Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  İslam'da kadın hakları

 

 

              

 

                                                  İslam'da Kadın Hakları

     İslam kadınlara bir çok hak getirmiş, fıtratı ve biyolojik yapısına uygun, yaratılışı ile çelişmeyen görev ve sorumluluklar ile kadını donatmıştır.

       Kuran’ın ilk indiği zamanlarda “Kadın insan mıdır, şeytan mıdır, ruhu var mıdır? “ tartışılırken; Hindistan’dan Avrupa’ya, Yahudilikten Hıristiyanlığa dek kadınlarla ilgili bir çok haksızlığın uygulandığı dönem, mesela 16. Yüzyıl Avrupa’sında, kadınların ruhlarının olup olmadığı ve Cennet’e gidip gidemeyecekleri meselesinin Hıristiyan çevrelerde durmadan tartışıldığını, ticari meta gibi – Günümüz dahil – alınıp satıldığını düşündüğümüzde  , Kuran’ın bir çok yenilikler getirdiğini burada uzun uzadıya anlatmadan, ‘Kadın hakları ‘ denince  günümüzde aklımıza ilk getirilen “ Evlilik, miras, şahitlik, boşanma, eşitlik “gibi kavramlar ve “ Kadın uğursuz mudur, kadına danışılmaz mı, kadın ikinci sınıf bir yaratık mıdır, kadın eğe kemiğinden mi yaratılmıştır?” türü konuları ele alıp cevaplayacağımızı belirtelim. Eski Türklerde ise resmi törenlerde hakan'ın sağında oturma ayrıcalığı ( Ziya Gökalp, Türkçülüğün esasları, s. 165) olsa da kadınlarda bunun dışında; o dönemdeki Türk erkeklerinden maddi durumu iyi olanlar hiç bir sayı sınırlamasına tabi tutulmadan istedikleri kadar kadınlar evlenebiliyordu. Mirasta ise kadının hakkı yoktu, miras sadece erkeğe kalıyordu ve oğul baba vefat ettiğinde üvey anneleri ile evlenmek mecburiyetinde idi. ( İbni Batuta Seyahatnamesi )

 

 

                                                   Kuran ve hadislerde kadın 

 "Şüphe yok ki, kadınlar erkeklerin dengi, benzeri ve tam bir eşidir." (İbn-i Hamza, el-Beyân ve’t-Ta’rîf, s. 261),  "Kadın-erkek bütün insanlar, tarak dişleri gibi birbirlerine eşittirler." (Ö. N. Bilmen, Hukuk-u İslâmiye ve İstilahat-ı Fıkhiye Kamusu, c. II, s. 73-74 ), Veda hutbesinde peygamberimiz: "Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız."  (Ebû Dâvud, Menâsik, 56; İbn Mâce, menâsik, 84; Dârimî, menâsik, 34, Akseki, Ahmet Hamdi, Yeni Hutbelerim, Ankara, 781-782, Acluni, Keşfu'l-Hafa, Beyrut, 1351, I.36 ) buyurmaktadır. "Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır.“ (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 472, Camiu's-sağir, c.2, sh.ll, Hadis No:4012, Münâvî, Feydu’l-Kadir ,c. III, s. 495,  Nesaî, El-Vâfi, C.3, S.117), "Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır." (Riyâzu’s-Sâlihîn, c. II, s. 148) "Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyâmet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz." (Buhari, Talak 25, Edeb 24; Müslim, Zühd 42, c. IV, s. 2028 ) , “"Dikkat ediniz, sizin kadınlarınız üzerinde, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır. “ (Tirmizî, Sünen, V, 111; İbn Mâce, Sünen, l, 594, No: 1851 ),

   Hazret-i Ömer'den:  "Biz İslam'dan önce kadınları  insan  yerine koymazdık. İslam gelince onlara hem ayetlerde hem de hadislerde yer verdi, erkekler gibi hakları anlatıldı. Ondan sonra biz kadınların da erkekler gibi hakları olduğunu düşünür hale geldik!" (Buhari, Müslim). Bir tespit de oğlu Abdullah'tan. "Biz kadınlar hakkında ileri geri konuşmaktan korkar olduk, vahiy gelir de bizi azarlar kadın hakları konusunda diye!” ( Buhari, Nikah, 80 )

  Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahu teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin! (Müslim), Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır (İ.Lâl), En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir. (Tirmizi), Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır. (R.Nasıhin) , Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.  (Mürşid-ün-nisa) , Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.(R.Nasıhin) ,Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür. (İbn-i Asakir), Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur. (Taberani), İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) (İbni Mace) , İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz. (Tirmizi), Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de azap etmez. (Harâiti), (Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına verin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayan gibi çok sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayana Cehennem haramdır. (İbni Adiyy ), Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır. (Ebu Davud) , Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar. Eshab-ı kiramdan biri: Ya iki veya bir tane olursa? diye sual etti. Cevabında buyurdu ki: Bir tane de , iki tane de olsa gene aynıdır. (Hakim, Harâiti)

  Yine başka bir hadîs-i şerîflerinde: "Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz söylemeyin!" (Müslim, c. IV, s. 385 )  buyurmuşlardır. Kadınlarla iyi geçinmek Kur’ân-ı Kerîm’in emridir: "Kadınlarınızla iyi geçinin; eğer onlardan hoşlanmadı iseniz bile!..Olabilir ki bir şey, sizin hoşunuza gitmez de, Allâh onda bir çok hayır takdîr etmiş bulunur." (en-Nisâ: 19 )  Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu konuda: "Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye     ediniz!"  (Buhârî, c. VI, s.145) buyurmaktadır. Kadınlara karşı daima hoşgörülü olmalıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:    "Mü’min bir erkek, mü’min bir kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, öbüründen memnûn olabilir." (Müslim, c. II, s. 1091 ) buyrulur. Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir. Fakat  iyi niyetli ve ülfet edilir insan, kendi hanımında hoşuna gidecek nice meziyetler bulabilir. Onlarla kendisini memnûn ve mes’ûd edebilir. Bunun için ayıp aramaya değil, meziyet aramaya bakmalıdır. Zîrâ mârifet iltifâta tâbîdir. İltifatsız mârifet zâyîdir. Özetle; "Bana dünyadan güzel koku ve kadınlar sevdirildi. Benim en mutlu ânım ise, namazda olduğum zamandır." (Nesâî, İşretü'n-nisâ 1, Mişkâtü'l-mesâbih, c.2, sb.669) Kadın ile güzel kokunun yan yana zikredilmesi, ayrıca namazla da bunun pekiştirilmesi önemli bir konudur. "Allah sizden; kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister; çünkü onlar, sizin analarınız, kızlarınız veya teyzelerinizdir. (el-Camiu's-Sağir, el, sh.78, Hadis No: 1647) Bu hadis bir Müslüman’ın tüm kadınlara bakışına da ışık tutar: Anne, eş dışında tüm kadınlar bacımız, kız kardeşimizdir ( Dinde Müslüman kız kardeşimiz veya Hz Adem’den fıtratta kız kardeşimiz )  "Sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır. Kadınlara ancak iyi insanlar iyi davranır; onlara karşı ancak kötü kişiler, ihanet eder." (el-Camiu's-sağir, c.2, sh.ll, Hadis No:4012) hadisi şerifi de bize hayır ve iyiliğin kadına olan davranışla ölçüldüğünü göstermektedir.   “ Sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224) ,  "Saliha bir kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha hayırlı ve üstündür"  (Vesâil, C.14, S.123) , “ Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak âdi kimseler aşağılar." (Nehc-ül Fesâha, S.318, Hadis: 1520) gibi hadislerde ayrıca konumuz ile alakalı aktarılabilir.

 Abdullah ibn Mes'ûd, Hz. Muhammed'e, kiminle beraber bulunması, kime hizmet etmesi gerektiğini sorunca Hz. Muhammed, üç kez "Annene" dedikten sonra, “Baban’a", demiştir. (Buhârî, Edeb: 2, VII/ 69; Müslim, Birr: 1 )  "Cennet annelerin ayağı altındadır. "  (  El-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, Kahire, 1351/1932, I, 335, No: 1078, Kenz-ül Ummal, Hadis: 45439, Menavi, Feyzul Kadir, 3/361) diyen dinimiz kadına hak etmiş olduğu değeri vermiştir. İslamiyet’in ilk şehidi bir kadındır ( Hz. Sümeyye) İlk Müslüman bir kadındır ( Hz Hatice ) Peygamberimizin soyu kızından ( Hz Fatıma ) devam eder. Hz. Ebubekir’in kitap haline getirdiği dünyadaki tek Kuran-ı Kerim, Hz. Ebubekir, Ömer, Osman dönemlerinde onlarca yıl bir kadının (Hz Hafsa ) yanında kalmıştır. O  dönemde ise Hıristiyanlar şunu tartışıyordu bir kadın İncil’e dokunabilir mi dokunamaz mı?  Kur’an-ı Kerim’de Nisâ (Kadınlar), Müntehine ( İmtihan edilen kadın), mücadele ( Mücadele eden kadın), Meryem ( Hz. İsa’nın annesi ) gibi sure isimleri vardır. Fakat mesela, rical ( Erkekler) süresi yoktur.

  İngiltere'nin Osmanlı Büyükelçisi Edward Wortley Montagu'nun eşi Lady Mary Wortley Montagu tarafından, kız kardeşi Lady Mar'a yazdığı (1717) bir mektuptan: 'Her şeyi hesaba kalktığımda, Türkiye'deki kadınların, bu ülkedeki en özgür bireyler olduğunu görüyorum.' ( Robert Hals, Selected letters of Lady Mary , s.329; Ccomplete letters of Lady Montagu, I/318-320)

   "Kuran ayetleri kadının alçaltılmasına ve kötülenmesine karşı durur." (Annemarie Schimmel, Muhammed, s. 30 vd. ) 

 

                                                             EŞİTLİK

  İslâm Dîni, kadın-erkek bütün insanların yaratılışta eşit olduğunu ilan ederek, kadını, insanlık şeref ve haysiyetine, gerçek benliğine ve kişiliğine kavuşturmuştur. Kuran-ı Kerîm, kadın ile erkek arasında hiçbir ayırım yapmamakta, her ikisine de aynı hak ve sorumlulukları yüklemektedir. Dînîi insanî sorumluluk bakımından da erkekle kadın arasında tam bir eşitlik vardır.

   "Şüphe yok ki, kadınlar erkeklerin dengi, benzeri ve tam bir eşidir." (İbn-i Hamza, el-Beyân ve’t-Ta’rîf, s. 261 ), "Mü’min olduğu halde, erkek ve kadından kim bir takım sâlih amellerde bulunursa, işte bu gibiler cennete girerler ve zerre kadar zulmedilmezler." (en-Nisâ: 124), "Erkek ve kadın, mü’min olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfâtlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeliyle veririz.." (en-Nahl: 97 ), “Mü’min erkekler de, mü’min kadınlar da birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah’a ve Rasûlü’ne itâat ederler. İşte bunları, Allah rahmetiyle bağışlayacaktır. Gerçekten Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir." (et-Tevbe. 71)

   Cenâb-ı Hakk, erkek ve kadına farklı husûsiyetler ve meziyetler vermiş ve onların toplum içindeki mevkîlerini de farklı kılmıştır. Haklar ve mes’ûliyetler, bu farklı husûsiyetlere göre tanzîm edilmiştir.  Erkek; kadından daha kuvvetli, zorluklara daha dayanıklı, hâdiseler karşısında daha soğukkanlıdır. Kadın ise his yönünden çok zengin, şefkat yönünden de engin bir deryâ gibidir. İslâm Dîni, âile müessesesinde, kadınla erkek arasında kendi maddî ve mânevî kabiliyetlerine göre vazîfe taksîmi yapmıştır. Her cinse görebileceği işi vermiş; kadına, yapamıyacağı işi teklif etmemiş, taşıyamayacağı mes’ûliyyeti de yüklememiştir. (Âsım Uysal, Kadın İlmihâli, s: 48 )

   Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından veya kadının erkekten üstün olduğunu göstermez. Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın da daha çok acıma, sevgi, şefkat daha fazladır erkekte ise  daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı. Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. Dini yaşam, sorumluluk, akıl, zeka, düşüncede her iki cinste eşittir ve birbirlerini geçebilirler. Tüm bunlar erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.

   Kadın erkek eşit oldukları konularda paralel, olmadıkları konularda adil paylaşım ile hayatlarına devam etmelidirler. Erkekten ne kadar anasınıfı öğretmeni olabilirse  kadından da ancak o kadar halterci olabilir. Anlamsız yarış yerine dayanışma, iş bölümü ile hayata devam edilmelidir. Eşitlik esastır ama biyolojik ve psikolojik farklılıklarda göz ardı edilmeden hayatın idamesi iki cins açısından da en adil çözümdür.

       Kadın erkek eşit olmadığı konularda İslam, kadın- erkek eşitliğini değil, kadın erkek adaletini savunur. Her konuda eşit olmak adaletli olmak demek değildir. Eşitlikte mesela eşitlikte 100 kg yükü, kadına da erkeğe de 50’şer kilo olarak bölmek esastır. Adalette ise daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Bu eşitlik değil ama adalettir ve kadına pozitif ayırımcılıktır.  Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir. 

            Günümüzden birkaç örnekle devam edelim. İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm askerlere  “ aynı eğitim programının “ uygulanması, kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay  Ian  Gemmel ‘i “ Fırsat eşitliği adı altında kadın askerler eziliyor” diye isyan ettirir. Erkek askerlerin eğitimi sırasında  yaralanma oranı yüzde 1.5   iken , kadınlarda bu oran yüzde 11.1 ‘lere kadar çıkmaktadır .Yarbay Gemmel’e göre bunun nedeni: Kadın kas ve kemik yapısı erkeklere göre daha zayıf. Aynı eğitim kadın bedeninde erkeklere oranla  % 39 daha fazla baskı oluşturuyor. Belirli kas olgunluğuna ulaşmak için erkek askerlerin 3 ay  çalışması yeterli iken , kadınların 6 ay çalışması gerekir. Bu  kadın askerlerden 40 tanesi ordu'yu   " bize fazla yükleniliyor   " diyerek   mahkemeye başvururlar  ( The Sunday Times :10.03.2002)   

   Üzerinde düşünülmesi gereken iki haber daha:İngiltere'de kraliyet donanmasında görev yapan kadın askerlerin dörtte birinin, görevleri sırasında en az bir kez cinsel tacize uğradığı açıklandı. ( Milliyet : 24.06.2005 )  Amerikan askerleri arasında yaşanan cinsel tacizin geçtiğimiz yıla oranla büyük bir artış gösterdiği ortaya çıktı. Pentagon yetkilileri askerler arasında yüzde 40'ı bulan cinsel taciz artışını yeni uyguladıkları programa bağladı. (Akşam 19.03.2006 )

       Kadın daha duygusal olduğu için çocuk eğitimi ve büyütülmesi görevi İslâm’da daha çok kadına verilmiştir. Çünkü o duygusaldır. Acıma sevme yoğunluğu erkekten daha fazladır. Erkek çocuk bakıcısı olamaz. Çünkü erkekte acıma, sevme, şefkat daha az yoğunluktadır. Halbuki çocuğa sevgi; anne sevgisi lazımdır. Erkek evi dışarıdan korur, evin mali yönden devamını sağlar. Kadın evin içişlerine bakar. Evin ahlaki yönden devamını sağlar. Kadın sadece işte çalışsa daha çok yıpranır (sosyal düzende o nedenle de kadınlar erkelerden daha az çalışır, daha önce emekli olur.) ve ailenin, çocuğun eğitimi ile gereği gibi meşgul olamaz. Aile düzeni bozulur. Aile bozulunca, toplum huzuru, devlet huzuru bozulur ve sosyal çöküntü başlar. Eşit toplumda çalışan kadın çocuğunu kreşte büyütür ve sevgi yerine aldığı paraya göre dadısından muamele gören çocuk büyüyünce psikolojik sorunların içine düşer. Kadın erkek eşit değildir birbirini tamamlayan bir elmanın iki yarısı gibidirler. Peygamberimiz “ Kadınlar erkeklerin yarısıdır.”* (Ebû Dâvut, Tahâret, 94; Tirmizi, Tahâret, 82) buyururlar. Hadiste geçen 'şakik' kelimesi, tam ortadan ikiye bölünen bir bütünün parçası mânâsınadırYani, bir bütünü meydana getiren iki parçadan her biri, diğerinin 'şakikidir' Buna göre, insan olma yönüyle kadın ve erkek eşit yarımlardırAma hiçbir zaman biri diğerinin aynı değildirYani bunların fıtratları ruhî ve psikolojik yapıları tamamen farklıdırHer iki cinsinde eksik ve fazlalıkları vardır (kas, yağ, şefkat, merhamet, sert, mizaçlılık vs) Ama her iki cinste insan olmada aklını kullanmada, ilimde, kul olmada, cennet-cehennem yolunda eşittirler.  Ama aralarındaki bu kadar farka rağmen onlardan eşit olmalarını beklemek her iki cinse de zulümdür. Adalet yaratılışa uygun hayat yaşamaktan geçer. 

 * Hadisi bazı ateistler, İslam'da kadın erkeğin yarısı kabul ediliyor şeklinde yorumlama (!) çabasına girerler. Aynı kişiler aşağıdaki romanın adından hareketle "Ben eksik miyim ki seninle tamamlanacağım?" tepkisini vereceğine emin olabilirsiniz! 

    

   Kuran da Allah-u Teala erkeğin kadından üstünlüğünü ifade eden ayet ( Nisa 34.ayet ) Ayeti incelediğimiz zaman üstünlüğün "sorumluluk"  anlamında kullanıldığını yani erkeğin kadından daha fazla sorumluluk sahibi olduğunun hemen fark ederiz. ( Ayet ayrıca kadın erkek farkı konusunu ele aldığımız aşağıdaki yazıda da ele alınmıştır ) Mesela bir amir ile memuru düşünelim. Amir- müdürde insandır memurda. İkisi de akıllıdır. Memurun aklı daha az veya müdürden aşağıdır diye kimse kabul etmez. Ama müdürün sorumluluğu, işi,  yetki alanı daha fazla olduğu için memurdan bir üst makamdadır. Ona belli konularda emir verebilir. Ama bunun dışında her ikisi de insan, kul, akıl... yönünden eşit bireylerdir. Kuran sorumluluğu fazla olan erkeği kadına üstün(sorumlu) kabul etmiş iş bölümünde erkeğe daha fazla sorumluluk yüklemiş, yüklenen sorumluluk oranında onu, idareci, üstün kabul etmiştir. Veda hutbesinde de benzer şekilde  sorumluluğa dikkat çekilmiştir: “Ey İnsanlar! Kadınlarınızın sizler üzerinde hakları, sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır… Kadınların haklarını bilmelisiniz ve gözetmenizi isterim, bu nedenle Yüce Allah'tan korkmanızı dilerim. Siz kadınları Allah'ın emaneti aldınız.” (M. Hamidullah.  Mecmûatü´l-Vesaikü´s-Siyasiyye, 361-362; İbn Mace,“Menasik” 84;  Müsned-i Ahmed, 7/376; Tirmizî, “Tefsîru´l-Kur´ân” 10; Kur`ân-ı Kerim, 4/34)

   Feminizm batı toplumlarında başlamış bir harekettir ve batı toplumu için zorunlu bir harekettir. Çünkü Avrupa’da kadın “ İnsan mıdır, İncil’e dokunabilir mi, ruhu var mı.” diye tartışılan, alınıp satılan, akrabaya, misafire peşkeş çekilen ( Kuzay Avrupa ), çalıştırılınca ücreti az verilen kısaca gerçekten ikinci sınıf  bir canlı olarak görüldü. Böyle bir toplumda kadın tabii ki hak arama yarışına girişip, reaksiyon gösterip, ileri atılacaktır ve hakkını arayacaktır. Fakat İslam toplumlarında kadının ne insan olma yönünün tartışılması, ne Kur’an’a dokunmaması durumu, ne alıp satılımı- fahişelik - durumu söz konusudur. İslâm’da kadın annelik görevini yerine getirdikten sonra doktor, hemşire, avukat, öğretmen,…vb olabilir. Hatta bazı kadınların bu mesleklere sahip olmaları farzı kifayedir, mutlaka olmalıdır.

   Batıda hak arama adalet arama mücadelesi sonunda sınırlarını zorlamış haklı mücadele aşırı uçlara kaymıştır. Eşitlik istekleri sonunda insan olma, kadın gücünü, hissiyatını, duygu sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Vücut geliştiren- kaslı, halter kaldıran, boks yapan kadınlar (hepsinde de, yaratılış mizaçlarında olmadığı için erkeklerden de daha az başarılılar).

     Kadın erkek bazı konularda eşit değildir ve bu  günümüzde kanunlar dahil

 bir çok alanda “ Pozitif ayırımcılık” adı altında dolaylı yönden itiraf edilmektedir.

 

                                              Kız çocuk, erkek çocuk eşittir

   Allah (cc) Kuran’da "Göklerin ve yerin mülk ve tasarrufu Allâh’ındır. O, dilediğini yaratır. Kimi dilerse, ona kızlar bağışlar, kimi dilerse ona erkekler lutfeder. Yahut (çocukları) erkekler-dişiler olmak üzere çift verir. Kimi de dilerse, onu kısır bırakır. Muhakkak ki, O âlimdir, her şeyi bilir. Kâdirdir, her şeye gücü yeter." (Şûrâ: 49-50 ) buyurur. Hiç bir Müslüman, çocuğunun erkek olmasıyla övünemeyeceği gibi, kız olmasıyla da yerinemez. Çünkü önemli olan, çocuğun " Kız veya erkek" olması değil, " Hayırlı bir evlâd" olmasıdır. (Aysel Zeyneb Tozduman, İslâm’da Kadının Hakları, s: 36) İslâmiyet’ten önce Arabistan’da yaygın olan kız çocuklarını diri diri gömme âdeti, İslâmiyet’le tamamen ortadan kaldırılmıştır. Tekvîr: 8-9:”Diri diri gömülen kızın hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman.”  Gibi ayetler bu insanlık dışı adeti sonlandırmıştır. - Bu adetin günümüzde kürtaj adı altında daha doğmadan ve kız-erkek ayırıma da yapılmadan devam ettiğini ayrıca hatırlatalım- İslam’da kız çocuk-erkek çocuk ayırımı yoktur. Kız erkek çocuk veren Allah’tır. "Çocuklarınız size Allâh (c.c.)’ın bir hîbesi (hediyyesi) dir; dilediğine kız, dilediğine erkek verir." (el-Hakîm, el-Müstedrek, c. II, s. 284 ), "Bir adam Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında otururken, oğlunun biri gelir. Adam çocuğu öper ve dizinin üstüne oturtur. Az sonra kızı gelir. Adam onu öpmeksizin önüne oturtur. Bunun üzerine Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz; "Aralarında eşit davranmıyor musun?" diye adamı uyarır." (Heysemî, a.g.e., c. VIII, s. 156), Çocuklara eşit davranmaya çok önem veren Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Bağış ve ihsanda çocuklarınızın arasını eşit tutun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım." (Münâvî, a.g.e., c. IV, s. 84)

 

                                                                MİRAS

    İslam’da miras hukukunda kadına, erkeğe verilen miktarın yarısı verildiği söylenerek kadına haksızlık yapıldığı, hatta bunun kadının erkeğin yarısı kabul edildiğinin de delili olduğu iddia edilir. Hâlbuki İslamiyet’te kadın erkek mirasta eşit pay alırlar. Anne, baba, dede, nine… kadın erkek oldukları halde eşit pay alırlar. Ayırım iddiasının kökenini, kız erkek kardeşler miras almaya hak kazandıklarında erkek kardeşe, kız kardeşe verilenin iki katı verilmesi oluşturmakta ve bu istisna genelleştirilerek sanki tüm kadın erkek arasında bu oranın korunduğu iddia edilmektedir.

   Mirasta kız ve erkek kardeş varsa, erkeğe kız kardeşinden iki kat fazla mirastan pay verilir. Bu paylaşımda ilk bakışta adaletsizlik olduğu gözlemlenmekte ise de durum hiçte görüldüğü gibi değildir.

  Örneğin bir baba vefat etse, babanın üç dairesi olsa kız kardeş bir, erkek kardeş ise iki daire mirastan pay alırlar. Kız kardeş bir erkekle evleneceği zaman, kız kardeşin bir dairesiyle evleneceği erkeğin ailesinden kendisine miras kalan iki payı bir araya gelince toplam üç payları olur. Erkek kardeşinde kendi iki dairesi ile beraber, bir kızla evlenirken evleneceği kızın bir payı birleşince onlarında toplam üç payı olur. Kız kardeşin evleneceği erkeğin ailesinden getireceği iki pay, erkek kardeşinin iki dairesinden fazla olabileceği gibi tersi az da olabilir. Aynı  durum erkek kardeş içinde söz konusudur, erkek kardeşin evleneceği kızın getireceği pay, kız kardeşten az olabileceği gibi çok ta olabilir.

   Ama miras paylaşımındaki farklılığın asıl sebebi bu değildir. Devam edelim: Erkek kardeş evleneceği kıza mihir verir. İslam’da başlık parası yoktur, mihir evlenmeden önce ve boşanma vuku bulursa boşanma sırasında erkeğin kadına verdiği bir sigorta, mali güvenlik sistemi diyebileceğimiz iki bölümden oluşur. Mihir ile kadın hem evliliğin başlangıcında hem evliliğin bitme ihtimaline karşı mali açıdan koruma altına alınır.

   Evleneceği kıza mihir veren erkek kardeşin iki dairesi erimeye başlar. Ayrıca erkek kardeş hayatı boyunca evleneceği kadın ve çocuklarının nafakasını ( Yiyecek, giyecek, yakacak,… ) karşılamak zorundadır. İki dairesi erimeye devam eder. Halbuki kız kardeş, erkek kardeşinin evleneceği kıza mihir vermesi gibi, o da evleneceği erkekten mihir alır. Ayrıca hayatı boyunca kendisine ve çocuklarına erkek bakmak zorunda, mali ihtiyaçlarını erkek karşılamak zorundadır. Kendi bir dairesini ise ailesine harcamak zorunda değildir kız kardeş. Hissesi onun harçlığıdır; ister satar, ister bağışlar, ister kiraya verir veya isterse de kocasına verebilir.

 

Miras : 3 daire

Erkek kardeş                        Kız kardeş
 2                                       1  

 

        Kız kardeş       Erkek                               Kız         Erkek kardeş
      1                    2                                    1                   2 
    Evleniyor  toplam 3 pay                          Evleniyorlar toplam 3 pay
      Mihir, Nafaka (+)                                     Mihir, Nafaka (-)      

 

    Görüldüğü gibi erkek kardeşe çok miras payı verilmesinin sebebi onun toplum içindeki ağır sorumluluğundan dolayıdır. Erkek kardeş aldığı iki payı önce evlenirken mihire sonra nafaka olarak ailesine harcayacak, mirası hep eksilecektir. Kız kardeş ise aldığı bir payın yanında mihir, nafaka alacak, ekonomik olarak payını artıracaktır. Görüldüğü gibi ilk başta erkek kardeş fazla pay alır gibi gözükse de, iş alınan payların hayatta kullanılmasına gelince, kız kardeşin az payı ile erkek kardeşinden daha fazla imkan, olanak, paya sahip hale gelmektedir. Özetle erkek kardeşe ailesine –Eşine yani bir kadına- harcaması için fazla verilmiştir. Zamanla bu oran kız kardeş lehine değişmektedir. ( Benzer örnek için bakınız: Feteva Ali Tantavi, S:266)

   Mirastan kadına erkeğin yarısı kadar hisse verilmesi, kadının mîrâsçı olarak sahip olabileceği bütün konular için değil, sadece kadının, aynı ana-babanın çocuğu olarak erkek kardeşi ile birlikte mîrâsçı olması durumunda söz konusudur. İşte hem kendisine, hem hanımına, çocuklarına, gerektiğinde annesine, babasına, kız kardeşlerine bakmak, onların geçimlerini sağlamakla görevli olan erkeğin, gerektiğinde yine kendisinin bakıp himâye edeceği kız kardeşinden bir kat daha fazla miras alması, adalete aykırı değil, adaletin tâ kendisidir. Kadın, kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. Kadının malî durumu yerinde olsa bile, ailenin harcamalarına katılmak zorunluluğu yoktur. Bu açıdan bakılınca, kadın ile erkeğe aynı pay verilecek olsa, hisseleri aynı olduğu için erkek, ailenin geçimini sağladığı, kadının ise böyle bir sorumluluğu olmadığı noktasında, denge erkek aleyhine bozulmuş olacaktır ki bu, erkeğe haksızlık edilmesi demektir. Mirastan kadına, erkeğin hissesinin yarısı kadar pay verilmesinin, erkeği kadından üstün tutmak düşüncesi ile hiç bir ilgisi yoktur. Bilakis bu taksimat, kadın ile erkeğin külfetleri ile nimetlerinin dengelenmesi ve sosyal adaletin sağlanması amacına yönelik olduğu unutulmamalıdır.

