Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Kaza Kader

     

    Kaza ve Kader                                                  

  Kader sözlükte “ölçü, miktar, bir şeyi belirli ölçüye göre yapmak ve belir­lemek” anlamlarına gelir. Terim olarak “yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilmesi.” demektir. Sözlükte “emir, hüküm, bitirme ve yaratma” anlamlarına gelen kazâ, Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı ge­lince, her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana gelmesi, olmasıdır. Allah’ın bilmesi ve yazması kaderdir, Yazılanın aynen olması kazadır

 Allah insanların önceden ne yapacağını bilir ve yazar ama Allah’ın bilmesi, insanların yaptıkları işi etkilemez. Çünkü yapan; kendi özgür iradesi ve aklı ile bizzat insanın kendisidir. Allah sabah yatağından kalkıp meyhaneye gidene engel olmaz. Ona akıl vermiş, kitap indirmiş, peygamberle açıklamış, cennet cehennem ile uyarmıştır. Gerisi insana, kendi iradesi ile seçimine kalmıştır. Allah o  kulunun ne yapacağını  önceden bilir ama “yapan “ Fbizzat hür iradesi ile kulun bizzat kendidir. Aynı kul sabah kalkıp namaz gitse idi kaderinde namaz kılmak olacaktı. Bizim anladığımız manada kader sadece doğum ve ölüm anı, cinsiyet gibi istisnai durumları kapsar. Yaşamımızdaki tüm olaylar bizim tercihimizin sonucudur.

 Allah’ın önceden kullarının ne yapacağını bilmesi insanın eylemini etkilemez. Önceden bilmek ile yapılan fiiller ayrı ve birbirinden bağımsız konulardır. Mesela bir araba yolda gitmektedir. Virajı dönünce yol ortasındaki çukura düşecek, kaza yapacaktır. Arabadakiler bir dakika sonra olması muhtemel kazayı bilemezler ama olayı yukarıdan helikopterden izleyen  hem arabayı hem yolu görenler kaza olmadan önce olayın gerçekleşme ihtimalinden haberdar olurlar ve tahminde bulunabilirler. Yani olaylara daha geniş açıdan ve yukarıdan bakanlar geleceği tahmin edebilirler. Tarih şeridine bakan biri, olayların geçtiği tarihlerden haberdar iseler, mesela 375’te kavimler göçünü, 1453 İstanbul’un Fethi, 1789 Fransız İhtilali’ni görür. Allah (cc) zaman ve mekân ile sınırlandırılamaz. Zaman ve tüm mekânları yoktan yaratan yaratıcı, yarattıkları ile sınırlandırılamaz. Zaman- mekân dışı ve üstü olan Allah, her zamanı, mekanı görür, bilir. 

Bilim adamları güneşin veya ayın tutulacağı zamanları önceden bilirler. Bu bilgiler önce kitaplara, sonra takvimlere yazılır. Yani bu tutulma olayları önceden bilinir ve yazılır. Tam zamanında ise bu tutulma olayları gerçekleşir. Şimdi herhangi birisi “ Güneş takvimde yazan zamanda tutulduğuna göre, güneş takvime yazıldığı için tutulmuştur.” dese, bu mantıklı olabilir mi? Bilim adamları bir yönden araştırmış, tutulma tarihini bulmuştur, güneşte diğer taraftan kendi olağan akışında zamanı gelince tutulmuştur.

Tıpkı bunun gibi Allah’ta önceden bilir, yazar ( kader ) ve vakti gelince de aynen yazılan meydana gelir ( Kaza ) Burada kul yazılanı bilmediği için, alın yazısını okuyamadığı için, yazılanı yapıyor durumuna asla düşmez. Allah’ın bilmesi ile olayın gerçekleşmesi birbirinden bağımsız, ayrı iki olay, aynı sonuçta buluşan farklı yollardır.

                                                                       Güneş Tutulması

                           Bilim adamları  bilip, yazıyor – Aynısı oluyor – Güneş yazmadan etkilenmez.

                                                                              Kader

                           Allah ( cc)  bilip ve yazıyor -   Aynısı oluyor –  İnsan yazmadan etkilenmez.

 

                                                                İnsan kaderin mahkûmu mudur? 

 Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezelî yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve zamanı ge­lince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah’ın ilmi, kulun se­çimine bağlı olup, Allah’ın ezelî manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Aslında insanlar, Allah’ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Bir başka ifa­deyle söylersek biz, yüce Allah bildiği için belli işleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O’nun tarafından ezelî ve mutlak anlamda bilinmektedir.

 Kaderin mahkûmu olmadığımıza en açık delil vicdanımızdır. Çünkü vicdanen biliyoruz ki bizi yaptığımız hareket ve seçimlere mecbur kılan hiçbir sebep yoktur. Allah (cc) insana iyi ve kötüyü seçmekte serbest bıraktığı bir irade vermiştir. Şayet insan kaderin mahkûmu olsaydı kendisine irade verilmezdi. Allah (cc) her şeyi kuşatan ezeli ilmiyle bizim ne yapacağımızı biliyor ve kaderimize yazıyor. Yani bizler yaptıklarımızı kaderimizde yazılı olduğu için yapmıyoruz. Yapacağımız için yazılıdır.

 Kısaca Bir insan “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?” diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini  suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez.

 ”Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör” ( İnsân: 3)

“Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir” (Fussilet: 46)

 Aynı sırada oturan iki öğrenci düşünelim. Biri ders çalışmakta, dersi dinlemektedir. Diğeri derslere çalışmamakta, yaramazlık yapmaktadır.15 sene sonrasına filmi saralım. Biri iş sahibi olmuş, geliri var, işine giderken yolun kenarında dilenmekte olan biri ile göz göze gelir. Yanında oturup ders çalışmayan arkadaşıdır dilenci. Şimdi dilenci “ Kaderim bu imiş “ dese, suçu kadere atsa bu gerçekçi olur mu? Aynı durum ahirette cehennemlik veya cennetlik olanlar için de söz konusudur. Cennete giden de cehenneme giden de dünyada yan yanadır. Biri görevini yerine getirir, zaten kendisi için dünyada iyi-faydalı olan emir yasakları yapar ve cennete gider, diğeri tembellik gösterir ve cehenneme gider, suç kaderde değil, gerekli yerde gerekli eylemi yerine getirmeyen insanların bizzat kendilerindedir.

 Yine bir insan düşünelim: Hırsızlık için girdiği evde evin sahibine yakalansa ve ona “ Ben kader mahkûmuyum.” Dese bu klasik bir yanlış kader anlayışı ile kendini savunma olur öyle değil mi? Hâlbuki aynı hırsızız evine başka bir hırsız girse ve yakalanınca o hırsız ” Ben kader mahkûmuyum, beni bırak.” Dese acaba kendisi ikna olur mu idi acaba? Yaptıkları hata sonucu kaderi suçlayan birine yolda araba çarpsa ve çarpan kişi “ Kaderinde bu varmış, suç kötü kaderinde.” Dese bu cevabı onaylayıp yaralı haline boyun eğer mi idi acaba? Tabii ki hayır!

  Kısaca, doğum ve ölüm anımız dışındaki olaylar bizim tercihlerimiz ile şekillenir ve bizde bu tercihlerimize göre ahirette hesap vereceğiz!

 

                                        

 
                                                                  Yanlış anlaşılan Tevekkül konusu

Sözlükte “güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek” anlamlarına gelen tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî sebeplerin hepsine başvurup, tüm tedbirleri aldıktan  ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve sonucu Allah’a bırakmak demektir.

