Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Krizdeki oryantalizm

 

                                                                       Krizdeki oryantalizm

 

 Kitap üç yazarın makalelerinin toplamından oluşmuştur. Birinci yazar (Enver Abdülmelik ) oryantalizme sol ideoloji açıdan yaklaşıp, Rus  kökenli oryantalistleri överken, A.L. Tibawi sonraki iki makalede ( İngilizce konuşan) oryantalistler bağlamında derinlemesine tahlil etmekte son yazar Hamid Algar ise çok kısa ama harika bir özetle kitabı sonlandırmaktadır. 

                                                                      Krizdeki oryantalizm

 1963 yılında yazılan makalede 1245 yılında Viyana Konsülü ile oryantalizmin başlamış ama bu çalışmanın temelinin doğruluk ve objektiflik temeline dayanmamıştır. ( s. 8-9) 1912 tarihinde 12. oryantalist kongrenin yapılmış o günden itibaren ( 1963 yılına dek ) yalnızca dört kongrenin düzenlenmiştir. M Guidi, W. Jeager gibi oryantalistler kendi amaçlarını " yabancı (İslam) kültürünü tanıtmak, bilimekatkıda bulunmak değil, helen- Yunan kültürünün oluşumunda zemin  teşkil eden doğunun tesirlerini ortaya çıkarmaktır." derken asıl amaçlarının merkezini bilim değil, Yunan  kültürünün olduğunu ifade ederler ( s 10) Onlara göre "tarih yunanlılarla başlar." ( M. Guidi, Trois de L'Institut de phlilogie et d'histoire orientales, s. 171) Onlara göre her şey batı ile başlar ve biter ve 'hala daha da Avrupa hegemonyasındaki bir dünyada yaşamaktayız ' (s. 12) Bir grup oryantaliste ise Avrupa tarafından işgal edilen hakların bilinçlerine Avrupalı güçlere köle olmalarının kuvvetlice işlenmesi görevi verilmiştir. ( s. 13) " Doğu  hakkındaki araştırmalar İtalya'nın sömürgeci yayılım politikalarının en değerli yardımcısı değil midir?" (A. cabaton, L'orientalisme musulman et L'Italie moderne, III/ 24)

 

Geleneksel oryantalizmin doğu tasavvuru: Doğu halkı kendi hakkında karar veremezler ve pasiftirler. Bu yaklaşımda ırkçı bir yaklaşım vardır. Oryantalist mantık için insan  denince antik çağdan itibaren günümüze dek avrupa insanı anlaşılır. Geri kalanlar özne değil, incelenmesi gereken nesneler bütünüdürler. (s.15) Oryantalistler işgal başta çeşitli nedenlerle tüm islam alemindeki 140.000'den fazla el yazması kitabı ( İngiltere, Fransa, ABD en başta ) kendi ülkelerine taşımışlardır (s.18)

Doğu aleminden uyanış başladığı halde geleneksel oryantalizm, bilimsel araştırmalarda bu ilerlemeye ayak uyduramamıştır. (s.20) Bundan sonra yazar yeni oryantalist akımı ikiye ayırır: Sömürgeci avrupa ve amerikanın bakış açısı ve devrim hareketleri ile paralel hareket eden sosyalist devletlerin doğuya bakış açısı. Yazar sömürgeci oryantalizmi ırkçı, siyonist, subjektif, haçlı ruhuna sahip olarak nitelerken, sosyalist bloktaki oryantalizmin 1957 Taşkent I. Sovyet oryantalistleri kongresi başladığını, " sovyet oryantalsitlerin doğu halklarının devrimci hareketlerini desteklediğini" ( B. G. Gafurov, ) belirtir. ( s. 37- 43)

Görüldüğü gibi - her ne kadar yazar iki görüşü ayırsa ve kendi ideolojisi doğrultusunda sovyet oryantalistlerinin tarafında yer alsada- avrupalı da olsa ovyet kökenli de olsa her iki oryantalist bakış açısı da kendi ideolojileri doğrultusunda oryantalistleri kullanmaktadırlar.

                                                             İngilizce konuşan oryantalistler I

ilki 1964 yılında diğeri 1979 yılında yazılan iki makaleden oluşan bölümün yazarı A. L. Tibawi, konu hakkında engin bilgi birikimi sahibi olduğunu yazdıkları ile ispatlamış biridir. 

