Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  İslam ve İnsanlığın Kaderi

 Giriş
İslam'da insan hayatının tüm davranışları imanını ışığında değerlendirilir ve şekillendirilir. ( s. 9) İslam cemaatine sonradan dahil olmuş kişi, doğuştan Müslümanların yakın geçmiş ürünü olan psikolojik komplekslerinden bağımsızdır ve taklitçi de olmaz. ( s. 11) Bu kitabı gayrimüslimler için olduğu kadar modern eğitim görmüş Müslümanlara da seslenmek amacıyla yazıyorum. ( s. 12) Ümmetin ulus devletlere bölünüşüne mazeretler aramak saçma ve yararsız olacaktır.( s. 16) İslam'ın tüm ana teması farklılık içinde bütünlüktür. ( s. 17) Şu formülü asla unutmamalıdır,  her şeyin en iyisini bilen ancak ve ancak Allah'tır! Yaşayanların ölümü her zaman aklında tutmaları gerekir, yazmakta ya da konuşmakta olan insanların da, kendilerinin cahilliklerini ve bakış açılarının sınırlı olduğunu unutmamaları gerekir. Vallahu A'lem. ( s. 18)

Birinci Kısım
Batının diğer kültürleri hor görmesini mümkün kılınmış olan emperyalist güçtür. ( s. 21) Yedinci yüzyılda İslam Hıristiyanlığın mesajının yayılmasını durdurmuştur. Önceleri İslam'a karşı kullanılabilecek silah kelimelerdi. Papa III. Innocent, Hazreti Muhammed'i 'Deccal' , kaşif Doughty Muhammed'i, ' alçak ve kahpe bir Arap', H. Fisher Muhammed'in, 'Zalim hilekar, şehvet düşkünü ve cahil biri' olduğunu söylemiştir. ( s. 23) İslam kendi başına organik bir bütündür. ( s. 28) Oryantalistler İslam medeniyetinin çökmüş olduğunu kabul ederler. ( s. 29) İslam esaslarını sade ve anlaşılır oldukları gerçekten doğrudur. ( s. 31) Dinine sırtını çeviren Müslüman'ın elleri boş kalır ve artık kendisinin kim olduğunu bilemez hale düşer. ( s. 32) İskender fetihleri ile artık dünyayı şaşkına çevirmiş olmakla birlikte geriye efsaneler ve birkaç yazıttan başka bir şey bırakmamıştır. Araplar, girmiş oldukları yerlerde bir medeniyet meydana getirmiş ve hala da direnmekte olan bir hayat ve düşünce modeli oluşturmuşlardır. ( s. 35) Müslümanların Fransa'ya girmeleri ile Karlofça Antlaşması arasında yaklaşık 1000 yıl vardır. ( s. 38)  Avrupalı çocuklar, yeşil sarıklıların kabusu ile uyumaya yönlendiriliyor. Kabus gören taraf sadece Avrupalılardır. Orta Çağda Müslüman alim ve tüccarlar İspanya ve Endonezya arasında uzanan İslam dünyasında seyahat ederlerdi. Bu seyyahların pasaportu kelimeyi tevhit söylemekten ibaretti. ( s. 39) Avrupalılar sadece dış yüzünü görmüş oldukları Müslümanların manevi hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.  Toledo'lu Said b. Ahmet daha Haçlı ordularının akımları henüz başlamamış iken, bilimde ilgilenenler ve ondan habersiz olanlar olmak üzere insanları iki gruba ayırmıştı. İkinci grup olanlarsa kuzey ve güneyli beyaz ve siyahlardan oluşan vahşi insanlardı. ( s. 40) Hıristiyanlık için İslam'ın varlığı yenilip yutulmaz bir hareket olduğu halde, Müslümanlar bu ehli kitabın varlığını kabul etmekte bir sakınca görmüyorlardı.  ( s. 41) Medeniyet, ticari ve dünyevi bir kafes içindeki şehirli kibarlığıdır. ( s. 46) Her şeyden önce Müslümanlarda ırk saplantısı yoktur. ( s. 48)

