Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Mevcut kaynaklara göre Hıristiyanlık

 

Bir İslam düşmanı Hıristiyan oryantalistin dilinden: “Helenistik anlayış tarafından Hıristiyanlığa mahirane bir şekilde sokulan iman ve itikat”
( Caetani, Annali dell’Islam, II/1045 )


"Hıristiyanlık gücü elinde bulunduran bir din olabilmek için teolojisini yeniden kurgulanmış ve asli kimliğinden uzaklaşmıştır."  ( Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 32) 


"Hıristiyanlık, Yahudi ve Romalı geleneklerinin unsurlarının birbirinin üzerine monte edilmiş halidir." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 69)

 

"Hıristiyanlık, Pavlus tarafından ortaya konulmuş bir dindir." (Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 26) 

 

"Hıristiyanlık, Pavlus tarafından geliştirilip sistematize edilmiştir." ve "Eldeki mevcut İnciller, erken dönem Pavlus'çu cemaat tarafından şekillendirilmiş dokümanlardır." (Prof Şinasi Gündüz, Dinsel şiddet, Sevgi söyleminden şiddet realitesine Hıristiyanlık, s. 33, 99)


"Kültürel sınırlarını Yunan'a dayandıran Avrupalılar, Grek politeizmini ve Roma paganizmini Hıristiyanlığa dahil etmişlerdir. Aydınlanma döneminde ise, söz konusu paganizm diriltilerek adeta sekülerlik formuna büründürülmüştür." ( Prof. Özcan Hıdır, Batı'da Hz Muhammed imajı, s. 39)
 

 

 

Önsöz

İslami fetihler, Hıristiyanlık alemini kutsal yurdundan koparmış, doğu kilisesini Slav dünyasına özel kılmış, Katolikliği Latin kilisesine hapsetmiştir. (XIII) L. Massignon Medine Mübahelesi adlı çalışmasında, Ali İmran suresindeki Hıristiyanlara lanetleşme restleşmesini Necran Hıristiyanlarının kabul etmemelerine üzüldüğünü ifade eder. ( XV) Dünyada bütün dinler arasında Hz İsa'yı peygamber kabul edip, İncil'e inanan ve Hz Meryem'i bakire olarak kabul eden tek din İslam'dır.  Pr Dr. Muhammed Hamidullah, vezirliğe bile getirilen Hıristiyanları örnek göstererek, Müslümanların Hıristiyanlara tanıdığı hakları, batı ülkeleri Müslümanlara tanımış mıdır? diye sormaktadır. ( XVI) Batı, müsteşrikler vasıtasıyla İslam'ı tanımaktadır ki olumsuz yaklaşım izleri ile dolu bu eserler sayesinde oryantalizm aslında İslam'ın gerçek durumu ile tanınmasına engel olmaktadır. (XVIII)

Giriş

Hz İsa aslında sadece İsrailoğullarını ıslah etmekle görevli idi. ( Ali İmran, 49; Matta, 10, 5-6;15,24) Fakat O'nun mesajı evrenselleştirildi. Zaten bunu kabul eden Hıristiyanlar şu yorumu yaparlar, ' Tanrı, bütün ademoğullarını kurtarmayı dilediği için bu neticeye imkan verdi.' (s. 4)

Hz İsa ve tebligatı

Kuran, Hz İsa'yı beş büyük peygamberden biri olarak kabul eder. Allah ona dört büyük kitaptan birini vermiştir. İsa, Meryem'in oğludur. 3. ve 19. sureler Meryem ve babası İmran'ın adını taşır. Meryem annemiz Hz Zekeriya'nın koruması altında yetişmiştir. ( Ali İmran, 33-49) Allah deterministlerin zannettiği gibi koyduğu kurallara uymak zorunda olmadığını İsa aleyhisselam ile tekrar insanlara göstermiştir. ( s. 8-9 )

Matta, Hz İsa ile Adem arasında 26 baba sayarken, Luka 42 isim sayar. ( Matta 1 ve 2. bap; Luka 1 ve 3. bap) İncillerin değerlendirilmesine göre Hz İsa, adını taşıyan milat başlangıcından 4 veya 5 yıl önce dünyaya gelmiştir. ( Dheilly, Dictionnaire Biblique, s. 568) Bu tür farklılıklar incillere güvenilirlik konusunda tereddütler uyandırmaktadır. (s. 10 )  Hz İsa ile Romalı müşriklerim esiri olarak ruhları zillete düşmüş, ruhsuzlaşmış Yahudilere dünya ahiret mutluluğu getirmek için gönderilmiştir. ( s. 11)  Tevrat'ta ahiret görülmez olmuştur. (s. 12) Ama zamanla İncil'de tahrif edilmiş ve hatta zina bile cezayı gerektiren bir suç olmaktan çıkarılmıştır. (s. 16 ) Hıristiyanlar içinde Hz İsa'nın çarmıha gerilmediğini kabul eden mezhepler de vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhepleri gibi (s. 17)