Batının doğu incelemelerinde akademik bir gayeye rastlamak neredyse imkansızdır. İslam'a yönelik düşmanca yaklaşım önce Kuran hakkındaki görüşlerinde kendisini gösterir. İslam ise 2 Şeytanın işi, Kuran saçmalıklar, anlamsız yazılar bütünü, İslam peygamberi ise yalancı, sahtekar, deccal'dir. Müslümanların tümü ise insani özelliklere uzak vahşi-barbar güruhu idiler. (s.50) Tabii bu yaklaşımın haçlı seferlerinden günümüze dek Hıristiyan alemindeki etkisinin derecesini tahmin etmek zor değildir. Zamanla savaş ile alt edilemeyen bu 'dinsizler' Hıristiyan yapılmaları için ( H. Rashdall, The Universities of Europe in The Middle Ages, II/30, 8182,96. Burada yazar açıkça amacın "bilim değil, salt misyonerlik olduğunu" ifade der, s. 30) Arapça başta Avrupa da eğitime başlanır. Onların dini araştırılmalıdır ki 'eksik- kusurları' gün yüzüne çıkarılabilsin. Bu amaçla Başta Kuran tercümesine başlanır ki ilk tercüme eden de, İslam karşıtı azılı bir polemikçi peder idi.  ( E.Dermenghem, la vie de Mahomet, s. 136 ) Yine mesela cambridge üniversitesinin kurucusuna gönderilen mektupta ( 9 Mayıs 1636 ) Amacın bilim değil, ticari, misyonerlik olduğu açıkça belirtilir ( A. J. Arberry, The cabridge School of Arabic, s. 8 ) Yazar daha sonra Arap, fars veya Türk yeni nesil islam uzmanlarının laik eğitimin de etkisi ile oryantalistlerin habercileri görevini gördüğünü ileri sürer. (s.53)

Oryantalistler doğuya aitmetinleri hazırlayıp yayınlamada gösterdikleri özeni akademik araştırma ve incelemelerde göstermezler (s. 55) İslam hakkında yazılan eserlerin göz kamaştırıcı dipnotlarına ve gösterişli kaynaklarını detaylı inceleyeince irkitici derecede ya çok az ya da hiç bir somut delile dayanmayan spekülasyon, tahmin ve kolayca mahkum eden değerlerndirmelere rastlamak işten bile değildir. (s. 57) Oryantalistler İslam ile mücadele dürtüsü veya misyonerlik çgüdüsü ile görev yaparlar ve eserleri diplomat, misyoner ve işadamlarını eğitmeye yarar. (s. 58) İslam'a göre Hz muhammed önceki mesajları onaylayan ve mükemmelleştiren bir mesaj ile gelmiş iken oryantalistler Kuran'ı Hz peygamberin bir derlemesi olarak ele alır ve değerlendirirler ve bu iddia " katıksız tekrar ile, birbirlerinden alıntı yaparak sanki gerçekmiş mertebesine yükselen" bir görüş haline gelir. (s. 60) Oryantalistler artniyetlerini bırakıp bu ithamları ile İslam aleminin hissiyatını rencide ettiklerinin farkında olmalıdırlar. Halbuki ünlü biroryantalistin kelimeleri ile hala aynı görüş bütün inat ile ileri sürülmektedir. " islam menşeini- kaynağını - kabul etmelidir." ( W. Montgomery Watt, ıslam and Integration of Society, s. 263) Aynı görüşü ünlü ve katıssız islam düşmanı oryantalist b. lewis'te ileri sürer ( The Arabs in History, s. 39)  A. Guillaume ise "Kuran'ın müstekreh bir içeriğe sahip olduğunu "  ( Islam, s.192-196) Yine eski bir misyoner olan J. N. D. Anderson'da Kuran'ın yahudi kaynaklarından devşirildiğini ( The World's Religion, s.82) ileri sürerler. Oryantalistlerce günümüzdeoluşturulan imaj, ortaçağdan kalma imajın devamı niteliğindedir. (s. 66) Oryantalistler İslam ile diğer - kendi inandıkları - dinleri mukayese ederken polemikten uzak, siyaset-misyonerlik-ticaret amacını gütmeyen, akademik bakış açısına sahip olamlı ve karşılıklı saygı öçerçevesinde olayları değerlerdirmelidir. Önceden verilen peşin hükümlere sonradan delil aramaya dönük, tahrif edilmiş kaynaklar, şaz-ehad haberler ile dolu değerlendirmeler asla iyi inyetli ve doğryu bulmaya yönelik çalışmalar olarak kabul edilemezler. Bir din kendi terimleri ve onu çerçeveleyen şartlarla beraber, kendi yerli sistemi içinde değerlendirilmelidir. Eğer amaç tanımak, bilmek, akademik çalışmak ise tabii.

