Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Hz Adem'den itibaren gelen dinin adı İslam'dır.

                                                   İslam tüm dinlerin özü, ortak adıdır

 T. Dursun neden dinsiz olmuş? T. Dursun  İncil ve Tevrat' ı okuduktan sonra, Kuran'daki pek çok ayetin bu kitaplardan kopya edildiğine kanaat etmiştir ve sonunda da ateist olmuştur.

 

 Öncelikle T. Dursun’un  bu iddiasında samimi olduğunu kabul etmemiz için, Kur’an’ı da hiç okumadığını düşünmemiz gerekir. Çünkü Kur’an’ın birçok ayeti zaten bu benzerlikten bahseder, hatta tahrifleri dışında bu kitapları onayladığını belirtir. Böyle bir iddiada bulunmasını,  uzmanı (!) olduğunu iddia ettiği kitabı bile anlamamış olduğunun itirafı olarak kabul etmek gerekir. Çünkü Kuran bizzat tüm peygamber ve kitapların aynı kaynaktan gönderildiğini, mesajların içeriklerinin aynı olduğunu bizlere bildirir.

 İslam, Hz. Muhammed ile başlayan dinin adı değil; son peygamberi Hz. Muhammed olan dinin adıdır! İslam, Hz Adem'den ile başlamış ve son peygamberi/tebliğcisi efendimiz Hz. Muhammed olan dindir.

  " İslam tarihi kitaplarında yazarlar, Hz Adem'den peygamberimiz dönemine kadarki dönemleri, haberleri konu edinirler." ( Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 118)

  “ İslam Hz Adem’den  itibaren gelen dinin ortak adıdır.” Biz Müslümanlar tüm peygamberlere inanırız çünkü hepsini Allah, aynı emir ve yasaklarla göndermiştir. Zamanla bozulan kitaplar farklı gibi gözükse de hala hepsinde ilahi kaynağın izleri mevcuttur. Biz Müslümanlar, Tevrat,Zebur ve incilin  bozulmamış haline inanırız. Eğer bu kitaplara ve peygamberlerine  iman etmezsek ( kabul etmezsek)  İslam’dan çıkarız. İlginçtir Yahudi ve Hıristiyanlar ise bizim peygamberlerimizi  kabul edince  kendi dinlerinden çıkarlar. Yahudiler İsa aleyhisselamı peygamber kabul etmez, Yahudi ve Hıristiyanlar Hz. Muhammed'i peygamber kabul etmez, biz onların dahil tüm peygamberlere iman ederiz, birini inkar etsek dinden çıkarız.

   Daha Kuran'ın ilk sayfasını açınca şu ayet karşımıza çıkar: " Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler." (Bakara, 4)

    " O, sana Kitabı Hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti. (Ki onlar) Bundan önce insanlar için bir hidayetti." ( Âl-i İmrân: 3-4 );  "De ki: ben peygamberlerin ilki değilim. " ( Ahkâf: 9); "İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi). Yoksa Ya’kub’a ölüm geldigi zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Ya’kub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, Ismail ve Ishak’in ilâhi olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuşuzdur, dediler. Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz." (Bakara: 130- 134); "Muhammed, Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur." (Ahzab, 40); "Allah’ın elçisi ve müminler, rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. "O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız" ve "İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş sanadır" dediler." ( Bakara, 285)

   "De ki: Şüphesiz ki Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O müşriklerden değildi." ( Ahkaf, 161); "Resulüm! Sonra da sana: “Doğruya yönelen İbrahim’in dinine uy! O müşriklerden değildi.” diye vahyettik." ( Nahl, 123)

   "İşte o peygamberler, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Şu halde onların rehberliğine uy!" ( En'am, 90); "Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim." ( Ali- İmran, 50) ; " (Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur’an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır." ( Fatır, 31) ; "Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik." ( Ahkaf, 30)

  De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” (Ali İmran: 84),  “İbrahim, ne Yahudi idi, ne Hıristiyan'dı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslüman'dı.” ( Ali İmran: 67) , “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi 'Müslümanlar' olarak isimlendirdi. “ ( Hac:78) Bakara: 128, 131, 132, 133. ayetler de İbrahim (as)’ın İslam üzere olduğunu bildirir. Şura:13, Ali İmran: 95, Nisa: 163, Yusuf:38, Hac:78, Ahzâb:7, Sâd: 45, Hadid: 26, A’la:18-19… vb bir çok ayet İslam’ın ilk insandan itibaren gelen dinin adı olduğunu bize bildirir. Bu ve benzeri bir çok ayeti anlamayan T. Dursun, bir de İslam’ı bildiğini iddia edip karşısına rakip aradığını ilave ederek hava basar.

