Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Batı’nın Kollektif Doğu Rüyası: Oryantalizm

 “Sömürgeciliğin keşif kolu” diyor Edward Said oryantalizm için. Bir bakıma öyle. Doğubilim, Şarkiyat ise bu nazlı tazenin diğer isimleri. Biz de oryantalizmi, bizim gördüğümüz şekliyle aktarmaya çalışacağız. Oldukça fazla esere sahip çok geniş bir saha olması münasebetiyle kimi önemli eserler ve isimler belki zikredilmeyecek.

Yazımız oryantalizmin metotları, oryantalizmin düşünce yapısı, ulaşmak istenilen sonuçla sınırlı kalacaktır. Yazıdan amaç salt bilgiler ve kronolojiden yola çıkan çıplak sayaçlar vererek okuyucuyu yormaktansa oryantalizm ile karşılanan asıl mana ve iki kültür dairesi arasında durmaksızın devam eden mücadelenin neden ve sonuçları üzerinde genel bir etüt yapabilmektir.

I. Med-Cezir

Büyük ölçüde dünya Batı ırklarla Doğu ırklarının v mücadelesiyle şekillenmiştir. Herakles, Akhillius, Ajax, Dionysos batı zihniyetinin ilk keşifçi ve meraklı örnekleridir. Sonraları Pers istilası, Cengiz Han’ın bir daha asla kurulamayacak büyüklükte ve yakıtı insan olan devasa –yürüyen- devleti. Med-cezirler devam eder iki rakip arasında. İskender, Romalılar, Hıristiyanlığın doğuşu yeni bir form kazandırır doğuya. Artık doğu sadece zenginlikleriyle ve şehvetiyle göz kamaştıran bir yer olmaktan çıkıp mecburi bir istikamet haline gelir Avrupalı için. Sonra İslam çıkar sahneye. İslam orduları siyasi ve manevi iklimleri alt üst eder. İslam artık orduları, devlet yapıları ile tutulamayan bir güç haline gelir ve Batı ile komşu olur. Haçlı seferleri, Selahaddin ve Hind ve Afrika. Derken Osmanlı çıkar sahneye. Müthiş rakip, müsteşrik için sınırsız deney alanı.

İşte mücadelenin tarafları hakkında özetin kabaca bir özeti. Oryantalizm belli kriterlere oturmadan evvel de batı da daimi bir –Orient- tutkusu mevcuttu.

II. Disiplin

Bir bilim olarak ele alınacak olursa oryantalizm Batı’nın Doğu’yu tüm yönleriyle tanımak için sarf ettiği farklı alanlara ait bilimsel araştırma ve analizlerden ibarettir. Bu alanlar sosyal, dini, tarihi, arkeolojik, lengüistik vb. olarak sıralanabilir liste uzatılabilir. Ancak bu çalışmaların bilimsel olabilmesi onun nesnel olabilmesinden geçmektedir. Oryantalizm ise bazı zamanlarda kısmen bazı durumlarda ise tamamen öznel halde karşımıza çıkıyor.

Bu durumda tek bir tanım oluşuyor: Oryantalizm, Avrupa’nın Doğu fikridir.

Doğu çok eski çağlardan bu yana garip yaratıklarla dolu, şaşırtıcı anılar ve görüntüler taşıyan, doğaüstü olaylarla bezenmiş bir fanteziler dünyasıdır Avrupalı için. Napolyon. Renan, Flaubert,H.A.R Gibb, E.William Lane, Raymound Schwab, Johann Fück, Max Müler,George Eliot, Chateaubriand, E.S.Shaffer, Burton, Alphonso De Lemartine, Campollion,Edgar Quinet, Nerval, ve daha sayamayacağımız niceleri , her biri kendine ait siyasi,dini ya da lengüistik alanda faaliyetlerini sürdürseler de tek ortak noktaları vardı. “Doğuyu Tanımak” ve hayal dünyalarında yarattıkları sanal gerçeğin asıl gerçekle karşılaşmasından doğan müthiş yıkılışı asla milletlerine götürmemek.

İngiliz başbakanı Balfour kendi kabinesinde 1910 yılında yaptığı konuşmada. “Doğu ırklarının yönetilmesi ancak batılılar tarafından mümkün olabilir. Bu bizim onlardan ırki ve medeniyetsel üstünlüğümüzden değil onları tüm yönleriyle tanımamızdan dolayıdır.”diyordu.

Yani oryantalist mantığın sade bir izdüşümü. “Biliyor ve tanıyorsak yönetmeye hakkımız vardır.” Bu tema Cromer tarafından da işlenmiş ve “Kulluğa layık ırklar” prensibi doğmuştu. Hepsinin beslendiği nokta oryantalizmdi.

