Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Mevcut kaynaklara göre Hıristiyanlık

 

Bir İslam düşmanı Hıristiyan oryantalistin dilinden: “Helenistik anlayış tarafından Hıristiyanlığa mahirane bir şekilde sokulan iman ve itikat”
( Caetani, Annali dell’Islam, II/1045 )


"Hıristiyanlık gücü elinde bulunduran bir din olabilmek için teolojisini yeniden kurgulanmış ve asli kimliğinden uzaklaşmıştır."  ( Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 32) 


"Hıristiyanlık, Yahudi ve Romalı geleneklerinin unsurlarının birbirinin üzerine monte edilmiş halidir." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 69)

 

"Hıristiyanlık, Pavlus tarafından ortaya konulmuş bir dindir." (Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 26) 

 

 

Önsöz

İslami fetihler, Hıristiyanlık alemini kutsal yurdundan koparmış, doğu kilisesini Slav dünyasına özel kılmış, Katolikliği Latin kilisesine hapsetmiştir. (XIII) L. Massignon Medine Mübahelesi adlı çalışmasında, Ali İmran suresindeki Hıristiyanlara lanetleşme restleşmesini Necran Hıristiyanlarının kabul etmemelerine üzüldüğünü ifade eder. ( XV) Dünyada bütün dinler arasında Hz İsa'yı peygamber kabul edip, İncil'e inanan ve Hz Meryem'i bakire olarak kabul eden tek din İslam'dır.  Pr Dr. Muhammed Hamidullah, vezirliğe bile getirilen Hıristiyanları örnek göstererek, Müslümanların Hıristiyanlara tanıdığı hakları, batı ülkeleri Müslümanlara tanımış mıdır? diye sormaktadır. ( XVI) Batı, müsteşrikler vasıtasıyla İslam'ı tanımaktadır ki olumsuz yaklaşım izleri ile dolu bu eserler sayesinde oryantalizm aslında İslam'ın gerçek durumu ile tanınmasına engel olmaktadır. (XVIII)

Giriş

Hz İsa aslında sadece İsrailoğullarını ıslah etmekle görevli idi. ( Ali İmran, 49; Matta, 10, 5-6;15,24) Fakat O'nun mesajı evrenselleştirildi. Zaten bunu kabul eden Hıristiyanlar şu yorumu yaparlar, ' Tanrı, bütün ademoğullarını kurtarmayı dilediği için bu neticeye imkan verdi.' (s. 4)

Hz İsa ve tebligatı

Kuran, Hz İsa'yı beş büyük peygamberden biri olarak kabul eder. Allah ona dört büyük kitaptan birini vermiştir. İsa, Meryem'in oğludur. 3. ve 19. sureler Meryem ve babası İmran'ın adını taşır. Meryem annemiz Hz Zekeriya'nın koruması altında yetişmiştir. ( Ali İmran, 33-49) Allah deterministlerin zannettiği gibi koyduğu kurallara uymak zorunda olmadığını İsa aleyhisselam ile tekrar insanlara göstermiştir. ( s. 8-9 )

Matta, Hz İsa ile Adem arasında 26 baba sayarken, Luka 42 isim sayar. ( Matta 1 ve 2. bap; Luka 1 ve 3. bap) İncillerin değerlendirilmesine göre Hz İsa, adını taşıyan milat başlangıcından 4 veya 5 yıl önce dünyaya gelmiştir. ( Dheilly, Dictionnaire Biblique, s. 568) Bu tür farklılıklar incillere güvenilirlik konusunda tereddütler uyandırmaktadır. (s. 10 )  Hz İsa ile Romalı müşriklerim esiri olarak ruhları zillete düşmüş, ruhsuzlaşmış Yahudilere dünya ahiret mutluluğu getirmek için gönderilmiştir. ( s. 11)  Tevrat'ta ahiret görülmez olmuştur. (s. 12) Ama zamanla İncil'de tahrif edilmiş ve hatta zina bile cezayı gerektiren bir suç olmaktan çıkarılmıştır. (s. 16 ) Hıristiyanlar içinde Hz İsa'nın çarmıha gerilmediğini kabul eden mezhepler de vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhepleri gibi (s. 17)

'O, birdir, O'ndan başka tanrı yoktur' ( Markos, 12, 28-32) 'Sanmayın ki ben dünyaya barış için geldim. Ben barış değil kılıç sallamaya geldim. Ben insanı babasından, kızı annesinden ve gelini kaynanasından koparmaya geldim.' ( Matta, 10, 34-37) Daha önceki dinlerde, özellikle İbranicede Allah'a rahman ve rahim anlamlarından mecaz olarak baba denilmesi caiz idi. Hz İsa'da vaazlarında bu tabiri bu anlamda kullanmış olabilir. Ama sonradan bu kelime asıl anlamı ile kullanılarak suistimal edilmiştir. ( M. Hamdi Yazır, Hak Dini, II/1632)

MS. birinci asırda Ferisi, Saduki ve Esseni olarak üç Yahudi fırkası vardı ve Yahudiler Mesih olarak yeni bir Musa bekliyorlardı. (s. 28) İlk Hıristiyanlardan Cerinthian'lar ve daha sonra Basilidian'lar Hz İsa'nın dirilişini kabul etmezler. Çarpoçratian'lar ise çarmıha gerildiğini reddederler. (s. 31)

İddialara göre Hz. İsa 3 yıl tebliğ yaptıktan sonra Yahudi bilginlerin şikayetleri ile yakalattırılır, haça gerdirilir. Kabrinde 3 gün kaldıktan sonra Fısıh bayramında dirilip 40 gün dünyada kalır. Sonra havarilerinin gözü önünde göğe yükselir.

Hıristiyanlığın ilk dört asırda oluşum dönemi

Nasıralı İsa, Nasıralı şahıs demek olmayıp, nâzır yani Allah'ın mukaddes kıldığı anlamındadır. (s. 39) İnciller aynı söz ve olayı farklı anlatırlar. Onlardan hiç biri Hz İsa'nın hayatını anlatırken mantıklı bir silsile takip etmez. Sorbonne Üniversitesi Dinler tarihi bölümü Hıristiyanlık tarihi profesörü Ch. Guignebert, 'Haça gerilme olayının İncillerde yazılmasından önce, müminlerin hatıralarında pek belirgin olmadığını ifade' eder. ( Charles Guignebert, Le Chiristianisme antique, s. 29)

Hz İsa kendi hakkında tanrının oğlu tabirini kullanmamıştır. Bu tabiri Yunan kültüründen etkilenen Hıristiyanlar kullanmıştır. ( Charles Guignebert, LeChiristianisme antique, s. 39) Bu sıfatı önce Pavlus sonra 4. İncil yazarı Yuhanna kullanmıştır. İbranicedeki 'Tanrının abd/kulu' kelimesi, Yunancada çoğu kez çocuk  ( Xaıs Tou Oeou) kelimesi ile tercüme edilmiştir. Çocuk kelimesinin oğul'a dönüşmesi zor olmamıştır. Tanrı'nın oğlu kavramı, Yunan fikir dünyasından doğmuştur  (s. 48, 77 ) ve zamanla Hıristiyan olanların çoğu, dini tam öğrenme imkanı bulamadıklarından, eski inançların çoğu , Mesihi renge boyanmıştır. ( M. Ebu Zehra, Muhadarat, s. 31-37)