  Tabii ki istisnai bir durum olarak erkek kardeş harcaması için kendisine verilen mirası, gerekli yerlerde harcamazsa, mahkeme kararı ile o hak elinden alınır ve olması gereken şekilde harcanması sağlanır.

İslam’ın kadına cömertçe ve çok merhametli davrandığı batılı araştırmacılarda itiraf eder ( B. Aisha Lemu And Fatima Heeren, Woman in Islam (London: Islamic Foundation, 1978) s: 23) " Müslüman kadını, Avrupa'daki bazı kadınlara göre çok daha iyi durumdaydı. Edindiği her mal ve para tamamı ile kendine özel kalırdı." ( (Will Durant, İslam Medeniyeti, s. 64)

 Özetle, "Erkek ve kadının miras paylarının farklı olmasının sebebi ekonomik sorumluluktur. ( Doç Dr Hüseyin Çelik, Kuran Ahkamının Değişmesi, s. 116) Kadına erkeğin yarısı kadar miras her zaman alacağı bir oran değildir. Bu, sadece kadının aynı anne babadan bir erkek kardeşi bulunduğu durumda gerçekleşecek bir durumdur. Eğer ölenin tek kızı varsa, mirasın yarısını alır. Ölenin anne babası eşit pay alır, aralarında kadın erkek ayırımı yapılmaz." ( Çelik, s. 118)

                                                    EVLENME

 Öncelikle bir hususun altını çizelim: İslam’da kadınlar istemedikleri ile evlendirilemez, anne baba ve kız’ın ortak onayı ile evlenme konusu ancak gündeme gelebilir. Kadın sahâ biyelerden dul bir hanım olan Hizâm kızı Hansa’yı babası bir adama nikâh etmişti. Ama Hansa, bu evliliğe râzı değildi. Kalkıp Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e geldi. Ve babasının nikâhladığı adamla evlenmek istemediğini bildirdi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, onun bu sözü üzerine derhal nikâhı bozdu ve böyle bir evliliğin olamayacağını söyledi. (Buhârî, Nikâh, 42)  İbn-i Abbas (r.a.)’ın rivâyetine göre, bir defasında bâkire bir kız Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in yanına gelerek dert yandı. Babasının, kendisini arzu etmediği biriyle evlendirdiğini söyledi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kıza bu evliliği devam ettirip ettirmemekte tamamen serbest olduğunu söyledi. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 24)  Yine dul bir kadın olan Sübey’a el-Eslemiyye’ye iki kişi evlenme teklîfinde bulunmuş ve bu hususta kendisine istemediği kimseyle evlenmesi için baskı yapılmıştı. Bunun üzerine Sübey’a Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelip, olayı anlattı. Hz. Peygamber (s.a.v.) de, onun istediği ile evlenme hakkına sahip olduğunu ifade buyurdu. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, c. VII, s: 137) Aile ile ortak karara varan kızın evlenebileceği hususu İslam fıkıh âlimlerinin genelde ortak görüşüdür.

  "İslam, doğuda yaygın olan çok kadınlar evliliği sınırlamış, zina ve sapıklığı şiddetle yasaklamıştır." ( Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim , s. 51)

  
Hz Ayşe Nisa 3. ayet ile ilgili olarak, "Ayetin, yetim olan ve velileri ile kalan kızlar hakkında indiğini,  veliler yetim kızlarla düşük mihir vererek nikahlanmayı amaçladıkları için, ayetin tam mihir verilmesi gerektiğinin altını çizdiğini." belirtir. ( Buhari, Kitabu't-Tefasir, 4) "Osmanlı toplumunda evli erkeklerin birden fazla evli olanların oranı, yüzde bire ulaşmıyordu." (Aişe Aslı Sancar, Osmanlı toplumunda kadın, s. 54 ) Günümüzde Metres olarak kullanılıp kenarı atılanların oranı acaba yüzde kaçtır? İkinci hanım olma ihtimalini gösterip, çok daha fazla yüzdeye ulaşan, kullanılıp atılan kadın birçok yok mudur?

                                                 Teaddüd-i zevcat meselesi

İslam’da “Teaddüd-ü zevcat” yani bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine izin verilmesi konusu İslam düşmanlarınca daima önyargı ile bakılan, İslam’ın kadına değer vermediği, erkekleri koruduğu gibi yanlış  yorumlara neden olur. Halbuki tıpkı kadınlara ( Anne, kız kardeşi, eşi, çocukları…) bakabilsin diye erkek kardeşe, kız kardeşten fazla verilen malın sonunda yine kadınlara yönelik bir amaç gütmesi gibi, bu konuda detaylı incelendiğinde yine kadınlara yönelik faydalı yönü olduğu görülecektir.

  Öncelikle birden çok evlenme hususun bir zorunluluk değil, belli şartlarda müsaade edilen bir konudur. Yani teaddüd-i zevcât, yapılması mecbûrî bir emir olmayıp, ancak bazı zaruretler karşısında toplumu ahlâksızlıktan ve fuhuştan kurtarmak için konulmuş toplumsal bir tedbirdir. Bunu gerçekleştirmeye, ne erkek ve ne de kadın mecburdur. Bir erkek, şartları yerine getirmek şartı ile gerek görürse bundan faydalanır, gerek görmezse bir hanım ile yetinir. Kadın da uygun görürse, evli bir erkekle evlenmeyi kabul eder, uygun görmezse kabul etmez. İlk hanım da, üzerine evlenilmesini arzu etmediği takdirde, bu hususu, nikâh esnasında uygun bir şart ile, meselâ boşanma hakkı elinde bulunmak şartıyle sağlayabilir.
( Ömer Nasûhî Bilmen, Huk. İsl. ve Ist. Fıkh. Kâmûsu, c. II, s:114 ) İlk hanım evlenirken üzerine evlenilmemesini şart koşmuş ise, ikinci evlilik yapılamaz. Esasen bir hanım ile yetinilmesi "Adâletli davranamayacağınızdan korkarsanız bir tane ile yetinin!" ( Nisa: 3) âyet-i kerîmesine göre daha uygun görülmektedir. Ayrıca şartlarına uyamayacak kimselerin birden fazla kadınla evlenmeye kalkışmaları, Allah indinde sorumluluğu gerektirir. İslam hukukunda haksız konuma düşer. Bu yüzden hukûku çiğnenen bir hanım da mahkemeye mürâcaat ederek haklarını savunabilir. (Ö. N. Bilmen, a.g.e., c. II, s:114 ) İslâm Dîni’nde erkekler, birden fazla evlenmekle emrolunmadıkları gibi, kadınlar da ortak kabul etmek zorunda değillerdir. (Mehmed Zihni Efendi, Hanımlar İlmihali, s: 6-7 )

   Bazı çevreler, İslâm’da her erkeğin dört kadınla evlendirildiğini kadının görüşünün sorulmadığını kadının hakkının yenildiğini iddia ederler.

  Kısaca (Teaddüt-ü Zevcat) İslâm’da bir emir, mutlaka yapılması gereken bir farz değildir. Belli şartlarda belli özelliğe sahip erkeklere tanınan bir olaydır.Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Kuran da Allah’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır. İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla evlenmesini ise belli şartlar dâhilinde izin vardır.  ( “Arap”, DVİA, c.3, s.321; Süleyman Ateş, Yüce Kuran”ın Çağdaş Tefsiri, c.2, s.198, 200; Şemsettin Günaltay, “İslamdan Önce Arablarda Kadının Durumu”, Belleten, C. XV, s. 701, 706) Bunlar kısaca şöyledir:

1-) İlk hanımın izin vermesi: Kadın kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen seninle evlenirim der, erkekte kabul ederse erkek bir daha başka bir kadınla evlenmez. Eğer ilk hanımı izin verirse, erkek ancak o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir.                  
İlk eşin rızası olmadan evlenemez “İslam'ın ilk geldiği zamanı, o ortamı, kültürü düşünün. Sonra yüzyıllar içerisinde yaşanan savaşlar, kimi zaman kadının kimi zaman erkeğin artıp eksilmesini...Tarihsel süreçte çok eşliliğe bunun gibi pek çok şey neden olmuş. Yani sırf cinsel arzu dolayısıyla değil, toplumsal ve ekonomik hayatın, aile hayatının gereği olarak birden fazla evlilik gündeme gelebileceği için İslam, bu kapıyı kapatmamış. Ama sırf zevk ve arzu için ikinci bir kadınla evlenmenin önünü de tıkamış. Birinci hanımı üzmek, ağlatmak, hasta etmek, psikiyatra muhtaç hale getirmek, evde huzuru kaybetmek, çocukların eğitimini olumsuz etkilemek, evlilik safhasında birinci ve ikinci eşe yalan söylemek gibi türlü huzursuzluklar yaşanıyor bu süreçte... İlk eşin- Kadının rızası olmadan evlenemez. Zaten Türkiye'de yaşanan sıkıntının bir nedeni de bu. Birinci eş ikinci hanımı istemiyor, ikinci hanım da birinciyi. Üstelik ikinci hanım, evleneceği erkekle görüşürken, birinci eşinden boşanma sözünü istiyor. Yani bir yuva yıkarak yeni bir yuva kurmayı arzuluyorlar. Bunun caiz olmadığını söylemeye gerek bile yok. Bir de şunu düşünmek gerek; çok eşliliğe az önce de bahsettiğim belli sebeplerle izin verilmiş. Ancak bir insanın sağlığını bozmak yasak kılınmış. Birinde izin var, diğerinde yasak. İzin verilen bir şeyi yapmadığınızda sevabınız eksilmez, yasak olanı yaptığınız da ise günaha girersiniz." ( Hayrettin Karaman, 13.01.2012 )

 

 

 

 Türkiye'den ve Tunus'tan iki delil; İlk eşin izni olmadan evlenenler ahirette vebal  altındadır.

2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir.  Mesela; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde (her savaşta olduğu gibi) azalsa ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan, açıkta kalan  olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I ve II. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi. Peki bu kadınlık onurunu korumak mıdır? : İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da erkeklerden 7.300.000 fazla kadın vardı ki, bunlardan 3.3 milyonu duldu. 20-30 yaşları arasındaki her 100 erkeğe yine aynı yaşlarda 162 kadın düşmekteydi: Ute Frevert, Women in German History: From Bourgeois Emancipation to Sexual Libeation (New York: Berg Publishers, 1988) s: 263- 264 , 1948 yılında Münih’te düzenlenen Uluslararası Gençlik Konferansı’nda Almanya’daki cinsiyet oranlarındaki aşırı dengesizlik tartışıldı… Sonunda poligami, konferansın kapanış bildirgesine dahil edildi: Elsayyad Sabiq , Fiqh al Sunnah (Cairo: Darul Fatah lile’lam al Arabi, 11. baskı, 1994), c: 2, s:191)

  Medeni kanunlar buna bir çözüm üretemiyor. Ama İslam’ın ( Tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında) Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür. İlk hanımın iznini alan erkek ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur. Toplum ahlakı bozulmamış olur. Eş aldatma, metres, veledi zina, anne-baba sevgisinden uzak yetişen çocuk, …gibi meseleler ortadan kalkar. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemal-i eser olduğuna inanıyorum.” Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir: “Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir.” Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir ya da asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir. Wictor Gambot, Charles Richet; Tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurulmuş yalan gösteriştir.” derler. Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet... batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.

Çoğu zaman da hanımlar, kendi kocalarını başka bir kadınla paylaştıklarının farkında bile değiller. Dolayısıyla, aklı başında bir çok kimse, çok kadınla evlilik üzerinde anlaşmayı teklif etmektedir (Philip L. Kilbride,.Plural Marriage ForOur Times (Westport, Conn.: Bergin & Garvey, 1994) pp, s: 94.) Bu mesele, 27 Ocak 1993 yılında Philadelphia’nın Temple Üniversitesi’nde düzenlenen panelin konusuydu (A.g.e., s: 95-99) Bazı konuşmacılar, poligamiyi krizden çıkmanın elde mevcut tek yolu olarak teklif ederken, özellikle fahişelikle metresliğe müsaade eden toplumlarda poligaminin kanunla yasaklanmamasını da istediler. Amerikalı Roma Katolik mirası antropologu Philip Kilbride da, çok kadınla evlenerek, evlilik dışı bir ilişkiye son vermek, çocuklar için boşanmadan daha iyidir (A.g.e., s: 118 ) Amerika’da poligamiyi uygulayan fundementalist Mormonlar da bulunmaktadır.  

Meşhur Hıristiyan evangelist Billy Graham, kendi dini adına şu itirafta bulunur: “Hıristiyanlık, poligamiyle uzlaşmaz. Fakat günümüz Hıristiyanlığı poligamiye izin vermezse, bu, kendi zararına olacaktır. İslâm, bazı sosyal problemlerin bir çözümü olarak poligamiye, belli kurallar çerçevesinde insan tabiatına uygun olacak şekilde izin verdi. Hıristiyan ülkeleri büyük bir monogami şovu yapıyorlar, fakat gerçekte onlar poligamiyi uyguluyorlar. Hiç kimse, Batı toplumlarında metresin rolünü bilmiyor. Bu açıdan İslâm, temelden şerefli bir dindir. O, toplumun ahlâkını korumak için bütün gizli ilişkileri şiddetle yasaklar.” (Abdul Rahman Doi, Woman in Shari’ah (London: Taha Publishers, 1994) s: 76.)

3-) Adalet: Hanımı izin verse bile, ( Mali, sosyal- kültürel ) şartlarda uygun olsa da, erkek kendine sormalıdır: Alacağım yeni eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? İkisinin çocuklarında da maddi- manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? Cevabı hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse, şartlat müsait olsa da. Yani üçüncü şart “Adalet” tir.

  Birden fazla kadınla evli olan bir erkek, eşleri arasında her hususta adâletli davranmaya dînen mecbûrdur. Nöbetleşe beraber kalır. Birinin nöbetinde iken, onun izni olmaksızın diğerine gidemez. Ortakların güzeli ile çirkini, yaşlısı ile genci bu hususta aynı durumdadır. Kocanın bu konuda hiç bir özrü geçerli değildir. Yedirme, giydirme, mesken, davranış gibi bütün konularda da hiçbir ayırım yapmaması şarttır. (Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslâm Hukûku, s. 240-242 ) Nitekim Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Bir erkeğin nikâhında iki kadın bulunur da aralarında adâleti gözetmezse, kıyâmet gününe bir tarafı düşük, felçli olarak gelir." ( İbn-i Mace, Nikah, 47; Tâc Tercemesi, c. II, s. 581 )

   Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri eksik olsa, ikinci eş yasaktır.

   "Asyalı Erkeklerin her birisinin dört karısı olduğu düşüncesi tamamen yanlış bir düşünceye idi. Gerçekte bin erkekten sadece ellisi tek ya da iki eşli, belki on tanesi de ikiden fazla eşliydi. Bizim oralarda bir söz vardı, "İki karı ile evli kalmaktansa, iki kaplanla yaşamak daha iyidir." ( Mirza Ebu Talep Han, Oksidentalizm, s. 345)

   Birden fazla evliliğin oranı bütün Müslüman toplumlarda %5”i geçmemektedir. ( Hıristiyan yazar Corci Zeydan, İslam Medeniyeti Tarihi, Terc.; Zeki Megamiz, Sadeleştiren; Mümin Çevik, c.5, s.145) Alman protestan papazı Salomon Schweigger:  "Türkler dünyaya, karıları da onlara hükmeder. Türk kadını kadar gezen, eğleneni yoktur. Çok karılık yoktur. Her halde bu işi denemiş, det ve masrafa neden olduğunu anlayıp vazgeçmişler. Boşanma pek görülmüyor. Çünkü boşanırken erkek para ve eşya veriyor ve kız çocuk anaya kalıyor." demektedir. ( İlber Ortaylı, “Anadoluda XVI. Yüzyılda Evlilik İlişkileri Üzerine Bazı Gözlemler “, Osmanlı Araştırmaları , İstanbul 1980, c. 1,s. 37; Osmanlı Toplumunda Aile, İstanbul 2000, s. 67) M. A. Ubicini de eserinde Türkiye’de çok kadınla evliliğin son derece az olduğunu belirtir. ( M. A. Ubicini, Türkiye 1850I-II, Çev. Cemal Karaağaçlı, Tercüman Yay. c. 2, s. 477 )   1516  İstanbul'da,  1407 erkekten (%92,8)”sinin tek kadınla evli olduğu tesbit edilmiştir. Aynı incelemede 103 erkeğin 2”şer, sadece 6”sının 3”er eşle evli oldukları görülmektedir. ( Ö. L. Barkan; “Edirne Askeri Kassamına Ait Tereke Defterleri (1545-1659)”, TTK- Belgeler Serisi, III/5-6, s. 13)  Şer’iye sicilleri kullanılarak yapılan bir araştırmada 16. yüzyılda Bursa’da 939 evli erkekten 22 kişi (%2.3) iki evli, 2 kişi (%0.2) üç kadınla evlidir. Dört kadınla evli yoktur. Dolayısıyla geriye kalan 915 kişi 1 kadınla evlidir (%97.5) ( Klaus Liebe- Harkort aus Hagen; “Beitrage zur sozialen und wirtschaftlichen Lage Bursas am Anfang des 16. Jahrhunderts” (Hamburg, 1970), s. 303) H. Gerber Bursa Şer’iye sicillerinde 2000’in üzerinde erkeğin mirasçıları üzerinde yapılan bir araştırmasında ise 17. yüzyılda Bursa’da iki veya daha fazla kadınla evlilik yapan 20 kişiyi tesbit etmiştir. Çok evlilik oranı % 1’dir. (Abdurrahman Kurt, “Osmanlı’da Kadının Sosyo-Ekonomik Durumu”, Yeni Türkiye Dergisi, Osmanlılar Özel Sayısı, c. 5, s. 446-447)  Daniel Bates’in tesbitlerine göre Güneydoğu Türkmen aşiretlerinde bu oran % 3’dür. (Nakleden Cem Behar, “Polygyny in Istanbul, 1885-1926”, Middle Eastern Studies, Volume 27, Number 3, July 1991, s. 479 ) İstanbul’da 1885’de çok evlilik oranı %.2.51, 1907’de % 2.16’dır. ( Cem Behar – Alan Duben, İstanbul Hâneleri, İstanbul 1996, s. 161, 162, 169)  1860-1930 tarihleri arasında muhtelif senelere ait verilerden kullandığı 3291 evli kişinin 3183’ü (% 96.72) tek evli, 108’i (%3.28) birden fazla kadınla evlidir. ( Cem Behar, “Polygyny in Istanbul, 1885-1926”, Middle Eastern Studies, Volume 27, Number 3, July 1991, s. 480)  Nüfus kayıtlarına göre de 1848 yılında Kahire'de evli erkeklerin sadece yüzde 2, 7'sinin çokeşli olduğunu, aynı yüzyılda, İstanbul'da ise bu oranın yüzde 2 olduğunu kaydildi. ( Filiz Barın Akman, Osmanlı Çok Eşli Miydi?, 1 Haziran 2011 )

   Altı asır ayakta kalabilmiş bir devletin kuşkusuz sağlam bir aile yapısının olması gerekir. Bu yapı içinde anne ya da eş olarak kadınların sahip oldukları haklar da önemlidir. Çoğunlukla seyahatnamelerde ya da oryantalistlerin yazmış olduğu eserlerde Osmanlı kadını denilince eve hapsolmuş, toplumdan soyutlanmış, eşinin evlendiği diğer hanımları ile birlikte yaşamaya mecbur birer kişi tasvir edilir. Oysa her dönemin şartları o toplumu şekillendirir. İslamiyet erkeğe dört kadına kadar evliliğe müsaade etmişse de bunun toplumda görülme oranı sanıldığı kadar fazla değildir. Erkekleri bu tür evliliğe iten sebepler arasında özellikle Osmanlı’nın ilk dönemlerinde gaza anlayışı ve bunun getirdiği sonuçlar, ilk eşten çocuk sahibi olmaması ya da sürekli olarak kız çocuğunun olması gösterilebilir. (Ömer Düzbakar, Osmanlı Toplumunda Çok Eşlilik: 1670-1698 Yılları Arasında Bursa Örneği, s. 98)

  Neden çok eşlilik bu kadar azdır? "Bir yandan Kuran-ı Kerim’in açık tavsiyeleri, diğer yandan kanunun kadınlara iyi muamele etmesi ve onların geçimini tek başına sağlaması konusunda kocaya yüklediği mecburiyet müslüman ferdler arasında çok kadınla evlenme vakalarının oldukça ender görünmesine büyük katkıda bulunmaktadırlar."  (M.A.Ubicini, Türkiye 1850I-II, Çev. Cemal Karaağaçlı, Tercüman Yay. c. 2, s. 479)

  19. yüzyılın sonlarında Hans Bart “Le droit du Croissant” adlı eserinde “garbda üçden ziyade kadınlar ile münasebetde bulunmayan kim vardır ?” diyor. (Aktaran Mahmud Esad, Taaddüdi Zevcât, Kostantınıyye 1316, s. 64.) Mustafa Sabri bir batılıya atfen “müslümanlar dörde kadar ve kendilerini daha medeni addeden garblıların istediği kadar kadın istifraş” ettiklerinden söz etmektedir. Haşim Nahid’in dediği gibi “Bir tek zevceye malik olan Avrupalıların çoğu gayr-ı meşru surette müteaddid zevcelere maliktir” (Şeyhülislam Mustafa Sabri, Aile Hayatı, Tesettür Meselesi, Kadın Hukuku, Yay. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi , c. 3, s. 1119, 1122) Newsweek dergisinin yaptığı bir araştırma bu konuda batının ne denli bir çıkmaz ve çöküş ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Evlilik dışı çocukların oranı İsveç”te % 50, Danimarka”da % 47, Norveç”de % 46, Fransa”da % 35, İngiltere”de % 32, Avusturya”da % 27. Bu rakamlar sadece çocukların oranını vermektedir. Evlilik dışı yaşayanların oranı bundan daha yüksektir. Şu acı tablo batıda evliliğin bir bakıma rafa kaldırıldığının bir resmidir. (Ahmet Selim, “Batı Medeniyetinin Son Virajı”, 18 Ocak 1997) Konuyu tamamlayan, "Dinsiz ahlak olur mu?"  ve  " Batı medeniyeti " adlı yazılarımıza bakılabilir.

   Ünlü İslam âlimi Zemahşeri, Neabigu’l- Kelime isimli eserinde: “ Denizde dalgalarla boğuşanlar mı yoksa birden çok kadınla evlenen mi talihsizdir, bilemem.” demektedir. 

  Özetle erkek ikinci eşle evlenmek isterse; hanımından izin alması, kendisinden adalet şartına uyması, şartlarında uygun olması gerekir.

  Bir erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle evlenme izni yoktur?

1- Bir çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli olacak. Neslin devamı, miras, çocuğun örnek- model alacağı baba modeli... buna bağlıdır. Günümüzde bu DNA testleri ile anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı?

2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever Kadın bir çok özelliği tek kadında, erkek tek özelliği bir çok kadında arar.

3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne yapacaktır?

4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç günde çocuk sahibi olurlar.

5-) Erkek kıskançtır. ( İslâm’da ikinci eş ilk hanımın iznine bağlıdır )

   "Bir erkek hayatında başka bir kadın varken evliliğini yürütebilir ama kadının hayatında başka bir erkek varken olmaz. Çünkü çoğu kadın cinselliği erkekler gibi algılamıyor. Âşık oluyor." ( Sibel Üresin- Sabah: 12. 02. 2012)

    Yani kadın çok şeyi bir erkekte , erkek tek şeyi çok kadından bekliyor. Bu nedenle de bir erkeğin- Şartları yerine getirmek zorunda olduğunu unutmayalım - birden çok kadınla evlenmesi erkek doğasına uygun iken, evli bir kadının başka bir erkekle de evlenmesi doğasına aykırıdır! Kadında bağlanma duygusu- sadakat yüksektir.  Şimdi bir örnek verelim.

  Bir mümin erkek ve kadın düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip ‘ Bana izin ver onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım.’ dese hanımda izin verse, şartlar uygun olsa, adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o kadınla evlenirse. Bir çok çağdaş olduğunu iddia eden kadın dernekleri olayı nasıl değerlendirir? “ Erkeğe bak, eşi üzerine kuma aldı. Bu durum Kadın haklarına aykırı” der,  ilk hanımın haklarını savunur rolüne girişir. Kadını bataklıktan kurtarmak suçsa, onu her gün bir kaç erkeğe satmak kadın için lütuf mudur. türlü mazeretlerle hayat kadınlığı malum derneklerce kabul edilir hale gelmiştir. Sanki o satılan  kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil, uzaydan geldiler...!  ( İki kardeşin insan tacirlerince kaçırılmasını konu alan dizi ekibinden Esra Ronabar’in konu ile ilgili değerlendirmesi:”Senaryo bana ilk geldiğinde, beni ilk çarpan, ortadaki gerçek oldu. Bu gerçek, hepimizin susarak ortak olduğu bir vahşeti anlatıyor. Bu, herhangi bir dizi senaryosu değil. Gazete okuyoruz, okuduğumuz haberlerin hiçbiri bize değmiyor. Değse, yaşayamayız belki de. Ama bizler bireysel bir tepki veremiyoruz. Veremediğimiz tepkiyle, bu vahşetin ortağı oluyoruz… Gördükleriniz ve duyduklarınız karşısında, insan olduğunuzdan utanıyorsunuz. Bir vahşetin tanığı olmak, ortağı olmakla eşdeğer bence. Biz bunların olduğunu, insanların satıldığını, tecavüze uğradıklarını biliyoruz. “  ( Sabah, Pazar eki: 25.03.2012 )

   Hemen her gün gazetelerde “ Fuhuş baskını” haberleri okuruz. Kadınların başları öne eğik, resimleri çıkar. Onarında başları dik, onurlu olarak , II. Eş olarak bile olsa toplum içinde namusları ile hayatlarını yürütmeye hakları yok mudur?

  Ya metres- sevgili hayatını savunanlara ne demeli? Onlar T. zevcata karşıdırlar. Genç kızları kandırıp, kullanıp atmak varken. Bazı medenilerimiz “ Evlenmeye niyetin yoksa eline bile dokunamazsın.”  kuralını  ne kadar isterler.

 Ayrıca sununda altını çizelim: istisnai bir durum olan ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde art niyetlidir.

    Dahası insanlık tarihinde savaşlar dışında da kadın erkek nüfusu dengesi bozulabilmektedir.

   Gazete haberlerinden:

 Letonya, Litvanya, Ermenistan, Beyaz Rusya, Rusya, Ukrayna ve Estonya en büyük kadın nüfusa sahip ülkeler.