Oryantalistlerin yaklaşım tarzı kötü niyet, İslam’da noksan ve kusur arama karışımıdır. Ayrıca oryantalistler İslam’da reform önerilerinde bulunmaktadırlar. Oryantalistler ve özellikle de Protestan olanlar İslam’ı Hıristiyanlığa yaklaştırmaya çalışmaktadırlar. (s. 75 )

İslam iki ana bölümden oluşur. İtikat- iman esasları – ve şeriat – fıkıh – İslam’ın iman esaslarında asla değişime tabi tutulacak bir husus yoktur. İkincisi ise kısmen vahiy ve kısmen de insan aklının ürününün bileşkesidir; örfi- yerel hukuk- sivil anayasa ile irtibatlıdır. (s. 76) İslam hukukunda içki-kumarın yasak olması, faizin yasak iken alış veriş- kârın onaylanması, istişare, adalet, işin ehline verilmesi gibi kavramlar Kuran’ın değişmez kavramlarını oluşturur.

Oryantalist akademisyenler İslam söz konusu olduğunda oldukça cüretkar, emredici- amir konumundadırlar. Geleceğe dair reçete onların elindedir ve onlar gelecek hakkında kehanetlerde bulunma hakkını kendilerinde görürler. Halbuki bir oryantalistin de kendi dini için söylediği gibi ( P. Ferris, The Church of England, s. 10: “Kiliseye dair bir soru soran yabancı, içinde olmadıkça onu anlayamaz.” ) hiçbir dinî sistemin dışındakiler, içeridenmiş gibi o sistemi kavrayış tecrübesinin ruh ve önemini kavrayamazlar. (s. 78)

Yazar A. L. Tibawi, daha sonra tanıdığı bir yazardan anı aktarır: Bu yazar, ‘ öyle oryantalistler tanıyorum ki İslami bir mesele hakkında bir soru sorulduğunda kendilerinin Müslüman bir akademisyenden daha fazla bilgiye sahip olduğunu ileri sürerler. Halbuki çok yetersiz bir altyapıya ve olaylara sadece bir açıdan bakan bir bakış açısına sahiptirler. (s.79 )

                                                                         Reformistler

Reform fikirleri İslam toprakları Hıristiyan siyasi-askeri hakimiyet altına girince gündeme girmeye başlayan bir kavramdır. Bu reform taleplerinin kökenini ise yabancıların menfaatleri oluşturur. Yabancı reformistler kadar yerli reformistler de halk nazarında fazla itibar görmemişlerdir. Zaten yerli reformistleri daha çok ‘reaksiyoner’ olarak nitelemek mümkündür. İslam âleminde Muhammed Abduh gibi uzlaşma zeminindeki yazarlar dışında ne wehhabilerin aşırılığı ne de Hint kökenli Müslümanların liberalliği Müslüman alemince önem arz etmiştir. Halk nezdinde itibar görecek değişimin temelini yabancı denetim- önerilerden uzak ve bağımsız bir yerli girişim oluşturmalı ve İslam’ın köklerine uygun, eğitimli Ortodoks otoritelerce kabul edilebilir olmalıdır. (s. 80)

Yoksa Hıristiyan bir ilahiyatçının ileri sürme yetkisini kendinde gördüğü şu cümleler gibi savruk görüşler yüzyıllardır ileri sürülebilmektedir:” İslam ya ruhu ile değişime onay vermeli ya da ilgi ve alakasını hayattan koparmalıdır.” ( K. Cragg, The Call of the Minaret, s. 17)

Reform çağrısı yapan oryantalistler üstten bakan bir tarzda ve çok kapalı görüşler ileri sürerek konuyu gündeme getirirler. Mesela Kuran’ı ‘ Bir çeşit hafif şiir’ (A. S. Tritton, Islam, s. 16 ) olarak gören yazar, Muhammed Abduh için ise “ O, İslam’da bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmiş olan, ancak yine de ona imanını sürdüren kimselerin lideri olmuştu.” Diyebilmiştir. Bu oryantalist yazar yukarıdaki cümlesinin ilk bölümünden o kadar emindir ki Müslümanlar için artık tek bir yol açık kalmıştır: İnançlarında kesin olarak vazgeçmek. ( Hıristiyan bu yazar, aslında kendi dininin tabi tutulduğu reform bombardımanının acısını, bu tür bir saldırıya gerek duyulmayan İslam dinine saldırarak çıkarmaya çalışmaktadır adeta.) Bu yazarın İslami ilimlere olan vukufiyeti kadar iyi niyeti de tabii ki sorgulanmalıdır. Muhammed Abduh’a göre ise sorun Müslümanlar da idi, islam’da değil. İslam değil, Müslümanlar ıslah olmalı, kendilerini dinlerine uygun reforme etmeli idiler. (s. 83)  Benzer tür bir soru G.E. Gruenbaum tarafında da sorulur ( Islam and West, s. 27. “İslami mesajın ilerlemesine yol açan yoksa ortaçağ ilahiyatçılarımı idi ?” )

Müslümanlar için reform (Islah) ya islam’ın katıksız özüne doğru ‘restorasyonu’ ya da Müslümanların pratikte özde olmayan ilaveleri temizlemesi anlamına gelir. (s. 115)

Oryantalistler İslam kadar onu kendilerine karşı savunmaya çalışanları da küçümser bir bakış açısı ile bakarlar. “Müdafii” kelimesi onların nazarında aşağılayıcı bir sözcüktür.

