Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  İslam ülkeleri neden geri?

                                    İslam ülkeleri neden geri kaldı?

 

                                                        Giriş

  Ortaçağda Avrupa karanlık dönemini yaşarken Müslümanlar matematikten tıp ilmine, felsefeden astronomiye en ileri seviyede idiler.  Günümüzde  ise sömürü devletlerinin baskısı altında gerçek kimliklerini bulamayan Müslümanlar, dinlerini gerektirdiği ilmi ve ahlaki donanıma da sahip değildirler.

 

                                                         Özet
1- İslam ülkeleri milli bağımsızlık yanında kültürel bağımsızlıklarını henüz tam kazanamamışlardır.
I. ve II. Dünya savaşlarından sonra işgal edilen tüm Müslüman ülkerler zamanla bağımsızlığını kazansa da , işgal ...
edildikleri süre içinde işgal devletlerin eğitim-kültür ve ekonomik sömürgesine de maruz kalmıştır. Bağımsızlık savaşlarından sonra uzun süre bu işgal döneminin izleri gerek dilde gerek kültürde gerek eko-politik alanda kendini hissettirmiştir. Mesela Cezayir yıllar önce milyonla ifade edilen şehit vererek bağımsızlığını kazanmıştır fakat ülkede hala genel konuşulan dil Fransızcadır!
2- Uluslararası sistem Müslüman ülkeleri işgal-sömürü ve baskı altında tutmak üzere kurulmuştur.
BM'in veto yetkisine sahip, daimi 5 üyesine bakalım
ABD: Başta Filistin olmak üzere bir çok İslam ülkesinde zulüm altındaki ülkelerin zalim idareci ve saldırgan devletlerini desteklemektedir.
RUSYA: Başta Kafkas ülkeleri olmak üzere , ayrıca zamanında Afganistan'daki işgal de dahil olmak üzere bir çok katliam ve sömürgeci politikaları izleyen bir politika izlemektedir.
ÇİN: Doğu Türkistan başta bir çok İslam ülkesinde katliam, baskı, işgal faaliyetlerine devam etmektedir.
İNGİLTERE- FRANSA: Afrika'daki tüm Müslüman ülkeler başta, en son Orta Afrika'daki terör, işgal ve darbelerin baş destekçisidirler. Buna bir de Pakistan'ın başına bela olan Hinduları, Arakan'da Müslümanları katleden Budistleri de ekleyebiliriz - tabii Budist ve Hinduist çetelerin arkasında da bu beşli çete bulunmaktadır! -


İspanya'nın başlattığı sömürge faaliyetlerini zamanla Fransa, Almanya, İngiltere ve en son ABD devam ettirmektedir. Daha da ilginci bu sömürünün asla bitmemesi, halen devam etmesidir. Batının ileri, yaşam standartlarının üstün gözükmesinin temel sebebi de bu sömürüdür!

 Halen devam eden ABD ve İngiliz sömürüsü dışında adı duyulmayan Fransa'dan örnek verelim: 

 "Batı, Müslüman coğrafyasında arkasına bakmadan kan döker! gözyaşı ve kan kimsenin umurunda değildir! insan hakları gibi büyük yalanlar da sadece aklı kıt olanlar için uydurulan sihirlerdir!

Afrika 200 yıldır Fransa, İtalya ve İngiltere’nin arka bahçesi oldu!
Batı'nın zenginliğinin kaynağı buydu!
Afrika’da koloni, Benin, Fildişi sahili, Mali, Gine, Nijer, Togo, Kamerun, Burkina faso, Ekvator Ginesi, Çad, Gabon, Senegal, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo'dan oluşan 14 ülkelik vergi grubu her yıl 300 milyar doları aşkın bir parayı Fransa’ya öderdi!
Bu ülkelerdeki bazı liderler zaman zaman vergi ödememe gibi talihsiz hatalar yaptı! Tabii bu ölümcül bir hataydı! hepsinin hayatı kısa sürdü! Son 20 yılda, 25 Afrika ülkesinde, 60'ın üzerinde darbe oldu! bu darbelerin 14'ü Fransa’nın koloni vergisi aldığı ülkelerdi!
Bu 14'lüler ortalama ihracatının yüzde 70'ini Fransa’ya yapardı!ithalatlarının da yüzde 80'i yine Fransa’dandı!
Buradaki madenler dünya rezervlerinin yüzde 28'i ile yüzde 70'ini kapsıyordu! Yani Paris hem vergi, hem de madenleri toplayıp götürüyordu!
Yaptıklarını bir de buralara satıyorlardı! Renault, peugeot, citroen." ( Ergün Diler, Takvim, 26.01.2015)

 

                      

          Cezayir, günümüzde  Libya ve yukarıdaki ülkeler işgal altında değil, di mi? Ne de olsa işgal eden Fransa, sorun yok!



    
 

            Dünyada İngilizce, Fransızca ve İspanyolca konuşulan ülkeler!

Birleşik Krallık kimlerden oluşur?:  KANADA Valisi David Llyod Johnston , AVUSTRALYA Valisi Quentin Bryce , YENİ ZELANDA Valisi Anand Satyanand , BARBADOS Valisi Clifford Hubands , BAHAMA Valisi Sir Arthur Foulkes , GRENADA Valisi Carlyle Glean , SAINT LUCIA Valisi Pearlette Louisy , PAPUA YENİ GİNE Valisi Sir Michael Ogio , SOLOMON ADALARI Valisi Frank Kabul , BELİZE Valisi Sir Frank Bainimarama , TUVALU Valisi Lokoba Taeia Italeli... ( http://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2014/11/04/islam-ordusu )
 

                                                                     İngiliz Sömürgesi - Hâlâ! -

 

 "Batılı ülkelerin tarih boyunca Afrika’ya yaklaşımı, bütün bir Avrupa tarihinin, modernliğinin, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları gibi cilalı değerlerinin altındaki gerçek yüzünü görmek için çok önemli bir tarih sunuyor. Bugünün dünya düzeni tam da bu sömürü, işgal ve tahakküm ilişkisine dayalı olarak kurulmuştur... Modern Avrupa’nın, Aydınlanmanın, demokrasisinin, eşitliğin ve insan haklarının beşiği Fransa’nın tüm bu değerleri Avrupa’da doğurup büyütürken, Afrika’da ortaya koyduğu sömürü pratiği tarihin en utanç verici sayfalarından birini oluşturuyor. O pratikte, ırkçılık var, insanın bütün inanç ve değerleriyle birlikte aşağılanması, özgürlüklerinin vahşice sınırlanması, en cani işkenceler, tecavüzler, katliamlar, soykırımlar, tehcirler var." ( Yasin Aktay, Yeni Şafak, 03 Mar 2018 )

 

 

 

                                                         Tek dişi kalmış ikiyüzlüler...