                                   

                                                   100 kadına kıyasla erkek sayısı


Letonya: Letonya’da erkek kıtlığı yaşanıyor! Letonya’da erkeklerin ortalama ömrünün kadınlara kıyasla daha kısa olması nedeniyle kadınlar uygun eş bulmakta zorlanıyor. kadınların ortalama yaşam süresi erkeklerden 11 yıl daha fazla. Bu da, yetişkin kadın oranının erkeklerden yüzde 8 daha fazla olmasına yol açıyor. Letonya Üniversitesi’nden Sosyolog Baiba Bela, kız öğrenci sayısının erkeklerden yüzde 50 fazla olduğunu söylüyor. ( Milliyet: 14 Ekim 2010 )
  Moğolistan: “Moğolistan Dünya Bankası verilerine göre 1 erkeğe 1.1 kadın düşüyor.” (Milliyet: 22 Ocak 2010)
 Rusya, Almanya, Avustralya, Yunanistan, İtalya, Finlandiya: Rusya, Almanya, Avustralya, Yunanistan, İtalya, Finlandiya gibi ülkelerde kadın sayısı erkekleri aşmış durumda. Bu ülkeler arasında başı Rusya çekiyor. Rusya’nın yüzde 46.26’sını erkekler, yüzde 53.73’ünü kadınlar oluşturuyor. Rusya’da 65.7 milyon erkek, 76.3 milyon kadın bulunuyor. Avustralya’da ise kadın sayısı erkek sayısından 100 bin fazla. Almanya’da da erkek nüfusu 40 milyon 478 bin 53’ken, kadın nüfusu 41 milyon 922 bin 943 kişi. Ayrıca Brezilya’da 95 milyon kadın varken, erkek nüfusu kadın sayısından 3 milyon daha az. Yunanistan’da ise kadın nüfusu 5 milyon 456 bin 32 kişiyken, erkek nüfusu 5 milyon 250 bin 258 kişiden oluşuyor. İtalya’da kadın nüfusu 29 milyon 676 binken, erkek nüfusu 28 milyon 471 kişi. Finlandiya’da ise 2 milyon 563 bin erkek, 2 milyon 675 bin kadın bulunuyor. (27.01.2009)
Türkiye: Nüfus dağılımı: Erkek:35.171.000, Kadın:35.362.000  (Posta:06.05.2003)

   Kazakistan: Kazakistan'da nüfusun % 48'i erkek, % 52'si kadındır. (web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt11/sayi1/099-114.pdf)

    Malezya: İki, uç kadına bir erkek oranı var. (Gözcü :30.03.2006)

   Dünya nüfusunun mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik, bu köyün yüzde 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı...6 kişi bütün servetin % 59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD kökenli olacaktı.  ( eksisozluk, Haber10 )

 Bugün Bosna- Hersek ve Kosova gibi etnik soykırımın uygulandığı ülkelerde, meselâ Bosna’da 1 erkeğe 10’un üzerinde, Kosova’da ise 5 kadının düştüğü istatistiklerle sabittir. Bu noktada vicdanımıza şöyle bir soruyu sorabiliriz: Bir kadın için hangisi daha şereflidir?

Günümüzde pek çok modern toplumda kadın sayısı erkek sayısından fazladır. Amerika’da erkeklerden en az 8.000.000 fazla kadın vardır. Gueana gibi ülkelerde her 100 erkeğe 122 kadın düşmektedir. Tanzanya da her 100 kadına 95,1 erkek düşüyor. (Eugene Hillman, Polygamy Reconsidered: Africa Plural Marriage and the Christian Churches (New York: Orbis Books, 1975) s: 88-93) Çok eşle ilgili dünya üzerinde çeşitli araştırmalarda yapılmıştır (Philip L. Kilbride, Plural Marriage ForOur Times (Westport, Conn.: Bergin & Garvey, 1994) pp. 108–109 ) Kenya’daki Anglikan kilisesi piskoposu: “Eşler arasındaki sevginin ifadesi olarak monogami daha ideal olabilir, fakat kilise çok eşliliğin sosyal olarak kabul edildiği toplumlarda, poligaminin Hıristiyanlığa ters olduğu fikrinin artık makul olmadığını düşünmeye başlamalı” demektedir.  (The Weekly Review, Ağustos 1, 1987) Afrika’daki poligami üzerinde çalışan Anglikan kilisesinden Peder David Gitari, terkedilmiş kadınlar ve çocuklar düşünüldüğünde, ideal olarak uygulandığı takdirde çok kadınla evliliğin boşandıktan sonra yeniden evlenmekten daha Hıristiyanca olduğu kanaatindedir ( Philip L. Kilbride,.Plural Marriage ForOur Times (Westport, Conn.: Bergin & Garvey, 1994) pp. s: 126 )

Peder Hillman, buradan hareketle, kiliselerin poligamiyi şimdiden düşünmeleri gerektiği fikrindedir: Bu soy kırım tekniklerinin (nükleer, biyolojik, kimyasal...) cinsiyetler arasında çok önemli oranda dengesizliğe yol açabileceği ve bunun sonucunda çok eşli evliliklerin hayatın devamı için gerekli olabileceği düşünülebilir... o zaman, önceki gelenek ve hukukların aksine, çok eşle evlilik lehine önemli tabiî ve ahlâkî eğilimler ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda ilâhiyatçılar ve kilise liderleri, çok eşle evliliği haklı çıkaracak önemli sebepler ve Kitabı Mukaddes’ten ilgili metinleri hızlıca bulmalıdırlar. ( Hillman, a.g.e., s: 12 )

 

      

 

                                                     İKİNCİ EŞ UYGUN DEĞİL

       Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı açıklamada "dinin ana kaynaklarında yer alan, asırlardır Müslüman-Türk toplumlarında sınırlı ölçüde de olsa uygulama alanı bulan çok evlilik konusunda bilgi verilmesinin, 'Diyanet İşleri Başkanlığı'nın birden çok evliliğe izin verdiği ve teşvik ettiği' şeklinde anlamanın asla doğru olmadığı" belirtilirken, "Başkanlığımız, 'ikinci evliliğin dinen de uygun olmadığını' her vesileyle ifade etmekte, Başkanlık personelinin uygulaması ve toplumu bilgilendirmesi de bu yönde olmaktadır" denildi. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yazılı açıklamasında, bazı basın-yayın organlarında "Başkanlığın web sayfasında bulunan ilmihal bilgilerinden hareketle, bağlamından koparılarak hazırlandığı" anlaşılan haberlerin "Diyanet'ten çok eşliliğe vize", "Diyanet'ten çok eşliliğe şartlı vize" gibi başlıklarla yer aldığı ifade edildi... Diyanet İşleri Başkanlığının; hem dinin doğru bilgisiyle toplumu aydınlatma, hem de laiklik ilkesini esas alarak topluma hizmet sunma sorumluluğunun bir gereği olduğu belirtilen açıklamada, şöyle denildi:"Başkanlığımız, ilgili Kur'an ayetinin (en-Nisa 4/3) çok evliliği değil tek eşliliği teşvik ettiğini, hukuken ve toplumsal genel kabul yönüyle tek evliliğin esas olduğu ülkemizde, kadının hakkı korunamadığı, çocukların nesebi ve mirası gibi konularda haksızlıklar söz konusu ve neticede kadın mağdur olduğu için ikinci evliliğin dinen de uygun olmadığını her vesileyle ifade etmekte, Başkanlık personelinin uygulaması ve toplumu bilgilendirmesi de bu yönde olmaktadır" ifadelerine yer verdi.  (01.05.2008 )

      Günümüzde dini nikah diye de bilinen imam nikahı ile gerçekleşen evliliklerde İslam’ın kadına tanıdığı haklar, hukuki anlamda bir geçerlilik taşımamaktadır. Yani resmi nikâh adı verilen nikâh dışındaki evliliklerde yasal hak talebi mümkün olmamakta, İslam’ın kadına verdiği hakları yasal zeminde talep hakkı mümkün görülmemektedir. Bu nedenle ikinci eş günümüz şartlarında uygun değildir.

     Ne yazık ki ‘Metres, lolita, hayat kadını, telekız, sex işçisi’ gibi kavramların havada uçuştuğu ortamlarda bu ikilem tuhaf olsa da şu an II. Eşe fetva vermeyen diyanet haklı konumdadır.

                                                        İlginç çıkışlar

    Sibel Hanım  “Önce zina yasaklanmalı... Şu anda olduğu gibi serbest bırakılmamalı... Sonra da çok eşlilik gelmeli...” diyor. "... Sibel hanıma katılıyorum: Yani, toplumda zaten belirli bir pratiği bulunan çok eşlilik, yasal açıdan serbest olmalı. Bu, zaten “ikinci eş” durumunda olan kadınları yasal haklara kavuşturacağı için, “feminist” bir adım da sayılabilir. Dahası çok eşlilik, “liberal” açıdan da savunulabilir. Çünkü liberalizm, bireylerin kendi hayatlarını kendi istedikleri gibi düzenlemelerini öngörür. Eğer bireyler kendi aralarında “çok eşli” olmaya rıza göstermiş iseler, devletin buna engel olmasının ne mantığı vardır? Üstteki soru Batı’da da tartışılıyor. Örneğin çok eşliliğin 130 yıl önce yasaklandığı ABD’de, Mormonlar gibi bazı dini gruplar bu konuda özgürlük istiyor, bazı liberal (özellikle “liberteryen”) çevrelerden de destek buluyorlar. Hele de “eşcinsel evliliğe” izin veren bir dünyada bu itiraz iyice anlam kazanıyor: iki adam birbiriyle evlenebiliyorsa, niçin bir adamla iki kadın evlenemesin?
   Amerikalı hukuk profesörü Jonathan Turley’nin “Çok Eşlilik Yasaları Kendi İkiyüzlülüğümüzü Gösteriyor” (Polygamy Laws Expose Our Own Hypocrisy) başlıklı USA Today makalesi, bu konuda tartışma yaratmış yazılardan biri. Turley şöyle diyor: “Bireylerin, istedikleri sayıda partner ile istedikleri biçimde cinsel ilişkiye girebileceklerini anayasal bir hak olarak tanıyoruz. Dolayısıyla, bir insan çok sayıda partner ile yaşayabiliyor, hatta onlardan çocuklar yapabiliyor. Ama o partnerlere karşı yasal bir sorumluluk kabul edip de onları ‘eş’ edinirlerse, onları hapse atıyoruz !” Turley’in sözünü ettiği iki yüzlülük, Türkiye’de de bolca var: Konu “zina” olunca “yatak odasında devletin ne işi var!” diye köpürenler, o yatak odasına sayısız “nikahsız partner”le girme özgürlüğünü savunanlar, aynı mekana “nikah eşlerle girilmesine şiddetle karşı. " ( Mustafa Akyol: Star:25.05.2011)
                                                Can Dündar da çok eşlilik istedi
  "Ben Türkiye'de birçok ilişkinin üçüncü kişiler sayesinde yürüdüğünü düşünüyorum. İnsanoğlu bence artık tek eşlilik çağını tüketti. Bunun insan doğasına uygun bir şey olmadığını, hele bu çağda bunu uygulamanın son derece zor olduğunun anlaşıldığı bir dönemdeyiz. Ve insanoğlu tek eşlilikten çok eşliliğe yürüyor tekrar. Yani çok eşlilikten gelmişti buraya zaten, yoğun bir kıskaca almayla tek eşlilik denemesi yapıldı birkaç yüzyıl. Ama bir noktaya geldi ve tıkandı. Artık iki kişinin taşıyamayacağı kadar ağırlaştı evlilikler. Ben kimseyi suçlamıyorum; ne evli olanları, ne de üçüncü kişileri. Bir dönemin kapanışına tanık oluyoruz aslında farkında olmadan. Yani bir dönem açılacak ama onun ne olduğunu bilmiyoruz." ( Aşka veda adlı kitabından, 2012 )

 

 

                                                           BOŞANMA

  Bazı çevreler, İslâm’da kadının boşanma hakkı yoktur. Erkek kadına üç kere “ Boş ol “ dese boşanma vuku bulur, kadın itiraz edemez gibi büyük bir yanılgıdadırlar.

   Halbuki öncelikle İslâm’da kadının da boşanma hakkı vardır. Evlenirken “Benim de boşanma hakkım var kabul ediyor musun ?” sorusuna evet diyen ve bunu yazılı belge haline getiren bir erkekle evlenen her kadın kocasını boşayabilir.

   " Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endîşeye düşerseniz, bir hakem erkeğin âilesinden ve bir hakem de kadının âilesinden kendilerine gönderin.. Bu ara bulucu hakemler, gerçekten barıştırmak isterlerse, Allâh karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir." ( Nisâ: 35)

   İslâm hukukuna göre kadın veya erkek, evlenirken bazı şeyleri şart koşabilir. Kadının şart koşma hakkına sahip olduğu hususlardan birisi de "boşanma hakkı"nın kendi elinde olmasıdır. Bu şart da geçerli olup uyulması gereklidir. Buna “ Tefvîz-i talâk “denir.  Koca, verdiği yetkiyi artık geri alamaz. ( İbn-i Abidin , Mehmed Zihni Efendi, Münakehat ve Müfarakat, 160 v.d ) Bu yetki vermeye “tefviz-i talak” denirken bu yetkiyi alan hanımına da “mufavvaza” denir. (Muhammed Muhyiddin, el-Ahvalü’ş-Şahsiyyeti fi’ş-Şeriati’l-İslamiyeti, Mektebetü’l-İlmiye, Beyrut, 2003, s. 300) Erkeğin sahip olduğu boşama hak ve yetkisini hanımına vererek, boşanmayı onun irade ve isteğine bırakması.’’ şeklinde tarif edilmektedir. Bu vekaletten faklı bir tasarruf olup, bundan kocanın vazgeçme hakkı yoktur. (Ömer Nasuhi, Hukuk-i İslamiyye ve Istılah-ı Fıkhiyye Kamusu, Bilmen Yayınları, İstanbul, 1985, (I-VIII), .II /.177; İbn Rüşd, Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed el-Hafid el-Kurtubi, Bidayetü’l-Müctehid ve’n-Nihayü’l-Muktesid, Daru’l-İbn Hazm, 1995, II / 41, Ayrıca; Ahzab, 28-29, Kurtubi, Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr, Ahkamu’l-Kur’an, Beyrut, 1985, XIV / 170,  Buhari, Talak, 5, c.VI, s.165; Müslim, Talak, 4, c.II,s.1104; Ebu Davud, Talak, 12, II / 653-654,  Döndüren Hamdi, Delilleriyle Aile İlmihali, Altınoluk Yayınları, İstanbul, 1995, s.418-419) Boşanma yetkisinin kadına devri, nikah akdinden önce yapılacağı gibi, nikah anında veya daha sonra da yapılabilir.

  Ayrıca kadın, anlaşamadığı, fakat kendisini boşamak da istemeyen kocasından, kendine ait olan malı karşılığında boşanmak (Muhâle'a) yoluyla da ayrılabilir. (H. Karaman, Mukayeseli İslam Hukuku, s: 311, Buhârî, Nesâî, Neylü’l-Evtâr, c. VI, s: 260 ) Eğer kadın evlenirken başta Tefvîz-i talâk hakkı istemez ve evlendikten sonra da eşi ile geçinemeyip tek taraflı, eşi istemeden boşanmak isterse, erkeğin yüklenmekle mükellef olduğu mehir borcu, karısını boşadığı takdirde vermek mecburiyetinde bulunduğu iddet nafakası ve mesken masraflarını karşılama zorunluluğu gibi avantajlardan  vazgeçmek şartıyla her zaman ayrılma isteğinde bulunabilir. İşte geçimsizlik ve benzeri sebeplerle kadının, söz konusu nikahtan doğan haklarından vazgeçerek ayrılmayı istemesine yani  muhâle'a  muamelesine tarihten bir örnek:

 Konya Şer'iye Sicilleri, Mevlana Müzesi, No: B-17/60, Akgündüz/Hey'et, Şer'ye Sicilleri. 1/278 -283:  "Konya şehrinde Muhtar mahallesinde oturan Hasan kızı Amine adlı hanım, şer'i mahkemede muhala'a yaptığı kocası Ahmed oğlu Suleyman adlı şahıs huzurunda şöyle ikrar ve beyanda bulundu: Adı geçen Süleyman'la güzel geçinemediğimiz için Süleyman'ın bana karşı borçlu bulunduğu mehr-i mueccelimden, iddet nafakamdan ve mesken masrafları hakkımdan vazgeçerek, sözü geçen Süleyman ile geçerli ve meşru' olmak üzere karşılıklı rıza ile boşandık (muhala'a yaptık) Bundan böyle karı—kocalığa ait bütün dava ve taleplerden birbirimizin zimmetini umumi ibra ile ibra ve iskat eyledik. Birbirimizde hak ve alakamız kalmadı." ( Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Sızıntı Dergisi, Sayı: 122, Mart 1989 )

 "Erkeğin gerçekten ciddi bir tehdit oluşturduğuna kanaat getirilirse ya da karılarını eşit ve adil bir beraber zaman geçirme sunamıyorsa bu durumda kadının da boşanma hakkı oluşuyordu." ( Mirza Ebu Talep Han, Oksidentalizm, s. 346) 

 Ayrıca İslâm’da “ Bir saniyede üç cümle ile boşanma gibi yani boş ol sözü ile “ boşanma yoktur. En az üç ay süren bir boşanma söz konusudur. Önce  Nisâ, 34- 35. ayeti gereği, sözle, yatak ayırarak veya hafifçe döverek ( Açıklama aşağıda ), yine olmazsa, mahkemeye gidilir: mahkeme aşamaları.

   I. Ay: Kadın erkek, kadıya (hakime) gider. Boşanmak istediklerini söylerler. Hakim onlara bir ay mühlet verir ve barışmalarını tavsiye eder.
   II.Ay : Eşler yine gelirlerse hakim onları yine gönderir. Ailelerinin çağırıp onlara tavsiyede bulunmalarını söyler. Bir ayda büyüklerinin nasihatleri ile geçer.
   III. Ay : Vazgeçmemişlerse hakim onlara; “ Son bir ay , yine gelirseniz kesin boşanma kararı verilir. “ der ve gönderir. Üçüncü ayın sonunda anlaşma olmazsa boşanma vuku bulur.

  " Bakara 228. Ayet bize boşanmış kadınların evlenmeksizin 3 ay hali boyunca beklemeleri gerektiğini bildirir. Bu süre zarfında barışmak isterlerse, kocalarının onlarla evlenmeye öncelikli hakları vardır."  ( H. Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı İddialar ve izahlar, s. 106) 

  İslami yaşam ve batı tarzı yaşam, hangi yaşam tarzı insanı mutlu kılar, hangisinde boşanma en aza indirgenir. Cevabı batılı bir araştırmacıdan, Gibbon’dan alalım:  300 senelik Osmanlı dönemi İstanbul arşivini inceleyen Gibbon, 300 senede İstanbul’da toplam 10 boşanma davasının olduğunu araştırmaları sonucu bulmuştur.Ya günümüzde 3 saatte sadece İstanbul ‘un bir mahkemesinde kaç boşanma davası görülmektedir, hangi toplum huzur içinde yaşamaktadır ?


                                                     Osmanlı'da evlenme, boşanma
Türkiye’de milyonlarca kişi, eğitim programlarındaki geçmişi kötüleme hevesi yüzünden Medenî Kanun öncesindeki asırlarda kıyılan nikâhların şimdikilerden tamamen farklı olduğunu, erkeklerin çoğunun dört kadın aldığını, canları istediğinde boşayıp yenileri ile değiştirebildiklerini, eski nikâhlarda yaş sınırının bulunmadığını ve birçok kadına da aslında nikâh yapılmadığını zannederler. Mecelle’nin ardından çıkartılan “Hukuk-ı Aile Nizamnâmesi” ile evlilik hukuku daha bir zapt u rapt altına alınmıştı. Evlilik akdi, imamın önüne geçip “Aldım-kabul ettim” gibisinden sözlerin söylenmesinden ibaret değildi, deftere kaydedilirdi. “Mihr” meselesi, yani kadının geleceğini güvence altına alan tazminat miktarı da yazılı olarak düzenlenirdi. Bu belge senet hükmünde idi, koca günün birinde karısını boşayacak olduğu takdirde önceden belirlenmiş mihri ödemeye mecburdu. Bundan otuz küsur sene önce bir yazı dizisi için Suudi Arabistan’a gitmiş ve bir hapishaneyi görmüştüm. İçeride hemen her suçtan mahkûm vardı ama en fazla dikkatimi çeken mahkûmlar, karısını boşayıp da mihrini ödeyemeyen kocalardı! “Şer’iye sicili” denen ve bir kısmı yayınlanan Osmanlı mahkeme kayıtlarına baktığınızda aynı uygulamanın bizde de mevcut olduğunu, boşanma muameleleri için tutulan “seyyibe defterleri”ne bütün ayrıntıların yazıldığını görürsünüz... Çokeşlilik meselesi de geçmişte şimdi zannedildiğinden farklıydı ve pek öyle yaygın değildi. Nüfus kayıtları ve şer’iye sicilleri üzerinde yapılan son araştırmalar neticesinde çıkartılan istatistikler, çokeşliliğin Osmanlı’da en yüksek olduğu dönemlerde bile yüzde beşi geçmediğini, üçüncü kadın alma oranının ise çok daha düşük ve bu “yüzde beşin yüzde onu”civarında bulunduğunu göstermektedir. (Murat bardakçı, Habertürk, 31 Temmuz 2017 )
 

 

                                                    Kadın Dövülür mü?

  Hz. Âişe, Rasûlullâh (s.a.v.)’in, ne hanımlarından (Müslim, Fezâil 79) ne de hizmetçilerinden kimseyi dövmediğini, eliyle hiç bir kimseye vurmadığını haber verir. (Müsned, c. IV, s: 31 ) Peygamberimiz, “Hanımlarını dövenler, şüphe yok ki sizin hayırlınız değildir." (et-Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh., c. II, s: 204 ) buyurmuştur. Peki bu dövme meselesi nereden çıkmıştır? Fatıma binti Kays, şöyle der: “Allah Resûlü’ne gittim ve, Ebu Cehm ve Muaviye bana evlilik teklifinde bulundular’ dedim. Allah Resûlü (s.a.s.), Muaviye çok fakir, Ebu Cehm ise kadınları döver’ buyurdu.” (Müslim)

  Ayetin iki şekilde açıklaması mevcuttur. Arapçada, 'darabe' fiilinin bir kaç anlamı vardır.

 1- Birinci yorumda, ‘Drb’ fiiline, 'dövmek' anlamı verilir:

  “Evlilik birliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla yıkmaya kalkışması durumuna mahsustur. Bunun dışında erkeğin, kadını dövmeye hakkı yoktur. Üstelik bu konularda da erkek, hafif bir biçimde dövmenin fayda vermeyeceğini tahmin etmesi durumunda, yine kadını dövemez  Çünkü amaç kadını dövmek değil ( Kadınları dövenler, hayırlı adamlar değildir." Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 320 gibi hadisler buna delildir ), ısrâr ettiği çirkin davranıştan onu döndürmek ve boşanmakla meydana gelecek âile fâciâlarının kötü sonuçlarından onu korumaktır. (Bekir Topaloğlu, İslâm’da Kadın, s: 79)

  Hz Eyüp (as), kendisine asi olan hanımını dövmeye ahdeder.  İyileşince Allah O’na ayet indirir: “ Eline bir çimen sapı al ve onunla vur.” ( Sad:44 ). Dövme; "Etki ve iz bırakmayacak, kemiğini kırmayacak, herhangi bir uzvunu çirkinleştirmeyecek, dürtmek ve benzeri şekilde olacak (Kurtubi), “Peş peşe aynı yere vurulmayacak, güzellik mahalli olan yüze vurulmayacak, kırk vuruştan fazla olmayacak” (Şafi), “Asla ölümüne sebebiyet vermeyecek, kamçı ve sopa ile olmayacak, bükülmüş mendil gibi bir şeyle olacak" (Razi) gibi İslam âlimlerinin fetvaları da bize dövmenin sadece psikolojik bir baskı aracı olmadan öte gitmemesi gerektiğini gösterir. . Görüldüğü gibi vurma tamamen sembolik kabul edilmiş, yine müfessir Atâ'ya göre de misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle vurma işlemi yapılması tavsiye edilmiştir. (Cessâs, II, 189; İbn Atıyye, II, 48)

   Kısaca Kuran kadınların serkeşlik etmeleri, ailenin devamına engel olacak ahlaki zafiyet göstermeleri halinde üç – Mahkeme safhası ile beş -  aşamalı toplumun temeli aileyi kurtarma operasyonundan bahseder. Önce nasihat edilir kadına, eşinin adının kötüye çıkacağından, çocuğunun anne şefkatinden mahrum kalacağından, ailenin dağılacağından, dışarıdan ve geniş bir açı ile kadının olaya bakışı sağlanmaya çalışılır. Bu işe yaramazsa yatakların ayrılmasına sıra gelir, kadın tek başına bırakılır, kendi ile hesaplaşmaya girmesine imkân verilir, kadına düşünme, hatasını anlama, iç hesaplaşma ortamı sağlanır. Bu da işe yaramazsa , hem kadının kendisinin geleceği, hem erkek hem çocuk kısaca ailenin devamı için ‘ Dövmek’ amacıyla değil, kötülüğe meyleden nefsi kırılsın, gururu- isteği son bulsun diye beklide ot  sapı ile kadın incitilir. Bu aşama da işe yaramazsa mahkeme safhası başlar. Yoksa İslam, yemeğin tuzu,  elbisenin ütüsü.. gibi sebeplerden dövmeye asla izin vermez ki efendimizin hayatı da  bunun açık delilidir. ( Müslim, fezail, 79 )

Bazı kadınlar vardır, söz bazen yetersiz kalır, idare edilmek istenirler, biraz sert erkeklerden hoşlanırlar. Belki de yukarıdaki ayet her kadın türüne göre yapılması gereken davranış tarzlarının ipuçlarını bizlere verir. İşte Türkiye ve İran’dan iki örnek:

  Demet Akalın: İki tokat atsa boşanmazdık. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeylerden kavga çıktı. Genelde çıban başı benim. Zor bir kadınım. Problemler benden çıkıyor. Oğuz'un benden tek bir isteği vardı; İstanbul'da sahneye çıkmamı istemiyordu. Huzurumuz bozulur diye düşünüyordu ki haklıydı da. Sonunda sözüne geldim ama Oğuz'un. Belki iki tokat atsaydı otururdum. Ama Oğuz böyle biri, hayatta yapmaz. Kavga ederken bile sesini yükseltmez. Boşanalım dediğin de bağırıp, çağırsaydı, ben dururdum. Biraz maçoluk istiyorum.( Hürriyet :15 Mart 2007 )

Fars haber ajansının verdiği haber göre, Tahran’da aile mahkemesine başvuran 24 yaşındaki kadın, dilekçesinde, “Eşim çok iyi huyludur halbuki ben şiddet uygulamasını istiyorum, eğer bunu yapmazsa kendisinden ayrılmak istiyorum” diyerek şikayetçi oldu. 28 yaşındaki koca ise mahkemeye gelerek, “Ben karımı çok seviyorum o yüzden kendisine şiddet uygulamıyorum. Onunla nazik davranıyorum ve şiddet uygulamak için bir neden yoktur” diyerek savunma yaptı. Kocasının bu tavrından dolayı ayrılmakta ısrar eden kadın, eşini ikna etmeyi başardı. Koca, mahkemeye verdiği taahhütte eşine şiddet uygulayacağını kabul etti. ( Milliyet, 22 05.2010)

 

 2- İkinci yorumda ise, ‘Drb’ fiiline diğer anlamı olan, 'uzaklaştırma' manası verilir:

 Ayette geçen “ve'dribuhunne” kelimesi  sözlükte (Drb) kökü mastar olarak "vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak" vb. birçok anlama gelir. (Nşz) fiili ise “yükselmek, şişmek, ortaya çıkmak, meydana gelmek, ayağa kalkmak, normalin dışına çıkmak, isyan etmek, karı-koca birbirine karşı gelip kavgaya meydan vermek" olan manalara gelmektedir. Bu Türkçede aile mahkemelerinde sıkça kullanılan ve boşanma nedenleri arasında sayılan "şiddetli geçimsizlik" dediğimiz şeyle aynı manayı çağrıştırır. Burada kadından kaynaklanan şiddetli geçimsizliğin kastedildiği anlaşılır. Kadının bu dik başlılığı; flörtten zinaya dek uzanan bir anlamı içinde barındırır. Bize her konuda örnek olan peygamberimiz, İfk olayı ( Detay, ifk olayı adlı yazımızda) olduğunda Hz Aişe’yi dövmek şöyle dursun, ona kötü bir söz bile söylememiş, sadece araya mesafe koymuştur. ( H. Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı İddialar ve izahlar, s. 108)


 (Darabe) kelimesinin Kuran'da "sefere çıkmak, bir yerden bir süreliğine ayrılmak, açmak, ayırmak" anlamında kullanıldığı yerler vardır; "Yeryüzünde 'sefere çıktığınızda' düşmanın üzerinize ani saldırı düzenlemesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda bir sakınca yoktur" (Nisa; 4/101) "Sonra Musa'ya şöyle vahyettik: ''Kullarımla geceleyin yürü, onlara denizde kuru bir yol 'aç', yakalanırız diye korkup kaygılanma." (Taha; 20/77) Hz. Peygamber’in "Bütün gece, Muhammed ailesinin etrafında, her biri kocasından şikâyet eden yetmiş kadın dönüp dolaştı. Hâlbuki sizler, o kadınlarını dövenlerin hayırlılarınız olduğunu gör
emezsiniz." (İbni Mace, Ebu Davud) hadisinden de anlaşılacağı gibi, zaten kadınlarını dövmekte olan, bu yüzden de koşup peygambere gelen ve bütün gece onun evinin etrafında şikâyetlenen "mağdur" kadınlar için, bir de gelen ayetlerde "Onları dövün, dövmeye devam edin" denir mi?
Bu ayetten sonra ne gibi gelişmelerin olduğuna baktığımızda, bizzat Hz. Peygamber'in ömrü boyunca evli olduğu hanımlara tek bir kez bile el kaldırdığını göremiyoruz. Bir ara hanımlarıyla sorun yaşayınca önce onlarla konuşmuş, sonra yatağını ayırmış ve bir müddet (iki ay kadar) onlardan ayrılmıştır. Sonra anlaşma sağlanınca tekrar dönmüştür.