Modern zamanlarda batı valemi İslam’ı askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda tahammülü imkânsız derecede küçümser ve zayıflatırken, savunma araçları sınırlı hatta nerde ise hiç mevcut değildi. Geriye savunmadan başka bir şey kalmamıştı.

Kabalıkları nezaketsizlikleri, hakaretleri, çarpıtarak ve yanıltıcı bir şeklide anlatımları dinlemek, okumak zorunda olan bir Müslüman’ın hissiyatı için “hakarete uğramış” tabirini kullanmak hiç de abartılı bir ifade addedilmemelidir. Aşırılıklar karşı aşırılıkları tahrik eder.; eğitimli ve kültürlü insanlar tarafından yazıldığında bile Müslüman tepkilerinde ara sıra vuku bulan müsamahasızlığın sebebi budur. ( Muhammed el-Behiy, El- mübaşirun ( El-Ezher pres, tarihsiz) Ayrıca bkz, Al-Islam, s. 129 )

Müslüman öğrenciler son iki nesildir doğudaki ve batıdaki laik kurumların mahsulüdür. Mesela Kuran’ın peygamber tarafında yazıldığını ve onun altyapısının da Yahudi ve Hıristiyan kaynaklardan devşirilerek oluşturulduğuna inanan ve bu inançlarını bu konuda altyapı eğitimi almayan Msülüman öğrencilerine öğreten oryantalistler sadece akademik bir görev yerine getirmemekte aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk ta üstlenmektedir.Çünkü bu eğitim o öğrencinin inancını sarsabilecektir. (s. 87)

Peki bu oryantalist iddialara tek bir deneme ile cevap vermek, bir defada tüm iddialara cevap vermem mümkün müdür, bu sadece boş bir düşünce olur. (s. 91)

Yaklaşık bin yıllık bir süre ve binlerce oryantalistin milyonlarca dolarlık teşvik ve dünyanın dört bir tarafında dağılan organizasyonları ile bir veya birkaç kişinin, bir iki denemede tüm iddialarına cevap verilebileceği düşüncesi çok hayalperest bir yaklaşım olur. Yönetim, denetim, cevap kurulları ve akademik her daldan destek grupları ile yıllara dağılan planlı bir çalışma ancak bu ithamlara cevap vermede bir aşama olarak kabul edilebilir. Bu konuda “ Oryantalizm ve medeniyetler hesaplaşması” adlı yazıya bakılabilir.

Oryantalistlere göre İslam barıdaki gibi bir reforma tabi tutulmalıdır. Bu konuda batıda üniversite konferans salonlarından akademik yayınlara dek ‘haçlı seferlerini ’ andıran bir çalışmalar zincirinin olduğunun altını çizelim. (s. 96) Bunu ünlü oryantalistlerden G. E. Philips, The Religion of the World, s. 113’te de itiraf eder: Haçlı seferleri zamanındaki hissiyatın bir kısmı bugün bile varlığını sürdürmektedir.”  General Allenby, Kudüs’ü işgal ettiğinde ( 9 Şubat 1917) şunu söylemiştir: “Haçlı seferleri bugün sona erdi.”  (s. 97)

29 Ocak 1952 yılında The Times gazetesine yazı yazan A. Guillaume, Mısır’ın İngiltere’nin verdiği sözleri tutmaması üzerine kendileri ile olan anlaşmayı reddetmesinin Kuran’a ters olduğunu ileri sürmüş, “ Böyle bir davranış, kendilerinin dünyanın saygı göstermesini istedikleri dine, ancak itibar kaybettirir."  (s. 99)

Oryantalistler yeni yeni batılı devletlerin vesayetinden kurtulmaya başlayan devletleri de boş bırakmamış, onlara öfke dolu yorumlar ile komünist olabilecekleri korkusu veya İsrail’in geleceği hakkındaki şüpheleri, petrol ve Müslüman halkın maddi manevi yükselişlerine kızgınlık duymakta idiler. ( s. 100 )