'O, birdir, O'ndan başka tanrı yoktur' ( Markos, 12, 28-32) 'Sanmayın ki ben dünyaya barış için geldim. Ben barış değil kılıç sallamaya geldim. Ben insanı babasından, kızı annesinden ve gelini kaynanasından koparmaya geldim.' ( Matta, 10, 34-37) Daha önceki dinlerde, özellikle İbranicede Allah'a rahman ve rahim anlamlarından mecaz olarak baba denilmesi caiz idi. Hz İsa'da vaazlarında bu tabiri bu anlamda kullanmış olabilir. Ama sonradan bu kelime asıl anlamı ile kullanılarak suistimal edilmiştir. ( M. Hamdi Yazır, Hak Dini, II/1632)

MS. birinci asırda Ferisi, Saduki ve Esseni olarak üç Yahudi fırkası vardı ve Yahudiler Mesih olarak yeni bir Musa bekliyorlardı. (s. 28) İlk Hıristiyanlardan Cerinthian'lar ve daha sonra Basilidian'lar Hz İsa'nın dirilişini kabul etmezler. Çarpoçratian'lar ise çarmıha gerildiğini reddederler. (s. 31)

İddialara göre Hz. İsa 3 yıl tebliğ yaptıktan sonra Yahudi bilginlerin şikayetleri ile yakalattırılır, haça gerdirilir. Kabrinde 3 gün kaldıktan sonra Fısıh bayramında dirilip 40 gün dünyada kalır. Sonra havarilerinin gözü önünde göğe yükselir.

Hıristiyanlığın ilk dört asırda oluşum dönemi

Nasıralı İsa, Nasıralı şahıs demek olmayıp, nâzır yani Allah'ın mukaddes kıldığı anlamındadır. (s. 39) İnciller aynı söz ve olayı farklı anlatırlar. Onlardan hiç biri Hz İsa'nın hayatını anlatırken mantıklı bir silsile takip etmez. Sorbonne Üniversitesi Dinler tarihi bölümü Hıristiyanlık tarihi profesörü Ch. Guignebert, 'Haça gerilme olayının İncillerde yazılmasından önce, müminlerin hatıralarında pek belirgin olmadığını ifade' eder. ( Charles Guignebert, Le Chiristianisme antique, s. 29)

Hz İsa kendi hakkında tanrının oğlu tabirini kullanmamıştır. Bu tabiri Yunan kültüründen etkilenen Hıristiyanlar kullanmıştır. ( Charles Guignebert, LeChiristianisme antique, s. 39) Bu sıfatı önce Pavlus sonra 4. İncil yazarı Yuhanna kullanmıştır. İbranicedeki 'Tanrının abd/kulu' kelimesi, Yunancada çoğu kez çocuk  ( Xaıs Tou Oeou) kelimesi ile tercüme edilmiştir. Çocuk kelimesinin oğul'a dönüşmesi zor olmamıştır. Tanrı'nın oğlu kavramı, Yunan fikir dünyasından doğmuştur  (s. 48, 77 ) ve zamanla Hıristiyan olanların çoğu, dini tam öğrenme imkanı bulamadıklarından, eski inançların çoğu , Mesihi renge boyanmıştır. ( M. Ebu Zehra, Muhadarat, s. 31-37)