Ayetin sıralamasına da uygun olan ve kelimenin birkaç anlamında birini de içeren ‘ Ayrılmak, bir müddet ayrılma, ayrı kalma’  (boşanma değil; henüz boşanma yok) manası verilmeye neden yanaşılmıyor? Üstelik dövmenin hiç de hayırlı bir şey olmadığını söyleyen yığınla rivayet ve görüş varken! Bizzat Hz. Peygamberin kendisi "bir müddet ayrılma" olarak uygulamışken… Hiçbir zaman hanımlarına tek bir "fiske" bile vurmamışken…
Arapların ünlü sözlüğü, Lisanu’l Arab’ta, ضرب -darabe- kelimesinin, bu ayetteki gibi , harf-i cersiz kullanımına şu örnek verilir: ضَرَبَ الدهْرُ بَيْنَنا أَي بَعَّدَ ما بَيْنَنا: Zaman aramıza darb etti, Yani bizi birbirimizden 'uzaklaştırdı.' Yani:
1-Konuşun, anlaşın…
2- Olmazsa (ev içinde) yatakları/odaları ayırın…
3- O da olmazsa bir müddet (evleri) ayırın…
4- O da olmazsa hakemler çağırın…
5- O da olmazsa boşanın, onu da iki ile sınırlandırın, üçüncü bir geri dönme hakkınız da vardır. (İhsan Eliaçık, 11.10.2011) İslam hukuk profesörü Hayrettin Karaman, Cessâs, II, 188; Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, I, 415’i kaynak göstererek kadının dövülmesinin sünnete uygun olmadığını ifade eder ( Yeni şafak, 22.08.2010 ) Aynı görüşün savunulduğu diğer bir yazıda Namık Kemal Zeybek ( Posta, 11 Ekim 2010 )
 

 

: “Zinada bile ceza 100 kere celde (küçük değnek) ile vurmak iken burada sınırı belli olmayan vurma olamaz. İslam Ceza Hukuku’nda “bizzat cezalandırma” yoktur. Bu konuda da olamaz. Cezayı ancak kamu kurumları verebilir. İslam Peygamberi “Kadınlarınızı dövmeyin; dövdüğünüz kadının koynuna nasıl girersiniz” derken Kuran-ı Kerim’de “dövün” emri olamaz. Kuran-ı Kerim “dövün” demişse Peygamber nasıl “dövmeyin” diyebilir.” Demekte ve  Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün “Surelerin İniş Sırasına Göre Kuran-ı Kerim Meali”nde ‘Darabe’yi ‘Çıkarın’ diye çevirdiğini de eklemektedir.
Hangi anlam olursa olsun, ayetten ne eski ne yeni alimler, ne dövme ne ayrılma anlamı çıkaran alimler klasik dövme anlamı çıkarmamış, amacın kadını doğru yola getirmek, aileyi kurtarmak olduğunun altını çizmişlerdir.
 
 

 

                                                 KADININ ŞAHİTLİĞİ

  Hz. Ömer (r.a.) bir gün Medîne-i Münevvere’de Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in minberine çıkıp cemâate hutbe îrâd etmiş, hutbesinde Müslümânlara, evlenirken mehri azaltmalarını söylemişti. Kadın cemâatten uzun boylu bir hanım çıkıp: "Ey Ömer, bunu söylemeğe hakkın yoktur!" demiş ve Kur’ân-ı Kerîm’den en-Nisâ sûresinin 20. ve 21. âyet-i kerîmelerini delîl göstermişti. Bunun üzerine Halîfe: "Allâh Allâh! Kadın, Ömer’le mübâhase etmiş ve onu susturmuş!" diyerek sözünü geri almıştı. (İbn-i Kesîr, en-Nisâ, 20-21. âyetin tefsîri) Yine Hz. Ömer (r.a.), halîfeliği esnasında kadınlarla istişârede bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer (r.a.), kızı Hz. Hafsa (r.anha)’ya, kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı almaya sabredeceklerini sormuş, kızının O’na verdiği cevaba uygun olarak, bu süreyi dört ay olarak belirlemiştir. İslâm hukukunda erkeklerin vâkıf olamayacağı ve tamamen kadınların ilgi sahası olan doğum, bekâret, emzirme ve aybaşı gibi kadınlara mahsûs hallerde, erkeğin değil, sadece kadının hattâ tek kadının şâhitliği yeterlidir. (İbnu’l-Humam, a.g.e., c. VI, s. 6 ) Bu gibi konulara, kadınların çokça şâhid olmaları ve erkeklerden fazla gözlem ve tecrübelere sahip bulunmaları sebebiyle, tek kadının şâhitliği bile geçerli sayılmıştır. Hattâ Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin emzirme konusunda tek kadının şâhitliğini kabul ettiği bilinmektedir. (Rızâ Savaş, Hz. Muhammed (s.a.v.) Devrinde Kadın, s: 271) Nitekim: "Erkeklerin muttalî olmadıkları şeylerde kadınların şâhitliği makbûldür." (el-Mevsılî, a.g.e., c. III, s: 142 ) buyurması bunun en güzel delîlidir. Doğum için de tek bir kadının şâhitliği kabûl edilmektedir. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz: "Doğum konusunda bir kadının şâhitliği yeterlidir.." (el-Mevsılî, a.g.e., c. III, s: 142) buyurmaktadırlar. Hz. Ömer (r.a.), boşanma konusunda yalnız başına kadınların şâhitliğini kabul etmiştir. Hz. Ali (r.a.) da, bir çocuğun öldürülmesine şâhit olan kadınların şâhitliğini muteber saymıştır (İbn-i Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 397-398)

  Bakara sûresinin 282. âyet: "Ey îmân edenler! Belirli bir vâdeye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Bunu, aranızda bir kâtip doğru olarak yazsın. Erkeklerinizden iki de şâhit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şâhitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve -biri unutunca diğerinin hatırlatması için- iki kadın yeter." Buyrulmaktadır.  Ayet bir bütün olarak ele alındığında, âyetin genel olarak şâhitliği düzenleyen umûmî bir hüküm koymadığı, âyet-i kerîmedeki hükmün sadece vâdeli borçlanmalarla ilgili olduğu açıkça görülür. İki kadın şâhit önerilmesinin sebebi, birisi yanılırsa diğerinin ona hatırlatması içindir. Ancak âyette "iki kadın şâhitten biri mutlaka yanılır veya unutur" denmemektedir. "Yanılırsa veya unutursa" denmektedir.

   O halde iki kadın şâhitten birisi, şâhitlik ettiği borçlanma akdiyle ilgili olarak yanılmaz veya unutmazsa, şâhitliğini tam olarak yaptığı için, erkek şâhit ile kadın şâhidin şâhitlikleri yeterli, aynı zamanda eşit değerde olacaktır. Bu ise kadının şâhitliğinin, erkeğin şâhitliğine denk olabileceğini gösterir. (Osman Ersan, Kadının değeri ve hakları )

    Konuyu daha detaylı olarak ele alalım: Yukarıdaki ayetten hareketle İslam şahitlik konusunda, tüm konularda iki kadının şahitliğini bir erkeğe denk mi kabul etmekte, dolayısı ile kadını erkeğin yarısı mı görmektedir?  El cevap, Asla!

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi İslâm hukukunda erkeklerin vâkıf olamayacağı ve tamamen kadınların ilgi sahası olan doğum, bekâret, emzirme ve aybaşı gibi kadınlara mahsûs hallerde, erkeğin değil, sadece kadının hattâ tek kadının şâhitliği yeterlidir.  Bu gibi konulara, kadınların çokça şâhit olmaları ve erkeklerden fazla gözlem ve tecrübelere sahip bulunmaları sebebiyle, tek kadının şahitliği bile geçerli sayılmıştır. Hattâ Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’in emzirme konusunda tek kadının şâhitliğini kabul ettiği bilinmektedir. Nitekim: "Erkeklerin muttalî olmadıkları şeylerde kadınların şâhitliği makbûldür."  buyurması bunun en güzel delîlidir. Doğum için de tek bir kadının şahitliği kabûl edilmektedir. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz: "Doğum konusunda bir kadının şâhitliği yeterlidir." buyurmaktadırlar. Hz. Ömer (r.a.), boşanma konusunda yalnız başına kadınların şahitliğini kabul etmiştir. Hz. Ali (r.a.) da, bir çocuğun öldürülmesine şâhit olan kadınların şahitliğini muteber saymıştır. Bakara 282. ayet bir bütün olarak ele alındığında, genel olarak şâhitliği düzenleyen umûmî bir hüküm koymadığı, âyet-i kerîmedeki hükmün sadece vâdeli borçlanmalarla ilgili olduğu açıkça görülmektedir.

   O dönemde kadınlar  ticaretle direk ilgilenmiyordu. Hatta Hz. Hatice bile  kendi  ticari işlerini erkeklere yaptırıyordu!  “ Kadını ticari faaliyetlerin tüm inceliklerini ve detaylarını bilgi kapsamına almamış olabilir. (Günümüzde de en demokrat TÜSİAT’ta kaç kadın üye vardır araştırmak konuyu açıklık getirmek açısından yeterli sanırız! ) Bundan dolayıdır ki bir kadın gerektiği zaman ticari bir konuda açık seçik şahitlik yapacak durumda olmayabilir. Bu durumda ikinci kadın, ona yardım ederek konunun karmaşıklığı içerisinde hatırlatıcı rolünü oynar, görevini yerine getirir. “ (Gazali, Mustasfa, 1/419-422) Dr. Sibâi bu konuda şöyle diyor. “ İslam’ın kadına ekonomik konularla uğraşmasını mubah görmesine rağmen kadının asıl görevinin sosyal içerikli olduğunu dikkate almalıyız... Kadının mali konularda insanlar arasında dava konusu olacak meselelerde şahitlik etmesi,kadına göre nadir meselelerdir. ... Orada görüldüğü için şahitliğine başvurulduğunda, hakimin huzurunda hata etme veya gördüğünü unutma ihtimali vardır.  Ayetteki “… unutursa diğeri ona hatırlatır.” ifadesi, “birinin unutma veya hata etme korkusundan dolayı ikinci hanım şahit olmalı ve ona hatırlatmalıdır.” Şeklinde anlaşılmalıdır. Demek oluyor ki mesele, kadının şerefli olup olamaması, kadına değer verilip verilmemesi,kadının şahitliğe ehil görülüp görülmemesi değildir. Bilakis mesele yapılan şahitlikle karar vermekte titiz davranıp ihtiyatlı olmak meselesidir. Her adaletli sistemin ısrarla üzerinde durduğu şeyde budur.’’ (Dr. Sibâhi, Elmer’etü Beyn’el Fıkh-ı Vel’Kanun sh.31 ve devamı) Prof. Muhammed Kutup bu konuda şöyle demektedir: “ İslam hukukunda iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği gibi sayılması, kadının erkeğin yarısı olduğunu göstermez. Bu olsa olsa şahitliğin güvenilir olmasını bütünüyle garantiye almak demektir. Şahitlik suçlanan kişinin lehinde olsa da aleyhinde olsa da bu böyledir... Nitekim kadının uzmanı olduğu, kadınlarla ilgili meselelerde tek bir bayanın şahitliği geçerlidir.( İslam’ın etrafındaki şüpheler, Prof. Muhammed Kutup, Shf. 126-127) 

 O dönemde kendi ilgi alanlarının dışındaki " vadeli borçlar " konusundaki bu istisnai  hükmü genelleştirmek sadece önyargı ifadesidir. Ayrıca yukarıda da ifade edildiği gibi kendi ilgi alanlarında olan işler için - mesela doğum, emzirme-de kadının tek şahitliği kabul edilmektedir.

    Günümüzde  ekonomi  özel ilgi alanına giren  - ekonomi  alanında eğitim gören kadınlar mesela  - kadınlar için bu ayet tabii kendilerini sınırlandırmaz. Çünkü  " Unutma ve ilgi  alanı olup olmama" ayetin temel hareket noktasıdır. Bu  sebep ortadan kalkınca  hükmünde kalkacağı açıktır.

     R. Garaudy, Bakara 282. ayetteki durumu, kadınların sosyal hayata katılmadıkları, tecrübe bakımından eksik oldukları nedenine bağlar. Hüseyin Hatemi'de, kadınların iş hayatı ile ilgilenmemelerinin altını çizer.( Garaudy, İslam ve insanlığın geleceği, s. 192; Hatemi, İlahi Hikmette kadın, s. 48) Salih Akdemir'de, o günkü toplumda kadınların siyasetten uzak olduklarının söyler. ( Tarih boyunca ve Kuranı Kerim'de kadın, İslami araştırmalar, 5/266) Kuran'da zaten kadın erkek arasında bir ayrım yapılmaz. Nisa, 135. ayet: "Ey iman edenler! Adaleti tam yerine getirerek, Allah için şahitlik edenlerden olun." derken, kadın erkek arasında bir ayrım yapılmaz, bütün inananlara seslenilir. Aynı durum Nur, 6-7. ayetlerde de geçerlidir. "Göçebenin Şehirli hakkındaki şahitlik etmesi caiz değildir." ( İbni Mace, Ahkam 3; Ebu Davud, İkdiye 17) hadisini rivayet edilir. Bu hadis, göçebe olanların küçümsemek için değil, tamamen bilgi, beceri, ilgi alanı ile alakalıdır. "Bir genç bir bayanla evlenmek ister, bir zenci kadın, "Ben ikinizi de emzirdim" der. Peygamberimiz, o kadının ifadesi de esas alarak onların evlenmesine izin vermez. (Buhari, Nikah, 23) Halbuki "burada bedevi erkek olduğu halde şahitliği kabul edilmezken, kadın olanınki kabul edilmiştir. ( Doç Dr Hüseyin Çelik, Kuran Ahkamının Değişmesi, s. 133) Ramazan hilalinin görülmesinde iki şahit şartı aranırken, kadın ve erkek ayrımı yapılmamıştır." ( Çelik, s.134) İnsanlar arasındaki renk, dil ve ırk farklılıklarını bir üstünlük aracı olarak değil de, bir zenginlik olarak gören İslam dini, neden bedeviyi küçültsün de şehirliyi yüceltsin? Veya kadını değersizleştirsin de erkeği değerli kılsın? Buradaki temel espri; söz konusu olan durum hakkında bilgisi olup olmamak, konuya hakim olup olmamakla alakalıdır. Bu ayetten temel amaç ise hakkın tesisidir." ( Çelik, s. 135)
 

 

                                        MEVZU HADİSLER VE KADIN

 Hadis, peygamber efendimizin sözlerine denir. Mevzu hadis, kendi şahsi, siyasi,... emellerine ulaşmak için peygamberimizin ağzından uydurulan, Hz. Resul’ün söylemediği halde kendisine mal edilen sözlerdir. Uydurma- mevzu hadisler genellikle kadınlar, siyasi görüşler, ırkçılığa dayanan konular. çerçevesinde dönmektedir. Kadınla ilgili bazı uydurma-mevzu hadisler:

  " Kadınlara okuma- yazma öğretmeyin. " Darekutni, Zehebi, N. el- Elbani, İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban, İbn-i Adıyy  hadisi kabul etmez, uydurmadır derler. (M. Zevaid ve M.Fevaid, 4/93, Telhisül Müstedrek, 2/396, El-Meretül Müslime,13, Kitabul Mevzuat 2/268, ) Bu konuda sitemizdeki “ İslam’da kadının okuma hakkı” konulu yazımızı tavsiye ederiz.

  " Kadınlarla istişare edin, onlara tanışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın": Sehavi ve İbn-i Arrak hadisi merfu görmezler. Ebu Hatim, İbn-i Adıyy , İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban, Aliyyul Kari, İmamı Şevkani  hadisin uydurma olduğu görüşündedirler. ( El- Makasıdul Hasene, 248 , Tezkiretul mevzuat,128, Tenzihuş Şeria ,2/204, Silsiletul Ehadis,432, el-Esrarul Merfua filahbaril- Merfua, 226, 257, el-Fevaidul Mecmua fi'l Ehadisil mevzua, 130 )  Ayrıca, Hz. Resul Ümmü Seleme ile istişarede de bulunmuştur (Makasıdul Hasene: 585, Silsile: 436, Keşful Hafa :2-3, Vakidi, K.Megazi, 613, İbn-i Sad, Tabakat, 98,Abdurrezzak, Musannef, 5/326, Asım Köksal, 6/214) Ayrıca bu konuda Mutafa Çelik'in Uydurma Hadislerle Kadın Aleyhtarlığı adlı kitabının 135-146. sayfalarını tavsiye edebiliriz. ( Ölçü yay. İstanbul, 1995)

" Kadınlara itaat pişmanlıktır." : Ukayli, Şevkani, İbn-i Cevzi, Suyuti hadisi uydurma kabul ederler. ( Tezkiratul Mevzuat, 128, Kitabul Mevzuat, 2/272, l-Fevaidul Mecmua fi'l Ehadisil mevzua, 129, K. Mevzuat, 2/272, el-Leali, 2/174)

" Kadınlar olmasaydı Allah'a hakkıyla ibadet edilirdi". Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler. ( Silsiletul Ehadisuzzaif : 74, Tenzihuşşeria : 1/62, El-leali : 2/59, el-Fevaidul Mecmua fi'l Ehadisil mevzua, 119, Keşful Hafa, 2/165, K. Mevduat, 2/255)

" Kadınlar olmasaydı, erkekler cennete girerdi." : İbn-i Arrak, Es- sakafi, İmamı Şevkani hadisi kabul etmezler. ( Camiussağir: 2/113, el-Fevaiduı Mecmua fi'l Ehadisil mevzua, 119)

"Güzele bakmak sevaptır veya ibadettir, gözü kuvvetlendirir.." : Ebu Nuaym, Durekutni, İbn-i Cevzi, Sehavi, İbn-i Hacer, Iraki, Zehebi, İbn-i Kayyim, Muhammed İbn-i Arrak, Nasıruddin... hadisi uydurma kabul ederler. ( El- Maka- sıd: 129, Silsiletul Ehadissuzaif : 164, Kitabul Mevzuat: 1/63, Mevzuati Aliyyul Kari: 124, Keşful Hafa: 2/317, Tenzihuşşeria: 201...)

  "Uğursuzluk kadın, at ve evdedir." : Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed 'in eşleri, Hz. Aişe bu sözü duyunca: Kur'an-ı indirene yemin ederim ki, bunu rivayet eden, Ebul Kasım'a (Hz. Muhammed'e) iftira etmiştir. Resulullah sadece, "Cahiliye insanları, uğursuzluk, kadın, ev ve hayvandır" dediklerini söylerler. Hz. Resul bu sözü cahiliye dönemi (İslam öncesi dönem) insanlarının bir sözü olarak nakleder . İslam, cahiliye görüş ve adaletlerini tümden reddettiği gibi, uğursuzluk kavramını da kabul etmemekte, reddetmektedir.

  " Kadınların akılları ferçlerindedir :" : Sehavi, Aliyyul Kari, Acluni sözün uydurma olduğunu kabul ederler. ( El-Makasıd, 292, el Esrarul Merfua, 246, Keşful Hafa 2/62)

  " Döl getiren siyah bir kadın, döl getirmeyen beyaz bir kadınla hayırlıdır". Iraki, hadis uydurmadır der. ( Mevzuatı Aliyyul Kari Tercümesi, 73). İslâm'da hayırlı olmanın ölçüsü takva (Sevgi ile karışık korku)'dur. Ayrıca Kur'an çocuk sahibi olmanın veya olmamanın Allah'tan gelen bir imtihan vesilesi olduğunu da bildirir . (Şura Suresi : 49-50)

  Karı ve kocayı birbirinin dostu ilan eden (Tevbe Suresi, 71), eşlerin ikisinin de birbirine ısınıp aralarında muhabbet ve merhamet oluşturan (Rum Suresi : 21), "Kız çocukları olduğunda bunu kötü haber olarak algılayanları eleştiren" ( Nahl, 58-59) Allah'ü Teala'nın yüce Resul'ü "İki veya üç kızı veya kız kardeşine iyi davranan ve haklarını koruyanların cennetlik olacağını" ( Tirmizi, IV/230 ) der ve "Sizin en hayırlınız eşlerine en iyi muamele edeninizdir." ( İbn-i Mace, nikah, 50, Tirmizi, redaat, 11)diye buyururken, Hz. Ömer:" İslamdan önce kadınları insan yerine koymazdık. İslam gelince onlara hem ayetlerde hem de hadislerde yer verdi. Erkekler gibi hakları anlatıldı. Ondan sonra biz kadınlarında erkekler gibi hakları olduğunu düşünür hale geldik" ( Buhari) ve oğlu Abdullah ta "Biz kadınlar hakkında ileri geri konuşmaktan korkar olduk, vahiy gelirde bizi kadın hakları konusunda  azarlar diye." derken, iyi amel işleyen kadın veya erkeğin cennete gideceğini bildiren (Nisa Suresi:124) dinimizin ve onun yüce ilahının kulları arasında ayırım yapacağını kabul etmek imkânsızdır.

  "Bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım, herhalde kadının kocasına secde etmesini emrederdim." Ibn-i Hazm bu hadis hakkında: "Ravisi Şerik bin Abdullah, müdellistir, munker hadisleri zayıf ravilerden alır, onların adını gizleyerek güvenilir ravilere nisbet eder" diyerek bu hadis-i reddetmiş, uydurma olduğunu söylemiştir.

   "Kadınların akılları şehvetlerindedir." Sehavi aslı olmadığını söyler. ( M A. Kari Tecümesi, 82) 

"Kadınları Allah geride bıraktığı gibi sizde geri bırakın." İbn-i Humam, onun peygamberimizce söylendiğini kabul etmez. Peygamberimize hadis ulaşmaz, der. (M A. Kari Tecümesi, 34, K. İbn-i Hümam, Fethul Kadir, I/311) el-Ayni'de bu haberin efendimize ulaşmadığını bildirir. ( el- Bidaye fi şerhi Hidaye, II/405) ez-Zehlai'de " Bu haberin Merginani'nin el-Hidaye'sinde geçtiği söylenir, o kitapta bu haneri bulamadım, bu sözün aslı-kaynağı yoktur." der (Nesbur-Raye Li Ehadisiı-Hidaye, I/36)

   Son söz olarak yabancı kültürlerle temasa geçilme sonucu, bu kültürlerin etkisinde kalınarak Kuran-ı Kerim'den kopulmuş, kadını aşağılayıcı birçok görüş İslam toplumuna girmiştir. (Rauf PEHLİVAN,  Büyük Kadın İlmihali) 

 

                   Şimdi bu uydurma hadislerden bazılarını daha detaylı ela alalım

                                              Kadınlara danışılmaz mı?

Bu konuda uydurma- mevzu hadis şöyledir: "Kadınlara danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın."

Cenab-ı Hak Peygamberine çevresindeki Müslümanları kastederek der ki: "Yapacağın işler hakkında onlara danış." (Al-i İmran Suresi:159) buyurarak peygamberine çevresine danışma emri veriyor. Bu sözün uydurma olduğunun en güzel örneği Allah Resulünün Hudeybiye savaşının önemli bir anında hanımı Ümmü Seleme'nin söylediği fikri doğru bularak onun sözüne uygun karar vermesidir. Allah Resulünün hanımlarına danışıp da tersini yaptığına dair elimizde bir tek örnek yoktur. Hz. Ömer ise Şifa Hatunun fikrine çok önem verirdi. Yine mehir konusunda dört yüz dirhemden fazla verilmemesini tavsiye eden Hz. Ömer'in mescitte cemaat huzurunda Nisa Suresi'nin 20.ayetini delil gösteren bir kadın tarafından ikaz edildiğini ve kadının gösterdiği delil karşısında Hz. Ömer'in fikrinden vazgeçtiği, hatasını itiraf ettiği, kadına dönerek "Kadın Ömer'den daha iyi bildi" dediği bilinmektedir. Hz. Ömer halifeliği esnasında, kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa’ya kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı kalacağını sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak Hz. Ömer bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir. – Kaynaklar yukarıda belirtilmiştir. -

Eğer bu söz doğru olsaydı; İslam'ın kadının hiç bir konuda şahitliğini kabul etmemesi ve kadınların hadis rivayetlerinde sözlerinin geçerli olmaması gerekirdi. Yine İmam-ı Ebu İshak el-İsferayini kadınların rivayet ettikleri hükümler ve hadisler erkeklerin rivayet ettiklerine zıt düşerse kadınlarınkini erkeklerinkine tercih etmiştir. Aliyyu'l Kari ve el-Acluni bu hadisin uydurma olduğunu, Kur'an ve sünnete ters düştüğünü söylemiştir. Uydurma hadis kitaplarında kadınlarla ilgili yalan olan, peygamberimizin söylemediği halde söylemiş gibi rivayet edilen hadisler toplanmıştır.

   

 

               Hz  Adem Havva annemiz yüzünden mi cennetten kovulmuştur?

   Cennetten kadın yüzünden kovulma inancı Tevrat kaynaklıdır (Tekvin 2:4 ve 3:24, Genesis: 3/1-14) ve buradan İslam’a sokulmuş israiliyat kaynaklı bir haberdir.  İslam, daha önceki din adamlarının kadına yapıştırdıkları lanetlik durumunu tamamen bertaraf etti. Adem peygamberin cennetten çıkarılmasına neden olan suçu yalnız kadına yüklemedi. Her ikisini de sorumlu göstermiştir. ( A’raf: 120 ) İslam'da kadın kötülüklerin ve şeytani iğvaların kaynağı olarak görülmez. İslam'da Hz. Adem'i kadının baştan çıkarttığına inanılmaz. İslam bu bâtıl düşünceleri tamamen yıkmıştır. İslam'da Hıristiyanlıkta kabul edildiği gibi ne ilk günah ne de insanın yaradılışında günah işleme temayülü diye bilinen asli günah iddialarına yer yoktur. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Derken şeytan onların ayağını oradan kaydırdı. İçinde bulundukları cennetten çıkardı." (Bakara Suresi : 36) Kur'an tevbeleri hakkında da şöyle der: "Her ikisi, Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz, dediler"(Araf suresi :24) Hatta Kur'an bazı ayetlerinde olayın sorumluluğunu Hz. Adem'e yükler: "Ama şeytan Adem'e vesvese verip : "Ey Adem! sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"  Adem Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı" (Taha Suresi : 120 -121)

 

                                            Hz. Havva neden yaratılmıştır?

"Ey insanlar, sizi tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkek ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun"(Nisa Süresi:1) Ayet açıkça Hz Adem ve Havva’nın bir nefisten ( Biz ona öz, cevher diyelim ) yaratıldığını belirtir. Başka ayetler bunun toprak olduğunu belirtir.Cenâb-ı Hak, Havva'ya Adem'i yarattığı gibi maddeden, topraktan yaratmıştır. Kur'an, kadın-erkek ayrımı yapmadan mutlak insanın topraktan yaratıldığını söyler. Kur'an da bu konuda tam açıklık vardır. "Allah sizi çamurdan yarattı" (Enam Suresi: 2) "Allah insanı çamurdan yaratmaya başladı." ( Secde Suresi : 7) "Biz insanı çamur'un süzülmüşünden yarattık." (Müminun Suresi : 13) "Ben çamurdan bir insan yaratacağım" (Sad Suresi : 71) "Biz insanı pişmiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık."(Hicr Suresi : 26)    
    
    Bu ayetlerde  görüldüğü gibi Cenab-ı Hak, insanı kadın-erkek tek bir maddeden, topraktan çamurdan yaratmıştır. Kadın ve erkeğin ayrı ayrı maddeden ve ayrı yerlerde yaratıldığını söylemediği gibi ona işaret bile etmemiştir. Toprak insan bedeninin başlangıç maddesini oluşturmaktadır.

