Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans'ının Oluşumu

 

Konuyla alakalı diğer yazılara,  " Avrupa'nın üzerine doğan İslam güneşi, Kuran ve bilim ,  İslam'da bilim , Müslüman bilim öncüleri , İslam felsefesinin özgünlüğü " başlıklı yazılardan ulaşabilirsiniz.

 

 "Batıda yaşayan Hıristiyan ve Yahudi bili m adamları İslam bilim tarihinin hemen bütün klasik eserlerinin başta Latince ve İbranice olmak üzere, daha X. ve özellikle de XI. yüzyıldan itibaren XVIII. yüzyıla kadar kendi dillerine çevirdiler., üzerlerinde yeni araştırmalar yaparak  bir batı bilim tarihi oluşturdular. Batılılar bu tür çalışmaları sayesinde , XVIII. yüzyıldan itibaren İslam memleketlerini siyasi ve ekonomik olarak istila etmeye başladılar." ( Prof  Mehmet Bayraktar, İslam'da bilim ve teknoloji tarihi, s. 262)

 

"Müslüman bilim adamlarının, Optik, cerrahi, astronomi ve matematik alanındaki çalışmaları 16 ve 17 yüzyılda ortaya çıkan bilim devriminin temellerini teşkil edecektir." (  Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı , s. 54)


"Batı, İslam bilim ve teknolojisinden ve hatta sanatından çok şey öğrenmiştir." ( Jack goody, Avrupa'da İslam damgası, s. 23)  "Müslümanlar ortaçağ bilim ve Tıpta büyük ilerlemeler sağlanmıştır. ( s. 33) İlim ve icatlar Avrupa'da, özellikle de İspanya'da, Müslümanlar vasıtasıyla yayılmıştır. ( s. 60)   Toledo'nun 1085'teki düşmesi ile buradaki bilimin çoğu batı Avrupa'ya taşınmıştır. ( s. 88, 91) Batı Avrupa'daki ilmi canlanma Rönesans'tan çok önce başlamış olup, bu canlanma Müslümanlara ve onların yaptıkları çevirileri çok şey borçludur. ( s. 89) Tercümeler özellikle astronomi ve astroloji alanında daha yoğun yapılmıştır. Kopernik, yapılan astronomi çevirilerinden etkilenmiştir. ( s. 89) Simya, adında da anlaşılacağı üzere batıya, Müslümanlar tarafından nakledilmiştir. Simya ilmi, İslam biliminin Rönesans öncesi dönemde ortaçağ Avrupa'sı üzerindeki muazzam etkisine tanıklık etmektedir.( s. 90) Batı Avrupa'nın on birinci yüzyıl'daki üretilen dahiyane icatlarının, Arapların işgal ettikleri topraklara ihraç ettikleri teknolojinin kullanılması neticesinde gerçekleştiği düşünülmektedir. ( s. 94) Bilginin yakın Doğu'dan Avrupa'ya nakli, esas itibariyle Müslümanlar vasıtasıyla meydana gelmiştir. ( s. 116) Batıda Hıristiyanlık ile İslam arasındaki karşıtlık, İslam'ın Avrupa kültürüne yaptığı katkıların küçümsenmesine neden olmuştur. Avrupalı bilgiler öteden beri Rönesans'ın Arapların klasik kaynaklardan yaptıkları çevirilere çok şey borçlu olduğunu kabul etmişlerdir."  (s. 169)

"Müslüman Bilginler, eklipliğin açısını, dünyanın büyüklüğünü ve ekinoksun presesyonunu ölçmüş, optik ve fizik alanında ışığın kırılmasını, yer çekimini izah etmiş, gözlemevleri kurmuş, yeni ilaçlar keşfetmiş, staj sistemi oluşturmuş, yeni hijyen anlayışları geliştirmiş, cerrahi aletleri, narkozu ve cerrahi bilimini geliştirmiş, yeni aşılama tarzları ortaya koymuş, toprak işleme tekniklerini geliştirmiş, denizcilik bilimini ileriye taşımışlardır. Kimya alanında da, bir çok yeni kimyasal maddeleri keşfetmişlerdir." ( M. K. Nakosteen ve J. S. Szyliowicz, History of education, 18/16-17)
 

"Akıl ve vahiy arasındaki taban tabana zıtlık iddiası, kesinlikle yapay bir zıtlıktır." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi,s. 151) "Endülüs; Karanlık çağ denilen devirdeki Hıristiyan Avrupa orada ışık bulmuş ve bilgi kandillerini Endülüs'ün büyük üniversitelerinde yakmışlardı." ( s. 289)

 

"İslam felsefesinin batıya girişi ile beraber Rönesans başlamıştır." ( Profesör Hüseyin Karaman, İslam Felsefesi Tarihi, s. 192-194)
 

 

 

 

                                              İslam biliminin Rönesans'a etkileri

Yazar, İslam medeniyetinin Rönesans'a etkisini, devamlı gelişme gösteren ve en dinamik bilim dallarından biri olan astroloji ilminden hareketle (s. 173,174) delilleriyle ele alır ve Batlamyus'tan başlayan ve Kopernik'e dek uzanan yolculuğu örnekleri ile açıklar.