Yahudiler, işgalcilere karşı silahlı bir mücadeleye davet bekliyorlardı. (Ayrıca bakınız: Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 24. Aynı İsrailoğulları son peygamberi Araplardan beklemedikleri için de efendimize iman etmemişlerdir, Aynı eser, s.33,63) Hz İsa ise onlardan sabretmelerini, dini ve ahlaki bir tutum izlemelerini ister. (s. 50) Tebliğinde istediği başarıyı sağlayamayan Hz İsa Kudüs'e hicret eder fakat burada da emeline ulaşamaz. Yahudilerce şikayet edilir ve vali Pilatus tarafından hapsedilir. Hz İsa asla kendine özel bir kilise kurmayı düşünmemiştir. (s. 51) Hz İsa'dan sonra havarilerde fazla başarı elde edemezler, sayıları ancak yüze ulaşır. (s. 52) Bu nedenle davet Yahudi diyarından Yunan diyarına kaydırılır ki bu hem Hz İsa'nın Yahudilere özel davetini genelleştirme, evrensel olmayan mesaja yeni kuralların eklenmesi zorunluluğunu doğurma ve zamanla da Yunan tesiri ile tevhit dininden ayrılıp Yunan mitolojisinde boğulma ve bozulmaya neden olur. Bunda ise en etkin olan Pavlus'tur. İmparator Augustos zamanında Roma'da Yahudi sayısının 12.000 olduğu bilinmektedir. Birlik içinde hareket eden Yahudiler geniş imtiyazlar elde etmişler ve şımarmışlardı. Bu arada etkileşim karşılıklı olmuş, Yahudilerde Yunan düşüncesinin tesiri altında kalmışlardı. İskenderiyeli Philon, Yahudi düşüncesi ile Eflatun ve Zenon felsefeleri arasında bir aykırılık bulunmadığını ispata çalışmıştır. (s. 55, 61) Ayrıca Filistin Yahudilerindeki üstünlük ideali de gurbetçi Yahudiler arasında 'hakikatin bütün dünyaya yayılması' idealine dönüşmüştür. Yani Yunan düşüncesi, felsefesi ve yaşayışı Roma'daki Yahudileri fazlası ile etkisi altına almıştır. Taassuptan uzak, değişimi açık bu toplum yeni dine daha hazır halde idi ve bu yeni din Roma Yahudi toplumuna aktarılmaya başlayınca değişimde hızla başlamış olur. Kudüs'e gelen Roma Yahudilerine havariler dinlerini anlatırlar. Fakat bazı sorunlar ortaya çıkar ve bu Yahudiler Filistin'den kovulurlar. Kovulanlar Fenike, Kıbrıs ve Antakya'ya göç eder ve burada yeni dini anlatmaya başlarlar. Bu açılımı düşünmeyen havariler bu yeni durum üzerine Barnaba'yı Antakya'ya gönderirler. (s. 56)

Pavlus'un yetiştiği ortam

Pavlus Tarsus'a yerleşmiş bir Yahudi ailenin çocuğu idi. Yunanca bilip okuyordu. Şehir fikri olarak Yunanlaşmıştı. Üniversitesi ile meşhurdu ve hocaları genellikle ( Dünya vatandaşlığını savunan ) Stoa ekolüne  mensuplardı. (s. 59, 64)  Pavlus başlarda amansız bir Hıristiyan düşmanı iken ruhi bir buhran geçirir ve gördüğü rüya ile Hz İsa'nın onu 12 havariler arasına kattığını, ondan talimat aldığını söyler. (s. 60 ) - Bu aslında klasik psikolojik bozukluk esnasında cinlenme olayları ile birebir örtüşen bir durumdur, cinler konusuna bakılabilir.- Aslında Pavlus  Hz İsa'yı hiç görmemişti. Yunan kültürü ile yetiştiği için evrensel bir görüş ufku vardı. (s. 66 )

Metin tenkitçileri Pavlus'a ait risaleleri inceleyince, ilk başta bir fikir karışımı ile karşı karşıya kalırlar. Yahudi fikirlerinin, yeni yorum ve putperest Yunan çevresinde yaygın bazı kavramların ve sonunda İncil hatıralarının ve doğuya ait dini efsanelerin bir karışımı. Pavlus, İsrailoğullarına gönderilen bir mesajı bütün insanlığa yönelik evrensel bir çağrıya dönüştürmüş (s. 61 ) ve içeriğini epey değiştirmiştir.

Kurtarıcı tanrı efsaneleri

Mezopotamya dahil bir çok yerde bir takım tanrılara inanılırdı. Temmuz, Mitra gibi. Bunlar bir mevsimde ölür başka mevsimde dirilirlerdi. Bunlar birçok yönden insana benzer tanrılardı. Ayrıca mesela, Frigya Attis'inde din mensupları mistik bir yemeğe katılır ve sonra şöyle derlerdi: Sendurdakileri yedik, sancdakileri içtik, böylece Attis'e uyanlardan olduk." Bazı deliller göstermektedir ki bu iki alete konan yiyecekler ekmek, kutsal balık eti ve şarap idi. Attis buğdayı temsil ederdi. (s. 63 )  Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.”  Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz. ( Korintliler/11, 23-26) Tüm bu dinler ile Hıristiyanlık arasındaki benzerlik son derece açıktır. (s. 63 )

