmediği davranışlar (takrir) ve onun yaratılışı veya huyu ile ilgili her türlü bilgi demektir. Hadis, Hz. Peygamber'i dinleyen sahabîden başlayarak onu rivayet edenlerin adlarının yazılı olduğu sened ile Hz. Peygamber'in söz, fiil veya takrîrinin yazıldığı metin'den meydana gelir. Yani hadis deyince, sened ve metinden oluşan bir yazılı yapı anlaşılır. Ancak Riyazü's-salihîn de hadis metinlerinin kolay okunup öğrenilmesi için sahabî dışındaki raviler yani sened kısmı müellif tarafından çıkarılmıştır.

Hadis İlmi iki ana bölüme ayrılır:

a. Rivayetü'l-hadîs ilmi. Hz.Peygamber'in sözü, fiili, takriri, halleri ve bunların rivayet ve zabt edilişi ile alakalı bir bilim dalıdır. Hadis metinlerini ihtiva eden kitaplar, bu dala ait kaynaklardır. Bu ilim dalı "hadis naklinde hatadan uzak kalma" temeli üzerinde yapılmış çalışmaları yansıtır.

b. Dirayetü'l-hadîs ilmi. Hadis Istılahları İlmi diye de anılır. Hadisin yapısını meydana getiren sened ve metni anlamaya imkan veren birtakım kaideler ilmidir. Bu kaideler yardımıyla bir hadisi kabul veya reddetmek mümkün olur. Hadis usulü ile ilgili eserler bu ilmin kaynaklarıdır.

Bu ilmin hedefi, Hz. Peygamber'in hadislerini başka sözlerle karıştırılmaktan, değiştirilmekten, bozulmaktan ve iftiraya uğramaktan ilmî yollarla korumaktır. Hz. Peygamber'e nisbet edilen sözün gerçekten ona ait olup olmadığı bu ilmin kurallarıyla anlaşılır.

Hadis ilminin gayesi, rivayetlerin sahih ve doğru olanlarını sahih ve doğru olmayanlarından ayırmaktır. Bir başka ifade ile Hz. Peygamber'in söylemediği bir sözü ona söyletmemek, yapmadığı bir işi ona yaptırmamak, yani sünneti aslî berraklığı içinde korumaktır.

Her iki dalıyla birlikte hadis ilminin gelişmesi, "Hz. Peygamber'e yalan isnad etmeme dikkati" ve "tebliğ görevi"nin yerine getirilmesi sayesinde gerçekleşmiştir. Bu konuda ilk ve en değerli gayret, sevgili Peygamberimiz'in en hayırlı nesil olarak takdir ve takdim buyurduğu ashab-ı kiram'a aittir. Rivayetü'l-hadîs ilminin kurucuları oldukları gibi, dirayetü'l-hadîs ilminin temellerini atanlar da onlardır. Allah kendilerinden razı olsun.
Ashab, sahabî kelimesinin çoğuludur. Sahabî, müslüman olarak Hz. Peygamber'i gören ve o iman üzere ölen kimseye denir. Herhangi bir sahabî ile görüşme imkanı bulan kimseye de tabiî adı verilir.

Sünnet

Sünnet, sözlükte yol demektir. Yolun iyisine de kötüsüne de sünnet denir. Yalın halde söylendiği zaman "güzel yol" anlamındadır. Kur'an-ı Kerîm'de bu kelime, devamlı adet, kainatın düzeninde geçerli olan tabiî kanunlar, gidilen yol gibi anlamlarda kullanılır. Bir de sünnetullah terimi vardır. Bu, Allah'ın koyduğu kurallar, toplumların hayatlarında görülen ilerleme, gerileme ve hatta yok olmada geçerli olan ilahî kanunlar demektir.

Terim olarak sünnet, söz, fiil ve takrirleri ile Hz. Peygamber'in İslam'ı yaşayarak yorumlaması demektir. Bu anlamda sünnet, hadisten daha kapsamlıdır. Nitekim "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah'ın kitabı ve Resülü'nün sünneti.."1 hadisinde bu anlam açıkça görülmektedir. Hz. Peygamber'e nisbet edilen her şeyin yazılı metni manasında hadis, günümüzde sünnet yerine de kullanılmaktadır. Artık bugün hadis deyince sünnet, sünnet deyince hadis anlaşılmaktadır. Sünnetin çoğulu sünen olduğu gibi Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerine ait hadisleri içeren kitaplardan bir kısmının adı da Sünen'dir.

Başlangıçta hadisin, Hz. Peygamber'in sözlerini, sünnetin ise, fiil ve uygulamalarını ifade etmek için kullanılması, hadisi sünnetten ayrı düşünmek için yeterli değildir. Bu birlik, sünnete, kendine ait olmayan bir unsuru yamamak, ona kendisinden olmayan bir şeyi katmak manasına asla gelmez. Bu yöndeki müsteşrik iddialarına kulak asmamak gerekir. Zaten sünnet, hadis kitaplarında gördüğümüz hadis metinleri değil, onların ifade ettiği manalardır.

Sünnet, Kur'an'ın açıklayıcısı olduğu için Kur'an-ı Kerîm'den hemen sonraki ikinci delildir. Kur'an, okunan vahiy; sünnet, rivayet olunan vahiy 2; hadis ise, "rivayet edilen sünnet" 3 demektir.

Hadis kitaplarımız, rivayet olunan vahiy demek olan sünnetin yazılı belgeleri ile doludur. Bu belgelerin niteliklerine göre farklı ve özel terimlerle ifade edilmesi ve değişik hükümlere bağlanması ilmî bir meseledir. Bu nitelikleri ve terimleri Hadis Usulü İlmi tayin ve tesbit etmektedir.

1 Malik, Muvatta', Kader 3
2 Şafiî, Risale, s. 91-92
3 Kasımî, Kavaidü't-tahdîs, s. 35-38; Cezairî, Tevcihü'n-nazar, s. 2

HADİSLERİN ÇEŞİTLİ YÖNLERDEN SINIFLANDIRILMALARI

Sıhhat yönünden:

Sahih: Aşağıdaki üç şartı sağlayan hadise denir:
- Senedinde kopukluk olmaması (muttasıl olması)
- Bütün ravilerin sika olması
- İllet ve şazlık bulunmaması
Bu son şartın araştırılması zor olup, bunda ancak Buhari gibi büyük hadis mütehassısları derinleşebilmişlerdir. İllet ve şazlık olması durumu, ilk bakışta hadisin sened ve ravi yönünden sağlam gözükmesine rağmen, metin veya senedde gizli bir bozukluk olması halidir. Eğer muallel (illetli) veya şaz ise hemen zayıf hadis mertebesine iner.

Hasen: Sahih hadisin şartları bunda da geçerlidir. Şu farkla ki ravilerden birisi iyi olmasına rağmen hafıza gücü gibi bir bakımdan sika mertebesine çıkamamışsa o hadis "hasen" olur. Hasen hadis sahihden aşağı fakat ona yakın, zayıf hadisden yukarda bir yerdedir.

Zayıf: Genelde sahih ve hasen şartlarını, senedde kopukluk (munkati) olması, ravilerden bir veya bir kaçının zayıf görülmesi, illet, ve diğer sebeplerden dolayı sağlayamayan hadisdir.

Mütevatir: Yalan üzerine birleşmesi aklen imkansız olan bir grup insanın rivayet ettiği hadisdir. Bu şart her tabakada tahakkuk etmelidir. Mütevatir hadise "kesin" gözü ile bakıldığından inkarı tehlikeli görülmüştür. Mamafih mütevatirlerin sayıları pek azdır.

Mevzu: Uydurma hadisdir. Kimi alimlere göre mevzu hadis, zayıf hadislerin en düşük derecesidir. Bir başka görüşe göre de mütevatir ve mevzu hadisler, ilki kesin olduğundan, ikincisi de uydurma olduğundan hadis araştırmalarına dahil edilmezler.

Sahibi yönünden:

Merfu: Peygamber (sav)'e ait olan hadisdir.

Mevkuf: Söz veya fiilin sahabeye ait olduğu hadisdir.

Maktu: Söz veya fiilin tabiiye ait olduğu hadisdir.

Bir hadisin merfu olması onun sahih olduğunu göstermez. Merfu bir hadis pekala sahih, hasen veya zayıf olabilir.

Senedde uzunluğu yönünden:

Ali: Senedin muttasıl olmakla birlikte az sayıda raviden oluşmasıdır.

Nazil: Seneddeki ravi sayısının çok olmasıdır.

Elbette ki hadisin az sayıda insandan geçerek muhaddise ulaşması tercih edilir. Mamafih nazil bir hadisin ali'den daha sahih olması da mümkündür.

Hadislerin sıhhatlerine göre hükmü:

Sahih ve hasen hadisler içtihada elverişli kabul edilirler. Zayıf  hadisler ise müçtehidin metoduna, hadisin zayıflık derecesine, kendini destekleyen başka hadisler olup olmamasına göre kabul veya red edilirler. Zayıf hadisler genelde içtihada elverişli görülmese bile "fedail-i a'mal" konularında, yani insanları iyi amellere teşvik etme babında anlatılabilirler. Çünkü zayıf hadis, mevzu hadis gibi uydurma olmayıp içtihadda, helal, haram gibi önemli konularda istifade edilebilecek kuvvete çıkamamış hadisdir. Mevzu hadisle, zayıf hadis arasındaki bu fark hatırda tutulmalıdır.

Mevzu hadislere gelince, muhaddisler bunların asılsız olduğu belirtilmeksizin söylenmesinin, yazılmasının haram olduğunu söylerler. Çünkü böyle bir hadisi gören kişi onu peygamberimize ait sanacaktır. Mevzu hadisler asılsız oldukları belirtilerek insanları bunlara karşı uyarmak için söylenip yazılabilir.
Hadisde metin ve sened tenkidi:

Bir hadisin makbul olup olmadığının araştırması iki safhadan geçer:

- Metin tenkidi
- Sened tenkidi

Metin tenkidi hadisin metninin incelenmesi ile içinde tutarsızlıkların olup olmadığının, daha kuvvetli ve yaygın hadislerle çelişip çelişmediğinin araştırılmasıdır.

Sened tenkidi ise senedin yapısının incelenmesi ve tarihi bilgilerle ravilerin ömürlerine bakarak kopukluk olup olmadığının, ravilerin rivayete ehil olup olmadığının araştırılmasıdır.

Metin ve senedden bahsetmiş iken muhtemel bir şüphenin izalesi için muhaddisler nazarında hadisin metin ve senedden oluştuğu bilinmelidir. Bazen büyük muhaddislerden bahsedilirken yedi yüz bin hadis yazmıştır, bir milyon hadis toplamıştır gibi ifadelere rastlanır. Bunlar şüphesiz kabaca rakamlar olmakla birlikte, yine de okuyucuya mübalağalı gelebilir. Gerçekten de peygamberimizin nübüvvet yılları, bilhassa hicret sonrası günleri göz önüne alınırsa bu rakamlar çok fazladır. Ama her hadisin muhaddislerce sened ve metni ile birlikte bir bütün olarak görüldüğü bilinirse durum anlaşılır. Mesela Ahmed Naim Tecrid-i Sarih tercümesinde şöyle der: "'Ameller niyetlere göredir' hadisini Hafız Ebu İsmail-i Ensari-i Herevi yalnız Yahya b. Said-i Ensari ashabına varmak üzere yedi yüz tarikten kayd ve zabt eylemişdir." Yani yalnız bu hadisin yedi yüzden fazla senedi var demektir ki hadis sened ve metni ile birlikte bir bütün sayıldığından bu metinde yedi yüzden fazla hadis var demektir. Artık diğer hadisler de nazar-ı dikkate alınırsa hadis sayısının ne kadar kabarık rakamlara ulaşacağı tasavvur edilebilir. Bu rakamları daha da artıran bir diğer husus sahabe ve tabiinin söz ve fiillerine de hadis denmesidir. (Yukarıda tarifi geçen mevkuf ve maktu hadisler) Böylece bir milyon, şu kadar yüz bin gibi ifadelerin hiç de mübalağalı olmadığı ortaya çıkar.
 