     Havva Annemizin Adem’in kaburga kemiğinden yaratılması iddiası israiliyat kaynaklıdır. (Kitab-ı Mukaddes, Tekvin: 2/18-23 ) İmam Taberi: "Bu rivayetlerin doğruluğunu Allah bilir," diyerek bu rivayet hakkındaki şüphesini belirtmişken  İbn-i İshak da bu konuda: "Hz.Havva'nın, Hz. Adem'in sol kaburga kemiğinden yaratıldığı şeklindeki haber, Yahudilerden nakledilmiştir.” der. Bu konuda hadis rivayetleri varsa da onlar konuya fizyolojik, bedenin yaratılması açısından değil, kadın psikolojisi açısından yanaşır.

  

                                           Kadının aklı ve dini yarım mı?

   Hz. Peygamber devrinde kadın sahabiler ilme büyük katkıda bulunmuşlardır. Allah Rasûlü'nün kızı Hz. Fatıma duygulu bir şâir olduğu gibi Hz. Peygamber'in bazı hadislerini de rivâyet etmiştir (İbn Sa'd, Tabakât, VIII, 19, 30 ). Hadis rivâyet eden kadın sahabilerin sayısı çoktur. Bazıları şunlardır: Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan, Ümmü Abd, Esmâ binti Ebu Bekr, Zeyneb binti Cahş, Meymûne binti Hâris, Fâtıma binti Kays, Dürre binti Ebı Leheb, Ümmü Haram binti Milhan vd. Bu son sahabi hanım Kıbrıs'ta vefat etmiş olup. Larnaka civarında medfundur. Kıbrıs Müslümanlarınca türbesi bir ziyaret yeridir.(İbn Hayyât, et-Tabakât, Dimaşk 1968, II, 859, 884; M. Tayyib Okiç, İslâmiyet'te Kadın Öğretimi, Ankara 1979, s. 22, 23)     Hz. Peygamber kadınların eğitimine büyük önem vermiştir. Kadınlar mescide geliyor, hadisleri dinliyorlardı. Umumî toplantılara katılır ve bayram namazlarında da hazır bulunurlardı. Hz. Peygamber bayram hutbesini erkeklerin saflarına irad ettikten sonra, kadınların saflarına geçer, onlara da talim ederdi. Ancak hanımlar her zaman mescidde hazır bulunmadıkları için bir sahabî kadın Hz. Peygamber'e gelerek; "Ya Rasûlüllah, erkekler geliyor, senin sözünü dinliyorlar. Bizim için de bir gün tahsis et. O günde gelelim, Allah'ın sana öğrettiklerini bize öğret" dedi. Hz. Peygamber de onlara haftada bir gün ve yer tahsis ederek orada toplanmalarını söyledi, belirlenen günde onların eğitim ve öğretimleri ile meşgul oldu (Muhammed Ebû Zehv, el-Hadîs ve'l Muhaddisûn,Mısır 1958, s.55; Buhârî,Sahih,I, 36)     Sahabe hanımlarının haya ve utanması dini konuları sorup öğrenmelerine bir engel değildi. Özellikle bir fikıh ve hadis âlimi olan Hz. Aişe'nin (ö. 58/677) bu konuda sayısız hizmetleri olmuştur. O, yalnız kadınların değil, sahâbe büyüklerinin bile bir çok meselede başvurdukları kimse idi (Nevzat Aşık, Sahabeye Hadis Rivayeti, İzmir 1981, s. 78, 79) Hz. Aişe, verdiği hüküm ve fetvalar bir cilde ulaşan yedi sahabe müçtehidinden (Fukaha-i seb'a) birisidir. (İbn Kayyim, İ'lâm, I, 14 vd.) Ebû Mûsa el-Eş'ârî'de (ö. 44/664) şöyle demiştir:
   "Muhammed'in ashabının bize sorduğu herhangi bir hadisin içinden çıkamadığımızda onu Hz. Aişe'ye sorardık ve onun yanında sorulan hadise ait muhakkak bir şeyler bulurduk".
   İbn Hazm (ö. 456/1064) sahabe devrinde yetişen hanım fakih ve hukukçular olarak şu isimleri zikretmektedir: Ümmü Seleme, Ümmü Habîbe, Hafsa binti Ömer, Hz. Fâtıma, Fâtıma binti Kays, Esma binti Ebî Bekr, Havlâ binti Tüveyt, Ümmü Şerîk, Sehle binti Süheyl, Ümmü Eymen, Âtike binti Zeyd, Ümmü'd-Derdâ, Zeyneb binti Ümmü Seleme ve Ümmü Yûsuf (İbn Hazm, Cevâmiu's-Sıre, s. 319, 323)

   Bu kadar ilim öncüsü Müslüman hanımlar varken kadına danışılmayacağı ile ilgili rivayet nereden çıkmıştır ?

 Yaygın olan bir diğer mevzu hadis  "Allah Resulü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola çıktığında kadınlara rastladı ve şöyle dedi: " Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin çoğunluğunu sizlerin oluşturduğunu gördüm. Kadınlar neden ya Resullullah diye sorduğunda Allah Resulü "Çünkü  kadınlar çok lanet ettiler ve kocalarına karşı da nankör oldular, cevabını vermiş ve devamla “ Sizin kadar eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini sağlam bir kimsenin aklını çelebildiğini görmedim." demiştir.  Kadınlar: "Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resullullah" diye sorduğunda Allah Resulu : "İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının aklının noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da dininin noksanlığıdır, cevabını vermiştir."  Mutevelli, akla uygun olmaması, Kur'an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir. Ayrıca İbn-i Hazm, Saidi , Kasım Emin... gibi alimler İslam'ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir. Hz. Aişe'nin ilmi sahada gösterdiği başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde "Hz. Aişe'ye danışıyordu. Urve'nin Hz. Aişe hakkında; Hz.Aişe'nin şiir bilgisine hayret etmiyorum, çünkü Ebu Bekir'in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret etmiyorum, çünkü Hz. Peygamber'in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki bilgisi beni hayrete düşürüyor." dediği nakledilmektedir (El-Mekkî, Fethu'l Mübîn, s. 157 ). İslam toplumunda kadınlar sadece Hz. Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir, hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır. Hz. Ömer halifeliği esnasında kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar sure ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir. Açıklanan bu örneklerin kadın için aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir.

Ayrıca  Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük için aklının sıhhatinin şart olduğunu, akli yönden eksik olan bir varlığın herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve erkek her Müslüman’ın Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir. (Rauf Pehlivan , Büyük Kadın İlmihali )

 

                                                    Kadın Uğursuz mudur ?

    "Uğursuzluk (anlayışı) kadında, evde ve attadır." (Buhârî, Nikâh 17; Müslim, Tıb 116). "Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu."(Buhârî, Cihad 47, Nikah 17, Tıb 43,54; Müslim, Selam 119, Müslim, Tıb 117-120, (2226); Muvattâ, İsti'zân 21)

   Hz Aişe’ye, "Ebû Hüreyre Resûl-i Ekrem'in uğursuzluk evde, kadında ve attadır dediğini söylüyor, siz ne dersiniz?" diye sorulduğu zaman, "Ebû Hüreyre bu hadisi iyi öğrenememiş. Resûl-i Ekrem: “ Allah Yahudilerin canını alsın, onlar uğursuzluğun evde, kadında ve atta olduğuna inanırlar' derken sözün sonuna yetişmiş, ama baş tarafını duymamıştır" diyerek konuya açıklık getirir.(Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Müsned, s. 215, no: 1537) İşin diğer ilginç yönü eksik işitilip tam İslam’a zıt bir içerik kazanan bu hadis sahih kitaplarda da geçmektedir.

    Ayrıca özellikle belirtmek gerekir ki İslam’da uğur veya uğursuzluk gibi bir batıl inanç asla yoktur. "Ne safer ayında, ne kuşun uçmasında, ne baykuşun geceleyin ötmesinde ne de başka bir şeyde uğursuzluk vardır." (Buharî, et-Tâc, 3/ 220; Keşfin, hafa, c.2, sh.366, Hadis No.3079; el-Câmiu's-sağir, Hadis No: 9908)  "Uğursuzluk yoktur" (Buhârî, Tıb 19, 43-45, Ebû Dâvûd, Tıb 24. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 257, 304, 319, V, 347) “Uğursuz saymak şirktir" (Ebu Davud Tıb 23)  "Uğursuzluk, hiçbir Müslümanı teşebbüsünden vazgeçirmesin" (Ebû Dâvûd, Tıb 24. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II. 387, III, 349) “Uğursuzluk da yoktur. Ben hayra yormayı yeğlerim." (Buhârî, Tıb 19, 43–45; Müslim, Selâm 102, 107, 110, 114, 116.Tirmizî, Siyer 47,  Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tıb 24; İbni Mâce, Mukaddime 10, Tıb 43) "Uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir."(Ebu Dâvud,Tıbb 24, (3910);Tirmizî, Siyer, 47, (1614) )
"Sorgusuz sualsiz cennete gireceklerden biride "Uğursuzluğa inanmayan" kimselerdir."
( Buhârî, Tıb 1; Buhari, Rikak 21, Müslim, Îmân 374)

      Ne İslam uğursuzluk inancını kabul eder, ne de kadın uğursuz sayılmıştır, sadece hadisi eksik anlama ve rivayet etme vardır.

     Peygamber, kötü huylu veya kırıtkan bir kadın hakkında: “Şeytân, kadın şeklinde görünür” demiştir. Zaman zaman alıntı yaptığı Rağıb el-İsfehani’nin “Müfredat”ına baksaydı Arapça’da şeytan kelimesinin “İnsan ya da hayvanlardan, kötü huylu olanlara (ele avuca sığmayan, haşarı olanlara) sıfat olarak verildiğini” görürdü. (el- Müfredat fi Garibil Kur’an, 381)  Ki Kur’an-ı Kerim, şeytanın erkek şeklinde olabileceğini de söylemiştir.
Bedir Savaşı sırasında Bekr oğullarından Sürâka ibn Mâlik ibn Cu’şum adında bir kişi Kureyşlilere katılmış, onları savaşa teşvik ve tahrik etmiş, sonra iki ordu karşılaştığında işin ciddiyetini, zorluğunu anlayan Sürâka, kışkırttığı adamları bırakıp kaçmıştır. İşte bu adam, Kurân’da şeytan olarak takdim edilmektedir: “O zaman şeytân, onlara, yaptıkları işi süslemiş: ‘Bugün insanlardan, sizi yenecek kimse yoktur. Korkmayın, ben de sizin yanınızdayım!’ demişti. Fakat iki topluluk birbirini görünce ardına dönüp: ‘Ben sizden uzağım, ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah’tan korkarım zira Allah’ın cezası çetindir!’ dedi.” (Enfâl: 48)

 
                         
                        Kadınların oy kullanması

    Seçme ve seçilme hakkı kadınlara Hz. Resul döneminde verilmişti. Hz. resul “Akabe biatlerinde “ kadınlardan da biat (kabul oyu ) almıştı ve bu biatler Allah tarafından kabul edilmiştir ( Mümtehine: 12 ) Fakat daha sonraki yıllarda iktidarı elinde bulunduran bazı çevreler erkeklerden olduğu gibi kadınlardan da seçme ve seçilme hakkını almışlardır. Dolayısı ile çağımız, Müslümanların hatasını yine İslam’a mal ederek, İslam’da kadının seçme ve seçilme hakkının olmadığı gibi yanlış bir sonuca varmışlardır.

 


                                       Neslin erkek çocuktan devam ettiği inancı

  "Birisine bir kız çocuğu müjdelenirse, üzüntüsünden yüzü simsiyah kesilir." (Nahl, 58 ) Bu âyette Allah (c.c.) cahiliyet insanının kadına bakışını anlatır ve bu durumu kınar. Halbuki, "Allah dilediğine kız, dilediğine erkek, dilediğine ikisini birden verir, dilediğini de kısır yapar."( Şûrâ, 49 ) Peygamberimizin nesli kızı Fatıma’dan devam eder ve bu Kuran tarafından da onaylanır ( Kevser, 3 )

 
 


                              İSLAM'DA EVLİLİK ŞARTI : BÜLUĞ+ RÜŞT !

  İslam düşmanları en son olarak Talak suresi 4. ayetteki "  hiç ay hali görmeyen  kadınlar " kelimesinden hareketle İslam'da küçük yaştaki kızlarla evliliğe izin verildiğini iddia etmektedirler.

  Talak: 4: "Ay hali görmekten kesilen ve hiç ay hali görmeyen kadınlarınıza gelince, onların iddeti, üç (takvim) ayı olacaktır; hamile olanların iddetleri ise, doğum yaptıklarında sona erecektir."

   Ayette küçük çocuk ifadesi geçmez, aksine yetişkin kadınlar için kullanılan ‘nisa’ kelimesi kullanılır. Bu nedenle ayetten kastın, ‘hayız görmeyen’ kadınlar olduğu sonucuna rahatlıkla varılır. Zaten ‘amenore’ adı verilen bu hastalığın görülme sıklığı da yüzde 5’e kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, evli kadın boşanma aşamasına gelince stres- gerginlikten adetten kesilebilir. O zaman ne yapacak iki taraf. Kadın psikolojisinin normalleşip sonra 3 ay geçmesini mi bekleyecek? İşte Allah burada konuya açıklık getiriyor:" Tıpkı adetten kesilen yaşlı kadın veya hamile kadınlar gibi, artık adet görmeyen bu tür kadınların da iddeti 3 aydır. Konu aslında bu kadar normal.

  Ayrıca ayet 3 tür kadından bahsediyor, adetten kesilen- Yaşlı- , hiç adet görmeyen - Hasta- ve hamile olan kadınlar. Sıralamaya bakınca her kadının içinde olabileceği 3 dönem ve her dönemdeki kadınlarda "yetişkin". Bu gayet doğal sıralama yerine yaşlı ile hamile kadın arasında nasıl küçük  yaşta çocuk kızlar eklenebiliyor hayret etmemek mümkün değil!

  Zaten iftiraya yönelik bu çalışmayı yapan zatta ' “Kuran küçük çocuklarla evlenmeyi teşvik ediyor” diyemesek de ' diyerek  Kur'an'dan çok bazı yorumları esas alarak iddia-iftirasını ileri sürebilmektedir.

  Önceleri Yahudi bir gazeteci iken sonradan Müslüman olup, yıllarca Araplar içinde kalarak dillerini ve edebiyatlarını araştırarak en iyi şekilde öğrenen Muhammed ESED yazdığı Tefsirul Mesaj  adlı ünlü eserinde hiç ay hali görmeyenden kasıt olarak  " Yani, herhangi bir fizyolojik sebepten dolayı hiç ay hali görmeyen " açıklamasını getirmektedir. Çağdaş tefsircilerden Mahmut Toptaş'ta  Şifa Tefsiri  adlı eserinde bu ayetin açıklamasında kız çocuklarından hiç bahsetmez ve " aybaşı görmeyen kadınlar " ifadesini kullanır!

   Birde bu ayetteki " Ay hali görmeyen" cümlesini küçük yaştaki kız olarak yorum yapanlara  bakalım: Ünlü tefsir alimi Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili  adlı tefsirinde küçük kızdan kasıt olarak yaş sınırını 17  yaş olarak vermekte  ve : " Gerek on yedi yaşından küçük olup henüz buluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek buluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibariyle buluğa ermiş oldukları halde âdet görmeyenleri kapsamaktadır." demektedir. Benzer görüş  için bakınız: Mebsut, 7/260- şamile.

  Pr. Dr. Hamdi Döndüren, İslam ilmihali adlı eserinde bu yaşı 18 olarak kabul eder ve bu yaşta hala adet görmeye başlamayanların adet görmüş gibi kabul edileceğini ifade eder. Zaten adet görmemek demek hamile kalamamak demektir. Yoksa cinsel birleşmede kadın açısından bir sorun yaşanmaz.

  İbn Şübrüme (ö.144/761) Osman el-Bettî (ö.143/760) gibi müçtehitler küçüklerin bizzat evlenmelerinin de, velîleri tarafından evlendirilmelerinin de caiz ve muteber olmadığı görüşündedirler. "Yetimleri nikâh çağına kadar deneyin..." (en-Nisâ: 4/5) mealindeki âyet evlenme ehliyetini belli bir çağa bağlamıştır. Kişilerin bizzat evlenme akdini yapmalarının muteber olduğu çağ evlenme rüştüne erdikleri çağdır - Kısa detay aşağıda - Aile kanunu şeriata dayalı bulunan- Osmanlı`nın son zamanında küçüklerin evlenmeleri ve velileri tarafından zorla evlendirilmeleri yasaklanmıştır. 1917 tarihli aile kararnamesi (A.K.) ikinci içtihadı kanunlaştırmış (md. 6) ve küçüklerin evlendirilmelerinin cevazı hükmünü yürürlükten kaldırmıştır. Pr. Dr. Abdülaziz Bayındır Hoca da  İbn Şübrüme ve Osman el-Bettî  ile aynı görüştedir. Pr. Dr. Hayrettin Karaman Hocamızda benzer görüşleri ileri sürmüştür.

    Ayrıca insanlık aleminde -şeytana kendine ilah edinen- sapık olanlar hariç çocuk yaştaki kız çocuklarına karşı şehevî duyguların kabarmaması Allah’ın insanların vicdanlarına yerleştirdiği fıtrî bir sinyaldir. Bu özelliği insana yerleştiren yaratıcının kuranda böyle şeylere izin vermeyeceği açıktır.

   Aşağıdaki yazımızda da belirttiğimiz gibi  Kur'anî bakış açısı, evlilik için " Buluğ+ Rüşt”ü şart olarak belirtmiştir. Mesela 13 yaşını ortalama buluğ yaşı kabul etsek, bir kızımız 3-4  sene geçtiği halde hala hayız görmeye başlamamış  ama "rüştünü" ispat etmiş ise 16-17 yaşlarında isterse evlenebilir. Bununda ne insani ne İslami açıdan bir sorun teşkil edebileceğini kimse ileri süremez. Hele ilköğretim çağındaki kızların ülkemizde, 8-9 yaşlarında kız çocuklarının makyajlandırılarak ABD başta olmak üzere batıda güzellik yarışmalarına sokulduğunu  göz önüne alacak  olursak...! sonucu konuyu daha iyi kavrarız.

 

                                            EVLİLİKTE RÜŞT KONUSU

   Nisa: 6: "Sorumluluğunuz altındaki yetimleri evlenebilecekleri yaşa gelinceye kadar deneyin; sonra aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz - Rüşt - mallarını onlara iade edin; (sakın,) onlar büyümeden önce, aceleyle ve müsrifçe harcayarak mallarını tüketmeyin."

   Kuran yetimlere ancak akıl baliğ olduktan sonra bir de rüştlerini ispat ettiklerinde onlara mallarına vermemizi ister. Buluğ çağına girmeyi yeterli görmeyen İslam aklen olgunlaşıp, rüştünü ispat etmeyi de ön şart olarak ileri sürer.

   Bakara: 232: " Kadınları boşadıktan sonra, bekleme sürelerinin sonuna gelmişlerse, "aralarında uygun bir şekilde anlaştıkları takdirde" başka erkeklerle evlenmelerine engel olmayın. Bu, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanan her biriniz için bir uyarıdır. "

   Dört mezhebinde evlilik konusunda delil kabul ettiği bu ayet bize iddet müddetince bekledikten sonra kadınların evlenebileceklerini bizlere bildirmektedir. Fakat burada  göz ardı edilen bir husus vardır. Nisa 6. ayet bize yetimlerin mallarında söz sahibi olmak için akıl baliğ olmanın yetmediğini, rüştlerini ispat etmeleri gerektiğini   belirtmektedir. Kuran bir bütün olarak kabul edip, genel hedeflerini göz önünde bulundurmamız gerektiğinden evlilik konusunda da aynı şartı göz ardı etmememiz gerektiğinin altını çizmemiz gerekir.Yani evlilik için sadece buluğ değil, rüşt - olgunluk- şartı da gerekmelidir. Yoksa sadece fiziksel olgunluk yeter dersek her bebek doğuranı anne, çocuğu olana baba dememiz gerekir. Halbuki gerçek anne baba bir altyapı, eğitim, ufuk, vizyon-misyon sorumluluk ister. Bu da bize buluğ dışında rüşt şartının önemini belirtir. Kur'anî bakış açısı bize en azından yetim malı kadar belki de daha önemli, iki kul arasındaki ahirete dek uzanan dünyevi birlikteliğin önemini anlatmaktadır!

    Ek bilgi olarak aşağıda bekar kızların evlilikleri ile alakalı bazı hadisleri veriyoruz:

    "Dul kendine velîsinden daha ziyade mâliktir, bekârın ise rızası alınır." (Buhârî,   Nikâh, 41; Ebû Dâvûd, (Avnu'l-Ma'bûd, II, 197)

   Ensar’dan Hidame’nin kızı Hansa, Hz. Âişe’nin huzuruna girer ve şu şikâyette bulunur:“Babam itibarını arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise istemiyorum.” Hazret-i Âişe, “Resulullah (a.s.m.) gelinceye kadar bekle” diye oturtur. Resulullah (a.s.m.) teşrif edince, Hz. Âişe durumu ona anlatır. Resulullah (a.s.m.) hemen kızın babasını çağırtır ve evlenme yetkisini kıza verir. Bunun üzerine Hansâ Resulullaha (a.s.m.) şöyle der: “Yâ Resulallah! Ben babamın yaptığı bu nikâhı kabul ediyorum, ancak babaların, kızlarına evlilikte böyle yetkisinin olmadığını bildirmek istedim.” (Neseî, Nikâh: 36)

   Ebû Hanîfe'ye göre bulûğ çağına gelmiş bir kızı hiçbir kimse zorla evlendiremez. Kızın rızası alınmadan yapılan evlendirmeler hükümsüzdür; çünkü Rasûlullah (s.a.): "Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez." buyurmuş, "Onun rızası nasıl anlaşılır?" sorusuna da "sükûtu ile" cevabını vermiştir. (Buhârî, Nikâh, 40).  İmam Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf'a göre bulûğ çağındaki bir kız, velîsinden izin almadan ve bizzat irâde beyanı ile evlenebilir. Bunu engelleyen bir delil bulunmadığı gibi, ehliyet mefhumu da bunu gerektirmektedir; malı üzerinde serbestçe tasarruf hakkı bulunan şahsın, kendisi üzerinde de tasarruf hakkı olacaktır. İmam Mâlik ve İmam Şafiî'ye göre bulûğ çağına gelmiş de olsa kız ve kadınlar, velîlerinin izni olmadan ve bizzat irade beyanlarıyla evlenemezler.Bundan dolayı en  iyisi iki tarafında - Kız ve velinin - görüşünü alınmasıdır.

   Kız veya erkek, ölüm, şiddetli dayak veya uzun müddet hapis tehdidiyle nikâh akdine zorlanırlarsa, yapılan evlenme akdi fasit olur. Resulullah (a.s.m.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır: “ Cenab-ı Hak, hatâ, unutma ve zorlanma ile yapılan amellerden dolayı ümmetimi benim için affetti.” (İbni Mâce, Talâk: 16)

   " Yorum " ile ister küçük kız anlamı verilsin, ister belirli bir fizyolojik neden kastedilsin, Kuran kızların - ve erkeklerin -  evlilik için " buluğ ve rüşt " şartını aramaktadır. Önyargılı , hata arama gayretli insanların çamur atma gayretleri sadece kendi kısır döngüleri içinde at gözlüğü ile olayları yorumlamalarından ibarettir ki bu da onların sorunudur. " İslam üstündür "  Yazık ki bundan gerisi sadece boşuna gayret çaba ve sonu cehennem  azabı ile bitecek heba olmuş ömürler manzumesi olacaktır.  

 

 

                                                    Aile hayatında kadın

  Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan yavrusudur. Şefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu olurlar. Peygamberimizin vasiyetini gözetmemiş olarak şefaatten mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyet duygularının insanlarda zaman zaman depreşeceğini bildiği için, Efendimiz kız çocuklarının, eğitimini özellikle vurgular ve "üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını koruyarak yetiştiren babanın, Cennette kendisiyle beraber olacağını" (Ibn Mâce, edep3) duyurur. Çocuğun kız doğmasında da erkekte olduğu gibi, "Şükür" olarak "akîka" kurbani kesilir. İsmi güzel verilir, zorunlu eğitimi yaptırılır. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır. Kur'ân'da ve Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nâs, kadınları bundan ayırmaz. Tersine, ihmale uğrayacaklarını bildigi için, Peygamberimiz özellikle kadın eğitimini tavsiye etmiş, haklarının korunmasını emretmiştir. Onun devrinde "müctehid" olan kadınlar yetişmiştir. (Meselâ Resûlüllah'in (sav) zevceleri Âişe validemiz bunlardan biridir.)

   Kadın hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan büyütülmüş ve yetiştirilmiş, sıra evlenmesine gelmiştir. Damat adayını görmesi bir hak ve aynı zamanda bir sünnettir. Beğenmezse reddeder, velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez. Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar "mihir" alır. Mihir onun Allah'ça belirlenmiş en tabii hakki ve hayat garantisidir. Harcama sahası, mesru çerçevede tamamen kendi iradesine bağlıdır. Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayır yolunda harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar, şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri harcamalar erkeğin sırtınadır. Erkek, elbiseni ya da süs malzemeni kendi kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını sağlamak zorundadır. Sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır. Kocası onu tahkir edemez, onun hayat arkadaşı olduğunu unutmamak zorundadır, darılıp evinde yalnız bırakamaz. Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır. (Bk. Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68)  Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek kocanın görevlerindendir. Kadının hak-hukuk tanımayıp isyan etmesi dışında, sudan bahanelerle erkek karısını dövemez, (Karının dövülmesi konusunda Kur'ân-ı Kerîm 4 (en-Nisâ)/34 âyeti ve tefsirlerine bakılabilir. Örnek olarak bk. Ibn Kesîr N/257; Kurtubî NI/170,172,173; Elmali N/1351; Ebû Dâvûd, menâsik 56; Ibn Mâce, menâsik 84; Müslim hac 147; Tirmizi, Rada'11; Ebû Dâvûd, menâsik 56; Halebî Sagîr s. 395; Halebî Kebîrs. 621; Canan, Terbiyes. 391) Hastalık kıskançlığından kaynaklanan gereksiz şüphelerinden ötürü karısını anî baskınlarla rahatsız edemez. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadîslerinde ailesinden uzun zaman ayrı kalan birisinin, haber vermeden gece ansızın eve gelmesini yasaklamıştır. (Buhârî, nikâli 121,122; Müslim, radâ' 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298. Hadîs serhleri buna sebep olarak bir de, eve geceleyin aniden girmesinin, hanımının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebileceği ihtimalini gösterirler.)

  Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır. Peygamberimiz, karısını düşünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip okşama olmadan cinsel ilişkiye geçilmemesini tavsiye etmiştir. (Deylemî'den, Gazâlî, Ihyâ N/52 (Terc. N/129); Ayrıca bk. Suyutî, el Camiu's-sagîr (Fethu'I-Kadîr ile) VI/323) Çünkü erkek bakmakla hemen tahrik olabilir, ama kadın cinsel ilişkiye ancak uzun bir okşama döneminden sonra hazır hale gelir. İyi bir erkek, karısını bu işe hazırlamayı başarabilen ve kendi doyduğu gibi onu da doyurabilen erkektir. Cinsel ilişkide sadece kendisini düşünen erkeklerin, karşısındakine zulmettiklerini ve işkence ederek zevk aldıklarını unutmamalıdırlar.

  Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel ilişki yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır. Kadın "peşin mihrini" almadan kendisini erkeğe teslim etmeyebilir.Kadının nafakası gibi, tedavisi ve ilâç harcamaları da kocaya aittir. Kadın ekmek yapamayan birisi ise, erkek hazır ekmek almak zorundadır. Süslenmesini istiyorsa, süs malzemeleri ve koku masrafı erkeğe aittir. Yılda  en az  yazlık ve kışlık olmak üzere iki takim elbise erkeğe aittir. Anlaşmazlık söz konusu olursa elbisenin nitelikleri mahalli idarelerce tespit edilir. Kadın, kocası sefere çıkarken, gelmediği günler için nafakasına, ondan kefil alabilir. Âdetli günlerinde kocasından ayrı yatmak isterse, ayrı bir yatak istemek hakkıdır. Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Hizmetçinin ücreti kocasına aittir. Örfe göre kadınların yapmaması ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir is yapmak zorunda değildir. İhtiyaç duyarsa kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşırlar. Yetmediğini anlarsa artırmasını ister, koca kabul etmezse mahkemeye başvurabilir. Kadın kocanın yakınlarını istemediği takdirde, kocası onu müstakil bir evde oturtmak zorundadır. Buna sebep olarak, kocasıyla oynaşmak ve yararlanmak arzusuna, onların bulunmasının engel olacağı gösterilmiştir. Hattâ cinsel ilişkiyi bilmeyecek kadar küçük olan çocuğu dışındakiler için de aynı sebeple ayrı odalar istemek, kadının hakkıdır.Erkeğin haklarına bir zarar vermeyen meşru işlerde; kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır. Âdet ve loğusalıktan ötürü hamama gitmek istediği takdirde, hamam parasını erkek verir, ancak hamamda avret yerlerinin açılmamasına riayet edilmediği biliniyorsa, kadın hamama gönderilmez."Ric'î" (dönülebilir) ya da "bâin" talakla boşanan karısının her türlü nafakasını, iddeti içerisinde erkek verir.Bu söylediklerimiz bütün fıkıh kitaplarında kadının erkek üzerindeki hakları sayılırken açıklanan konulardan sadece birkaç örnektir. Sonra bunlar birer tavsiye niteliğinde değil, yaptırımı olan kanûni haklardır. Karadeniz'de, Anadolu'da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu İslam'ın değil, İslâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir. Bir seçim söz konusu olduğunda kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu İslâm bilginleri söylemişlerdir. Onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir iddia da yoktur. Kaldı ki seçme, "bey"at"tan ibarettir. Halbuki, Peygamberimiz kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Kur'ân-ı Kerîm 60/12 âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112 (Ibn Kesîr'den nakil)  Nihayet kadın öldüğünde kefeni de kocasına aittir. (Özet olarak sunduğumuz bu maddelerin daha geniş bir açıklaması için bk. Ibn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, Mısır 1380 (1960) NI/571 vd. Ayrıca bütün fıkıh kitaplarının nafaka bölümleri ve özellikle Serahsî, Mebsût V/180 vd.)

    Görüldüğü gibi kadın geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insandır. Ve bütün bunlar bir anlaşmazlık söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile belirlenecek olan kanunî haklardır. Yoksa İslâm'da karı-koca birbirinden devamlı hak koparmak için çekişip duran iki düşman kutup değildirler. Birbirlerini tamamlayan, birbirlerine yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı oluşturan, bir bütünün iki yarım parçasıdırlar. Tıpkı Peygamberimizin ev işlerine yardım etmesi, Hz. Ali ile eşi Fatıma arasında iş bölümü yapması gibi. 
    

 

                                        ÇAĞDAŞ HAYAT ( !) VE KADIN

    Çağdaş olduğu iddia edilen hayat tarzında kadınlar, maalesef kendilerinin dış görünüşleri ile değer kazanacakları konusunda ikna edilmiş durumdalar

.Bilgi,görgü,zeka'dan önce uzay çağının ,21. yüzyılının kadınının  (!) değeri sarı (bazen kızıl! ) saçlar, ikide bir değişen vücut ölçüleri daralıp bollaşan, bazen yırtık, bazen sökük giysiler. daima modacılarla kumaş şirketlerinin anlaşması ile karar verilen ve cinsel tercihini tuhaf şekilde yapan kreasyoncularca hazırlanılan sezonluk renk tarz ve trendler. Kendince karar vermesine izin verilmeyen tek tip hazırlanmış moda elbiselerini  giyen, makyaj, giyim, ...hatta hayat tarzına, yaşam tarzına başkalarının karar verdiği modern robotlara dönüştürülen kadınlar. Evlendiği eşinin yanında yüzünde salatalık maskesi , saçlarında bigudi ...vs ile dolaşan ve kocası ile yatağa bu halde giren sabah kocasından ayrılırken makyaj yapmaya çalışan başkaları için süslenen, kokular sürünen kadın hayatında ne kadar hürdür.  Kendisi için neyin doğru olduğunu kendisine yakışanın ne olduğunu  karar verme hakkına sahip midir. Örneğimize devam edelim ;her çağdaş kadın aynı şeyi yapsa, eşinin yanında savaş boyalarını sürünmüş gibi dolaşırken dışarıya çıkmak için süslense eşleri ,hayat arkadaşları hanımından uzaklaşıp gözü dışarıya kaymaz mı ? Öyle ya eşine değil de dışarıdaki insanlar için süslenen kadın eşini ne kadar kendine bağlayabilir...? Kocası da tıpkı kendi eşi gibi ,eşi için süslenmeyen ,başkaları için farkında olmadan süslenen diğer kadınlara ilgi duysa ,aynı şeyi başka erkek kendi eşine karşı hissetse toplumda aile ,ahlak ne hale gelir! Flörtle başlayıp ,aşkla alevlenen ,evlilikle sonuçlanan çağdaş evlilikler ;ihanetler,kısa süren evlilikler , boşanmalar asrı olan  çağımızın temel kaynağı bu ters mantık olmasın sakın...! Hatalı olan ne kadın ne de kocadır, hata iki cinse de modern hayat diye bu tuhaf  ve ters mantığı kabul ettirenlerdir!

    İslam'da ise kadın dışarıda örtünür, süsünü, çekiciliğini evde eşine saklar. Tabii ki aynı durum erkek içinde söz konusudur! Yine acaba neden hostes bacılar onlarca erkeğe hizmet ederken, yemek ikram edip, yastık kabartıp, kemer bağlarken... medeni olurlar da evlenip işini terk edip sadece eşine hizmet etmeye karar verince tenkide uğramaktadır."Hayatını güvence altına almak, ekonomik özgürlük..." iddialarının arkasındaki neden doğru ve güvenilebilen bir eş, hayat arkadaşının eksikliğini  iliklerine kadar hissediyor olmalarından kaynaklanıyor olmasın.

    Sokakta kızımızın beline bir erkek kolunu dolasa ona kızarız da adı " dans " olunca bu harekete neden tepki  göstermeyiz acaba ? Adı "Moda " olunca  yırtık, çıplak, tuhaf elbiseleri neden doğal karşılarız! Kızımız veya oğlumuz  " don " ile dışarıda dolaşsa   buna karşı çıkarız da   adı " mayo veya şort " olunca neden buna karşı  çıkmayız ! 

 

 

                           KARŞI CİNSTEN İNSANLARLA ARKADAŞLIK

             Karşı cinsten insanların uzun süreli çalışma ilişkilerinde olaylar genellikle sinsice gelişir.Kişi ”Karşı cinsten filanca kişiyle sadece  arkadaşız” dediklerinde kesinlikle kendilerini aldatmaktadırlar.Bazen doğru gelebilir yada ilişkinin başında masum gelebilir. Oysa pek çok durumda karşı cinsle kurulan arkadaşlık bir süre sonra, diğerinin zekası yada mesleki yeteneğine duyulan saygıya bağlı olarak arkadaşlıktan öte bir şey haline gelmeye başlar.İlişki adım adım daha açık ve güvenilir bir nitelik kazanır.Küçük şeyler paylaşıldıkça bir takım tesadüfler ve ortaklıklar sonucunda daha yakınlaştığınızı fark edersiniz.
               Eğer evliyseniz eşinizle aranızdaki farklılıklar yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlar. Bir bakmışsınız ki yeni arkadaşınızla her şeyde uyuşurken ,eşinizle hiçbir konuda uyuşmaz hale gelmişsiniz.Tabii sonunda diğer insanla (arkadaşınızla) uyum faktörü yada fiziksel çekicilik nedeniyle hormonlar faaliyete geçer ve kaçınılmaz olay nihayet gerçekleşir.Olmasını asla tasarlamadığınız şeyler olur.    Konunun trajik  yanı  Çoğu cazip şeyin zamanla felaket getireceğinin başta inkar edilmesidir.Karşı cinsten biriyle gözlerin  SANİYENİN ONDA BİRİ KADAR BİR ZAMANDA uzunca birleşmesi , koridorda yanından geçerken özel bir itina göstermek,herhangi bir yerde tesadüfen çarpışmak,TOKALAŞIRKEN veya bir şey alıp verirken ellerin bir iki saniye daha uzun tutulması,… bunlar ve bunun benzeri ipuçlarını görmemezlikten gelmek … bu gibi şeyler kırmızı bayraklardır böyle durumlarda kendinize “zararsız flört “ olamayacağını hatırlatın.
             Eğer evli iseniz  olan şeyi dürüstçe kabul edin – mazeret aramayın – ve eşinize bağlılığınızı hatırlayın.  İş yerinizdeki arkadaşınızla veya sekreterinizle bir kere yemeğe çıksam ne olur  , demeyin : Boşanmaların yüzde yetmişi aynı iş yerinde veya yakın iş birliği halinde çalışan şahısların yakınlaşması sonucu oluşuyor.yüzde ellisi de eşlerden birinin bir alış veriş merkezinde veya otoparkta karşı cinsten biri ile tanışması ve o kişiye karşı ilgi duyması ile gerçekleşiyor.

              Kısacası sekreterinizle veya işbirliği içinde olduğunuz karşı cinsle iş yemeğine veya bir yerde  buluşmanızın  size hiçbir kazancı olmaz , ama kaybedeceğiniz çok şey olur! İşin gerçeği bu konuda duyarlı öğütler vardır :” evlilikten önce iffet , evli iken sadakat gerekir.”Karşı cinsten biri ile çalışmanız gereken durumlar olacaktır. Bu durumu önleyemeyebilirsiniz ama kendi düşünce ve konuşmalarınızı pekala denetleyebilirsiniz.Temel sorun , dostluk ile  flört arasındaki çizgiyi aştığınız  zaman sonuçta  bir şeylerin yaşanabilecek olmasıdır.yaşananlarda kötü sonuçlar doğurur. ( Zig  Ziglar,  Hayat Boyu Flört )

 

                                                      KURAN’A GÖRE KADIN

   İslâm'a göre kadın-erkek, bir bütünün birbirlerini tamamlayan parçalarıdır. Biri olmadan, diğeri eksik ve yarımdır. Her bakımdan iki cins de birbirine muhtaçtır. Bu yüzden kadın erkek iki cins birlikte dünyaya gelmişler, hayatı birlikte paylaşmışlar, Yüce Yaratıcı’nın emirlerine birlikte muhatap olmuşlar, sonunda kendilerine yasaklanan meyveyi beraber yemiş ve birlikte Allah'a tevbe etmişlerdir. Bu birliktelik bu dünyada devam ettiği gibi âhirette de sürecektir. Nitekim kadın ve erkeği, bir bütünün iki parçası olarak tanımlayan Peygamberimiz, “Kadınlar da erkeklerin parçalarıdır, onlar gibidir”1 buyurarak kadınların, yaratılış ve tabiatta erkekler gibi olduğuna dikkat çeker.2 Tabiîdir ki kadın erkek, bir bütünün iki parçalarıdır, ancak bu, her iki parçanın birbiriyle her bakımdan aynîliğini gerektirmez. Her iki cins arasında fizikî ve ruhî birtakım farkların olduğu ortadadır ki bu farklılıklar, iki cinsten birinin diğerine üstünlüğü anlamına gelmez, belki bu farklılıklar her iki cinsin görev ve sorumlulukları bakımından büyük anlam taşırlar. Buna göre ne erkek kadının biyolojik olarak gelişmiş şeklidir ve ne de kadın erkeğin az gelişmiş şeklidir. Cinsiyet farkı, tamamen İlâhî irade ile belirlendiği ve bu konuda beşerin herhangi bir müdahalesi söz konusu olmadığından, tek başına bir üstünlük sebebi olamaz.

Kur’ân-ı Kerîm, insanı muhatap alır ve tüm insanları eşit görür. İslâm’ın isteklerine muhatap olma bakımından kadın bir insandır ve erkekle eşittir. Kur’ân, Allah katında üstünlüğün ancak takva ile olacağına dikkat çeker.3 Takva ise, Yüce Allah’ı hesaba katarak yaşamaktır. Nerede ve hangi şartta olursa olsun, insanın Allah bilinci içerisinde olması onu takvalı olmaya götürür. Bu üstünlük yarışında, kadın da aynı konumdadır. 

Kur’ân’ın hedef gösterdiği bu yarışta başarılı olmak ise öncelikle Kur’ân’ı doğru anlama ve onun gereklerini yerine getirmeye bağlıdır. İlk dönemden itibaren kadınlar kendilerini Kur’ân’ın muhatabı olarak kabul etmişler, onu anlamak ve gereklerini yerine getirmek için gayret etmişlerdir.

Kur’ân, Arap dilinin kuralları gereği, genel olarak söylemini müzekker zamirler üzerine kurmuştur. Şöyle ki onun bütün insanlara yönelik genel çağrılarında erkeklere hitap eden kalıplar kullanılmıştır. Örneğin yüze yakın âyette geçen “Ey iman edenler” kalıbı, erildir ve “Ey iman eden erkekler” anlamınadır. Ama bu kullanım, tağlib sanatıyla 4 erkekler gibi kadın cinsini de içerisine alır. Sözgelimi Hz. Meryem’den övgüyle bahseden ayet “O, gönülden itaat eden (erkek)lerle beraberdi”5 ifadesiyle sona erer. Bu anlatım, Arap dilinin özellikleri ile ilgili bir durumdur. Bu kullanım ilk dönem Müslüman hanımlarının da dikkatini çekmiş olacak ki, Peygamberimiz’den bu konuda açıklama istemişlerdir.

Peygamberimizin eşlerinden Ümmü Seleme annemiz, Peygam-berimiz’e yönelttiği şu sorusu ile konuyu dile getirmiştir: “Ey Allah’ın Peygamberi! Yüce Allah’ın hicret konusunda kadınları zikrettiğini duymuyoruz. Neden bu konuda hep erkek kalıplar kullanılmıştır?”
Onun bu sorusu üzerine Yüce Allah şu âyeti indirmiştir:6 “Sizden erkek olsun kadın olsun, hiç birinizin amelini boşa çıkarmayacağım. Zaten siz birbirinizdensiniz.”7

Yine Ümmü Seleme, evinde bir gün saçlarını taratırken Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mescidden “Ey İnsanlar” diye seslendiğini duymuş ve saçını taramakta olan kadına “Bırak sonra tararsın.” demişti. Kadın, “O erkekleri çağırıyor, kadınları değil” deyince de ona “Ben de insanım, biz insan değil miyiz?” diyerek Peygamber’i dinlemeye çıkmıştır.8 Görüldüğü üzere Ümmü Seleme annemiz, Peygamberimiz’in ey insanlar çağrısını duyunca, kadın olarak kendisinin de bu hitaba dâhil olduğunu düşünmüş ve ona icabet etmiştir.

Ensar hanımlarından Ümmü Umare yahut Esmâ binti Umeys yahut Ümmü Seleme Peygamberimiz’e gelip şöyle demiştir: “Bakıyorum da her şey erkeklere, kadınlar hiçbir konuda anılmıyorlar? Niye Kur’ân’da bizler de erkeklerin anıldığı gibi anılmıyoruz?”

Onun bu sorusu üzerine şu âyet inmiştir:9

“Müslüman erkekler ve Müslüman hanımlar.. imanlı erkekler ve imanlı hanımlar.. itaatkâr erkekler ve itaatkâr hanımlar.. doğru, dürüst erkekler ve doğru, dürüst hanımlar.. Allah, onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”10

Esmâ binti Yezid, Hz. Peygamber’e gelerek şunları söylemiştir: “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın peygamberi! Ben, sana kadınlar adına geldim. Allah, seni kadın erkek herkese peygamber olarak gönderdi. Biz kadınlar da sana ve Rabbine iman ettik. Bizler, evlerimizin temeli olup erkeklerin şehvetlerini tatmin ederiz, çocuklarını taşırız. Bizler evlerde kapalı kaldık. Siz erkekler ise cemaate çıkar, Cuma kılar, hasta ziyaret eder, cenazeye katılır, tekrar tekrar hac yapar, cihad edersiniz. Bu yüzden siz bizden faziletlisiniz. Biz ise, siz bu işleri yaparken mallarınızı korur, elbiselerinizi diker, çocuklarınızı terbiye ederiz. Ecir ve hayırda biz de size ortak mıyız?” Kadının bu sözleri üzerine Peygamberimiz arkadaşlarına dönüp “Dini konusunda bundan daha güzel problemini ortaya koyan bir kadın gördünüz mü?” dedikten sonra kadına şöyle dedi: "Esmâ, git kadınlara bildir: Sizden birinizin kocasına iyi davranması, onun hoşnutluğunu kazanmaya çalışması erkekler için saydığın şeylerin hepsine denktir."11

Aynı çerçevedeki bu rivayetler, ilk dönem kadınlarının Kur’ân âyetleri ile her türlü soruyu Peygamber’e rahatlıkla sorabildiklerini ortaya koymaktadır. Adı geçen hanımların sorusu üzerine, bu âyetlerin inmiş olması ise, Yüce Allah’ın onlara verdiği değeri net bir biçimde göstermektedir.

Kur’ân’ı okuma, onu doğru anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda ilk dönemden itibaren kadınlar da erkekler gibi üzerlerine düşeni yapmışlardır. Şu birkaç örnek bile bu söylediklerimizi anlatmaya yeterlidir:

Amre binti Abdirrahman, minberden Cuma günü hutbe okurken Kâf sûresini Hz. Peygamber’in ağzından öğrendiğini söyler.12

Eşleri, Peygamberimiz’in yanında rahatlıkla fikirlerini söyleyebilir, onunla istişare eder ve müzakere ederlerdi. Hudeybiyye anlaşmasının yapıldığı sene, ağaç altında Rıdvan Biati yapılınca Hz. Peygamber, “Ağacın altında bana biat edenler, İnşâallah cehenneme girmez.” buyurmuştu. Orada bulunan Hafsa Annemiz, “İyi ama ey Allah’ın Rasülü! Yüce Allah, ‘Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir sözdür.’13 buyurmuyor mu?” diye sormuştu. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), bir sonraki âyeti okuyarak ona cevap vermiştir: “Sonra Biz, Allah’tan sakınanları kurtarırız, zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.”14 Bu olay15 hem eşi Hz. Hafsa’nın geniş Kur’ân kültürüne ve hem de dinî bir konuda fikirlerini rahatlıkla Peygambere söyleyip onunla tartışabildiğine tanıklık etmektedir.

İfk hâdisesinde Hz. Âişe, Peygamberimiz’e şöyle cevap verir: Ben yaşı küçük bir kadındım, Kur’ân’ın büyük bir kısmını ezbere okuyamıyordum. Bu sebeple şöyle dedim: Vallahi ben size nasıl bir örnek getireceğimi bilemiyorum. Sadece Yusuf peygamberin babasını örnek alıyor ve tıpkı onun gibi diyorum: “Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak tek merci Yüce Allah’tır.”16 Bu rivayet de Hz. Âişe’nin, zor zamanlarında Kur’ân kıssalarını kendi hayatına uyarlayarak başına gelenlere sabredip Kur’ân’daki peygamber dualarıyla dua ettiğini göstermektedir. Gerçekten de onlar, yaşadıklarını öncelikle Kur’ân aydınlığında yorumlamaya çalışıyorlardı.

Hz. Âişe, Peygamberimiz’e bir âyet indiğinde, onun ifade ettiği helâl haram, emir ve yasağı iyice öğrenmeye çalıştıklarını söyler.17 Nitekim Hz. Âişe, “Yerin başka bir yer, göklerin başka göklerle değiştirileceği gün”18 âyetiyle ilgili olarak “Bu sırada insanlar nerede olacak?” diye sormuş, Peygamberimiz de şöyle cevap vermiştir: “Bunu senden önce bana hiç soran olmadı, o gün insanlar sırat üzerindedirler.”19

Yine Hz. Âişe, ölü, ailesinin arkasından ağlaması sebebiyle azap görür, şeklindeki rivayeti, Kur’ân âyetleriyle reddediyor ve şöyle diyordu: Size bu hususta Kur’ân yetmiyor mu? Kur’ân’da şöyle buyurulur: Hiç bir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez!20

Peygamberimiz’den (sallallahü aleyhi ve sellem) 2.210 hadîs rivayet ederek en çok hadîs rivayet edenlerin arasında yer alan, kendisine iftira edildiğinde aklanması için hakkında on altı âyet inen21 Peygamberimiz’in sevgili eşi Hz. Âişe ve diğer eşi Hz. Hafsa, bütünüyle Kur’ân’ı ezberleyen hanımlardandı.22 Zeyneb binti Kays isimli hanımın, azatlısının oğlu büyük müfessir es-Süddi’nin yetişmesine büyük katkısı olmuştur.23 Sahabi hanımlar arasında yirmi kadar kadın hukukçunun ismi geçmektedir.24

Bu girişten sonra, İslâm’da kadının yerini ve önemini gösteren İslâm tarihindeki şu örnek tablolara bakalım:

Hakkını Arayan, Sesini Allah’a Duyuran Kadın

Tartışma anlamına gelen Mücadele Sûresi’nin ilk âyetlerinin inişi ile ilgili kaynaklarımızda anlatılan şu rivayetler, Müslüman kadının İslâm anlayışı, meselelerinin çözümünü öğrenme kararlılığı hakkında çok net bilgiler vermektedir: Havle (yahut Huveyle) adlı bir kadına kocası zıhar yapar. Yani kocası, cahiliye gelenekleri doğrultusunda kızdığı hanımına “Sen bana artık anam gibisin!” der. Bu cümle gelenekte, bir çeşit kadını boşama demekti.25 Kadın, kocasına “Git durumu Peygamber’e sor der, adam ben utanırım deyince, izin ver ben gidip sorayım der ve Hz. Peygamberimiz’e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek şöyle der: “Ey Allah’ın Peygamberi! Yıllarca kocamla birlikte yaşadık, ben onun yıllarca kahrını çektim, ona çocuklar doğurdum. Şimdi âhir ömrümde o, bana zıhar yaptı!” Peygamberimiz, geleneğe uygun olarak şöyle cevap verir: “Artık sen ona haramsın!” Kadın, ben hâlimi Allah’a arz ediyorum, diyerek ısrarla ilk cümlelerini tekrarlar durur. Derken vahiy gelir ve sûrenin “Kocası hakkında hâlini arz edip hakkını savunan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir.”26 diye başlayan âyetler iner.27

Bu tarihî olaydan çıkan sonuçları şöyle özetleyebiliriz:

1. Kadın, karşılaştığı bir problemin çözümünü dinin içerisinde arıyor ve kocasına Peygamber’e gidip durumu sormasını istiyor.

2. Kocasının utanıp sormaktan çekindiği dinî bir meseleyi sorup araştırmaktan çekinmiyor. Nitekim Hz. Âişe annemiz, “Allah, Ensar hanımlarına rahmet etsin, onların utanma duyguları, dinlerini öğrenmelerine engel olmadı”28 diyerek bu gerçeği belirtmiştir.

3. Kendisini mağdur eden bir geleneği sorgulayan, inandığı ve tanıdığı dinin, akla ve maslahata aykırı olan bir geleneği onaylamayacağını düşünen bir kadın çaresizlik içinde, yürekten yalvararak bir çıkış yolu arıyor.

4. Gönlünü yatıştıracak bir çözüm ve bilgiye ulaşıncaya dek mücadele ve duayı sürdürüyor.

Hz. Ömer’e İtiraz Eden Kadın

Hz. Ömer, bir gün hutbe okurken şunları söyler:

“Kadınlara mehir verirken aşırı gitmeyin. Eğer onlara çok mehir vermek dünyada hayır ve Allah katında takva göstergesi olsaydı, bunu sizin en üstününüz olan Hz. Peygamber yapardı. O ise, ne kadınlarına ve ne de kızlarına on iki ukiyyeden (bir okka, 1282 gramlık bir ölçü birimi) fazla mehir takdir etmedi..” O sırada bir kadın kalkıp şunları söyledi: “Ey Ömer, Allah bize veriyor, sen ise bize haram kılıyorsun?! Yüce Allah kitabında şöyle buyurmuyor mu: ‘O kadınlardan birine kantar kantar mehir vermiş de olsanız, (boşama durumunda) ondan hiçbir şey almayın.’29” Kadının bu sözleri üzerine başını öne eğerek Vakkaf indel hak ile serfiraz olan şunları söyledi: “Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı. Ey Ömer, tüm insanlar senden daha anlayışlı!”30

Bu olayda şunlar dikkatimizi çekmektedir:

1. Halife Ömer hutbe okurken mescitte kadınlar da bulunmaktaydı.

2. Kadınlar, meclisteki konuşmalara müdahil olup görüşlerini anlatabiliyorlardı.

3. Kadın, görüşünü âyete dayandırıyor.

4. Hz. Ömer, kadını dinliyor ve onun görüşünün daha doğru olduğunu kabul ediyor.

5. Hz. Ömer’in görüşünün gerekçesi Hz. Peygamber dönemi uygulamaları, o zamanki şartlara göredir. Bu uygulamalar, geniş imkânlara sahip olanlar için herhangi bir sınırlamanın gerekçesi olamaz. Zîrâ konu hakkında açık âyet vardır. Kadının âyetle Hz. Ömer’e itiraz etmesi, Hz. Ömer’in de âyeti hatırlayıp fikrinden vazgeçmesi, ilk dönem insanlarındaki saf Kur’ân kültürünün ne kadar diri olduğunu gösterir.

Soran ve Sorgulayan Kadın

Abdullah b. Mesud’a Esedoğullarından Ümmü Yakub adlı bir kadın gelir ve aralarında şu konuşma geçer: “Senin dövme yaptırmaktan, saç/peruk taktırmaktan, kaş kirpik aldırmaktan kadınları men ettiğini duydum. Senin bu konuda, Allah’ın kitabından bir dayanağın var mı?” “Evet, bu konuda hem Kur’ân’a hem de Sünnet’e dayanıyorum.” “Vallahi ben, mushafın her yerini okuyup inceledim, ama onda senin dediğin yasağı görmedim!” “Peki, sen şu âyeti görmedin mi: “Peygamber size ne getirdiyse onu alın, o sizi neden sakındırdıysa ondan sakının?”31 “Evet, onu gördüm.” “Ben, Hz. Peygamber’in bu sayılanları yasakladığını bizzat kendisinden işittim.” “İyi ama, senin ailenden de bunları yapanlar var!?” “O zaman buyur evime gir, bak bakalım böyle bir şey var mı?” Kadın eve girip baktı ve “hayır böyle bir şey görmedim” dedi.

Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: “Sen, Allah’ın seçkin kulu Hz. Şuayb’in şu sözünü bilmez misin? ‘Ben size yasakladığım şeyi, kendim işleyerek sizinle ters düşmem.’ 32”33

Bu diyalogdan şu sonuçları çıkarabiliriz:

1. Kadının, kadın oluşu, dinini öğrenmekten ve bir din otoritesiyle tartışmaktan alıkoymamıştır. Kadın, İbn Mesud’a doğrudan sorusunu sorup konuyu onunla müzakere edebilmiştir.

2. İbn Mesud gibi seçkin bir sahabî, bir kadına sorusunu sorma ve görüşlerini rahatlıkla söyleme imkânı tanıyor ve onu ikna edinceye kadar meseleye açıklık getiriyor.

3. Kadın, Kur’ân’ı baştan sona okuyup incelemiş ve bu konuda kendisine güvenen bir kimsedir. Kadın, kendisine verilen fetvanın dinî dayanaklarını soruyor ve sorguluyor. İbn Mesud dediyse, tamamdır demiyor.

İbn Mesud’un verdiği fetva ile kendi ailesinin amel edip etmemesini sorguluyor. Neticede İbn Mesud’un, söylediğini yapan ve yakınlarının da yapmasını sağlayan bir ilim adamı olduğunu görüyor.

4. İbn Mesud, ganimet/fey’ taksimi ile alâkalı olarak inmiş olan bir âyeti genelleştirerek anlıyor.