 

                                                     BATI= MENFAAT!

          
 

Myanmarlı akademisyen ve aktivist Prof. Dr. Maung Zarni,  "Nobel Barış ödüllü Aung San Suu Çii liderliğindeki NLD'nin Myanmar’daki seçim zaferini ilan etmesiyle Batılı sermaye sahipleri Myanmar’a yatırım yapmak için şimdiden sıraya girdiler. Batının çıkarları, insan hakları ihlallerinin önünde gelir" ifadelerini kullandı. 

"Batı, insan hakları ve demokrasi konusunda samimi değil. Çifte standart uyguluyor. Seçimlerin yapıldığı 8 Kasım günü dahi Myanmar ordusu, ülkenin doğusunda yaşayan bazı etnik gruplara hava saldırısında bulundu. Fakat batı medyasında masum sivillere karşı hava saldırısı haberleri yerine, 'Suu Çii liderliğindeki NLD’nin seçimi kazandığı, dolayısıyla demokrasinin ilerlediğini ve Myanmar'ın yatırım için çok önemli bir ülke haline geldiği' haberlerine yer verildi. ABD ve İngiltere'nin Myanmar pazarına girmek için "insan hakları" ve "demokrasi" terimlerini işine geldiği gibi kullandığını iddia eden Zarni, sözlerini şöyle sürdürdü:  "NLD’nin seçim zaferi, Batı'nın bu ülkede nüfuzunu artırması için bir fırsat çünkü gücü elinde tutan Myanmar ordusu, Çin’in kontrolünde. Batılı güçlü ülkeler, bir ülke ile ilişkilerini normalleştirmek için 'insan hakları ihlalleri' de dahil her türlü argümanı kullanıyor. Ne kadar kötü olduğuna bakmaksızın kendi çıkarları için ordu, sivil ve dikta gibi her türlü yönetimle işbirliğine gidebiliyorlar. Batı'nın demokrasi konusunda çifte standart izlediğini herkes biliyor. İnsan hakları ve demokrasi konusunda samimi değiller." Suu Çii'nin, Arakanlı Müslümanlar'a karşı uygulanan şiddeti "Budistler, Müslümanlardan korktuğu için şiddete başvuruyor" şeklinde savunduğunu kaydeden Zarni,  Pentagon'un,  Myanmar'ı Çin'e karşı Pasifik üssü yapmak istiyor” diye konuştu.  ( 13 Kasım 2015 )

 

                                         PİYON KAVRAMLAR  (SAĞ-SOL, IŞID-PKK... vs ) VE GERÇEK

                                          ABD İLE AB/DÜNYA YAHUDİ SERMAYESİNİN MÜCADELESİ

İkimci Dünya Savaşı'ndan sonra Bertton Woods'ta Amerika ile Avrupa anlaştı. DOLARgeçerli para olacaktı. Amerika dolar basacak, karşılık olarak da kasasında ALTIN bulunduracaktı. Mesela Almanya ya da Fransa gibi bir ülke, 44 DOLARI götürüp Amerikan Merkez Bankası'na verdiği an 44 ONS ALTINI alacaktı. Anlaşma buydu. Amerika ilerleyen süre içinde bu kuralı bozdu. Fazla basılan dolarlar AVRUPA'ya yığıldı. Dolar bolluğu yaşandı.   Haklı olarak Avrupalı devletler, ABD'ye "Al arkadaş dolarını, ver altınımızı!" dedi. Tabii verecek altın yoktu. Gider çok, gelir azdı. Bunun için dışarıdan kaynak bulmalıydı. Altını veremeyince düğmeye bastı. Petrol fiyatlarını TAVAN yaptırdı. Petrol temel ihtiyaç olduğu için fazla dolarlar, Avrupa'dan Ortadoğu'ya aktı. Onlar da ya silah alarak ya da"güvenli liman" diye Amerikan bankalarına paraları yatırarak yeni sistemin kurulmasına yol açtı.  Bankalar; yatırım bankası, sigorta ve aracı finans kurumları Avrupa'dan kaçan, Çin ve Japonya'dan gelen FAZLA DOLARLARI toplamaya başlayınca Amerika içinde Amerika'ya kafa tutan bir güç doğdu!  Bunların fabrikası, yatırımı, işletmesi yoktu! Ancak PARA BUNLARDAYDI.  Vatanları, memleketleri, bayrakları, sınırları, milli marşları yoktu. Çıkar neredeyse bunlar oradaydı.  Devletlere, ordulara, sınırlara ve kanunlara karşıydılar. Barış ve tüketim istiyorlardı. Tabii faiz de. Devletlerin üzerinde EGEMENLİK kurmak için elele yürüyorlardı.  Amerikalılar hem Avrupa'yı hem de BU SERMAYEYİ kıskaca almak zorunda. . Yaşaması için kendisine ait olmayan kaynakları kullanması gerekiyor. Lüksün, ihtişamın, Hollywood'un ayakta kalabilmesi için BAŞKA ÜLKELERDEKİ ARTI PARALARIN kendisine akması şarttı! ( http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2015/11/14/yarin-bugundur )