HADİSLERİN TOPLANMASI, HADİS KİTAPLARI
Hicri ilk asırda hadisler yazmaktan daha çok sözlü olarak ve ezberden rivayet ediliyordu. Daha sonra çıkan fitne ve kargaşalıklarda bazı siyasi gurupların kendi lehlerine hadis uydurmaları, asr-ı saadetin giderek daha çok geride kalması gibi sebepler, ashab-ı kiramın öğrencileri olan tabiin hazeratının ve onlardan sonraki muhaddislerin hadisleri toplamalarına ve bu konuda çok titiz davranmalarına yol açtı. Pek çokları bir iki hadis almak için günlerce, haftalarca süren yolculuklara çıktılar.

Hadislerin yazılarak mecmualarda toplanması Ömer b. Abdülaziz zamanında, ikinci hicri asrın ortalarında başlamış, aşağı yukarı üçüncü hicri asrın ortalarında Buhari ve Müslim'in sahihleri ve diğer bazı sünenlerin yazılması ile kemale ermiştir.

Hadis kitaplarının türleri:

Hadis kitaplarının türlerinden bir kısmı şunlardır:

Cami: Akaid, ahkam, zühd, edeb, tefsir, siyer, fitneler, menakib konularındaki hadisleri toplayan eserlere denir. Mesela Buhari'nin sahihi bir "cami" dir.

Sünen: Yalnızca namaz, oruç, taharet vb. ahkam hadislerini havi kitaplardır. Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Nesai gibi. Tirmizi'nin sünenine cami de denilir.

Müsned: Hadislerin onları rivayet eden sahabe adları altında gruplandığı kitaplardır. Mesela önce Ebu Bekir (r.a) in rivayet ettiği hadisler, sonra Ömer (r.a) in rivayet ettiği hadisler... diye devam eder. Müsnedlerin en meşhuru
Ahmed b. Hanbel'in müsnedidir.

Hadis kitaplarının sıhhatçe en kuvvetli olan altısı Kütüb-ü Sitte adı altında toplanmıştır. Bunlara "sıhah-i sitte" veya "usul-ü sitte" de denir. Bu altı kitaptan ilk beşi Buhari ve Müslim'in sahihleri, Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi'nin sünenleridir. Altıncı kitap olarak İmam Malik'in Muvatta'sını veya Darımi'nin sünenini koyanlar olmuşsa da sonunda İbn-i Mace'nin süneni ağırlık kazanmıştır. Bu demek değildir ki İmam Malik'in Muvatta'sı sıhhat bakımından İbn-i Mace'den geridedir. Sebep, Muvatta hadislerinin diğer hadis kitaplarında zaten mevcut olmasıdır.

Kütüb-ü Sitte'nin her birinin kendine göre ayrı bir meziyeti vardır. Ravilerin ahzında daha sıkı şartlar koymuş olan Buhari'nin Sahihi Kütüb-ü Sitte'nin sıhhatçe en kuvvetli kitabıdır. İmam Müslim'in sahihi sıhhat bakımından Buhari'den sonra gelir. Fakat tertibi daha güzel, metin ve senedlerdeki ifadelerde daha titizdir. Subhi es-Salih Ulum-ul-Hadis'inde şöyle der:
"Hadis rivayeti mevzuunda daha çok bilgi almak isteyen Tirmizi'nin camiine, sadece ahkam hadisleri isteyen Ebu Davud'un sünenine, fıkhi babların mükemmel sıralanışını görmek isteyen İbn-i Mace'nin sünenine müracaat etmelidir. Nesai'nin süneninde ise bu meziyetlerin bir çoğu bulunmaktadır."

Ayrıca Nesai'nin süneni Buhari ve Müslim den sonra sıhhatçe en kuvvetli olan, en az zayıf hadis ihtiva eden kitaptır. Diğer üç sünende de az da olsa zayıf hadisler bulunmaktadır.

Bunlardan başka Taberani'nin mu'cemleri, Hakim'in Müstedrek'i, daha bir çok müsnedler, müstahrecler vb. varsa da bunlar sıhhat bakımından Kütüb-ü Sitte'nin aşağısındadır.

Mevzuat kitapları: Alimler, asılsız olduklarını bildirmek maksadı ile mevzu hadisleri topladıkları bir çok kitaplar yazmışlardır. Bunlardan bazıları Huseyn b. İbrahim el-Cuzekani'nin Kitab-ul-Ebatil ve Kitab-ul-Mevzuat'ı, Suyuti'nin el-Leali el-Masnua'sı, Aliyyul-Kari'nin el-Masnu fi Ma'rifet-il-Mevzu adlı kitaplarıdır.
 

SONUÇ
Hadis ilmi dünyada yalnızca müslümanlara has bir ilim olup tarihçilere parmak ısırtmış, bu ilmi değersiz göstermek isteyen müsteşrikleri de bir çok sıkıntılara sokmuştur. Dünya tarihinde, peygamberimizden başka, hayatı ve risaleti, bütün ayrıntıları ile ve çok titiz metodlarla günümüze kadar ulaşan başka hiç bir şahsiyet yoktur. Bu sebeple, hadis ilmi müslümanların medar-ı iftiharları olup aynı zamanda sünneti bize ulaştırdığı için ona sahip çıkmak, onun metodolojisini, bize bıraktığı muhteşem ilmi mirası sonraki nesillere aktarmak vazifemiz olmalıdır.
Hadislerden bahsederken de, uluorta ve kulaktan dolma şeyleri değil, muteber kitaplardan aldığımız hadisleri söyleyerek, ilmimiz az da olsa, sünnete aşık, mesuliyetini müdrik bir müslümana yaraşır titizlik gösterilmelidir.
Ayrıca, muhaddislerin hadis rivayeti ve metin/sened tenkidi metodlarından bugünkü haber alma/verme ve değerlendirmede öğreneceğimiz bir çok dersler vardır.

Hadis ilimleri hakkında daha çok bilgi için, bu yazıyı hazırlamada çok faydalanılan Ahmed Naim'in Tecrid-i Sarih tercemesinin birinci cildine yazdığı nefis mukaddimesine bakılabilir. Bilhassa 82. ve 91. sayfalarda yazdığı çok kaliteli "Metodolojiden bir bahis" ve "Bir Mukayese" ünvanlı makalelerinin okunması hararetle tavsiye edilir. Bundan başka Subhi es-Salih'in Ulum-ul-Hadis'i (Türkçesi: Hadis İlimleri ve İstilahları) da bu konuda ağır olmayan, kolay anlaşılır bir kitaptır.

HADIS ILIMLERININ TEMELLERINE BIR BAKIS

Muaz Özyigit

Sünnetin Kur'an dan sonra ilk basvurulacak merci olmasi ve Kur'an'in pratige geçirilmesi açisindan Islami ilimler arasinda hadis ilimlerinin ne kadar önemli oldugunu belirtmeye hacet yoktur. Kur'an ayetleri bize hiç bir bozulma olmadan ulastigi için onun orijinalligini arastirmaya gerek yok ise de, bize ulasan sünnetin hangilerinin ne dogrulukta ulastigini arastirmak hadis ilimlerinin konusu olmustur.

Bugün Islam'a gönül vermis, onun derdini kendine dert edinmis herkesin hadis ilimlerine dair temel bilgileri -- yalnizca ana hatlari ile de olsa -- bilmesi gerektigi kanaatindeyiz. Nasil ki matematik ile ilgili dört islem gibi temel bilgileri bilmek bir insani matematik uzmani yapmiyorsa, temel hadis usulü bilgilerini bilmek de bir müslümani muhaddis yapmayacaktir. Ama yine de bu bilgiler, hadis ögrenirken, hadis eserlerine bakarken, onlarin saglikli ulasip ulasmadigini anlamada yardimci olacak, o kisiyi hadis/haber alma ve verme suuru ile donatacaktir. Iste bu düsünce ile müteakip bölümlerde hadis ilimlerine temel seviyede küçük bir giris yapmak amaçlanmaktadir.

HADIS ILIMLERI

Hadis ilimleri deyince ilk olarak akla ilm-u dirayet-il-hadis gelir. Bu ilim dalinda hadisin kuvvet derecesi, dogrulugu, bizlere saglikli bir biçimde ulasip ulasmadigi arastirilir. Dirayet/Rivayet ikilisi bir bakima kalite/kantite ikilisine benzer. Mesela tek bir kanaldan gelen dirayeten güçlü bir hadisin, bir kaç kanaldan gelen yani rivayeten güçlü gözüken bir hadisden daha sahih olmasi pek ala mümkündür.

Hadis ilimlerinden bir digeri de ihtilaf-ul-hadis'dir. Bu ilim dali sihhaten ayni kuvvette olup birbiri ile uyusmayan iki hadis arasindaki ihtilafi çözmekle mesgul olur. Bu durumlarda muhaddisler ve fakihler cem ve te'lif, tercih, nesh ve tevakkuf denilen metodlar kullanirlar.

Hadis rivayet eden kisilerin rivayete ehil olup olmadiklarini arastiran ilim dalina da cerh ve ta'dil veya nakd-i rical denir. Bu ilim dali hem sahislar hakkinda bilgi toplamak, hem de bu bilginin objektifliginin saglanmasi açisindan ve bu kimselerin hangi kriterlere göre hadis rivayetine ehil olup olmayacaklarinin tesbiti bakimindan çok zor ve çok mesuliyetlidir. Iste bu yüzden Buhari, Yahya b. Main, Ahmed b. Hanbel, Hafiz Zehebi gibi az sayida alim bu isin hakkini verebilmislerdir.

HADIS ISTILAHLARI

Her ilim dalinin bir terminolojisi oldugu gibi hadis ilimlerinin de istilahlari vardir. Hadis istilahlari anlasilmadikça hadis usulü de anlasilamaz. Hadis istilahlari çok sayida oldugu için asagida sadece bir kismina temas edilecektir:

Ravi hadisi rivayet eden kisidir. Bir ravi hadisi baskasindan aldiginda aldigi kisiye o ravinin seyh'i denir. Hadisi alan ravi de talib'dir. Hadis almaya ahz, baskasina rivayet etmeye de eda tabir edilir.

Sened hadisi rivayet eden raviler zinciridir.

Cerh ve ta'dil ilminde ravilerin kalitesini belirtmek icin sika (hadis rivayetine tam ehil kisi) dan vadda (hadis uyduran kisi) ya kadar çesitli tabirler kullanilir. Bir ravi, durumu arastirildiktan sonra, ya bu iki uçtan birinde, ya da arada bir yerde degerlendirilir.

"Sika" da iki sart aranir: Adl ve zabt. Adl ravinin hadisi bozmadan rivayet eden dürüst bir müslüman olmasi, zabt ise hafizanin kuvvetli olmasi özelligidir.

Hadisin ne sekilde rivayet edildigi de önemlidir. Bunlardan bazilarina sema, kiraet, icazet denir. Sema talibin seyhden dogrudan isitmesidir. Kiraet ise talibin hadisleri bir yazili metinden okuyarak seyhine arzetmesi, seyhin de onlari rivayet ettigini onaylamasidir.