     Peygamberimiz de: “Biz peygamberler baba bir kardeşleriz, hepimizin dini birdir."  Buyurmuşlardır. (Buharî, "Enbiya", 48) Ayrıca, "Benimle benden önceki diğer peygamberlerin durumu mükemmel ve güzel bir ev yapan fakat sadece köşelerinin birinde bir kerpiçlik yeri boş bırakan bir adama benzer. Halk, evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve o eksikliği görüp 'Bu boşluğa bir kerpiç konulmayacak mı?' der. İşte ben bu kerpiçim, ben peygamberlerin sonuncusuyum." (Buhârî, Menakıb 18) hadisi de aynı konunun altını çizer.

    Allah-u Teala ilk insan aynı zamanda ilk peygamber olan Hz. Adem’e, onun ve çocuklarının dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları için, ahirette cennete gidebilme sebepleri olacak bazı kuralları sayfalar halinde ( 10 sahife) indirir. Aradan insanlar zamanlar geçer. İnsanlar bu kuralları bozar, unuturlar. Kullarına daima şefkatli olan Allah-u Teala sayfalar halinde Hz. Şit’e (50 sayfa), Hz. İdris’e (30 sayfa), Hz. İbrahim’e (10 sahife) dünya ve ahiret huzurunu sağlayacak kurallar gönderir. İnsanlar her defasında bunları bozar, sapıtır, ahlaksız, zalim bir toplum olurlar. Allah-u Teala insanlar çoğalıp sayıları ve sorunları artınca onlara olan rahmet ve şefkatinden dolayı bu defa sayfa değil kitap gönderir. İnsanlar dünyada mutlu olsunlar, ahirette cehennemden kurtulsunlar diye Allah ( cc) Hz. Musa’ya Tevrat’ı indirir. İçinde toplumsal hayat, İman, İbadet, geçmiş toplulukların ibretlik hikayeleri vardır. Ama insanlar zamanla bu kuralları bozar tahrif eder, yok ederler. Allah-u Teala kullarına yine kitap, yine peygamberler gönderir. Allah mutlaka her topluma peygamber göndermiş, iyiyi kötüden ayırt ettirecek kıstasları onlara bildirmiştir. Nahl: 36:" Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik ",  Kasas: 59: " Peygamber göndermedikçe, yaptıkları kötülüklerden dolayı o memleketleri helak edici değiliz."   Mümin, 78: " Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var." 

   Tevrat’ın bozulmasından sonra Allah-u Teala Hz. Davut’a Zebur’u indirir. İçerisinde ilahiler, dualar vardır. Aradan zaman, insan, mekânlar geçer. İnsanlar Zebur’u da bozar. Allah-u Teala yine kitap gönderir. Hz. İsa’ya İncil’i indirir. İçinde ahlaki kurallar vardır fakat insanlar kısa süre içinde bunu da bozar, tahrif ederler ve 571 yılına gelinir.

    Allah-u Teala tüm zaman ve toplumlara indirdiği kuralların hepsini birden Kur’an-ı Kerim de toplar ve Hz. Muhammed’e gönderir. İçinde toplumsal hayat, ibadet, ahlak, iktisat, dua, tevhit, kıssalar... vardır. Hz. Adem, Musa, İsa, Davud’a... gönderilen kuralların tümü, güncel halleri ile artık tek bir kitaptadır. Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala’nın “Kur'an'ı kesinlikle Biz indirdik, elbette onu yine Biz koruyacağız" ( Hicr: 9 ) taahhüdü bulunmaktadır. Kıyamette yaklaşmıştır. Kur’an asla bozulmayacaktır. Tüm resullere indirilen kuralların hepsi Kur’an-ı Kerim’de biz Müslümanlara bildirilmiştir. O nedenle bizler tüm resul ve kitaplara inanmak zorundayız. Çünkü onlar aynı Allah’ın kurallarıdır ve aynı kurallar bizlere bildirilmiştir. Kısaca Hz. Adem’in kuralları da Hz. Musa, Hz. Muhammed’in kuralları da aynıdır. Eskiden o kurallara Yahudilik- Hıristiyanlık deniyordu, şimdi ise İslamiyet. Ama kurallar, ilahi mesaj ve o mesajın sahibi aynıdır, ortaktır. Peygamberler, kitap isimleri ve dinlerin adları faklı olsa da öz, mesaj hep aynıdır.

 

Hz Musa (as) : Tevrat = Bozulmadan önce “ İman, ibadet, toplumsal hayatla”  ilgisi kuralları açıklardı.

Hz. İsa (as) :      İncil   =  Bozulmadan önce “ Ahlak “ ile ilgisi kuralları açıklardı.

Hz. Davud (as) :Zebur=  Bozulmadan önce “ Dua “ ilgisi örnekleri içerirdi.

Hz Muhammed (sav): Kuran “ Bozulmayan, şu anki İncil- Tevrat- Zebur’la bir benzerliği bulunmadan asıl ve güncellenmiş halleri ile “ iman, ibadet, ahlak, toplumsal hayat “ ile ilgili kuralları açıklar.