Amerika önce düşmanını meydana getiriyor, buna güç katıyor, algı ile bu oluşumu tavan yaptırıyor sonra BUNLARLA savaşa başlıyor ve gitmeyi düşündüğü yerlere gidiyordu! İkinci Dünya Savaşı'yla birlikte Avrupa'ya geldiler! Rusya ve KOMÜNİZM TEHLİKESİNİ zıplattılar sonra da NATO'yu genişletip egemenliklerini sürdürdüler.El Kaide ile dünyayı titrettiler.BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'na girdik ve kaybettik. İlk kez kaybetmiyorduk. Ama ilk kez yeniliyorduk. Her mağlup olan ülke silahını, parasını, ordusunu, toprağını verirken  biz YENİLDİKTEN sonra TARİHİMİZİ verip kurtulduk. Yıllardır bizi içeride tutan ve sınırlarımızla uğraştıran bir AKIL vardı.  ( Ergün Diler, Takvim, 05.12.2015) İçimizde uzun yıllardır Avrupa Birliği için yanıp tutuşan insanlar vardır. Çok severler Avrupa'yı...bizi KABUL EDEN YOKTU, içeri buyur eden ise hiç...Ama mutluyduk. Oysa bizi YIKAN AVRUPA'ydı! Katilimize aşık oluyorduk.  Tarihimizi, dilimizi değiştiren, dinimize musallat olanlar onlardı... OSMANLI'yı yıktıktan sonra bizi 100 yıl içeride sorunlara boğdular. DEVLET kendi vatandaşını izlemekten, fişlemekten, özgürlüğünü kısıtlamaktan OYUNU göremedi. Osmanlı yıkıldıktan sonra Avrupa tamamen Ortadoğu'ya girmiş ama öğündüğü DEMOKRASİ gibi değerleri buralara taşımamıştı. Her ülkenin başına aileler dikip kontrolü onlarla sağladı.  Söz dinlemeyen ve yoldan çıkanlar da darbelerle götürüldü. İngilizler Osmanlı'yı PETROL bölgelerinden kovmak için düğmeye bastı. Bu birinci dünya savaşı idi.  İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan askeri kurtarıcı olarak geldi ve çıkmadı. Bütün Avrupa'da artık vardılar. Ortadoğu'ya da indiler.  Sultan Abdülaziz'i katlederek çıktıkları yolda Abdülhamit'i devirdiler, Osmanlı'yı bitirdiler... Şimdi geri dönüş zamanı...  "Hatırlamayacağız!" diye söz verdiğimiz geçmişimizi tekrar hatırladığımız için saldırılıyor! Takvim, Ergün Diler, 09 Aralık 2015)

-  İslam aleminde bağımsızlık hareketleri henüz tamamlanmamıştır. Ne zamanki ekonomik ve kültürel bağımsızlık ta tam kazanılır işte o zaman, yukarıdaki soru da anlamlı hale gelebilir. Eli kolu henüz ekonomik ve kültürel zincirlerden kurtulamayan Müslümanlar için, tarihteki hümanist ve bilimsel üstünlüklerinin günümüzde neden devam etmediği asıl soru olmalıdır ki gidişat bu günlere hızla yaklaşıldığını göstermektedir. Yeter ki öz benliğimize , özümüze tam olarak dönelim, gerisi kolay; tarih buna şahit!

ABD, Irak örneği: Önce yalanlarla bir ülke işgal edilir sonra mezhep ırk savaşları başlatılır ( Önce bir psikopata cinayet işletilir devamını istihbarat üstlenir, taraflar karşılıklı kışkırtılır; ülke yeter ki işgal edilsin, devamı kolay...! Ya eğitimle ya iç savaşla ülke dize getirilir. Sonra işgalci ülke geri çekilir ama yerli görünümlü bir vali atayarak! )

Irak işgali öncesinde hazırlanan raporda, Saddam yönetiminin kitle imha silahı ürettiği iddiasının teyidi için delil olmadığının dönemin ABD Başkanı Bush'a bildirildiği ortaya çıktı. Bush yönetimi ise savaş öncesi açıklamalarda, istihbarat raporlarının sarsılmaz biçimde Irak'ta kitle imha silahı bulunduğunu teyit ettiğini savunmuştu. Raporda, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Donald Rumsfeld'in, Irak rejimi ile El Kaide arasında işbirliği olduğuna ilişkin "kesin kanıtları olduğu" iddiası da teyit edilmiyor. Bush yönetimi 2003 yılında kitle imha silahları olduğu gerekçesiyle Irak'ı işgal etmiş ancak söz konusu silahlar bulunamamıştı. 20 Mart 2003 tarihinde başlatılan Irak işgali ülkede etnik ve mezhepsel bölünmeyi körüklemiş, işgal neticesinde ortaya çıkan kaos nedeniyle yüzbinlerce kişi hayatını kaybederken, milyonlarca insan ise mülteci olarak yaşamak zorunda kalmıştı. ( 20 Mart 2015 )

 "Basının itiraf edemediği bir gerçekte, bölgedeki bütün çatışmaların İngiltere ve Amerika'nın örtüşen gündemlerinin sonucunda ortaya çıkmasıdır." ( Osman Nuri Gündeş, İhtilallerin ve anarşinin yakın tarihi, s. 499) 

 

                                                          Detay:
    1- İlk sebep İslam’a uymadığımız için değil, İslam’ı kendimize uydurduğumuz için.