Oryantalistlerin İslam Ülkerleri hakkındaki öngörülerinin de hiç biri gerçekleşmemiştir. Mesela, A. J. P. Taylor,  ( The Trouble Makers, s. 46): Sosyalizmin orta doğuda giderek zemin kazanacak olan bir felsefe olduğunu ileri sürer. J. C. Hurewitz ise ( The Minorities in the Political Process), İsrail’deki Arapların bu yeni yaşam tarzını ya kabul edeceklerini ya da ikinci sınıf vatandaş olarak kalma durumuyla karlılaşacaklarını ifade eder. ( s. 102 )

Arap baharı ve Filistin direnişini hesaba katamayan oryantalistlerin tarafgirliğine bir başka örnek ise, akademik unvanlarının arkasına saklanan bir oryantalist ( B. Halpern, The Idea of Jewish State) ise Arap ülkelerinden daha fazla kendilerine yakın buldukları İsrail’in bir Arap köyündeki kadın-erkek-çocukları katletmesini, “ zapdetme” kavramı ile ifade eder. ( s. 103 ) Başka oryantalistler ise SSCB’ye karşı ABD’yi Araplara yaklaşmaya çağırmaktadır. ( G. Kirk, A Short History of the Middle East, s. 304, E. Kedourie, England and of the Middle East)

Oryantalistler İslam’ı Hıristiyan tabir ve ifadelerle anlamaya çalışmaktadırlar. ( s. 101 )

Oryantalizm başarısız olmuştur.(s.106) Uzmanlarla beraber çalışmamalarının ve eğitimlerinin yetersizliği, akademik mantıktan uzak ve önyargılı olmaları bunun temel etkenleridir.

                                                                  İngilizce konuşan oryantalistler II

Haçlı seferlerinden itibaren fazla bir şey değişmemiştir. Kâfirlerle savaş yerine onlara İncil okutma  - misyonerlik – kavramı gündeme gelmiş, Arapça çalışmaları başlamış, içine ticari ve emperyalist amaçta eklenmiştir. Eğitimleri büyük ölçüde İncil üzerine olan oryantalistlerin çoğu spekülasyon ve tahmine dayalı olup, büyük ölçüde , “ İslam ne olmalı?” türünden önceden tasarlanmış fikirlerden oluşan ve aldatıcı paralellikler üzerine kurulu çıkarımlarla ortaya çıkmışlardır. ( s. 112 )

Oryantalistler ne akademik işbirliğini kabul etmişler ne de insani ilişkileri geliştirmeye yanaşmışlardır. Çatışmayı maskeli bir şekilde devam ettirmektedirler.( s. 113 ) Zamanımızda hala Kuran’ın Hıristiyanlığın çarpık bir yorumu olduğu ve Kuran’ı yazan kişi olan Muhammed’in İncil- Tevrattan alıntılar yaptığı iddiaları devam etmektedir.

Yahudi ve Katolik oryantalistler yerini nerdeyse tümüyle Protestan ( ABD, İngiliz) oryantalistlere bırakmıştır. ( s. 114 )

Batı İslam düşmanlığını başka etiketler altında devam ettirmektedir. (s. 117 ) Eski nefret ruhu hala akademik etiketler altında, eski önyargıları diriltme ve modern akademik destek altında sürmektedir. (s.118, 124 ) Yazar A. L. Tibawi ise tüm bu eskilerin tekrarını ve yeni oryantalistlerin araştırmadan uzak bu tavırlarını “ geviş getirmekten memnun “ olmakla ifade etmekte (s. 144 ) ve “had safhada taraflı “ olmakla itham etmektedir. (s. 145 )

Genç bir oryantalist olan M.uhammed Kürd Ali ( el- Islam vel hadaratül- Arabiyye, I/ Giriş) oryantalistlerin tarafkı ortaçağ polemikçilerinin etkisi altında yazmaya devam ettiğini, analizlerinde güçlü ırkî, dinî ve siyas^’i motiflerden kendilerini kurtaramadıklarını ifade ediyor ve oryantalistleri batılı devletlerin siyasi aletleri olmakla suçlamaktadır: oryantalistlerin bazıları oryantalizmi diğer amaçlar için bir araç olarak kullanan vaizler, misyonerler ya da casuslar olan bunların çoğunun, bizim çıkarlarımıza karşıt siyasi amaçlara sahip olduğunu biliyorum.” Müslüman Arap akademisyen Abbas Mahmud el-Akkad ise ( hakaikul İslam, s. 178) “Hıristiyan misyonerlere İslam’ın profesyonel, oryantalistlere ise profesyonel olmayan düşmanları olarak göndermede bulunur. (s. 141 )