Yazar Gökbilim disiplini şablon olarak kullanıldı

Önsöz
Türkçe baskıya yaptığı önsözünde yazar, "19. yüzyıldan beri kendini tekrarlayan ve İslam bilimsel geleneğinin Abbasi halifeleri ile onların Persli çalışanları arasındaki etkileşim sayesinde doğduğunu iddia eden birinci görüş ile, erken İslam bilimsel ve tarihsel kaynakların kanıtlarını ciddiye almak şeklindeki ikinci görüş arasında bir seçim yapacak olsam, Fihrist yazarı İbn-i Nedim tarafında olmayı yeğlerim" der. (s. 8)

Yazar, Kopernik'in çalışmalarıyla, daha önce yapılan çalışmalar arasındaki benzerliklere dikkat çeker ve Kopernik'in, Arap kaynaklarında hala korunmakta olan fikirler ve matematiksel teknikleri, kendi çalışmalarına dahil etmeye çalışırken yaptığı hataları ve benzerlikleri ortaya çıkardığını söyler. İbni Şâtır'ın ay modeli gibi tıpatıp çözümler, Tûsi'nin çifte bağı ve Şâtır'ın Merkül modelini benimsemesi gibi örnekleri sıralar ve, İslam biliminin Rönesans'tan sonra bile Avrupa'nın bilimsel geleneğini önemli ölçüde etkilediğini belirtir. (s. 9)

1. Bölüm: İslam bilimsel geleneği
Klasik anlatı, İslam medeniyetinin bir çöl medeniyeti olduğu varsayımı ile başlar. Bu medeniyet daha ileri, eski medeniyetler ile temas ettiği zaman, bilimsel düşünce geliştirmeye başlamıştır. Bu antik medeniyetler: Grek-Helen, Sasani ve Hint Medeniyetleridir. Bu iddiaya göre, Abbasilerin ilk döneminde İslam Bilim ve felsefesi altın çağını yaşamış, bir çeviri süreci ile antik medeniyetlerin ürettiği tüm bilimsel ve felsefi metinler İslam medeniyetinin bünyesine katılmıştır. Bu da, klasik anlatıya göre, aslında antik Yunan bilimlerinin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değildir. 
Hiç kimse, İslam bilginlerinin yeni bir bilim tarzı ortaya çıkarmış olabileceğini, Yunan biliminin aslında yetersiz, eksik, çelişkilerle dolu olduğunun da farkına varamamıştır. (s. 16) Bu iddiaya göre Avrupa, Arapların bilimsel malzemesine gereksinim duymamıştır. Rönesans ise, İslam bilimsel malzemesinin bilinçli bir biçimde atlanıp, tüm bilim ve felsefenin başlangıcını Grek-Roman mirası ile açıklanmaya çalışılmıştır. (s. 17) Halbuki, Bizans topraklarında klasik Yunan bilimsel metinleri , kitapları dolaşımda değildi. 800'lü yıllar Bizans dönemi, bizzat Bizanslıların kendileri tarafından, "önemsiz izler" dönemi, "karanlık Çağlar" dönemi gibi ifadelerle tanımlanmış ( W. Treadgold, T. Gregory, A. Jones) böyle bir dönemin, başka bir medeniyete etkisi ne kadar olabilirdi? Zaten Bizans bilimi daha çok astronomi değil astroloji ile ilgiliydi ve bu konudaki bilgilerde, " zayıf ve etkisiz" idi. (s. 19) Çevirmenlerin aradığı Yunan metinleri üretebilecek Bizans veya İran bilginlerinin varlığını belgelendirilemeyen kişiler, birkaç Bizans şehrinde klasik Yunan metinlerinin saklanmış olduğunu düşünüyorlardı. (s. 20) Antakya'da, Harran'da veya Cundişapur'daki Süryanilere ait bilgiler, klasik Yunan bilimsel metinleri ayarında değillerdi. (s. 21) Halbuki başkentleri bile o bilimsel metinlere sahip değilken, daha az önemli olan merkezlerde, temasa geçtikleri yabancı kültürleri önemli oranda etkileyecek bilgilerin var olduğunu ileri sürmek gerçekci midir? (s. 22) Devletin resmi politikasının, "felsefeyi bastırmak" olduğu tarihi bir gerçek iken, bu iddianın, Yunan biliminin Arap topraklarına taşınmasını anlatamayacağı açıkça ortadadır. (s. 23)

Batlamyus'un Elmecisti'sini çevirmiş olan Haccac bin Matar, Arapça çevirinin özgün Yunancasındaki hataları düzeltmiştir. Haccac'a teknik terimleri ve bu kitabın hatalarını düzeltmeye kim öğretmiştir?  (s. 32) Harezmi, 2. derece denklemlerinde yeni bir cebir disiplinini oluşturmuştur ve bu Yunan kaynaklarının çevirisinden önce olmuştur. Harizmi'ye bunları kim öğretmiştir? Yunan bilimsel metinleri çevrilirken, Hey'e gibi, yunanlılarda olmayan özgün bir bilim dalının oluşması çarpıcıdır. Tüm bunlar, ilk kez çeviri yapmaya başlayan insanlar için olanak dışıdır. (s. 33)