Yahudiler, işgalcilere karşı silahlı bir mücadeleye davet bekliyorlardı. (Ayrıca bakınız: Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 24. Aynı İsrailoğulları son peygamberi Araplardan beklemedikleri için de efendimize iman etmemişlerdir, Aynı eser, s.33,63) Hz İsa ise onlardan sabretmelerini, dini ve ahlaki bir tutum izlemelerini ister. (s. 50) Tebliğinde istediği başarıyı sağlayamayan Hz İsa Kudüs'e hicret eder fakat burada da emeline ulaşamaz. Yahudilerce şikayet edilir ve vali Pilatus tarafından hapsedilir. Hz İsa asla kendine özel bir kilise kurmayı düşünmemiştir. (s. 51) Hz İsa'dan sonra havarilerde fazla başarı elde edemezler, sayıları ancak yüze ulaşır. (s. 52) Bu nedenle davet Yahudi diyarından Yunan diyarına kaydırılır ki bu hem Hz İsa'nın Yahudilere özel davetini genelleştirme, evrensel olmayan mesaja yeni kuralların eklenmesi zorunluluğunu doğurma ve zamanla da Yunan tesiri ile tevhit dininden ayrılıp Yunan mitolojisinde boğulma ve bozulmaya neden olur. Bunda ise en etkin olan Pavlus'tur. İmparator Augustos zamanında Roma'da Yahudi sayısının 12.000 olduğu bilinmektedir. Birlik içinde hareket eden Yahudiler geniş imtiyazlar elde etmişler ve şımarmışlardı. Bu arada etkileşim karşılıklı olmuş, Yahudilerde Yunan düşüncesinin tesiri altında kalmışlardı. İskenderiyeli Philon, Yahudi düşüncesi ile Eflatun ve Zenon felsefeleri arasında bir aykırılık bulunmadığını ispata çalışmıştır. (s. 55, 61) Ayrıca Filistin Yahudilerindeki üstünlük ideali de gurbetçi Yahudiler arasında 'hakikatin bütün dünyaya yayılması' idealine dönüşmüştür. Yani Yunan düşüncesi, felsefesi ve yaşayışı Roma'daki Yahudileri fazlası ile etkisi altına almıştır. Taassuptan uzak, değişimi açık bu toplum yeni dine daha hazır halde idi ve bu yeni din Roma Yahudi toplumuna aktarılmaya başlayınca değişimde hızla başlamış olur. Kudüs'e gelen Roma Yahudilerine havariler dinlerini anlatırlar. Fakat bazı sorunlar ortaya çıkar ve bu Yahudiler Filistin'den kovulurlar. Kovulanlar Fenike, Kıbrıs ve Antakya'ya göç eder ve burada yeni dini anlatmaya başlarlar. Bu açılımı düşünmeyen havariler bu yeni durum üzerine Barnaba'yı Antakya'ya gönderirler. (s. 56)

Pavlus'un yetiştiği ortam

Pavlus Tarsus'a yerleşmiş bir Yahudi ailenin çocuğu idi. Yunanca bilip okuyordu. Şehir fikri olarak Yunanlaşmıştı. Üniversitesi ile meşhurdu ve hocaları genellikle ( Dünya vatandaşlığını savunan ) Stoa ekolüne  mensuplardı. (s. 59, 64)  Pavlus başlarda amansız bir Hıristiyan düşmanı iken ruhi bir buhran geçirir ve gördüğü rüya ile Hz İsa'nın onu 12 havariler arasına kattığını, ondan talimat aldığını söyler. (s. 60 ) - Bu aslında klasik psikolojik bozukluk esnasında cinlenme olayları ile birebir örtüşen bir durumdur, cinler konusuna bakılabilir.- Aslında Pavlus  Hz İsa'yı hiç görmemişti. Yunan kültürü ile yetiştiği için evrensel bir görüş ufku vardı. (s. 66 )

Metin tenkitçileri Pavlus'a ait risaleleri inceleyince, ilk başta bir fikir karışımı ile karşı karşıya kalırlar. Yahudi fikirlerinin, yeni yorum ve putperest Yunan çevresinde yaygın bazı kavramların ve sonunda İncil hatıralarının ve doğuya ait dini efsanelerin bir karışımı. Pavlus, İsrailoğullarına gönderilen bir mesajı bütün insanlığa yönelik evrensel bir çağrıya dönüştürmüş (s. 61 ) ve içeriğini epey değiştirmiştir.

Kurtarıcı tanrı efsaneleri

Mezopotamya dahil bir çok yerde bir takım tanrılara inanılırdı. Temmuz, Mitra gibi. Bunlar bir mevsimde ölür başka mevsimde dirilirlerdi. Bunlar birçok yönden insana benzer tanrılardı. Ayrıca mesela, Frigya Attis'inde din mensupları mistik bir yemeğe katılır ve sonra şöyle derlerdi: Sendurdakileri yedik, sancdakileri içtik, böylece Attis'e uyanlardan olduk." Bazı deliller göstermektedir ki bu iki alete konan yiyecekler ekmek, kutsal balık eti ve şarap idi. Attis buğdayı temsil ederdi. (s. 63 )  Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.”  Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz. ( Korintliler/11, 23-26) Tüm bu dinler ile Hıristiyanlık arasındaki benzerlik son derece açıktır. (s. 63 )

Hz İsa'ya Kudüs'te ilk inananlar katışıksız Yahudi olup diğer Yahudilerden tek farkları, onun Mesih olduğuna inanmaları idi. (s. 67 ) Yunan Yahudileri ise hayatlarının çoğunu Yunan şehirlerinde geçiren kimselerdi. Sadece hac ve bayram için Kudüs'e gelirlerdi. Şirk diyarında yaşayan bu insanlar onlardan etkilendikleri kadar onları da bu yeni dinlerine davet ettiler. Böylece Antakya kilise'si doğar, ilk Hıristiyan (Mesihi) adı da burada ortaya çıkar. Zamanla bu mesih kavramı yerine efendi-rab kullanılmaya başlanacaktır. (s. 69 ) Pavlus, her dil ' İsa Mesih rabdir' diye ikrar etsin ( Filipililere, 2,9-11) der. daha sonra bu yunanca eşanlamlısı olan ' Hirus, Christ' olarak kullanılacaktır. Bu ilk Yunan tesirli grup özellikle 'mesihi yüceltme' özelliği ile tanınacaklardır. Halbuki aynı dönemlerde el-Celîl'deki İsa ashabı, İsa ve dediklerine iman ve büyük Yahudi mabedi ile irtibatlı bir hayat sürdürüp, Yahudi kurallarına saygı göstermekte idiler. Bu iki kesimden Helenistik- Yunan tarafı galip gelir. (s. 70 ) Pavlus Helenistik grup sayesinde Mesihi akideyi öğrenir. Çevresinde zaten ölüp dirilen tanrılar inancı mevcuttur. Duyduklarını kendine göre yorumlayıp kabul eder. O, saf İsa inancı olan el-Celîl Hıristiyan anlayışı ile değil, Yunan ruhu ile boyanmış bir mesihlikle ilk önce karşılaşmıştır. (s. 72 ) Pavlus mutaassıp bir yahudi idi, yeni dininde de mutaassıp olmuş ve E. Renan'ın dediği gibi, ' O sadece taassubunun konusunu değiştirmiş' bulunmaktadır. ( E. Renan, Havariler, s. 183)