Allah bizlerden tevekkülü- Kendisine güvenmemizi – ister. Ama tevekkülün şeklini de bildirmiştir. “Önce deveni bağla sonra ibadet et.” (Tirmizi, kıyamet: 61) diyen peygamberimiz İslamî  tevekkülü çok güzel anlatmıştır. Allah her insana bir yetenek vermiştir ( Çoklu zeka kumanı ) İnsan kendi yeteneği doğrultusunda çalışmalı, yeteneğini geliştirip hedefine ulaşmaya gayret göstermelidir. Kısaca önce fiili dua yapmalı, sonra sözlü duayı ihmal etmemeli ( İstediği şeyin hayırlı olmasını dilemeli )  ve toplumsal yasalar ölçüsünde  hareket ettikten sonra gerisini Allah’a bırakmalıdır. Çünkü O (cc) Mâlike’l-Mülk olan, Rezzak olan, her şeyin tek sahibi Allah’tır.

 

                                                                     Dua nedir, nasıl yapılmalıdır?

Dua Allah’tan bir şey istemek demektir. Dua sözlü ve fiili dua olarak ikiye ayrılır. Allah’tan bir şey istediğimizde önce fiili dua yapmalıyız; İstediğimiz şey için çalışmalı, sonuna dek gayret etmeli, ancak bundan sonra sözlü dua etmelidir. Sadece fiili dua ( Çalışmak ) yetmez, çalıştım sözlü duaya ne gerek var, demek yanlıştır. Elde etmek istediğimiz, olması için talep ettiğimiz şey belki bizim için ‘ Hayırlı’ değildir, araba almak isteriz, sadece çalışıp para elde ederek, sözlü dua etmeden belki arabaya sahip olabiliriz ama ya o araba sonunda bizim sakat kalmamıza neden olacaksa? Zengin olmak isteriz ama ya o zenginlik bizim hem dünya hem ahirette felaketimize sebep olacaksa? İşte sözlü dua burada devreye girer. Sözlü dua istenen şeyin hayırlı, sonunun iyi olması için Allah’tan söz ile yardım istemektir. Sadece sözlü dua da yetersizdir, çünkü Allah resulü hayatının hiçbir döneminde oturup ‘Sadece sözlü dua ile ‘ hedefine ulaşmamış, işlerinde son ana dek çalışmış, gayret etmiş, sonra Allah’a işin sonunu havale etmiştir. 

Bazen duyarız, Allah'a şu kadar dua diyoruz, hala neden ABD, İngiltere Müslümanları öldürürken Allah onları helak etmiyor? Aslında fiili duamızı biz İslam düşmanlarına yaparken sözlü duanın tek başına işe yaramayacağını bilmemiz gerekir. Biz Cola içerken, hamburger yerken, cepte marlboro, üstte adidas, ayakta nike alıp, fiil ( Yeme, içme, giyinme...) ile İslam düşmanlarını desteklerken sözle yapacağımız dua (!) sadece ses dalgasından öteye gitmez, o da ne ABD'ye zarar verir ne de Müslümanların işine yarar!. Müslüman önce fiili olarak ( Boykottan, destek olacağı kurumu seçmeye  dek ) her şeyini İslam ruhuna uygun yapar ondan sonra sözle yapacağı duanın bereketini Allah'tan bekleyebilir yoksa tek başına ne fiili ne sözlü dua tam İslami bir ibadet olur. Önce çalışmalı sonra çalışılan konunun hayır, iyilik ile neticelenmesi için sözlü talep-istek, duada bulunmalıyız!

 

 

                                                                    Allah (cc) her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır.

Yüce yaratıcı evreni her yönü ile uyum ve ahenk içinde yaratmıştır. Tabiat kanunları dediğimiz kuralları yoktan yaratan ve koyan Allah’tır. Dünyanın dönüş hızı, suyun kaldırma kuvveti, suyun kaynama derecesi, evrenden atoma itme çekme kanunları ve bu aralarındaki dengeden oluşan uyum ( Mesela güneş , dünya ve ay arasındaki mesafenin hep aynı olması ), hava olayları, bulutların oluşumu, kalbimizin uyurken bile atması,  irade dışı nefes alabilmemiz, bitkilerin çamuru bizim yiyebileceğimiz hale getirmesi, …hep bir ölçü- Kader- ile olmaktadır. Bu denge bozulduğunda kıyamet kopacaktır.  Allah bu dengeyi bozmamamızı ister: ”Dengeyi O Allah koydu, sakın bozmayı denemeyin.” Rahman:7-8. Gelecek nesillere miras bırakmamız gereken tabiat ise kirlenmekte, mesela ozon tabakası delinmekte, cezasını da yine  biz insanlar çekmekteyiz. Allah’ın bu kaderini; Ölçü- yasalarını üçe ayırabiliriz.

Fiziksel Yasalar

Evrendeki “Suyun kaldırma kuvveti, suyun buharlaşması, hava basıncı, yerçekimi, gezegenlerin hareketleri  vb. konular, doğa-tabiat kanunları fiziksel yasalarla ilgilidir. Tüm bu  yasaları koyan Allah’tır. Bu kanunları bulanlara bilim adamları denmektedir.

   Biyolojik Yasalar

   Biyolojik yasalar, fiziksel yasalar gibi evrenseldir, evrendeki biyolojik yasalar Allah’ın çizdiği bir kaderdir. Yüce Allah Kur’an’da bazı biyolojik yasalara dikkat çekmekte, canlıların yapısı, büyümesi, üremesi, gelişmesi, korunması gibi konularda bilgiler vermektedir. Allah, kalbin atışı, Akciğerlerin biz uyurken bile nefes alış verişine devam etmesi, midenin hazım işlemini kendi kendine yapması… Gibi bir çok biyolojik yasayı yaratmış, insanın rahat ve huzuru için uygulama safhasına geçirmiştir.

 Toplumsal Yasalar

Tarih boyunca insanların genelini kapsayan, Allah’ın kulları arasında geçerli olan kurallar vardır. Mesela Allah çalışana nimetini verir, ahlaklı toplumlar daha uzun yaşar, İnsanlar arasında eşitliğin olmadığı toplumlarda bunalım ve karmaşa dönemleri yaşanır, İnsanları eğitmeden hiçbir toplumsal, ekonomik ve siyasi gelişmeyi uzun süreli gerçekleştirmek mümkün değildir, Gelir dağılımının adil olmadığı toplumlarda toplumsal barış bozulur, her devletin bir ömrü vardır… vb. toplumsal yasalara örnektir. Allah (cc) Rahman sıfatı gereği dünyada tüm yarattığı kullarına çalışmalarının karşılığını – Mümin kafir ayırmadan – verir.

 

                                                       Dünyada kötülükler neden olmaktadır?

                                                                               I

      Hadi kötülükten şikayet edenler ya gelin ya yoldan çekilin, çok işimiz var!