Klasik Yunan bilimsel metinleri, zamanın Arap bilimlerinin ortamına kolaylıkla kaynaştırılabiliyor ve böylece çeviri süreci aynı zamanda yaratıcı bir sürece dönüştürülüyordu. Habeş el Hasib'in, trigonometri ve matematik projeksiyon alanında kaydettiği şaşırtıcı ilerlemeler, Hint ve Yunan kaynaklarında bilinenin de ötesine geçmişti. Habeş, düzlem-küresel usturlapların projeksiyon tasarımını yapmıştır bu projeksiyonlar daha  eski medeniyetler tarafından bilinmiyordu. Bu ilk nesil, Hint rakam sistemini o denli geliştirmiştir ki, Şam'da Uklidisi'nin metninde, ondalık virgül ile ondalık kesirlerin ilk kez ortaya çıktığını görürüz. (s. 34) Özetle, yeni bir cebir ve trigonometri ve Hey'e, yeni projeksiyonlar, Hint rakamlarının girişi, ondalık kesirlerin gelişmesi gibi sonuçların, o alanda daha önceden çalışma yapılmadan, aynı anda ortaya çıkması olanaksızdır. (s. 35)

Bilimsel aletler hiç yoktan yaratılamaz, normal koşullarda bu özellikler hep birden, aynı anda değil, zaman içinde, yavaş bir tarzda gelişir. Haccac, Harizmi ve Habeş gibi bilginlerin, Yunan ve Hint kaynaklarında yer alan gözlem sonuçlarını kontrol etmeyi üstlenmişler, bu alanlarda çok önceden çalışmalar yapmışlar, ekliptik eğikliğinin, Batlamyus'un belirttiği gibi 23;51,20 veya Hint kaynaklarında belirtildiği gibi 24,48 değil, 9. yüzyılın ilk yarısında saptandığı gibi, 23;30 olduğu gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar, ilk kez gözlem yapan deneyimsiz gökbilimcilerin çabaları ile elde edilemez.(s. 35) Devinim parametresinin değerinin 66 yılda bir derece olarak tanımlanması veya solar denklemin veya solar apoje hareketinin değerlerinin tanımlanması, deneyimsiz gök bilimciler tarafından gerçekleştirilemez. Uzun süre bu gözlem yöntemlerini kullanmış, hassas çalışmış, aletler üzerinde düşünülmüş olması gerekir. Bir de bunlara, Muhammed bin Musa bin Şakir ve kardeşleri Ahmet ile Hasan'ın, gök bilimine Yunan gözlemsel ve kuramsal yaklaşımlarının eleştirisini ekleyin! Metinleri ilk kez çevirmek için çabalayan kimseler, böyle bir olgunluğa varmış olamazlar. (s. 36)

Özetle, yazara göre, Yunan metinlerinin çevirilerinden önce de bilimsel çalışmalar yapılmakta idi ve bu bilimsel çalışmalar Rönesans'ın temelini de oluşturmuştur.

Avrupa Rönesans'ının, İslam dünyasından bağımsız olarak ortaya çıktığını ileri sürenler, 10. yüzyıldan 15 yüzyıla kadar Arapçadan Yunancaya (Bizans Yunancasına) yapılan çeviriler yolu ile, bilimsel fikir akışını açıklayamamaktadırlar. Neugebauer, Pingree, Tihon ve meslektaşlarının ve en son Mavroudi'nin bağımsız çalışmaları olmasa, kimse İslam ve Bizans dünyaları arasında, beklenenin tam tersi yönde zengin bir bilimsel alışveriş olduğunu bilmeyecekti. Sorunlardan biri, Avrupa Rönesans'ının dış etkilerden bağımsız olduğu üzerinde ısrar edilmesidir. (s. 39) İslam dünyasından Avrupa'ya matematik teoremlerinin aktarımını görmezden gelirsek, bu teoremlerin Latin Rönesans metinlerinde, aniden ortaya çıkışını açıklayamayız. İslam dünyasındaki gökbilimcilerin birkaç yüzyıl o teoremleri kullandıklarını da biliyoruz. (s. 40)

Bar Hebraeus'un eserini düzenleyip çeviren oryantalist François Nau, Arap gök bilimsel devriminden epey etkilenmişti. Ama Nau eseri çevirirken, "ayın kürelerinin doğası" ile ilintili olan "tuhaf şeyleri" anlayamamıştı. Bu şeyler aslında, Batlamyus'un gök bilimine olan itirazların listeleri idi ve bu eleştiri, Arap kaynaklarında 9. yüzyıldan beri listelenmiş ve sistemleştirilmişti.(s. 41) İbni Nefis, büyük Yunan hekimi Galen'in eserini kontrol etmek ve bu eserde bir tıp hatasına işaret etmek cesaretini göstermiştir. Galen, kanın kalpte temizlendiğini ileri sürmüştü. İbni Nefis, akciğerlerden geçerek temizliğini açıklamıştır. Ebubekir Er -Razi'nin ünlü kitabı, eş Şukuk ala Calinus'ta ( Galen hakkındaki kuşkular ) benzer eleştirel içerikler vardır. (s. 42)

2. Bölüm: İslam bilimsel geleneği

İslam bilimsel disiplinleri hakkında bildiklerimizin buzdağının henüz tepesi olduğunun farkındayım. (s. 44)  Rumlar Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra felsefeyi yasaklamışlar ve kitapları yakmışlardır. (s. 57)