Kur’ân Kültürüyle Donanmış Bir Hizmetçi Kız Ömer b. Abdülaziz’in Rakka valisi olan, ilim ve zühdü ile tanınan Meymun b. Mihran’ın (Ö:117/735) hizmetçisi olan kadın, bir gün sofraya sıcak bir çorba getirir. Misafirlerin de hazır olduğu sofrada ayağı kayar ve çorba Meymun’un üzerine dökülür. Kızgınlık içerisindeki efendisine kadın şöyle der: “Efendim, lütfen Yüce Allah’ın şu âyetini uygula: “O takva sahipleri, öfkelerini yutanlardır..”34 Adam, tamam öfkemi yuttum, der. Kadın, efendim devamındaki “insanların kusurlarını affederler” kısmı ile de amel et, der. Adam, tamam seni affettim, der. Kadın, iyi ama Yüce Allah, âyetin sonunda “Allah, iyilik ihsan sahiplerini sever” buyuruyor, deyince Meymun şöyle cevap verir: “Tamam, sana ihsan ediyorum ve Allah için sen özgürsün!”35

Bu olaydan çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:

1. Olayda hizmetçi bir kızın Kur’ân âyetlerine vukufu ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Kadın, karşılaştığı olaya âyetler ışığında bakıp onu değerlendirebiliyor.

2. Efendisi ve misafirlerinin yanında suçlu durumda olan bir hizmetçi çok rahat bir şekilde derdini anlatabiliyor. Öte yandan üzerine kaynar çorba dökülen efendi, hizmetçisine özgürce kendini ifade edebilme imkânı tanıyor.

3. Efendi, kendisine okunan âyetlerin gereğini hemen yerine getiriyor. Hem de hizmetçisinin hatırlatmasıyla.
   Bütün bu örnekler gösteriyorki huzurlu bir toplum için, âmirinden memuruna, erkeğinden kadınına Kur’ân’ı bilen ve hayatı Kur’ân olan insanlara ne kadar da muhtacız!

Kur’ân’a Bütüncül Yaklaşan Kadın

Amr-ı Leysî ordusuyla Nişabur’a girmişti. Askerleri yaşlı bir kadına ait beş evi birden işgal etmişlerdi. Kadın, durumu Amr’a şikâyet etti. Kumandan kadına, “Sen Allah’ın şu âyetini duymadın mı diye sordu: “Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, evet böyle yaparlar.”36 Kadın Amr’a şöyle cevap verir: “Evet okumasına okudum, ama gariptir ki emir, Allah’ın şu âyetini okumamış görünüyor: “İşte şunlar, onların zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır.”37 Emir, kadının bu uyarısından etkilendi, ondan özür dileyip evleri boşalttı ve ordu kış boyunca çadırlarda kalır.38

Bu olaydan çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:

1. Haksızlığa uğrayan kadın, cesaretle durumu en yetkili kişiye arz ediyor.

2. İşgalci kumandan, kadına hâlini anlatma fırsatı tanıyor.

3. Kumandan yapılan yanlışı güya âyetle temellendirmeye çalışıyor.

4. Fakat kadın hemen konuyla ilgili ve emiri etkileyecek bir başka âyetle cevap veriyor.

5. Emirin kadına okuduğu âyet Neml Sûresi’ndedir. Kadın da aynı sûrenin bir başka âyetiyle emire cevap veriyor. Bu şekilde o, Kur’ân’a parçacı yaklaşımın doğru olmadığını, ona bütüncül yaklaşmanın gerekli olduğunu ortaya koyuyor.

6. Hem emir, hem de kadın geçmiş kavimlerle ilgili âyet cümlelerini kendi hayatlarına uyarlayarak Kur’ân’ın evrenselliğini izhar ediyorlar.

Kur’ân’a Hayran Bir Kız

Şiir üstadı ve büyük dilci Abdülmelik b. Kurayb el-Esmaî (ö:216/831), bir gün giderken bir cariyenin yüksek sesle şiir okuduğunu duydu, duyduklarından çok etkilenip cariyeye şunları söyledi: Canı çıkasıca, ne kadar da güzel şeyler söylüyorsun! Cariye şöyle cevap verdi: Asıl sana yazıklar olsun, sen Yüce Allah’ın şu âyeti yanında buna fasîh, güzel mi diyorsun? “Biz Musa’nın anasına şöyle bildirdik: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü Biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız.”39 Kısalığına rağmen bu âyet, iki emir, iki nehiy, iki haber ve iki müjdeyi bağrında barındırıyor.40 Esmaî şöyle der: Ben onun bu anlayış ve yorumuna şaştım kaldım. Onun yaşı küçük bedevî bir kız olmasına rağmen ilim ve irfanına hayran oldum.41  Âyetteki iki emir “emzir ve denize atıver”, iki nehiy “korkma ve kaygılanma”, iki haber “bildirdik/vahyettik ve korkarsan”, iki müjde ise “ onu sana geri vereceğiz ve onu peygamber yapacağız” cümleleri idi.42

Kâbe’de Asılı Şiiri İndirten Kadın

İslâm öncesi, Araplar şiire son derece düşkündüler. Panayırlarda meşhur şairlerle şiir günleri ve yarışmaları yaparlardı. İslâm geldiğinde, Kâbe’nin duvarlarında yedi seçkin şairin şiiri asılı idi (Muallaka-i Seb’a). Bunlardan biri de İmriü’l-Kays’ın şiiriydi.
“Ey yer suyunu yut ve ey gök suyunu tut, denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî dağının üzerine yerleşti. Ve, o zalimler topluluğunun canı cehenneme, denildi”43 âyeti, meşhur şair İmriü’l-Kays’ın kız kardeşine Muallaka-i Seb’a’yı Kâbe’nin duvarından indirtmiştir.44 Gerçekten de Arap ve Acem dili incelense nazım güzelliği, belâgat sağlamlığı/eşsizliği ve mânâ kapsamlılığı bakımından bu âyetten daha güzeli bulunamaz.45

Söz konusu edilen kadın, hem şiiri iyi biliyor hem de Kur’ân’ı iyi biliyordu. O, Kur’ân’ın, ne kadar güzel olursa olsun şiirle mukayese edilemeyeceğini anlamış, Kur’ân âyetleri varken şiirlerin Kâbe duvarlarına asılmasına/gündemi tayin etmesine gönlü razı olmamıştı.

Kısaca
Kur’ân’a muhatap olma, onu anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda kadın erkek eşittir. Kulluk yarışında cinsler arasında bir fark yoktur. Hikmetin gereği olarak kadın olsun erkek olsun kişilere, farklı imtihan soruları sorulabilir. Ama neticede, her iki cinsin asıl hedefi de Allah’ın hoşnutluğunu kazanıp Cennet’ine girebilmek olmalıdır. Bu yarışta kadın erkek herkes yarışmalı, çalışıp gayret etmelidir.

Kadın olsun erkek olsun her insanın kazandığı sevaplar da, işledikleri günahlar da kendilerinedir. Âhirette kadın da erkek de, dünyada yapıp ettiklerinden ferdî olarak sorgulanacaklardır. Hiç kimse, bir başkasının günahını yüklenmeyecektir.

Yazımızda gündeme getirdiğimiz şu birkaç örnekten de anlaşılacağı üzere İslâm’ın ilk döneminden itibaren bu kutlu yarışta erkekler kadar kadınlar da yerlerini almışlardır. Tarihin görünen sayfalarına kadın kahramanların isimleri çok fazla yazılmamış olsa bile, elde edilen başarı ve başarısızlıklarda erkekler kadar kadınların da katkısı ve sorumluluğu vardır. O hâlde bu yarışta her iki cins de üzerine düşeni yerine getirmeli ve birbirine yardımcı olmalıdır. Zîrâ şu imtihan dünyasına kadın erkek birlikte gelmişler, hayatı birlikte yaşamışlardır. Öyleyse, insan olma ve hayat tarzı olan dine muhatap olma bakımından eşit olan kadın-erkek dini öğrenme, anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda da birbirlerine destek olmalıdırlar.
Kur’ân’da bahisleri geçen ilk anne ve ilk eş Hz. Havva, tevekkül ehli Hz. İbrahim’in ailesi Hz. Hacer, meleklerin müjdesine tanık olan Hz. Sâre, kadın başına kirli toplumda tertemiz kalmasını bilen iffet âbidesi Hz. Meryem, yine iffet örneği Hz. Şuayb’in kızları, Firavun kocaya rağmen iman eden Hz. Âsiye, yetkin yönetici kadın Hz. Belkıs gibi pek çok hanım (radıyallâhu anhünne) yalnızca kadınlara değil, bütün insanlığa örnek olmaya devam etmektedirler.

Yüce Rabbimiz ne güzel buyurur: “Sizden erkek olsun kadın olsun, hiç birinizin çalışmasını boşa çıkarmayacağım. Zaten siz birbirinizdensiniz.”46

Dipnotlar
1. Ebû Davûd, Tahara 94.
2. Ebu Davud, Sünen, I,162.
3. 49 Hucurat 13.
4. Tağlib, bir şeyi öne çıkarıp/başkalarına galip sayıp çoğul kalıbıyla anarak diğerlerini de kast etmektir. Anne baba için, ebeveyn (iki baba), Hasan-Hüseyin için Haseneyn (iki Hasen), güneş-ay için kamerayn (iki ay) demek gibi.
5. 66 Tahrim 12.
6. Taberî Tefsir, IV, 143; İbn Kesir, Tefsîr, I, 441.
7. 3 Al-i Imran 195.
8. Ahmed, VI, 297; Müslim, Fedail 9/29.
9. Taberî, Tefsir, XXII, 9-10; İbn Kesir, Tefsîr, III, 487.
10. 33 Ahzab 35.
11. Şennâvî, Hanım Sahâbîler, (Çeviren: Taceddin Uzun), Konya, s, 447-448.
12. Ahmed, VI, 436; Müslim, Cuma 13/50-52.
13. 19 Meryem 71.
14. 19 Meryem 72.
15. Taberî, Tefsir, XVI, 112; İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 458; Aişe A. Bint Şâtî, Rasulullahın Annesi ve Hanımları, (Çeviren: İsmail Kaya), Konya, 1987, II, 115–116.
16. 12 Yusuf 18.
17. İbn Abdi Rabbih, Ikdu’l-Ferid, II, 89; Ahmed, VI, 218; Taberi, Tefsir, V, 295; Kurtubi, Tefsir, V, 398.
18. 14 İbrahim 48.
19. Ahmed, VI, 101, 218; Müslim, Fedail, 1/8.
20. 53 Necm 38. Buharî, Cenâiz 33; Müslim, Cenâiz 23.
21. Bkz. 24 Nur 11-26.
22. Zerkeşî, Burhân, I, 242; Suyuti, İtkân, I, 124.
23. İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Ğabe, VII, 133.
24. Bkz. Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 773.
25. Cahiliye döneminde yaygın olan zıhar ile adam artık karısına yaklaşmaz, ancak onu tamamen boşamış da sayılmazdı. Kadın, evli iken, kocasız duruma düşerdi. İslâm, bu cahiliye âdetini sadece kefareti gerektiren kusurlu bir âdet olarak görmüş ve onu ıslah etmiştir.
26. 58 Mücadele 1.
27. Taberi, Tefsir, XXVIII, 1-6
28. Ahmed, VI, 148.
29. 4 Nisa 20.
30. Kurtubî, Tefsir, V, 99.
31. 59 Haşr 7.
32. 11 Hud 88.
33. İbn Kesir, Tefsir, IV, 336; Buhari, Tefsir, Haşr 4..
34. 3 Âl-i İmrân 134.
35. Kurtubi, Tefsir, IV, 207.
36. 27 Neml 34.
37. 27 Neml 52.
38. Ali Cehrûmî, Kur’ân’la Yaşamak, İstanbul, 2004, s, 71-72.
39. 28 Kasas 7.
40. Kurtubî, Tefsir, XIII, 252.
41. M.Ali es-Sâbûnî, et-Tibyân fî Ulumi’l-Kur’ân, s, 112.
42. Sabûnî, et-Tibyân, s, 112.
43. 11 Hûd 43.
44. Celal Yıldırım, İslam-Türk Tarihinin Altın Sayfaları, s, 62.
45. Kurtubî, Tefsir, IX, 40.
46. 3 Alu Imran 195.
 (Kur'ân Perspektifinden Kadın , Doç.Dr. Ali Akpınar, Yeni Ümit.Nisan-Mayıs-Haziran 2010)

 

 

                                                                        SONUÇ

   Biz muhafazakâr kesim tesettür, kadın hakları gibi konuların ısrarla üzerinde durma sebebimiz; kadınları toplumdan soyutlamak amacıyla değil, aksine kadınları toplumun her türlü istismarından korumak için savunuyoruz. Bu tavrımız; taciz, kadın vücudunun istismarı, İslami  eğitim  almayan  kişilerden   kadınları   ve  onurlarını  korumak  amacıyla  yapılan  bir iyi niyet  göstergesi olup , nemelazımcılıktan  uzak  bir  sorumluluk  örneğidir. Aynı zamanda Yüce   Yaratıcının  biz Müslümanlara  yüklediği  bir  görevdir!

      Biz  Müslümanlar “ O mazlum kadın, kurban bizim eşimiz ,akrabamız değil “  deyip kenara çekilmeyiz, çekilemeyiz. Bize  göre  dünyadaki  tüm  kadınlar:  Ya annemiz , ya eşimiz , ya da kız kardeşimizdir ( Hz. Adem’den  kardeş veya İslami  kardeşlik ) Anne   ve Eşimiz bellidir, geri kalan tüm kadınlar biz Müslümanların bacısı, kız kardeşidir ve biz   onlara  öyle  bakarız. Bu; sapıkların, metresçilerin, röntgencilerin, genelevci ve ahlak  abidesi gözüken içten pazarlıkçıların  hoşuna  gitmese de    böyledir, realite ortadadır.

                                       

       Kadına gerçek değerini veren İslam dinidir. gerçek değerinden uzaklaştırılan  kadını koruma görevi de  dininin inceliklerini bilen samimi  gerçek Müslümanlarındır.

                                  
                                                       Arayan bulur, Bulanlar arayanlardır!

                                                  

 

                  
 

 

                                                BATILILAR GÖZÜ İLE İSLAM'DA  KADIN

                       


             MARSILE POIZER (Çağdaş Fransız düşünür, İslam'ın İnsanîliği) 


            Avrupalı Hıristiyanlara kadına saygı göstermeyi öğreten, İspanya yoluyla Müslümanlardır. Kuran'a göre,kadın,erkekle aynı cevherde yaratılmıştır. (Kitap-ı Mukaddes'in Tekvin Bölümü'nün ileri sürdüğü gibi)kadının,erkeği asli günaha sevk ettiğini söyleyemez. Kuran'ın ve Hz. Muhammet'in öğretileri,kadın haklarını bıkmaz usanmaz savunucuları olduklarını ispat etmişlerdir.


             EMILE DERMENGHEM (Fransız oryantalist, Muhammed’in  Hayatı)


            Şunda hiç kuşku yoktur ki , İslam,Arap dünyasında kadının değerini yükseltmiş ve durumunu iyileştirmiştir.Hz. Peygamber ''En hayırlınız da, hanımlara karşı en hayırlı davranandır.''Genç kızlar zorla evlendirilmekten,kadın malını tehditle yemekten,boşanma durumunda hakkının yitirilmesinden menetmiştir.Hz. Muhammed, dost hayatı yaşamaktan,cariyeleri fuhşa zorlamaktan menetmiştir. Hangisi daha iyi:Yasal yolla çok kadınla evlilik mi,yoksa metreslik yoluyla çok kadınla birliktelik mi?çok kadınla evlilik her ikiside tehlikeli olan,fuhşu ortadan kaldırırken kadınların da beraber kalmalarının çözümüdür.Kişi şak'ı gezmeli ki, orada aile edebinin ne derece güçlü ve sağlam olduğunu görebilsin.


             CTE HENRI DE CASTRE (Fransız Binbaşı,İslam ve  Hatıralar)


           Müslümanlardaki  çok kadınla evliliğe nispet ettikleri kötülüklerin hepsi gerçek dışıdır. Şark'ta o rezaletleri doğuran sebep,çok kadınla evlilik değildir.Rezaletler tüm şark'takinden çok daha fazlasına Paris,Londra,Berlin'de rastlanır.Kadınlar peygamberlerine birçok yönden şükran borçludurlar. Kur'an'da kadın hakları ve erkeklerin onlara karşı görevleri konusunda konusunda  ayetler yer alır.Bir Müslümana göre haya ile, bir Hıritiyana göre haya arasındaki fark,gökle yer arası kadardır.


             ET. DİENT ( Fransız , İslam'ın Nuri İle )


            İslam tabiat yasalarına uygun hareket eder.Kilise ise hayatın bir çok alanında tabiata karşı demogoji yapar ve onunla çatışır.Hıristiyanlığın kandırmacılığın her türlüsüne rastlar hale geldik.Hıristiyanlığın görünüşte sarıldığı tek kadınla evlilik teorisi altın da üç büyük musibet ve kötülük kendisini gösterir:Fuhuş,evde kalan kızlar ve evlilik dışı çocuklar.Benzer toplumsal hastalıklar İslam kanunlarının tam olarak uygulandığı ülkelerde nerdeyse hiç bilinmemektedir.Ancak Batı Medeniyetleriyle temasa geçtikten   sonra oralarda sızıp yayılmıştır. Schmitz du mulin tarafından kaleme alınan  L'İslam   isimli eserde1827 yılında bütün bir Osmanlı Başkentinde (İstanbul'da) bir tek genelev bulunmadığı ve şark'ta Frengi denilen zührevi hastalığı bilinmediği kaydedilir.Şark kadının çağdaş hayata karışıp geçim için koşturan bu konuda erkeklerle yarışan ve pek çok mutsuzluk ve bedbahtlıklara maruz kalan Batılı kız kardeşleriyle aynı strese hedef olanlarından endişe ediyoruz. kadının muhtaç olduğu esaslar, İslam'ın öğretileriyle tam bir uyum göstermektedir.


             W. DURANT (çağdaş Amerikalı yazar, Medeniyetler Tarihi)


           İslam, Arap dünyasında kadının değerini yükseltti.Müslüman kadının konumu Avrupa memleketlerindeki kadınınkinden  önemli bir konuda farklılık göstermekteydi. Ebediyat ve bilimde çok sayıda Müslüman kadın yetiştirmişti.


             J. S. RESTLER  (Fransız , H. Arabiyye )


            Kadın, çıkarını ilgilendiren konularda erkeklerle eşit bir çizgiye yerleştirilmiştir. İslam-i aile çocuğa onun sağlığına ve eğitimine büyük bir özen gösterir.Kız çocuklarının eğitimi yıllarca da şiir ve çeşitli ilimler öğrenirler.


             DR A. N. SOUSA ( Yahudilikten İslam’a geçen araştırmacı, İslam’a giden yolculuğum)


            İlk olarak kadının değerini yücelten ve hayatta erkeğinki gibi ona da hakkını veren İslam olmuştur.Aslen Yahudi olup Kuran-ı Kerim'den etkilenerek Müslümanlığı kabul etmiştir.Hıristiyanlar gafletlerimden uyanıp konu üzerinde iyice düşlünseler, açıkça göreceklerdir ki, İslam bu alanda onlardan tam 13 'asır erken davranmıştır.Bugün boşanmanın Müslümanlar arasında az rastlanır olması buna karşın geçmişte son derece kötü karşılayan batılılar nezdinde çok olması garip bir durumdur.Mesela ABD'de yılda 200.000'den fazla boşanma vakası meydana gelmektedir. Hz. peygamber Asya'da kadının değersiz bir mal konumunda saygıdeğer bir kişilik seviyesine yükseltti.


             L.  SEDILLOT ( Fransız oryantalist , Genel Arap Tarihi )


           Kuran, ki Müslümanların anayasasıdır, kadının aşağılanmış, onun değerini yüceltmiştir. Beni en çok sevindiren Hz. Muhammed'in çocuklara gösterdiği özen ve ilgidir.Küçük çocuklarla oynayıp şakalaşmaktan büyük zevk duyardı.Hz. Muhammet, babacan bir yumuşaklık ağır başlı ve yüce bir kanun koyucu lisanıyla yapar.


            L . VECCIA  VAGLIERI (İtalyan bayan araştımacı,  Difa Anil İslam)


           Evlilik konusunda İslam geleneği hayattan  başka bir şey talep etmez.Şu ana kadar, çok kadınla evliliği kesin olarak içtimai bir kötülük ve ilerleme yolunu tıkayan bir engel olduğuna ilişkin her hangi bir delil ortaya konulmuş değildir. İslam'da kadın mahkemeye başvurarak evliliğin feshini isteye bilir.Kötülüğe meydan vermemek ve sonuçlarını savmak amacıyla müslüman kadının örtünmesi zorunludur, örtünme geleneği, İslam toplumu için paha biçilmez faydalara kaynak oluşturmuştur.


             L. WEİSS (Macar asıllı düşünür gazeteci, Yahudi iken Müslümanlığı kabul etti,  Mekke'ye Giden Yol)


            Hz. peygamber, kadın ve erkekleri Allah karşısında eşit tutan, daha önce duyulmadık kurallar getirdi ilan etmiştir ki,kadında bütün haklara sahip bağımsız bir kişiliktir.


             ROGER  GARAUDY (Ünlü Fransız Komünist Partisi'nin eski yöneticilerinden. Yetmişli yılların sonunda Müslüman oldu.)


            Kuran'da kadın erkeğin ikizi ve ortağıdır. Kuran, günahın sorumluluğunu kadına yüklemez. Kuranın prensipleri geçmiş tüm toplum prensiplerinden ileridir. Batıda kadına mal ve mülkte tasarruf sahibi olma hakkı ancak 19. YY’da verilmiştir.Boşanma hakkı dahil batı’da, 1300 sene sonra bu hakkı elde edebilmiştir.


               SIR HAMİLTON A. R. GIBB  (Çağdaş İngiliz doğu bilimcilinin üstadı sayılır, İ. hadise )


              Kuran'ın ve Hz. peygamber'in orijinal öğretileri tüm duruluğu yüceliği ve hem kadın hem de erkeğe karşı eşit davranan adaletiyle yeniden kendini gösterir. Kadına yönelik olarak İslam'ın tutumu:kişiliğini ve sosyal konumunu anlamadaki metodu ve İslami yaşamanın kadını korumadaki yönetimi diğer dinlerdekinden çok çok daha üstündür.


               LADY  E.  COBOLD (İngiliz Prenses İslam'ı kabul etti.)


          Gerçekten diyorum ki, bizde ve batılıların anladığı şekliyle aşk hala cinsel eğilime yakın bir şey olarak algılanmaktadır. Terbiye edilmiş aşkın yükselebildiği yüce noktalara gelince :işte yüksek insani anlamıyla aşk olur. Müslüman kadınlar bilim ve kültür alanında erkeklerden geride değillerdi. Kadın erkeğin hak ve sorumluluklar açısından onunla eşit duruma geldi.Reis oluşu da, onu gücü ve kuvvetiyle  koruması kanı pahasına savunması elinin kazancıyla ona harcamada bulunması içindi.Bu derece gözetme ve korumadan ibaret olup bunu aşıp kadını ezme veya hakkını çiğneme noktasına vardırılamaz.Müslüman kadın İstanbul'da bizzat gördüğüm gibi Avrupa'daki kız kardeşlerinden daha özgürdürler.


            KWELWM ( İngiliz düşünür Müslüman, İslami Düşünce )


            Çok kadınla evlilik istisnai bir durumdur.İslam'a göre Yüce Allah nezdinde cinsler arasında hiç bir ayrın yoktur.


           LİGHTNER  ( İngiliz araştırmacı, İslam Dini)


          Müslümanlarda evlilik Hıristiyan yazarların bu konudaki iftiraların kirletilemeyeceği kadar yücedir. Müslümanlarda ailelerine, gariplere, yaşlılara karşı şefkat ve iyilik şanlı bir sıfat olup Hıristiyanların örnek almaları gerekir.Hz. Muhammed 'in şeriatını inceleyen kimse görecektir ki,o tek kadınla teşvik etmiş o kadınla   konumunu yüceltmiş ve bu konuda çok büyük bir ilerleme sağlamıştır. İslamda ne genenevlerde ne de fuhuşun yayılmasına göz yuman bir konu bulunur.Müslüman kadınınkinden öyle bir yasal konumu var ki, İngiliz kadınınkinden çok daha iyidir.


           DR G LEBON ( Fransız, Arap Medeniyeti, Yönetim Ruhu)


         İslam kanunları Müslüman erkeklerin iyi davranmadıkları iddia edilen hanımlara miras konusunda öyle haklar tanımış ki, benzerini bizim kanunlarımızda bulamazsınız.İslam haksız yere kendisine yöneltilen iddialara karşın kadının sosyal konumunu ve değerini son derece yüceltmiştir.Avrupalılar yiğitlik prensiplerini ve bunun gerektirdiği kadına saygıyı Müslüman Araplardan aldılar . şu halde, Hıristiyanlık değil. İslamdır ki kadın içinde bulunduğu en derin çukurdan çıkarıp yüceltmiştir. Günümüzde Müslüman kadınların durumu avrupadaki hem cinslerininkinden daha iyidir.Hak ve değerlerininkinden meydana gelmiş olan noksanlık, hiçbir şekilde Kuran yüzünden değil,ona ters hareket edildiğindendir.şarkılardaki yasal çok kadınla evlilik, avrupalılar arasındaki riyakarane çok evlilikten ve bunun sebep olduğu bunca evlilik çocuklardan daha iyidir.


         DR NAZMI  LUKA ( Mısırlı Hıristiyan, Elçi ve elçilik)


         İslam’da kadın insandır.bu açıdan erkeğin ikizi olup erkeğin  muhatap olduğu emanet yükünün aynısı onunda omuzundadır. bu din iman ve ruhu arındırma emanetidir. Mısırlı bir Hıristiyan. On yaşına varmadan kur-an-ı ezberlemiş.kuran surelerinde Allah huzurunda erkek ile kadın arasında tam eşitliğe işaret edilir. İslam gerçekte değer bakımından cinsler arasında ayrım yapacak gerici bir din değildir.bilakis değer bakımından kadın, erkekle tamamen eşittir.ondan ancak varsa erdemiyle üstün ola bilir.


          S. J. MARRSH ( ABD’li , Müslüman oldu)


        Müslüman kadına bazı kısıtlamaların getirildiği var sayılsa bile bunlar sadece ve sadece Müslüman kadının bizzat kendi çıkarlarını güvence altına almak içindir. Batının endişe ve rahatsızlığını çektiği ailevi problemler barı ve güvence içinde mutlu yaşayan müslüman ailede asla söz konusu değildir. Müslümanlarda eşler arasındaki içtenlikle bağlılık sayesinde, huzur dolu bir güven mevcuttur. başka toplumlarda ise bu güven büyük ölçüde zedelenmiştir.


          MUNA A. MACLOSKY (Alman asıllı bayan, Müslüman oldu,  Rical ve Nisa Eslemü )


         İslam kadını ve erkeği bir bütünün iki eşit parçası ve birinin diğerinin tamamlayıcısı kabul eder. İslam, kadının öğretimini ilim ve kültürle  donatılmasını teşvik eder çünkü kadın çocuğun öğretmeni durumundadır. İslam'da kadının düşünce ve ifade hürriyeti de, vardır. Müslüman kadın hayatta her açıdan onurlu ve saygılıdır.Fakat ne yazık ki, günümüzde Batı medeniyetinin sahte pırıltısıyla kandırılmaktadır.Bununla beraber bir gün mutlaka gerçekleri görecek ve yanıldığının farkına varacaktır.


          R. MARY  HOWE ( İngiliz, Müslüman oldu)


          Örtünme kadının onurunu korur ve onu şehvet bakışlarından muhafaza eder. İslam kadını onurlandırmış ve gerek insan gerekse kadın olarak haklarını tam olarak vermiştir.Haklarını elde ettiği şekildeki genel kadının aksine batılı kadın bir Müslüman olarak insanlığından ve haklarından istifade edememektedir.Mesela batıda kadın çalışıp eve bakmak zorunda kalmıştır.Müslüman kadın ise bu konuda serbesttir.Evin geçimi ile erkek yükümlüdür.Allah erkeğe kadınlar üzerinde bir yöneticilik hakkı vermişse bunun amacı, erkeğin çalışıp hem kendisinin hem ailesinin geçimini sağlamaktır.


