Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  İslamî emir, yasaklar ve hümanizm

                                 İslamî emirler, hikmetleri ve hümanizm

 

                                                              Giriş

1- "Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder, kötülüğü yasaklar." (Nahl 90), "İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir." ( Beyyine, 7-8), "(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve «Ben Müslümanlardanım» diyenden kimin sözü daha güzeldir?" ( Fussilat, 33), "Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın." ( Kehf, 110) , "Siz İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız." (Ali İmran, 110) "O peygamber, onlara iyiliği emrediyor, kötülüğü yasaklıyor, temiz şeyleri helal, kötü-pis şeyleri haram kılıyor." ( Araf, 157)  “De ki, sizin için temiz ve iyi şeyler helal kılındı.” ( Maide, 4); “ Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin.” ( Bakara, 168)
 

  Ayetlerin de açıkça ifade ettiği gibi Allah daima iyi, fayda, yarar, güzeli emreder, kötü, çirkin, zararlı şeyleri yasaklar. Bu tersi içinde geçerlidir, daha sonra ortaya çıkan ve insanlara yararlı olan şeyler İslam dininde onaylanır, zararlı şeyler yasaklanır. Bunu formüle etmek gerekirse;

                                             E = Y  ( Emir   =  Yarar )

                                             Y = Z  ( Yasak =  Zarar )

 

2- Allah insanları fıtratta kardeş ilan etmiş, yetmemiş aynı dine inananları da ayrıca din kardeşi ilan etmiştir. Yani insanlar ortak atamız Hz Adem’den kardeşiz, ayrıca biz Müslümanlar din kardeşiyiz: “O Allah ki; sizi bir tek nefisten (Hz. Adem'den) ondan da eşi (Hz. Havva'yı) vücuda getirendir. (yaratandır) “ Nisa, 1 Ayrıca : A'raf 189,  "Müslüman Müslüman’ın kardeşidir." (Buhârî, Mezâlim, 3) Müslüman’ın tanımı yapılırken, “ Elinden ve dilinden emin olunan kimse” tanımını efendimiz yapar (Buhârî, İman: 4; Müslim, İman: 64, 65, 66; Ebu Davud, Cihad: 2; Tirmizi, Kiyame: 52; Nesâî, İman, 8, 8)

 

3- İslam insanlık vasfını kaybetmemiş tüm insanların dil, din, ırk, sosyal statü, zeka seviyesi, özgeçmişi gibi konulara bakılmaksızın 5 esası koruma altına almıştır. Bunlar “ Can, mal, namus, akıl ve inanç’tır.”

  

                                                        İslam ve Hümanizm

   Allah (cc) bizlere bir şey emretmişse (farz), o insanların faydalarına olduğu için emretmiştir. Yine Allah (cc) bir şeyi bizlere yasak etmişse (haram), o insanlara zararlı olduğu için yasaklamıştır. Allah’u Teala yararlı olan şeyleri onaylar, zararlı olan şeyleri yasaklar. Bu emir ve yasaklar Allah’a zararlı olduğu veya faydalı olduğu için farz veya haram kılınmamış bizzat insanın beden- ruhuna fayda zararına göre helal haram kılınmıştır.

  "İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın." ( Mâide: 2), " İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir." ( Âli- İmran: 114),  "Her canlıya yapılan iyiliğin mutlaka bir sevabı vardır."  (Buhârî, "Şürb", 9; "Mezâlim", 23; Müslim, "Selâm", 153)  "Her türlü iyilik sadakadır." (Buhârî, Edeb, 33; Edebü’l-Müfred, nr. 304; Müslim, Zekât, 16 (nr. 52); Ebû Davud, Edeb, 60 (nr. 4947); Tirmizî, Birr, 45 (nr. 1970)114) ,    "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." (Keşful hafa:1254), “Şüphesiz Allah, takva sahipleri ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.” ( Nahl Suresi: 128), " Şüphesiz, iyilikler kötülükleri (günahları) giderir." (Hud Suresi:114), "Din kardeşine güler yüz göstermek, iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, sorana yol göstermek, sokaktaki pis ve zararlı şeyleri temizlemek, birer sadakadır." (Tirmizi),  " İki şey var ki, ondan daha iyisi yoktur: Allah'u Teâlâ’ya iman ve O’nun kullarına iyilik etmek, şefkatli olmak. İki şey var ki, ondan daha kötü iki şey yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek." (İbn Hacer el-Askalani), "Layık olana da, olmayana da iyilik et! İyilik ettiğin kimse, buna layıksa ne iyi. Layık değilse, sen iyilik ehlinden olursun." (İbni Neccar)

     İslam'ın emir kavramı ile insanın fayda- iyiliği amaçlanır, kastedilir. Haram, yasak kavramı ile ise insana zararlı olan şeyler kastedilir. Fakat asla unutulmaması gereken bir husus vardır ki tüm emir ve yasaklar Allah emrettiği için yapılır! Sadece faydası umularak yapılan ibadetlerden sevap kazanılmaz. Ama Allah emrettiği için yapılır veya sakınılırsa faydası da arkasından mutlaka gelir.