Pavlus, görevine Kudüs'te başlamadığı gibi, oniki havariden de bilgi ve icazet almamıştır. O, Yüce efendinin bizzat özel iradesi ile kendini havari ilan etmiştir. Onun hiç bir insanın irşat ve nasihatine ihtiyacı yoktur.  (s. 73 ) 'Ben incili insandan almadım fakat İsa Mesih'in vahyi ile aldım. Tanrı, milletler arasında onu anlatayım diye kendi oğlunu bende keşfetmeye razı olunca ... Kudüs'e havarilerin yanına gitmedim' ( Galatyalılara 1, 10-17) Üç sene sonra Kudüs'e geldiğinde ise havarilerle teması pek iyi olmaz. Bazı görüşleri büyük gürültü çıkarır ve şehri terk etmeye mecbur kalır.  (s. 74 ) Yabancılara bu yeni dinin anlatılması için bazı değişiklerle önce tebliğe başlanır. Sünnet olma, Yahudilerin Yunan düşüncesi ile bağdaşmayan bazı kurallarının nesh kavramı ile ortadan kaldırılması gibi kurallarla artık yeni bir din ortaya çıkmaya başlamış oldu. Hıristiyanlık artık Yahudilikten ayrılmış oldu. Pavlus, her tarafı memnun edecek bir yorum bulmaya çalışır. Kainattan önce de var olan İsa figürünü Helenistik ortamda izah etmek ve kabullendirmekte zorlanmaz. İlk başlarda teslis asla Pavlus'un aklından geçmemiştir.  (s. 78 ) Mesih'in dini, Filistin dışına çıkınca , Helenistik ortamın etkisinden kurtulması mümkün değildi. Musa'nın şeriatı ile dinsiz felsefeyi bağdaştırmak için İskenderiye Yahudilerinin kullandığı usuller, bu dine de tatbik edilir. (s. 81, 116 ) İsa'yı rab ilan eden bu yeni din, tanrılar arasında derecelendirmeyi kabul eden Yunanlılarca kolayca kabul edilmiştir. (s. 92) Saf Yahudi Hıristiyanlar Pavlus'a karşı çıkarlar.  (s. 82 ) On iki havariye, İsa'da tanrının temsil edildiği söylense, bu çirkin iddiadan bucak bucak kaçarlardı.  (s. 87 ) 12 havari bir Yahudi cemaati idi.  ( s. 89) Havariler putlarla dolu kiliseleri görseler buna felaket gözü ile bakarlardı. (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 182)

Ama Yunan Hıristiyanları Beni İsrail ve Yahudilere karşı hiçbir bağ hissetmiyor ve Yahudi şeriatını sırf bir sembol olarak görüyorlardı. Halbuki İsa, " Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.  Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. " demişti. ( Matta, 5, 17-18) Kısaca II. asra girerken Hıristiyanlık, artık ayrı bir din elbisesi giymişti. (s. 83 ) III. asırda ise bu yeni Hıristiyanlık tüm Yunan'da yaygınlaşır. Bu yeni sentez esnekliği sayesinde bu topraklara yerleşir.  (s. 86 ) ve artık asli özelliklerini yitirip tanımaz hale gelir. İnanç esasları kadar ibadet kuralları da yeniden şekillenir.(s. 88 ) Hıristiyanlığa en zorlu direnme, kırsal kesimden gelmiştir Buralarda mahalli tanrılar ve büyücülük destekli eski inanç ve adetler yaygındı. Hıristiyanlık, tazim edip büyüklediği kendi şahsiyetlerinin heykellerini, köylülerin alıştığı yerel küçük tanrısal şahısların yerine koyarlar. Bu da dinin yayılmasını kolaylaştırır. (s. 108) Roma ileri gelenleri yeni dine girerken eski öğrendiklerini terk etmiyorlardı. Yunan okullarında öğrendikleri müşrik usul ve kurallara göre düşünüyor ve yazıyorlardı. Hayatlarının bir çok yönü hala eski putperest şekliye devam etti.  (s. 111) Mesela İsa'nın tanrı ilan edilmesi, Meryem dahil birçok azize tapılması gibi, neredeyse çok tanrılı bir din ortaya çıkmış olur. (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 187) Günlük ibadetler bırakılıp sadece pazar ayinlerine gitmekle ibadet görevi geçiştirilir. Roma hayatına Hıristiyanlık elbisesi giydirilir. Bunun ise tek sorumlusu kilisedir, devamlı taviz veren o idi. Aslında galip gelen Hıristiyanlık değil, kilise oldu. (s. 114) Buna karşı çıkanlarda vardı, Tertullien, Commodien, Bersillian, Maritain... gibi. IV. asırda tüm bunlara tepki olarak manastırlar ortaya çıkar, insanlar kendilerini toplumdan soyutlar.

 İsa Yahudilere aşırılıklarından kurtarmak, tevbe etmeleri ve vicdanlarını temizlemek için gönderilmişti. (s. 90) Hıristiyanların sapmasında aşırı sevgi ve büyükleme önemli rol oynamıştır. (s. 92) Bu konuda Kuran bizi uyarırken ( Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('Ol' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter." ( Nisa, 171) efendimiz de, “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!” (Buhari, Enbiyâ, 48) buyurmuştur. Efendimiz ısrarla kendi hakkında önce Allah'ın kulu sonra peygamberi olduğunu ifade etmemizi ister. (s. 180 )

Hıristiyanlık III. asırda idamlık bir suç iken, IV. asırda Roma ile uzlaşma sağlanır. Konstantin 313 Milano fermanı ile tüm dinleri eşit ilan eder. (s. 104) V. asır züht ve ruhban sınıfının ortaya çıkış asrıdır.  (s. 106) Devlet ile din ittifak yapar ve bunun neticesinde papalık makamı da imparatorluğa benzer bir teşkilatlanmaya gider.  (s. 109) IV ve V. asırlarda Kilise kararları kaydedilmiyor ve korunmuyordu.  (s. 110)  Zamanla tevhit dini mağlup oldu. (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 190)  İsa'nın geri dönüş inancı, zamanın devamlı ileri atılması ile lakayt bir hale dönüştü. IV. asırda bu durum zirve yapar.  (s. 114) İdeal Hıristiyanlığı yaşamak isteyenlere kiliseler manastırların yolunu gösterir. Bu sayede toplum onların tesirinden de uzak tutulmuş olur.

Kutsal metinler

Katolikler ve Ortodokslar  dahil çoğu Hıristiyan kutsal kitapların tanrı sözü olduğunu, katiplere yazdırıldığını, yazdıranın tanrı olduğuna inanırlar. ( s. 122) İncil'in asıl dili İbranicedir. İsa ve havariler bu dili konuşuyorlardı. ( J. Dheilly, Dictionnaire Biblique, Arameenne maddesi, s. 79) Kitabı mukaddesin bilinen en eski İbranice metni MS. 9. asra aittir.( s. 123) Günümüzde içeriğindeki farklılık ve çelişkiler dışında, her Hıristiyan mezhebi, aynı dili konuşsalar da, aynı tercümeyi değil, mezheplerine göre yapılmış ayrı ayrı tercümeleri okumaktadırlar. ( s. 124)

İnciller
İncil kelimesinin aslı Yunancada Euaggelion olup, müjdelik, mükafat anlamlarına gelir. Daha sonra haber, müjde manasında kullanılmıştır. ( s. 128)

Matta: 65 yıllarında yazıldığı kabul edilir.