    Dünyada iki nedenle kötülük olur, emperyalizm  ve ahlaksızlık. Bu ikisiyle de savaşan tek din İslam'dır. İnsanın iç dünyasını aydınlatmayı (!)  amaçlayan Budizm veya 'bir yanağına vurulunca diğer yanağını  çevir'  ( Matta  39; Luka İncili, 29) diyen Hıristiyanlık emperyalizme engel olamaz. Cinsel özgürlük ve genelevleri savunan kapitalizm ile evliliği reddeden  ve dünyaya materyalist açıdan bakan sol ideoloji de ayrıca ahlaksızlığa engel olamaz. Kötülüğü ortadan kaldırmakla görevli olan kişiye Müslüman, dine ise İslam denir (1) Bir Müslüman  asla nemelazımcı olamaz. Her Müslüman bir halifedir (2) yani yeryüzünde Allah'ın kurallarını yaşamak ve yaşatmakla görevlidir. iyiliği emretmek kötülüğü yasaklamakla yükümlüdür. Yoksa namazlarımız bile kabul olmaz. (3)

   Tecavüzden  kötülükten şikayet edenlere,' gelin kötülüğü engel olanlarla olun' dendiğinde ise, verdikleri tepki Müslümanları aşağılamak, kötülükleri Allah'a izafe etmek ve yaşamlarında ise Hıristiyanlık ile kapitalizm karışımı kuralları görmek mümkündür. Ya  bizimle beraber kötülüğe engel olun  yada bizi bırakın, boş laflarla, iftiralarınız ile bizi meşgul etmeyin, kötülükle uğraşmamıza engel olmayın. Çünkü Müslüman olmak her yiğidin harcı değildir! (4)

    1- "Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenleriniz onlardır." (Ali İmran, 104); "Siz insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz." (Ali İmran, 110) ; "(Tüm kadın ve erkek Müslümanlar) insanlara iyiliği emrederler, Kötülüklerden vazgeçirmeye çalışırlar " ( Tevbe, 71) ; " Yavrum namazı gereği üzere kıl, iyiliği emret, ve kötülükten alı…koy. Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan, Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan emirlerdir." (Lokman,17); "O Peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten alıkoyar." (Araf, 157) ;  "Onlar, öyle kimselerdir ki, kendilerine yeryüzünde iktidar verdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar." (Hac , 41).  ”Sizden kim bir kötülüğün işlendiğine şahitlik ederse onu eliyle derhal engellesin, Eğer buna gücü yetmezse, diliyle engellesin, eğer bunada gücü yetmezse, kalbiyle buğz (red etmek, inkar etmek,karşı olmak, katılmamak ) etsin. Kalbiyle buğz etmek imanın en zayıf noktasıdır.(   Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17 ; Müslim, Riyazüssalihin,169) ; "Hayır Allah'a andolsunki ya iyiliği emreder. kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. Zalimin eli üzerine elinizi koyarak zulmüne mani olursunuz. ve onu hakka döndürür.ve hak üzerine tutarsınız. Yahut Allah (cc) bazılarınızın kalplerini diğerlerine benzetirde onlara lanet ettiği gibi sizi de lanete uğratır." ( Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizi, Riyazüssalihin,175) ,       2- Bakara, 30,         3- Maun, 4-7,         4- http://islamustundur.com/musluman-olmak-kolay-mi.html

 

                                                                             II

   Kötülükler insanlar kötü olduğu zaman ortaya çıkar yani kötülüğü insanlar yapar. Bunun sonucu olarak ta insan dünyada mutsuz olur ahirette de cehenneme gider. Allah insanlar iyi olsun diye akıl vermiş, peygamber göndermiş, kuran indirmiş, bizlere cennetin yolunu göstermiştir. Kötülük iyilerin olmadığı zaman vardır. Yani iyiliğin yokluğu kötülüğü doğurur, iyilik olduğu zaman kötülük ortadan kalkar. Tıpkı ışık olduğunda karanlığın yok olduğu gibi. O halde kötülüğün dolaylığı sorumlusu iyilerin çalışmamasıdır. Ayrıca kötülüklerin büyük çoğunluğunun sebebi insanlar olduğunu unutmayalım. Şura Suresi Ayet 30’da Allah şöyle buyurmaktadır: “Sizin başınıza gelen kötülükler  ellerinizle işlediklerinizin sonucudur.” Ozan tabakasını parfüm, egzoz gazları ile biz deldik. Sonuçta güneşin zararlı ışınlarına yine biz muhatap olmaktayız. Bazı kötülükler ise iyiliklere sebep olur. Dişimiz ağrımasaydı dişimizin çürüyeceğinden haberimiz olmaz,  kangren olmuş bir el kesilmezse  hastalık bütün vücuda yayılır ve insan ölebilir. Ağrı, sızı , ateş , diş ve karın ağrısı, bulantı… Allah’ın insanlara verdiği bir ceza değil, bir hediye, bir iyilik, bir lütuftur. Çünkü karın ağrısı  olmasa karnımızdaki hastalıktan haberimiz olmazdı, dişimiz ağrımasa, dişimizi kaybedebilirdik ve bizim haberimiz bile olmazdı. O ağrı, sızılar bizim hastalıklara karşı  alarm sistemimizdir ve iyiki onlar vardır. O halde ağrı, sızı … bir ceza değil, bir mükafat, bir hediyedir.  Bunların dışında kalan musibetler ve felaketler ise insanların imtihandır. Fakir insan sabrederse imtihanı kazanır, zengin insan ise şükür  (Allah’ın verdiği nimetlerden dolayı Allah’a teşekkür edip etmemekle, zekâtını verip, kibirlenmemek…)  ile imtihan edilir.

    Genelde dünyaya iyilik hakimdir. Zaten kötülük hakim olsa dünya yüzyıl geçmeden mahvolur.  Bazı kötülükler vardır iyiliğe vesile olurlar. Açlık- tokluğun kıymetini hastalık- sağlığın değerini insana kavratır. Ayrıca ağaçtan düşen var diye bütün ağaçlar, suda boğulan var diye her gördüğümüz su kötü kabul edilemez, bunlar istisnadır. Bunların asılları   iyidir. Ayrıca kötülük olsa bile bu iyiliğin değerinin bilinmesi için gereklidir.  Her zaman iyilik yapan, insanlara yardım eden birini düşünelim. Zamanla artık ondan her zaman iyilik yapması beklenir olur hatta bir hizmetçi gibi görülmeye başlanır. Kimse o kişinin gerçek değerini anlamaz, taki bir kişi o adamın zıttına kötü bir şey yapana dek; Kötü iyinin kıymetinin anlaşılmasını sağlar. Karanlığın- aydınlığın, soğuğun- sıcaklığın kıymetini anlamamızı sağlaması gibi. Özetle insan iyi olursa her şey iyi olur. Ahiret günü de cennete gider. İnsan kötü olursa toplum, çevre, dünya… kötü olur. Ahirette de cehenneme girer.

          Sayın Sabancı, Tatlıses ve Ömür ailesi başlangıçta kötü gibi gözüken bu olaylar sayesinde bu hizmetlere vesile olmuşlardır.
            

                             

                                      


   "Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir ( Kötüdür ) Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara, 216 ) "Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Evet gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah,5-6)

   
Ayrıca bu “kötülük problemi” konusunda göz ardı edilen bir diğer ve önemli mesele de , dünyanın ; eğlence, kafana göre takılma,…veya -Haşa- “bizim Allah’ı deneyeceğimiz ” bir yer değil, “biz insanlar için bir imtihan alanı” olarak yaratılmış olduğunun göz ardı edilmesidir! Nasıl ki öğretmen imtihanda çalışanı geçirir, çalışmayanı bırakırsa, Alemleri yoktan var eden Allah’u Teala  Azze ve Celle Hazretleri de,  imtihan sahası olan dünya’da, üzerinde çalışmamız için gönderdiği ders kitabı Kur’an’dan, ve ders öğretmeni Resul’den sonra, bizi bu dünyada imtihan eder, çalışan-mümin- Cennet’e, Kaybeden -Münkir- Cehennem’e gider. İlahi kanal ile bize bu hem bilgi ( kitap),  hem pratik ( Sünnet )  olarak aktarılır, insanlarda bireysel bazda aldıkları rollere göre dünya’ya  iyilik veya kötülük hakim olur. Dünya’yı iyi veya kötü yapan – Serbest iradesi ile yaratılan insanoğludur, sorumluluktan kaçmak ise bize yüklenen görevlerden feragat ettirmez, en son kaçabileceğimiz an ölüm anına kadar olan zamandır, bundan sonra tüm gerçekler bizlere tek tek gösterilecektir.Yapmamız gerekirken yapmadıklarımız, yapmamamız gerekirken yaptıklarımız bizlere bir bir sunulacaktır. Basiret sahibi akıllı insanlar için kaçınılmaz imtihana hazırlanmak hem dünya hem Ahiret saadeti için zorunludur. Konumuzu bir ayeti kerime meali ile bitirelim: ” Allah sizin ellerinizle zalimleri cezalandırmak ister.” (Tevbe:14 )

        Rum:41 :” İnsanların  ” kendi ellerinin “  kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde ” fesat”  ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır.”