 

   Allah-u Teala bütün insanlara aynı kuralları (İslâmiyet’i) emretmiş, bu kurallar Kur’an gelene kadar insanlar tarafından devamlı bozulmuştur. Kıyamet yaklaştığı için Kur’an-ı Kerim Allah tarafından koruma altına alınmıştır ve içindeki tüm resullere indirilen kuralların ana hatları ve yeni duruma göre yenilenen hükümleri ile tamamı, bozulmadan kıyamete tek de baki kalacaktır. Şimdi tüm dinlerin özünün İslam olduğuna dair delillere bakalım.

   Allah-u Teala her topluluğa mutlaka bir peygamber indirmiştir: "Hiç bir ümmet yoktur ki onlara uyarıcı gelmemiş olsun." (Fatır:24) İlahi mesajın ulaşmadığı hiç bir kavim, topluluk yoktur. Kızılderililerden, Çinlilere, zencilerden, beyazlara. Putperest veya politeist ( Çok tanrılı) dinlerin kökenine baktığımızda hepsinde ilahi mesajın bozulmamış kırıntılarını görmek mümkündür.

    Yahudiler domuz eti yemezler, faiz ve kumar onlarda da yasaktır, takke takarlar , cumartesi günü toplu ibadet yaparlar . Hıristiyan papazlar oruç tutar, tekke takar, cübbe giyer, kutsal su ile – Sadece ellerini daldırıp çıkararak abdest alırlar, namazı ise terk etmişlerdir - pazar günü toplanırlar. Hıristiyan rahibeler tesettürlü gezerler.

  Kızılderililer tanrılarına büyük ruh derler: Adem (as)'a   üflenen ( Hicr: 29 ) ilahi ruh'un  aslı, çoğu, büyüğü  Yüce Yaratıcıdadır. Demek ki Kızılderililere de bir peygamber gelmiş, onlara “Çamurdan yaratılan ilk insana yaratıcının kendi ruhundan üflediği anlatılmış”, yerli kabileler zamanla bir çok şeyi unutup totemlere tapmaya başlasalar da üflenen ruhun aslının yaratıcı olduğunun idraki ile O’na “Büyük Ruh” adını vermişlerdir. Kızılderili atasözlerinden örneklerle devam edelim: Büyük ruhun her birimizin içinde olduğunu fark ettiğinde barış sağlanır.”: Kaf, 16: “Allah şah damarından daha yakındır.” “Sevgiyi tanıdığında, yaratıcıyı da tanırsın.” Atasözü el-Vedud sıfatının yansıması değil midir? “ Ulu ruhun kelimeleri, çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.” Sözü, İbrahim, 24: “ Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir.” Ayeti ile paralel değil midir?

  Afrika’da Mau kabilesi " Tek olan doğmamış ve doğrulmamış, eşi benzeri olmayan, her şeyi bilen, işiten güçlü bir tanrıya " inanırlar : İhlas suresinin tamamen aynısıdır bu içerik. Tabii zamanla bozulan bu inanca zamanla., o tanrı kızınca yıldırımları dünyaya gönderir gibi eklemeler de yapılmıştır

  Güneydoğu Avustralya ilkel kabileleri  arasında yaptığı  araştırmalarda Wilhelm Schmidt, insanların, ahlaki edebe uyup uymadıklarını denetleyen ve gökte bulunduğuna inanılan yüce bir tanrı kavramına her yerde rastlandığını tespit etmiştir. Başka bir ekolden olan araştırmacı  A. Schmidt ise bu yüce varlığın merhametli, lütuf sahibi olarak tasavvur edildiğini ve gökte varlığını sürdürdüğüne inandıklarını ortaya koymuştur. 

 Orta Asya'daki  Türkler öldükten sonra dirilmeye, ruha, tek tanrıya  inanırlardı. Hindu  tanrılarının   pek çok kolu ve gözü vardır, yani Basîr ve Kadîr olan Allah her şeyi görür ve O’nun her şeye gücü ulaşır.  Fakat zamanla Allah’tan gelen mesajlar insanlarca bozulmuş ve asli özelliklerini kaybetmişlerdir.

 

                                                         

 

   Bazılarının iddia ettiği gibi: Kuran’da olan bazı bilgiler  Tevrat ve İncil’de de aynen vardır, o halde (Haşa) Muhammed Kuran’ı Tevrat-İncile bakarak yazdı iftirasının cevabı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Hepsi aynı kaynaktan (Yüce Yaratıcıdan ) gelmektedir, Tevrat-İncil bozulduğu, değiştirildiği için Kur’an’a zıt , ondan farklı görünürler , bozulmayan yerler ise Kuran’la aynıdır, çünkü Allah’ü Teala hep aynı kuralları insanlara emretmiş ve yasaklamıştır. Zaten tevhit inancı başta, hurafe, batıl inançlar, ırkçılıktan uzak, bilimle iç içe ayetler bozulan diğer kitaplardan en büyük farkı ortaya koymaktadır.