Burada, yazili belgelere günümüzde haber bakimindan verilen önemi göz önüne alarak bir noktaya dikkat çekmekte yarar var:

Sema hadisçilerin nazarinda en saglam ahz yoludur. Her ne kadar ilk hicri asirlarda hadislerin yazilmasi vukubulmus aksini iddia eden müstesriklere gereken cevaplar verilmisse de bu, semanin birinci derecedeki önemini azaltmaz. Çünkü hadis tahsilinde asl olan kalitedir. Mesela tarihi bir vesika bulunsa hadisçiler su sorulari soracaklardir: Bu vesikayi kim yazmistir? Bu kimse haber vermede ne kadar dürüsttür? Vesikada yazdigi haberleri ögrenip yazincaya kadar hafizasinda bozmadan tutabilmis midir? Olayi bizzat kendisi mi müsahade etmistir yoksa baskasindan mi almistir? Yazdigi haber siyasi ise, bu kisi taraf midir veya ona yazdirilmis midir? Daha sonra bu vesikada tahrifat yapilmis midir? Görüldügü gibi vesikanin sahte olmadigi bilinse bile bu yetmemektedir. Halbuki haberin dogrudan raviden dinlenmesinde bu zorluklar en aza iner. Elbette ki ravi hadisi ahz ederken seyhin hadisi hem ezberden bilip, hem de yazdigi bir kagittan okumasi daha da kuvvetlidir. Bu konuda hadisçilerin nasil titiz davrandigina dair bir örnek verelim:

Tirmizi (r.a) bir hadisi senedi ile rivayet ettikten sonra bu hadisdeki seyhi Abd b. Humeyd'in, Muhammed b. Fadl'in sunu anlattigini söyler:

"Yahya b. Main ilk benim önümde oturdugu zaman bu hadisi sordu. Ben de Hammad b. Seleme bize tahdis etti (diyerek hadisi edaya basladim) Yahya dedi ki keske defterinizden rivayet etseniz? Ben de defterimi getirmek üzere kalktim. Elbisemden tuttu ve önce bana (hafizanizdan) yazdirin. (Defteri getirmeden önce) tekrar size kavusamamaktan korkuyorum dedi. Bunun üzerine hadisi yazdirdim, sonra çikip defterimi getirdim ve ona (hadisi) okudum."

Muhaddislerin ravilerin kalitesi üzerinde ne kadar dikkatle durduguna da Imam Malik su sözleri ile isaret etmektedir:

"Bu ilim, yani hadis ilmi dindir. Artik dininizi kimlerden aldiginiza dikkat ediniz. Su direklerin dibinde Rasulullah (s.a.v) söyle buyurdu diyenlerden yetmis zat gördüm ki her hangi birisine beytülmali teslim ederseniz yine emin sayabilirsiniz. Böyle iken onlarin hiç birisinden ahz etmedim. Çünkü bu isin ehli degillerdi. Sonra memleketimize Ibn-i Sihab-i Zühri gelince hepimiz kapisina kosup üst üste yigilirdik."

Hadisde metin ve sened tenkidi:

Bir hadisin makbul olup olmadiginin arastirmasi iki safhadan geçer:

  • Metin tenkidi
  • Sened tenkidi

Metin tenkidi hadisin metninin incelenmesi ile içinde tutarsizliklarin olup olmadiginin, daha kuvvetli ve yaygin hadislerle çelisip çelismediginin arastirilmasidir.

Sened tenkidi ise senedin yapisinin incelenmesi ve tarihi bilgilerle ravilerin ömürlerine bakarak kopukluk olup olmadiginin, ravilerin rivayete ehil olup olmadiginin arastirilmasidir.

Metin ve senedden bahsetmis iken muhtemel bir süphenin izalesi için muhaddisler nazarinda hadisin metin ve senedden olustugu bilinmelidir. Bazen büyük muhaddislerden bahsedilirken yedi yüz bin hadis yazmistir, bir milyon hadis toplamistir gibi ifadelere rastlanir. Bunlar süphesiz kabaca rakamlar olmakla birlikte, yine de okuyucuya mübalagali gelebilir. Gerçekten de peygamberimizin nübüvvet yillari, bilhassa hicret sonrasi günleri göz önüne alinirsa bu rakamlar çok fazladir. Ama her hadisin muhaddislerce sened ve metni ile birlikte bir bütün olarak görüldügü bilinirse durum anlasilir. Mesela Ahmed Naim Tecrid-i Sarih tercümesinde söyle der: "'Ameller niyetlere göredir' hadisini Hafiz Ebu Ismail-i Ensari-i Herevi yalniz Yahya b. Said-i Ensari ashabina varmak üzere yedi yüz tarikten kayd ve zabt eylemisdir." Yani yalniz bu hadisin yedi yüzden fazla senedi var demektir ki hadis sened ve metni ile birlikte bir bütün sayildigindan bu metinde yedi yüzden fazla hadis var demektir. Artik diger hadisler de nazar-i dikkate alinirsa hadis sayisinin ne kadar kabarik rakamlara ulasacagi tasavvur edilebilir. Bu rakamlari daha da artiran bir diger husus sahabe ve tabiinin söz ve fiillerine de hadis denmesidir. (Yukarida tarifi geçen mevkuf ve maktu hadisler) Böylece bir milyon, su kadar yüz bin gibi ifadelerin hiç de mübalagali olmadigi ortaya çikar.

Mevzu Hadisleri Tanımak

Halk arasında yaygın olarak dolaşan ve gerçekte Resulullah (s.a.s.)'a ait olmayan birçok söz de hadis diye bilinmekte ve değerlendirilmektedir. Bu tür sözlerin hadis diye bilinmesi ise sünnetin sadeliğine ve örnek yönüne zarar vermektedir. Tarihte Resulullah (s.a.s.)'ın hadislerini bu tür uydurma sözlerden ayıklamak için pek çok çalışma yapılmıştır. Buna rağmen hala birçok mevzu rivayet halk arasında hadis diye bilinmektedir. Biz de bu sayımızda mevzu rivayetleri tanımada bize yardımcı olacak genel tespitleri ve bazı örnek mevzu rivayetleri veren güzel bir araştırmayı yayınlıyoruz.

Ancak bu konuya geçmeden önce Resulullah (s.a.s.)'ın bir hadisi şerifini vermekte yarar görüyoruz. Hemen hemen bütün hadis kaynaklarında rivayet edilen ve mütevatir olduğu bilinen bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Kim kasıtlı olarak benim hakkımda (veya ağzımdan) yalan uydurursa ateşteki yerine hazırlansın." Bu hadisi şerif Resulullah (s.a.s.)'a nispetle yalan uydurmanın ne derece tehlikeli bir iş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tehlike mevzu olduğunu bile bile bir rivayeti aktarmayı veya hadis diye delil olarak ileri sürmeyi de kapsar. Bazıları insanları hayra teşvik amaçlı olması durumunda zayıf ve mevzu rivayetleri aktarmanın sakıncası olmadığını iddia etmişlerdir. Oysa Resulullah (s.a.s.) herhangi bir ayırım yapmadan genel bir ifade kullanıyor. Ayrıca insanları hayra teşvik konusunda mevcut sahih veya hasen rivayetler bize yetecek miktarda ve güçtedir. Bunun yanı sıra hayra teşvik amaçlı da olsa uyduruk rivayetleri kullanmak insanların güvenlerini olumsuz yönde etkiler.

Bütün bu sebeplerden dolayı mevzu rivayetleri tanımanın da sünneti tanıma açısından büyük önemi var. Bu rivayetler yaygınlık kazanmasaydı belki bu kadar önemi olmayacaktı. Ama yaygınlık kazandığından dolayı onları tanımaya ve sünnetten ayıklamaya ihtiyacımız var.

Ayrıca hadis kaynaklarından yararlanmayı da iyi bilmek gerekir. İlginçtir ki bazen mevzu hadislerin veya halk arasında hadis olarak dolaşan ama gerçekte bazı ünlü kişilere ait olan sözlerin ortaya çıkarılması için yazılmış eserlerden hadis nakledildiğine şahit oluyoruz.

İlim erbabından bir kardeşimizin hazırlamış olduğu, mevzu hadislerin tanınmasıyla ilgili bu güzel araştırmanın bu konuda faydalı olacağını umuyoruz.

Vahdet

Hadiste Vaz' Hareketi

 Hadis ıstılahında vaz', Hz. Peygamber (s.a.s.)'in söylemediği bir sözü, yalan ve iftira ile ona nispet etmektir ki, bu manada "mevzu" yalan ve iftira ile Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nispet edilmiş söz demektir.

Hadisleri olduğundan çok daha farklı bir mahiyette aksettirmek, kendilerine sevgi ve sempati beslenen şahısları aşırı ifadelerle methetmek, insan tabiatının çeşitli zaaflarından biridir. Bu tür hareketlerin çoğu zaman, maddi veya manevi birtakım hesaplar uğruna yapılmış olması da bu zaafın bir başka tezahürüdür. İnsanları mübalağacılıktan daha öte, yalancı duruma düşüren bu sıfatın mevzu hadislerin doğup gelişmesinde büyük tesiri olduğu muhakkaktır.

Resul-i Ekrem (s.a.s.)'in Müslümanlar arasındaki yüce mevkiini ve müessir şahsiyetini davaları adına istismar etmek için harekete geçen samimiyetsiz nice şahıslardan başka İslam'a hizmet etmek düşüncesiyle cahil birçok Müslüman da icat ettikleri yığın yığın söz ve davranışları ona isnat etmeye yeltenmişlerdir.

Şurası muhakkak ki Hz. Peygamber (s.a.s.) insanların bu tür zaaflarını çok iyi biliyordu. Bu sebeple Müslümanların daha dikkatli ve daha uyanık olmalarını temin etmek maksadıyla şöyle buyurmuştur: "Bir insanın duyduğu her şeyi başkalarına nakletmesi onun yalancı olması bakımından kafidir."

Cenabı Allah da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 49/6)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ileride çeşitli sebeplerden dolayı kendine ait olmayan sözlerin hadis adıyla rivayet edileceğini bilmiş ve daha hayattayken bir şahsın kendi adına yalan uydurması sebebiyle Müslümanları bundan şiddetle sakındırmaya çalışmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu düşünceyle söylemiş olduğu hadislerden bazıları şunlardır:

"Kim benim hakkımda bilerek yalan yere hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın."

Bu hadisi şerif bu mevzudaki hadisler arasında en çok bilinen ve mütevatir olarak rivayet edilenidir.

Bundan başka Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kendi ağzından hadis uyduranları şiddetle tehdit ettiği hadislerden Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde nakledilenlerin birkaç tanesi şunlardır:

"Her kim yalan olduğunu bildiği bir sözü benim hadisim olarak rivayet ederse yalancılardan biri de kendisidir."

"Benim ağzımdan yalan uydurmak şüphesiz ki başka birinin ağzından yalan uydurmaya benzemez."

"Benim adıma yalan uydurmayınız. Her kim adıma yalan uydurursa derhal cehenneme girsin."

Bir hadisin uydurma olduğunu bile bile onu rivayet etmek günahtır. Bununla beraber gerek hadis rivayet edenleri ve gerekse öğrenmek için hadis toplayanları uyarmak ve haram sayılan bir fiili işlemelerini önlemek maksadıyla mevzu hadisleri, mevzu olduklarını da açıklamak suretiyle rivayet etmek zaruri görülmüştür. Nitekim bu rivayetler neticesinde mevzu hadisleri kitaplar içerisinde toplamak ve isnadlarıyla birlikte teşhir etmek mümkün olabilmiştir.

 

Mevzu Hadisleri Tanıma Yolları

 Muhaddisler, ya hadis uyduran şahısların kendilerinde veya uydurdukları sözlerinde bulunan birtakım kusurlar sebebiyle uydurma hadisleri tanıma konusunda kapsamlı araştırma yaparak mevzu hadislerde bulunan alametleri tespit etmişlerdir. Bu alametler şunlardır:

1.Hadis uyduranın itirafı:

Bazı hadisler, taşıdıkları özelliklere bakmaya hacet kalmaksızın bizzat onları uyduranlar tarafından itiraf edilmek suretiyle mevzu oldukları anlaşılır.

Mesela; Nuh ibnu Ebi Meryem, İkrime tarıkıyla, İbnu Abbas'tan rivayet ettiği Kur'an surelerinin faziletleri hakkındaki hadisleri, halkın Kur'an'a karşı rağbetini artırmak maksadıyla uydurduğunu bizzat itiraf etmiştir.