 

                                                                                   Hastalık akıllandırır!
Serdar Ortaç:
"Allah sebepsiz bir hastalık vermez diye düşünüyorum. Demek ki bir hata yapmışım. Allah da 'Kendine gel, hayatın kıymetini bil' demiş olabilir." (24.9.2016)
 

 

                                                                 

                                                             Hapse atılmasam kurşuna dizilecektim
"Kimse hayatta kalmak için neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemez. Eğer 1946’da tutuklanmamış olsaydım -ki ben ve benim insanlarım bunu büyük bir talihsizlik olarak görüyorduk-, 1949’da, tutuklanmamın ardından örgüt içinde benim yerimi alan Halid Kaytaz gibi öldürülmüş olacağım hemen hemen kesindi. Halid ölüme mahkum edilmişti ve 1949 Ekiminde kurşuna dizildi. Hapse girmek böylece hayatımı kurtardı." ( Aliya İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım,  Saraybosna, 31 Mart 2001)

                        
                                               

                           "Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir." Albert Einstein

                                                                                  

  Kısa vadeli bir bakış açısı ile olaya bakınca: Çocuk kayıyor ve düşüyor, bu çocuk için ilk bakışta kötü bir durum, ama o düşüş onu araba tarafından ezilmekten de kurtarıyor!
  Aynı durum hayat içinde söz konusudur, kısa vadede kötü gözüken bazı olaylar hayatın daha uzun vadeli zamanı içinde asıl yüzünü görmemize neden olmakta, o kısa zaman diliminde kötü görünen olayın ne hayırlara vesile olacağını zaman bizlere göstermektedir!

 

                                         

 

 

                                                                                Kötülük Problemi

     David Hume: Tanrı; Kötülüğü önlemek istiyor, gücü yetmiyorsa: Güçsüzdür, Kötülüğü önlemek istiyor, gücü yetiyor, önlemiyorsa: Kötüdür,Hem güçlü hem iyi niyetli ise, kötü değilse bu kötülükler neden oluyor? diye sormaktadır.Tanrı ne güçsüz ne de kötüdür!

a- Kötülük iki kısımdır: Tabii ve ahlaki kötülük. Tabiattan kaynaklanan kötülüklere karşı tedbir almak bizzat dinin emridir. Tedbir aldıktan sonra başımıza bir bela, musibet gelirse bu "imtihandır!" Ahlaki kötülüklerden dolayı ise tanrı sorumlu tutulamaz. Çünkü insan hürdür. İyiliği de kötülüğü yapanda insandır. Allah iyi olmamızı ister ve kitap ve pratik örnekleri -Kutsal kitaplar ve peygamberler ile - bizlere bu talebini bildirir. Hala kötülük yapanlara ise yaratıcı cezayı hatırlatır. Ayrıca Allah iyi insanlara, kötülüklere engel olma görevi de vermiştir ( Tevbe 14 ) İyi olduğunu iddia eden insanın en büyük görevi kötülük yapmamak ve buna engel olmaktır. Bu görev Allah’ın insanlara verdiği bir yükümlülüktür. Kısaca tanrı asla kötülük istemez! Allah insanı özgür iradeli yaratmıştır. Yaptığı işin sorumluluğunu akıllı ve özgür iradeli yarattığı insana bırakmıştır. Allah doğru yolu da insana göstermiştir. İyilik yapanın  cennete, kötülük yapanın cehenneme gireceğini bildirmiştir. İyilik ve kötülüklerin listesi de ilahi kitapla bildirilmiştir. İyiliklerin nasıl uygulanacağını ise görevli peygamberler pratiği  ile gösterir. Geriye kalan iyi olduğunu iddia eden insanların, kötülükler ile mücadelesi kalmıştır. Kısaca insanlara kötülüğü yapan yine bizzat insandır. Eli ile kötülük yapar sonra cezasını da kendi çeker. Mesela Ozon'u egzoz gazı, parfüm ile biz deler; iklim değişikliğine neden olur, sonucuna da sel, kanser gibi musibetlerle muhatap olur.

b- Tanrı her maddeye kemale ulaşma yeteneği vermiştir. Ama kemale ulaşma gerek kendi kapasitesi gerekse dış etkenlerden ötürü tam olamayabilir. Mesela tohumun büyümesini düşünelim. Tohumda büyüme yeteneği vardır ama her tohumda ağaç olamaz. Ama tanrı o yeteneği vermiştir. Önemli olanda budur. Gerisi mücadele etmekle alakalıdır.

c- Kötülük, iyiliğin bilinmesine neden olur. İyiliğin önemi ve değeri, kötülük ortaya çıkınca anlaşılır.

d- Kötülük kemalin yokluğudur. Kainatta genelde iyilik hakimdir. Su boğar ama genellikle insanın iyiliği için vardır. Aynı zamanda kötülük diye algıladığımız birçok durum aslı itibari ile iyilik olarak nitelendirilebilir. Mesela bazı kötülükler vardır, büyük hayırların meydana gelmesine vesile olur. Atalarımızın deyimi ile " bir musibet bin nasihatten iyidir" cümlesi ile kastedilen de budur. Bazı kötülükler daha büyük kötülüklere engel olur. Mesela kangren olan kolun kesilmesi gibi.

   Sıcaklığın olmadığı yere adını verdiğimiz ‘soğuk’, ya da ışığın olmadığı yere adını verdiğimiz ‘karanlık’ gibi, iyiliğin olmadığı yere de Kötülük deriz. Kötülük neden var diyen Aslında yapmadığı iyiliği itiraf edendir veya ona engel olandır! Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmayı denemek hem şikayet konularını azaltacak hem de eminim ahiretimizi kurtaracaktır!

    Kötülüğün olmasının sebebi tanrı değil, tanrısızlıktır. Tanrı inancı kötülüğün en büyük engelidir. Allah kavramını ortadan kaldırsanız, kötülük diye bir şeyden nasıl bahsedeceksiniz? Nedir kötülük, kime göre? Olayın kendisi mi, öncesi mi sonucu mu kötüdür! Bütün sistem içinde de o kötü müdür? Hayatı bu dünyadan ibaret sayanlar kötü diye nitelendirdiği olayın öncesi ve sonrasını görmeyince muhatap olduğu kadarına körü der ve bu sınırlı yetenekleri işle insan dünyayı kötü olarak niteler, halbuki kötü olan sadece insandır, bizzat kendi hür iradesi ile insan. yaptıklarının sonucuna göre ceza veya mükafaat alacak olan ve kötülük yapmaması için kitap, nebi, vicdan, ahlak ve akıl ile uyarılan insan!

   Hem insan özgür olacak, hem Tanrı kötülüğe neden engel olmuyor denecek? İnsan özgür olmasa, iyi-kötü tercihinde serbest bırakılmasa, bu soruyu ileri sürenlerin itirazı, 'Tanrı neden bizi özgür yaratmadı?' şeklinde olacaktı!

   Özgür irade varsa, her alternatif mümkündür. Mesele kişinin hangi alternatif rolünü üstlendiğindedir! Ey insan; Sen iyi olmayacak, işini yapmayacaksın; aksine kötülüğe kapı açan iddialarınla,eylemlerinle toplumu ifsat edecek, bozacak, sonrada senin gibi insanların yaptığı kötülük ve sonuçları için yaratıcıyı suçlayacaksın!