10. yüzyıla kadar kilit altında tutulan ve Hıristiyan öğretisinin saldırısı altında olan bilimin, daha önce klasik savunulduğu gibi 'temasla' başka kültürlere taşınabilen, geçerli bir bilimsel gelenek oluşturması mümkün değildir. (s. 59) Kaynakların açıkça ortaya koyduğu gibi, Bizanslı kulların pirlerini aşıp, Bizans'ın kendisi tarafından bastırılacak yeni bir bilim yaratmaları mümkün değildir. Farabi'nin dediği gibi, felsefenin ancak İslam topraklarına geldiği zaman " özgürlüğüne kavuştuğu " görülür.  Kısaca, felsefenin ve bilginin Bizans'tan Arapçaya doğrudan aktarımı söz konusu değildir  (s. 60)

Bilimin, Bizans'ın topraklarında zayıf durumda olduğundan, Bizans ile temas sonucu İslam dünyasına aktarılmasının mümkün olmadığı görülür. Bilimin, İslam medeniyetine başka bir medeniyet ile 'doğal' bir temas sonucu gelmediğini, çünkü temas edilecek böyle bir medeniyetin var olmadığını görmemiz gerekir. Bütün olay, bilinçli bir elde etme süreci olduğu sonucuna rahatlıkla ulaşmaktayız. (s. 63) 10. Yüzyılın ortalarına kadar Bizans topraklarında filozoflara zulüm yapılmış, antik kitaplar kapalı tapınaklarda saklanmıştır. Yunan kaynaklarını okuyup, onları komşu İslam medeniyetine geçirebilecek derecede bilgi sahibi Bizanslılar olmadığı için de, klasik temas kuramının geçerli olamayacağı yeniden onaylanmıştır. (s. 66) Yunanlılar, cebiri Harezmi'nin ifadelendirdiği şekilde bilmiyorlardı. 'Divan' adı verilen bilim dalı geliştikçe, gelirler ile ilgili işlemler ve aritmetik işlemleri de gelişmiştir: Su dağıtımı, hendek kazılması, günlerin uzaması-kısalması, güneşin dönmesi, yıldızların yükselişi, üçgenin, karenin, poligonların yüzey ölçümleri, kemerler, su dolapları, hesaplar... divan ilminin detaylarındandı. (s. 71)

İlk zamanlarda Divan (hendese) bilen Farslılar, zamanla bu ilmi öğrenen Araplara makamlarını kaptırdılar. Bunun üzerine onlar da, daha ileri seviyede felsefe-bilim öğrenip, tekrar o makamları geri almışlardır. Çeviri hareketini de tetikleyen bu sosyal gerçekliktir. (s. 77-79, 83 ) Yunan bilimlerinin elde edilmesinin sadece bir kör kopyalama olmadığı, zamanın ihtiyaçlarını karşılamak için ayarlanmış olduğu görülmektedir. Çeviri hareketi daha üstün bir kültürün taklit edilmesi değildi, tersine kaynağında unutulmuş olan metinlerin dışarı çıkartılması idi. Bu klasik eserler, yıllarca mahzenlerde tutulmuş, ancak Bağdat'tan gelen talep üzerine dışarı çıkarılmış ve Bağdat'ta değerlendirilmiştir. 3. yüzyıl bilgini olan Eflatun, Aristo, Galen, Batlamyus... gibi filozofların isimleri, 9. yüzyılda Bağdat'ın hemen her evinde konuşulur isimler olmuşlardı. Çeviri ve Arap özgün bilimlerini oluşturma aynı anda yürümekte idi. Özgün bilgileri oluşturma etkinliği, ileri seviyeye metinlerin çevirmesinden önce başlamıştı ve bu etkinlik, çevirilerden yararlanılarak daha da ilerlemişti. Bu yüzden, Haccac bin Matar, Batlamyus'un eserini çevirirken dikkatlice okumuş ve hataları düzeltme ihtiyacını duymuştur. (s. 81) Çeviriler ile Yunan mirası yeniden değerlendirilmiş, cebir, trigonometri gibi yeni bilimler ortaya çıkarılmıştır. (s. 82) Abbasilerin ilk çevirmenlerinden olan Haccac bin Matar, Elmecisti'nin akıcı, teknik ve okunabilir ilk çevirisini yapan kişidir. Çevirilerde teknik terimlerin Arapça asıllarını kullanmıştır, demek ki, önceden o ilmi seviyeye ulaşılmıştı. (s. 83) Prof. Jacques Risler tarafından, 'Batıya Trigonometriyi öğreten adam' olarak tarif edilen Battani'de yazdığı 'Şerhu'l makalati'l erbai li-Batlamyus' adlı eserde Batlamyus'un hatalarını tek tek bulur ve onun trigonometri bilmediğini ispat eder. ( Ali Çankırılı, Batıda İlmi Skandallar, s. 41)

Yazarın ortaya attığı ve ispatladığı görüş, klasik anlatımdan çıkan sonuç; Yani, İslam Yunan bilimini aldı, korudu ve devretti iddiası yerine; Yunan bilimlerini almadan önce gelişmeye başladı, bu bilimler ile beraber gelişmeye devam etti ve ileri bir seviyeye kadar bilgiyi götürdü, şeklindedir.