  "Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul." ( İnşirah, 7), " Ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma." ( Kasas, 77), “İki günü eşit olan zarardadır.” ( Beyhaki , Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II, 323) , ”Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer) , “Allah içinizden iman edenlerle, ilme nail olanların derecelerini yükseltir.” (Mücadele 11) “Kulları içinde Allah’tan gerektiği şekilde ancak ilim sahipleri korkar.”(Fatır 29) meallerindeki ayet-i Celilelerle ilim sahiplerini diğer insanlardan ayırıp yükseltmiş “ Sakın cahillerden olma (En’am 35) “Cahillerden yüz çevir “(A’raf 199) , “Çin’de bile olsa ilmi alınız. Çünkü ilim kadın erkek herkese farzdır.”(Keşful Hafa-1/138), “İlim ve hikmet mü’minin yitiğidir. onu nerede bulursa alır.”(Keşful Hafa-1-363), “Dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahireti isteyen ilme sarılsın, hem dünyayı hem ahreti isteyen yine ilme sarılsın.(Aksek İslam-1/510) , “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslüman’a farzdır.” (İbn-i Mace-C:1,S:81), "Dünya işlerinizi ıslah edip yoluna koyunuz, ahiretinizi de ihmal etmeyip onun için çalışınız." (İbn Mâce, nr. 2142; Beyhâki, Sünen, V, 264; Müstedrek, II, 3 ) , "Kim ilim tahsiline yönelirse, Allah (c.c) o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır." (Ebû Dâvûd, İlim, 1; Tirmizî, İlim, 19), "(Ey Muhammed) de ki: Rabbim, benim ilmimi artır."( Taha 114), "Ya Öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen , ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma (yani bunların dışında kalma) helâk olursun" (Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, c. 1, s. 122.) vb yüzlerce ayet ve hadis varken en az okuyanlar ülkeler sıralamasında başlarda isek, İlk emri ve ilk ayet ‘Oku’ ( Alak 1 ) olan dinin temsilcisi olma konusunda sorunlu olduğumuz ortadadır. Bedir savaşında esir edilenlerden okuma yazma bilenler okuma bilmeyenlere okuma öğretilince serbest bırakılmışlardır (Şiblî, İslâm Tarihi, Asrı Saadet, c. l, s. 346, İstanbul, 1921)
 

                                     
      

                      Ayet, hadis, kelime-i şehadet, kutsal kitap bilmeyen Müslümanlar...!!!
 

   10. Y.Y.’da İslam âlemi Avrupa’ya ilim ihraç ederken, Avrupa ortaçağ karanlığında iken İslam alemi ilme öncülük ederken şimdi ne oldu da İslam ümmeti geri kaldı?

 “Akıl etmez misiniz?” (Hud 51), “Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.” (Nahl 12) , “ Hiç düşünmez misiniz? “ (En’am, 50) , “Düşünüp öğüt alan yok mu?” (Kamer 17) şeklinde düşünme, okuma, araştırmayı emreden yüzlerce ayeti hayatlarından soyutlayan, “Tefekkür gibi bir ibadet yoktur”(Taberanî, Mu’cem, II, 158; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, II, 36) düsturunu hayatlarında soyutlayan, günümüzde ilimde ileri giden batıdan ilim dışında kültürümüze aykırı her türlü adet, davranış, yaşam biçimini alıp taklit bataklığına batan, Osmanlı parçalandıktan sonra tek tek batı emperyalist devletlerinin ele geçirip, iktidarda tuttuğu kuklaları ile yönettiği Müslümanlar, her batılı gibi  olmadılar hem Müslüman kimliğini pratik hayatlarından çoğunlukla soyutladılar. Kimlik sorunu, özümüze aykırı, batı kaynaklı ideolojilerle giderilmeye çalışıldı, doku uyuşmazlığı oldu, İslam’ın reddettiği ırkçılık ve mezhep taassubu hortladı, hortlattırıldı, sonuçta İslam’ı temsilden uzak ama her yaptığı İslam’a mal edilen bir topluluk ortaya çıktı.

  8 veya 12 yıllık eğitimden katbekat daha ileri seviyeye sahip;” Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışınız!” (Saadeti Edebiye, Şir'a) düsturu ve “ İki günü eşit olan zarardadır.” Prensibi İslam ümmetini birkaç yılda en ileri toplum yapmaya yetecek kurallardır.

  Yani sorun din- İslam’da değil, İslamsızlığımızda, O’na uymamamızdadır.

   “Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin,  aynı yanılgıya iki kere düşmez) “ (Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63) hadisine uyan Müslümanlardan olanlara ne mutlu!

  

2- "İslam dünyası dine ve dinin emirlerine bağlı kalsaydı, Batı, silah, teknoloji ve yöneticilikteki üstünlüğüne karşın bu kadar çabuk ve bu kadar kapsamlı bir tahribat gerçekleştiremezdi.  Avrupalılar çekip gittiler fakat zehirli iğnelerini geride bıraktılar. Özgürlüklerine yeni kavuşmuş uluslar kendi yapılarına hiç uymayan hükümet sistemleri ve yönetim şekillerini uygulamaya zorlamak suretiyle, Avrupalılar ayrılırken dahi görevlerinin yerine getirmişlerdir." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 43-44)


Halkı ile paralel düşünmeyen, batılı yönetim- istihbarat örgütlerinin piyonu olan yerli uşaklar yüzünde. Kültür erozyonu özünü kavrayamayan toplum, sömürü çarkını da kırılamadığı hatta bu çarkın farkına varamadığı için sadece taklit ile hayatlarına devam etmektedir.  Son zamanlarda “Arap baharı” diye bir kavramın gündeme gelmesinin bu çarkın kırılması anlamına gelip gelmediğini ise zaman gösterecektir. İdare halkından uzak, halk ise özünden. “Sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta onlar (Yahudi ve Hıristiyanlar) kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz. (Sahih: Müsned, III/84, H.no: 11739, III/89, H.no: 11782; 111/94, H.no: 11836, Buharı, İ’tisâm, 14; Enbiyâ, 50; Müslim, İlim, 6,  Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 470)

 Aslında görüldüğü gibi her şey İslam’da var. İlerleme prensiplerimiz de, gerilemeye karşı uyarılarda. Uymayan, uyanmayan ise adı Müslüman toplumlarımızdır. M. A. Ersoy rahmetli, Avrupa’yı gezip dönünce ona “ Nasıldı?” diye sorarlar, cevabı her şeyi anlatmaktadır: “işleri dinimiz gibi dinleri işimiz gibi.”

  A. Bulaç’ın konumuza açıklık getirecek yazısından alıntı ile devam edelim ( 09.04.2012 ) : NATO'nun yeni dönemde kendine belirlediği ana stratejik hedefler, "İslam Dünyası'nın Batı karşısında -veya Batı'nın izni dışında- güç birliği oluşturmasına imkan vermemek; Batı'ya karşı koyabilecek herhangi bir gücün teşekkülüne engel olmak; Bölgede İsrail'den daha güçlü ve daha etkin bir gücün oluşmasına fırsat vermemek. İslam Dünyası'nın enerji kaynaklarını, enerji nakil hatlarını, beşeri ve tabii zenginliklerini kontrol etmek; İslam'ın sosyo-kültürel bir din, alternatif bir medeniyet ve bölgesel-küresel bir sistem olarak iddia sahibi olmasının önüne geçmek" ise, Türkiye'nin bu konseptte yeri, misyonu ve rolü nedir?  Gayet açıktır: 21. yüzyılın ilk yıllarından bu yana NATO, İslam ülkelerini işgal etmekte, yurdu için savaşan insanları ve masum sivilleri öldürmektedir. Kimi yerde "kitle imha silahlarını, kimi yerde demokrasi ve özgürlük getirme vaadi, kimi yerde terörü ve teröristleri önleme, kimi yerde kadını özgürleştirme" bahanesiyle operasyonlar yürütmektedir.“

 Çark iyi kurulmuş, dişlerin arasına giren küçük engeller dişler arasında ezilmektedir. Toplu uyanış ve birlik ruhu oluşmadıkça da bu sömürü çark işlemeye devam edecektir.

  Mesela ABD'de Texsas'ın bağımsızlığını isteyen hatta bu yolda silahlanan gruplar var. Dışarıdan destek alsa o grup ABD'yi kana bulamaz mı idi? Benzer durum – istemeyiz tabii ama - İspanya, Yunanistan, İngiltere gibi ülkelerdeki terör örgütleri için de söz konusu.  Ülkemizdeki PKK terör örgütünün arkasında en az 50 ülke var ve bu örgütün can kaybı dışında ülkemize zararı en az 400 milyar dolar. Şimdi soralım “Hırsızın hiç mi suçu yok!” ABD demokrasi getirdiği (!) Irak'ta ırk ve mezhep ayrımını körükleyip, Afganistan2 haline getirmiştir ülkeyi. Dış tahrik unsurlarının kaos planları devamlı İslam ülkeleri üzerinde oynanmakta, birlik ruhunun oluşmasına izin verilmemektedir. İşin ilginci Müslüman olduğunu söyledikten sonra " Peki neden İslam ülkeleri geri?" diye sorarken hafif alaylı bir üslup takınanlar da bu birliği sağlayacak tek gücün - İslam'ın - hala değer ve gücünün farkında değillerdir.

 Özetle: İki dünya savaşının ardından tüm İslam ülkeleri işgal edilmiştir. Daha sonra tek tek bağımsızlıklarını kazansalar da işgal güçleri  geri çekilirken İslam ülkelerinin başlarına, halkının değerlerine yabancı, batılı değerler içinde yetişmiş kendi işbirlikçilerini bırakır. Bu yöneticiler halkı baskıcı- despot bir şekilde yönetirler. Aşağıdaki haberler Müslüman halkı yöneten insanlarla halkının birbirine ne kadar yabancılaştığının kanıtlarını sunmaktadır. Dolayısı ile henüz kendi değerleri ile barışık bir toplum bilincine kavuşamamış halkların maddi kalkınma alanındaki sorunlarının nedenini dine bağlamak tarihi bilmemek, emperyalizmi okuyamamak ve mantık fukaralığı ile tanımlanabilir. Unutmamalıdır ki bu din, ortaçağda batı karanlık içinde iken insanlığın bilim- medeniyet-ilerleme meşalesini elinde tutmuş toplumun dini olmuştur. Mesele o dinin bilime verdiği önemi yeniden kavramakla ilgilidir, diğer yorumlar sadece önyargı- temenni karışımı değerlendirmelerdir.

                                       Halkını yabancıdan daha yabancılar yönetirken geri kalmışlığı halkın dinine kimse mal edemez:

Mısır'da seçim yapılır. Cumhurbaşkanı Mursi seçilir. Asker darbe yapar. Halk darbeye karşı Adeviyye meydanında sivil eylem yapar. Asker ateş eder ve yüzlerce  ölü, binlerce yaralı olur. Halk tamamen sivildir ve asla karşılıklı silahlı bir çatışma söz konusu değildir.  İşte iki yorum:

Önce Haçlılar'ın 1097'de Kudüs'ü işgal edince yaptıkları katliamdan bir sahneyi aktaralım: "Süleyman Tapınağı’nda akan kanların yüksekliği, adamlarımızın dizlerinin boyunu aşıyordu." ( August C. Krey, The First Crusade: The Accounts of Eye-Witnesses and Participants, Pinceton & London, 1921, s. 261 ) Şimdide tarih 28 Temmuz 2013. Yer Mısır. İngiltere'de yayımlanan Independent Gazetesi'nin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk hastanede gördüklerini yazıyor: "...Bizim ayakkabılarımızın da kan içinde kalması uzun sürmedi... Bu bir katliam mı? Kesinlikle..  Ölenlerin hepsinin Müslüman Kardeşler'den olduğu söylendi. Bu, onları terörist yapmaz. "

 

                          Eskiyi, Osmanlı'yı, İslam'ı gericilik görüp aydınlanmayı bunlara düşman olma zanneden sığ enteller...

 Hıfzı topuz, 1957 yılında, Akşam gazetesi adına Yunan adalarına gider. Girit belediye kütüphanesine uğrar. Müdür Niko Stavrinidis ona bir kütük defteri  uzatır, 'Bakın, okuyun.' der. Topuz: Ben, eski harfleri bilmem, diye cevap verir. Niko, ' Ah siz cahiller. Ben Osmanlıyım, Osmanlı. Siz sonradan yetiştiniz. Ama şimdi siz Türk oldunuz, ben Yunanlı.' ( Topuz, Gülümseyen anılar, s. 74-75)

 

 

                                                  

 

Daha ölü sayısı onlarla ifade edilirken  İsveç Dışişleri Bakanı Bildt, Twitter üzerinden olaya sert tepki gösterir: "Mısır'da masum göstericilere yönelik yapılan korkunç katliamı, güvenlik güçlerinin görmemesi kabul edilemez"  Mısır'ın Stockholm Büyükelçisi Elmagdoub da Bakan Bildt'e yine Twitter'dan "Hoş olaylar değil ama ölenler de barışçı siviller değil. Silahlı gruplar. İsveçlilerin bunları anlaması biraz zor" diye cevap verdi. Bu cevaba Bildt de "Ölen insanlar kendi kendilerini mi vurdu?" diye tepki gösterdi.

 İslam ülkeleri hala yerli görünüşlü işgalciler tarafında yönetiliyor! Dünya savaşlarından sonra işgal edilen İslam ülkeleri eğitim, kültür emperyalizmi ile dinlerinde uzaklaştırıldılar. Savaşla bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin başına ise halka ve inançlarına yabancı hatta düşman liderler getirildi. Müslüman halk yıllarca baskı altınca tutuldu. Bağımsızlık hareketleri, demokrasi ile söz sahibi olma çabaları ise darbe, katliam ile önlendi. Seçimle başa gelen hükümetler, mesela Cezayir, Mısır'da darbe ile yıkıldı, Suriye'de katliam yapıldı.  Arap ülkelerinde askeri rejim ve krallıklar ile veya Türki cumhuriyetlerde halkın dini duyguları ile uyuşmayan rejimlerce yönetilen halk hiç bir zaman kendi inançlarını pratik hayata tam olarak geçiremediler. Ortalama 100 yıldır bu halde olan Müslüman halka bir de tüm bu olayların sebebi olan batılı ülkelerin bilim adamları olan oryantalistler " Müslüman halk neden geri?" diye sorma yüzsüzlüğünü göstermektedir. El-cevap, " Sizin yüzünüzden!" Ama başarısızlığa mazeret olmaz, 1400 senelik İslam tarihinde 100 sene teferruattır, detaydır. İleri, okuyan, aydın, medeni ve barış temelli Müslüman nesil yeniden ortaya çıkmaktadır ve bu kaçınılmazdır. Çünkü Kuran her türlü olumsuzluklara rağmen güncelliğini, tazeliğini korumakta ve Müslümanlara yeniden ve bir daha ışık tutmaya başlamış bulunmaktadır. İçki içen, Kumar oynayan, zina eden, fala inanan, erkek çocuktan neslin devam ettiğine inanan... vb cahil ve İslam'dan habersiz nesil yerini Kuran ve sahih sünnet eksenli okuyan aydın Müslüman nesline bırakmaktadır. İslam değil ama Müslüman'ın geri kaldığı dönem artık sona yaklaşmaktadır, bi-iznillah!

                         

                
 

                


3- Batılı devletler nasıl ilerledi? ( Konu hakkında öncelikle " Avrupa'nın üzerine doğan İslam güneşi, İslam felsefesinin özgünlüğü, İslam ve bilim,
İslam ve Rönesans" gibi konularındaki yazıların okunmasını tavsiye ederiz!)  Tabii ki Rönesans ve reform bunda etkin bir konuma sahiptir. Ama batı medeniyetinin temeli, kan, sömürü, gözyaşı üzerine kurulmuştur ve bu hala devam etmektedir. Afrika köle ticareti, elmas Adenlerinin sömürülmesi, Amerika İnka- Aztek- maya medeniyetlerini yerle bir edip, yapılan kıyımlar ve talan edilen altınlar, Asya işgal, sömürü ile yeraltı zenginlikleri ve emekleri sömürülen Çin, Hindistan, Pakistan. Bu sömürünün devam ettiği de ortadadır. “ Demokrasi getirmek. “ kılıfı ile petrol için ve mezhep- ırk holiganlığı ihraç eden ülkelerin vatandaşları bir de tüm bunlardan sonra “ Neden ileri değiller?” diye sormaları yok mu? Nasrettin Hoca’nın oğlunun cevabı gibi: ” Ne gidiyor ne bırakıyor.” üstüne suçluyorlar. Formül: “Önce uyanmak, silkinip sömürü çarkını kırmak ve sonra da özümüze dönüp İslam’ı yaşamak!”  Sonra bakın bakalım kimse bize “ Neden geri kaldınız?” diye sorabilecek mi?

 "Avrupa'da var olduğu iddia edilen bilim, din çatışması İslam medeniyetinde geçerli olmamıştır. Gazali sonrası dönemi için bile bu iddia doğru değildir. ( Prof. Dr. George Saliba, İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans'ının Oluşumu, s. 240) Avrupa'daki tüm kraliyet makamları ve çevreleri, sömürgeleriden gelen altın, gümüş, bedava köle, işgücü ve doğal kaynaklarla doldu taştı. ( Saliba, s. 247) Bilimsel çalışmaların hiçbir maliyeti yoktu çünkü, yatırım ile ilgili sermaye ve işgücü 'keşfedilmiş' sömürgelerden geliyordu. ( Saliba, s. 248) Avrupa'daki bilimsel gelişmeler, yeni dünyanın 'keşfi' ile başlatılan dinamik zenginlik döngüsünün ürünüydü. Zenginlik bilimsel üretimi, bilimde daha fazla zenginliği getiriyordu." (Saliba, s. 249)

ABD halkı zayıflamak için 5 milyar dolar, kedi-köpek maması için 17 milyar dolar harcamakta. Avrupa ise parfüm için 13 milyar dolar. BM Tarım ve Gıda Örgütü (FAO)'ya göre şu anda dünya üzerinde 790 milyon kişi gıda sıkıntısı çekiyor. Dünyadaki açlığın ve temel sağlık problemlerinin en asgari ölçüde halli için 13 milyar dolar yeterlidir. Yani Avrupa'nın parfüme harcadığı kadar, ABD'nin kedi-köpeğe harcadığından 4 milyar dolar daha az! Sömürülen altın ve elmasların paraları parfüm olarak havaya veya mama olarak köpeklere verilirken asıl sahiplerinden esirgenmesi, rızıkların Allah tarafında verilmesinde değil, kullar arasında paylaşılmasında sorun olduğunu göstermektedir. Zaten Müslüman da bu adaletsizliğe itirazı olana kimseye denir!

Batı nasıl zengin oldu, bir örnek: 1400'lü yılların sonuna doğru, Haiti'yi beyaz adam keşfettiğinde ülke nüfusu yarım milyon idi. Sadece 10 yıl sonra bu sayı 60 bine iner. Fransızlar adaya hakim olunca adada büyük tarım alanları kurallar. Ancak çalışma zorlukları halkın nüfusunu iyice azaltır. Başta Gine ve Kongo'dan buraya köleler getirilmeye başlanır. Bu sayı zamanla bir milyonu bulur. Öyle zaman gelir ki, Fransa'da 25 milyon kişi bu kolonyal ticaretten geçinmeye başlamıştır artık! Ulusal Meclis'in %15'i koloni ve köle sahibi idi. Geriye kalanlar ise zaten bu ticaretten geçiniyorlardı. ( Sancaktar Dergisi, I/33, 16-22.8.2013) Bu örnek sadece adı duyulmamış bir ülke olan Haiti'den örnektir. Buna Amerika kıtası, Afrika'nın tamamını, Asya'nın özellikle Çin, ( O dönemde Pakistan- Afganistan Dahil ) Hindistan, Japonya gibi ülkeleri eklersek; kısaca Avrupa hariç tüm dünyayı sömürerek batı bugünkü seviyesine bu sömürü-kan-zulüm ile ulaşmıştır. Batı sadece can, mal sömürüsü yapmamış, dil-kültür-dini de değiştirmiştir. Özellikle Hıristiyan Katolik mezhebi zorla kabul ettirilmiştir. Günümüzde dünyasında İngilizceyi ( Ülke nüfusu 53 milyon) 427 milyon,  İspanyolcayı  ( Ülke nüfusu 47 milyon) ise 266 milyon insan konmaktadır. ( Sabah, 12 Mayıs 2013)

Victoria Gölü’ne bırakılan bu balığın adı “Nil levreği”. Bırakıldığı andan itibaren göldeki bütün balıkları yiyerek 200 balık türünü de bir anda yok ediyor. Bir anda oluşan “balık sektörü” Hintli kalantorların ilgisini çekiyor ve Hindistan’dan kalkıp Tanzanya’da fabrika kuruyorlar. Doğu Afrika’nın rantını yiyen kalantor Hintliler, değer verdikleri 3 şeyi şöyle sıralıyorlar:“Balık, para ve çocuklarımız.” Balık Avrupa ve Japonya’ya; para...lar İsviçre’ye; çocukları da Amerika ve Kanada’ya gidiyor. kurtlanmış kılçıklar Tanzanyalılara para karşılığında satılıyor! “Creme de la creme” yani!  Avusturya’dan Hubert Sauper belgesel yapıyor: Rus pilotlar tarafından kullanılan uçaklar günde 55 ton balık filetosunu bu fabrikalardan Avrupa ve Japonya’ya taşıyor. Ve aynı uçaklar Tanzanya’ya gelirken Kongo ve Ruanda’daki “iç savaş” için Kalaşnikof ya da bomba getirip balık götürüyorlar. Sauper, “Bu uçaklar, gündüzleri sığınmacıların karnını doyuran nohutları, geceleri de onları öldüren bombaları taşıyordu! Bu benim için dehşet verici bir ayrıntıydı.” diyor. ABD yardım uçağı 45 bin ton nohut, Rus kargo uçağı 50 bin ton balık yüklüydü. Nohut, BM kamplarındaki mülteciler içindi, balıksa AB ülkelerine gidiyordu, inanılır gibi değildi. İnsanların açlıktan öldüğü, protein eksikliğinden çocukların karınlarının şiştiği bu bölge, Avrupa ülkelerine tonlarca balık gönderiyordu. Nasıl oluyor da insanların aç olduğu bu bölgeden bu değerli yiyecek uçup gidiyor?” Sauper, “Aynı filmi Sierra Leone’de de yapabilirdim. O filmde balığın yerini elmas alırdı. Honduras’ta muz, Irak, Nijerya ya da Angola’da ise ham petrol…Nijerya’nın bir köyünün 10 kilometre ötesinde verimli bir petrol kuyusunun bulunması, o köylüler için ölüm fermanının imzalanması anlamına gelir...“Sadece Doğu Kongo’da bir tek günde savaşta hayatını kaybedenlerin sayısı, 11 Eylül’de New York’ta ölenlerin sayısına eşit. Bu savaşlar ya görmezden geliniyor ya da Ruanda, Burundi ve Sudan’dakiler gibi ‘kabile çatışmaları’ olarak nitelendiriliyor. Savaşların arkasındaki nedenin, doğal kaynaklara yönelik emperyalist çıkarlar olduğu ustaca gizleniyor! Afrika’da savaş, fuhuş, açlık, AIDS, sokak çocukları gibi sorunlar olduğunu söyleyen ben değilim. Bunları herkes biliyor. ( Dirilişpostası, 25.5.2015 )

 

           İşte en geri (!) İslam ülkelerinden biri Afganistan. Acaba neden geri kaldı?

 

  

        

                  

 

                                                          Dağınık İslam alemi tek tek avlanıyor!

 

                      
                                                                                        1900'lerden 2000'lere...

         

 

                                                 İslam'ı doğru anlamanın önündeki engeller

Biz şu anda İslam'ı tam olarak yaşayan bir toplumda bulunmuyoruz. Tam olarak derken, İslam'ın hem ahlakını hem de hukukunu kastediyorum. Müslümanlar çok uzun zamandır bundan mahrum kaldılar. Başları ve ulül-emirleri yok. Ulül-emr yerine geçecek âlimler ittifakı da yok. . Herkes başına buyruk hareket ediyor, en iyisini ben bilirim, benden başkası anlamaz düşüncesi âlimlerimizin çoğunda var. Yani önümüzde model bir İslam toplumu olmadığı gibi, her biri canlı İslam diyeceğimiz, görüldüklerinde Allah'ın hatırlanacağı, birlikte düşünebilen yeterli derecede âlimlerimiz de yok. Anlaşılan o ki, bir İslam toplum modeli ortaya koyabilmemiz için öncelikle beraber düşünen âlimlerimizin bulunması gerekir. Her şeyi tek başımıza anlayamayacağımızı anlamamız çok önemli bir adımdır. Yani vahdeti önce âlimler sağlamalı. Bu da olgunlaşması gereken belli bir süreci gerektiriyor.