    İnsan özgür, dünya imtihan alanı, mazeret üretme; eylem görelim, eylem! İyilik için çalış, dünyaya ışık saç, sana düşen zafer değil, seferde olmaktır; öyle bir yolda iken öl ki, o üzerinde olduğun yol, sana cennet için bir bahane, mazeret, neden olsun! Allah kötülükleri insanların eliyle temizlemek istemektedir. Allah müminlere zülme uğrayanlara arka çıkma görevi vermiştir. ( Tevbe, 14; Bakara, 251; Enfal, 25; Hud, 113) İlahi cezada yapılanın tam karşılığı vardır, mükâfatta ise hak edilenin çok çok fazlası vardır.
 

    Bu konu ayrıca "Ateizm ve eleştirisi" adlı yazıda ele alınmıştır.

 



                                                                        İyilik Problemi

    Ayrıca materyalizmin  ana dayanağı olan Darwinizmin "iyilik problemi"nden de söz etmek gerekir:"İyilik sorunu" şudur: Materyalizmin canlılığı açıklama yöntemi olan rastlantısal evrim teorisi ve onun en gelişmiş biçimi olan Darwinizm, yaşamın "Yaşam mücadelesi" ile ortaya çıktığını ileri sürüyor. Bu mücadele, her bireyin bencil bir yaşam savaşı sürdüğünü öngörüyor. Dahası, böyle olmayan davranışların da "hayatta kalma değeri" taşımadığı için elenmesi gerekiyor. Çünkü eğer bir canlı fedakarlık yapıp kendini tehlikeye atıyorsa, aldığı risk yüzünden yaşama şansı azalıyor. Yani fedakarlık bir "aptallık"tır. Öyle olduğu için de elenmesi gereklidir. Eğer bu teori doğru olsaydı, bugün hiç bir fedakar insan davranışı görmememiz gerekirdi; çünkü hepsi çoktan elenmiş olmalıydı. Oysa insanlık hayranlık verici fedakarlık örnekleriyle doludur. Yaşamını sadece başka insanlara iyilik yapmaya adayan hayırseverler, doktorlar, hemşireler, eğitimciler, din adamları vs. vardır. Ve bunların gösterdiği samimi "iyilik", darwinizm ile açıklanamayan bir problemdir.

 

                                              

 

                                                                          Emek- Rızk, Ecel- Ömür

   Allah her kulun rızkını yaratmıştır ama fiili dua yapmayan ( varlıklar aleminde kendisi için aratılan rızkı aramayan ) veya Allah’ın toplumsal yasalarını göz ardı eden ( Çalışmayan ) veya yaratıcının yerin altına yerleştirdiği rızklar dahil kendi rızkını elde tutamayıp zalimlere kaptırırsa burada sorumlu bizzat insanın kendisi olur. Afrika en bol elmas – altın rezervine sahip en fakir kıtadır. Allah rızkı kula verir kul ise onu aramak bulmak, hırsıza karşı onu korumakla sorumludur.

 

        

 

     Ecel: ölüm zamanı, ömür ise doğumla ölüm arasındaki yaşam süresidir. İnsan ömrünü nasıl geçireceğine bizzat kendi karar verir ama ölüm anı asla değişmez. Doğal nedenlerle hayatın bitmesi- ölüm bir son değil yeni bir başlangıçtır. Ama insan kaynaklı hastalık, ölümlerde sorumluluk bizzat insanındır. Ülke şartları, eğitim düzeyi, sağlık, temizlik… gibi durumların ihmalinden doğan ölümlerde insan asla sorumluluktan kaçamaz.

                                 Hayır ve şer ( İyilik ve kötülük) Allah’tan ise insanların suçu nedir? 

     İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik iyilik ve kötülük yapabilme özelliğine sahip olmasıdır. İnsan iyilik yaparak meleklerden üstün olabileceği gibi kötülük yaparak ta hayvandan da aşağı olabilecek özelliğe sahiptir. Kendi isteği ile ister dünyada iyi olur cennete gider, ister kötü olur cehenneme gider. Allah ilahi kitaplar göndermiş, iyiyi kötüden ayıracak akıl vermiş, peygamber göndermiş, ilahi mesajların pratiğe aktarılması bizzat gösterilmiş, vicdan adı verilen manevi savcılar insana yerleştirilmiş, Allah’ın insanın cennete gidebilmesi için dünya düzenlenmiş, gerisi insanlara bırakılmıştır.

Bir yol düşünelim, yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı renkli yol taşları ( Ayet ve hadis) olsun. Yola çıkan arabadaki şoföre akıl verilmiştir. Elinde trafik rehberi ( Kuran ), önünde kendisine yolu tarif eden trafik polisi ( Resul ) olsun. Yolun sonu ise sonsuz güzellikler ( Cennet ) ile doludur ve yolun dışı ise korkunç kötülük ve eziyetlerle ( Cehennem ) dolu olsun. Tüm bunlardan sonra şoför aklını kullanmayıp yoldan çıksa, cehennem çukuruna düşse  suç kimde olur?

       ” Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. ” ( Şura: 30 )

     “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Hatalarını anlar ve dönmeleri umulur diye Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattırır.” (Rum:41)

Karşımıza hoşumuza gitmeyen bir olayla mı karşılaştık. Bu sonuç bizim bizzat ellerimizle işlediklerimizin sonucudur. Kaderi suçlamak, kendimiz dışında başkalarını suçlamak sadece sorumluluğu başkasına yüklemektir, yansıtmadır.                  
                            

                                                  

                              

 
                                                 Doğal afetler Allah’ın cezası, bir musibet midir?

     Tevekkülün yanlış anlaşılmasının sonucu bu tür sorulara insanlar muhatap olabilmektedir. Önce tedbir alıp üzerimize düşenleri yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmalı, O’na güvenmeliyiz. Ama deprem ülkesi olan yurdumuzda depreme uygun evler yapılmayıp, ağaçları kesip, doğa  dengesin bozduktan sonra sellere muhatap olunca, tüm bunlarda kendi sorumluluklarımızı göz ardı edip olayı Allah’ın cezası olarak yorumlamak sadece dini yanlış anlamak değil aynı zamanda Allah’a da saygısızlık olur. Tedbir, önlem almadan yapılan işlerin sorumluluğu bizzat insanın kendisidir. Ama tedbiri aldıktan sonra karşılaşabileceğimiz istisnai olaylar vardır ki bunlar hem istisnaî durumlardır hem de dini literatürde bunlara imtihan denir ve bu istisnaî durumlarda bize düşen ise imtihan bilinci içinde hareket edip, sabır, tevekkül ile başımıza gelen olayın hikmetini aramak olmalıdır.

      Müslümanlar için her musibet hayır- iyiliğe vesile olacak bir sonuçtur aslında. Dar bakış açısı, geleceği bilememe, insanın aceleci yapısı, bela- musibet olarak görülen olayların hayatımızın geleceğindeki iyi-güzellikle sonuçlanacak son halini görmemize engel olabilir. Mesela yolda yürürken aniden ayağımız taşa takılıp düşse canımız sıkılır, kızarız. Halbuki yola devam etsek tam başımıza saksı düşecekti ve ağır yaranacaktık. Az biracı karşılığı ağır yaralanmaktan kurtulmuşuzdur ama ufak ağrımızla ilgilenirken ileride düşecek olan saksıyı  fark etmez ve resmin tamamını göremeyiz

   Kangren olmuş el kesilir bu kötü bir olaydır. Ama eğer o kangren el kesilmese bu kez kangren bütün vücudumuza yayılacak ve ölmemize neden olacaktır. Hastanın elini kestiği için doktora kızıp ondan şikayetçi olması bize ne kadar mantıksız geliyorsa; kısa vadeli değerlendirmeler de buna benzer yanlış hükümler vermemize neden olabilir. Halbuki bize düşen eli kangren olmaktan korumaktı. Ama olduktan sonra daha büyük kötülüklerden korunmak için bazı musibetlere muhatap olabilmekteyiz ( Şura :30). Her kötülüğün sebebi yine bizzat insanın kendisidir.
                            