3. Bölüm: Yunan bilimsel geleneği ile karşılaşma
Çevirilerin doğuda Hint ve Pers, batıda Helen topraklarından gelmesine rağmen öne geçen, Yunan klasik geleneği olmuştur. Yabancı bilimlerin ithalinin gerekliliğine ilk inananlar, Farsça konuşan toplum olduğu görülmektedir. (s. 88)

Batlamyus'un şu veya bu parametreyi yanlış ölçtüğünü hesaplamak ve bunu düzeltmek tehlikeli değildi, Yunan felsefesi metinlerinde geçtiği gibi, dünyanın sonsuz olduğunu söylemek dini çevrelerde anında sorun yaratabiliyordu. Haccac, Batlamyus'un eserlerini, düzelterek çevirmiştir. (s. 93) Batlamyus, 23. 51. 20 olarak tutulum çemberinin eğilim değeri bulmuşken, Bağdat'ta 9. yüzyılın başlarında yeni ölçümler sonucu bugün hala kullanılan 23.33 olarak değiştirilmiştir. Ayrıca, cihazlar geliştirilmiş, yeni yöntemler bulunmuş, solar apojenin 11 derece yer değiştirdiği keşfedilmişti. Bu ince gözlemleri yapacak bugün bile kullandığımız hassas değerleri saptayacak gökbilimciler eğitilmişti. Tüm bunlar, çevirmekte oldukları Yunan metinlerini henüz kavramaya başlayan acemiler tarafından bulunamazdı. (s. 95-97) Tûsi, görünen solar diskin, Batlamyus'un söylediği gibi sabit olmadığını, boyutunun değiştiğini keşfetmiştir. İbni Şâtır, güneşin hareketini anlatan bir matematik model geliştirmiştir. Düzeltmeler, yeni teknikler, yeni çözümler ve gelişmeler, Yunan bilimsel başyapıtlarına eleştirel bakışın sonucuydu. Mesela, Abdurrahman el Sufi, Suver el-kevakib el-Sabite adlı kitabını, Yunan geleneği ile uzun tartışmalar ve Batlamyus'un metnine karşıt fikirlerle doldurmuştur. Batlamyus'un eserindeki, güncellenmesi gereken alanlar, zamanın bilgilerine uyarlanmıştır. (s. 100) Çevirmenlerden, zaten Yunan geleneğine de yabancı olan alternatif trigonometrik alanın varlığını öğrenemezlerdi. Küresel sinüs kuramını keşfeden Tûsi, sinüs yerine tanjant fonksiyon kullanan başka bir dizilimi bu kurama ekler.  (s. 101) Kısaca Batlamyus'un Elmecisti metnine yapılan müdahalenin özeti; matematiksel güncelleme veya hataların düzeltilmesi değil, başta gökbilim olmak üzere, metinin bütünü ile yeniden yapılandırılması ve düzenlenmesi idi. Yeni şeyler eklenmiş, bazı kısımlar çıkartılmış, çelişkiler ayıklanmıştı. (s. 102) Yunan gökbilim geleneğindeki tutarsızlıkları fark eden İslam alimleri, zamanla bu konular hakkında kendi tezlerini yazmaya ve bunları; Şukûk ( kuşkular ) başlığı altındaki eserlerde toplamaya başlamışlardır. Müslüman alimlerin altyapıları, çevirilerden önce zaten vardı, çevirilerle beraber düzeltmeler de yapıldı ve sonra özgün kuramlar oluşturuldu ve yeni bilimsel teoriler İleri sürüldü. Cüzcani, el Biruni ve en son İbni Heysem, Batlamyus'un birçok eserindeki hataları bulmuşlardır. Mesela Heysem, hiçbir zaman Latinceye çevrilmemiş olan, el-Şukuk ala Batlamyus adındaki kitabında bu konuları açıklamıştır. (s. 108-109) Heysim'in oluşturduğu kavramlar, Yunan mirasını kınamakla kalmıyor, tutarlı bir bilimin temelini de atıyordu. (s. 112) Mesela İbni Heysem, "Batlamyus, bunları kavrayamamıştır veya doğalarını anlayamamıştır." diye eleştirmiştir. ( Şukûk, s. 63) Heysem'den sonraki gök bilimsel gelişmeler ve aynı zamanda ortaya atılmaya başlanan soruların, Avrupa Rönesans'ı zamanının soruları ile benzerliği dikkat çekicidir. (s. 119) Tûsi, Tezkire adlı eserinde, Batlamyus'a alternatif kendi modellerini sunar.  (s. 119, 121) Ehaveyn, el-Hafri, ve Gıyaseddin Mansur Şirazi ise, Batlamyus gök biliminin sorunlarını saymanın ötesinde çözüm önerileri de sunar. ( s. 112,124, 125, 168, 170) Ali Kuşçu ise, Batlamyus'un Merkür ile ilgili çıkmazına en zarif çözümlerden birini sunmuştur. (s. 123)