Günümüzde Yahudi ve Hıristiyan oryantalistlerin eserleri hem Müslüman olmayanları yanlış yönlendirme görevini ifa etmektedir hem de Müslüman öğrencilerin inançlarına meydan okumaktadır. (s. 119 )   W. Montgomery Watt, Kenneth Cragg, C. E. Bosworth, J. D. Latham, Patricia Crone, R. B. Serjeant, Bernard Lewis gibi oryantalistler klasik Kuran’ın Yahudi- Hıristiyan öğretilerinden derlendiği iddiasını tekrarlarken aslında ortacağ polemiğinin günümüz uzantısını temsil etmektedirler. Tabii ki birbirini tekrarlayan ve birbirinden alıntılarla yapılan iddialarda bilimsel kılıf seviyesine ulaşabilmektedir. Çok bilinen fikirleri uyarlama, tekrarlama ya da benimseme şeklinde özetlenebilecek bu yaklaşım bir Arap şairinin şu mısralarını hatırlatmaktadır:” biz yalnızca ödünç alınan şeyleri ya da daha önce telaffuz ettiğimiz sözcükleri konuşuyoruz.” (s. 128 )

Mesela Bernard Lewis ( The Arabs History, s. 2,11) iddiasını gündeme taşırken kullandığı ifade çok ilginçtir: Muhammed bilgileri ‘Muhtemelen’ eski ahid tefsirleri ve Yahudi- Hıristiyan tüccarlardan derlemiştir. Evet, ‘ihtimal’ üzerine kurgulanan ve yaklaşık bin yıldır tekrarlanan bu iddiaya cevaplar sitemizde bulunmaktadır ( ………. ) P. M. Holt ( The Cambridge History of Islam, I/XI) ise Hıristiyanlık ve Yahudiliğin İslam’dan “daha gelişmiş” olduğunu ileri sürer.  (s. 122 ) Tabii hiçbir önyargı mükâfatsız kalmamakta mesela yukarıda adı geçen ve aynı zamanda özel Jesus (İsa) Koleji üyesi de olan bayan yazar P. Crone Oxford’a İslam tarihi okutmanı olarak atanabilmektedir. (s. 124 )

İslam’da reformu savunan gayri Müslimlerin tümünün, onun fiilen laikleştirilmesini kastettiklerini gözlemlemek çok tuhaftır. (s. 127 )

Oryantalistlerce yazılan ( The Encyclopedia of Islam ) ve Türkçeye de tercüme edilen İslam ansiklopedisindeki bir çok hata İslam aleminden gelen uyarılara rağmen ikinci baskısında da aynen tekrar ettirilmiştir. (s. 135 )

Oryantalistler Avrupa merkezcidirler. İsrail’i savunurlar, kin ve önyargı üzerine yazılarını yoğunlaştırmışlardır, sömürgeci ülkelere yardımcı olurlar, aralarında Arapları seven yoktur çünkü Arap kavramı ile Müslüman kavramını eşdeğer kabul ederler. Onlar kapalı referansları alıntılarken, en ömenli konularda belgeleri göz ardı ederler. Bilimsellikten önce siyasi kanaatlarini önplana çıkarırlar. Mükemmel avukat kötü yargıçtırlar. (s. 150-151-154) Mesela hızlı Siyonist olan oryantalist Bernald Lewis, Ekim 1976’daki BM Genel Kurulu kararı ile Siyonizmi ırkçı kabul ederken Times’ta yazdığı 3 makale ( 8-20-21.10.1972) ile bu kararı eleştirir ve asıl Nazilerin Arap ülkelerinde bulunduğunu ileri sürer. (s. 156)

Oryantalistlerce yönlendirilenlerin gerçekleri öğrenmeleri için yeni bir bakış açısı kazanmaları, yeni bir sözlük kullanmaları zorunlu olmaktadır. (s. 161) Avrupadfaki Müslüman öğrenciler sınavı geçme hevesi ile donanımsızlıklarından dolayı aldıkları bilgileri özümsemekte, zamanla etkilerinde kalmakta, gazetelerde yazdıkları makale ve yazdıkları kitapların tesirinde kalan okuyucular ile, yazdıkları ders kitaplarını okuyan geleceğin yetişkini olan öğrenciler Müslümanları farklı maskeler altında kötülemeye devam etmektedirler. Onların gözünde İsrailliler haçın hilalden intikamını alan haçlılardırlar. (s. 162) hiçbir oryantalisti Filistinlilere yapılan zulümleri protesto ederken göremezsiniz. (s. 164)

Nil deltasındaki Bahrü’l-Bakar’da öldürülen 40 öğrenci olayı için  “Legal and Illegal Bombing” şeklinde çirkin başlığını makalesine ( The Daily Telegraph, 2.6.1970 ) seçen A. L. Goodhart, çocukların öldürülebilmesini meşru görmüştü. (s. 167)