 Oryantalist Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim adlı eserinde konu hakkında şunları yazar: Necran kabilesi hariç Yemen Müslümanlığı kabul eder. Bu başarı, yaydığı dinin bütün peygamberlerce yayılan dine uygun olması, en saf ahlaki öğretileri içine almasına bağlıdır.  (s. 31) Hz Muhammed hiçbir zaman yeni bir dinin kurucusu olduğunu söylememiştir. Buna karşılık Hz İbrahim’in dinini diriltip yaşattığını ve bunun kendisine vahyolunduğunu bildirir. Kuran’ın biricik amacı Yahudi ve Hıristiyanların bozup değiştirdiği kutsal levhaları düzeltmektir. (s. 47, 92) Hz İsa’da Musa’nın dinini diriltmeyi amaçlamıştır. (s. 93)  Tabiatı yaradan, varlığını bütün eserlerine, kanununu insan kalbine oymuştur. Her yüzyılda gelen peygamberlerin görevi, Allah bilgisini uyandırmak ve Allah’ın kanununa uyulmasını sağlamaktı. Hz Musa ve İsa kendilerinden sonra gelecek daha büyük bir peygamberi haber vermişlerdi. (s. 46) Muhammed dininin elindeki en büyük belge, başka dinlerdeki noksanlıkları miras olarak almamış, hurafelerden uzak kalmış,  Allah’lık yüce kavramı yerine bayağı bir put koymakla kirletmemişlerdir. ( s. 55) 

 "Yahudiler ve Hristiyanlar şunu anlamak istemiyor: Onlar için Süleyman Mabedi “Kral Süleyman”ın yaptırdığı bir cami. Onların “Kral Süleyman” dedikleri, bizim Peygamberimiz. Onların “Kral Davud” dedikleri, bizim için Zebur’u getiren bir Resul. “Zebur” onlar için bizim “Mevlid” gibi bir şey. Bir zikir ve dua kitabı. Bizim için Allah’ın kelamı. Onlar için tarihi bir miras olarak gördükleri mekân, bizim ilk kıblemiz ve İsra’nın gerçekleştiği makam. " ( Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 09.12.2017)

 

Ebla Tabletleri

 

 Arkeologlar tarafından 1975 yılında bulunan Ebla Tabletleri'nde ilahi kitaplarda bahsedilen üç peygamberin adının geçmektedir. Ebla, M.Ö. 2500 yıllarında, bugünkü Suriye’nin başkenti olan Şam ile Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Çivi yazılı yaklaşık 20.000 tablet ve parçalarından meydana gelen bu arşivde  Kuran-ı Kerim’de adı geçen melek Mikail (Mi-ka-il) yanı sıra ("Ebla Arşivleri", Doubleday , 1981, s. 271-321) Üç İlahi kitapta bahsedilen peygamberlerin adı da geçmektedir. Hz. İbrahim (Ab-ra-mu), Davut (Da-u-dum) ve Hz. İsmail (Iş-ma-il). (Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736, Mitchell Dahood, “Ebla”, The Academic American Encyclopaedia, Op. Cit.)

 Ebla Tabletlerinde saptanan peygamber isimlerinin çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Çünkü bu isimlere ilk kez bu kadar eski bir tarihi belgede rastlanmaktadır. Tevrat’tan 1500 yıl öncesine ait olan bu tabletlerde Hz İbrahim'in isminin geçiyor olması, Hz. İbrahim ve onun getirmiş olduğu dinin Tevrat’tan önce var olduğunu teyit etmektedir. Amerikalı arkeoloji uzmanı ve dinler tarihi araştırmacısı David Noel Freidmann da yaptığı incelemelerden de  tabletlerdeki İbrahim ve İsmail gibi isimlerin peygamber isimleri olduklarını sonucuna ulaşılıyordu. (Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 118, Eylül 1977 ve sayı 131, Ekim 1978)  Tabletlerde görülen önemli bir ayrıntı ise Lut kavminin yaşadığı yer olan Sodom ve Gomorra (Sodom ve Gomorrah) bölgelerinin isimlerinin de tabletlerde yer alması idi. (Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736.) Tabletlerde, Adem, Havva, Nuh,  Hacer,  İsrail, Talut isimleri de geçmektedir. (“Ebla Arşivleri” ( Haim Bermant ve Michael Weitzman, “Ebla: Arkeolojide bir İlham”, Times Kitapları, 1979, Wiedenfeld ve Nicolson, İngiltere, s. 184)

 Bu tabletler o dönemde hak dini tebliğ eden peygamberlerin haberlerinin bu bölgelere de ulaştığını gösteren önemli bir belge niteliğini taşımaktadır. Reader’s Digest dergisindeki bir makalede, Kral Ebrum’un iktidarı döneminde Eblalıların dinlerinde değişim olduğu, insanların Yüce Allah’ın adını yüceltmek için isimlerine ön ek kullandıkları kaydedilmiştir.