Bazen ravi ikrar etmese bile hadisle ilgili olarak sorulan bir sualde, hadisin onun tarafından vaz' edildiğini ortaya koyabilir ki bu da itirafa yakın bir beyan ve açıklama mesabesindedir.

Mesela; şeyhinden hadis rivayet eden bir şahsa ne zaman doğduğu sorulur, ravinin cevap olarak verdiği tarih, hakikatte şeyhin ölümünden daha sonraya rastlar ve böylece bu ravinin o şeyhle hiçbir zaman görüşmediği anlaşılır. Diğer taraftan şeyhten rivayet ettiği hadis de ancak ravi vasıtasıyla bilinir, yani başka hiç kimse o şeyhten böyle bir hadis rivayet etmemiştir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak hadisin mevzu olduğuna hükmedilir.

2.Haberlerin lafzında veya manasında bozukluk bulunması:

Hadis diye rivayet edilen bir haberin sarf ve nahiv bakımından bozuk olması, muhtevasının ise peygamber sözünün münezzeh bulunduğu bir manasızlık ve ölçüsüzlük taşıması onun uydurma olduğunu gösterir. Arapça'yı en fasih ve beliğ konuşan Peygamber efendimiz (s.a.s.)'in sarf ve nahiv kaidelerine uymayan bir söz söylemesine ihtimal verilemez.

Hadisleri mana ile rivayet etmeye salahiyetli olan ravilerin dahi yapamayacağı derecede büyük gramer hatalarını ihtiva eden bir hadisi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nispet etmek doğru olmaz. Böyle bir kusuru bulunan hadisi rivayet eden kimse, o lafzın Resul-i Ekrem (s.a.s.)'e ait olduğunu söylerse haberin uydurma olduğu anlaşılır.

Halkı hayırlı işlere teşvik etmek maksadıyla hadis uyduranların sözlerindeki aşırı mübalağa; İslam prensipleriyle alay eden, Müslümanların imanlarını sarsmak isteyenlerin uydurmalarındaki acı istihza ve bayağı ifadeler Hz. Peygamber (s.a.s.)'e isnad edilmekten çok uzaktır. Bu kabil alametler hadis olduğu ileri sürülen sözlerin uydurma olduğuna hükmetmek için kafi bir sebeptir.

Mesela; Muhammed ibnu Arrak'ın "Tenzihu'ş-Şeri'a" adlı eserinde nakledilen "Beyaz horoz benim dostumdur. Dostumun dostu da düşmanımın düşmanı da Allah'tır. (ve Resulullah evinde bununla birlikte gecelerdi.)" tarzındaki ifadeleri Peygamber (s.a.s.)'e nispet edenin samimi bir Müslüman olabileceği düşünülemez.

Yine başka bir uydurma: "Eğer pirinç insan olsaydı halim bir kimse olurdu" ve "Yeşile ve güzele bakmak görme duygusunu artırır" şeklindeki sözlerde bulunan bayağı ve müstehzi eda onların uydurma olduğuna ve muhtemelen din düşmanları tarafından uydurulduğuna delalet eden kafi birer alamettir.

Az amele çok sevap vadeden veya küçük bir günah işleyeni şiddetli cezalarla korkutan sözde hadisler de mana itibarıyla bozuk ve ölçüsüz olarak kabul edilmiştir.

Aşura günü oruç tutan kimseye Allah Teala'nın oruç tutup namaz kılmak suretiyle yetmiş yıl ibadet etmiş kadar sevap vereceğini, ayrıca on bin meleğin ve yedi semanın sevabını ona bağışlayacağını... O gün bir yetimin başını okşarsa, o baştaki her kıla mukabil cennette bir derece daha yükseltileceğini vaad eden uydurmadaki sevap israfı, onun mevzu olduğunu anlayabilmek için kafi bir alamettir.

Ceza vermedeki dengesizce tehdit ifadesi de o sözün uydurma olduğuna delalet eder. En meşhur yalancı olarak bilinen Hintli Reten (öl: 632/1205)'in yatsı namazını terk eden kimseyi Allah Teala'nın: "Ben senin Rabbin değilim, kendine başka bir ilah ara!" diye kovacağını haber veren yalanındaki aşırı tehdit ifadesi böyledir. Uydurma sözler lafızlarındaki bozukluktan daha çok manalarındaki ölçüsüzlük sebebiyle tanınmış ve damgalanmıştır.

3.Eldeki mevcut güvenilir hadis kaynaklarında bulunmaması:

Hadis kitaplarının tasnif edilmesinden önce hadislerin kontrolü için böyle bir mukayese imkanı mevcut değildi. Daha sonraları bütün hadisler muhtelif metotlarla yazılmış olan hadis kitaplarına geçmiş oldu. Bu eserlerin ihtiva etmediği hadis kalmadı. Dolayısıyla bugün elde mevcut olan güvenilir hadis kitaplarında bulunmayan hadislerin uydurma olduğuna kanaat getirilir.

4.Birçok insanın görmesi gereken bir hadiseyi bir kişinin gördüğünü iddia etmesi:

Sahabilerin Hz. Peygamber (s.a.s.)'den duyduğu bir hadisi orada bulunmayanlara iletmek hususundaki gayret ve himmetleri bilinmektedir. Birçok sahabinin görüp işittiği bir haberin ise mütevatir derecesine ulaşmış olarak daha sonraki nesillere intikal etmesi gerekir. Hadis diye nakledilen sözler arasında öyleleri vardır ki, onların birçok sahabi önünde söylendiği iddia edilmektedir. Bu durum karşısında o haberin veya hadisenin şahitlerinden hiç değilse büyük bir kısmının onu rivayet etmesi beklenir. Aksi taktirde o haberin bir yalandan ibaret olduğu anlaşılır.

Veda haccında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Gadir Hum denilen yerde mola vererek Hz. Ali'yi kendinden sonra halife tayin ettiğini ve fakat orada bulunan ashabın bu haberi ittifakla gizlediklerini söyleyen Şiilerin iddiası böyledir.

Bu uydurmanın mütevatir olması bir yana, sahih bir isnadı bile yoktur.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in ikindi namazı kılmadığı bir gün, batmış olan güneşin onun namazını yetiştirmesi için geri dönerek tekrar göründüğü ve herkesin buna şahit olduğu şeklindeki uydurma da böyledir. Herkesin görmüş olması gereken bir olayla ilgili olması gereken bu haber sadece Ümmü Seleme'ye dayandırılan bir rivayetle nakledilmiştir.

5.Kur'an'a ve sahih sünnete muhalif olması:

Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur'an-ı Kerim'i sadece insanlara tebliğ etmekle kalmamış aynı zamanda onun yeryüzündeki ilk tatbikçisi olmuştur. Bunun yanında ilahi kelamın tam manasıyla anlaşılması ve ilahi iradenin bu suretle tecelli etmesi için onu söz ve hareketleriyle açıklamış ve hatta Kur'an-ı Kerim'de bulunmayan İslami esasları da onun ruhuna uygun olarak ortaya koymuştur. Binaenaleyh her beyanı ve davranışı din olan ve ashabı tarafından bütün hareketleri dikkatle takip edilen bir peygamberin kendi hadislerini nakz eden sözler söylemeyeceği aşikardır. Bu böyle olunca hayatının düsturu olan Allah kelamına muhalif bir beyanda bulunması da elbette düşünülemez.

Hadis olduğu ileri sürülen haberlerin bu iki kaynağa muhalefeti sebebiyle kolayca tanınması mümkündür.

Mesela: "Size benim hadisim olarak rivayet edilen doğru bir sözü duyduğunuz zaman onu ben söylesem de söylemesem de kabul ediniz."

Bu uydurma sözü: "Her kim benim söylemediğim bir sözü bile bile bana isnat ederse cehennemdeki yerini hazırlasın" mütevatir hadisiyle bağdaştırmak mümkün değildir.

Dünyanın ömrünü tayin eden bir uydurmada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in: "Dünyanın ömrü yedi bin senedir, biz yedinci binin içinde bulunmaktayız" dediği iddia edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in vefatından bu yana 1400 küsur sene geçmiş olmasına rağmen dünyanın hala ayakta durması her şeyden önce bu sözü yalanlamaktadır. Kaldı ki bu söz hem ayete hem de sahih hadise muhaliftir.

6.Akıl, his ve müşahedeye muhalif olması:

Allahu Teala ilahi vahyinde yalnız akıllı olanlara hitap etmiş, emir ve yasaklarından onları mesul tutmuştur. Onun elçisi sıfatıyla Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sözlerinin de normal akla uyması gerekir. Binaenaleyh tevil edilemeyecek bir surette akla aykırı bulunan bir hadisin mevcudiyeti düşünülemez.

"Nuhun gemisi Kabe'yi yedi defa tavaf ederek Makam'ın arkasında iki rekat namaz kıldı" uydurmasının normal akıl ve sağlam bir mantıkla bağdaştırılması mümkün değildir.

7.Tarihi vukuata aykırı düşmesi:

Hadis olduğu iddia edilen sözlerin tarihi gerçeklere uygun düşmeyişi de onların uydurma olduğunu göstermiştir. Birçok uydurma metinler tarih bilgisi yardımıyla kolayca tanınmış ve pek ehemmiyetli mevzu teşkil etmiştir.

Buna misal olarak Ufeyr ibnu Ma'dan (öl: H. II. /M. VIII. asır)'ın naklettiği şu hadisi zikredebiliriz: "Ömer ibnu Musa (öl: 157/777) Humus'a geldiği zaman mescide giderek etrafını sardık. O ikide bir: "Salih bir şeyhten şöyle duydum" diyerek rivayette bulunuyordu. Bunu o kadar tekrarladı ki, dayanamayarak: "Bu salih şeyhiniz kimdir? Adını söyleyin de öğrenelim" dedim. Şeyhinin Halid ibnu Ma'dan olduğunu öğrenince: "Onunla nerede ve ne zaman görüştünüz?" diye sordum. 108 (726)'de Ermeniyye gazasında görüştüklerini söylemesi üzerine şöyle dedim: "Ey şeyhim! Allah'tan kork, Halid ibnu Ma'dan 104 (722)'de vefat etti. Sen ise onun ölümünden dört sene sonra görüştüğünü iddia ediyorsun! Üstelik o, hiçbir zaman Ermeniyye'de savaşmamıştır."

Muhaddislerin bu türden dikkate değer pek çok başarıları olmuştur.
 

                                             Hangi Konulardaki Hadisler Mevzu Olabilir?

  Hadisçiler, haklarında uydurma hadislerin çokça bulunduğu belli başlı konuları şöyle sıralamışlardır:

1.Senenin veya haftanın belirli gün ve gecelerinde kılınması tavsiye edilen namazlar hakkında.

(Ebu'l-Hasan el-Laknavi, el-Asaru'l-Merfu'a adlı eserinde bu konuyla ilgili uydurma hadisleri incelemiştir.)

2.Belirli tarihlerde bazı hadiselerin cereyan edeceğini haber veren hadisler. (Mavsili'nin el-Muğni adlı eserinde Varaka 5)

3.Kıyamet alametlerinin muayyen aylarda zuhur edeceğini beyan eden hadisler. (a.g.e., Sh. 213)

4.Türkleri, Habeşlileri, Sudanlıları zemmeden hadisler. (Ali el-Kari, el-Mevzuat, Sh. 121-122)

5.Ebu Hanife ve İmam Şafii'nin adlarını anarak medh veya zemmeden hadisler. (Mavsili el-Muğni adlı eserinde zikretmiştir.)