III. Oryantalistin Doğu’su

Enerji ve inisiyatiften yoksun, saf, durağan, tembel ve yalaka. Irkçı Renan’ın Doğulu portresi bu kelimelerle çiziliyor. Meriç’in belirttiği gibi, kültür daireleri arasındaki kapanmaz uçurumlar nereden baksanız kendisini gösteriyor.

Oryantalizm sadece sömürgecilik kurallarını haklı çıkarmakla kalmaz askeri işgallerden önce onu yasallaştırır. Çünkü her Avrupalı zihniyeti Sömürü ve oryantalizmi eş görevli iki makine olarak kullanmıştır. Oryantalizm bilgi verir siyaset bilgi gereğini uygular.

Üstelik Batı’da hiçbir siyasi irade oryantalist faaliyetlere maddi destek vermekten geri kalmamıştır. Modern anlamda 18 yy da başlayan oryantalist bilim araştırmaları için bir takım dernekler kurulmuş (Societe Asiatique, Royal Asiatique Societe, American Oriental Societe vb) siyasi irade de maddi desteklerini bu vakıflar aracılığıyla yapmıştır. Planlı ve disiplinli bir işgal.

Avrupalı için doğulu bir insandan ziyade bir yaratıktır. Hint ve Çin Hindi bölgesinin 18.yüzyıldan itibaren sistematik olarak sömürgeleştirilmesi ( adam edilmesi) ile özellikle İngilizler arasında Hintlilere karşı bir sempati baş gösterir. Hiçbir zaman bir oryantalist Uzak doğuludan, İslam doğulu(Ortadoğu) kadar nefret etmez. Oryantalist disiplin içinde her coğrafya ayrıdır İslam coğrafyası ayrı.

Ötekileştirme ve Batı’yı Doğu’dan üstün tutma çabası ürünü olan oryantalizmin İslam tarifleri de aynıdır. “Muhammed bir yalancıdır. İslam Hıristiyanlığın bir şeklidir.”Evet bu düşünce genel bir kanıdır. Raymond Schwab’ın “Doğu Rönesansı” kitabında ya da Dante’nin “ilahi Komedya” sında. Bu konuya ileride değineceğiz.
Bir Batılı için Doğu tüm hal ve şekilleriyle çekilmez durağan ve itaate hazır köleler coğrafyasıdır. İslam orduları Suriye üzerine ulaştıklarında bu bölgede yaşayan Hıristiyan halk bu yeni inancın Hıristiyanlığın bir protesto kolu zannediyorlardı. Bu durum nesillere aktarılmış bunca inceleme ve telife rağmen bu inanç geçerliliğini korumuştur. Bugün dahi İslam dinini “Din” kategorine sokmayan Hıristiyan inancının temelinde ve özünde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Elbette bu bir ‘sanı’ dır. G.Kieman’ın konuyla ilgili “Avrupa’nın Doğu hakkında kolektif rüyası” betimlemesi sanırım en güzel tarif.

Hugo, Goethe, Flaubert, Lemartine, Eliot gibi oryantalizmin edebi kanadında ya da Jean Auguste Dominique gibi oryantalist ressamlarda da durum ince tespitler ve romantik birkaç tolerans dışında aynıdır.

Oryantalizmin bir bilim olarak insanlık (?) tarihine katkıları da vardır. Hiyeroglif’in çözülmesi, İbranice, Arapça başta olmak üzere Sanskrit dillerinden yapılan muazzam çeviriler, yapılan arkeolojik çalışmalar vb.
Fakat bu ve buna benzer birçok çalışma ideolojinin hizmetine verilmiştir. Çünkü aynı zamanda yapılan bu çalışmalar bir gerçeği ortaya çıkaracaktı: Doğu’nun tüm departmanlarıyla Batı’dan üstün bir medeniyet tünelinden geldiği.

Oryantalizm gerekli etütleri için farklı coğrafi bilgelere ayrılır. Mısır tek başına bir bölgedir mesela. İngilizler burayı Doğu’ya açılan bir kapı olarak görürler. İslam coğrafyası( Suriye, Irak, Arabistan yarımadası ve İslam Afrikası) Hint, Anadolu ve Avrupalıların Uzak Doğu dedikleri bölge.

Bu ayrımın sebebi doğu bilimlerinin tek bir coğrafya üzerinden yürütülmesinin zorluğu değil. Parça parça inceleme, Doğuluları Doğululaştırma ve son aşama olarak sömürge yapmaktır.” diyor Harbelot.