Yahudilerin bir ülke olarak başlarına gelen felaketlerde Müslümanların hiçbirinin suçunun olmadığı kesindir. ( s. 49) Beyaz adam, Yahudilere kendisinin toprağını değil başkalarının toprağını vermeyi istiyor. ( s. 50) Filistinliler Aslında Kenanîlerin torunları idiler. İşaret edilmesi gereken tek nokta, Filistin'i zorla ele geçirmedikleridir. Olar daima oradaydılar. ( s. 51) İslam dünyasındaki gençlerin, destek vermek suretiyle İsrail devletini ayakta tutan Amerikalıları affetmeli imkânsızdır. ( s. 52)   Ümmet, ulusal sınırlar ve ulusal rekabetler ile bölünmüş durumda bulunuyor. ( s. 53) Ümmet Çağdaş dünyanın elde etmeye can attığı ölü amaçları aşan bir umudun tanıklığını yapmaktadır. ( s. 54) İslam kadar kendi akidelerine harfi harfine uyulmasını isteyen başka bir din yoktur yeryüzünde. ( s. 59)

İkinci Kısım
İlahi vahiy binasının son tuğlası da yerine konmuş olduğundan, Müslümanlar kendi doğruluklarının diğer dinler tarafından da tasdik edilmesini beklemektedirler. ( s. 70) Çağdaş İslam'ın en büyük zarflarından biri, Müslümanların kelimenin tam anlamıyla gerçekçi olan peygamberin örneğine aykırı olarak gerçekleri görmezden gelip hayal aleminde yaşamaya can atıyor olmalarıdır. ( s. 68) İslam'da ruhbanlık ve keşişlik olmadığından, Müslümanlar manevi açıdan Allah'la baş başa, mutlak hakikat ile yüz yüzedir. Bu din doğru olan hiçbir şeye yabancı değildir. ( s. 70) Pek çok Müslüman, din terimini, hayat tarzı olarak çevirmeyi tercih etmektedir. ( s. 83)  Müslümanlara göre tek Allah inancını, Yahudilik ulusallaştırmış, Hıristiyanlık ise İsa'nın kişiliği ayın güneş'in ışığı kesmesi gibi, uluhiyyetin ışığını kesmiştir. Diğer bir değişle, YAhudilik tevhit inancını sabitleştirmiş, ona bir vatan ve bir ordu vermiş, fakat aynı zamanda da ona el koymuştur. Hıristiyanlıksa bu hakikati evrenselleştirmiş fakat saflığını bozmuştur. ( s. 87)  İbni Teymiyye, İslam'ın, Yahudiliğin sertliği ile İsa'nın merhameti arasında orta bir yol izlemiş olduğunu ileri sürmüştür. ( s. 87) Geleneksel Hıristiyanlık ilk günahtan dolayı insanın bozulmuş olduğunu varsayarken, İslam gerçekçi bir şekilde bu görüşün tamamıyla aksine öne sürmektedir. ( s. 93)