Mesela: Me'mun ibnu Halef el-Harevi'ye: "Şafii ve ona tabi olanlar hakkında ne dersin" diye sordular. Cevaben dedi ki: "Ahmed ibnu Abdillah bize Abdullah ibnu Ma'dan el-Ezdi'den rivayet etti, o da Enes'den merfu olarak rivayet etti. Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki: "Ümmetimin içinde Muhammed ibnu İdris adında biri çıkacaktır ve ümmetime iblisten daha zararlı olacaktır. Yine ümmetimin içinde Ebu Hanife denilen bir zat çıkacaktır ki o ümmetimin meşalesidir." (Tedribu'r-Ravi, Sh. 100)

6.Mürcie, Cehmiyye, Kaderiyye ve Eş'ariyye mezheplerinden bahseden hadisler. (Mavsili'nin el-Muğni adlı eserinde Varaka 3a)

7.İskenderiyye, Dimyat, Basra, Bağdat, Kazvin, Ürdün, Abadan, Cidde, Askalan, Nusaybin, Antakya, Horasan, Talkan, Merv, Buhara, Semerkant, Herat, Fas gibi şehir ve memleketleri medh veya zemmeden hadisler. (Muhammed Beşir Zafir, Tahsiru'l-Müslimin, Sh. 37)

8.Peygamberlerin veya diğer büyük zevatın kabirleri hakkında ileri sürülen hadisler. (Ali el-Kari, Mizan, Sh. 98-99)

9.Hızır ve İlyas (a.s.)'ın hayatlarından bahseden hadisler. (Mavsili, a.g.e., Sh. 2a)

10.Aşura gününün faziletlerinden ve o gün sürmelenmekten, süslenmek veya hüzünlenmekten, namaz kılmak, infak etmek ve aşura çorbası pişirmekten bahseden hadisler. (a.g.e., Sh. 2a)

11.Mercimek, pirinç, bakla, patlıcan, portakal, üzüm, pırasa, karpuz, ceviz, peynir ve helva gibi yiyecek maddeleri ve gül, nergis, menekşe gibi çiçekler ve bitkiler hakkında hadisler. (Ali el-Kari, Mizan, Sh. 126)

Mesela: "Menekşe yağının diğer yağlara üstünlüğü benim diğer yaratıklara üstünlüğüm gibidir." (İbnu Arrak, Tenzihu'ş-Şeri'a, C. 2, Sh. 183)

12.Sokakta yemek yemeği ve eti bıçakla kesmeyi yasaklayan ve etin faziletinden bahseden hadisler. (Firuzabadi, Hatimetu Sıfri's-Sa'ade, sh. 204)

13.Kur'an-ı Kerim surelerinin faziletleri hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır. Suyuti'nin beyanına göre hakkında hadis varid olan sureler şunlardır: Fatiha, Bakara, Ali İmran, Nisa, Maide, Enam, Araf, Tevbe, Kehf, Yasin, Duhan, Mülk, Zelzele, Nasr, Kafirun, İhlas ve Muavezeteyn. (Suyuti, Tedribu'r-Ravi, C. II, Sh. 290)

14.İmanın artıp eksilmesi hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır.

15.Akıl hakkındaki hadisler uydurmadır.

16.Çocuğa Muhammed veya Ahmed adını koymanın faziletine dair sahih hadis yoktur.

17.Evladı zemmeden hadislerin tamamı uydurmadır.

18.Bekarlığı öven hadisler uydurmadır.

19.Beyaz horozu öven hadisler uydurmadır.

20.Akik taşından yapılmış yüzük takmanın fazileti hakkındaki hadisler uydurmadır.

21.Ticareti zemmeden ve malın fitne olduğundan bahseden hadisler de uydurmadır.

22.Meşhur muhaddislerin meydana getirdiği bir sened zinciriyle Hz. Peygamber (s.a.s.)'den veya Hızır (a.s.)'dan söz eden, Hasanu'l-Basri, İmam Cafer Sadık gibi büyük zevattan rivayet edilen haberin akabinde bazen "bundan şüphe eden kimse kafir olur" şeklinde bir beyan bulunur. Bu tür nakiller de uydurmadır.  

                             Hüküm Vermede Hadisin Kullanılışı

Beytullah Çetiner

Kur'an'in korunmasi sünnetin de korunmasini içine alir. Çünkü sünnetin Kur'an'i takyid [kayda baglama] ve tahsis edici oldugu konusunda ihtilaf yoktur ve sünnet Kur'an'in açiklayicisi, güvenilir bekçisidir; keyfi yorumlara tabi tutulmasini önler. Genel anlamda sünnet reddedilemez ve sünnetin ortadan kalkmasi demek ondan bosalacak yerin sünnetin tam ziddi olan bid'atle doldurulmasi demektir. Eger sünnet bütünüyle reddedilebilir olsaydi bizler için Allah Rasulünde (A. S.) güzel örnekler oldugunun bildirilmesi abes olurdu ki; yüce Allah (C.C.) bundan münezzehtir. Yine Kur'an'da defalarca Rasule itaat emredilmekte ve inananlarin aralarinda çikan anlasmazliklarda Rasulü hakem tayin edip, verdigi hükmü içlerinde hiçbir sikinti duymadan kabul edip teslim olmadiklari sürece tam mü'min olmadiklari beyan olunmaktadir.

Nasil, insanlarin içinden seçtigi peygamberler araciligiyla emir ve yasaklarini kullarina duyurmasi Allah için acz ve eksiklik degilse sünnet de Kur'an-i Kerim için bir yetersizlik degildir. Sünnet, Hz. Peygamberin (A. S.), Allah'in emirlerine uygun hareket etmek maksadiyla seçip yasadigi hayat, gittigi yol demektir. Bu seçimi, yasantisi ve takipçilerine örnekligi sirasinda asla sirk üzere olmamis bir haniftir.

Bu noktada hadislerin sünnet içindeki yerine gelebiliriz. Bu kisim büyük oranda Muhammed Gazali'nin Düsünce Mirasimiz kitabindan[*] derlenmistir.

Hz. Peygamberin (A. S.) hemen hemen bütün hadislerini içine alan alti hadis kaynagi 3. yüzyil baslarinda ortaya çikmistir[**]. Kitaplari yazanlar bu alanda otoritelerdi. Hz. Peygamberin sözleri geçen 200 yillik dönemde dilden dile halk arasinda dolasiyordu. Bunlarin kimisi yazili metin haline getirildigi gibi, kimisi hafizlarca muhafaza ediliyordu. Çogu zaman ise halk sahih hadis ile olmayani birbirine karistiriyordu. Bilindigi gibi Ebu Hanife Irak'ta, Imam Malik de Hicaz bölgesinde fikih ekollerini kurdular [Ebu Hanife, hadis ekolünce rey ehli olarak bilinir, pekçok içtihadinda hadise dayanmamasi kiyasiya elestirilir --B. Ç.]. Mezhepler, Allah'in Kitabi ve sünnetine dayaniyordu. Islam tarihinde sünnetin Kur'an'a ek saygin bir kaynak olduguna karsi çikan olmamistir. Gerçi bazen bazi sözlerin Peygambere ait olup olmadigi konusunda tartismalar, farkli görüsler çikmistir. Fakat köklü temeli sarsici degildir.

Alti hadis kaynaklarini hazirlayan zatlar, kendilerini büyük bir mirasin önünde buldular. Bu zatlar hadisleri nasil seçti? Imam Buhari hadisin zaptina iliskin esaslara en sadik kalandir. Hadisin kabul edilir, alinabilir olmasi noktasinda ravilerin birbiriyle bulusmus olmalarini sart görür ve alir. Bunun yaninda dogal olarak ravilerin birbirinin çagdasi olmasini sart kosar. Iste Sahih-i Buhari böyle bir süzgeçten geçerek olusmustur. Ikinci imam, Imam Müslim ise hadis aliminda biraz daha müsamahakar davranmistir. O ravilerin çagdas olmalariyla yetinmis birbiriyle bulusma sartini aramamistir. Müslim'deki hadis sayisi daha bir kabariktir. Diger kalan dördü ise sahih hadisleri içerdigi gibi, hasen, zayif ve mevzu hadisleri de içermektedir.

Yine de bu dördü Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inden daha dikkatli hazirlanmistir.

Ahmed bin Hanbel'in Müsned'i yaklasik 30.000 hadis içermektedir ki Muhammed Gazali bunlarin içinde asilsiz olanlarin varligindan kuskusu bulunmadigini söylemektedir.

Bu tür uydurma rivayetlere örnek olarak Muhammed Gazali sunlari söylüyor:

... Ibn-i Kesir, Ahmed bin Hanbel'in bu rivayetini tefsirine almistir. Oysa Ibn-i Kesir tefsiri, esere (rivayet ya da hadise) dayali tefsirlere kaynaklik eden bir tefsirdir. Bu tefsirde, Zürr'den gelen rivayete göre, Zürr diyor ki: Ubey bin Ka'b bana, "Ahzab suresini nasil (nereden) okuyorsun veya okudugun bu surenin ayet sayisi ne kadar?" diye sordu. Ben de, "73 ayet" dedim. O da "Asla, ben Ahzab suresini gördüm. Gördügüm kadariyla da, bu sure, Bakara suresine denk bir suredir..." dedi.

Bu, sakat bir sözdür. Yani yüce Allah, kirk sayfayi dolduran bir vahiy indirecek, sonra da bu vahiyden 34 sayfasini eksiltecek ya da kisacak, geriye sadece alti sayfalik bir vahiy birakacak öyle mi? Bu bir saçmaliktir. Keske rivayet edilmeseydi. Kaldi ki Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde hem önemsiz rivayetler, hem de atilmasi gereken uydurmalar vardir. Benim uyarim su noktada olacaktir: Kur'an'a iliskin gelen bilgilerin bu türden hikayelere ve saçmaliklara tahammülü yoktur.

Yine Müsned'de yedi harfle ilgili bir hadis vardir. Insanin bu hadise gülesi gelir. Nitekim cumhur ulema bu hadisi açikça reddetmistir. Fakat buna ragmen Imam Nevevi, Müslim serhinde ona yer vermis ve "Yedi harf içerisinde olmak üzere Kur'an-i Kerim'i okurken "Semian, Basiran (Isiten, Gören)" yerine, "Hakiman, Aliman (Hikmet Sahibidir, Herseyi Bilendir)" seklinde de okunabilir. Yeter ki azap ayeti yerine rahmet ayeti konmamis olsun" demistir.

Bu hikaye oldukça saçma ve bozuk bir hikayedir. Hatta yalan oldugunu söylemek için nakletmek bile dogru degildir. Fakat bütün bu mevzuat (uydurmalar), son vahyin kapsamina giren büyük tevatür topluluklarinin önünde hiçbir öneme sahip degildirler. Kur'an hafizlari o kadar çoktur ki bunlar ordular halinde Kur'an'i kalben, ezberden okuyup gelmislerdir. Dolayisiyla hirsizlama türünden olan bu türden hikayeler birtakim nevadir [az sayida] kitaplarda yer alsalar da bir degerleri yoktur. Alimler de bunlara hiç önem vermeden geçtiler. Bizim bunlari sunmamizin nedeni, Islamda hiçbir öneme haiz olmayan hadisleri nakledenler içindir.

Birbiriyle veya diger bazi ilmi ya da akli gerçeklerle uyusmaz gözüken rivayetlerin bazi muteber hadis kitaplarinda yer almis olmasina gelince, bu konuda dikkatten kaçirilmamasi gereken bir nokta bulunmaktadir. O da hadis tasnifcilerinin bir arsiv uzmani gibi arsivlemeye layik gördükleri her belgeyi, o belgeleri kendi uzmanliklari açisindan degerlendirecek arastirmacilara ulastirmayi esas almis olmalaridir. Bunun faydalari tartisilmamakla beraber bazi rivayetlerin temel kriterlerin bazisina basvurulmadan --mesela rivayetin Kur'an'daki kat'i bir delille çelismemesi-- alinmasi sahih hadislerin ve ona bagli olarak dinin bütünü üzerinde kuskular uyandirmaya çalisan düsmanlarin eline koz vermistir.