           EMIR (FARZ ) = İNSANLIĞA YARAR, FAYDA, İYİLİK    

Kurban: Kesilen hayvanın belli bir bölümü fakirlere dağıtılır.                                                

Abdest: Maddi temizlik yanında vücudun  negatif enerjiden de kurtulmasını da sağlar   

Bayram: Dargınların barışma günü     

Namaz: Biyolojik ve fizyolojik bir çok faydaları vardır.

Oruç: Biyolojik faydalarından dolayı gayri Müslim doktorlarca da tavsiye edilmektedir. Toplumsal birlik ruhu sağlaması da ayrı bir özelliliğidir.

Cuma: Zengin, fakir tüm müminlerin bir olduklar, aynı yerde oturup, kul oldukları bilinci ile alınlarını secdeye koydukları zaman birimi, sınıf ayrımının son bulduğu haftalık buluşma günü.

Zekat: Zengin insanların kendi mallarındaki fakirlerin haklarını sahiplerine verdiği mali ibadet.

Hac: Dünya Müslümanlarının kaynaşma ayı. Irk ayırımının kalktığı mekân.

Anne: Senede bir gün değil her an ayağının altında cennet bulunan insan.

Selamlaşma: İki insanın karşılıklı barış huzur temenni ettiği mesaj emanet.

Oku: Medeni- aydın olmanın ilk şartı, İslam’ın ilk emir ve farzı.

 

           YASAK (HARAM ) = İNSANLIĞA ZARAR, KÖTÜ

İçki: Kaza, hırsızlık, cinayet, tecavüze son

Cinayet, intihar: Can'a  saldırıya son

Kumar: Ailenin dağılmasına, intihar, bunalıma son

Domuz Eti : Kanserojen madde, aşırı yağa, parazitlere son.

Dedikodu, Yalan: Toplum huzurunu birliğini bozmaya son.

Hırsızlık: Kul- insan hakkını gaspa son.

 

              Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, ateist tüm insanların koruma altına alınan 5 hakkı

         İslami emirler insanların dünya ve ahiret mutluluğunu, İslâmiyet’in yasakları da dünya ve ahirette huzur ve rahata engel olacak seylerin ortadan kaldırılmasını amaçlar. İslami emirler ve yasaklar, dünya ve ahiret mutluluğu beş esasın korunmasına bağlamıştır İslam bu beş esasi ( İnanç, can, mal, akıl, nesil ) korumakla hem dünya, hem ahiret mutluluğunu amaçlar.

1- Din, inancın korunması: İmanla ilgili ( Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, Ahiret gününe, kula kul değil, tüm kulların eşitliği bilinci ile sadece Allah’a boyun eğmeyi, böylece tüm insanları öncelikle kul olmada eşit hale getirmeyi, sonra da sadece Allah’a boyun eğmeyi hedefler. Kullar daha sonra kendi aralarında, Allah’a karşı yakınlıkları ile birbirinden ayrılırlar. Her kul peygamberi örnek alır. Kitaplar sayesinde, iyi- faydalı işleri ve uzak durması gereken fiilleri insan öğrenir. Ahiret günü, her davranışın karşılığının alınacağının bilincine ulaşılmasını hedefler. Melekler her an kötülükten uzak durmamız için görünmez şahitler gibidirler. Kadere iman kuruntudan, endişeden uzak, tedbiri aldıktan sonraki tevekkülün rahatlığını insana yaşatmayı amaçlar.

Ayrıca her türlü inanca sahip insanlar Müslüman olmaları için zorlanamaz ve kendi inançlarını istedikleri gibi yaşayabilirler.” Dinde zorlama yoktur.” ( Bakara 256 ), “ Sizin dininiz size, bizimki bize.” ( Kafirun, 6 ) gibi ayetler bu hususun altını çizer. “İslam barış dinidir.” Adlı yazımızda bu konu işlenmiştir.

2- Canın korunması: Adam öldürmenin yasak olması, kısasın hedefi, kan davasının ve intiharın yasaklanması, bedeni - ruhi tedaviye önem verilmesi, İslâm’da çocuk, kadın, bitki, hayvan haklarının tek tek belirlenmesi, zimmîlerin ( İslam Devletinde yaşayan gayri Müslimlerin ) haklarının açıklanması gibi hususlar hep canın korunmasına yönelik hükümlerdir. Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. 

3- Aklın korunması: Uyuşturucu, alkollü içki, sarhoşluk veren maddelerin sigara, hurafe, zihni körelten tüm konuların yasaklanması aklı korumaya yönelik yasaklardır. Ayrıca İslam ‘Oku'mayı, araştırmayı teşvik etmesi de yine bu konu ile alakalıdır..

4- Neslin korunması: Aile hayatının korunması, evliliği teşvik, ahlaka verilen önem, zina, fuhşun yasaklanması hep neslin korunmasını amaçlar emir ve yasaklardır.

5- Malın korunması: İslam sanat, ticaret, çiftçilik, hayvancılığı... teşvik eder. Hırsı, kıskançlığı, hilekârlığı, rüşveti, faizi, kumarı, karaborsayı, israfı yasaklar. Tüm bunların amacı malın korunmasıdır. İslam; seçim, istişare, işi ehline verme, ilme verilen önem dışında can, mal, namus, akıl, dine önem vermekle tüm dünyevi ve ahlaki-uhrevi düşünce sistemlerinin üstünde bir konuma yükselmiştir. Bu hususların efendimiz tarafından da özellikle vurgulandığını, veda hutbesi dâhil bu konulara değindiğinin altını çizelim. Ayrıca; İbn Mâce, Menâsik, 76.

  

                                                    Tüm insanlar kardeştir

   İslâm’a göre tüm kadınlar üçe ayrılır. Kadın bir Müslüman erkeğin ya annesi, ya eşi ya da bacı-kız kardeşidir. Yani eşi ve annesi dışında tüm Müslüman kadınlar, bir Müslüman erkeğin (dini açıdan) kız kardeşidir. İslam açısından “ademoğlu” dörde ayrılır:

   Ya akraba, ya komşu, ya Müslüman ya da insandır (İnsani vasfını kaybetmiş, ‘Esfele safilin olan edaller’ hariç!)

 Kısaca, Hz. Ali’nin dediği gibi “İnananlar dinde kardeş, inanmayanlar ise insanlıkta eşittirler.” İslam bir erkeği, zorda kalan bir kadına en azından ( annesi ve eşi değilseler) kız kardeşi gözü ile bakıp yardım etmeye çağırır. Bir “kulu”, zorda kalan diğerlerine yardım etmesi için İslam ona şu çerçeve ile olaylara bakmasını emreder: O senin ya akrabandır ya komşun ya dindaşın ( Müslüman kardeşin) ya da insan olma yönünden ( insanlık yönünden ) fıtraten kardeşindir, yeter ki insan olma vasfını, özelliklerini üzerinde barındırsın. İslam’da komşu hakkı, kul hakkı gibi kavramlar konumuzu tamamlayıcı konulardır. Komşu hakkı ile alakalı bir hadis ile konumuzu bitirelim: “Hz. Cebrail aleyhisselam bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim.” (Buhari, Edeb 28,Müslim, Birr 140, (2624),Ebu Davud, Edeb 132, (5151), Tirmizi, Birr 28, (1943) )
 
 

                                             Sınırsız özgürlük olur mu?

 

Emniyetin  istatistiği ;

Trafik kazalarının %61’i
Genel suçların %85’i
Tecavüzlerin % 50’si
Eşini dövenlerin %70’i
İşe gitmeyenlerin %60’ı
Cinayetlerin %85’i
Şiddet olaylarının %50’si
Genel tutuklamaların %50’si
Akıl hastanelerine yatanların %40’ı,  içki yüzünden olmaktadır. Detay için "Alkol neden haram" adlı yazımıza bakılabilir.

 

    İnsan ne kadar eğitimli olursa olsun, insanda nefis, ego, şehvet vardır. Sarhoş bir eğitimli insanın tavırları ile cahil bir sarhoşun tavırları arasında hiç bir fark yoktur. Yani sarhoşluk eğitimi sıfıra indirmektedir! Nefis-ego asla, tamamen yok edilemez. Avrupa-ABD gibi ülkelerde eşini dövme , cinsel sapıklık , içki , zina,uyuşturucu gibi olayların oranı eğitimli, prof.,avukat gibi insanlar ile cahil insanlar arasında aynı olduğu araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Çünkü her iki grupta da nefis , ego vardır. Tek fark nefsini eğitmemiş bu grupların bu olayları yapmadaki kalite farkıdır, zengin kokain içerken fakir bali çekmektedir.

        İnsanın tanımını tam ve doğru yapmalıyız. İnsan filozoflara göre “ Konuşan-düşünen hayvan.” , biyologlara göre “ Omurgalı memeli hayvan.” Tüm bu tanımlar doğru tarafları olan eksik tanımlardır. İnsan , “Melekte olabilme, hayvandan da aşağı olup şeytanlaşabilme yeteneğine sahip akıllı canlıdır.” Bu tanımdan hareket edersek, insanın melekî yönünün önünü açıp şeytanî yönünün önünü kapatmak gereklidir. Bu ise iyiliği ( Ahlakı, temizliği, dürüstlüğü, namusu ...) teşvik edip, kötülüğe ( Ahlaksızlık, kadın bedenini sömürüsü, içki, kumar, faize) engel olmakla mümkün olabilmektedir.

       Özgürlük başkasının hakkının başladığı yerde biter. O halde özgürlüğün de bir sınırı vardır. Yoksa başkasını rahatsız edecek kadar sesli müzik dinlemeye kimsenin hakkı yoktur.

       Tüm insanlar eğitilse bile içki serbest ise, kumar – Faiz serbest ise, fuhuş, kadın sömürüsü serbest ise; Sarhoş, aç, sapık insanların maddi eğitimden geçmeleri kötülüğe asla engel olmaz.

       Sınırlı engelleme ve iyiliğin teşviki ile ideal toplum oluşturulabilir. Aksini savunmak idealizmden de öte ütopik olan ama asla realist olmayan bir teori ile; “ Sınırsız özgürlük “ ile sloganı ile sadece şeytanlaşan insanlar elde edilebilir ve satanist, sapık, alkolik, uyuşturucu müptelası, huzursuz ve tatminsiz intihara ve aşırı eylemlere temayülü olan bir toplum oluşur.

       İslam'a göre hürriyet: kendine de, başkalarına da zarar vermeden istediğini yapma özgürlüğüdür.  Yani içki, uyuşturucu hürriyet kapsamına girmez. İslam'da. Kimse kendine ve başkasına zarar vermeyi iyi olarak nitelemez herhalde.

 

                                             Neyin özgürlüğü?

İçeriği yeterince bilinmeden zihin piyasasına sürülen kavramlar çoğu zaman yanıltıcı sonuçlara yol açarlar. Modern dünyanın öne çıkarıp neredeyse fetişleştirdiği “özgürlük” de bunlardan biri. Siyasetin ve reklam sektörünün anahtar terimi özgürlüktür.Bir Müslüman’ın şu suali sorma hakkı ve görevi vardır: Bedensel hazların her türü üzerine konulmuş baskı ve kısıtlamaları kaldırıp hazzın her türünün önünü açmak özgürlük mü? Kişi bedenini zinada veya fıtri cinselliği tahrifata uğratmasında kullanabilir mi? Hatta insanın hayatına son verme (intihar) özgürlüğü olabilir mi? Eğer “hayır, elbette bir sınır (hudut) olmalı” diyorsanız, bu durumda size göre Avrupa tarihinde Katolikliğin koyduğu kısıtlamalara karşı Rönesans ve liberal kapitalizmin öne çıkardığı serbestlikler özgürlük olamaz. O zaman şunu da soralım: Nefsin arzu ve isteklerinin önünü açan bir demokrasi, salt komünist veya faşist rejimlerdeki müdahaleleri ortadan kaldırıyor diye kabule şayan olabilir mi? İnsan bittabii özgürleşmek ister. Varlık yapısı itibarıyla ilahi tabiatı dünyevi tabiatında içkindir, nemin toprakta içkin olması gibi. Ruh da bedende içkin ise, beden ruhun  hapishanesidir. İnsan “bura”ya ait olmadığı bilincini kaybettiğinde kendine yabancılaşır. Efendimiz, dünyanın bizim için “gurbet diyarı” olduğunu söylemiştir. Kişi gurbette olduğunu unutmadığı müddetçe sorun yok, unutup da gurbetteki varlığını anlamlandıramadığında sorun başlar ki, modern insan burayı asli vatanı sayıyor, ama bir süre yaşadıktan sonra dünyayı bırakıp gideceğini de kesin olarak biliyor. Pekiyi, eninde sonunda gideceksen burası nasıl senin asli vatanın olabilir ve burada nasıl sınırsız özgür olabilirsin! Nefsin arzularına malzeme taşıdıkça ruhu hapseden zindanın duvarları daha çok yükselir, kalınlaşır. Her biri maddi bir cevhere gönderme olan bilumum kimlikler de ruhumuzun, ilahi özümüzün hapishanesidir. Kabilemiz, sınıfımız, kavmimiz, ırkımız, ulusumuz, alışkanlıklarımız, kritik edemediğimiz geleneklerimiz. Her biri bizim zindanımız! “Ruhun özgürlüğü” ile “nefsin özgürlüğü” arasında tercih yapmak durumundayız. Rejimin siyasal felsefesi de bununla ilintili. Bedenin sınırsız arzularını ve güç temerküzünü hedefleyen liberal demokrasi bizi ne kadar özgürleştirebilir? Dinler ve kadim hikmet öğretilerinin bize öğrettiği hakikat şudur: Nefsin önündeki engeller kalktıkça ruh özgürlüğünü kaybeder.  ( A. Bulaç, 6.4.2013)

 

   

   
 

                                                      Dindarlar daha mutlu
                                                          pozitif psikoloji

 Araştırmalara göre; düzenli olarak ibadetlerini yerine getiren insanların daha mutlu olduğu ortaya çıkıyor. Bunun çeşitli sebepleri var. Ancak dört faktör öne çıkmaktadır: İlk olarak din, insanların hayatta anlam, gelecek için iyimserlik ve ümit bulmalarını sağlayan tutarlı bir inanç sistemi sunmaktadır. Kaçınılmaz olan ölüm yalnızca inanmak ile anlam bulmaktadır. “Niçin dünyaya geldik? Yaşamın gayesi nedir? Ölümden sonra ne olacak?” gibi hayati soruların cevabı dindedir. Dinî inanç sistemleri insanların her şeyin düzen ve intizam içindeki kâinattaki yerlerini anlamalarını; olumsuzluklara karşı koymaya, streslerle başa çıkmaya ve hayatı süresince meydana gelen kaçınılmaz kayıplara anlam vermelerini ve bu zorlukların çözüme kavuşacağı öbür dünya için iyimser olmalarını sağlar. İkinci olarak, dinî merasimlere rutin olarak katılım ve dindar bir topluluğun parçası olmak, insanlara sosyal destek sağlamasının yanı sıra yakınlık ve aidiyet ihtiyaçlarını karşılar. Kendilerine ve topluma güvenlerini artırır. Üçüncüsü, dine katılım çoğu zaman evlilikte sadakat, aile birliği, fedakârlık, yeme ve içmede ılımlılık, tevazu, affedicilik, Allah’ın verdiği nimetlere şükran duyma ve sevecenlikle karakterize edilen erdemli (faziletli) davranışlarla ve çok çalışmakla nitelendirilen bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı yaşam biçimleriyle ilişkilendirilmektedir. Dördüncüsü, ibadet etmek, dua ve zikir etmek, ibadethanelere gitmek ve cemaatle Allah’a yönelmek ve benzeri dinî ve manevi uygulamalar sevinç, huşu, sevecenlik ve coşku gibi olumlu duygular doğurur, mutluluk verir.Sıkıntılı anlarda Yaradan’a sığınma, O’ndan yardım isteme rahatlatıcıdır. Bayramlar, dinî özel günler (kandiller gibi) yine toplumda birlik ve kardeşlik ruhunu, barış ve dayanışmayı artırır. Tabi bu araştırmalar Müslümanlar üzerinde yapılsa idi daha şaşırtıcı neticeler alınırdı. Ancak şu sonuç çıkmaktadır: İnanan insan daha mutlu, daha sağlıklıdır ve daha uzun yaşamaktadır. ( Prof. Dr. Sefa Saygılı, Akit,
29 Ekim 2016 )

 

  

   

  

 

  Kansas St. Luke’s hastanesi, San Francisco  hastanesi ve Columbia üniversitesinin yaptığı araştırmalar, dua okutmaların – dikkat okumanın değil ! – hastaların iyileşme sürecini hızlandırdığını ortaya çıkardı. Hastalar kendileri için dua edildiğini bilmiyorlardı  (Vatan, 12.09.2003)

                                 

          

         

 

     Yeni Asya, 12.10.2004

 

 

                          

 

 "Dua, bazen infilak gibi güçlü bir etkiye sahiptir. Bu yolla, kanser, böbrek iltihapları, ülser, deri, akciğer ve kemik veremi veya kalp zarı gibi hastalıkların hızla iyileştikleri görülmüştür. Önce çok ızdırap ve acı veren bir dert, sonra iyileştiğini duymakta, birkaç dakika veya birkaç saat içinde hastalık kaybolmakta, cerrahi bedensel yaralar ve anatomik izler kaybolmaktadır. Başkası için yapılan dua, bireyin kendisi için yaptığı duadan sürekli daha etkili olagelmiştir. Öyle anlaşılıyor ki duanın kabulü, şiddet, ısrar, keyfiyet ve kalitesine bağlıdır." ( Alexis Carrel, Dua, s.62 )

 

               

       

 

        İsviçre’de üretilen Prosidan kapsül, kalp damar rahatsızlığı hissedenlere aşağıdaki hareketleri tavsiye ediyor.

 

                Amerikalı araştırmacılar tarafından vücuda faydalı olduğu tespit edilen hareketlerden bazıları

                     

 

                                           

 

  “Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü Dr. Hans Tischer, ünlü bir ortopedi uzmanıdır. Bu bilim adamı, kendi sahasıyla ilgili bir hareketler zinciri olan namazı incelemiş ve şöyle bir yargıya varmıştır: "Müslümanların namazı ortopedik açıdan incelendiğinde, bütün hareket ve pozisyonlarıyla, boyun, omuz, kol, sırt, omurgalar, dirsekler, bacaklar, diz, kalça ve ayak bilekleri hatta parmak eklemlerine varıncaya kadar vücudun her eklemini hareket ettirir. Ayrıca boyun, omuz, kol, bacak, sırt ve karın kaslarının tümünü büyük bir ahenk içinde kasılıp yumuşatmakta ve böylece tam bir sağlık kaynağı olmaktadır. Üstelik tüm bu faydalı hareketler günde beş defa tekrarlanmaktadır. Vücut için bundan daha faydalı daha rahatlatıcı bir hareketler topluluğu düşünülemez.” ( Vatan, 06.11.2003)
 

                                                    Bu iddianın sahibi İsrailli araştırmacılar
                              
                                                     Namaz Alzheimer riskini azaltıyor

 
Şiva, Hallel Yafa hastanelerinden, Tel Aviv ve Ben Gurion Üniversitelerinden İsrailli, Claibland Üniversitesi’nden Amerikalı araştırmacılar, ABD’deki NIH Ulusal Sağlık Kulübü’nün finanse ettiği çalışmaları sonucunda namazın etkisinin, eğitimsel kurumlardaki (aynı araştırmaya göre bu hastalığa yakalanma riskini yüzde %24 azalttığı ortaya konan) eğitim faktörünün olumlu etkisinden daha büyük olduğunu keşfetti. İsrail Haaretz gazetesinin bazı kısımlarını yayınladığı araştırmaya göre insanın eğitim aldığı yıllara oranla namazın etkisi de kat kat artıyor. Araştırmayı gerçekleştirenlerden İsrailli Profesör Rvka Aenzlberg, namaz kılan kimsenin namaz esnasında birçok kültürel ve düşünsel faaliyete yatırım yaptığını ve bunun de kendisini Alzhemier hastalığından koruduğunu belirtti.  (17.08.2012)


 

                  

 

                                                                           Abdest

İnsan bedeni ‘’ statik elektrik ‘’ üretiyor. Tabii haliyle ve özellikle sevinç, üzüntü, heyecan, stres gibi duygu dalgalanmalarında 5-10 kat fazla olmak üzere. Bu statik elektrik insan dış yüzeyinde yani teninde birikiyor. Ayrıca tüm canlı ve cansız cisimlerin dış yüzeylerinde de statik elektrik yükü var ve insan günlük yaşantısında bunlarla el ve vücudu ile temasında da elektrik yükü alıyor ve statik elektrik birikimi artıyor. Bu birikim çepeçevre tüm vücudumuzu yani tenimizi zırh gibi kaplıyor. Defedilemez ve aktarılamaz ise insana huzursuzluk, sıkıntı ve rahatsızlık veriyor. Bu statik elektrik yükü vücuttan nasıl atılacak ? İletken maddelerle temas edilerek. Elektriğe karşı en iletkenlerin başında bildiğimiz su gelir. İnsan banyo yapınca bu yük suya aktarılıyor. İşte insanın duş ve banyo sonrası büyük rahatlık duyması bu yüzden. Bir de biliyorsunuz, çıplak ayakla toprağa basıldığında da bu yük toprağa aktarılabiliyor. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda doktorlar hastanın çıplak ayakla toprakta gezinmesini önerirler. Bu pratik ve seri etki gösteren bir tedavi yöntemidir. Artık ibadete geliyoruz:

İbadet bir takım şekilsel hareketlerin yanında aslında düşünseldir. Düşünce de yukarıda belirttiğimiz gibi bir enerjidir. Beyinde oluşan düşünce enerjisi, tüm vücut ve özellikle giysilerle kapatılmayan kafa, el, yüz gibi vücudun dış yüzeyleri ile Allah’a ve O’nun her insan için görevlendirdiği yazma ( kayıt ) ve iletişim ile görevlendirdiği aracılara yani meleklere iletilecektir. İşte insan vücudu dış yüzeyindeki statik elektrik yükü bu iletişime ve düşünce enerjisinin ilgili yerlere iletilmesinde engel oluyor ve güçlük çıkarıyor. İşte abdestin gerçek sebebi bu imiş. Namazdan önce abdest alınması ile insanın vücudundaki bu statik elektrik yükü boşatılarak iletişim kanalları açılmış oluyor ve insan Namaz ibadeti ile yaratıcısının huzuruna çıktığında O’nunla iletişim kurmasına fiziki bir engel kalmıyor. Boy abdesti yani gusülde de gerekçe aynıdır. Cinsel bir aktiviteden de insanın aşırı bir statik elektrikle yüklenmesi olağandır. Bu elektrik yükü de yıkanmak yani gusül abdesti almakla atılacaktır. Şimdi gelelim bu söylediklerimin sağlamasına, yani doğruluğunun ispatına: Abdestin alternatifi nedir ? Yani su bulunmama halinde abdest gereği nasıl yerine getirilecektir? Teyemmümle yani toprakla. Yukarıda anlattığım gibi toprak da iletkenliği nedeni ile suya alternatiftir. İşte bu sebepten su bulunmadığında teyemmüm edilir.

                                                                  Abdest, bilimsel mucizeler

a) Abdestin Dolaşım Sistemine Verdiği Sağlık Nimetleri: Kalp 100.000 km’ye yakın damar şebekesi ile vücudun her hücresine hayat veren çok geniş bir sistemi temsil etmektedir. Damarlar kalpten uzaklaştıkça incelerek nihai dokulara ulaşmaktadır. Bu ince damar sistemi esnek, pürüzsüz olduğu takdirde normal görevini sürdürebilir. Ne çare ki, oburluğumuz, hırçınlığımız; yani beslenme hataları ve sinirsel nedenler bu ince damarlarda daralmalara ve esnekliğin kaybolmasına yol açar. Bu arızalar başlangıçta önlenir, damarlardaki basit tıkanmalar giderilirse ne âlâ. Yoksa damarlar zamanla daralır, neticede tıkanır. Bu olaylar beyinde olursa ihtiyarlık erken gelir, bunama kaçınılmaz olur. Bu tehlikeli gidişten uzaklaşmanın en pratik ve sağlam yolu, damarlara genç yaşlardan başlayarak esneklik kazandırmaktır. Özellikle beyin dolaşımı ve kalpten uzak düşen ayak ve el damarlarında bu jimnastiğin yapılması zorunludur. Bunun en kolay yolu, damarları ısı farkı ile açıp kapayan su ile yıkama sistemidir. İşte kolayca fark ettiğimiz gibi, abdest alma damar sistemine esneklik kazandıran harika bir reçetedir.Özellikle ağız, burun ve boynun iki yanının ile teması, kafa kaidesinin etki ile beyin dolaşımını zenginleştirir.İşte 14 asır önce İslamiyet, suyun altın olduğu bir noktadan (Arabistan) arza intişar ederken, abdesti bu akıl almaz hikmeti için getirmiştir.Bu sayede kalp ve dolaşım basıncı rahatlayacak. Bu sayede beyin ve sinir sistemi tüm uyuşukluklarından kurtulacaktır. Bugün sinir yorgunluklarının tek doğal ilacı olarak da gusül tarzında genel yıkanma en sağlıklı tedavi usulüdür.Daha incesi abdest alma alışkanlığı ile oruç ve namazın hayat boyu sağlığımıza verdiği kazancı beraber düşünürsek, ciltlerce kitapta saymakla bitiremeyiz.

b) Abdestin Korunma Sistemine Verdiği Sağlık Nîmetleri: Korunma sistemimiz (mikroplara ve kansere karşı) bildiğimiz dolaşım sisteminden farklı; daha ince damar şebekesinden kurulu ayrı bir yapıya sahiptir. Bu sistem beyaz kan sistemi, ya da tıp ismi ile lenf sistemidir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi de dolaşım sistemi kadar önemlidir. Üstelik lenf (beyaz kan) damarları kan damarlarından on defa daha incedir. Üşüttüğümüz zaman bir organda meydana gelen lenf damarı büzüşmeleri pek çok mikroplu hastalığın nedenidir (anjin, zâtürre, zâtülcenb vs.) İşte abdest bu sistem için akıl almaz bir nîmettir. Onun kıldan ince damarlarını da esnek tutar. Hele bu sistemin özel merkezleri olan burun arkası ve boğazın sık sık yıkanması (gusül), korunma sistemimize yeniden güç ve hareketlenme kazandırır. Abdest ve guslün lenf sistemine kazandırdığı uyarı, tüm hastalıklar, hatta kanser gibi konularda fevkalâde ciddi yarar sağlar. Yine lenf sisteminin düzenli çalışması vücudun tepkileri açısından da çok önemlidir. Lenf sistemi iyi çalışan vücud, hastalık anlarında makul tepkiler gösterir. Bir anlamda şiddetli tepki ya da tembelleşme yanılgıları doğmaz.

c) Abdestin Vücudun Statik Elektriğini Giderici Etkisi: Tüm hücreler çevresinde belli bir statik elektrik vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu his dahi etmeyiz. Ne var ki, gerek havada artan iyonlar, gerek özellikle çağımızda bir mesele olan plastik giysiler, vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar yaratır. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki; bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücut kırışma ve sarkmaları da bu statik elektrikle yakından ilgilidir. Eskiden beri tedavi edici etkisine inanılan ve günümüzde pek moda olan akupunktur bu statik elektriği dışarı atmanın bir tarzıdır. Vücudun statik elektriğinin aşırısını dışarı atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak. Şimdi abdestin bu mucizevî hikmetini daha iyi anlıyor musunuz? Size daha ilginç bir açıklama yapacağım. Abdest almada bu amaca özellikle dikkat edilmiştir. Bakın nasıl:

1)Su olmadığı zaman yapılan teyemmüm de tam bir elektron boşalmasıdır.

2) Durgun su, güneşte ısınmış su ve kullanılmış su ile abdest olmaz. Bunun bilimsel hikmeti: Bu tarz sular iyonizosyonunu kaybettiğinden elektron boşaltma kabiliyetini yitirir.

3) Baş mesh edilmesi saçlardaki elektronları atmaktadır. Şu halde abdest, elektronları en tabii yoldan boşaltarak:

a) Yüze ve genelde derimize zindelik, güzellik verir. Çocukluğundan beri abdest alan nur yüzlü nineler bu sırra ermiştir.

b) Sinirsel gerginliklerimizi,

c) Eklem ağrılarımızı yok eden ilâhi bir reçetedir. İnanınız gün gelecek aklı başında herkes abdest alacaktır.

          ( DİN VE BEYİN, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gazi Özdemir )

 

 

                        

        

                               

 

               

                

 

     Tevfik Dorak, İngiltere'nin Newcastle Üniversitesi'nde kanser araştırmaları yapan bir Türk doktor. Dorak'ın dünya tıp literatürüne geçmiş çarpıcı bulguları var. Bunlardan biri, karanlıkla-kanser arasındaki ilişki. Dorak, vücudun hücre yenileyici ve bağışıklık sistemi düzenleyici melatonin hormonunu gece karanlıkta salgıladığını hatırlayıp uyarıyor: "Karanlıkta uzun ve düzenli uyku bu salgıyı ve kansere bağışıklığı artırıyor. Gece 23.00 ila 03.00 arasında salgılanan ve vücudun savunma mekanizmasını güçlendirip, yaşlanmayı geciktiren bir hormon var: Melatonin. Ve sadece gece ve sadece teknolojinin bütün fişleri çekilince devreye giriyor." (25.10.2011) 
 
                               "Size geceyi bir örtü, uyku zamanı kılandır O'dur." ( Furkan, 47)
 

                             

         ( Bazen ateistler - bu ayete inat- ama ben uyumuyorum gece, gündüz uyuyorum,... diyorlar da! )

İnsanların iki ayrı uyku dalgasına göre programlandığı tespit edilmiştir. Rodenburg Üniversitesinden Prof. Jurgen Zulley'in araştırmalarına göre bu iki dalgadan biri öğle arasında 10-30 dakikalık bir süre* içerir. Öğle vakti ve öğle yemeği öncesi uyunacak bu uyku, uykusuzluğun en önemli çözümlerinden biri olarak görülüyor. Diğeri gece 12.00-04.00 arası uyanacak uykudur. Bu iki vakti düzenli olarak uykuda geçiren kişiler uykusuzluk sorununu aşacaktır. (Sabah, 23.11.1993)  Dr. Ebru Aydın, “Melatonin salgılanan saatleri insanların kaçırmaması gerekiyor. Melatonin hormonu özellikle gece 11’den sonra salgılanmaya başlıyor ve gece 2’ye kadar en üst seviyeye çıkıyor. Sabaha doğru da yavaş yavaş azalıyor. O nedenle özellikle bu saatlerdeki uykuyu kaçırmamak gerekiyor. ( 31 Ocak 2014 )

O (Allah), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratandır." (Yunus, 67);  “Uykunuzu bir dinlenme kıldık” (Nebe, 9)

* İslam litelatüründe buna kaylule denir: “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar.” (Müslim)

 

 
         

 

 " Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır." ( Ahzab, 59)

 

 Rusya, İsrail, Fransa, İtalya, Çin, Brezilya, Filipinler, İngiltere, Japonya, Ukrayna, Hindistan, Meksika... Haremlik selamlık otobüs, tren, plaj, taksi hatta kadınlara özel banka ( Almanya, Münih, Frauenbank; Milliyet, 27.11.2004) ve jimnastik salonu ( ABD, Florida ve California, Milliyet, 26.03.2004) açılırken bizde daha namaz yerlerinin ayrı olması bile irtica haberi kabul ediliyor!

 

                                 

      

 

                 

 

     "Adalet anlayışı, İslam'ın harikulade ülkülerinden biridir, çünkü Kuran'ı okuduğumda hayatın bu dinamik prensiplerini görüyorum; bunlar mistik değiller, aksine tüm dünyaya uyan, hayatın günlük seyrine uygun pratik ahlak sistemini görüyorum." 
 (Speeches and Writings of Sarojini Naidu - Sarojini Naidu'nun Konuşma ve Yazıları- adlı kitapta yer alan "The Ideals of Islam" -İslamiyetin İdealleri- konulu bir konferanstan)