          DR.  SIGRID HUNKE (Çağdaş Alman bayan Doğu bilimcisi, Erkek ve Kadın , Batı'nın Üzerine Doğan Allah'ın Güneşi )


        Parlak ebebiyatçılar ve şairler çıkardı. İnsanlarda bunda ne bir anormallik ne de,dini geleneklerine bir karşı çıkış gördü. Hz. Muhammed, hiç bir zaman kadının toplumdan dışlanmasını emretmemiştir.


           MONTGOMERY  WATT (Ünlü oryantalist, Dekan, Muhammed Fi'l-Medine) 


           Çok kadınla evlilik geçici birlikteliklerin zararlarını azaltır.


           MİCHEL  LELONG ( Fransız rahip)


           Ben burada serbest olduklarını söyleyen ama üzerlerinde yeni köleliklerin ağırlığını taşıyan kadınlarla sık sık karşılaştım bu kölelik zincirleri belli daha ince daha kapalıdır ama daha az tehlikeli değildir. Batılı kadınlar başkasına benzeme ihtirasının modanın , reklamın işi ya da ,en azından sıgarasının tutkunu ve kölesi idiler.Gerçek bir Müslüman kadın için hatta gerçek bir Hıristiyan kadın için hürriyet her zaman ferdi özerkliğe kolaylıklara kuvvete sahip olmak değildir gerçek hürriyet sorumluluğunu bilip ona göre hareket edebilmektedir. 


            MURAD WILFRIED HOFMANN ( ABD’li Diplomat, Müslüman oldu,Bin Yılda Yükselen Din: İslam )


           İslam kadın karşıtı bir din sayılmaya başlanmıştır.Sudanlı entelektüel Hasan Türrabi. İslam’da kadın imajının olumlu oluşu temelde Kuran'ın Havva'ya azdırma suçu yüklememiş olmasının  olumlu etkisine dayanır. Kuran ayrıca hamileliğin Havva'ya azdırma cezası olarak verildiğinden  de bahsetmez. Günahı ''her ikisinin de cennetten çıkmasına yo açan müşterek bir fiil''olarak nitelendirildiği gibi eğe kemiklerin den  yaratılmış olduğunu da söylemez. Kuran kadın şahsiyetlere hemen hemen istisnasız olarak hep olumlu özellikler atfetmiştir. Seba kraliçesi Musa'nın annesi Firavunun eşi Meryem ve annesi gibi... Almanyadaki boşanmalar 1667'de son altı yıl içinde gerçekleşen bütün evliliklerin 1/3'ini ulaşmıştı.Erkek kardeşim şahidi Kuran cezai sadece borç kontratıyla ilgili bir konuda iki kadın istemiştir.kuran çağın kadının mali işlerle ilgili kuralları bilmemesinden bu konulardan uzman olmamasından hareketle böyle bir hüküm getirmiştir. Aişe'nin tek başına rivayet ettiği haberleri tereddütsüz kabul etmiş olmalarıdır. Hatta Aişe erkek sahabilerin  rivayet ettiği bir takım hadiseleri reddetmiş bir çok rivayeti de, düzeltmiştir.Bu sebeple gerek jeffrefy lang gerekse fethi Osman'ın şu görüşüne gönül huzuruyla ve içimiz rahat olarak katılabiliriz.Kadının şahitliği genel  olarak erkeğin şahitliğine denk tir: ancak mali işlerle ilgili muamelelerde özellikle kadınların ve hususa ilişkin mesleki bir bilgi ve tecrübeye sahip olmamaları durumunda iki kadın şahit gerekecektir.Böyle bir yaklaşımla hareket edilirse askerlik hamilelik ve doğum gibi cins farklılığına dayanan hususlarda kadınla erkeğe farklı muamele edilmesine cevaz veren Batı hukuku ile İslam şeriatı arasında öze  ilişkin bir fark görülmez.  ( Onların Gözü İle İslam'da Kadın: Doç. Dr. Abdülaziz Hatip)



 

                                                               KADIN ERKEK FARKLIDIR

 Nisa suresi 34. ayette yüce yaratan, kadın erkek arasındaki farka işaret ederek, birbirleri arasında bazı faziletle, üstünlükler olduğunu ifade etmiştir:

 

                                                    بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْض


Ayette "Efdalu"  yani "daha üstün" kelimesi geçmemektedir, dolayısı ile erkek kadından daha faziletlidir anlamında değildir ayetin meali. Ayette geçen "Faddale" kelimesi, Allah'ın yaratılışta insanları farklı özelliklerle yarattığına işaret eder. Bu farklılıklar karşılıklıdır ve birbirinin yerine geçmediği gibi tam aksine birbirini tamamlar; Biri olmadan diğeri eksiktir, biri diğerinin yerini tutamaz, dolduramaz. Buna en güzel örnek zevc kelimesidir.  Zevç, aileyi oluşturan iki cins için de "eş" anlamında kullanılır. Bir örnek verecek olursak, mesela ayakkabı: Ayakkabı bir "çift"ten oluşur. Bu çifti oluşturan eşler birbirlerine "eşittirler" ve fakat biri diğerinin yerini tutmaz. Eğer bu eşitliği "aynılık" ve "tıpkılık" anlamında alır da sağ eşi sola, sol eşi sağa giyecek olursak, hem ayakkabıya, hem ayağa yazık etmiş oluruz.
Aynı kalıp Bakara 122. ayette de geçer: Allah Yahudileri üstün kıldığını belirtirken , yine "Efdalu" babı değil, "Faddale" babı kullanılmıştır. Yani Allah Yahudilere bazı üstünlük/özellikler ( Vahiy göndermekle ) vermiş ve onları bu özellikleri sayesinde üstün kılmıştır. Ama onlar vahyin kıymetini bilmemişler, onu değiştirmişler ve dolayısı ile de bu üstünlüklerini kaybetmişlerdir. Bu kalıp yine Bakara 253. ayette de geçer: Allah bazı peygamberleri diğerlerine üstün kıldım derken de yine "Efdalü" kalıbını kullanmamış, " Faddale" kalıbını kullanmıştır. Yani Allah her peygambere ayrı özellikler vermiş ve her birini farklı özelliklerle diğerlerinden farklı kılmıştır. Burada fazilet- üstünlükte sıralama değil farklılık mevcuttur. Zaten efendimizde kendisini Yunus peygamberden üstün gören sahabelerini uyarmış ve "Beni Yunus b. Matta’ya üstün tutmayın." ( Buhârî, Enbiyâ, Kitabu’t Ta’bîr,  3413, Müslim 2376) buyurmuştur.
Arapçada "Tefil" babında olan bu kelime ( Faddale ), Allah tarafından insanlara verilen farklı özellikleri belirtir. Zaten aşağıda da bu farklılıklarla ilgili açıklamalar yapılmıştır. Bunun dışında ayet erkeklerin daha fazla sorumluluk aldıkları için kadınlara karşı sorumlu- gözetmen- koruyucu olduğunu ifade eder ki bu konu da "İslam'da kadın hakları" konusunda ele alınmıştır.

 

 


                                                                        
Eşitlik değil, adalet

                       
                                         
   
Kadın erkek arasındaki biyolojik ve psikolojik farklar

                                             

 

 Bebek bakan erkekler, boks yapan kadınlar… “Roller” değişirken, iki araştırmacının kitabı Avrupa’yı karıştırdı. Savundukları; Bu eşitlik doğaya aykırı. İki cins arasındaki farkların ortadan kalkarsa uyumsuz bir uzlaşma ortamı oluşur.
 Boks yapan kadınlar… Bebek bakan erkekler… Üst düzey yönetici kadınlar… Ev işi yapan erkekler. Bu görüntüler günümüzde son derece doğal karşılanıyor. Öte yandan bu görüntülerden rahatsız olanlar da var. Toplumsal psikoloji konularında yazdığı kitaplarla tanınan ekonomi – politika danışmanı Prof. Gertrud Höhler ile AIDS uzmanı Dr. Michael Koch tarafından kaleme alınan “Zimmetli Günah” adlı kitapta, iki cins arasındaki eşitsizlik savunuldu. Erkeğin güçlü ve cesur, kadının ise yumuşak ve uysal olması gerektiğini savunan Höhler ve Koch, “Gerçekten uyumlu bir birlikteliğin olabilmesi için cinslerin mümkün olduğu kadar birbirlerine zıt olması şarttır. Çünkü ancak o zaman iki cins birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmaz konuma gelebilir. Zaten doğa erkek olmasaydı kadını, kadın olmasaydı erkeği bünyesinde barındıramazdı” dedi. “Cinsiyete yönelik bir baskı yapılmasa bile erkek çocuğun en sevdiği oyuncak otomobil, kızın ise bebek oluyor. Hiçbir kısıtlama, hatta destek olmasına rağmen kızların klasik erkek mesleklerine yöneldikleri pek görülmüyor. Doğa, kadın ve erkeği bir noktadan sonra ayırıyor. İnsanlığın gelişmesi de zaten bu sayede oluyor. Cinsiyet bilinci ve ayrımı olmayan toplumlarda yetişecek insanlar daha az yaratıcı, daha az sosyal ve daha az şefkatli olur. Bu durumda uyumsuz işleyen bir uzlaşma ortamı ortaya çıkar”  İnsanlığın, farklı iki cinsin çatışmasından geliştiğini savunan iki araştırmacı, iki cinsiyetin birbirine benzemeye çalışmasına da karşı çıkarak “En iyisi kadınlar tam bir kadın, erkekler tam bir erkek olmalı. Zaten hiç bir zaman ve hiç bir kültürde kadın – erkek eşitliği olmamıştır” diyor.  ( Milliyet, 13.01.1999)


 

                               

 

1-Ağlamak : Kadınlar erkeklerde 5 kat fazla ağlamaktadır.
Kalp : Erkeklerin kalbi kadınlara nazaran daha büyüktür ve yavaş çarpar.
Ses : Kadınlar ses telleri kısadır.
Beyin : Erkek beyni yaklaşık % 14 daha ağırdır.
Gelişim : Kadınlar erkeklerden daha hızlı gelişim gösterirler.
Spor : Erkekler kadınlardan daha hızlı ve atik davranırlar fakat, kadınlar daha dayanıklıdır.
Su : Erkek vücudunun % 70 – 80 sudan ibarettir bu oran kadınlarda ise % 60 ‘dır.
Vücut ısısı : Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha çoktur.

2- İki cinsin de vücut ve organ yapılarıyla ilgili gerçekleştirilen bir araştırma ilginç sonuçlar ortaya koydu. Buna göre, erkekler kadınlara göre daha sulu ve kanlı. Erkek, boyda, kiloda ve el uzunluğunda kadına fark atarken, hayat süresi açısından ise kadına oranda da kısa ömürlü. Erkeğin beyni yüzde 14 oranında daha ağır. Erkeğin kalbi de daha büyük ancak, hızı yavaş. Erkeğin kalbi Dakikada ortalama 72 kez çarparken, bu rakam kadınlarda 80. Erkeklerde 4.5 Litre kana karşılık, kadınlarda ise 3.6 litre kan bulunuyor. Erkek vücudunun yüzde 60-70i sudan ibaret iken, kadınlarda ise bu oran yüzde 50-60 arasında. Erkekler hareketsiz vaziyette, vücudun metrekaresi başına ortalama 39.5 kalori, kadınlar ise 37 kalori yakıyor. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2 bin 700, kadınınki ise 2 bin. Erkeklerde, kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu var. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27’sini, erkeklerde yüzde 15’ini oluşturuyor. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg daha fazla yağ bulunuyor. Erkekler, hayatları boyunca ortalama olarak kadınlardan 40 Gün daha az hastalanıyor. Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derileri var. Her 105 erkek çocuğa karşı 100 kız çocuk doğuyor. Erkek beyni yüzde 14 oranında daha ağır. Buna karşılık kadınların iki beyin yarım küresindeki iletişim daha iyi olup, beyin kan dolaşımı da daha Sağlıklı.Erkek elinin ortalama uzunluğu 19.7 santimken, kadın eli ise 17.3 santimetre. Erkekler ileri yaşlara kadar, kadınlar ise menopoza kadar (yaklaşık 50 yaş civarı) dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahip. Kadınların yüzde 20’sinde, erkeklerin ise sadece yüzde 8’inde safra kesesi taşı oluşuyor. Erkeklerin kalbi daha büyük olup daha yavaş çarpıyor (Dakikada ortalama 72 kez). Kadınlarda ise bu sayı 80. Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanıyor. 55 yaşındaki bir kadın, beden gücünün yüzde 90’ına sahip. Oysa aynı yaştaki erkekte bu oran yüzde 70. 35 yaşındaki erkeğin damar sistemi, 50 yaşındaki kadınınkine eşdeğer. Buna karşılık, kadında sadece cilt daha ince olduğu için daha erken yaşlanıp kırışıyor. Kadınlar yaşlanma olayını, psikolojik olarak erkeklerden daha güçlükle kabulleniyor.Erkekler, kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas hücresine sahip bulunuyor. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artıyor. Erkek vücudunun yüzde 40’ı kadın vücudunun yüzde 35’i kaslardan oluşuyor. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlü. Erkeklerin bacakları daha uzun ve daha kaslı. Bu yüzden kadınlardan daha iyi koşup daha uzağa zıplayabiliyor. Ortalama erkek 175 santim boyunda ve 73.5 kg ağırlığında. Göğüs çevresi 98.5 santim, beli 80.4 santim. Ortalama kadın 160 santim boyunda olup 61.2 kg dır. Göğüs çevresi 90.1 santim olup kalça genişliği 96.5 santim ve beli de 74.3 santimdir. Gırtlaktaki  Adem elması adı verilen çıkıntı da sadece erkeklere hastır. Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alır veriyor (günde 23 bin kez). Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp veriyor (günde 30 bin kez). Her iki cinsin de soludukları Hava miktarı eşit: 12 bin litre. Erkeklerin ortalama ömrü 71.5 yıl, kadınların 78 yıl. Erkeklerde 4.5 Litre, kadınlarda 3,6 litre kan bulunuyor. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksek: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80 şeklindedir.

Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri de daha oynaktır. Kadınların ses telleri daha kısa olduğu için sesleri de daha tizdir. Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler parlak ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer. Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir. Kadınların saçları daha sık ve telleri daha dirençlidir. Saç kökleri kafa derisinden 2 milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez. Kadınlar daha çok anti-kor üretirler, bu sebeple de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar. Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron üretmelerinden kaynaklanır. Bu Hormon yağ bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla sivilceye sebep olur. Sadece her dört AİDS hastasından biri kadındır. Kadınlar, deri altındaki yağ tabakasının fazlalığı sebebiyle erkeklerden daha iyi yüzerler.
3- Biz erkekler daha düz, daha detaysız bir dünyada yaşarken kadınların yaşadığı dünya sanki başka bir yermiş gibi. Aynı olayı biz anlatsak farklı kadınlar anlatsa farklı anlatır. Bir kıyafete, bir ayakkabıya, takıya, bir arabaya veya elektronik eşyaya baktığımız zaman farklı şeyler görürüz. Erkekler için siyah, kırmızı, beyaz, mavi gibi ana renkler vardır hayatta. Ancak kadınlar için kırmızı sadece bir kırmızı değildir. Kırmızının tonları vardır. O tonlar öyle farklılıklar gösterir ki erkekler için siyahla beyaz arasındaki fark neyse kadınlar için de odur.
4- Tuvalet adabı
Erkekler tuvaleti hızlıca, yalnızca işlerini görmek için kullanırlar. Tuvalet onlar için çok kişisel ve sessiz olunan bir yerdir. Kadınlar içinse bu bir sosyal aktivite gibidir. Arkadaşlarıyla beraber gidip orada uzun uzun sohbet edebilirler.

Yatak tercihi

Bir erkek her yerde rahatça uykuya dalabilir. Hatta birçoğu kanepede uyumayı tercih eder. Kadınlarda ise durum farklıdır. Onlar en rahat yataklarda, en lüks yastıklarda uyumayı severler. Yatakların üstüne o kadar çok örtü örterler ki uyumak için yer bulamazsınız.

Şaka anlayışı

Erkekler herhangi bir şeyden eğlence çıkarabilirler. Konu uygun olsun olmasın şakaya gülüp geçerler. Kadınlar ise konu uygunsuzsa çabucak alınabilirler. Ofiste çalışan erkekler bunu çok iyi bilir.

Yemek

Erkekler alışverişe çıktıklarında yemek için çoğunlukla et ve et ürünlerini tercih eder ve haftanın her günü sosis, biftek ya da burger yemekten şikayetçi olmazlar. Kadınlarsa yemeğin tadından ziyade görünümüne önem verirler. Bundan dolayı yemek yemekten çok yemek yapmaktan kaygılanırlar.

Estetik- renkler, dekorasyon, tasarım

Erkekler mavi bir saate bakıp bu ‘mavidir’ derken, kadınlar aynı saate bakıp bu ‘menekşe mavisidir’ derler. Erkeklerin ana renkleri bile ayırt edemediğini iddia ederler. Aynı mantık estetik ve dekorasyonda da kendini gösterir. Erkekler evin dekorasyonuna bu yüzden hiç karışmayıp, kendi zevklerini ancak garajlarına uygulayabilirler.

Moda

Erkekler için kot pantolon ve tişört fazlasıyla yeterlidir. Bir erkek küçük değişiklerle sayısız kombinasyon yaratabilirken kadınlar bunun için onlarca pahalı kıyafate ihtiyaç duyarlar. Erkekler rahat olmak ve böyle görünmek için giyinirlerken kadınlar birbirleriyle daha iyi rekabet edebilmek için giyinir.

Çocuklar ve hayvanlar

Kısaca söylemek gerekirse kadınların, çocuklar ve hayvanlar üzerine abartılı bir şekilde düştüğü su götürmez bir gerçek. Kadınlar köpekleri bir oyuncak olarak tanımlarken, diğer taraftan erkekler onları bir arkadaş olarak görüyorlar. Bebekleri davranışlarından sorumlu tutan erkeklere nazaran kadınlar onların bebek oldukları için kirlenmeye hakkı olduğunu düşünmekteler.

Otomobil ve sürüş

Erkeklerin, kadın ve otomobil sözcükleri söz konusu olduğunda şüphesiz akıllarına gelen ilk cümle ‘kadınlar araba kullanamaz’ olmuştur. Kadınlar araba ekipmanıyla ilgili herhangi bir parçayı ‘zımbırtı’ şeklinde algılarken, erkekler doğalarına daha yakın görürler.

Teknoloji

Teknoloji alanında sezgi ve beceri gerektiren konularda kadınların ruhsal bir yeteneğe sahip olduğu açıktır. Erkekler, içgüdüsel olarak parçaların bir arada nasıl ve ne amaçla çalıştığını çözmeye çalışırken, kadınlar kendilerine yardımcı olabilecek bir yönlendirmeye veya açıklamaya ihtiyaç duyuyor.

Duygular ve stres
Stres konusunda iki tarafta temel anlamda birbirinden farklılaşıyor. Sorunların çözümünde kendilerini sorumlu hisseden erkekler, daha ileriyi düşünerek davranırken, kadınlar panik halinde problemlere cevap arıyor. Tecrübeler gösteriyor ki gün içinde kadınlar sebepsiz yere ağlayabiliyorlar.

Hafıza

Erkekler kısa süreli hafızaya sahip olduklarından, önemli günleri hatırlamada zorluk yaşıyorlar. Kadınlarsa tam tersine hiçbir şeyi unutmuyor ve asla tartışması bitmeyen bir konunun kapanmasına izin vermiyorlar. Yaptığınız yanlışı kendiniz unutabilirsiniz, fakat kadınlar ölümünüze kadar bunları size tekrar tekrar anlatmayı kendilerine görev biçiyorlar.

İletişim

Erkekler basit ve hızlıca iletişim kuruyorlar. Kadınlar ise günlerinin üçte birini konuşarak geçirmek istiyorlar. İster yüz yüze isterse telefonda olsun sadece çok konuşmak onlar için yeterli. Erkekler iletişimde gereksiz konuşmaları yapmak istemiyorlar. Onlar için doğru noktaya vurgu yapmak yeterli.

Dakiklik ve zaman anlayışı

Dakiklikte erkeklerin üstüne yoktur. Restoranlarda önceden yer ayırtıp, tiyatroya vaktinde gidip iyi bir yer kaparlar. Kadınlara gelince, onlar hep geç kalırlar. Bunun nedeni de çoğu zaman görünümlerine verdikleri aşırı önemdir.

Çoklu görev ve odaklanma

Çoğu zaman kadınlar erkeklerin aynı anda birçok şeyi yapamamasından yakınırlar. Fakat aslında durum bunun tam tersidir. Kadınlar çoğu şeyi aynı anda yapabildiklerini iddia etseler de bunda başarılı olamazlar. Hep kıl payı engellenmiş kazalardan bahsedip dururlar çünkü dikkatlerini aynı anda birden fazla şeye veremezler. Hatta bazılarının ölümü sırf bu dikkatsizlikten ötürü gerçekleşmiştir.

Temizlik alışkanlığı
Erkeklerin banyosunda sabun ve tıraş bıçağı dahil en fazla beş malzeme bulunur. Kadınlarınkinde ise o kadar çok güzellik ürünü vardır ki; bunları koymak için dolap yetersiz kalır. Makyaj malzemeleri çoğaldıkça banyoya yeni raflar eklenir.

Saldırganlık:
Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.

Ergenlik sivilcesi:
Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.

AIDS:
Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınların baskın olan X kromozomundan iki tane taşımasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir hasta gene sahip olsalar bile sağlıklı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar. Erkeklerde ise Y geni hastalıklı X genini baskılayamaz.

Tartışma:
Kadınlar yüksek sesle konuşmayı ve sesli düşünmeyi seviyor, erkeklerse her ikisini de içinden yapmayı tercih ediyor… Bu yüzden kadınlar erkekleri “duygusuz bencil yaratıklar” olarak görürken, erkekler de kadınları “sürekli kafa ütüleyen başbelaları” olarak görüyor.

Vücut kokusu:
Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.

Spor:
Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdırlar.

Kan:
Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80′dir.

Yüzme yeteneği:
Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.

Yaş dönümü:
Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.

Su:
Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

İskelet:
Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.

Ses telleri:
Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.

Vücudun ağırlık noktası:
Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha aşağıdadır.

Başarı:
Başarılı bir erkek karısının harcayabileceğinden fazla para kazanan erkektir. Başarılı bir kadın böyle bir erkeği bulabilen kadındır.

Duyu organları:
Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.

Yağ:
Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3,5 kg daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.

Hastalıklar:
Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.

Dirsek:
Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar:
Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.

Saçlar:
Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.

Kaslar:
Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.

Deri:
Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.

Akciğerler:
Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.

Yemek:
Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır.

Ağlamak:
Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası

Enerji harcaması:
Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına ortalama 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.

Antikorlar:
Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.

Beyin:
Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.

Safrakesesi taşı:
Kadınların yüzde 20′sinde, erkeklerin yüzde 8′inde safrakesesi taşı oluşur.

Kalp atışı:
Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.

Sıcaklık duyarlılığı:
Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.

Yaşlanmak:
Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90′ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70′ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir. Buna karşılık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanıp kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.

Buluğ:
Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.

Bacaklar:
Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar

Yaşam süresi:
Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır

Vücut ölçüleri:
Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg’dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm’dir.

Adem elması:
Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır

Solunum:
Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup 12 bin litredir.

Gelişme:
Buluğ çağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10′a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşında bu gelişme durur.

Erkekler mantıklı, analitik iken, kadınlar sezgisel, yaratıcı, bütünleştirici

Erkeklerin kadınlarla ilgili en şikayet ettikleri şey: Kadınların onları değiştirmeye çalışması. Kadınların erkeklerle ilgili en şikayet ettikleri şey: Erkeklerin onları dinlememesi.

Kadınlar erkeklerden 3 kat fazla baş ağrısı çekiyormuş.

Evlilik kararları: Erkek yorulduğu için evlenir. Kadın meraklı olduğu için evlenir. İkisi de hayal kırıklığına uğrar.

Stil:
Erkekler sabah uyandıklarından akşam yatağa girdikleri ana kadar iyi görünümlüdür. Kadınlar her nasılsa gece boyunca çirkinleşirler.

Evlilik ve gelecek: Kadın bir koca buluncaya kadar gelecekten endişe eder. Erkek evlenecek bir kadın buluncaya kadar gelecekten endişe etmez.

Evlilikten beklentiler:
Bir kadın bir erkekle onun değişeceğini umarak evlenir, ama o değişmez. Bir erkek bir kadınla onun değişmeyeceğini umarak evlenir, ama o değişir.

Kadın ne ister?
İnsanın karısını mutlu kılmak için iki şeye ihtiyacı vardır: Kadının kendi bildigi gibi davrandığını sanmasını sağlamak. Kadının kendi istediği gibi davranmasına izin vermek.

Hatalar:
Evli bir erkek hatalarını unutmalıdır: İki kişinin birden aynı şeyi hatırlamasına gerek yoktur

Uzunluk:
Evli erkekler bekarlardan daha uzun yaşarlar, ancak evli erkekler ölümü daha çok arzularlar.

Kadınlar iletişim kurmak için günde 20.000 kelime, mimik ve jest kullanırken bu sayı erkeklerde sadece 7.000.

Vücut ısısı:
Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.

5-Ergenlik Sivilcesi: Sivilceye sebep olan testosteron hormonu erkeklerde çok fazla olduğu için, bu hormon ciltteki yağları uyarır ve bu sebeple ergenlik sivilcesi kadınlara göre erkeklerde çok daha fazla gözlenir.Saldırganlık: Erkekler, biz kadınlara göre daha çok şiddet yanlısıdır ve gerektiğinde kullanmaktan ziyade her fırsatta bedensel güçlerini kullanmak isterler. Bu açıdan kadınların daha zarif olduğunu söyleyebiliriz.Menopoz: Kadınlarda menopoz dönemi şiddetli geçiyor olsa da erkeklerde bu yaş dönümü süreci hiçbir belirti olmaksızın gerçekleşiyor.
6- Kadın romantik film izlerken gözyaşı döker, erkek uyuya kalır. Erkek dünyayı dolaşır, kadın evden çok uzağa gidemez. Kadın diyet yaptığında sadece tabağındakini yer, erkek diyet yaptığında sizin tabağınızdakini de yer. Erkek akşam 08:00'de biriyle buluşacağında TV izler, gazete okur ve tam 8'de hazır olur. Kadın bir erkekle buluşacağında bir türlü hazır olamaz ve en az bir saat erkeği bekletir. Erkek seyahate tek bir çanta ile gider, kadın birkaç bavulla yola çıkar. Birçok kadın aynı anda konuşarak tartışır, erkekler de boks yapıyor gibi tartışırlar. Kalabalık bir ortamda yemek yenirken erkekler teker teker lavaboya gider. Kadınlarda ise durum biraz daha farklı. Bir kadın lavaboya gitmek için kalktığında diğer kadınlarda onu takip eder. Erkeğin el çantasında araba anahtarı, sandviç, kimlik, cüzdan vardır. Kadının çantasında ise yok yoktur. Alışveriş sırasında kadın girerken ve çıkarken tek tek her şeyi inceler. Erkek bir mağazaya girer, birkaç şeye bakar, görür ve alır.

 

 :) Kadının Günlüğü: Bu gece kocam çok garip davranıyor.. Akşam güzel bir restoranda buluşmak üzere sözleşmiştik, bütün gün arkadaşlarımla alışveriş yapıp geç kaldım diye mi kırıldı acaba? Bu konuda bana hiçbir şey söylemedi.. Restoranda konuşmadı. "Sessiz bir yere gidip konuşalım" dedim kabul etti ama yine hiç konuşmadı.. "Ne var?" diye sordum "Yok bir şey" dedi, "Seni üzecek ne yaptım?" dedim. "Bir şey yapmadın" diye cevap verdi. Eve dönerken arabada "Seni seviyorum" dedim. Hafifçe gülümsedi ve arabayı kullanmaya devam etti. Neden "Ben de seni seviyorum" demedi, anlayamıyorum.. Eve geldiğimizde onu tamamen kaybettiğimi hissettim. Aklı başka bir yerdeydi. Sessizce TV seyretti ben de yatağıma gittim.. 15 dakika sonra o da geldi, kendini kaybetmiş bir vaziyetteydi.. Güçlükle uyudum.. Ne yapacağımı bilemiyorum.. Bu hayat çekilmez artık..
Kocasının Günlüğü: Yahu o 4 gol de yenir miydi?. İnsanın aklı almıyor!. Delirmek işten değil, valla!. ( http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2016/04/03/pazar-nesesi )