Hz İsa'ya Kudüs'te ilk inananlar katışıksız Yahudi olup diğer Yahudilerden tek farkları, onun Mesih olduğuna inanmaları idi. (s. 67 ) Yunan Yahudileri ise hayatlarının çoğunu Yunan şehirlerinde geçiren kimselerdi. Sadece hac ve bayram için Kudüs'e gelirlerdi. Şirk diyarında yaşayan bu insanlar onlardan etkilendikleri kadar onları da bu yeni dinlerine davet ettiler. Böylece Antakya kilise'si doğar, ilk Hıristiyan (Mesihi) adı da burada ortaya çıkar. Zamanla bu mesih kavramı yerine efendi-rab kullanılmaya başlanacaktır. (s. 69 ) Pavlus, her dil ' İsa Mesih rabdir' diye ikrar etsin ( Filipililere, 2,9-11) der. daha sonra bu yunanca eşanlamlısı olan ' Hirus, Christ' olarak kullanılacaktır. Bu ilk Yunan tesirli grup özellikle 'mesihi yüceltme' özelliği ile tanınacaklardır. Halbuki aynı dönemlerde el-Celîl'deki İsa ashabı, İsa ve dediklerine iman ve büyük Yahudi mabedi ile irtibatlı bir hayat sürdürüp, Yahudi kurallarına saygı göstermekte idiler. Bu iki kesimden Helenistik- Yunan tarafı galip gelir. (s. 70 ) Pavlus Helenistik grup sayesinde Mesihi akideyi öğrenir. Çevresinde zaten ölüp dirilen tanrılar inancı mevcuttur. Duyduklarını kendine göre yorumlayıp kabul eder. O, saf İsa inancı olan el-Celîl Hıristiyan anlayışı ile değil, Yunan ruhu ile boyanmış bir mesihlikle ilk önce karşılaşmıştır. (s. 72 ) Pavlus mutaassıp bir yahudi idi, yeni dininde de mutaassıp olmuş ve E. Renan'ın dediği gibi, ' O sadece taassubunun konusunu değiştirmiş' bulunmaktadır. ( E. Renan, Havariler, s. 183)

Pavlus, görevine Kudüs'te başlamadığı gibi, oniki havariden de bilgi ve icazet almamıştır. O, Yüce efendinin bizzat özel iradesi ile kendini havari ilan etmiştir. Onun hiç bir insanın irşat ve nasihatine ihtiyacı yoktur.  (s. 73 ) 'Ben incili insandan almadım fakat İsa Mesih'in vahyi ile aldım. Tanrı, milletler arasında onu anlatayım diye kendi oğlunu bende keşfetmeye razı olunca ... Kudüs'e havarilerin yanına gitmedim' ( Galatyalılara 1, 10-17) Üç sene sonra Kudüs'e geldiğinde ise havarilerle teması pek iyi olmaz. Bazı görüşleri büyük gürültü çıkarır ve şehri terk etmeye mecbur kalır.  (s. 74 ) Yabancılara bu yeni dinin anlatılması için bazı değişiklerle önce tebliğe başlanır. Sünnet olma, Yahudilerin Yunan düşüncesi ile bağdaşmayan bazı kurallarının nesh kavramı ile ortadan kaldırılması gibi kurallarla artık yeni bir din ortaya çıkmaya başlamış oldu. Hıristiyanlık artık Yahudilikten ayrılmış oldu. Pavlus, her tarafı memnun edecek bir yorum bulmaya çalışır. Kainattan önce de var olan İsa figürünü Helenistik ortamda izah etmek ve kabullendirmekte zorlanmaz. İlk başlarda teslis asla Pavlus'un aklından geçmemiştir.  (s. 78 ) Mesih'in dini, Filistin dışına çıkınca , Helenistik ortamın etkisinden kurtulması mümkün değildi. Musa'nın şeriatı ile dinsiz felsefeyi bağdaştırmak için İskenderiye Yahudilerinin kullandığı usuller, bu dine de tatbik edilir. (s. 81, 116 ) İsa'yı rab ilan eden bu yeni din, tanrılar arasında derecelendirmeyi kabul eden Yunanlılarca kolayca kabul edilmiştir. (s. 92) Saf Yahudi Hıristiyanlar Pavlus'a karşı çıkarlar.  (s. 82 ) On iki havariye, İsa'da tanrının temsil edildiği söylense, bu çirkin iddiadan bucak bucak kaçarlardı.  (s. 87 ) 12 havari bir Yahudi cemaati idi.  ( s. 89) Havariler putlarla dolu kiliseleri görseler buna felaket gözü ile bakarlardı. (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 182)