1972 yılında İngiltere kilisesi, Dewsbury’deki kullanılmayan St. Mary Kilisesi’nin yerel Müslüman cemaate satmayı reddeder ve Kilise’yi yıkmaya karar verir. ( s. 169) İngiliz ilahiyatçılara hala Muhammed’e ‘Yalancı peygamber’ olarak bakmakta, İslam’ı çarpıtıp, yanlış olarak sunmakta ısrar etmektedirler. Sarazenler’e ( Saracens: Müslümanlara ortaçağda Haçlılarca verilen isim) karşı ortaçağ bağnazlığı devam etmektedir. ( s. 170-171)

Bernad Lewis adlı oryantalist yazarın bir eseri hakkında Kuveyt Üniversitesi, Tarih Bölümü başkanı şu açıklamalarda bulunur: Bu eser, İslami değil, batı kaynaklı bir eserdir.Bizim için yazılmamıştır. Batı’ya ait bir kitaptır. Batılı bakış açısı ile yazılmış, batılı bir teşebbüstür. Batılı oryantalistler çoğunlukla taraflı, olumsuzluğa ve gerçeğin inkârına daha yakın olmuşlardır. Bu eser batı bencilliğinde boğulan oryantalizmin sığlığını yansıtan bir aynadır. Eser yazarların zayıflığını, oryantalizmin çürümüşlüğünün bir kanıyıdır. ( s. 173) Kitap çarpıtılmış görüşler, gizli hınçla doludur. Hiç bir Müslüman, bu kitapta kendisinin veya medeniyetinin bir resmini bulamayacaktır, batının İslam, Müslümanlar ve İslam medeniyeti hakkındaki bilgi düzeyini görecektir. ( s. 174) Yine yazar A. L. Tibawi, İslam hakkında yanlış görüşleri yayınlayan bir yazı üzerine yaptığı değerlendirmeyi, açıklama gönderdiği dergi yayınlamaz. Tibawi, mektubunda, Yahudi- Siyonist bakış açısının ateşli savunuculuğunun yapıldığını, İngiltere’nin kendini beğenmişliğini ve sahtekârlığının çarpıtıldığını bu mektubunda açıkça belirtmişti. ( s. 176)

Tibawi daha sonra Oxford, Cambridge ve Exeter üniversitelerinden hareketle, Arap mali yardımları alındığı halde yapılan İslam’a saldırılara örnekler verir: Mesela Cambridgein Arapça profesörü Kuran’ın ilahi olmadığını, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklardan alınan malzemelerle oluşturulduğunu, peygamberin komşu ülkelere mektup yollamadığını yazıları ile yayınladığının altını çizer. Bu Arap akademisyenin branşı ile ilgili ders vermediği halde kendini çarpıtmaları yaymaya adadığını belirti. Bazı Arap ülkelerinin yaptığı mali yardım listesini de yazısının sonuna ekler Tibawi. ( s. 185)

                                                                     Oryantalistlerin sorunları

Dr. Hamid Algar tarafından ilk kez 1969 yılında yazılan makalenin giriş bölümünde yazar Batı’nın İslam dünyasına yönelik yıllarca süren askeri ve siyasi saldırılarının bir sonucu olarak, Müslümanlar batıya karşı daima özür dilemeci bir tavır içerisinde olduklarını belirtir. Bu zaman zarfında birçok Müslüman İslam‘ın temel kaynağı olan Kuran ile olan irtibatlarını kaybetmiş ve İslam’ı, İslam’ın kendi bütünlüğü içerisinde tanımlayamaz hale gelmiştir. Batıda ise İslam imajı tamamen oryantalistlerce belirlenmiştir. ( s. 187) Özellikle haberlerde ortaya atılarak İslam hakkında eksik ve hatalı bilgiler ortaya atmışlar ve bunları da ‘uzman’ sıfatı ile yapmışlardır. İslam ülkelerinden gelip oryantalistlerin gözetiminde çalışan birçok Müslüman öğrenci kendi ülkelerine döndüklerinde İslam hakkında oryantalist fikirlerin daha fazla yayılmasında kanal görevi görmüşlerdir. Ayrıca İslam ülkelerindeki tercüme faaliyetleri vasıtası ile de bu oryantalist fikirler ayılmıştır. Kısaca İslam ülkelerinde siyasi sömürgecilik azalsa da yerini kültürel emperyalizme bırakmaya başlamıştır. ( s. 188)

                                                                       Genişlik çok, derinlik yok

Mesela bazı Amerikalı oryantalistler birçok farklı konuda kitap yazmaktadırlar fakat bu kitaplar derinlikten yoksundurlar. Arapçaları zayıf ve Avrupa dillerinde üretilen çalışmalara aşırı bağımlı haldedirler. ( s. 190)