 “Andolsun, Biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” (Nahl Suresi, 36)

 

                         Namaz, Oruç, Hac, Kurban, İlahi yolda mücadele Tüm peygamberlere emredilmiştir!


     Bakara : 182: "Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı"
    İbrahim: 35 - 40: " Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!  "Rabbim! Çünkü onlar (putlar) insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Şimdi kim bana uyarsa, o bendendir; kim bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.  "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.  "Ey Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. "İhtiyarlık halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamt olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitir. "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!


    Meryem:54 -55: " Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti."
    Enbiya:72 -73: " Ona (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve her birini salih kimseler kıldık.  Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir."
    Lokman: 13-17:"  Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: ... "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."
    Hud:87: " Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."
    Taha:11 -15: " Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa! ... Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl. "
 
  Yunus : 87 : " Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin."
     Meryem: 54 - 55: " Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti."
    Bakara:127: "İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin"
    Hacc: 26-27: "Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler."
    Saffat: 107 : "  Ve ona ( İbrahim'e) büyük bir kurbanlık fidye verdik. "
    Fetih: 29: "  Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. "
    
Tevbe: 111 - Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir.
    
Bakara:132-133:"Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin. Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk" demişlerdi."
     Nisa: 163 -164- 165: " Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. Daha önce sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile de konuştu.  Peygamberleri müjdeciler ve azap habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir. "
       Maide:46: " O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil'i verdik.
     
 Maide: 44 :" İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik."
      
Ali- İmran: 48: " Allah İsa'ya kitabı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.
 
     Hadid: 26- 27: "Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı. Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk."
       Ali- İmran : 3 -4 -  "O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti... Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır."
     
 Saff: 6: " Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları! ben size Allah'ın elçisiyim. benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim)." demişti."
       
 Bakara 135-136: " Yahûdî ve Hıristiyanlar, Müslümanlara şöyle dediler: “- Bizim dinimize girip Yahûdi veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız.” Habibim sen de ki “- Hayır, biz hak yol üzere bulunan Hazreti İbrahim’in dinindeyiz. O, hiç bir zaman müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) olmadı. Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."

    Sitemizden ( http://islamustundur.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html  )  namaz kılan Yahudi ve Hıristiyanların  videolarına ulaşabilirsiniz.


     Muhammed (as) 'de  Kur'an'daki ayetler ile kendinden önceki tüm kitapları - bozulmamış asıllarını ile - onaylar, kabul eder. Her nebi aynı mesajla aynı kaynaktan gönderilmiştir, Mesajların bozulmamış orijinalleri  aynıdır. Şu anki bozulmuş dinlerine değil, hak olan,  asıl bozulmamış hallerine inanırız ki hepsi aynı kaynaktan ve aynı mesajla inmişlerdi: Biz İman ettik: Tek olan Allah'a ve aynı dine: Tüm nebilere ( İbrahim, İsa, Musa...)  inen aynı mesaja: İslam'a. Zaten Saffat:108-147, Meryem : 30-58. ayetler ve benzeri bir çok ayette yüce Allah ( c.c.) aynı din - kurallar bütünü üzerine gönderdiği peygamberlerin adlarını verir.
       Allah'ın tüm peygamberlere aynı emir ve yasakları göndermiştir.


     Özetle; Kuran, Allah'ın tüm insanlara uyarıcı ve öğüt verici olarak indirdiği, kıyamete kadar geçerli olan tek hak kitaptır. Kuran'dan önce gönderilen kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Ancak Kuran, Allah tarafından korunmuştur. Bu gerçek "Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz." (Hicr Suresi, 9) ayetiyle haber verilmiştir. Kuran hakkında akılsızların öne sürdükleri asılsız iddiaların en yaygınlarından birisi de, Hz. Muhammed'in, Kuran'ı Kitab-ı Mukaddes'ten (Tevrat ve İncil) esinlenerek yazdığı yalanıdır. Bu, tamamen hayali ve hiçbir dayanağı olmayan iddianın temeli ise Kuran ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki bazı benzerliklerdir. Benzerliklerin bulunması son derece doğal bir durumdur. Çünkü sonuçta hepsi (Tevrat ve İncil'in tahrif edilmiş bölümleri ayrı tutarsak) Allah'ın sözüdür, hepsinin mesajı aynıdır. Allah'ın varlığı, birliği, Allah'ın sıfatları, ahiret inancı, iman edenlerin, inkâr edenlerin, münafıkların özellikleri, geçmiş ümmetlerin durumu gibi temel konular, öğütlenen ve sakındırılan hususlar, ahlaki ölçüler hiçbir devirde köklü olarak değişmeyen evrensel gerçeklerdir. Dolayısıyla önceki kitaplarda yer verilen bu konularla Kuran'da anlatılanlar arasında benzerlik ve paralellik bulunması hiç de yadırganacak bir durum değildir. Zaten Kuran'da da İslam dininin diğer dinlerden apayrı bir din olduğu iddiası yoktur. Benzerlik Kuran ayetlerinde de belirtilir:"Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır." (Şuara Suresi, 196-197). " Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. (Nisa Suresi, 131), Dahası Kuran'ın kendisinde, gerçek Tevrat ve İncil'i doğrulayıcı bir kitap olduğu bizzat bildirilmektedir: "Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahit- gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık." (Maide Suresi, 48) Kendinden önceki kitapları doğrulama özelliği sadece Kuran'a değil, diğer hak kitaplara da verilmiştir. Hz. İsa'ya gönderilen İncil de, kendisinden önce Hz. Musa'ya indirilen Tevrat'ı doğrulamaktadır. Bu gerçek Kuran'da şöyle haber verilir: "Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. " (Maide Suresi, 46) Bu, Allah'ın bir kanunudur ve bu kanun elbette ki Kuran için de geçerlidir.