Markos: 63-70 yılları arasında yazıldığı kabul edilir. ( s. 131)  65-70 arası diyenler de vardır. (A. Robert ve A. Feuillet, Introduction, II, 227) Katolik din adamlarından Roguet'ye göre, Markos, acemi bir yazardır. ( A. M. Roguet, Initiation a l'evangile, s. 60)

Luka: Genç yaşında Pavlus'u tanıdı ve ondan ayrılmadı. Bu İncil Yunan asıllı olmayan Hıristiyanlar için yazılmıştır. Müşrikleri cezp edecek hikayeleri, en göze çarpacak şekilde sergiler. Şeri -dini hukuklardan -  hükümlerden bahsetmez. ( s. 132)

Yuhanna: 90-110 yılları arasında yazılmıştır. Havari Yuhanna'ya ait olduğuna dair şüpheler vardır. ( W. Durant, The Story of Civilization II, s. 208; E. Royston Pike, Dictionnaire des religions, s. 173-174; Ayrıca eski Hıristiyan, mühtedi Müslüman M. Bucaille ve Encyclopedia Britannica bu iddiayı savunur.) 96 yılında, İsa'nın tanrılığını kabul etmeyenlere karşı, 'öteki İncillerden farklı olarak Mesih'in ilahi tarafını anlatmak için yazılmıştır.'( A. Şelebî, el-Mesihiyye, s. 179-180) Yuhanna diğer İncillerden farklıdır. Bu İncil'de sadece kendine mahsus hikayeler anlatılır. Dirilen İsa'nın görülmesi gibi. Bu hikaye, Yuhanna inciline sonradan eklendiğine dair ittifak olan 21. bölümde yer alır. Diğer üç İncil İsa'nın peygamberlik süresini bir yıl olarak verirken, Yuhanna bu süreyi üç yıl olarak aktarır. (s. 135,140) Bu gibi farklılıklar insan eserleri için normaldir ama yaratıcının kelamı olduğu iddia edilen bir eserde görülünce ortaya kutsallığı zedeleyen bir sorun olarak çıkmaktadır.

İncillerin ortaya çıkardığı problemler

İncillerin inanç esaslarının oluşumundan sonra yazılması: Normalde İncillerin Pavlus'tan önce olması gerekirdi. Yani din İncil'e göre yapılanmalı idi. Halbuki bunun aksi olmuş ve önce pavlus çalışmaları ile inanç esaslarını büyük ölçüde ortaya çıkartmış, daha sonra İnciller, onlar göz önüne alınarak kaleme alınmıştır. (s. 135) Katolik İncil araştırmacısı A. M. Roguet bunu şöyle ifade eder: "Katoliklere göre İnciller Kiliseden ortaya çıkmıştır, yoksa Kilise, İncillerden doğmuş değildir." ( Initiation a L'evangile, s. 22)  Pavlus'un risaleleri 52-63 yılları arasında yazılmıştır. Halbuki en erken İncil 63'te yazıldığı ileri sürülür. Yani Pavlus ve fikirleri İncilleri etkilemiştir. ( Papaz Paul Ilyas, Yesu'ul- Mesih, s. 18) Kutsal kitap uzmanlarından A. Robert ve A. Feuillet ise Markos İncilinin yazılış tarihini 65-70 yılları olarak belirtirler. ( Introduction, II, 227)

İncillerin çokluğu: Aynı mesele hakkında neden 4 İncil vardır. Halbuki gerek Kuran gerek İncil'de tek İncil'den bahsedilir. ( Markos, 1, 14; Romalılar risalesi, 1,10,16, ve 15,19; Matta, 4,23) Hıristiyanlığın ilk asrında çok fazla olan bu İnciller önce 70'e sonra 4'e indirilmiş, geri kalanlar apokrif  (dini metinlerin ve kitapların parçası olmayan metinler) sayılmıştır. İznik konsilinin bile bire indiremediği bu 4 İncil arasındaki farklar, zıtlıklar, ihtilaflar, fazlalık ve eksiklikler, çelişkiler mevcuttur... (s. 137) Müslüman olup Abdulehad Davud adını alan eski Hıristiyan din bilgini şöyle der: Bu dört İncil 325 yılında konsil tarafından resmen kutsal ilan edilir. O tarihten önce bunlardan hiçbiri Kilise ve Hıristiyanlarca tamamen onaylanmış değildi. Yeni Ahid'i ( İncili) seçenleri, iki bin delegeden çoğu uzaklaştırıldıktan sonra geri kalan 318 kişi olup İsa'yı tanrı ilan etmişlerdi. ( A. Davus, el-İncilu ve's-salib, s. 26) Bu azınlık, imparatorluk gücü ile bu inancı kabullenmiş ve etrafa empoze etmiştir. Daha sonra konsiller yine toplanmış ve yeni inançlar eklemiş veya çıkarmışlardır: Günahları papazların affetmesi, Papa'nın yanılmazlığı, Meryem'in asli günahtan uzak olması, İsa'yı Yahudilerin değil de Roma valisi tarafında öldürülmüş olması ...gibi. ( s. 139) Endüljans (Orta Çağ Avrupası'nda ölümden sonra cennete gitmek için Papa'nın sattığı af belgesi ) dağıtımı, cennetin parsellenmesi zamanla buna eklenir. ( s. 140 ) Benoit, 'İncil'i okuyan bir çok durumda İsa'nın doğrudan doğruya sesini işitmese de Kilisenin sesini işitir ve kiliseye güvenir.' der.  ( s. 146 ) Yazar bunu derken Kilise, İncillerin aslını koruduğunu ileri sürer ve Vatikan II. Konsili kararı ile ' Dört İncil, aslına uygun olarak nakledilmektedir.' kararını resmi görüş olarak ilan eder. ( s. 147 )

 İncil'in bozulması

"Yunan felsefesi ve Roma hukuku, İncil'i, gerçeği temsil edemeyeceği bir hale getirdi." ( Alfred E. Sarvie, Encyclopedia of Religion and Ethic Vol. 5, p. 634) Hıristiyanlığın vahiy anlayışı İslam'ınkinden çok farklıdır. Orjinal vahyin korunamaması durumundan dolayı daha esnek ve gevşek bir vahiy inancı benimsenmiştir. Bir taraftan 'metinler tanrı sözü' kabul edilirken diğer taraftan 'İncil yazarlarının hürriyetinden, kendi kültür seviyelerine göre vahyi aktarmalarından, tanrının, bu özel kültür vasıtası ile sesini işittirmesinden' bahsedilir.  ( s. 165 ) Meşhur bir Hıristiyan alimi olan 'Yesûu'l-Mesih' kitabının yazarı Pavlus İlyas, İncil yazarlarının hatalarından, gafletlerinden bahseder: Markos, Matta ve Luka gibi yanlış anlamaz... Luka, Matta ve Markos gibi yanlış anlamaz." ( Yesûu'l-Mesih, s. 27-28)   Şimdi verilen hangi bilgi gafletli, hangisi değildir. O zaman metinler kesin değildir! ( s. 166 )

İtikad esasları
Tecessüt ( incarnation ) inancı: Tanrının bedenleşmesi, cisim olarak maddileşmesi