İslam gökbilim geleneği öyle bir olgunluğa erişmişti ki, daha önce düşünülmemiş konular ortaya atılabiliyor, yeni problemler, ilişkiler, kurumsal stratejiler üzerinde durulmaya biliyor, kendi modellerini sunuyorlardı. Bu tarz araştırmalar sadece gökbilim ile sınırlı kalmayıp, diğer bilim alanlarına da yayılmıştı. (s. 128) Yunan gökbilim geleneğinin en iyi temsilcisi olan Batlamyus, İslam medeniyetinde sadece korunmadı, aynı zamanda, baştan itibaren, sıkı bir eleştiriden de geçmiştir. Bizans ve Sasani kültürleri bilimsel incelikten yoksundu. Müslüman alimler sayesinde, Yunan klasik fikirleri çürütülme ve değiştirilme yolu ile yeniden dolaşıma girmişlerdir. (s. 132) Çevirisi yapılacak metinlerin bilinçli ve istekli seçimi, bu metinlerin kabul edilmesi veya reddedilmesi konusunu etkilemişti. (s. 133) Ebubekir er-Razi, Galen'in iddialarına itiraz etmiş, su çiçeği ile kızamık arasındaki farkı anlatmış; Abdüllatif El Bağdadi ise, "Gözlem her zaman sözcüklerden daha güçlüdür." diyerek gözlemin öneminin altını çizmiştir. (s. 135) İslam dünyasının bilim insanları, klasik Yunan bilimsel metinlerinde bir dizi hata saptadıktan ve kendi gözlemleri ile gördüklerine inanmaya başladıktan sonra güç toplanmışlardır. Bunun en iyi örneği, Razi ve Bağdadi'nin yaptıklarına benzer şekilde, İbni Nefis'in küçük kan dolaşımını bulmasıdır. Bilim insanları, Yunan geleneğinin hatalarını temizleyip,Yunan yazarlarının bilmediği alanlarda, kendi geleneklerini oluşturmuşlardır. Matematiği, fiziksel görüntüleri açıklamak için kullanan Hafri sayesinde bu disiplin ivme kazanmıştır. (s. 136)

4. Bölüm İslam gök bilimi kendini Açıklıyor: Kritik yenilikler
Müslümanlara özel, ilmi elhey'e, yani astronomi ilmi ile, fiziksel gerçekliğe aykırı olmayan matematik modelleri tanımlama yoluna gidilmiştir.  (s. 139)
Batlamyus gökbilimine İslam'ın yanıtları:
Alternatif bir gökbilim oluşturma: Batlamyus modellerinin yerine yenilerini oluşturma çabaları ciddi olarak 11. yüzyılda başladı.
 (s. 155) Batlamyus, gökbiliminin sorunlarını çözmek için, yeni kavramlar veya yeni matematik teoremleri türeten el-Urdi, Tûsi, Şirazi, Hafri, Şâtır gibi gökbilimcilerin çalışmaları daha sonra, Rönesans'ı da etkilemiştir. Tûsi bir teorem bulmuş, Kopernik ve Rönesans gökbilimcilerinin hepsi bu teoremi kullanmıştır. (s. 162) Noel Swerdlow: "Kopernik, Tûsi tarafından icat edilen ve kullanılan iki cihazdan birini kullanarak yörünge düzleminlerinin salınımını açıklamıştır." demektedir ( Noel, Commentariolus, s. 488) Kopernik, İbni Şâtır'ın ay modelinin aynısını kullandı ve Merkür'ün hareketini açıklamak için ibni Şâtır gibi Tûsi çifte bağı kullandı (s. 167) İthal edilen Yunan geleneğinin kusurlarını eleştiren, istidrak'ten Şukuk'a kadar bir dizi Arap metini yazıldı, ve sonunda Yunan gökbilim geleneğinin büyük bir reforma ihtiyaç duyduğu ortaya çıktı.  (s. 169) Batlamyus matematiğinin yeterli olmadığını fark etmek ve yenisini oluşturmak için 200 yıl geçmesi gerekiyordu. Urdi ve Tûsin'in çalışmaları bu konuda öncü oldu ve matematiği fiziksel görüngüleri açıklayacak bir dil olarak yeniden tanımlayan akım oluştu.  (s. 171) İslam gökbilimindeki gelişmeler, bu kültürün ne denli titiz ve özenli olduğunu ve bilimsel düşüncesini, gelişen tutarlılık ve kesinlik ölçütlerine göre nasıl kusursuzlaştırdığını bize göstermektedir.  (s. 172)