                                       
  Peki, neden fakirlik, sakatlık, kör, topal insanlar var?

          İnsanlar ibret alsın görüp düşünsün, şükretsin ve kendilerinin aynı hallerle imtihan edilmedikleri için Allah’a hamt ve dua etsinler diye. Bu durumda olanların ise imtihan oldukları bilinciyle sabredip isyan etmemelerinden dolayı kıyamet günü cenneti kazanabilmeleri için. İslam musibete uğramayan, zengin insanları şükre ( Kibirlenmemeden zekatını tam vermeye ) davet eder. Fakir, belaya uğrayanları fakirlikten,  musibetten kurtulmak için tüm gücü ile gayret ettikten sonra hala gidişatı düzeltememişse imtihan bilinciyle hareket edip sabretmeye davet eder. Şükretmeyen zengin, sabretmeyen fakir imtihanı kaybetmiştir. Örneğin spastik bir çocuğu olan bir aile düşünelim. Vuruyor, kırıyor, hatta etrafı ateşe bile verebiliyor. Genel kanaat “ O aile zeka özürlü çocukla imtihan olunuyor ” şeklindedir. Bakış açımızı genişleterek başka bir örnekle aynı olaya bir daha bakalım. Bir genç düşünelim, üniversiteyi kazanmış, ailesinin gurur kaynağı. Ama o genç aslında – Ailesinin haberi yoktur ama – aşırı sol kliğin militanıdır ve bazen etrafı yakan yıkan, arabaları ateşe veren, sağa sola saldıran birisidir aslında. Şimdi ailesi için  ” Akıllı, okuyan, imtihan kazanmış” olan bu çocuk ile spastik engelli çocuğu düşünelim. Spastik çocuğun teşhisi, yapacakları ve yapılması gerekenler bellidir. Militan gencin ise ailesi hala çocuklarını “Okuyor” zannetmektedir. Tedbir de almak akıllarına gelmez. Şimdi can alıcı soruya gelelim: Hangi aile daha çetin imtihandadır? Olaya farklı açıdan bakalım, sadece ailesine sorun çıkaran evlat mı daha çetin bir imtihandır, yoksa topluma zarar veren “akıllı” zannedilen evlat mı? Devam edelim, aynı konuda başka bir örnek: Sakıp Sabancı’nın çocukları spastik özürlü olmasalardı, Türkiye’nin ilk spastik engelli okulunu açmak öncelikleri arasında olur muydu?

   Ayrıca çöpçü, temizlik işçisi… gibi mesleklere ihtiyaç olduğunu belirtelim. Eğer onlar olmazsa idi ortalık pislikten geçilmezdi. Önemli olan meslekler arasında uyum olması, ahengin bozulmamasıdır.


 

                                                                            İmtihan Dünyası

                      "İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut, 2)

     
Hac, 53: “Bunu Allah, şeytanın kattığını kalplerinde hastalık bulunanlar ve yürekleri katılaşmış olanlar için sınama vesilesi kılmak için yapar. Şüphesiz zalimler derin bir ayrılığa düşmüşlerdir.” İmtihanı kaybedecek olanlar, kendi içlerindeki ön yargı, cehalet ile vardıkları sonuca göre cennet ve cehennemlik olacaklardır. İnsanlar, kendi sonlarını kendileri belirler.

     Dünya imtihan dünyasıdır (1). Kimin iyilik yaparak cennete kimin kötülük yaparak cehenneme gideceğine bizzat in
sanın kendi özgür iradesi ile yaptıkları ile bizzat kendileri karar verir (2). Allah  her insanın içine " vicdan " koyarak, ilahi kitaplar göndererek ve onların pratik uygulamasını hayata aktaracak her topluluğa (3) peygamber göndererek, insana akıl vererek dünyada bazen hastalık, bazen maddi veya ailevi sorunlarla insan imtihan edilmektedir. İlahi mesajlara uygun - ki tüm ilahi emirler bizzat insanın yararına olan şeylerin toplamı, haramlar ise insanın zararına olan şeylerin adıdır ( İslam ve Hümanizm adlı bölüme müracaat) - yaşayan, Allah'ın da istediği ve ilk ana vatanımız olan Cenneti bizzat kendi yaptıkları ile hak ederler (4a).Veya şeytan+nefis ikilisine uyarak kendi yaptıkları ile Cehenneme giderler (4b)

    Dünya hayatı(nı) oyun -eğlence (olarak görenler varsa da aslında ) değildir (5) , imtihan olunan bir mekândır. Ama asla bu, dünyada başımıza gelen kötülüklere karşı tedbir almama veya haksızlıklara karşı çıkmama anlamında alınmamalıdır ( Kader ve Kötülük Problemi adlı dosyalarımıza müracaat) Allah bizzat kötülüklere karşı da mücadele etmeyi bir imtihan konusu haline getirmiştir (6)

    " Sizden iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir topluluk olsun" veya " Allah sizin elinizle zalimleri cezalandırmak ister " ...gibi yüzlerce ayetle, " Bir kötülüğü görünce onu elinizle bunu yapamazsanız dilinizle bu da mümkün değilse kalbinizle buğzedin" ...gibi bir çok hadisle Allah bizzat kötülüğe karşı mücadeleyi de - cidal, cihat - iyilere bir görev olarak yüklemiştir.

   1- Bakara (2.155) :"Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele." Teğabün (64.15):" Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah'a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır."


A'raf ( 7.163):" Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelindi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk." A'raf ( 7.168):" Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar da vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik."


Müminûn ( 23.30):" Biz onları imtihan ediyor idiysek de bunda elbette ibretler vardır!"


   2- A'raf (7.43) :"... Şöyle seslenilir: "İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet!"Secde ( 32.14) : " Yaptıklarınıza karşılık sonsuzluk azabını tadın."Tûr ( 52.16):" Siz ancak yapıp ettiğiniz şeylerin karşılığıyla yüzyüze geleceksiniz."


   3-Fâtır (35.24) :"Şu bir gerçek ki, biz seni hak ile bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun." Kasas (28.59) :"Senin Rabbin, memleketleri/medeniyetleri, ana merkezlerinde kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe helâk etmez. Biz; ülkeleri/medeniyetleri, halkları zulme sapmadıkları sürece helâk etmeyiz."


   4a-Meryem (19.60):" Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar."


   4b-A'raf (İ:39.41, R:7.41) Onlar için cehennemden bir döşek/beşik ve üstlerinde kılıflar vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız biz."Âli imran (3.151):" Barınakları ateştir onların. Ne kötüdür o zalimlerin varacakları yer!"


   5- Lokman ( 31:33 ):"Ey insanlar!... dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!" Ankebût (29.64) :"Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Âhiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi!"  Âli imran (3.142) :"Yoksa siz, Allah içinizden uğraşıp didinenleri seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?"


   6-Tevbe (9.14): Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın."Âli imran (3.104):" İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır."


    Hadîd (57.21) :" cennete doğru yarışarak koşun."Müminûn (23.61):" İşte bunlar, iyiliklerde yarışırlar. Ve hayırlarda önde gidenler de onlardır." Mutaffifîn ( 83.26):" Ki sonu bir misktir. İşte, yarışanlar böyle bir şey için yarışsınlar!"
 

   "Hayat inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur."  Aliya izzet Begoviç
 

  "Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için, dünyadakiler birbirlerini yiyor."  Goethe.
 