Oryantalistler Kuran’ın Yahudi- Hıristiyan ve Arap öncesi kaynakların birbiriyle uzlaşmaz bir takım unsurlarının bir araya gelmesi ile oluştuğunu ileri sürerlerken, hadislerinde – bir kısmının değil - tümü ile sahihliklerinin sorgulanmasından geri kalmamışlardır. Oysaki oryantalistler Müslüman değillerdir ama birçok Müslüman’dan daha fazla İslam üzerine yorum yapma hakkının kendilerinde olduğuna inanırlar. Onlar Kuran’ın kendini nasıl tanımladığına bakmazlar, O’nun vahiy olmadığını ileri sürerler. O insan ürünüdür ve bu bilgi asla sorgulanamaz. Bu varsayım kendi kavramaları ile ifade edilecekse son derece gayri akademik bir iddiadır. ( s. 191)

Avrupa’da mastır ve doktora yapan öğrencilere sözlü sınavlarda daima sorulan soru: Schact’ın hadis’e olan ilişkin teorisi hakkında neler biliyorsun?”  Müslüman öğrenciler artık Buhari ve Müslim dışında üçüncü bir Sahih’e, Josef Schact’ınkine sahiptirler. Oryantalistler birbirlerinin kitaplarından güvenilir ve zirve olarak övgüyle söz ederler. Oryantalistlerin Kuran’a yaklaşımları Yahudi ve Hıristiyan bağlantıları nedeni ile nasıl sorunlu oluyorsa, İslam dünyasındaki modern gelişmelere de kendi batı siyasi tarihleri ile olan ilişkileri aynı derecede sorun olmaktadır. ( s. 192)

Oryantalistlerin önemli bir eksiği de Müslümanların genelini temsilden uzak gigüürleri ön plana çıkarmaları ve tüm İslam âlemini temsil etme eğilimini o seçtikleri kişilerde görmeleridir. Müslümanlar arasında yaşamayışları, onlarla konuşmamaları nedeni ile kendilerine cazip gelen bir kişi veya kitaba, İslam dünyasında asla sahip olmadığı bir önem atfederler. Mesela, Hindistan’lı İsmaili yazar A. A. Feyzee’nin The Modern Approach to Islam adlı eseri veya Fazlur Rahman’ın Islam adlı eseri gibi. ( s. 193) Yine Müslümanların azınlıkta kaldığı Hindistan ve çok şiddetli bir laikleşme hareketinin başladığı Türkiye’deki İslam’la ilgilenir oryantalistler. M. Watt, “İslam kendi köklerini kabul etmek zorundadır.” Derken alında Müslümanların gönüllü bir şekilde Kuran’ı ortadan kaldırmalarını istemektedir. ( s. 194) Kısaca oryantalistler bilerek ve açık bir şekilde İslam âlemindeki çeşitli eğilimleri seçip, onları ön plana çıkarıyorlar, diğerlerini göz ardı ediyorlar yani duyguları ile hareket etmektedirler ki onların çalışmalarını değerlendirirken bu hususun dikkate alınması önemlidir. Oryantalistler çalışmalarını çok az kritiğe tabi tutarlar, denetimsizdirler. Çalışmalarında politik çıkarlar gittikçe artmakta, yoğun bir Siyonist etki yazılarında görülmektedir. ( s. 194-195)

Oryantalistlerin İslam üzerine yaptıkları çalışmada anlaşılması gerekli temel nokta objektiflik, akademik metot, tarafsızlık ve benzeri konulardaki iddialardır. Kendileri belirli bir inanç ve belirli bir eğilimle İslam’a yaklaştıkları için yukarıdaki kavramları teğet geçmektedirler. Müslüman bir insanın oryantalistlerden kendi dinini ve kültürünü ne derece doğru öğrenebileceği sorgulanmalıdır. Bir oryantalistle çalışmak için batıya gelen Müslümanların öğrenecekleri bazı şeyler olabilir. Fakat denemesi gereken durum bunun tam tersidir. (s. 198)

 Son söz: Her oryantalist eser okunduğunda hep aynı sonuca varılır; Batı her zaman sadece kendi menfaatini düşünmekte, daima eksen- odak noktası, kıstas olarak kendini görmektedir. Geri kalan tüm din, felsefe, inanış ve milletler birer teferruattır ve Avrupa milletlerinden sonra yer alırlar. Konuyu Gandi'den bir alıntı ile sonlandıralım: Gandi'ye sormuşlar, Batı uygarlığı için ne düşünüyorsun? Gandi cevap verir: "Olsa iyi olurdu."