Buna bağlı olarak bugün bizim yaşadığımız ortamlarda ve kültürlerde İslam'a ait diyebileceğimiz çok az şey var. İnsan, içinde yaşadığı gerçekliğe ve kültüre göre düşünmek zorundadır. Modern ya da popüler kültürlerde yaşayıp müslümanca düşünebilmek kolay değil. Cinsellikle ilgi ahkâmdan gıda rejimine kadar bizi kuşatan her şey şu anda bize yabancı.  Modern kültür bizi vakum gibi evirip çevirip yutuyor, ya da fırlatıp hayatın dışına atıyor. Kendi içinde çok kolay olan din, günümüzde bu vakumdan kurtulabilmemizi de gerektirdiği için zorlaşıyor. 

Öte yandan aciz kaldığımızda gücünü arkamızda hissedeceğimiz bir devlet babamız yok. 

Bu söylediklerimize bağlı olarak Allah tasavvurumuzda bozulmalar, ahiret inancımızda belirsizlikler oluşuyor… her an herkesi gözetmekte olan bir Allah'a kesin inanan insan bizden çok daha farklı düşünür, endişeleri azalır, ümidi canlı kalır, enerjisi artar, günah işlerken O'nu yanı başında hissedip bundan vazgeçer.  Ahiret inancındaki belirsizlikle beraber insan, haşri, hesabı, kitabı, cenneti cehennemi, kısaca ilahî adaleti unutabiliyorlar. İşte Allah tasavvurumuzdaki değişme ve ahiret inancımızdaki belirsizleşme de bizim İslam'ın geriye kalan ahkâmını anlamamızı zorlaştıran sebeplerden oluyor. (Faruk Beşer, Yeni Şafak, 02 Aralık 2016)

 

 

          Konuyu tamamlayan” İslam ve bilim” ve “Müslüman ilim öncüleri” yazılarını tavsiye ederiz.

 

 

 

SORU: batılı devletlerin medeniyetleri kan sömürü gözyaşı üzerine kurulmuş. peki islamiyet nasıl kuruldu, başından beri savaşla kılıçla (bedir, uhud, hendek ve sonrki binlercesi). edinilen savaşlardan toplanan ganimetler, zorla vergiye bağlanan, müslüman olursa zekata mecbur olan, müslüman olmazsada cizye vermeye zorlanan ve sömürülen ülkelerle islamiyet büyüdü,semirdi. buhara türklerini 300 sene boyunca akınlar düzenleyerek katleden emeviler, zorla müslüman yaptılar…maveraunnehirin iki yakası türk kellerlerinden köprü olmuştu. bütün yayılmacı devletler, kanla, kılıçla sömürüyle beslenmiştir. buna islamiyet de dahil.

CEVABIMIZ:
İnsan bilmeyebilir ama bilmediğini bilmesi de bir erdemdir!

Bedir, uhud, hendek savaşları kısaca islam-baris-dinidir.html ve turan-dursuna-cevaplar-2.html adreslerimizde ele alınmıştır. Bu savaşları başlatan taraf asla Müslümanlar olmamıştır. Müslümanlar daima savunmada kalmış, en sonunda müşrik saldırılarının bitmeyeceği anlaşılınca ve Hudeybiye anlaşması da onlar tarafından ihlal edilince Mekke bir iki istisna dışında kansız bir şekilde fethedilip bataklık kurutulmuştur.

Müslüman olanların vergi vermesi doğaldır, vergisiz hangi devlet vardır. Ayrıca bu Müslümanların iç meselesidir, sizi neden ilgilendirir. Müslüman olmak için kimse zorlanmaz- Kuran yasaklamıştır bunu- kendi isteği ile Müslüman olan ise zekatı kabullenip bu dine girer.

Cizye ise Müslüman olmayanlardan alınan vergidir ve bir bakıma zekatın diğer adıdır. Müslüman olanların mal-can-namus-akıl ve dinlerini korumaya karşılık – Detay İslami emirler ve hümanizm adlı konuda – ayrıca vatandaşa yapılan diğer hizmetler ve askere alınma zorunluluğu bile yokken vb tüm hizmetlere karşılık tabii ki ülke vatandaşı ülkesine vergi verecektir. Galiba sizi adları fazla korkutmuş bunlar kısaca vergidir, telaşlanmaya gerek yok!

İslam asla sömürüye izin vermez. Hatta Osmanlı fethettiği ülkelere aldığı vergilerden çok hizmet götürdüğü * ( Osmanlı ile ilgili ek bilgi sitemizde ) için eleştirilir. İşe bakın, hizmet fazla olur eleştirilirsin, vergi çok olsa, sömürücü ilan edileceksin, kurtuluş yok; önyargıların dilinden!

Emevilerin zorla halkı Müslüman yapması yoktur aksine ”yapmaması ” vardır ve tüm İslam tarihinde bu yüzden ‘eleştirilirler.’ Yani yukarıdaki gibi aynı yanlış mantık: Müslüman yapsa idiler ki aksine engel oldular; zorla yaptılar diyecektiniz ki diyorsunuz, zorla yapmamak için uğraştılar, kestiler diyorsunuz. Neyse niyet iyi olmayınca “önyargıları kırmak ” imkansız. Bu konuda kısaca turkler-hakkindaki-uydurma-hadisler-ve-turklerin-musluman-olmasi.html adlı yazımızda ele alındı.

yazdıklarınızdan İslam dostu olmadığınız belli, artık hıristiyan veya ateist… Bana kimliğinizi söylese idiniz size sömürüyü kimin yaptığını tarihi belgeleri ile açıklardır. Ama sömürü ve İslam kelimelerini yanyana kullandığınıza göre daha önce başka konuları ele almak gerekli,

Aşağıdaki konuları bir inceleyin isterseniz, okur, hala sorunuz olursa adresimiz belli.

islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html

idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html

islam-sevgi-toplumu.html

dogu-bati.html