 Kuran ile diğer kutsal kitaplar arasında benzerliklerin bulunması Kuran'ı Peygamberimizin yazdığını değil, tam tersine bütün semavi dinlerin kitaplarının aynı kaynaktan geldiğini, yani Allah'ın sözü olduğunu kanıtlar. Bu da hem Kuran'ın bildirdiği, hem de akıl ve mantığın tasdik ettiği bir gerçektir.

Zaten bizzat Kuran’ın açıkça ilan ettiği bir konuyu, yeni bulmuş ve Kuran’ı karalamak için kullanabileceğini zannetmek ancak taassup ve tutarsızlık, metotsuzlukla açıklanabilir.

Ayrıca, konunun bir diğer yönü daha vardır: Hz. Muhammed, hayatında Tevrat'ı veya İncil'i okumuş ya da araştırmış, onlar hakkında bilgi sahibi olmuş bir kimse değildi. Peygamberimizin daha önce bu kitapları okumaması, yazmaması, bir inceleme, hazırlık ya da çalışma yapmaması, kavminin de yakından şahit olduğu bir gerçekti. Bu konuda hiç kimsenin bir şüphesi yoktu. Öyle ki Kuran'da, inkarcılar için de çok açık ve bilinen bir gerçek olan Peygamberimizin bu özelliği, onlara karşı bir kanıt olarak belirtilmiştir: “Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.”  (Ankebut Suresi, 48)  Bu konu sitemizde ayrıca incelenmiştir.

   Önceki dinlerin kitapları pek çok yönden tahrif edilmiş ve orijinalliklerini kaybetmiş olduklarından, bu kitaplarda Kuran ayetleri ile çok farklı, çelişkili, hatta bazen Kuran ayetlerinin tam zıttı ifade ve mantıklar da bulunmaktadır. Kıssalarda da, çeşitli yerlerde Kuran'ın aktardığı bilgilerden farklılıklar vardır. Bu kitaplar bilgi, mantık ve öğreti açısından tahrif edildikleri gibi, üslup ve kurgu olarak da tahrif edilmişler ve ilahi kitaptan çok mistik hava taşıyan birer dinler tarihi kitabı şekline sokulmuşlardır. Örneğin, Tevrat'ın ilk kitabı olan Tekvin, yaratılışın başlangıcından Hz. Yusuf'un ölümüne kadar İsrailoğulları’nın tarihini anlatır. Bu tarihsel anlatım Tevrat'ın diğer kitaplarında da genel olarak hâkimdir. Aynı şekilde resmi dört İncil'in (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) giriş kısımlarına dikkat edildiğinde temel konunun Hz. İsa'nın hayat hikayesi olduğu dikkat çeker. Dört İncil'de de Hz. İsa'nın hayatı, söylediği sözler ve yaptığı fiiller hâkimdir. Oysa Kuran'ı açtığımızda bunlardan bambaşka bir üslup karşımıza çıkar. Bugün mevcut olan tahrif edilmiş Tevrat'ta, Allah'a birçok noksan sıfat, insani vasıf (Allah'ı tenzih ederiz) isnat edilir. Örneğin Tevrat'taki Hz. Nuh kıssasında Allah'ın sıfatları hakkında inanılmaz hezeyanlar bulunur. Yorulmak, pişman olmak, sükûn bulmak gibi ve burada tekrar etmeyi dahi uygun bulmadığımız birçok beşeri özellik Tevrat'ta Allah'a isnat edilmiştir. Yine Tevrat'ta, (Allah'ı tenzih ederiz) insan gibi gezen, dolaşan, kavga eden, öfke duyan bir varlık olarak tasvir edilerek, Allah'a büyük bir  iftira edilmiştir. Bu nedenle, Yahudilerin Allah hakkında bu tür yalan ve iftira uydurmaları konusunda Kuran'da açık uyarılar yer alır. Bu iftiralardan birisi de Allah'ı (Allah'ı tenzih ederiz) cimrilikle itham etmeleridir. Kuran'da bu tavır şöyle kınanmıştır: “Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder.” (Maide Suresi, 64)