Yuhanna 1,1-1,14'de: "Kelam beden olup aramızda yaşadı." ifadeleri bulunur. Diğer üç İncil'de bu konuda bir delil yoktur, sadece Pavlus'un mektuplarında buna benzer ifadeler vardır. ( I. Timoteosa, 3, 16; İbranilere, 2,15) W. Durant'ın dediği gibi, Yuhanna İncil'i 'Peşin bir fikirle hareket etmektedir. Diğer üç İncil'e muhaliftir. Araştırmacılar bu eserin Yuhanna'ya ait olmadığını ileri sürerler.' ( The Story of Civilization XI, s. 209) Yuhanna'dan önce Batlamyus, Stoacılar, Yeni Pisagorcular ve en son Philon benzer görüşleri ileri sürmüşler, Hıristiyanlıkta bu fikirleri aynen alıp kabullenmiştir. (The Story of Civilization XI, 274) İsa'dan önce binlerce peygamber bile bu cisimlenme inancını bilmedikleri için, tanrıyı gerektiği gibi bilmemişken Hıristiyanlar nasıl olurda Tanrı'nın insanları çok sevdiğini ileri sürebilmektedirler? ( s. 177) Hıristiyanlar Helenistik dünyanın şirkinden etkilenerek tanrıyı yere indirmişlerdir. ( s. 178; 204)

Bu cisimlenme konusunda 1977 yılında Londra'da İlahiyat fakültesi profesörlerinden altı kişi ( Don Cupitt, M. Goulder, L. Houlder, D. Nineham, M. Wiles, F. Young) ortaklaşa bir eser yazarlar, The Myth of God Incarnate ( Tanrının cisimlenme efsanesi) Özetle, İsa'nın tanrının seçtiği bir insan olduğunu, bunların birbirine karıştırılmaması gerektiğini, teslisin bir şiir ve mitoloji gibi algılanması gerektiğini ifade ederler. (  New York Time, 27 Şubat 1978) Kitabın yazarlarından Birmingham Üniversitesi teoloji profesörlerinden John Hick, İsa'nın tanrının cisimlenmiş olması iddiası ile Buda'nın Budist felsefedeki konumunu kıyaslar ve Buda'nın Mutlak Hak ile birleşmesi ile İsa'nın tanrı ile bir olduğu iddiası arasındaki bağlantıya dikkat çeker. Kitabı Mukaddeste Cisimlenme inancının tek geçtiği yer, Yuhanna, 1,4 cümledir. Resullerin işlerinde ise İsa'nın tanrı olmadığı, seçkin bir kul olduğu ifade edilir. Kesin ola tek şey, İsa'nın bir anneden doğduğu ve diğer insanlar gibi bir hayat sürdüğüdür.  ( s. 183) E. Renan, İsa'nın tanrı ile bir olduğunu iddia etmediğini, ilk üç İncil'de de buna dair bir kanıt olmadığını ileri sürer. ( İsa'nın hayatı, s. 183) H. G. Wells de, Pavlus'un ne İsa'yı ne gördüğü ne de ondan bir mesaj aldığını ileri sürer ve Yahudilik ve Mitra dinlerini çok iyi bilen Pavlus'un birçok fikirleri Hıristiyanlığa naklettiğini, İsa'nın kendini kurban etmesini ise, daha önceki milletlerde görülen kurban tanrı inançlarından alındığını söyler. ( A. Short History of the World, s. 170-178) Şirk dolu ortamda Pavlsu'un İsa'nın tanrılığı fikri rahatlıkla kabul gördü ve ilk üç asırda, baskı altındaki bu din asıl  değişti.  ( s. 186)

Arius, 'Tanrı yalnız babadır, oğlu mahluktur.' görüşünde idi. Ama 2048 din adamından 318 delegenin dediği kabul edilir. A. Davud haklı olarak sorar, 'Luka, işlerin şiddetlendiği her zaman Ruhul Kudüsün inip din adamlarını yöneteceğini yazıyordu, Acaba neden İznik Konsiline inmemiştir?' ( el İncilu ve's-salib, s. 32) Sonuçta Arius ve bazı din adamları öldürülür, ve imparatorun baskısı ile şu karar alınır: 'İsa hak tanrıdır, her şeyi yaratan baba ile aynıdır, eşittir.' Dikkat çeken bir husus ta baba ve oğuldan bahsedilen bu metinde Ruhul Kudüs'ün tanrılığından hiç bahsedilmemektedir. Ancak 381 yılında R. Kudüs teslise ilave edilir. ( A. Hatib, el-Mesih, s. 251-252 ) 533'teki konsil ile nihai sonuca ulaşılır: " Üç parçadan oluşan tek tanrıya tapınılmalıdır." ( D. Masson, Le Coran et la revelation judeo-chretienne, I/90 ) Ya peki daha eski tarihlerde Hıristiyanlığa inananlar eksik bir inançta mı idiler?

Aslında tanrının oğlu, sevgili oğlum ifadeleri mecazidir. Yahudiler hakkında Tevrat'ta, ' Siz rabbin oğullarısınız' ( Tesniye, 14,1) denilir. Matta, 5,9'da da aynı kullanım vardır: 'Ne mutlu o sulh edicilere! Çünkü onlar Tanrının oğulları diye çağrılırlar.' Aynı kullanım çeşitleri, Yuhanna1, 12; Luka 6, 35 te de görülür.

Harnack, İsa'nın rabbini tek tanrı olarak vasıflandırıldığını ifade eder. ( What is Christianity, s. 126) Markos 12,29 'Dinle ey İsrail, tanrımız olan Ran tek rabdir.' Ayrıca, Yuhanna, 20, 17; Luka, 7, 16 da da benzer ifadeler bulunur. ( s. 189) Teslise delil kabul edilen Matta 28, 19'un eski nüshalarda bulunmayan  sonraki bir ilave olduğu açıkça bilinmektedir. ( J. Dheilly, Dic. Biblique, s. 1192; De Glasenapp, H. , Les cinq grandes religions du Monde, s. 303) Teslisten bahseden Yuhanna 5, 8 için Katolikler bile sonradan ilave demektedirler. ( J. Dheilly, Dic. Biblique, s. 1192 )

Bakara, 165: "İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları, Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır."

Teslis ve tenkidi

Teslis tabiri ilk kez Antakyalı Theophile tarafından kullanılmıştır. Teslis büyük ölçüde kahramanları tanrılaştırma şeklindeki yaygın şirkten kaynaklanmıştır. ( s. 192) MÖ 331'de İskenderiye'de Sirabis-İzis_Horus üçlemesine tapılırdı. Bunlar ayrı ayrı tanrı kabul edilmiyor, tek tanrının üç durumu olarak kabul ediliyorlardı. (A. Short History of the World, s. 166) L. Gautier ve bir çok araştırmacı, Hıristiyan teolojisinin Yunan felsefesinden ve özellikle Yeni eflatunculardan fazlasıyla etkilendiklerini söylerler. ( el-Medlal ila D. F. İslamiyye, s. 93) Eğer üçlü tanrı inancının tanıtılması gerekiyorsa aslında bunu bizzat İsa'nın yapması gerekirdi ve sonrakilere bırakmazdı. Halbuki o , ' Çekil şeytan, Yalnız Allah'a kulluk edeceksin. diye yazılmıştır' ( Matta, 4, 10) demiştir.