III. Oryantalist Bakış Açısıyla İslam.

Oryantalizm İslam konusunda onun daima bir tahrik konusu olduğuna inanmıştır. Bu yüzden onun karşısına judeo-Helenistik bir kültür çıkararak onunla mücadele etmekten çekinmez.

İslam medeniyeti ve askeri gücüyle Avrupa’nın hemen yanı başındadır. Üstelik İslam devletleri İncil’de adı geçen Hıristiyanlıkça kutsal kabul edilen bir coğrafyada hüküm sürmektedirler. Kurulan medeniyetler, zenginlik, İbranice ve Arapçanın batı dillerine oranla çok daha eski ve zengin oluşu bu coğrafyanın özellikle de İslam’ın çok büyük bir tehlike olarak görülmesine yol açmıştır.

Samuel Chew’in Klasik oryantalist etüdü “The Crescent and The Rose” (Hilal ve Gül) bu bakış açısını çok iyi yansıtan bir yapıttır.

Klasik Hıristiyan kültür bilhassa 16. yy dan itibaren “Osmanlı Belası” yüzünden yoğun bir İslam karşıtlığına sapmıştır. Hz. İsa ve Hz. Meryem’e İslam coğrafyasında gösterilen derin saygı, tek ve ortak bir tanrıya inanç, yoğun ticari ilişkiler gibi birleştirici nedenler dışında haçlı saferlerinin yıkıcı kutuplaşması düşmanlığı daha da körükleyen tarihi unsurlardır.

“İslam için kullanılan “Muhammedî” kelimesi çoğu zaman “yalancı” kelimesiyle birlikte kullanılmıştır”.(D.Norman, İslam and the West)

Yine ünlü oryantalistlerden Herbelot, “Bibliotheque Orientale “ adlı eserin İslam başlıklı bölümünde genel oryantalist bakışı şöyle sergiliyor.

“Yalancı Muhammed, din adını alan bir kâfirliğin yaratıcısı ve yayıcısıdır. Peşinden gelenlere Muhammedi diyoruz”

Yine Dante İlahi Komedi’de “Maometto” cehenneminin 9 halkasını gezerken 8.sinde Hz. Muhammed’e rastlar. O, skandal ve bölücülük tohumları ekenlerin cehennemindedir.

Benzeri örneklerle genel bakış açısını zenginleştirmek mümkün fakat tahammül mülkünü fazla viran etmeden sahayı değiştirelim.

IV. Değişmez Gerçek

Yazının en başında isimlerini zikrettiğimiz oryantalistlere Humboldt, Burnouf,Remusat,Palmer, Lord Byron, Pierre Loti,T.E.Lawrence,Walter Scott gibi isimleri de eklesek oryantalizmin gerçek niyeti ve kullanım amaçları hakkında vereceğimiz hükümlere bir şeyler eklemek zor.

Hugo’nun “Doğulular” ı da Lady Montegu’nün notları da aynı özle yazılmış. Hazımsızlık.

Üstelik genelleme ve ütopyalar Sait-Simon’dan A.Comte’ye kadar birçok bayrak isimde(?) kendini gösteriyor. Batılının Doğu’ya dair salt Doğu olması nedeniyle asla bir sempatisi de yok. Dil uzmanları ve arkeologlar arasında küçük bir zümre dışında( arkeolojik eserleri çalan veya kendi ülkesine kaçıranlar hariç) genel bir mesleki sevgi ve hayranlıktan söz edilse de bakış açısı genel olarak aynı. Batılı her zaman batılıdır. O hareket eder. Doğu durur. O, batılı gözlüklerini hiçbir zaman yanından ayırmaz.

Nerval : “Bir Avrupalı için lotus büyülü bir esrar perdesidir. Benim içinse sadece bir baş soğan.” derken bile kendisinin farkında olduğu şeyleri adı geçen esrar perdesini dağıtmamak adına kimseyle paylaşmıyordu. O,” Biz insanlara gördüklerimizi değil görmek istediklerini anlatmak durumundayız.”(Michelet) yollu düşüncesin bir temsilcisiydi.

Kimi zaman işgallere, kimi zaman isyanlara, temelde bilmeye ve bilgiyi güç olarak kullanmaya hassasiyetle önem veren oryantalizmin bir başka misyonu da kamplara ayırmaktı. Mısır ve Hint’in Avrupa’ya ne denli sempatik geldiğini fakat İslam coğrafyasının antipatik oluşunu vurgulamıştım. Orta, yakın ve uzak doğu gibi bölgesel ayrım ve isimlendirme hareketi oryantalizmin de keşif kolunu yaptığı savaşın birer parçası.
Bu kamplaşma kendisi oryantalist olmadığı halde bu alanda sağlanan bilgilerle( tüm kıta Avrupa’sının birikimleri) çıkarımlarda bulunan Karl Marx’da da kendini ATÜT ile gösteriyor.