Sahih hadislerin sayisi olarak kesin bir rakam vermek mümkün degildir. Sahih adiyla telif edilmis hadis kitaplarinda bulunan hadisler ile diger sahih hadis kaynaklarindaki hadislerin toplami asagi yukari 20 bini bulur. Ancak unutulmamalidir ki, sahih, hasen ve zayif gibi terimlerle anilan hadisler hakkinda daima farkli görüs beyan edenler olabilir. Çünkü bu degerlendirmeler, arastirmaya dayali, nisbi degerlendirmelerdir. Bilgisayar teknolojisinden faydalanarak kendilerine "sahih" hükmü verilmis hadislerin sayimini yapmak mümkündür. Dahasi "sahih" hükmü verilen hadisler belli konu basliklari altinda topluca incelendiginde daha verimli bilgiler elde edilebilir.

Muhammed Gazali kitabinin Hadislerde Senet ve Metin kisminda Mustafa Siba-i'den hadislerde uydurmanin varligini gösteren delilleri söyle siraliyor:

Hadiste uydurma alametleri

  • Senedde uydurma alametleri:

    • Hadisi rivayet edenlerin yalancilikla taninan kimseler olmasi.

    • Uyduranin itiraf etmesi.

    • Ravinin kendisiyle bulustugu sabit olmayan bir hadis bilgininden rivayette bulunmasi, ya da hadis seyhinin ölümünden sonra ondan dinlemiscesine rivayette bulunmasi veya hadisi kendisinden dinledigini ileri sürdügü hadis aliminin bulundugu yere hiç gitmediginin sabit olmasi.

    • Bazen de hadis ravisinin durumundan ve ruhsal durumundan uydurma oldugu anlasilabilir. Mesela Yusuf bin Ömer et-Teymiden Hakimin tahric ettigi hadis "Yusuf bin Ömer diyor ki: Biz Sa'd b. Tarif'in yaninda idik, çocugu aglayarak mektepten geldi. Sa'd ogluna 'Neden agliyorsun?' deyince, o da 'Ögretmen beni dövdü' dedi. Bunun üzerine Sa'd, 'bugün kesinlikle onlari rezil edecegim' dedi ve ekledi, 'bana merfu olarak Ibn Abbas'tan Ikrime söyle aktardi: Çocuklarinizin ögretmenleri, sizin kötülerinizdir, onlar yetime karsi acimasiz, yoksullara karsi da oldukca kati yüreklidirler.'"

      Mesela un helvasi hadisi de buna baska bir örnektir: "Un helvasi bele kuvvet kazandirir." Bunu hadis diye uyduran kisi, un helvasi yapip satan Muhammed b. Haccac Mahai'dir.

  • Metinde uydurma alametleri:

    • Sözde zayiflik ve yavanlik.

    • Mana bozuklugu. Öyle ki hadiste sözü edilen seyler ulü-l elbaba [düsünebilenlere] aykiri düser. Bunun baska türlü yorumu yoktur. Genel hüküm ve ahlak kaidelerine aykiri düser. Ya da sehevi duygulari kamçilar veya uygun olmayan bir seye davet eder, çagristirir. His ve müsahedeye aykiridir. Ya da tarihte kesin olarak bildirilen bir gerçege aykiri birsey içerir veya Allah'in insan ve kainat hakkindaki kanununa aykiridir.

    • Tevil ve yorum kabul etmeksizin Kur'an'in açik ve kesin hükmüne aykiridir. Ya da mütevatir olan kesin sünnetin açik hükmüne muhaliftir. Veya Kur'an ve sünnetten alinan genel kurallara aykiridir.

    • Hadisin ravisinin asiri mezhep taassubuna sahip birisi olmasi ve muhtevanin ravinin mezhebini övmesi.

    • Hadisin içerdigi kapsam açisindan oldukça büyük bir kesim insan tarafindan aktarilagelmesi ve bunun oldukça yayginlik kazanmasi gerekirken, büyük bir topluluk içinde meydana geldigi söylenen olayin söhret bulmayip sadece bir tek kimse tarafindan rivayet edilmesi.

    • Hadisin küçük bir fiile ya da ise, oldukça büyük bir sevabi içermesi veya ufak bir hataya oldukça siddetli bir azap ya da ceza tehdidi yöneltilmesi.

Yukaridaki kriterlerden birine göre reddedilen hadise örnek vermek gerekirse: Aziz ve Celil olan yüce Allah'in Kitabinda kesin olarak bildirdigi gibi tüm alemin yaratilmasi alti günde tamamlanmistir. [YEVM kavramina bakarsaniz Kur'an'da yevmin sadece insan katindaki bir gün olmadigi bazi ayetlerde binlerce yillik süre için de kullanildigi görülür. --B. Ç.] Böyle kesin bir bilgi olmasina ragmen nasil olur da bir kimse dalginca davranir ve "yaratilan varliklar yedi günde yaratilmistir" diye hadis rivayet edebilir? Sonra da kalkilip herkesin bildigi Kur'an gerçeginden oldukça uzak bir sekilde yaratilis olayi etrafli ve detayli anlatilacak, olacak sey degil!...

Imam Müslim, Imam Nesai ve daha baska hadis imamlarinin Ebu Hureyre'den (R. A.) rivayetlerine göre, Ebu Hureyre Rasulüllahin söyle buyurduklarini aktarmistir. "Allah topragi (yeri) cumartesi günü yaratti. Ondaki daglari pazar günü yaratti. Agaçlari pazartesi günü yaratti. Hos karsilanmayan seyleri sali günü yaratti. Nuru ve aydinligi çarsamba günü yaratti. Canlilari da yeryüzüne persembe günü dagitip yaydi. Hz. Adem'i de cuma günü ikindiden sonra, ikindi vaktiyle gece vakti arasindaki bir zamanda yaratti." --Müslim, Münafikun:27; Ahmet bin Hanbel, 2/327

Bu tür örneklere, bir elin parmagini geçmese bile, en saglam hadis kaynaklarindan birincisi Buhari'de dahi rastlamak mümkündür. Peki birtakim sebeplerden dolayi bazi ahad hadisleri reddeden birisi hakkindaki durum nedir? Küfürle itham edilebilir mi? Hadisin gelisinde, yani vurudunda kesinlik veya zannilik ölçüsünü açiga kavusturmak için ilim adamlarinin tevatür ve ahad [tek] ile tespit ettikleri kurallari açiklamamiz gerekir.

Alimler sünneti ikiye (bazilari üçe) ayirmislardir: (a) Tevatür yoluyla bize kadar ulasanlar; (b) ahad yoluyla bize kadar gelenler. Tevatürün tanimi söyledir: Bu tür haberleri bildiren raviler sayica o kadar fazladir ki, dogal olarak bunlarin bir araya gelip ayni konuda yalan söylemek üzere anlasmalari muhaldir, imkansizdir. Ancak tevatür haberde, bu çogunluk hemen her tabakada, yani isin basinda da, ortasinda da ve sonunda da sürmeli ve bu, gerçeklesmis olmalidir. Hepsinin de ayni olayi Hz. Peygamberden rivayet etmeleri, sonra tipki bunlar gibi, bunlardan rivayet edenlerin de sayica oldukça çok olmasi ve bunun bize ulasana dek ayni çogunlugu sürdürerek gelmesidir. Usül alimlerinden biri söyle der: "Mütevatir haber, bir rivayetin Hz. Peygamberden (A. S.) sana ulasmasinda arada hiçbir kopuklugun bulunmamasidir. Bu rivayet neredeyse görülüp duyulur hale gelmeli, bu kesin kaniyi vermelidir. Mesela: Kur'an-i Kerim'in bize ulasmasi, bes vakit namaz, namazlarin rekat sayisi, zekat miktarlari gibi... Bunlar mütevatirdir, inkari da küfürdür." Gelen haber (hadis) tekrar yoluyla veya --bazi tabakalarinda da olsa-- rivayetcilerin sayisinin azalmasiyla gelmisse böyle bir haberin Rasulüllahtan bize kesin olarak ulastigi söylenemeyecegi gibi, bu tür bir haber mütevatir de olamaz. Bu tür haberlere "Ahad" haber denir. Çünkü haberin Hz.Peygambere (A. S.) ulasmasinda bir süphe vardir. Dolayisiyla böyle bir haber yakin ifade etmez.

Yusuf el-Kardavi de Ihtilaflar Karsisinda Islami Tavir isimli kitabinda ahad bir hadisi reddeden kimsenin hiçbir alim ve fakihce tekfir edilmedigini söyleyerek, eger bir ahad hadisi reddeden hiçbir delile sahip olmadan reddediyorsa hakkinda söylenebilecek en agir sözün bid'at veya sapiklikla nitelemek oldugunu belirtiyor. Konuyla ilgili verdigi örnekler de söyle:

Ehl-i sünnet alimleri; cennette Allah'in görülecegini ifade eden meshur hadisler, peygamber efendimize sihir yapilmasi olayini hikaye eden hadisler... vb. birçok sahih hadisi inkar eden haricileri ve mutezileyi bundan dolayi tekfir etmemislerdir. Ibn-i Kuteybe Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis adli kitabinda bu hadisleri ele almis ve elestirilere cevap vermistir.

Baskalarinin sahih gordügü bir hadisi, kendisi sahih görmedigi için reddeden nice alimler vardir. Cerh ve ta'dilde Imam Yahya b. Main; Buhari ve Müslim'in kitaplarinda naklettikleri "sadakanin farzlari" ile ilgili hadisleri kabul etmemistir. Müminlerin annesi Hz. Ayse'nin de Kur'an'in zahirine muhalif gördügü bazi hadisler hakkinda özel görüsleri vardir. O, bu hadisleri dinleyen sahabeleri, Allah Rasülünden iyi dinlememek ve hadisi alis hususunda dikkatli olmamak gibi suçlarla itham ederek reddetmistir. Bu duruma örnek su hadisler verilebilir:

"Ölüye, ardindan ailesinin aglamasi nedeniyle azap edilir." O birden fazla sahabenin rivayet ettigi bu hadisi "hiç kimse baskasinin günahini yüklenmez" (En'am:164) ayetiyle çelisik görmüstür. Allah Rasulünün Bedir kuyusu basinda dikilerek kuyuya gömülmüs Kureys'in ileri gelenlerine isimleriyle seslendigini ifade eden hadisi de "sen kabirde olanlara isittiremezsin" (Fatir:22) ayetine aykiri görüyordu. Buna karsin ne sahabelerden, ne de sonraki nesillerden hiçkimse müminlerin annesi Hz. Ayse'yi (R. A.) dinindeki ve yakinindeki bir zayiflikla, ya da zevcesi Allah Rasulünün sünnetini reddetmekle suçlamadi, kötülemedi.

Bir harami ya da farzi isbat etmede, ahad hadisin baslibasina bagimsiz bir delil olup olmadigi konusunda alimler farkli görüsler ortaya koymuslardir.

Imam Safii ve ona bagli olanlar, namaz, oruç, hacc ve zekat gibi ameli hükümleri inkar edenlerin kafir olacagini, fakat ilahiyat (yüce Allah) ile ilgili seyleri, risaletlerle ilgili hususlari, ahiretle ve gayblerle ilgili (mesela Mehdi hadisleri) haberleri içeren ilmi hükümleri inkar edenler olursa bu kimselerin küfre girmeyeceklerini söylerler. Çünkü Ahkam-i Ilmiye denen meseleler, ancak Allah'in Kitabindan veya Rasulünün mütevatir sünnetinden (hadis) kesin bir delil ile sabit olur.