A. Davud, Hıristiyan tanrılarının hiçbirinin tek başına kamil, mükemmel olmadığını, bunun da bir noksanlık işareti olduğunu ifade eder. ( el- İncil, s. 21) Bu üç parçadan biri nasıl olmuşta Meryem'in karnına girmiş, insan şeklini almıştır? Bu çokluğa delil olmaz mı?  ( el- Hatib, el-Cevabus-sahih, II/ 37) Hıristiyanlarca yazılan eserlerde tanrının sıfatları açıkça yer almaz. ( About the Myth of God Incarnate, s. 29) İsa iki bin yıl önce yoktu, sonradan doğdu, bu bir ilave olmuyor mu? İncillerde İsa'nın istenmeden asıldığını ifade eden ayetler var ( Matta 27, 46; Markos, 15,34) Hani kendi arzusu ile asılmıştı? Baba tek başına tanrı değildir, ancak diğer iki parçaya izafe ile tanrıdır. ( s. 203) Bir çocuk gibi ihtiyaçları olup büyütülen bir kişi hiç ilah olabilir mi? ( s. 205) Hiç bir peygamber baba, oğul, kutsal ruh üçlemesinden bahsetmemiştir. ( el- Hatib, el-Cevabus-sahih, II/ 253)

Tekfircilik

Hıristiyanlara göre her bebek günahkar doğar. Buna peygamberler de dahildir.  ( s. 211) Aslî günahı af ettirmek için kendi yarattığı kulları, adem oğullarını, ellerini mabud olan tanrının kanına bulandırarak mı insanların kurtuluşunu amaçlamıştır tanrı? ( s. 214)  Günahtan kurtulduğuna inanan Hıristiyan'a yapacağı daha ne kalıyor? Asıl mesele de çarmıhtan önce ve sonra hiç bir şey değişmemiştir. Hayat aynı hayat, kötülük aynı kötülük. ( s. 215) Katolik bilgin  J. Dheilly, Dictionnaire biblique adlı eserinde, 'Pavlus'un iddiasına göre, artık Mesih gelmiş olduğundan, şeriat-dini kurallar faydasızdır. Kurtuluşu şeriattan beklemek, tanrının bu iyiliğini ortadan kaldırmak olurdu.' (s. 247) der. Tanrı bunu insanlığın kurtuluşu için yapmışsa başta neden yapmadı? İnsanlığın çoğu bundan mahrum kalmadı mı? Sadece çarmıha gerilme efsanesine inandı diye böyle bir ebedi kurtuluş ödülü nasıl izah edilebilir?  İnsanların inandığı tek tanrı öldürülünce dünya üç gün tanrısın mı kaldı? ( s. 216)

Kilise ve dini kurallar

Yuhanna, 20, 21-23'ten hareketle Kilise, Hz isa adına iş yapma yetkisini kendilerinde görür. Kilise kendini diğer insanlardan ayırır: Mesih'e inanmayan insanlarda tanrı yoktur, Eğer böyle biri size gelirse, kendisini eve kabul etmeyin ve ona selam vermeyin. Ona selam veren onun kötü işlerine hissedar olur. ( II. Yuhanna, 9-11) Kendini sevgi dini olarak tanıtan Hıristiyanlık tarih boyunca hem kendi aralarında kanlı mücadelelere girişmiş hem dünyayı kana ( Haçlı seferleri, kolonileşme faaliyetleri, sömürü ve dünya savaşları gibi ) bulamıştır. ( s. 222) Her Hıristiyan senede en az bir kere günah itiraf etmelidir.  Çoğu Hıristiyan azizleri, melekleri de ibadet ile tazim ederler.

Katolikler Trente konsili ile resim ve heykellere tazimi, önlerinde diz çökmeyi, aslında temsil ettikleri Mesih ve azizlere ibadet şeklinde anlaşılması gerektiği kararını vermiştir. ( Glasenopp, Les cinq grandes religions, s. 347-348) Hıristiyanlıkta ayinlerde kullanılan ekmek ve şarap, bir sembol değil, bizzat tanrının kendisinin olduğuna inanmakla sorumludurlar. Buna 'La presence reelle' esası denir. Kısaca Hıristiyanlık, bir kulu önce tanrılaştırıp sonra onu zavallı şekilde öldürtüp sonra da onu ekmek ve şarap içine sığdırıp onu yemek içmekle herkese tanrılık dağıtmak şeklinde özetlenebilir. ( s. 229) İnsan olan papa'yı yanılmaz, yine insan olan papazların diğer insanları af etme yetkisi vermek ve makamlarını yükseltmek onları bir çeşit tanrılaştırmaktır. Bu insanın insana tahakkümü ve çok suistimale yol açan bir durumdur. ( s. 231)

Hıristiyan fırkaları

1439 tarihli Floransa Konsili'nin tekid ettiği üzere, 'Katolik kilisesi dışında, kurtuluş yoktur.' görüşü Katolik alemine hakim görüşü ifade eder. (s. 253) Mezheplerden biri olan Protestanlar sayılamayacak kadar çokturlar. ( s. 258)

Hıristiyanlıkta reform hareketleri

14 ve 15. asırda papalar, 1305-1379 yılları arasında Fransa'da, çirkin 'Avignon esareti'ne maruz kalmışlar ve 1378-1417 arasında da 'Büyük tefrika ' skandalı ortaya çıkmıştır. ( s. 273)

Roma Ve Fransa Avignon'daki iki Papa: 
Fransa Kralı'nın papa seçtirdiği V Clementis hiçbir zaman Roma'ya gitmemiş. Fransa'daki Papalığa ait olan Avignon'daki saraya yerleşmiş. Clementis ve halefleri 1377'ye kadar Katolik Ruhaniler Dünyası'nı Avignon'dan idare etmişler. 1377'de XI. Gregorius, Roma'daki Vaticanus Sarayı'na dönmüş. O dönemde kardinallerin çoğu Fransızdı, Vatikan'dan çok Avignon'un geleneklerine bağlıydılar. XI Gregorius 1378'de ölünce, bir İtalyan olan VI. Urbanus papa seçildi. Muhalif kardinaller ise seçimi hükümsüz sayarak VII. Clementis'i papa seçmişler. Bu ikiliğe "Antipapa" ve "Büyük Nifak" adı verilmiş. Fransa ve İskoç Kralı, Portekiz ve bazı Cermen prensleri Avignon'daki anti-papayı desteklerken, Fransa'nın karşısındaki blokta yer alan Almanya, İngiltere, Macaristan, Lehistan ve Kuzey Avrupa devletleri de Vatikan'a sahip çıkmış. Her iki papa da birbirlerini ve taraftarlarını aforoz etmişlerdir. Bu durum 1378'den 1417'ye kadar devam etmiş. İtalyanlar papanın Avignon'da oturmasına "Babil esareti" adını vermişler. Avignon'daki Papalık Sarayı'nda V. Clement, XXII. Jean, XII.Benoit, VI. Clement, VI. Innocent, V. Urban, XI.Gregorius oturdu. Gregorius'un Vatikan'a dönüşü ve ölümünden sonra antipapalar VII.Clement ve XIII.Benoit 1423'e kadar Avignon Sarayı'nda oturmuşlar. Avignon'da papaların ikamet ettiği saray şimdi "Palais des Papes" adıyla turistik otel olarak hizmet veriyor.

 

Endülüjans

Katoliklere göre en büyük günahlar ancak kilisece af edilebilir. Papalık, para karşılığı, piyango bileti gibi, af makbuzları çıkartıp onları para karşılığı dağıtmış, satmıştır. Ayrıca haçlı seferlerine katılanlara da bu belgelerden verilmiştir. ( Robert 2, s. 482, croisades md.)

 

1521 tarihli bir endüljans belgesi.