   Kuran, Tevrat'ın aksine sadece bir milletin değil, birçok kavmin çeşitli devirlerde çöküşünü, yükselişini ele alması ve kendisine tebliği ulaşan tüm insanları ayetlerinden sorumlu tutması açısından da diğerlerinden farklı, evrensel bir kitaptır. Diğer kitaplar ise zaman içinde insanlar tarafından tahrif edilmiş, asıllarından uzaklaştırılmış oldukları için bu özelliğe sahip değillerdir. Kuran'a kaynak teşkil ettiği iddia edilen İncil'deki Hıristiyanlığın birtakım temel inançları da Kuran'da açık bir şekilde reddedilmiştir. Bunların en başında, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu (teslis) inancı gelir. Bu inanç Kuran'da, Allah'a karşı yapılan açık bir iftira olarak değerlendirilmiştir: “Rahman çocuk edinmiştir" dediler. Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz. Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman'a, yalnızca kul olarak gelecektir.” (Meryem Suresi, 88-93) Yine Hıristiyanlığın temel inançlarından olan Hz. İsa'nın Yahudiler tarafından çarmıha gerilerek öldürüldüğü iddiası, Kuran'da tamamen reddedilir. Yahudilerin Hz. İsa'yı öldüremedikleri, onun yerine ona çok benzeyen birini öldürdükleri, Hz. İsa'nın ise göğe yükseltildiği bildirilir.
 

 

                         

 


 

Gelen bir soru ve cevabımız:

Soru: Merhaba, İslam da diğer dinler gibi bir tanrının tüm evren ve canlıları yarattığını iddia eder. Benım sorum bundan kımlerın haberi var? yanı herseyden once insanların bu durumdan haberdar olması ıcın bu dınlerın kitaplarının herkesçe okunması gerekmektedır ki bu durum hem çeviri gerektirmekte hem de bu kitaplar herkese ulaşmamaktadır. Bu durum göze alındığında dinlerin savlarına göre tanrı, kendini insanlara tanıtabilmek için bir veya daha fazla peygambere, onun vastasıyla oluşturulan bir kitaba (ki tek bir dildedir), bu kitabın diğer dillere çevirisine ve herşeyden önemlisi tüm dillere çevrilmiş olsa bile bu kitapların tüm insanlığa sunulmasına ihtiyaç duymaktdır. Soru şu Tanrı bunlara ihtiyaç duyan bir varlık olabilir mi? Spesifik olarak Tanrının muhammed isimli bir peygambere vahiyler gönderdiğini bir şekilde iddia etmektesiniz ve 1400 kusur sene geçmesine rağmen maalesef tanrınız bu durumu bana inandırmakta yeterlı olmamıştır; hatta haberim yok  (muhammedi ve islamı bilmem zeusu bilmem kadardır; tanrı muhammedi veya kendı vahylerını bana tanıtmadı; tıpkı zeusun bana herhangibir şey tanıtmadığı gibi !). Merak içerisindeyim, cevaplarsanız sevinirim. Daha ayrıntılı olarak mesela japonlar neye inanmaktadır. Tanrınız kendisini japonlara tanıttımı? Bunun somut delili varmı? herhangibir yüce varlığa inanan japon varsa bile sizin tanrınız ile onun yüce varlığının aynı olduğunu nasıl ispat edebilirsiniz? Teşekkürler

Cevabımız:

1- Yüce yaratıcı her topluma mutlaka bir peygamber göndermiştir. Ne zamanki gönderilen ayetleerin hükmü insanlarca bozulmuş, yeniden aynı ayetleri açıklayacak, hatırlatacak mutlaka bir nebi göndermiştir. İnsanlık tarihi boyunca 124.000 peygamber gönderildiği hadislerde bildirilmiştir. (Müsned 5/265-266; İbn Hibbân, 2/77) Öncelikle şunun altını önemle çizelim, İslam tarih boyunca Hz Adem'den itibaren gelen dinin adıdır (islamustundur.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html ) ve Yüce yaratan mutlaka, ya resul ya nebi , her topluluğa mutlaka bir uyarıcı, hatırlatıcı göndermiştir. "Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur." ( Fatır, 24) , "Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onların bir kısmını sana hikâye edip anlattık, bir kısmını anlatmadık." (Mümin,78),  "Her milletin bir Resûlü vardır ve Resûlleri geldiği vakit aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulmedilmez." (Yunus, 47) ,  "Biz peygamber göndermedikten sonra azab edicilerden değiliz." (İsrâ, 15)

2- Allah her topluma kendi dilleri ile nebi ( Allah'ın önceden gönderdiği vahiyi insanlara açıklayan peygamber) göndermiştir. Mesela Kuran'da Arap toplumuna indiği için Arapça gönderilmiştir. ( Yunus, 2; Zuhruf, 3) Burada unutulmaması gereken şeyin mesajın dilinin değil içeriğinin önemli olduğudur; amaç mesajdır, kutsal dil yoktur İslam'da!