Ama Yunan Hıristiyanları Beni İsrail ve Yahudilere karşı hiçbir bağ hissetmiyor ve Yahudi şeriatını sırf bir sembol olarak görüyorlardı. Halbuki İsa, " Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.  Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. " demişti. ( Matta, 5, 17-18) Kısaca II. asra girerken Hıristiyanlık, artık ayrı bir din elbisesi giymişti. (s. 83 ) III. asırda ise bu yeni Hıristiyanlık tüm Yunan'da yaygınlaşır. Bu yeni sentez esnekliği sayesinde bu topraklara yerleşir.  (s. 86 ) ve artık asli özelliklerini yitirip tanımaz hale gelir. İnanç esasları kadar ibadet kuralları da yeniden şekillenir.(s. 88 ) Hıristiyanlığa en zorlu direnme, kırsal kesimden gelmiştir Buralarda mahalli tanrılar ve büyücülük destekli eski inanç ve adetler yaygındı. Hıristiyanlık, tazim edip büyüklediği kendi şahsiyetlerinin heykellerini, köylülerin alıştığı yerel küçük tanrısal şahısların yerine koyarlar. Bu da dinin yayılmasını kolaylaştırır. (s. 108) Roma ileri gelenleri yeni dine girerken eski öğrendiklerini terk etmiyorlardı. Yunan okullarında öğrendikleri müşrik usul ve kurallara göre düşünüyor ve yazıyorlardı. Hayatlarının bir çok yönü hala eski putperest şekliye devam etti.  (s. 111) Mesela İsa'nın tanrı ilan edilmesi, Meryem dahil birçok azize tapılması gibi, neredeyse çok tanrılı bir din ortaya çıkmış olur. (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 187) Günlük ibadetler bırakılıp sadece pazar ayinlerine gitmekle ibadet görevi geçiştirilir. Roma hayatına Hıristiyanlık elbisesi giydirilir. Bunun ise tek sorumlusu kilisedir, devamlı taviz veren o idi. Aslında galip gelen Hıristiyanlık değil, kilise oldu. (s. 114) Buna karşı çıkanlarda vardı, Tertullien, Commodien, Bersillian, Maritain... gibi. IV. asırda tüm bunlara tepki olarak manastırlar ortaya çıkar, insanlar kendilerini toplumdan soyutlar.

 İsa Yahudilere aşırılıklarından kurtarmak, tevbe etmeleri ve vicdanlarını temizlemek için gönderilmişti. (s. 90) Hıristiyanların sapmasında aşırı sevgi ve büyükleme önemli rol oynamıştır. (s. 92) Bu konuda Kuran bizi uyarırken ( Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('Ol' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter." ( Nisa, 171) efendimiz de, “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!” (Buhari, Enbiyâ, 48) buyurmuştur. Efendimiz ısrarla kendi hakkında önce Allah'ın kulu sonra peygamberi olduğunu ifade etmemizi ister. (s. 180 )

Hıristiyanlık III. asırda idamlık bir suç iken, IV. asırda Roma ile uzlaşma sağlanır. Konstantin 313 Milano fermanı ile tüm dinleri eşit ilan eder. (s. 104) V. asır züht ve ruhban sınıfının ortaya çıkış asrıdır.  (s. 106) Devlet ile din ittifak yapar ve bunun neticesinde papalık makamı da imparatorluğa benzer bir teşkilatlanmaya gider.  (s. 109) IV ve V. asırlarda Kilise kararları kaydedilmiyor ve korunmuyordu.  (s. 110)  Zamanla tevhit dini mağlup oldu. (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 190)  İsa'nın geri dönüş inancı, zamanın devamlı ileri atılması ile lakayt bir hale dönüştü. IV. asırda bu durum zirve yapar.  (s. 114) İdeal Hıristiyanlığı yaşamak isteyenlere kiliseler manastırların yolunu gösterir. Bu sayede toplum onların tesirinden de uzak tutulmuş olur.

Kutsal metinler

Katolikler ve Ortodokslar  dahil çoğu Hıristiyan kutsal kitapların tanrı sözü olduğunu, katiplere yazdırıldığını, yazdıranın tanrı olduğuna inanırlar. ( s. 122) İncil'in asıl dili İbranicedir. İsa ve havariler bu dili konuşuyorlardı. ( J. Dheilly, Dictionnaire Biblique, Arameenne maddesi, s. 79) Kitabı mukaddesin bilinen en eski İbranice metni MS. 9. asra aittir.( s. 123) Günümüzde içeriğindeki farklılık ve çelişkiler dışında, her Hıristiyan mezhebi, aynı dili konuşsalar da, aynı tercümeyi değil, mezheplerine göre yapılmış ayrı ayrı tercümeleri okumaktadırlar. ( s. 124)

İnciller
İncil kelimesini