Hanefiler ve onlara tabi olanlarsa ahad olan hadisin bir farzin ya da haramin ortaya konmasinda basli basina bagimsiz bir delil olamayacagini, bu vacip ister ameli anlamda bir farz olsun, ister ilmi anlamda bir farz olsun farketmeyecegini savunurlar. (Hanefi imamlarinin bu görüsüne ragmen ilmihal kitaplarinda midye-istakoz yenilmesinin haram kilinmasi nedir acep? Hatta bu konuda hadis de yok.) Buna göre, ahad bir hadisle gelen bilgiyi inkar edenlerin kafir sayilamayacaklarini söylerler. Nitekim Hanefi fikhi usulcüleri bunu benimsemislerdir (Hadis ekolünü temsil eden bazi Hanbelilerin, basta rey ekolünü temsil eden Ebu Hanife'yi tekzip etmelerinin sebebi bu belki de). Pezdevi der ki: "Ahad hadisle yakin (kesin) bilginin elde edilebilecegi iddiasi batildir, geçersizdir. Çünkü ahad haber kuskusuz ihtimallidir. Bir yerde ihtimal varsa, orada yakin bilgi olamaz."

Imam Satibi de el Muvefekat kitabinda su görüse yer veriyor: "Sünnet, bir farzi ve harami kendi basina isbata yetkili degildir. Sünnetin görevi, Kur'an'in genel olan lafzini tahsis etmek, mutlak olani takyid etmek kapali olani açiklamaktir sadece. Bu hususlarin da mutlaka mütevatir hadislere dayanmalari gerekir. Yoksa ahad hadis bu hususta geçerli delil olamaz."

Selman-i Farisi'den Hz. Peygamberin söyle dedigi rivayet edilir: "Helal Allah'in Kitabinda helal kildigi seydir. Haram da Allah'in Kitabinda haram kildigidir. Hakk'in sükut ettigi, bir sey söylemedigi ise sizin için

Hadis-i Şerif Lugatı

Hadîs Âlimi (Muhaddis):
Hadîs-i şerîf sahasında mütehassıs kimse. Çok sayıda hadîs toplayıp, senet ve metinleriyle ezberleyen, râvilerin cerh ve ta'dîl (güvenilir olup olmadıkları) noktasından durumlarını bilen, bu ilimde ihtisas kazanıp kitaplar yazmış olan âlim. Muhaddisin çoğulu muhaddisîn'dir.

Hadîs İmâmı:
Üç yüz binden çok hadîs-i şerîfi, râvîleri (rivâyet edenleri, nakledenleri) ile birlikte bilen büyük hadis âlimi. Buna, hadîs müctehidi de denir.

Hadîs-i Âhâd:
Hep bir kimse tarafından rivâyet edilen, bildirilen, müsned-i muttasıl (Resûlullah efendimize varıncaya kadar, rivâyet edenlerden yâni nakledenlerden hiçbiri noksan olmayan) hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Âmm:
Herkes için söylenmiş hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Cibrîl:
Peygamber efendimiz Eshâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil aleyhisselâmın insan sûretinde gelip; İslâm'ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf.

Hadîs-i Garîb:
Yalnız bir kişinin bildirdiği sahîh hadîs. Yahut, aradaki râvîlerden (nakledenlerden) birine, bir hadîs âliminin muhâlefet ettiği hadîs.

Hadîs-i Hâs:
Bir kimse için söylenmiş hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Hasen:
Bildirenler (râvîler) sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hâfızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Kavî:
Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir âyet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Kudsî:
Mânâsı, Allahü teâlâ tarafından, kelimeleri ise, Resûl-i ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem tarafından olan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i kudsîleri söylerken, Peygamber efendimizi bir nûr kaplardı ve bu, hâlinden belli olurdu. (Abdülhak Dehlevî)

Hadîs-i Maktû':
Söyleyenleri (râvîleri), Tâbiîn-i kirâmakadar bilinip, Tâbiîn'den rivâyet olunan hadîs-i şerîfler. Tâbiîn'den rivâyet edilen, bildirilen maktû' hadîslerin sonraki râvîleri (nakledenleri) Ehl-i sünnet âlimlerinden iseler, bunlar hakîkaten hadîs-i maktû'dur. Mevdû sanmamalıdır. (İbn-i Kudâme-Buhârî)

Hadîs-i Mensûh:
Peygamber efendimiz tarafından ilk zamanda söylenip, sonra değiştirilen hadîsler.

Hadîs-i Merdûd:
Mânâsı olmayan ve rivâyet şartlarını taşımayan söz.

Hadîs-i Meşhûr:
İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mevdû:
Bir hadîs imâmının şartlarına uymayan hadîs-i şerîfler. Bir müctehid (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkaran âlim), bir hadîsin sahîh (doğru) olması için, lüzûm gördüğü şartları taşımıyan bir hadîs için; "Benim mezhebimin usûlünün kâidelerine göre mevdûdur" der. Yoksa; "Resûlullah'ın sallallah ü aleyhi ve sellem sözü değildir" demez. (Dâvûd-ül-Karsî)

Hadîs-i Mevkûf:
Eshâb-ı kirâma kadar râvîleri (nakledenleri) hep bildirilip, sahâbî olan râvînin, Resûl-i ekremden işittim demeyip, böyle buyurmuş dediği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mevsûl:
Sahâbînin (Resûlullah efendimizin arkadaşları); "Resûlullah'tan işittim, böyle buyurdu" diyerek haber verdiği hadîs-i şerîfler. Bunda, Resûl-i ekreme kadar rivâyet edenlerin hiç birinde kesinti olmaz.

Hadîs-i Muddarib:
Kitab yazanlara, çeşitli yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Muhkem:
Te'vîle (yoruma, açıklamağa) muhtaç olmayan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mu'allak:
Baştan bir veya birkaç râvîsi(rivâyet edeni, nakledeni) veya hiçbir râvîsi belli olmayan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Munfasıl:
Aradaki râvîlerden (nakledenlerden), birden ziyâdesi (fazlası) unutulmuş olan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müfterâ:
Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbiyle inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri. Ehl-i sünnet âlimleri (Resûlullah efendimiz, dört halîfesinin ve ashâbının arkadaşlarının yolunda olan âlimler), müfterâ hadîsleri aramış, bulmuş ve ayırmışlardır. Din büyüklerinin kitablarında böyle sözlerden hiçbiri yoktur.

Hadîs-i Mürsel:
Sahâbe-i kirâmın ismi söylenmeyip, Tâbiîn'den (Sahâbeyi görenlerden) birinin, doğruca Resûl-i ekrem buyurdu ki dediği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müsned-i Münkatı':
Sahâbîden başka bir veya birkaç râvîsi (nakledeni) bildirilmeyen hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müsned-i Muttasıl:
Peygamber efendimize kadar râvîlerden (nakledenlerden) hiçbiri noksan olmayan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müstefîz (Müstefîd):
Söyleyenleri üçten çok olan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müteşâbîh:
Te'vîle (açıklamaya, yorumlamaya) muhtâç olan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mütevâtir:
Bir çok Sahâbînin Peygamber efendimizden ve başka bir çok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitâba yazılıncaya kadar, böyle pek çok kimsenin haber verdiği hadîs-i şerîfler. Mütevâtir hadîsleri rivâyet edenlerin yalan üzerinde sözbirliği yapmaları müm kün değildir. Hadîs-i mütevâtire muhakkak inanmak ve bildirilenleri yapmak lâzımdır. İnanmayan kâfir olur, îmânı gider. (İbn-i Âbidîn)

Hadîs-i Nâsih:
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.

Hadîs-i Sahîh:
Âdil ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i muttasıl (Resûl-i ekreme kadar, rivâyet edenlerin hepsi tam olup noksan bulunmayan), mütevâtir (bir çok sahâbînin rivâyet ettiği) ve meşhûr (önceleri bir kişi bildirmişken, sonraları şöhret bulan) hadîsler.

Hadîs-i Şâz:
Bir kimsenin, bir hadîs âliminden işittim dediği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i şâzlar kabûl edilir, fakat sened (vesîka) olamazlar. Âlim denilen kimse meşhûr bir zât değilse, kabûl olunmazlar.

Hadîs-i Zaîf:
Sahîh ve hasen olmayan hadîs-i şerîfler. Zaîf hadîsi bildirenlerden birinin hâfızası, adâleti gevşek olur veya îtikâdında (inancında) şübhe bulunur. Zaîf hadîslere göre fazla ibâdet yapılır; fakat ictihâdda bunlara dayanılmaz.

 MEVKUF ve MAKTU' HADİSLER ZAYIF HADİSLERDEN MİDİR ?
Mevkuf sözüyle, sahabeden rivayet edilen söz, fiil ve takrirler kastedilmektedir.
Mevkuf hadislerin içinde de zayıf olanları vardır. Fakat bu zayıflık hadisin mevkuf oluşundan gelmemektedir. Diğer bir ifadeyle mevkuf olduğu için zayıf değildir; bilakis bu zayıflık hadisteki şaz, illet, ıztırab gibi durumlardan meydana gelmektedir. Yoksa mevkuf hadise de, isnad ve metinlerine bakarak, Rasulüllah (as)'a ref ' edilen hadisler gibi sahih, hasen, zayıf demek mümkündür.
(Ref': Hadisi, isnadını Hz.Peygamber (as)'e kadar ulaştırıp merfu' olarak rivayet etmeye denir).
Maktu' hadis ise, tabiinden rivayet edilen söz, fiil ve takrirlerdir. Maktu' -isnadının ve metninin durumuna göre- sahih, hasen, zayıf sıfatlarından birini alabilir, Maktu'un sahih ve hasen oluşu, değil Rasulü Ekrem (as)'den, sahabeden alındığı manasına dahi gelmez; aksine bizzat tabiinden rivayet edildiği anlaşılır. Bunlardan sadece büyük sahabilerle aynı çağda yaşamak bahtiyarlığına eren Said b. el-Müseyyeb , eş-Şa'bi , en-Nehai ve Mesruk gibi büyük tabiilerin maktu'larıyla ihticac etmemiz caiz olur.

ZAYIF HADİSLERİN RİVAYETİ ve ONLARLA AMEL ETME MESELESİ
Şu noktada hiç şüphe yoktur ki, -din nazarında- zayıf rivayetler ne şer'i (şeriatle ilgili) bir hüküm, ne de ahlaki bir fazilet için kaynak olur; zira zan, gerçekten hiçbir şey ifade etmez. Fezail (faziletler) de ahkam (hükümler) gibi dinin esas prensiplerindendir. Binaenaleyh bu prensipleri çürük bir temel üzerine, paramparça olacağı bir uçurum kenarına bina etmek doğru olamaz.
Zaten gerek şer'i ahkam ve gerekse fezail babında (bahsinde) elimizde, başkasına lüzum bırakmayacak kadar çok sahih ve hasen hadis vardır
 

                                                            USULÜ'L-HADİS

Kabul ve red yönünden hadisin sened ve metnini inceleyen ilim dalı.

Hadis ilmi temelde rivayetu'l-hadis ve. dirayetu'l-hadis diye iki ana bilim dalına ayrılmaktadır. Rivayetü'l-hadis ilmi, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in söz, fiil, takrir ve hallerini; bunların zabt edilip usulüne uygun olarak sonraki nesillere nakledilmelerini (rivayetlerini) konu edinen hadis ilim dalıdır.

Mustalahu'l-hadis ve usûlü'l-hadis diye de isimlendirilen dirayetü'l-hadis ilmi, "Sened ve metnin durumlarını anlamaya imkan veren kaideler ilmi" olarak tarif edilmektedir. Bu tariften açıkça anlaşılacağı gibi dirayetü'l-hadis ilmi, genel ve teorik kaideler vaz ederek râvî, rivayet ve merviyy konularının tetkik ve tenkidine zemin hazırlamaktadır. Bu ilim edebiyatı da prensipler edebiyatı demektir (İsmail Lütfü Çakan, Hadis Edebiyatı, İstanbul 1985, 162).

Zaten usûl, aslın çoğulu olarak, asıllar, kökler, kaynaklar anlamındadır. Terim olarak da yol, yöntem, kaide, düzen ve metod anlamlarına gelen usül, bir ilmin asıl mevzuundan önce öğrenilmesi gereken esaslar, prensipler, başlangıç bilgileri ve teknikleri demektir. Böyle olunca, hadis usûlü, hadis ilminin dayandığı prensipler, hadis metodolojisi anlamına gelmektedir. Hadis usulcüleri denilince de hadis ilminin dirayete dayanan prensipler bölümü (usuliyyat) ile meşgul olan âlimler (usûliyyun) akla gelir.