Üçüncü Kısım
İslam, Bir olana boyun eğmek anlamına gelir. ( s. 102) Müslümanlara göre şirk, çok tanrıcılıktan daha tehlikeli bir günah yoktur. Geçen 100 yıl boyunca kabul görmüş olan dinin evrimi ile ilgili safça teoriler bugün uyumaya bırakılmış bulunuyor. Araplar Allah'ın varlığından habersiz değildiler, fakat ona oğullar, kızlar isnat etmişler, bağlılarından hiç bir istekte bulunmayan ve idare edilmeleri kolay olan birçok ilahı ona ortak konuşmuşlardır. ( s. 107) Asıl sahte tanrı, kendi kendine yeterlilik iddiasını güden insan benliğidir. Ateizm, Sovyetler Birliği'nin resmi İnanç sistemidir. ( s. 109) Hz Muhammed'in güzel adlarının birincisi elçi ya da peygamber değil, 'Kul'dur. ( s. 115) Muhammed, kusursuz bir köle idi. ( s. 128) Batı, Müslümanları zalim bir Rab önünde büzülmüş duran ve anlaşılmaz kaderine boyun eğen bir hayvan gibi tasavvur etmiştir çoğunlukla. ( s. 116) Allah, kaderimiz vasıtasıyla bizimle konuşur. Biz de onunla ibadetlerimiz vasıtasıyla konuşuruz. ( s. 118) Doğru bir karşılaştırma, İsa ile Kuran arasında yapılabilir. Hıristiyanlar için, etten kemikten bir hale getirilmiş olan 'kelime' Müslümanlar için kitap formu içinde dünyevi bir şekil almıştır. Müslümanların, Hz Muhammed'i sevmeleri ve kendilerine örnek almaları ne Onu Allah'ın yeryüzündeki bedenlenişi olarak, ne de kurtarıcı olarak görmeleri nedeniyledir. ( s. 125) 

Dördüncü Kısım
Hiçbir meal Kuran olamaz. İncil ise, Kuran ile değil, Hz Muhammed'in hadisleri ile kıyaslanabilir. ( s. 142) Vahiy bizi fıtratımızda döndürmektedir. Akla yitirmiş olduğu doğaüstü hakikatleri algılama ve idrak gücünü; iradeye, kaybetmiş olduğu ruhtaki çatışan bölmelere hakim kabiliyetini; duyarlığa ise, kendisinin kayıp yeteneği olan Allah'ı onu hatırlatan her şeyi sevme yeteneğini geri vermektedir. ( s. 146) Kuran beşer beyninin düşünebileceği ve hissedebileceği her şeyin bir resmi gibidir. Allah Kuran'ın bu özelliği vasıtasıyla müminlerin içine sükunet, dinginlik ve huzur akıtarak beşerî endişeyi yok eder. ( s. 148)

Beşinci Kısım
İslam'ı anlamayı arzulayan Hıristiyan, Hz Muhammed ve Hz İsa'yı mukayese etme isteğini bastırmak zorundadır. Çünkü bu ikisi eşyanın nizamında tamamıyla farklı roller almışlardır. ( s. 181) Sahabi; onlar çekirdektiler ve her şey onların imanlarını bağlıydı. ( s. 209)

Altıncı Kısım
Muhacirler Medine'ye hicret ettiklerinde tamamıyla yeni kardeşlerine bağımlı halde bulunuyorlardı. Arapların kabileciliği göz önünde tutulduğunda, tamamıyla yabancı kişileri kardeş kabul edip ailelerine katmanları ve bunun bir kırgınlığa da neden olmaması bir mucize olarak tanımlanabilir. Dini inancın dönüştürme gücü bundan daha net bir şekilde çok ender olarak gözler önüne serilmiştir. ( s. 219)
 

Yedinci Kısım
Halifenin üç temel görevi vardır. Halife her şeyden önce ümmetin geçici bir süre için başkanıydı ve insanlar arasında doğrulukla hüküm vermekle yükümlüydü. İkincisi, halife toplumun imamı ve yasanın devam ettiricisiydi. Üçüncüsü, Emir'i-Müminin idi, müminleri maddi ve manevi her türlü tehlikeden korumakla görevliydi. Şura'ya; danışmaya uymak zorundaydı ama son karar ve sorumluluk kendisine ait idi. ( s. 249) İslam, Müslümanlaştırmaktan çok yeryüzünde adalet, denge ve düzeni tesis etmeyi amaçlar. ( s. 250) Bizans'taki Yunan Ortodoks rejimi, bu topraklarda yaşayan diğer mezhepten olan Hıristiyanlara kafir gözüyle bakmakta ve onlara bu bakış açısı doğrultusunda muamele etmekteydi. ( s. 251) Müslümanlar ne İslam'ı empoze etmeye, ne de tek örnek bir hukuk ve politik sistem kurmaya kalkışmışlardı. Fatihler barışın muhafızları olarak, askeri kamplarında ikamet ediyorlardı. ( s. 252)
 