  "Dünyaya esir olan özgür olmaz." Hariri

 

 
 

 

Not: Bazılarına absürt gelebilir  ama bir fikrimizi de paylaşmadan edemeyeceğiz,

Beyaz atlı prens masalları ile büyüyen çocuklar imtihan değil, oyun-eğlence dünyasına göz açtıklarını zannediyor, her karşılaştıkları olayda “Neden?” diye tepki veriyorlar! Masallarımız bile bizden - Nasrettin Hoca'dan, Keloğlan'a ) olmalı ki küçük yaştan çocuklar içinde yaşadıkları toplumun mayası ile mayalanarak hayata hazırlansınlar!

 

 

 

                                                                 Kader

                                  “Men Âmene Bi’l-Kaderi, Emine Mine’l-Kederi”
                                    (Kadere iman eden, kederden emin olur.)
 

  “Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.” 
                                                                                                                                    Mevlana C. Rûmî
  “Üzülme! İstediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için… Ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur.” 
                                                                                                                                     Mevlana C. Rûmî
 

     ” Kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, Ne hayatın hakimisin, Ne de hayat karşısında çaresiz !”       Şems-i Tebrîzî  
                               "Olduğu ‘Kadar’, Olmadığı ‘Kader’. " Şems-i Tebrîzî  
 

                                   “Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı;
                                    Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!… “ N. F. Kısakürek


                                                   Vaiz kürsüde

                             ”Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:

                             Belânı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu.

                             “Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,

                             Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

                             Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

                             Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

                             Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,

                             Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!

                             Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!

                             Onun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!

                             Çekip kumandası altında ordu ordu melek,

               M. A. Ersoy, Safahat – Fatih Kürsüsünde (dördüncü kitap) – s. 267-

 

 

                                                    Önemli notlar
 1- Allah külli iradesi ile her şeyi kuşatır, bilir, yönetir. Güneşin enerjisini kıyamete kadar ayarlayan; dünyamızı hassas dengeler ile onun etrafında döndüren; bir tohuma; toprakla birleşince, kök salıp çamurdaki mineralleri ve suyu toplatıp sonra güneş enerjisini kullanıp insanların yiyebileceği ürünler ortaya çıkartan; otomatik pompa gibi kalbimize hareket ettiriren; uyurken bile ciğerlerimize nefes aldırtan Allah, bize verdiği cüzi irade, sınırlı yetenekler ( her şeyi bilemeyiz, her şeyi göremeyiz, her istediğimize sahip olamayız) ölçüsünde, bizi bu dünyaya imtihan eder. Bu yetenekler ölçüsünde sorumlu tutulan insan, sınırları içindeki alandan sorumludur. Tüm alanın; dünyanın, evrenin, her şeyin sahibi, her şeyi bilen, işiten,...ise tek olan Allah'tır!
    İnsan istediğini yapar ama son karar verici olan Allah'tır ki bu, imtihan veya külli irade'nin tecellisidir. İnsan, istediğini yaptığından dolayı da, sonucundan sorumludur. Bunun dışında, imtihana muhatap olunca; sabır veya şükür ile de mükelleftir!

acizane, yılların sonucunda vardığım nokta
 2- Günümüz Mutezile alimleri, kadere, biz ehli sünnetin kabul etti anlamda anlam vermez ve kaderi iman esaslarından kabul etmezler. Kuran'da sayılan iman esasları arasında kaderin olmadığını ( Nisa, 136; Bakara 285), cibril hadisinde (Buhari, Kitabü’l-İman, 38) kaderin geçmediğine ve Nesefi akaidinde iman esaslarında kadere iman olmadığını iddia ederler. Kaderi kabul ederler ama Kuran'da kaderin, ' ölçü, denge, birim, ahenk' anlamlarında olduğunu söylerler ve görüşlerini temellendirmeye çalışırlar. Ehli sünnet mensubu birisi olarak, kadere yükledikleri bu anlamları kabul etmesem de ( Ve ileri sürdükleri görüşlere cevaplar var ise de, kaderi iman esası sayan cibril hadisini başka versiyonu:Müslim, Îmân, 1, 5; Tirmizi, Îmân, 4; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16; Nesefi'nin aynı eserinde kader başlıklı özel bölüm olduğu; Bakara'daki ayette Ahiret sayılmamışken, Nisa'daki ayette sayıldığı; yani iman esaslarının Kuran'a serpiştirildiği... vb. ) bu görüşlere saygı duyuyor, ama kabul etmiyorum ve Kuran'da birçok ayeti ehli sünnetin anladığı anlamda bir kader anlayışını bizlere haber verdiğini düşünüyorum. Ama; bu mutezili alimlerin, Kuran ve Sünnet çerçevesinde fikirlerin temellendirdiği için, görüşlerine saygı duyuyor,ama Kuran'ın ruhuna daha yakın, kader yorumunun, ehli sünnetin olduğunu düşünüyorum
 

Not: Konuyu tamamlayan, 'Bir Müslüman olaylara, hayata nasıl bakar?' ve 'Kötülük Allah'tan mı?' gibi konuları okumanızı tavsiye ederiz. 

 

 

 

Soru: Selamun Aleyküm Muhammed Bey,yeni doğmuş bir bebek imtihan olmadan ölüyor halbuki biz biliyoruz ki insanlar imtihan için dünyaya gönderiliyor bu konuya açıklık getirir misiniz ?

Cevabımız: Oğuzhan Bey, Ölen bebek kendi için değil anne babası için imtihan vesilesidir. Sabır başta olmak üzere kendi ailesi imtihan olmaya devam etmektedir, çevreside bu olaya verdiği tepki ile (Aileye destek ve başlarına benzeri gelmediği için şükür ile ) imtihandadırlar. Dünya imtihan alanıdır ve her an bu imtihan devam etmektedir. Çocuk akıl baliğ oluncaya dek mükellef değildirler ama çevreleri ( başta anne babaları için ) birer imtihan vesilesidirler.  Muhammed EHAD

 

Soru: Kader Konusundaki yazınızda yazılanın olmasına kaza denir.. peki yazılan şeyin olmama durumumu var? Yanı kaderinde belirtilen Kaza olmayabilir demi..

Cevabımız: Sorunuzu şu şekilde de anlamak mümkün: Kaza değişir mi?El-cevap: değişir ama değişince aslında kaderimizde yazanın o değişen olduğunu anlarız. Bilmem bu cevapla sorunuz da yanıtlamış olur mu ?      Muhammed EHAD

 

Soru:

Selamun Aleyküm Muhammed Bey
İki sorum mevcut;

1 – Peki ozaman daha aklı başına gelmeden ölen bebeklere neoluyor? Reankarnasyon ile tekrar Dünya’ya mı gönderiliyorlar, Cennete / Cehenneme mi giriyorlar yoksa bu hayat sınavının parçası olmayan yaratılmış olmadıkları için ölmleriyle birlikte yokmu oluyorlar?

2 – Ufak bir araştırma yaparsanız İslam alimlerinin ölen bebekler için Cennete gittiklerinden, hatta farklı din mensuplarının çocuklarının bile cennete girdiğinden bahsedildiğini görebilirsiniz;
http://www.muminem.com/konudisi-soru-ve-cevaplar/22168-olen-cocuklarin-ahiretteki-durumu.html
http://www.fikih.info/kategoriler/cennet-ve-cehennem/2432-bebegi-olen-anne-cennete-gider-mi.html

Peki ozaman, ölen bebekler, İslam üzerine yaşarken sebepsiz yere öldürülen kadın, erkek ve çocuk müslümanlar cennete gidiyorlarsa, ozaman IŞİD’in öldürdükleri Kader / Kaza gereği cennete gidermi? Örneğin ben gördüğüm her samimi müslümanı ve bebeği öldürsem bunlarda cennetlikmidir? Eğer bu insanlar cennete gidiyorlarsa “Allah’ım, bedenimi öyle büyüt, öyle büyüt ki, tüm cehennemi kaplasın! Hiçbir müslüman cehenneme girmesin” cümlesini en samimi biçimde yerine getirmiş olurmuyum ve bu düşünce üzerine yaşayıp ölürsem ben cennete gidebilirmiyim?
Eğer cehenneme gireceğimi söylersende “10 kişinin kesin olarak Cennete girmesi için kendimi feda etmeye hazırım” diyen birisi hakkındaki düşünceniz ne olurdu?