Dirayetü'l-hadis ilmi ve dolayısıyla hadis usûlü edebiyatı da temellerini, rivayetü'l-hadis ilmi ve edebiyatı gibi ashab-ı kiramın hadis nakli ve rivayetinde gösterdikleri titizlik, araştırma (tesebbüt-taharri) ve denetim faaliyetlerinde bulmaktadır. Ashabın üst seviyede bir dikkat ve titizliğe sahip olmaları yanında, birbirlerinden duydukları hadisleri daha iyi bilenden tahkik etmekten de geri kalmadıkları bilinmektedir. Hz. Aişe'nin yirmi kadar sahabînin rivayetlerini tashih ettiğine dair hadisleri Bedreddin ez-Zerkeşî "el-Icabe" adlı eserde toplamış bulunmaktadır. Öte yandan Hatib Bağdadî de hadis öğrenmek ve bildikleri hadisleri kontrol etmek için uzun yolculuklara çıkan sahabîleri "er-Rihle fı talebi'l-hadis" adlı eserinde tanıtmaktadır.

Ashab ile başlayan bu araştırma ve tetkik gayretleri, dirayetü'l-hadise ait kaidelerin şekillenmesine zemin hazırlamıştır. Tebliğ görevi ve Hz. Peygamber'e yalan isnad etmeme dikkati, hadis ilmine dair tüm faaliyetlerin temelinde yatan gerçek olmanın yanında, hadis usûlünün, en erken bir dönemden itibaren uygulama alanına intikalini de gerçekleştirmiş olan asıl sebeptir. Ancak hadis usûlüne dair edebiyatı müstakil hüviyetleri ile rivayetü'l-hadis edebiyatından daha sonraki bir dönemde bulabilmekteyiz (İsmail Lütfü Çakan, a.g.e., 162).

Hadis metinlerinin hadis kitaplarında bir araya getirilmesi, temelde "sahih" hadisleri tesbit amacından kaynaklanmaktaydı. Bu tesbit çalışmaları da belli kaidelere göre yapılıyordu. Bazıları kabul edilirken bir kısmı da güvenilir bulunmuyor ve reddediliyordu. Ne var ki bu tesbit, red ve kabullere esas teşkil eden kaideler (usûl) belli kitaplarda toplanmış değildi. Kaidelerin biliniyor ve uygulanıyor olması yeterli görülmekteydi. Hadis metinlerinin bu uygulanan canlı kaidelere göre tesbitinden sonra, geleceğin araştırıcılarına hadis edebiyatının hangi kaidelere göre oluşturulduğunu anlatma görevi de yerine getirilirdi. Nitekim bu da geciktirilmemiş, Kütüb-i Sitte dönemini takip eden yıllarda usül edebiyatı da müstakil mahsullerini vermiştir.

Ancak yine bu arada hatırlanması uygun olan bir durum söz konusudur. O da -müstakilen olmasa bile- bazı hadis usûlü kaideleri daha önceki kaidelere ait eserlerde yer almıştır. Meselâ İmam Şafiî'nin er-Risale'si, Ahmed b. Hanbel'in, kendisine sorulan suallere verdiği cevaplar, Müslim'in Sahih'ine yazdığı mukaddime, Ebu Davud'un Mekkelilere yazdığı mektup, Tirmizî'nin Cami'i ve sonundaki Kitabu'l-İlel'i bu konuda ilk anda sayılabilecek eserlerdir. Yine Buharî'nin üç Tarih'i cerh ve ta'dil bilgilerinin değerlendirilmeleri de hadis usûlü kaidelerinin alt kaynaklarıdır (İsmail Lütfi Çakan, a.g.e., 162).

Hadis usûlü konusunda müstakilen vücûda getirilmiş eserleri şöyle bir sırayla ele almak mümkündür.

1- Ebu Muhammed el-Hasen b. Abdirrahman b. Hallâd er-Ramehurmuzî'nin "el-Muhaddisu'l Fasıl Beyne'r-Ravi ve'l-Vai" adlı eseri.

2- el-Hakim Ebu Abdillah en-Neysâburî'nin "Ma'rifetu Ulumi'l Hadis"i.

3- Ebu Nuaymel-Isfehanî'nin "el-Müstahrec"i.

4- el-Hatib Ebu Bekir el-Bağdadî'nin "el-Kifaye fi İlmî'r-Rivaye"si.

5- Kadı Iyaz'ın "el-İlma' ilâ Ma'rifeti Usûli'r-Rivaye ve Takyidi's-Sema" adlı eseri.

6- Ebu Hafs Ömer b. Abdülmecid el-Meyancî'nin "Ma'la Yeseu'l Muhaddise Cehlûhu" adlı risalesi.

7- İbn Salah'ın "Ulumu'l-hadis"i ve bu eseri ihtisar etmiş olan müelliflerden,

a) en-Nevevî'nin "et-Takrib ve'tTeysir"i

b) İbn Kesir'in "İhtısâru Ulumi'lHadis"i ve

c) İbn Hacer'in "Nuhbetu'l-Fiker fi Müstalahi Ehli'l-Eser"i son derece önemli eserlerdendir.

8- Suyutî'nin "Tedribu'r-Râvî fi Şerhi Takribi'n-Nevevî" adlı eseri.

9- Cemaleddin el-Kasimî'nin "Kavâîdu't-Tahdis" ve

10- Tahir el-Cezâirî'nin "Tevcihu'n-Nazar ilâ Usuli'l-Eser" isimli kitapları hadis usûlü kitaplarının başta gelenleridir.

Hiç şüphesiz hadis usûlü kitapları bunlardan ibaret değildir. Zaman içerisinde hadis usulü meseleleri, te'lif, ihtisar, şerh, nazım şeklinde telif olunan geniş kapsamlı kitaplardan incelemeye ve tetkike çalışılmıştır. Özellikle H. XIV. asır başlarından itibaren İslâm dünyasında yeniden canlanan hadis usûlü çalışmaları giderek müsbet yönde gelişmektedir. Hadis usûlü konusunda yazılmış olan eserler, bize her şeyden önce Müslümanların sağlam ve sahih hadis metinlerine sahip olmak için göstermiş oldukları fevkalade ilmî ciddiyetin ölçüsünü göstermektedir. Hadise ve hadisle ilgili bilinmesi gereken konulara Müslümanlar burada görüldüğü gibi büyük önem atfetmişlerdir. İlmî ve tarihî hakikatın böyle olmasına rağmen bazı yazarların, âlimlerin hadise gereken önemi vermedikleri şeklindeki iddialarının vakıayla bağdaşmayan gayr-i ciddi sözlerden olduğu da açıkça anlaşılmaktadır.Sabahattin YILDIRIM

1. Sahih Hadislerin Sayısı Ne Kadardır?

Sahih hadislerin sayısı hakkında kesin bir rakam vermek mümkün değildir. Sahih adıyla telif edilmiş hadis kitaplarında bulunan hadisler ile diğer sahih hadis kaynaklarındaki hadislerin toplamı aşağı-yukarı yirmi bini bulur. Ancak unutulmamalıdır ki, sahih, hasen ve zayıf gibi terimlerle anılan hadisler hakkında daima farklı görüş beyan edenler olabilir. Çünkü bu değerlendirmeler, araştırmaya dayalı nisbî değerlendirmelerdir. Günümüzün bilgisayar teknolojisinden yararlanılarak kendilerine "sahih" hükmü verilmiş hadislerin bir sayımını yapmak mümkündür. Önümüzdeki yıllar, muhtemelen bu konuda belli rakamlara ulaşmamızı mümkün kılacaktır.

2. Sahih Hadisler Sadece Kütüb-i Sitte'de mi Bulunur?

Hadisler çoğu kere, "bu, Kütüb-i Sitte'de var mı?" veya "Buharî bunu nakletmiş mi?" yahut da "Müslim'in kitabında geçiyor mu?" cümleleriyle araştırılmaktadır. Bu tür sorular, aslında, sahih hadislerin sadece Kütüb-i Sitte'de veya Buharî ve Müslim'in el-Cami'u's-sahîh'lerinde bulunduğu, bunların dışındaki hadis kitaplarına güvenilemeyeceği kanaatından kaynaklanmaktadır. Bu, çoğu kişinin her şeyi Kur'an'da aramasına benzemektedir. Yeterli din kültürü almamış kimseler, dinî bir esas kendilerine hatırlatılınca hemen "bu Kur'an'da var mı?" diye itiraz anlamında sorular sorarlar. Her şeyi Kur'an'da aramak nasıl hatalı bir tutum ise, hadis diye duyulan her sözü de mutlaka Buharî ya da Müslim'de bulmaya çalışmak, yahut Kütüb-i Sitte'de görmek istemek de en azından o kadar hatalıdır. Güvenilir her hadisin mutlaka Buharî ve Müslim'de olması lazım geldiği düşüncesinden vazgeçilmelidir. Zira Buharî de Müslim de "bütün sahih hadisleri toplamak" amacıyla kitaplarını tasnif etmiş değillerdir. Kitaplarına aldıklarının kendilerine göre "sahih" olmasına dikkat etmişler, fakat bütün sahihleri toplamak gibi bir çalışma içine girmemişlerdir.

Buharî ve Müslim dışında hatta Kütüb-i Sitte dışında kalan diğer hadis kitaplarında da sahih hadisler bulunmaktadır. Şu kadar var ki alimler, Buharî ve Müslim'in her ikisinin birden kitabına aldığı (müttefakun aleyh) hadisleri, en güvenilir sahih hadisler olarak kabul etmişlerdir.

3. Şerhsiz Hadis Okumak Doğru mudur?

Kur'an'ı ve dolayısıyla İslam'ı Sünnet'e müracaat etmeden anlamak ve yaşamak ne kadar mümkünse, şerhlere baş vurmadan hadis okumak suretiyle İslam'ı anlayıp yorumlamak da ancak o kadar mümkündür. Çoğu yerde insan, kendi anlayışının yetersizliği sebebiyle sıkıntıya düşebilir. Bu sebeple, kısa da olsa şerh ihtiva eden eserlerden hadis okumak, başlangıçta doğacak anlayış hatalarını önleyecektir.

Memleketimizde uzunca bir süreden beri, sadece tercümesi ile halkımıza sunulmuş bulunan Riyazü's-salihin'in, çok okunan bir hadis kitabı olarak, tatmin edici bir şerhinin bulunmaması büyük bir boşluk doğurmaktaydı. Son yıllarda yoğunlaşan ilgi ve ihtiyacı dikkate alarak, elinizdeki bu tercüme ve şerhi gerçekleştirmeye çalıştık.

Bu çalışmamızla necip milletimizin sünnet bilgi ve kültürüne bir katkıda bulunabilirsek, gerçekten mutlu olacağız. Zira biz, sünnetteki yorumuyla Kur'an'ı ve İslam'ı kavramak ve yaşamakla iyi müslüman olunacağına inanmaktayız. Bunun yolu da hadis kitaplarımızdan yararlanmaktır.

Geçmişte İslam alimleri hadis metinlerini büyük hacimli ve belli tertiplere sahip kitaplarda toplamışlar, böylece ümmetin istifadesine sunmuşlardır. Özellikle hicrî ilk üç-dört asır bu tür çalışmaların yoğunlaştığı asırlardır. Daha sonraki dönemlerde, bu hacimli hadis kitaplarından seçmeler yapılmak suretiyle farklı tertip ve muhtevada hadis kitapları meydana getirilmiştir. Hadis kültürü bakımından kendisine çok şey borçlu olduğumuz İmam Nevevî ve onun Riyazü's-salihîn adlı eseri bu alanda müstesna bir yere ve kıymete sahip bulunmaktadır

                                                               ...::: www.islamustundur.com :::...