Sekizinci Kısım

İslam tarihinde ilk ve son kez kurulmuş olan engizisyon olan 'mihne', akılcılığın da bağnazlaşabileceğini göstermiş ve en akılcı mezhep olan Mutezililer tarafından 20 yıl boyunca sürdürmüştür. Mutezililik İslam düşüncesinin ana görüşünü yani Ehli Sünnet'i zenginleştirilmiştir. ( s. 300) Çağdaş Müslümanlar kendi tarihlerinden çoğunlukla utanırlar. Diğer halkları ve kültürlerini özellikle de Hıristiyanlığın tarihsel hikayelerinin de aynı derecede kötü olduğunu söylememiz onları pek rahatlatmaz. Zira bu herhangi bir toplum veya herhangi bir kültür değildir. Bu kendisinden yalnızca, en iyi olanın umulabileceği ümmettir. ( s. 303)

Dokuzuncu Kısım

Gerçek hakimiyet ne yöneticiye, ne hükümete ne de bir sayısal çoğunluğa mahsustur. Hakimiyet Ancak Allah'a aittir. İslam sisteminde yöneticinin görevi son derece sınırlıdır. İslamî toplum teokratik olmaktan çok teosentriktir ( Merkezde Allah inancı vardır), teokratik bir toplum olsaydı, Allah'ı temsil edecek yarı ilah bir yöneticiye ihtiyaç söz konusu olurdu. Fakat teosentrik bir toplum bağlamında yönetici, merkezi bir rolden ziyade, çevresel bir role sahiptir. Yöneticinin görevi, yasayı korumaktır. ( s. 311) Şiiler ve Hariciler, her ikisi de kendi özel doktrinleri açısından devrimi haklı çıkarmaya muktedirdiler. Sünnilerin otoriteye itaat görevini vurgulamış olmaları kısmen, bu tür istikrarsızlık reçetelerine duydukları tepki yüzündendir. ( s. 314) Şeriat, hayat sularının tüketilemeyecek şekilde akmakta olduğu yere doğru götüren bir yoldur. Müslümanlar için neye inanmaları gerektiğini bilmek hususunda bir problem yoktur. Onların meselesi, cennete giden yolda sendelemeden yürümek gerekliliğidir. ( s. 316) Şeriatı bir vahyedilmiş yasa gövdesi olarak tanımlamak harfi harfine doğru değildir. İnsan gayreti ve aklı kullanmak, onun gelişmesinde rol oynamıştır.  ( s. 317) Batılı akademisyenler 'Tarihsel eleştiri'yi hadis literatürüne de uygulamaya çalışmışlar ve onda şüphe uyandırmaktan zevk almışlardır. ( s. 319) Mezheplerden dört şeriat deresi doğmuştur. Fakat bunların her birindeki su aynı sudur. Aralarındaki farklılıklar, Şafi'nin Maliki'den ders almış olduğu, İbni Hanbel'in Şafi'nin öğrencisi olmuş olduğu gerçeğinden de tahmin edilebileceği gibi önemsiz farklılıklardır. Sünni şeriatı tehdit edecek tavır, bu farklılıkları abartanlarca doğmaktadır. ( s. 322) Son zamanlarda şeriata bile karşı çıkan bir reaksiyon ortaya çıkmış bulunuyor. Burada da aşırı uçlar bulunmaktadır. Bir yanda hepsini 'köhnemiş' diyerek reddeden modernistler, diğer yanda ise rahatlıkla aşırı tutucular olarak tanımlanabilecek kişiler bulunmaktadır.  ( s. 323) Şeriat, herkese ait olan bir evrensel model içerisinde insanın fıtratına ve ihtiyaçlarına uygun olan birçok seçenekleri sunar.  ( s. 324) İnsanlığın ihtiyaç duyduğu karizmatik topluluk fikrini İslam gerçek hayatta diğer büyük dinlerin hepsinden daha iyi uygulamıştır.  ( M. Watt, İslam ABD the Integration of Society, s. 234) İslam toplumu, birliğini her şeyden önce inanca borçludur. Her Müslüman birey, 'erkek kardeşleri' ve 'kız kardeşleri'nin saadetlerinden sorumlu, fakirliklerinde onlara yardım etmek, kötü yola yöneldiklerinde onları doğru yola çevirmekte yükümlüdür. Topluluğun üyelerini vatandaşlık görevinden çok inancın ilkeleri bir arada tutar. ( s. 328) Eğer şehrin kalbi büyük cami ise, midesi çarşısı, beyni ise okulları ve yüksek okullardır.( s. 332) İslam'ın sosyal amacı, içinde her bireyin şeriat nizamına göre belirlenmiş rolünü yaşayacağı, bir an bile Allah'ın kendisini görmekte olduğunu unutmaksızın, tehlikeden uzak bir insanî ilişkiler ağı içinde yaşayacağı bir topluluk oluşturmaktır. ( s. 343)