Reformcular

M. Luther'den önce Prag Üniversitesi rektörü Jean Hus ve Jerome reform taleplerinde bulununca diri diri yakılmışlardır. İngiltere'de Thomas More, Katolik kaldığı halde, reform talebinde bulununca idam edilmiştir. ( s. 276) M. Luther ise af yetkisine karşı çıkarak, papazların bekar kalmalarını reddederek ortaya çıkmış ve reform sonunda kilise mülklerine el koyma imkanına kavuşmayı amaçlayan prenslerce de dsteklenmiştir. (  s. 277. Ayrıca, Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 135 ) Zamanla olay iyice siyasi boyut kazanır ve İngiltere kralı, kilisenin başına getirilir. ( s. 278) Mezhepler arası kanlı katliamlar olur. 1562 Vassy katliamı, 1577 Saint-Barthelemy katliamları gibi. ( s. 281)

Konsiller

İlk konsiller papa tarafından değil imparatorlar tarafından teşkil edilir. ( Rene Metz, Histoire des consiles, s. 13) İznik, İstanbul, Efes, Kadıköy, İstanbul II, İstanbul III, İznik II, İstanbul IV, Trente, Vatikan, Vatikan II şeklinde birbirini takip eden konsiller yapılır.

Papalık

Papa havarilerin vekilidir. İsa'nın yeryüzünde görülen temsilcisidir. Vatikan I. konsili ile 1870 tarihinde papanın yanılmazlığı dogmasını benimser. ( s. 300) Bazı papa seçimleri çok uzun sürmüştür. Mesela 1800'de papa seçimi üç ay sürmüştür. ( s. 301) Papa Pie X, modernizmi aforoz etmiştir. Kilise dilinde modernizm, ' her türlü bidatin sentezi' anlamında kullanılırdı. ( s. 308)

İslam'ın doğuşundan günümüze Hıristiyanlığın İslam'a bakışı

İslam, Hıristiyanlığı kaynağından olduğu kadar, Asya ve Afrika'dan da koparmıştır. İslam'ın hakim olduğu yerlerde büyük ölçüde teori kadar pratikte de , savaşmaksızın birlikte yaşama mümkün olmuştur. Fakat fikir planında yenilince Hıristiyanlık savaşa girer ve hayatta kalmasını milli taassup haline getirir ve bu sayede ayakta kalır. ( s. 326) Müslümanlar Hıristiyanlara geniş hürriyet tanıdılar. Onlar, hakikatin kendilerinde olduğundan emindiler.. Emevi ve Abbasiler Hıristiyanlara çeşitli memuriyet hatta bakanlık görevleri vermiştir. Hatta bu hürriyet, onları İslam hakkında polemik eserler yazmalarına izin verecek boyutta idi. Jean Damascene, Timothee, Th. Ebu Kurra, Yahya b. Adi... gibi ( s. 331-333) Batı dünyasında yaşayan Müslüman azınlıklar, Zımmilerin statüsüne razıdırlar ama bunu henüz bulamamışlardır. (s. 367 )

Kuran, Hıristiyanlara 1400 sene önce açık ve samimi bir çağrıda bulunmuştur. İsa İslam'a göre en büyük peygamberlerdendir. Onu inkar eden kafir olur. İslam, Hıristiyanların şirkten uzak bir inanca kavuşmalarını ister. Ankebut, 46: ' İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur.' Ali imran, 64: ' De ki: Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.'  Necran Hıristiyanları efendimizi ziyaret ederler. Ali İmran 61. ayet inince korkarlar ve efendimize cizye vermeyi kabul ederek memleketlerine dönerler. ( s. 330)

Nicetas da Byzance ( 9. yüzyıl ), İslamiyet'i, putperestlikle karşılaştırır.( Y. Moubarac, La Pensee Chretienne Concernant l'Islam, I/5) La chanson de Roland, Roman de Mahon gibi eserler Müslümanların Jüpiter, şeytan ve Apollon ile beraber bir de Mahon adlı puta taptığını iddia ederler. Les chanson da Geste ise, Müslümanların Muhammed'in putuna taptığını ileri sürer. ( s. 334) Papa XI. Pie de Müslümanlarla müşrikler arasında bir fark gözetmezdi. ( s. 368)

Muhammed'in tanrı değil peygamber olduğunu ancak 12. yüzyılda Guillaume de Malmesbury yazar. 13. yüzyılda ise Alexandre du Pont, Hıristiyanlığı bozmak için Musa'nınkine benzer bir dinle İslam'ın geldiğini ileri sürer. İslam çok 'kocalı' bir aile anlayışını kabul eden bir dindir onlara göre. Başka bir iddia, Muhammed Romalı bir kardinaldir, papalığa seçilemeyince Romen kilisesinden öç almak için yeni bir mezhep kurar ve sonunda sarhoş olarak domuzlar içinde ölür.( s. 334) Zamanla İslam'ı reddetmek için daha iyi tanıma gayretine girilir. Kuran, Muhammed iyi bir Hıristiyan olmadığından, üç Yahudinin tesiri ile yazılmıştır. ( s. 335) 'Muhammed'in  şeytanî Kuran'ında yazdığı gibi' ifadeler ( s. 336) yanında Müslümanlar putperest sayılırdı. ( s. 337) Ricoldo de Montecroce, Müslümanları sevimli bir tarzda tasvir eder ama sonra, ' Nasıl oluyorsa bu çiçekler, böyle bir çöplükte açabiliyor? Kuran'ınki gibi zalim ve insafsız bir şeriat nasıl oluyor da böylesine faziletli müminler yetiştirebiliyor?' der.( s. 338) İslam'a karşı olumsuz tavrın sebebini Hıristiyan din adamı Youakim Moubarac şöyle açıklar:' Akla gelen ilk sebep, İslam'ın cazibesi olmalıdır.Bu güçlü cazibe yüzündendir ki, din adamları İslam'a saldırmakta ve onu yanlış bir biçimde tanıtmaktadır' ( La Pensee Chretienne Concernant I'Islam, II/ 14) Luther, Türkleri deccalin bedeni, Muhammed'i şeytanın elçisi ilan eder. ( s. 341) İslam'ı, iç siyasi ve dini çekişmelerine alet etmekten de çekinmezler. Pierre Viret, Müslümanları, papa ile birlikte, Hıristiyanlıktan dönenler şeklinde tasvir eder. Tam zıt mezhepteki Guillaume Postel ise, ' Muhammed'in Hıristiyanlığı değiştirme konusunda yaptıklarını, Protestanların yaptıklarına göre daha insaflı' bulur. Bale şehrinde Kuran'ın Almanca tercümesi yayınlanınca, hukukçu Boniface Amerbach, 'böyle sapık bir kitabın' basılmasına karşı çıkar. ( s. 342) Düşmanlık Rönesans başladıktan sonra da devam eder. Pascal iftiraları tekrar eder, Moliere, Türkleri merhametsiz ve katı gösterir, Voltaire de onun yolundan yürür. ( s. 343-344) E. Renan, İslam'ın ilmi ve felsefeyi her zaman baskı altında tuttuğunu ileri sürer. Ona göre İslam, insanlığın taşıdığı en ağır zincirdir. ( s. 347) R. Simon, l'Histoire Xritique des Nations du Levant adlı eserinde İslamiyet'te bir takım iyi şeylerin bulunduğunu ama bunları Yahudi ve Hıristiyanlıktan aldığını ileri sürer. Charles Forster ise, Le Mahomerisme devoile  adlı eserinde ' Muhammed geldiğinde Hıristiyanlar putları tazim ederdi ve bu nedenle bozulmuştu. Muhammed putları kırmakla Hıristiyanlığı bozulmaktan kurtardı. demektedir. ( s. 349)  J. Henry Newman, İslam'ın Allah'ın diniyle şeytanın dini arasında olduğunu söyler. ( Mahomet et les origines de Islamisme, s. 14) Youakim Moubarac, Kuran'ı Muhammed'in yazdığını söyler ( La pensee Chretienne et LIslam, II/ 294) ki İslamiyet hakkında yazılan eserlerin yüzde doksanı aynı fikirdedir. ( s. 359) Hanna Zakarias ise İslam'ın mekke'de bir haham tarafından dikte ettirildiğini ileri sürer.  ( I'Islam, antreprise Juive ) M. A. M. Goichon ise İslam'ın Hıristiyanlıktan çıkmış bir bidat olduğunu ileri sürer. ( Etudes, Nisan 1948, s. 38-51) M. D. Masson, Le Coran adlı eserinde 'Allah' lafzı yerine 'Dieu' kelimesini kullanınca büyük tepki çeker. Çünkü Allah - haşa - Müslüman putperestlerin tanrısının adıdır ama Dieu kendi hak tanrılarının adıdır. Oliver Lacombe ise Müslümanlarda gördüğü dini bağlılıktan hareketle, Hıristiyanların daha iyi Hıristiyan olması için çaba sarf eder. ( O. Lacombe, Existence de Ihomme, s. 130)