5. Bölüm: Din ve felsefe arasında bilim: Gökbilimin durumu
Gökbilimsel düşüncenin gelişmesi ile ihtiyaç haline gelen yeni matematiksel terimler ve yeni matematiksel teknikler oluşturulur. Yazar Gökbilim disiplini şablon olarak kullanıldı. (s. 174) Urdi, kitap al Hey'e , 27. sayfada şöyle der: "Astronominin konusu Allah'ın en inanılmaz eseri, en muhteşem oluşumu ve en iyi uygulamasıdır. Kanıtlar ise geometrik ve aritmetik; dolayısıyla kesin. Bu yolla zihin yüce Allah'ın varlığının tartışılmaz kanıtına sahip oluyor, yaratıcının muhteşemliğini, bilgeliğini ve gücünün enginliğini sergiliyor. Allah'ım! Yaratıcıların en büyüğü ve yücesi sensin." Tûsi, Batlamyus'un dilinin gökbilime aykırı olduğunu ilan etti. (s. 182) Galileo da, Tûsi çifte bağını kullanarak iki karşıt hareketin arasındaki duraksama fikrini çürütür. (s. 184)
Din ve gökbilim: Çoğu hey'e yazarının aynı zamanda tanınmış din bilgini olduğunu tahmin etmek zor değildir. (s. 186) Din sayesinde gelişen bilimlere örnek vermek gerekirse: Mikat, yani namaz zamanlarını belirleme ilmi sayesinde trigonometri kuralları gelişme göstermiştir. Trigonometrik fonksiyonlar, Yunan geleneğinde bilinmiyordu. Hint geleneğinden gelenler ise, problemi çözmek için yeterli değildi. Trigonometri sayesinde astronomide de ilerleme sağlanmıştır. (s. 187) Dinin sağlıklı bir bedene sahip olma vurgusu sonunda, tıp ile din uygulamaları arasındaki ilişkiyi geliştirmiştir. Galen'in, kalbin işleyişi ile ilgili olarak eleştiren ve sonunda kanın akciğer dolaşımını bulan ibni Nefis, aynı zamanda uygulamacı Şafii hukukçusu idi. Yeni gökbilim; Hey'e'yi özellikle astrolojiyi gökbilim alanının dışına atmak ve toplumun dini baskılarına yanıt vermek için oluşturulduğunu kabul ettiğimizde, gökbilimcilerin bilimsel ve dini işlevleri arasında yakın ilişkinin var olduğunu görürüz. (s. 188) E. S. Kennedy: "Düzlem ve küresel üçgen çalışması , (trigonometri ) aslında Arapça yazan bilim insanları tarafından yaratıldı ve bu ifadenin geçerli olduğu tek matematik dalı budur." demektedir. (Sciences, 327-344) Kopernik, ibni Şâtır'ın üst gezegen modelini kullanmıştır. (s. 190) Gökbilim, Aristo kozmolojisine ilk önce kuşkuyla bakmış sonrada dini otorite tarafından kabul görecek şekilde kendini yeniden yapılandırılmıştır. Bu ilişki, Avrupa'daki bilim ve din arasındaki çatışmanın Tersine çok sağlıklı idi. İslam toplumunda din ve bilim arasında bir çatışma yoktur. (s. 191)

İslam bilimi ve Rönesans avrupası :
Kopernik bağlantısı
Kopernik'in yaptığı şey, İbn-i Şâtır'ın modellerini almak, güneşi sabit tutmak ve yerküre ile onu merkez almış tüm gezegenleri, güneşin çevresinde döndürmektir. Bizans gökbilimcilerinin kullandıkları teknik terminoloji, Yunan metinlerinden çok Arap kaynaklarında benzemektedir. Bu da bizi Bizans gökbiliminin İslam gökbilimine olan bağımlılığını anlatmaktadır.  (s. 194) Arap ve Pers metinleri, 200 yüzyıl kadar Bizans-Yunan metinlerinde iyice benimsendikten sonra ancak Avrupa'ya taşınmıştır. İslam dünyasından Avrupa'ya aktarılan bilgi, Rönesans bilimini etkilemiştir. (s. 195)  Kennedy'nin öğrencisi, Victor Robert, Isis'te yayınladığı makalesinin başlığı şöyledir: İbni Şâtır'ın güneş ve ay kuramı: Kopernik öncesi Kopernik modeli. (Isis, 48; 428-432) Bu buluş, doğal olarak bilim dünyasını alt üst etmişti. Yaygın inanış, Rönesans biliminin yoktan yaratılmış olduğu idi, yine bu inanışa göre Rönesans biliminin klasik Yunan kaynaklarından esinlendiği ama İslam kaynakları ile hiçbir ilgisi olmadığı idi.  (s. 196) Neugebauer, Tûsi çifte bağının matematiksel kanıtına, Tûsi'nin Tezkere'sinde rastlanmıştır. (s. 198) Tûsi, 1247'de ve 1260'da daha önce hiç bir Yunan kaynağında görülmeyen yeni bir teorem sunduğunu biliyordu. Kopernik ise, aynı teoremi 1543'te çok benzer bir kanıtla açıklamıştır. (s. 200) Kopernik, üst gezegenler için İbni Şâtır'ın modelini kullanmıştı, ama bu sefer evrenin merkezi güneş kaydırılmıştı. (s. 205) Kopernik'in ve İbni Şâtır'ın oluşturdukları matematik modelinde, Tûsi çifte bağı vardır. (s. 206) Swerdlow şöyle der: "Kopernik'in Merkür modeli, İbni Şâtır'ın modeli ile aynıdır." ( Commentariolus, sayfa 500) Kopernik, model ile Merkür'ün görünen hareketi arasındaki ilişkiyi bilmiyordu. Demek ki model kendi buluşu değildi, tam anlayamadan kopya etmiştir. Modelinin kaynağı İbni Şâtır'dır. (s. 504) Bu kanıtlar İslam dünyasından Rönesans dünyasına gökbilim fikirlerinin taşındığı iddiası güçlendirmektedir. (s. 209) Şunu biliyoruz ki, Arap gökbilimsel çalışmalarının sonuçları bir şekilde Kopernik'in teknik bilgi hazinesi ne girmişti. Kopernik'in Müslümanlardan aldığı bu bilgileri, kendi gökbilimini oluştururken özgürce ve bazen de Merkür örneğinde olduğu gibi tam anlamıyla anlayamadan kullanıyordu. Matematiksel ve gökbilimsel sonuçlar, Yunan kaynaklarına isyanı simgeliyordu. Bu eserler, Yunan düşüncesi yerine, Yunan düşüncesinin eleştirisini içeriyordu. ( s. 210) Artık Kopernik'in eserleri ile Tûsi ve İbni Şâtır'ın eserler arasındaki benzerlikleri saptayabiliyoruz. ( s. 211) Peki Kopernik bu kaynaklara nasıl ulaşmış olabilir? Vatikan kütüphanesinde, Gr. 211 kodlu bir Bizans Yunan el yazması ortaya çıkarıldı. Bu belgede, Tudi çifte bağının Yunan sürümü yer alıyordu. ( s. 213) Vatikan'da bulunan diğer bir eser (Arabo, 319) içinde Tûsi çifte bağının kanıtı bulunan, Nasireddin Tûsi'ye ait Tezkire'nin' bir kopyası bulunmaktadır. Bu belge Vatikan Kütüphanesine, Kopernik ile aynı dönemde yaşamış daha genç bir Fransız'dan, Guillaume Postel'den kalmıştı. Willy Hartner'in dediği, gibi bu belgelerin içeriğini bilen bir kişi, Kopernik'i, Arap gökbilimi ile ilgili bilgilendirmiştir. ( s. 216) Kopernik zamanında Avrupa kentlerindeki bilimin, İslam topraklarında ki ile aynı seviyede olması ilginçtir. 16. Yüzyıl ve erken 17. yüzyılda Rönesans insanının gökbilim başta olmak üzere Arap bilimini, klasik Yunan biliminin çok üstünde algıladığını söyleyebiliriz. Andreas Alpagus 15 yıl Şam'da yaşamış, Kopernik ile aynı bölgeyi paylaşmıştır. ( s. 219) Akdeniz üzerinden Kopernik'in eğitim gördüğü Kuzey İtalya kentlerine kitapların ve bilginlerin özgürce akışını göz önüne alırsak, Kopernik'e danışmanlık yapacak, onu eğiticek Poster gibi birçok insan olduğunu düşünebiliriz. ( s. 220) Cihazlar konusunda temaslar: Rönesans Avrupa'sında üretilen cihazlar ile İslam dünyasında üretilenler arasındaki yakın ilişkiyi gösteren örnekler çok sayıda mevcuttur. ( s. 220) Hollanda gibi Kuzey bölgelerinde, 16. yüzyıl sonuna doğru, İslami bilimsel cihazlara karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. ( s. 222) İslam topraklarından Avrupa kentlerine, kendi ülkelerinin bilimini götüren bilim insanları bulunmaktadır. Afrikalı Leo olarak da bilinen Hasan bin Muhammed İbni el Vezzan bunlardan biridir. Leo kopernik'in çağdaşıdır ve müthiş bir bilimsel bilgiye sahiptir. Oryantalist ve Kopernik'in çağdaşı olan Jean- Albert widmanstadt, Leo'nun öğrencisidir. Oryantalist Ambrosio Teseo ise, Kopernik'in biraz daha yaşlı bir çağdaşı, Arapça bilen bir bilgindir. ( s. 225) Rönesans dönemine kadar geçen zamanda bilim insanlarının kendileri Arabist oldular ve çeviriler yerine, doğrudan Arapça metinleri kullanmaya başladılar. Rönesans bilim insanları bilimsel etkinliklerdeki son gelişmeler için, Yunan klasik kaynaklar yerine İslam dünyasına bakıyorlardı. Bu durum, gökbilim ve tıp gibi sürekli yenilenmesi gereken deneysel alanlar için özellikle geçerliydi. ( s. 229) Yunan klasik geleneğinin yanıtlamaya çalıştığı sorunları, Arap kaynaklarının daha iyi çözdüğü artık görülebilmektedir. Kopernik gökbiliminin temel taşları: İslam bilimsel sonuçlarının, Kopernik'in çalışmalarından önce elde edilmiş olması ve fikirlerin doğudan batıya göç etmiş olması ile İslam dünyasındaki gökbilimcilerin ve bilim insanlarının, nesiller süren belgelenmiş çalışmaların ve Yunan düşüncesine olan itirazları, gerçek alternatifler üretimlerini göstermektedir. Bu bilgiler belgilendirildiği gibi, çoktan olgunlaştırılmışlardı da! Bu bilim, yeni matematik teoremleri oluşturacak kadar kendinden emindi. Vesalius'un: "Bu Araplar şimdi bize Yunanlılar kadar yakın"  ifadesi çok şey anlatmaktadır. ( s. 230)

Çöküş dönemi:
Gökbilimsel düşüncenin üretkenliği
Avrupa'da var olduğu iddia edilen bilim, din çatışması İslam medeniyetinde geçerli olmamıştır. Gazali sonrası dönemi için bile bu iddia doğru değildir. ( s. 240) Avrupa'daki tüm kraliyet makamları ve çevreleri, sömürgeleriden gelen altın, gümüş, bedava köle, işgücü ve doğal kaynaklarla doldu taştı. ( s. 247) Bilimsel çalışmaların hiçbir maliyeti yoktu çünkü, yatırım ile ilgili sermaye ve işgücü 'keşfedilmiş' sömürgelerden geliyordu. ( s. 248) Avrupa'daki bilimsel gelişmeler, yeni dünyanın 'keşfi' ile başlatılan dinamik zenginlik döngüsünün ürünüydü. Zenginlik bilimsel üretimi, bilimde daha fazla zenginliği getiriyordu.  Sürmekte olan sömürge döneminde, askeri gücün dünyayı boyun eğdirmek için kullanılması, Avrupa'da yarışı körükledi.  ( s. 249)

 

 

   

 

 

 

İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans'ının Oluşumu
        Prof. Dr. George Saliba