Onuncu Kısım

Eğer 'gerçek ben'i arayacaksak; başka bir yerde, teklikte, Tevhit'te, dinde aramalıyız. Din, dış ile için birliği, için dışla birleştirilmesidir. ( s. 359)

On birinci Kısım

İslam'da Seküler, profan (Dinle ilgisi olmayan) sanat yoktur. Bu doğrudan doğruya tevhid ilkesinden kaynaklanmaktadır. Vahdet/Tevhid, varoluşun temel niteliğidir. ( s. 385) İslamî sanat diyor, Seyyid Hüseyin Nasr: Müslüman'ın yer küresel çevrede sürmekte olup, ötedeki ilahi mevcudiyete doğru, kendi sanatının kökeni ve nihayeti olan hakikate doğru uzanan yolculuğunun yardımıyla yapmakta olduğu, semavî gerçekliklerin yeryüzündeki bir yansıması olduğu kadar, İslam Vahyinin maneviyatının dünyevi anlamda billurlaşmasıdır da.  ( s. 386) Bir Hıristiyan, kiliseye girdiğinde, profan dünyadan çıkıp dört tarafı duvarla çevrili kutsal bir yere adımını atmış olur; fakat Müslüman için tüm yeryüzü kendisinin ibadet yeridir. Dolayısıyla Cami, etrafı duvarla çevrilmiş olan bir yeryüzü parçasıdır. ( s. 391) Titus Burckhardt, 'Müslüman mimarisi, taşı bir ışık titreşimine dönüştürdüğünden' bahseder. El-Hamra Sarayı'nda bulunan Aslanlı Bahçe'yi görenler, onun ne demek istediğini anlar. ( s. 392) Giyinmekten amaç, vücudu yok saymak değil fakat, onu tıpkı altın gibi, kalabalığın gözlerinden gizli tutulan eşyanın alanına geri çekmek demektir.  ( s. 396) Akıllı maymunlar olduğunu düşünen kişiler, akıllı maymunlar gibi giyinecektir. Kendilerinin Allah'ın yeryüzündeki vekilleri olduklarına inananlar da, bu inanca uygun olarak giyineceklerdir. ( s. 397) Günümüz Müslümanları kendilerine, içinde imanın bütünüyle yersiz, ibadetin gereksiz ve şeriatın bir sakınca olarak görünebileceği bir çevre inşa etmektedirler. ( s. 399) İslam'a göre sosyal düzen, dinin bir parçasıdır ve ondan bağımsız kılınamaz. ( s. 311)

 

 

Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi