Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  İslamofobi Endüstrisi

                                                                                           

                                                                                İslamofobi

 

                               Konuya ek olarak 'Batı medeniyeti' adlı yazımızda da İslamofobi konusu işlenmiştir! 

 

 

  "İslam, hem Hıristiyan hem de seküler batının ötekisi olarak algılanıyor. Bazıları dini bazıları da seküler-kültürel gerekçelerle İslamofobik bir düşmanlık içine giriyor."   (Doç. Dr. İbrahim Kalın, Derin Tarih, sayı:70, Ocak 2018, s. 49)

 

"Yeni bir ırkçılık türü olarak islamofobi, din ve medeniyet alanlarına sirayet eden, temel hak ve hürriyetleri ihlal eden ama mevcut küresel siyasi hukuki düzen içinde cezası olmayan bir ayrımcılık türüdür." (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 242) "Ne Avrupa merkezci tarih ve kültür anlayışının, ne de sömürgeci Avrupa devletlerinin, Asya'dan Latin Amerika'ya kadar Batı-dışı toplumları bir 'öteki' olarak eşit yahut muhatap kabul etmeleri söz konusu değildi. Aydınlanma düşünürlerinin mutlak hakikate sahip olduklarına dair sarsılmaz inancı, felsefi çoğulculuğun her türüyle çatışma halindeydi. Aydınlanmanın tek akıl, tek tarih, tek bilim, tek medeniyet modeli, modern dönemdeki mutlakıyetçi siyasi akımlarında temel beslenme kaynağıdır." (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 233)


 İslamofobi kavramını bırakın artık: "İslamofobi deyip durmamızın artık hiçbir anlamı yoktur.İslamofobi, zaten yakın dönemde icat edilmiş bir kavramdı ve hep "kötü Müslümanlar"ı işaret edip Batı'nın ellerini temiz tutmaya, suçlarını "psikolojiye bağlama"ya hizmet ediyordu. Bitti o dönem. Bizzat Batı'nın kendisi tarihsel köklerini kaşıyor, derin çatışmayı ve düşmanlık duygularını yeniden diriltiyor. Bunu anlayalım artık." (Haşmet Babaoğlu , Sabah, 19 Mart 2019)

 

 

                    


                   

 
 

     

   
 

Sunuş

Bir endüstriye dönüşen İslamofobi bazen İslam karşıtlığı bazen İslam korkusu bazen de İslam kaygısı olarak karşımıza çıkar.

İslam kaygısı: Bunun en önemli sebebi İslam’ı tanımamaktır. İslamofobinin sebepleri temelde İslam’dan bağımsızdır. (s. 7)

İslam karşıtlığı: Halk nezdinden çok siyasi alanda sistematik ve bilinçli yapılan ve daha çok üstünlük iddiası ile ortaya çıkan bir olgudur.

İslam korkusu: İslam karşıtlığının meşrutiyet kazanması için, medyanın etkin olarak kullanılması ile halk nezdinde korkuyu canlı tutmak ve İslam’ı hedefe oturtmaktır. Amaç kaygıyı körüklemek ve korkuya dönüştürmektir. Çarpık olarak üretilen İslam imajı İslam karşıtı eylemlere de zemin hazırlamaktadır. Bunda İslam’ı yanlış anlayıp yorumlayan kimi kişilerde İslam karşıtı söylemlere bol bol malzeme sunmaktadırlar. (s. 8)

Önemle altını çizmek gerekir ki son yıllarda İslam dünyasında meydana gelen şiddet olayları, bizatihi İslam’dan kaynaklanmamaktadır. Gerek çağımızdaki pozitivist eğitin anlayışı gerekse modern zamanlarda gelişen kimi ideolojilerden etkilenme hali; sömürge, istilalar, işgaller ve zorba yöneticilerin gölgesinde şekillenen ‘yaralı bilinç’ler, bu olayların başlıca nedenleri arasındadır. Tüm bu kaygıların bertarafı tanışmakla mümkündür. İslam’ın kak ve adalet anlayışı, üstün ahlakı, güzel bir dille anlatılmalıdır. Ayrıca kendi aramızda da adalet ve barışı sağlamak zorundayız. (s. 9)

Bilinçli İslam karşıtlığının medeniyetler çatışmasına döndürmek isteyenlerin yabancı düşmanlığı, asimilasyon politikalarına karşı her türlü aşırılıklardan uzak orta yolu tutmamız gerekmektedir. (s. 10)

Önsöz

İslamofobinin tarihi kökleri vardır. Canlanması ise Müslümanların batıya göç etmesi, 11 Eylül 2001, İran devrimi, Avrupa’daki terör olayları ile olmuştur. (s. 19)

11 Eylül sonrası Müslümanlar masum olduklarını ispat edene kadar suçlu hale gelmişlerdir. İslam terörizmin sebebi olarak gösterilmesi, Amerika’nın müdahaleci dış politikası, otoriter rejimlere olan Batı desteği, işgalleri, İsrail’in katliamlarının incelenmesinden daha kolaydır. (s. 20) Avrupa ve Amerika’nın İsrail’den Irak-Suriye işgallerine dek dış politikalarının geri tepmesinin önemsiz gibi gösterilmesi, bu politikaların sonucu İslam dünyasındaki geniş halk kitleleri arasında meydana gelen Amerikan ve batı karşıtlığını önemli ölçüde arttırmasını gizleyememektedir.  2006’da yapılan USA Today – Gallup araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 22’si Müslüman bir komşu istememekte, yüzde 31’i uçaklarında Müslüman erkek, yüzde 18’i kadın görse endişelenmektedir. Müslümanlara özel kimlik kartı taşıması tartışmaları da gündeme gelmiştir. (s. 21)

İslam dünyasındaki ana akım Müslüman çoğunluğun, aşırılıkçı bir azınlığın inanç ve eylemleriyle özdeşleştirilmesi, sonunda cami karşıtlığına kadar uzanmış, 2008 başkanlık ve 2010 kongre seçimlerinde cami karşıtlığı histerisi ile İslamofobinin artık ana akım haline geldiğini göstermiştir. (s. 22)

22 Haziran 2010’da New York Post’un başmakalesinde, “Camilerin olduğu yerde Müslümanlar vardır ve Müslümanların olduğu yerde problem vardır…” yazılır.

Bu kitap korku tacirleri tarafından işletilen multimilyon dolarlık bir endüstriyi ve finansörler şebekesini deşifre etmektedir. (s. 23)

Giriş

24 Ağustos 2010, Michael Enright,’ selamun akeyküüüüm’ diyerek ticari taksiye biner ve şoför Şerif’i boğazından ve kol, yüz, parmaklarından bıçaklar. Yakalanınca polis memurlarına, ‘bu adam beni soymaya çalıştı’, diye bağırdı. ‘Neyi yanlış yaptım diye haykırdı? (s. 29)
’Polislere ‘bir vatansever’ olduğunu söyledi. (22. Eylül 2010, New York Daily News) Kaynaklar, Enright’ın günlüğünün Müslümanları, ‘Katiller, kendilerine yapılan yardıma karşı nankör, vicdanları olmayan pis caniler’ olarak gördüğünü belirtmektedir. (s. 30) FBI tarafında hazırlanan bir raporda, 2002 yılında Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarının yüzde 1600 oranında arttığını göstermiştir. (s. 31) Daha sonra başkan da seçilen ve Hıristiyan olan Obama, ‘Ben bir Müslüman değilim ve hiçbir zamanda olmadım.’ Şeklindeki beyanatında Müslüman olmanın kötü bir şey olduğu kabulü örtülü olarak mevcuttu. (s. 32)

Emperyalizm altında inleyen ülkelerinden kaçmak zorunda olan insanlar da gittikleri ülkelerde düşmanca bir faşist uygulamalar zinciri ile karşılaşmaktadırlar.

Batı ülkelerinde göçmen kitlelere karşı duyulan korku açıkça ırkçılığa dönüşmektedir. ABD’deki İslamofobi’nin büyükbabası kabul edilen Daniel Pipes, 1990’da National Review için yazdığı bir makalede, ‘Müslümanlar asimilasyona karşı en dirençli görünenlerdir.’  Demektedir. (s. 34) Entegre olmak yani özgün değerleri koruyarak bütünleşmek değil, Asimilasyon! Eriyip, yok olmaları istenmektedir Müslümanlardan! Amerikalı veya Avrupalı Müslümanlar sadece ‘Müslüman’ olarak görülürler, bunun sonucunda da Müslüman olmayan Avrupa ve Amerikalılardan aşağı olarak tarif edilirler. (s. 35)

Hitler, 1923’ten sonra başlayan ekonomik krizle beraber sorumlu tuttuğu Yahudilerin otobüs, restoran, bankalarda ayrı yerlerde oturmalarını ister.1935 Nuremberg kanunları ile de Alman vatandaşı olma haklarını kaybederler. (s. 36) 2006’ta da Müslümanlara özel kimlik kartı taşıması tartışmaları da gündeme gelmişti. (s. 21) 2009 yılında Amerika’da işsizlik oranı yüzde 10.1’e çıkar. Ekonomik dengesizlikler aynen yıllar önce olduğu gibi milliyetçilik ve öteki karşıtı duyguları artıran zemini oluşturarak sosyal gerilimlere yol açar.Toplumda endişe Müslümanlara yönlendirilir ve korkunun gücünü çok iyi bilen sağ kanat bu belirsiz zamanları kendi avantajlarına kullanır. ( s. 37)

2010’da ABC Haber ve Washington Post, İslam hakkında Amerikalıların sadece yüzde 37’sinin İslam inancıyla ilgili olumlu bir görüşü olduğunu bildirdi. Time dergisine göre ise yüzde 25 Oval Ofis’teki Barack Obama’nın Müslüman olduğuna inanıyordu. ( 19 Ağustos 2010) ABD’de 11 Eylül’den sonra 9 senede 11 Müslümanın terör eylemi yaptığı saldırılarda toplam 33 kişi öldürülmüştü. Buna karşılık ülkede aynı zaman zarfında yaklaşık 150.000 cinayet işlenmişti. ( s. 39)

Bağnaz blog yazarları, ırkçı politikacılar, kökten dinci liderler, Fox haber uzmanları ve dindar Siyonistler bir nefret endüstrisi kurdular ( s. 40) İslamofobi Amerikalı seçkin politikacılar, kitle iletişim araçları ve özel menfaatleri olan birkaç kişi tarafından yapılmaktadır. İnternetin gücünü kullanan bu kişilerin başında Pamela Geller, Robert Spencer ve patronu David Horowitz bulunmaktadır. ( s. 41) son iki kişinin arkasında çok daha şüpheli ve ideolojik figürler mevcuttur. İsrail açısından İslam tehdidi olarak gördükleri şeyi vurgulamak, Filistinliler aleyhine politikalarının daha az direnç gördüğü bir atmosfer oluşturmaktadır. Evanjelik Hıristiyanlar inançlarını Müslümanlara güç gösterisi yaparak temellendirmektedir. Dini önderler cemaatlerine rakip din olan İslam’ın korkusunu şırınga etmektedirler. ( s. 42) Teavangelicals (İslam karşıtı meşhur Çay Partisi ve Evanjelik kelimelerinin birleşimi ile oluşturulan) ekip İslam hukukunun Amerika’yı ele geçirdiği konusunda, Filistin’de toprakların Yahudilere bırakılması gerektiği konusunda ısrar ederek 50 eyalette dernek kurmuşlardır. İslamofobi sağın – cumhuriyetçilerin – demirbaş politikasıdır. 2010 yılında yapılan bir kamuoyu anketinde cumhuriyetçilerin yüzde 52’sinin Obama’nın ABD’de zorla İslam Şeriatını dayatmak istediğine inandığını tespit etmiştir. İslam karşıtı hislerin oy kazandırdığı düşünüldüğü müddetçe bu korku tacirliği devam edecektir. ( s. 44)

İslamofobi endüstrisi tek mantıklı olan şeyi ateşledi: Şiddeti. Norveç Oslo’da beyaz bir ulusalcı 77 kişiyi öldürür. ( s. 45)  1.2.2017 yılında Alexandre Bissonnette 6 kişiyi öldürür, 8 kişiyi yaralar. 25.2.1994 yılında İbrahim Camii katliamı olur. 29 Filistinli öldürülür ve 125 Müslüman yaralanır.

İslamofobi en basit anlatımı ile İslam ve Müslümanlara duyulan korkudur. Bu korku daha sonra nefret, düşmanlık ve ayrımcılığa yol açmaktadır ki bu sıfatları üzerinde toplayan kişiler bunu biraz yönlendirme olmaksızın yapıyor değillerdir. Korku toplumu manipüle etmek için bir araç olarak kullanılmaktadır. ( s. 46) Yabancı düşmanı grubun kişisel menfaat için planlı bir ortak çalışmayla korku üretmesi insanlığın bir kısmına bedel ödetmektedir. ( s. 47)

İçimizdeki canavarlar: Amerika’daki korku tohumu ekmenin tarihçesi

11 Eylül’den sonra Amerikalılarda canavar hikâyelerine karşı doymak bilmez bir iştah gelişti. Harry Potter, Yüzüklerin efendisi gibi. ( s. 56) 11 Eylül sonrasının kargaşasında Arap terörist tüm yaratıkların en tehlikelisi ve nefret edilmeye en çok hak edeni olarak görülüyordu. Kara şahin düştü, Syriana gibi filmler seyircilere ABD’nin yani iyi adamların, eninde sonunda kötü düşmana karşı eninde sonunda zafer kazanacağını hatırlatmaktadır. ( s. 57) Makul olan korkular beslenip karanlığa çekilmemiz için kullanılabilir. Bazıları için işgalci bir düşmanın varlığının iddiası, ardı ardına seçim zaferleri ve politik kazançla sonuçlanır.  Başka birileri için ise kılıç şakırtıları finansal olarak kazançtır. ( s. 58)

1800’lü yıllar Amerika’nın Katolikler tarafından ele geçirileceği hikâyelerle doludur. Amerika’da artan İrlandalı ve Alman göçmenlerden şüphe duyanlar, baskıcı Katolik değerlerin Protestan değerleri yerinden edeceğine inanmaya başlamışlardı. ( s. 63) Avrupalı misyonerlerin bu yeni cemaatleri desteklediğine inanılıyordu. Bu konuda açıktan ilk görüş bildiren telgrafın mucidi Samuel F. B. Morse idi. Bu konuda bir kitap yazar ve ABD’nin saldırıya uğradığını ileri sürer. New Havenli presbiteryen papaz Lyman Beecher, Katolikliği sadece Hıristiyanlığa değil ABD ve dünya içinde bir tehdit olarak görür. ( s. 65)  15 eylül 1855 tarihli Texas State Times’ta yayınlanan bir makalede, ‘yürütmenin başındakilerin Katolikliğin bulaşıcı zehriyle lekelenmişliğine inanmak için çok geçerli sebeplerimiz var. Kilise ve devletin zinakarca birliğini savunuyorlar, Protestanlık üzerine en şiddetli nefretlerini kusuyorlar’, diye yazmaktadır. ( s. 66) 6 ağustos 1855’te, Kentuckyi Louisville sokaklarında kanlı pazartesi gerçekleşir. 22 Alman ve İrlandalı dövülerek öldürülür. ( s. 67)  1887’de APA adlı bir dernek kurulur. Amaçları Katolik göçünü kısıtlamak, kamu eğitim sisteminden Katolik öğretmenleri çıkartmak, Katoliklere kamu dairelerini yasaklamaktı. ( s. 68) Katolikler ekmek ve şarabın İsa’nın gerçek et ve kanına dönüştüğüne inanırlar. Protestanlar bunu vampirlik ve kurt adamlıkla kıyaslarlar. ( s. 69)

   

1954 yılında Sovyetler ilk yapay uydu olan Sputnik’i dünyanın yörüngesine oturturlar. Bir plaj topu büyüklüğündeki bu titanyum küre ideolojik bir canavarın sembolü olur: Komünizm! McCarthy, komünizmin Amerikan o-politik sistemine sızdığını ileri sürer. ( s. 72) Bu hainler dünyadaki en zengin ulusun tüm imkânlarından faydalanmaktadırlar. Kısa zamanda 10.000’den fazla Amerikalı işinden olur. ( s. 73) Vietnam için Kennedy, ‘ Pek az nesil, özgürlüğün en fazla tehlike altında olduğu bir zamanda onun büyük savunucusu olma rolüne mazhar olmuştur, bu bizim iyi talihimidir.’ ( J. F. Kennedy, 1962 Kongre konuşması) demektedir.

    

 

Vietnam, Küba, Afganistan, Çekoslovakya, … ile geçer. Almanya’da Berlin duvarının yıkılması ile başka bir ideolojik tehdit boşluğu doldurmaya başlar. ( s. 78) Radikal Müslümanlık özgürlük ve adalet değerleri silip atmaya azimlidir. ( s. 79) 1979 iran devriminden dokuz ay sonra İran Irak savaşı başlar. 8 yıl sürer. Sonra ırak düşman ilan edilir. Daha sonra el-Kaide. Sonra 11 Eylül olur. Saldırıdan sonra Logan uluslar arası havaalanında Atta’nın arabası bulunur, bagajında ‘Atta’nın cennet nikah kıyafeti’ bulunur: Lacivert bir takım, safir mavisi kravat ve parlak beyaz renkli gömlek. Çantanın dibinde ise altın renkli, deri ciltli bir Kuran vardır. ( s. 82) 11 Eylül’den sonra İslami öcü, Amerika’nın uzun canavar hikayeleri tarihinde en yeni bölümü temsil etmeye başlar. ( s. 83) 1790’dan sonra İlluminati, 1850’ler Katolik, 1900’ler Komünizm ve şimdi Evanjelik Hıristiyan kaynaklı korku salgını ile kışkırtılan İslam. ( s. 84)

Dalavere ağı: İnternette nefreti kışkırtmak

Pamela Geller, muhafazakâr bir Yahudi evinde yetişir. ( s. 89) Obama için, her şeyden önce o bir Müslüman, der. Müslümanlara karşı nefretçe davrandığını reddeder ama Nike firması tenis ayakkabısında Arapça Allah yazdığı için özür dileyince firmayı boykota davet eder. Müslüman kadınlar için özel aylık özel yüzme programı hazırlayan bir merkezle alay eder bunu bir başkaldırı olarak nitelendirir. Kuruluş amacı, tüm insanlar arasında diyalog, uyum ve saygıyı teşvik etmek amacı olan Park 51 adlı cami projesine karşı çıkar ve bu onu ‘ peygamberane, korkusuz bir öncü’ yapar. ( s. 87-97) Pamela Geller, İslami ibadet köpek, kadın veya eşeğin mevcudiyetinde etkisizleşir, diyerek Müslümanların karşısına bunlardan bir parça ile çıkmaları yönünde tavsiyelerde bulunur. ( s. 163)

Hudson endüstrisi için yazan Yusuf M. İbrahim’e göre camiler liderlerinin batı karşıtı bildiri dağıttığı veya İslamcı propaganda yaptığı gizli kumanda merkezleriydi. ‘Bırakın, teröristler konusunda Amerikan’ın başarısızlığa uğradığı yerde İsrail başarsın’ başlıklı makale yazmıştı. İsrail için yapılacak ilk iş Gazze’deki askeri operasyonlarını genişletmek ve derinleştirmektir diye yazan İbrahim için Geller, radikallerin kökünü sökmek için Amerikalıların ihtiyacı olan tam bir Müslüman tipi, nitelemesinde bulunur. ( s. 99) Barack Obama’nın Malcolm X’in bir Müslüman’dan olan yasak aşk çocuğu olduğu gibi söylentiler blog yazarları vasıtasıyla dünyaya yayılır. ( s. 101) SIOA, insan hakları, ifadse özgürlüğü ve dini özgürlüğü ilerletmek amaçlı kurulan ama güçlü bir Müslüman karşıtlığı yapan İsrail desteklive sağ kanat siyasilerce oluşturulan bir gruptur. Örnek olarak SIOE alınmıştı. ( s. 104) SIOE Anders Gravers’in fikriydi. Şubat 2010’da Geller ve Gravers buluşurlar. Yanlarında Jihad Watch’ın kurucusu Robert Spencer da bulunmaktadır.

    

Robert Spencer Katolik bir ailede büyümüş Türk kökenli birisidir. Özel bir Katolik okulunda din dersi öğretmenliği yapar. Papa’nın yanılmazlığını kabul ettiğini ilan eder. 11 Eylül sonrası, içeriği daha çok; cihad, şeriat, zımmi, kafir kelimeleri ile dolu ‘Peçesi çıkarılmış İslam’ gibi birçok kitap yazarak terörist saldırı korkusunu sermayeye çevirerek kariyer yapar. ( s. 113) Dünyanın en hoşgörüsüz dini olarak İslam’ı ilan eden Spencer, tarafsız araştırmalar yaptığını ısrarla belirtir. İslam’ın kilise ve Hıristiyanlığa meydan okuduğunu belirten yazar, Kilise’nin rakibi olan ve hızla yayılan İslam hakkında insanları bilgilendirmek amacında olduğunu, İslam’ın sahte mesajını ifşa etmek görevinde olduğunu söyler. ( s. 114) Ona göre İslam’ı olumlu gösteren her bir yorum ve olay ya anlamlandırma yanılması veya yanlış yönlendirmedir. CampusWatch’den Daniel Pipes onu, ‘Amerikanın en iyi İslam analisti’ ilan eder. Geller ise onu ‘Çıldırmış bir dünyada Spencer, bilginliğin ve aklın öncü sesidir’ diye tarif eder. ( s. 116) Prof Carl Ernst de dahil birçok ünlü İslam uzmanı Spencer’ın yazılarını reddederler. Tüm bunlara rağmen o bu sayede yıllık 140.000 dolardan fazla kazanç elde eder. ( s. 117) Spencer 11 Eylül camii için, bunun farklı olacağını söylüyorlar ama Dünya Ticaret Merkezi’ni yıkan ve 3000 Amerikalıyı öldüren 19 teröristle aynı Kuran’ı okuyor ve aynı İslam kanununu öğretiyor olacaklar, der. Meslektaşı Marisol Seibold ise, hoşgörüyle problemi olan İslam’dır, demektedir. ( s. 118) Spencer’e göre ‘gizli cihad’ ile teröristler, ‘Özgür insanların diyarı’ Amerika’yı silah, bomba ile değil topluma sıradan amerikalı olarak sızan doktorlar, avukatlar, bankacılar ve gazetecilerle yıkacaklardır. ( s. 119)

Medyanın savunmasız bırakma gücü: Müslüman karşıtı çılgınlığı yayınlamak

Kendini ‘adil ve dengeli’ olarak tanımlayan Fox Haber, korku tüccarlığı yapmanın merkezi olur. ( s. 123) Bu kanalı izleyenlerde İslamofobi oranı daha fazla iken diğer kanalları izleyenlerde oran genel nüfus eğilimi ile aynı doğrultudadır. ( s. 124) Juan Williams İslam’a saldıran açıklamalar yapan birisidir. Müslümanlar korkulması gereken kişilerdir, demiştir. Çeşitli açıklamalardan sonra çalıştığı yerden işine son verilince iki milyon dolara Fox haber’e yüksek bir pozisyon vererek işe alır. ( s. 127) Muhafazakar korku fabrikası Fox haber kanalının sahibi Roger Ailes uzun süre cumhuriyetçi parti danışmanlığı ve stratejistliği yapmış ve Müslümanlara karşı kişisel bir paranoyası olan biridir. ( s. 129)

Korkunun üretilmesi ve pazarlanması Fox haber’in tekelinde değildir. Oklahoma City’de saldırı olur. S. Emerson, J. Stewart,  D. Pipes, V. Cannistraro gibi analistler ve Newsday, New York Post, Chicago Tribune, New York Times gibi birçok gazete Müslümanları suçlar hemen. Ama saldırgan Timothy McWeigh Müslüman değildi ve beyazdı. ( s. 133) Timothy Michell’in dediği gibi, ‘ Uzman görüşü toplumsal olayları şekillendirmeye yarar, toplumu bilgilendirmeye değil’ ( Uzmanların kuralları, s. 118) Filistin’in İsrail’i tanıması ve İran’ı zapt etmekle ilgili açıklamaları ile tanınan D. Pipes ve Neal Livingstone, Ortadoğulu suçlulardan bahsetme meyilli idiler. Zira Araştırmaların finanse edilmesi için bu gibi bağlantılar gerekiyordu, aynı zamanda kendi mevcut konumları da tamamen terörizm danışmanlığı üzerine kurulu idi. ( s. 135) McVeigh suçunu itiraf ettikten sonra bile Livingstone, McVeigh’in saldırıları gerçekleştirmek için Müslüman teröristlerle çalışmış olabileceğini bildirir. ( s. 136)

TLC kanalı All-American Muslim adlı bir program yayınlar ve 2001!de seyirci rekoru kırar. David Caton, programın Müslümanları olumlu göstererek gerçek Müslümanları – yani kötü olanları – akladığını iddia eder. ( s. 137) Galler ve Spencer reklam veren şirketlere tepki gösterilmesini ister ve 64 şirket reklamlarını geri çeker. Geller, İslam’ın üstünlüğünü savunmanın amansız bir propagandası olduğunu iddia eder. Küçük bir grup tüm ülkenin gündemini etkileyebilmişti. ( s. 138)

Haçlarımızı yüklenmiş geliyoruz: Hıristiyan sağın ahir zaman savaşı

İnternet Evanjelisti Bill Keller, Park 51 Kültür Merkezi ( 11 Eylül camii) projesini destekleyenler için, Bu insanların hepsi ölecek ve cehennemde yanacak, İslam barış dini değildir, hiçbir zaman da olmamıştır, der ve alaylı bir şekilde güler. ( s. 141) Mail sahtekarlığı ve güvenlik suçlamalarıyla 1990’da tutuklanan Keller, cezaevinde 2  sene kalır. Keller 11 Eylül olaylarını tanrıdan bir işaret olarak görür, bu olayların amacı ona göre Hıristiyanları İslam’a karşı birleştirmektir. Tüm dünyada Hırisityanlığın temsilcisi olan Amerika, İsrail’le beraber İslam’a karşı… Sonuçta bu terörizme karşı savaştan ‘Kutsal savaşa’ dönüşecektir. Diyerek Usame b. Ladin’in retoriğini yankılatır. ( s. 144) Keller, İslam için, Bir sahte din, katil ve pedofil tarafında kurgulanmış, serap gören, cehennemlik, cehennemin çukurlarından gelen 1400senelik yalan, ...gibi kelimeler kullanır. Keller daha sonra Cumhuriyetçi aday Mitt Romney için, ‘ Romney, yaklaşık 200 sene önce Joseph Smith isimli katil, çok eşli, pedofil tarafından kurulan Mormon kültünün utanmaz ve gururlu bir mensubudur.’ Yorumunu yapar. ( s. 146) Mormonizm gerçekse Hıristiyan inancı tamamen yalandır. Mormonizm şeytan işidir ve takipçileri ebediyen cehennemliktirler. ( World Net Daily, “Rommey’e verilen oy şeytana verilmiştir.” 10 mayıs 2007, wnd.com/news/article.asp?ARTICLE_ID=55642) DÜŞMAN GÖRÜLENLER İÇİN AYNI SUÇLAMALARIN YAPILMASI DİKKAT ÇEKİCİDİR. 2008 Mayıs ayına kadar 2.5.00.000 dolar toplayan Keller, yılda 30-35.000 dolar topladığını iddia etmekte ve kayıp ruhları Mesih’e götürmenin verdiği tatminin tüm çabalara değdiğini belirtmektedir. ( s. 147)

Ekonomik problemler, politik, toplumsal gerginlik ve endişede olanlar, sıklıkla kurtuluşları için kendilerine emin olunacak bir söz verildiğinde büyük rahatlık duyarlar. Bu nedenle başkalarının da böylesine ayrıcalıklı bir lütfa mazhar olmuş olabileceği onların tanrıyla özel ilişkisi fikrini altüst eder. Müslümanların sayılarının artması, okullarda, işyerlerinde ve devlet kurumlarında görünürlüklerinin artması Müslüman karşıtı Hıristiyan sağ için İncil değerlerinin kalesi olan ABD’de nüfuzlarının da arttığı anlamına gelmektedir. Hırisityan sağ’ının içinde pek çok kişi Tanrı’nın İsrail devletiyle şartsız ve ebedi bir sözleşmesi olduğuna ve bunun sonucu olarak Hıristiyanların onun menfaatlerini koruması gerektiğine inanır. ( s. 149)

Anne babası ayrı olan ve babası Türk, annesi İsveç’li olan ve 17 yaşında Hıristiyan olan Ergun Caner, Evanjelist Liberty Üniversitesi ilahiyat fakültesi dekanı olur. Kendini Hırisityan olan eski bir cihadist olarak tanıtır. Konferanslarında, “Sizlerden nefret ediyordum, biz size misyoner olarak geldik ve sizin de bizden nefret ettiğinizi düşünüyordum.” Diye konuşmalar yapar. Onun bu tür dokunaklı hidayet öyküsü, kendi dinlerinin üstünlüğü ile ilgili güvence sağlamaktadır dinleyenlere. ( s. 150) John Ankerberg Caner’i, ‘ Dünyanın en önde gelen İslam bilginlerinden’ diye nitelendirir. ( s. 153) Caner, Müslümanların her Amerikan ailesini 2013 yılına kadar en az bir kere din değiştirmeye davet etme hedefleri vardır, Sudan’da İslam’a gelmeyen kabilelerin toptan katledilmesi söz konusudur, derken aslında yalanları sadece bunlarla sınırlı değildir. Katı bir antiamerikan cihadist olarak İstanbul’da doğduğunu söyler ama resmi mahkeme kayıtları onun İsveç’te doğduğunu, daha 3 yaşına basmadan 1969’da Ohio’ya göçtüğünü göstermektedir. Defalarca 14 yaşında amerikaya gelene kadar burasıyla ilgili hiç ibr şey bilmediğini söylemiştir. Irak’taki insanları özgürleştirdikleri için salon dolusu askere teşekkür eden Caner, Amerikan özgürlüğünün değerlerini övdü ve İslam faşizm altında pek çok sene yaşadığını bildirdi. Kuran’da bize, ‘Allah a’loosh ar turoos’ diyen bir ayet vardır diyen ve Arapça olmayan kelimelerin sonuna ayn veya in ekleri getirerek Arapçalaştırdığı ortaya çıkan Caner’in çocukluk yılları, hukuk sistemi acı bir velayet davasının detaylarını belirlemeye uğraşırken belirsizlik içerisinde geçer. Caner kardeşler mahkeme sonunca Hıristiyan anne Monica’nın gözetiminde büyürler. Annem, babamın çok sayıdaki eşlerinden biriydi, der Caner ama babası boşandıktan sonra başka bir kadınla evlenmişti sadece. Caner’in cihadist iken son anda Mesih tarafından kurtarılma öyküsü 2010 yılına dek ona gerekli makam ve şöhreti sağlar.  Haziran 2010 tarihinde, çelişkili tarih, isim ve yer adlarından dolayı dekanlıktan uzaklaştırılır. ( s. 152- 157)

    

Pat Robertson, ‘Tanrı’nın Amerika’yı sevdiğine inanıyorum. İnanıyorum ki Tanrı bu ülkenin nasıl tüm dünyada özgürlük meşalesi olduğunu hatırlamaktadır. Tanrı’nın Amerika’yı kurtarmak için Çay Partisi’ni gönderdiğine’ inanan Robertson, Çay partisinin göçmenlere ve siyalara karşı negatif bir bakışa sahip olduğunu, derinlemesine partizan ve ezici çoğunluğunun beyaz Cumhuriyetçilerden oluştuğunu görmemezlikten gelmektedir. ( s. 162)

Tony Perkins, Amerikanın iyiliğinin Yahudi ve Hırisityan geleneğinin üstünlüğüne bağlı olduğunu, bunun doğal sonucu olarak islam’ın dışlanması gerektiğini ileri sürer. Obama’nın Müslüman olduğunu ileri süren Perkins, Ku Klux Kaln yöneticisi David Duke ile mali ilişkiye girer ayrıca beyaz üstünlüğünü savunan CCC konseyine katılır. Tüm bunlar İslamofobi ile ırkçılığın büyük ölçüde örtüştüğünü de göstermektedir. ( s. 167)  Ramon Grosfoguel, biyolojik ırkçılığın yerini kültürel ırkçılığa bıraktığını yazar. Irklar üstün ve geri olan diye ikiye ayrılmış ve geri olanlar sadece etnik değil inanç-kültür olarak ta ‘gayri-medeni, barbarca’ olarak tarif edilmektedir, demektedir. ( Koloniyal özneler, s. 25)

Cumhuriyetçi başkan adayı Gary Bauer, ‘Biz tüm insanların eşit yaratıldığına ve yaratıcı tarafından bağışlandığına inanıyoruz, bu arda belirteyim millet, kastettiğim Allah değil’ derken, AFA yöneticisi Bryan Fischer, ‘Tehdit radikal İslam değil, islam’ın kendisi’ demektedir. AFA lideri, Amerika’ya gelen beyazların, yerli halkın topraklarına el koymak için Hırisityan inancı tarafından kendilerine bahşedilmiş ahlaki bir yetkiden, bahsedebilmekte, ‘Hıristiyan olsalar ve asimile olsalardı durum daha kansız olurdu.’ Demektedir. ( s. 169) Obama’nın Hıristiyan olmadığını ileri süren Fischer, Müslümanların biyolojik olarak geri kalmışlığa evrildiğini ve bunun Müslüman şiddet yöneliminin sebebi olduğunu iddia eder. Fischer, İslam’ın, Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki ahlaki geleneğe eşit bir alternatif olamayacağını da ileri sürer. ( s. 173) Tekbir getirerek bir oda dolusu askeri vurmak sizi iyi bir Müslüman ama aynı şeyi İsa adına yapmak sizi kötü bir Hıristiyan yapar, der. ( s. 174)

Brigitte Gabriel, 10 yaşında bir gece odasında bir roket patlayınca, radikal İslam’ın dünya hâkimiyeti için verdiği savaşı fark ettiğini söyler. Hâlbuki komşuları onun yaşamının herkesinki nasılsa öyle olduğunu söylemektedirler.

 

  

 
Kim takar mesaja, ana baba evlat gittikten sonra... Demokrasin batsın!

"Basının itiraf edemediği bir gerçekte, bölgedeki bütün çatışmaların İngiltere ve Amerika'nın örtüşen gündemlerinin sonucunda ortaya çıkmasıdır." ( Osman Nuri Gündeş, İhtilallerin ve anarşinin yakın tarihi, s. 499) 

( s. 175) Bir başkası onun için, O hiçbir zaman kendini Arap olarak görmedi, hep Finikeli olduğu hayalini kuruyordu, demektedir. Gabriel, 1975’te kafir Hıristiyanlara cihad edenin Hizbullah olduğunu vurgular. Halbuki Hizbullah 1982’de kurulmuştur. Gabriel, İslam ve şiddetin birbirinden ayrılamazlığını vurgular. Kuran’a inanan aslında radikal Müslümandır da, der. Hani İslam’ın dünyaya katkılarından bahsedilir ya, cebir fala. Aslında onlar gayri Müslimlerdir. ( s. 177) 2009’da Gabriel’in senelik kazancı 180.000 dolar idi. ( s. 181)

Oklahoma’da bir grup eyalette şeriat yasasının yasaklanması için çalışmalarda bulunur. Halbuki eyalette böyle bir yasa yoktur bile. New Gingrich ise ABD hükümetinin fedaral mahkemelerde şeriat kanununun tanınmasını yasaklayan yasa çıkarması gerektiğini söyler,  Böyle bir çalışma olmadığı halde! ( s. 183) Gingrich’in kariyeri fırsatçılık örneğidir. Üç evlilik ve kanun dışı ilişkisi siyasi kariyerini sekteye uğratır. 2009’da Katolikliğe geçer. REAL organizasyonunu kurar, amacı Amerikan'ın Yahudi ve Hıristiyan mirasını korumaktır. Kilise ve devletin ayrılmasının hata olduğunu savunan David Barton’u över. Barton, Yaptığı birçok konuşmadaki alıntıların ve iddialarının gerçek dışı olduğunu zamanla itiraf etmek zorunda kalır. ( s. 186)

Papaz Jim Garlow’da dünyada Hıristiyan yönetiminin yürürlüğe girmesi gerektiği görüşündedir. Şeytandan dünyayı ancak İsa Mesih’in yönetimi kurtaracaktır. Aynı papaz, İslam hukuk sistemidir, yönetim şeklidir, der 2001 Eylül konuşmasında. ( s. 190)

ABD savunma istihbarat müsteşar vekili Korgeneral William G. Jerry Boykin, Biz Hıristiyanız, düşmanımız ise şeytandır. Biz tanrının ordusuyuz. Derken Mogadishulu Osman Atto için, ‘ Ben, benim tanrımın gerçek olduğunu biliyorum, onunki ise puttu’, demiştir. ( s. 191) daha sonra Boykın, krallık savaşçıları adlı bir grup kurar. ( s. 193)

Politika ve peygamberliğe dair: İsrail yanlısı sağın ittifakı

İsrail konusu İslamofobi ile yakından bağlantılıdır. Dindar Siyonistler için Filistinliler sadece davetsiz yerleşimci değil, Araplarda değil, hatta onlar sadece Müslüman da değillerdir. Onlar Yahudi değildirler. Onlarla ilgili tanrının emirleri gayet açıktır. Hıristiyan Siyonistler de aynı bakış açısını paylaşırlar. Mesih’in gelişinden önce ön aşama olarak Yahudiler kutsal topraklara dönmelidirler. ( s. 205) İsrail başkanı Benjamin Netenyahu, ABD ile İsrail’in aynı düşmana karşı savaştığını söyler. 11 Eylülden sonra, yeni terörizm karşıtı ajanda İsrail’in zalimce politikalarla Filistinlileri itelemesine izin verdi. 2001-2007 arasında İsrail senede, işgalin ilk 20 yılı süresince olandan daha fazla Filistinli öldürür. ( s. 207)

David Yerushalmi, sağcı bir ulusalcı idi. İslam medeniyeti, Yahudi ve Hıristiyan medeniyeti ile savaş halindedir, demiştir. Bir makalesinde siyahları, insanların en canileri olarak tarif eder. ( s. 208) David Gaubatz Müslümanları beyaz saraya sızmakla itham eder. Daha sonra oğlu Chris’in içeri sızdığı tespit edilir. 12.000’den fazla belgeyi çalmıştır. ( s. 209)

EMET, Saplantı adlı film70’den fazla gazete ile 28.000.000 aileye ulaşır. Yapımcılar İsraillidir. ama zamanla yolsuzluk iddiaları ile grup çöküşe çeker. Filme bağış yaptığı iddia edilen Barry ( s. 213) Seid, 2008’de şirkete yaklaşık 17.000.000 dolar verir. Ancak böyle biri yoktur! ( s. 223)

İslam düşmanı çark nasıl işler, finansman nasıl karşılanır?  Aubrey Chernick, az tanınan bir güvenlik yazılım şirketi sahibidir. Şirketini IBM, 2004 yılında 750.000.000 dolara satın alır. Önce bir vakıf kuran Chernic, daha sonra bu vakıf üzerinden Spencer, Geller, Horowitz, Gaffneyi Pipes… gibi İslamofobik kuruluş ve şahısların her birine yüzbinlerce dolar dağıtır. ( s. 225)

Od Yosef Chai Yeshiva’nın başkanı Rabbi Yitzhak Shapira, Ocak 2010’da yerel bir camiyi kundaklamaya çalışırken yakalanır. Bu kişi aynı zamanda, ‘Yahudi olmayanlar doğaları gereği merhametsizdirler’ diyende birisidir! ( s. 226)

Washington ve ötesi: Bir hükümet politikası olarak İslamofobi

M. Zuhdi Jasser, saplantı filminde ortak çalışan, Fox haber demirbaşı, Park 51’e şiddetle karşı çıkan, İsrail tutkunu bir Müslüman’dır. ABD yasalarından farklı olan şeriat ve Müslüman kardeşler düşmanıdır. ( s. 234-236) FBI’dan ödül alır, Cumhuriyet senatörü M. McConnell tarafından Uluslararası dini özgürlük komisyonuna atanır. ( s. 255)

2001’de ABD başkanı Bush, ortadoğuda haçlı seferi başlattığını söyler. Refah ve özgürlüğü sevenleri tehdit eden küresel bir canavardan bahseder. İyi olduğu tespit edilmediği müddetçe her Müslüman kötü sayılacaktı. ( s. 236)

  

 Peter King, baktığı her yerde Müslüman teröristleri görüyordu. İşin ironisi ise, King, terör örgütü IRA ile sıkı bağlantılara sahipti ve bunu o da inkar etmiyordu. “Gerçek şu ki IRA ABD’ye hiçbir zaman saldırmamıştır”, demekte idi. ( s. 242)

Craig Monteilh, sahtekârlık ve sahte çek yazmaktan mahkum olmuş birisidir. Yeleğinin düğmesine kamera bağlanır ve Müslüman olmuş biri gibi CAIR Los Angeles içine sızması istenir, Müslümanlara cihada hazırlanmak, alışveriş merkezini bombalamaktan bahsedince, cami imamları onu FBI’a yani onu kendi içlerine yerleştiren kuruma şikâyet ederler. ( s. 245) Daha sonra yazılan bir raporda terör saldırılarının üçte birinin Müslümanlar tarafından önceden haber verilmesi ile önlendiği ortaya çıkar. ( s. 246) Robert Mueller ve Michael Leiter gibi ajanlarda Müslümanların desteklerini itiraf ederler. ( s. 247)

    

 

Birçok şehirde FBI ajanları İslamı şiddet eğilimli bir din olarak tanıtan eğitimler alırlar. İslamofobik yazarların kitapları okutulur. Hz Muhammed karalanır. Sahte Müslüman Craig’in dediği gibi: “Her şey tuzağa düşürmekle alakalı. Bundan sonra Müslüman topluluklar FBI’a asla tekrar güvenmeyecektir.” ( s. 253)

 

    

 

Atlantik’in öte yakası: Nefretin Avrupa’daki ölümcül etkileri

Anders Behring Breivik. Oslo’da 77 kişiyi öldürür. 150’den fazla kişi yaralanır. Katil kendini tapınak şövalyelerinin modern zaman lideri olarak görür. Aryan gözükmek için estetik ameliyat geçirir.1683 Viyana kuşatmasından 400 sene sonra 2083 yılı onun manifestosunda önemli bir yer tutuyordu. “ bana Müslümanların kafirlere cihat ilan etmeden Müslüman olmayanlarla barış içinde yaşadığı tek bir ülke gösterin.” Der manifestosunda. (s. 259-267) Pamela Geller, bu faciayı Müslümanlara atfeder. Hiçbir delile ihtiyaç duymadan bu barbarca suçun ancak bir Müslüman'ca işlenebileceğine inanıyorlardı. Fox haber olayı msülüman aşırılıkçıların işi ilan eder. J. Rubin, “ Cihadistlere karşı savaş açmanın çok masraflı olduğunu düşünenlere karşı akılları başlara getiren bir ikaz.” Yorumunu yapar. Murdoch’un sahibi olduğu Wall Street Journal’da benzer yorum yapar. New York Times, İslamcı teröristleri sorumlu tutmak için bolca sebep bulur. ( s. 268)