L. Marraci, Prodromus adlı eserinde, ' Eğer Muhammed'in hayatını, bizim Avrupalı yazarların dediklerine göre yazsaydım, Müslümanlar nezdinde gülünç duruma düşerdim. Kaldı ki bu yazarlar anlattıkları şahıs olan Muhammed konusunda da ittifak halinde aynı şeyleri söylemektedirler; o derece ki, bunların aynı şahıstan bahsettiklerini anlamak son derece zordur. ' ( s. 348) 

Hıristiyan oryantalizmi kesin olarak, misyoner faaliyeti çizgisindedirler. ( s. 345) Hıristiyanlar misyonerlik faaliyetlerine devam etmektedirler. Bunu kınamıyoruz ama 'Biz misyonerlik yapmıyoruz' denilerek bu işin yapılması asıl kınanacak şeydir. Charles de Foucould'un ' Hıristiyanlaştırmadan önce medenileştirme' kuralını başlıca metot olarak benimsemişler, ekonomik ve kültürel yoksulluklar istismar edilmek suretiyle, bir nevi zorla Hıristiyanlaştırma faaliyeti içine girmişlerdir. ( s. 364)

Ankebut, 46,  Maide 82-83 ve Ali İmran, 64:

"İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur. İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da «Biz Hıristiyanlarız» diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar. Resule indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: «Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz.» (Resulüm!) de ki: Ey ehli kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz Müslümanlarız! deyiniz. "

Saint Barthelemy ve Vassy katliamları

 

 
 

Ekler:

İsa Semineri sözcüğü üzerinde biraz duralım. İsa Semineri kavramı son 25 yılın Hıristiyanlık içinde öne çıkardığı bir akımın adıdır. Dünyaca ünlü ilahiyatçılar, Vatikan'ın baskısından bıkarak, gizlice ilk İsa Akademilerini kurmuşlardır. Bu bilim adamlarından bazıları, adlanın duyulması üzerine bağlı bulundukları üniversite ve fakültelerden atılarak işsiz bırakılmışlardır. Amerika'dan başka Almanya, Fransa ve İsviçre'de İsa Seminerleri vardır. Amerika'daki Akademi şimdi Minnesota Üniversitesi'nin bünyesindedir. Yaklaşık 200 bilim adamı birlikte çalışarak İncil'i tartışmaktadırlar. Zaman zaman bu sayı, arada bir katılanlarla daha da yükselmektedir. İsa Seminerlerinin tartışma konusu, adı üzerinde İsa'dır. İncil'de yer alan sözlerin ne kadarı İsa'ya aittir? İsa bu sözleri söylemiş midir? Yoksa bunlar somadan uydurularak kilise tarafından İncillere sokuşturulmuş mudur? İşte, İsa Seminerlerinin konusu budur. İlahiyat çevrelerinde, bu seminerlere katılan bilim adamlarından 'İncil Dedektifleri' diye söz edilir.İsa Semineri üyelerinin vardıkları sonuçlan şöyle özetleyebiliriz:

 1) İsa Semineri üyelerine göre İncil'de yani Yeni Ahit diye bildiğimiz kitapta İsa'ya atfen anlatılmış olan yaklaşık 1500 sözden en iyimser bakış açısıyla sadece yüzde 20'si İsa tarafından söylenmiştir. Gerisi, ilk Hıristiyanlar tarafından uydurulmuşlardır. 2) İsa, Mesih olduğunu öne sürmemiştir. Mesih kelimesi, Christ kelimesinin Türkçesidir. 'Christ' aynı zamanda Hıristiyan kelimesinin de köküdür. Dolayısıyla Seminer üyelerine göre İsa, Mesih (Christ) olduğunu söylememiş olmasına rağmen, Kilise Babalan tarafından Mesih ilan edilmiştir. Christ kavramı İsa'nın yaşadığı dönemde bir 'makamın' adıydı o kadar. 3) İsa, kilise kurmamış ve her insanın Tanrı imanının göğüs kafesinde olduğunu söylemiştir. Kilise kurmayı düşünmemiş ve söylememiş olan İsa, bugün kiliseye bağlı kılınmıştır. ( Aytunç Altındal, Hangi İsa, 83-85 )

Hıristiyanlık: " Saul isimli Tarsuslu bir Yahudi... Biraz paganizm, biraz Roma geleneği ortaya karma bir din çıkıyor.. Domuzu, şarabı, ribayı helal kılan o. Sünneti kaldıran, Papa’yı kutsayan o. Katolizm, Hıristiyanlık adını alarak böyle doğdu ve Roma’nın “resmi din”i oldu.. Ondan sonra Roma daha önce kendini pagan kültüre göre kutsarken artık Hıristiyanlık adına kutsuyordu. 2011’de İngiliz vatandaşlarının %25’i kendini herhangi bir dine mensup görmezken bugün bu oran %48,5’a çıkmış. Ortodokslar ise zaten kendi etnik kimliklerine hapsoldukları için sosyolojik anlamda genişlemeleri pek mümkün olmamakla birlikte, bulundukları bölgelerde dışlanmışlık hissine kapıldıkları için, etnik aidiyetleri ile kendi içlerinde kapalı bir hayat yaşıyorlar.Hıristiyanlık bugün artık “kültürel bir aidiyet”ten başka bir şey değil. Ruhaniyetini kaybetti. Seremoni ve ritüellerden ibaret bir gelenekten söz ediyoruz. Yahudilik zaten kendini ırkına hapsetmiş bir başka gelenek.. Tevrat, Zebur ve İncil, aslında birbirini tamamlayan bir vahiy mecmuası iken, Yahudiler sadece Zebur’u “Kıral Davud’un zikirleri” olarak görürler. Yahudi geleneğindeki karşılığı olarak bizdeki mevlide denk gelir. İncil’i ise kabul etmezler." (  Abdurrahman Dilipak, Yeniakit, 21 Haziran 2016 )


 

 

Çok tanrıcılık ve Hıristiyan azizleri

Aziz Nicholas, denizcilerin koruyucu azizi.

 

Aziz Şehit Policarpos, İzmir'in koruyucu azizi.