V. Sonuç ve Bir Fıkra

Oryantal-Mithosçu batı kafasına göre Doğu keşfedilmeyi bekleyen bir sömürge arazisi. Doğulu hiçbir zaman uygar olamaz. Bilhassa 18. asırdan itibaren Fransız ve İngiliz sömürü hareketi oryantalizmin de yol haritasını da çiziyor.

İşbirlikçi ve peşkeşçi olduğunuz da sorun olmuyor kabul görüyorsunuz. Avrupalı, bir batı dili bilen doğuluyu görünce bir papağanın konuştuğuna şahit olan Crouse’nin şaşkınlığına bürünüyor.

Taradığım kaynaklardan yola çıkarak diyebiliyorum ki bir Avrupalı için doğu için hüküm vermek dünyanın en basit işidir. “ Biri Öyleyse Hepsi Öyledir.”

Sokaklarında insanların asıldığı, zenginliklerin baş döndürdüğü, parlak kumaşın yakıcı güneşin, baharatın, tadın, kanlı canlı hatunların her türlü fanteziye açık olduğu bir medeniyettir doğu.

Ya biz? Biz de yok mu oryantalizmle aynı minderde kapıştıracağımız bir pehlivanımız?

Oksidentalizm ve antisemitizm dışında sistemli bir tanıma fikri mücadele sisteminden söz edilemez. Bireysel teşebbüsler ise daha çok hayranlıkların (Jön-Türk) tekelinde. Çoğu güdümlü olarak gidiyor ve gidilmeden söylenecekleri söylüyor. Batı hakkında detaylı ve sistemli bir düşünce tarihinden söz edebiliriz ancak “tanıma amaçlı” teşebbüslerden asla. Halil İnalcık hoca bunun gereksizliğinden de bahsetmiş. Haklıdır. Bir fıkrayla bu hem bu görüş desteklensin hem yazım bitsin istedim.

“Öğretmeni bir öğrenciden nefret ediyormuş. Bir gün öğrenciyi arkadaşlarının yanında küçük düşürmek için ona şöyle bir soru sormuş:
— Yavrum, yolda iki çuval buldun. Birinin içinde para diğerinin içinde akıl var. Hangisini alırsın?
(Çocuk düşünmeden)
— Parayı.
(Öğretmen gülerek)
—Yaa, işte aramızdaki fark bu. Benim için akıl paradan kat kat üstündür. Bu yüzden senden üstünüm. Demiş
(Çocuk gayet sakin bir ses tonuyla)
—Doğrudur hocam. Kimde ne eksikse o, onu alır.

Serkan SERDAR



Kaynaklar

Said, Edward “Oryantalizm” , İrfan Yayıncılık, 1988 İstanbul
Said, Edward “Kültür ve Emperyalizm”, Hil Yayıncılık 1995 İstanbul
Meriç, Cemil “Saint-Simon İlk Sosyalist, İlk Sosyolog”, İletişim Yay. 2004 İst.
Meriç, Cemil “Umrandan Uygarlığa”, İletişim Yay.2004 ist.
İnalcık, Halil “Doğu-Batı Makaleler 1” , Doğu Batı Yay.2005 ist.
Lewis, Bernard “Ortadoğu”, Arkadaş yay.Ankara 2006
Loti, Piere “Can çekişen Türkiye”,Elips yay.2004
Bacon, Francis “Denemeler”,yky yay.2000. İst.
Goethe, J.W “Doğu-Batı Divanı”, iyiadam yay. 2000
Dante, Alighieri “İlahi Komedi”, Oğlak yay. İst.2001
Flaubert, Gustave “Salambo”,Litaratür yay. 2003 ist.
Chateaubriand “Paris, İstanbul, Kudüs, Bir Seyyahın Anıları”, İlkbiz yay 2005 ist.
Chew, Samuel “The Crescent and The Rose” Cambridge pss, 1976 England
Lewis, Reina “Oryantalizmi Yeniden Düşünmek” Kapı Yay. 2006
Bacınoğlu, Tamer “Modern Alman Oryantalizmi” , Asam Yay. 2003 ist.
Turner, Brain “Oryantalizm,Postmodernizm,Globalizm”, Anka Yay.2002
Yavuz, Hilmi “ Modernleşme, Oryantalizm ve İslam”