CEVABİMİZ:
Ve aleykum selam ve rahmetullah kardesim
1- vefat eden küçük bebekler hem bir dünya imtihan vesilesidirler hem – Allah’in izni ile – cennetliktirler.
2- İmtihan vesileleri , kurallari, metotlari bellidir. Kimse kural kistaslari aklina gore değiştiremez!
Gelelim isid meselesine. Kural sudur: imtihan dunyasi olan dünyada islama gore yasayan cennete gider , eğer cinayete kurban giden birisinin katiline gore cennet olsa idi emin olun kimse intihar etmek istemez, bir tasta iki kus vurmak için isidin önünde siraya girerlerdi…
Dolayisi ile burada dikkat edilmesi gereken konu ” İslami yasarken vefat etmek” kavramidir yoksa katilin kimliği arka siralarda yer alir!
İsid İslami yaşamayani öldürür adam cehenneme gider, yaşayani öldürür cennete gider. Katilin kimliği değil maktulun – öldürülenin – yasam seklidir insanin ahiretini belirleyen!
Birde baskasi için cehennemi göze almayi bence yanlis yorumluyorsunuz. Öldürdüklerini İslami yasamiyorsa onlar cehenneme siz katil olarak ta yanlarına gidersiniz. Eğer fedai olmak istiyorsanız insanların İslami yasamasina kendinizi adayiniz, basta kendimizin,…
Dualarinizdan bizleri de eksik unutmamaniz temennisi ve Selam ile.

 

                                            Sosyal medyadan:

  

Yaklaşım yanlış ve eksik! Her ikisi birbirinin alternatifi değil mütemmimidir ( tamamlayıcısıdır)

Tek kanatla kuş uçamaz; Beden-ruh, madde mana, fiili-sözlü dua... ikisi de olmalıdır!
Her iki adamın da yaptığı da eksik- hatalıdır!
İslam'a göre dua ikiye ayrılır; Önce fiili dua yapılır ( istenen şey için çalışılır ) sonra sözlü dua yapılır ( İstenen şeyin hayırlı sonlanması için rabbe yönelinir )
Birinci adam sadece sal yapar ama sözlü dua ile yaratandan yardım dilemez, yaptığının hayırlı sonuçlanması için Allah'a yönelmezse belki denizde kaybolacak, fırtınaya tutulacak, güneşin altında pişecek, ...Sonuçta yaratanın verdiği ada, ağaç, akıl ve el ile sal yapılıyor!
İkinci adam birinci aşamayı atlayıp sadece sözlü dua ederse, bu da onun dinini tam anlayamadığını gösterir ki bu da 'eksik' bir eylemdir.
" İnsan için ancak kendi çalışması vardır." Necm, 39
" Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık." İsra, 13

Detay, 'Kaza ve kader' adlı yazımızda! (islamustundur.com/kaza-kader.html )

“Sizin en iyiniz kimdir biliyor musunuz? Dünyası için
ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyendir. Çünkü böyle bir kimse her ikisini de kazanır, başkasına muhtaç olmaz” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I, 393)
“İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır” (
İbn Acîbe, İkazu’l-Himem Şerhu Metni’l-Hikem, s. 127)
“Ya Rasulallah, Devemi bağlayıp mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip mi tevekkül edeyim?” diye soran arabiye Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in “Deveni bağla sonra tevekkül et” şeklindeki cevabı (Tirmizi, Kıyame, 60) 
Hz. Ömer, hiç çalışmaksızın Medine sokaklarında oturan, başkasından bir şeyler bekleyerek karnını doyuran ve kendilerini mütevekkil olarak adlandıran Yemenlileri “Siz mütevekkil değil müteekkilsiniz (hazır yiyiciler), mütevekkil, tohumu toprağa atandır” diyerek kovmuştur. (İbn Ebi’d-Dünya, Kitabu’t-Tevekkül, s.1; Ahmet Naim, İslâm Ahlâkının Esasları, s.70)


 

Soru- cevap:

gereksiz kötülük probleminde;hasta bebekler ,sakat doğan çocuklar ,masum insanların kötü hastalıklar ile ölmesi ve hayvanların acı çeken bir varlık olarak yaratılması ve hayvanların birbirine verdiği zararlar vb bunlar güçlü bir argüman bence artı belki siz çok da iyi bir insan olmadığına inanmasanız da atıyorum günah işlemesi kötülük yapması bir mümin ile hemen hemen aynı olan bir kişi Tanrı ya inanmadığı için sonsuz cehennem ateşi ile cezalandırılırken diğeri sadece günahların bedelini ödeyip cennete giriyor ben burada da gereksiz bir kötülük görüyorum yani Tanrının ona inanmayanları sonsuz cehennem ateşinde yakması da bir işkence yöntemi ?

Sevgi Hanım,
Hayatı sadece bu dünya hayatı ile sınırlı sayınca, bu ön kabul ile hareket edince belki sizin ulaştığınız sonuca ulaşabilirdik ama biz hayatı hem dünya hem ahiret, birbirini takip eden halkalar bütünü olarak kabul ettiğimizde, ‘imtihan dünyası’ ( İnsan,2;Mülk,2;Enbiya,35;Kehf,7; Ankebut, 2-3) olarak seçilen bu mekanı cennet ile aynileştirmeye çalışmadığımızda biz başka sonuçlara ulaşıyoruz, doğal olarak!
Bu dünyada imtihandan geçmeyen kimse yoktur; mal, can, sağlık, aile gibi (Bakara,155,214;Muhammed,31;Ali İmran,186) etkenler başlıca faktörlerdir ve ‘Sabredip, iyilik yapmaya devam edenler’ ( Hud,11) cennet ile müjdelenmiştir.
Hayvanlara gelince, siz hiç açlıktan kemikleri çıkmış kedi yavrusuna dönen aslan yavrularını gördünüz mü? Emin olun açlıktan yürürken titreyen o kemik yığınını görünce, anne aslan bir ceylan yakalasada öldürse diye dua edersiniz! Doğa denge üzerine kurulmuştur ve hayvan ve bitkilerin hatta cansız (güneş, nehir, yağmur…) hepsinin bir görevi vardır, görevini ifa eder ve hayatı biter. Kelebek etkisini duymuşsunuzdur, hiç bir şey boşuna yaratılmamıştır, Allah’ın varlığının ispatı adlı yazımızda bu konulara örnekler vardır.
İman konusuna gelince, .. başta gelen şart, İmandır! Çünkü saf iyiliğin kaynağı O’na iman etmektir! Yoksa bunun dışında yapılan iyilikler; Reklam yapmak için, desinler diye veya kanunların zorlaması ile olmadığı nerden malum!
Rabbim kendi rızası için yapılacak – yine insanlara dönük – iyiliklere kendine yapılmış gibi karşılık vereceğini buyuruyor, o kadar iyi olan ya Onu neden reddetmekte olsun ki?!
‘İmtihan dünyası, dinsiz ahlak olur mu?, Kader’ başlıklı yazılarımızın bu sorularınızı anlamlandırmada yardımcı olacağını düşünüyorum.
Not: Hem inanmadığı tanrının cennetine girememekten şikayetçi olmak hem/veya inandığını iddia edip inanmayanların hakkını savunmak yerine, iyi olduğu iddia edilen insanlara hak olanı ulaştırmaya çalışsak daha iyi olmaz mı sizce?!
selam ile