Fox haber yapımcısı Bill O’Reilly, Breivik Hıristiyan değildir. İsa’ya inanan hiç kimse kitlesel cinayet işlemez, o kesinlikle bu inancın mensubu değildir, der. ( s. 271) Bryan Fishman, el-kaide’den gördüklerini öğrendiğini ileri sürer. ( s. 272) Psikiyatri ekibi onun hakkında teşhisi kor: paranoyak şizofren. ( s. 273)

Breivik İslam düşmanı kurum, şahısların fikirlerinden etkilendiği kesindir. Manifestosu Evanjelist Hırisityan, Siyonist ve islamofobi yazarlarından alıntılarla doludur. R. Spencer, Geller bu kişilerin başındadır. Spencer, 162 kere referans gösterilmiştir, Geller ise 12 kere. ( s. 277) Saplantı filminden de etkilenen katil İsrail sevdalısıdır. Katilin 7 kere alıntı yaptığı Güvenlik politikası merkezi kurucusu Frank Gaffney, bu işin arkasında Müslüman kardeşler olabilir miydi? Sorusuna cevabı, kesinlikle, şeklindedir! ( s. 281)

İsviçre’de minareler 2009 yılında yasaklandı ki zaten 4 minare mevcut idi. ( s. 281) Fransa Müslüman kadınlara peçeyi yasaklar. Bunu Belçika takip eder.Norveç minareye karşı çıkar. Hollanda’da Geert Wilders, Kuran’ı faşist bir kitap olarak nitelendirir. Nefret suçu ile tazminata mahkum edilen Wilders’in tazminatını Daniel Pipes’in başında bulunduğu orta doğu forumu öder. ( s. 287) saplantı ve fitne adlı İslam düşmanı filimler de Breivik’in manifestosunda geçmektedir. Fitne 30 kere geçer.  Katilim facebook arkadaşlarından 600’den fazlası da İngiliz ırkçı kurum EDL üyeleridir. ( s. 293)

İsviçre’de cami yapılacak yere domuz eti parçaları ve 120 litre kanı dökülür. Fransa, İngiltere’de camilere saldırılır. ( s. 294)

 

  

 

Müslüman karşıtı nefret suçu işleyen esas kişiler çeteler değil, çok çeşitli ana akım medya ve politik yorumların yansıması olarak Müslümanları suistimal etmek, onlara saldırmak hakkın olduğuna inanan basit bireyler tarafından yapılmaktadır. ( Vikram Dodd, Guardian, 27.1.2010)

Sonuç

İslamofobi endüstrisi İslam karşıtı nefrete sebep olmaktadır. Ürettikleri ön yargıların sonuçları küçük olmayacaktır. Onlar marjinal gruplar değildir. Daha ziyade politik ve kar hatırına insanları farklı azınlık gruplarına bölmek amacında olanlara karşı direnmek ve karşı durmaya acil ihtiyaç vardır. Zamanın ilerlemesi ile ön yargılar daha da derinleşecek ve yerleşecektir. ( s. 301)

 

 

 Polis nefret suçu demiş! Basbayağı İslam düşmanlığı, kelime oyununa gerek yok!

  

 

 

 

Yazıyı tamamlayacak, ‘Batı, İslam ve hümanizm, İslam barış dinidir, İncil, efendimiz neden çok hanımla evlendi, İslam’da kadın, Modernizm ve kadın’ adlı yazılarımızı tavsiye edebiliriz.

 

 

  

 

Geert Wilders: Saf kan bir Hollandalı değil! Annesi Endonezya kökenli bir Yahudi aileden geliyor... Dahası, saçları da sarı falan değil aslında, bildiğiniz siyah! Ama “milliyetçilik” oynadığı için, saçlarını cırtlak civciv sarısına boyatıyor! Zaten bilenler bilir... Hollanda’da Wilders’ın arkasında, sadece Yahudiler duruyor... Wilders’ı gerçekte, Yahudiler finanse ediyor, Yahudiler destekliyor! Yani Wilders’ın vahşi İslam düşmanlığının nedeni Yahudi faşizmi... ( Mehtap Yılmaz, Akit, 14 Mart 2017) Katolik bir ailede büyüse ve 'Hristiyan demokratlar müttefikim' dese de, 1963 doğumlu Wilders kendini agnostik olarak tanımlıyor.


 Wilders'ın İslam karşıtı düşüncelerinin gelişmesinde ise gençliğinde 2 yıl süresince İsrail'de kalmasının, bu sürede "anti-demokratik" olarak tanımladığı Arap ülkelerine yaptığı gezilerin etkili olduğu yorumu yapılıyor.  Hollandalı aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri, 15 Temmuz'da Türkiye'de yaşanan darbe girişiminin başarısız olmasına da üzüldüğünü söylemiş, "Askeri rejim, her halükarda Erdoğan'dan iyidir" demişti. (BBC Türkçe, Takvim, Milliyet, 14 Mart 2017)

 

 

 

Not: Başbakan Yardımcısı Numan  Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesince düzenlenen 4. Uluslararası Şeyh Şaban-ı Veli Sempozyumu'nun açılış programında yaptığı konuşmada, "İslamofobi" kelimesiyle ilgili önemli bir çağrı yaptı: "Son günlerde 'İslamofobia' diyoruz. Lütfen bu tabiri kullanmayın. Bu emperyal bir dilin parçasıdır. Fobi, kendiliğinden olan bir korku demek. Kişinin yenemediği, doğal olan bir korkudur. Ama bugünkü dünyada var olan, adına emperyal dilin İslamofobia koyduğu şey, üretilmiş bir İslam düşmanlığı, üretilmiş bir İslam karşıtlığıdır." (05.05.2017 )

 

 

Kimin eli kimin cebinde, İslam düşmanının bir ucu Fransa'da diğeri Ermeni Diasporası ve İsrail'de...!

 

    

 

 

 

           İslamofobi Endüstrisi
                 Nathan Lean