3- Allah'ın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur, herkes O'na muhtaçtır ( Samed) Allah'ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur aksine insanların hem dünyada hem ahirette mutlu olmaları için yaratanın gönderdiği vahye ihtiyacı vardır ( Bu konuda,http://islamustundur.com/ateistlere-cevaplar-2.html ve islamustundur.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html adreslerimizdeki yazıları tavsiye ederiz )Vahiy insana hem kendini hem geçmiş hem geleceğini anlatır. Yoksa vahiyden uzak akıl insanın geçmişini maymun ve doğal seleksiyon ve tesadüf adlı putlara inanır ( Evrim,islamustundur.com/evrim-teorisi.html)  geleceği komünal toplum olarak varsayar ( Marx ve materyalist ideolojisi)

3- İslam'dan haberiniz olmadığını iddia etmeniz paradoks oluşturmaktadır. Bu mesajı yazmanızda bunun delilidir. Eğer siz kendinize özel , ayetleri size özel açıklayacak bir peygamber bekliyorsanız burada yanılıyorsunuz demektir. Nasıl ki şu anki dünya görüşünüzü ve inancınızı size ' özel' ulaklar aktarmamış, belli bir okuma ve araştırma ile öğrenmişseniz aynı durum ilahi vahiy içinde söz konusudur. Allah vahyi herkese ulaştırmıştır, her insanın içine vicdan denen ilahi ikaz mekanizmasını yerleştirmiş, akıl vermiş , hak olan yolu ve sonucunu iletmiş, açıklayacak peygamberler göndermiştir. Bunan sonrası ise insanın kendi tercihlerine kalmıştır ki sonuçta bizzat kendi iyi veya kötü olarak cennet veya cehennem yine bizzat kendi gitsin ( islamustundur.com/kaza-kader.html )

4- Japonlar dahil her insan bir yüce varlığa inanır, ateistler de tanrıyı inkar ettiklerini iddia etseler de mutlaka yaratıcının içlerine koyduğu inanma ihtiyacını, başka bir şeyle ( ideoloji, bir canlı, bir hedef ...) ile doldurmuşlardır ( islamustundur.com/ateizm-ve-elestirisi.html ) Ama önemli olan vahyin bildirdiği özelliklere sahip bir yaratıcıya inanmaktır. Ne eksik ne fazla; vahiyde bunu sağlamak için gönderilmiştir. Akıl zaten yaratanı bulur ( islamustundur.com/allah-var-mi-allahin-cc-varliginin-delilleri-nelerdir.html ) vahiy O yaratıcının tam ve doğru özelliklerini detayları ile insanlara bildirir. Burada tek bir soru kalır ki özellikle günümüz internet çağını göz ardı edersek ilahi vahyin ulaşmadığı insan toplulukları hala varsa onlar akıllarını kullanıp tek yaratıcıya inanıp; dünya hayatında vicdanlarının sesini dinleyip iyi işler yaparlarsa Allah onları da cennetine kabul edecektir. ( Ali İmran, 113-155: "Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.Ne hayır işlerlerse, asla karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilir." )

Ozan Bey, Allah kullarına zülmetmez, O (cc) rahmandır, rahimdir. Kullar ancak kendilerine günah işleyerek zülmeder; hem dünya hem ahiretlerini mahfederler. Hak belli batıl bellidir, seçim insanın tercihine kalmıştır. selamlar.

 

Soru: Enam suresi 92 ayette ahirete inanlar bu kitabada inanir ve namaz kılarlar diyor ama hrıstiyanlarda ahirete inanıyo ama onlar kurana inanmaz?

Kuran, bozulan İncil, Tevrat’ın orjinalinin güncellenmiş hali olarak inmiştir. ( Bu konuda,’İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir) Allah (cc) ahirete inanmaya devam eden ama namazı terk eden bu topluma namazı da hatırlatmakta ve ahiret odaklı ama dünyayı da ihmal etmeyen bir din olarak İslam’ı insanlığa göndermektedir. Tabii, Hırisityanların inandığı ahiretin İslam inancındaki ile de bir çok farkı bulunmaktadır, o da ayrı bir konudur!
“kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler.” diyen ayet, ahiret inanıcını başka ayetlerde güncellediği gibi, tamamen unutulan namaz ibadetini de hatırlatmaktadır. Ayrıca, bahsettiğiniz anlamın kısmen zıttına bir mesaj da taşır ayet: Bu Kuran önceki kitapları onaylar, sizin kitap bozuldu, güncel ve asılları ile paralel bu kitaba inanın, mesajını verir.
Selam ile