Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Tarihselci modernistler

 

                                                                Tarihselcilik ve Modernistler


   Tarihselcilikte; Kader, şeytan, cin, kıssa, hadis, berzah, Kuran peygamber ağzından dökülen Allah'ın manasını indirdiği sözler, zaten tarihsel anlaşılmalılar, peygamber sadece aracı;postacı, açıklama görevi yok... Kuran, İslam, peygamberden geriye ne kaldı?!
    Kaynağı batı olan bir akımın varacağı yerde batıl bir akım; deizm olacaktır!


                                                                       Tarihselciliğin sefaleti
"Tarihselcilik, modernitenin en önemli teorilerinden biri. Alman düşüncesinin ruhudur. Alman filozofu olan Hegel, evrensel aklı da tarihte arar. Tarihselcilik, hakikatin insanların yeryüzündeki tarihsel sınırlarıyla kayıtlı olduğunu savunur. Hermenötik düşünce, Dilthey ile beraber hakikatin anlamını tarihsel bilgide bulduğunu iddia eder. Tarihselcilik, dini beşeri tarihsel alana indirger.İncil, modern tarih gerçekliğinde yeniden inşa edilir. Tarihsel bakış, bir tahrifat aracıdır. Zamana mahkum bir Tanrı icat eder. Tarihsel değişimle beraber Tanrı da değişecektir. Tanrı, tarihin önünde evrimleşerek oluşan, dönüşen, çoğalan(politeizm)ve yok olan( modern dönemde Tanrının ölmesi) bir varlıktır. Tarihselcilik anlayışa göre Allah, M.S. altıncı yüzyılda Mekke tarihinde konuşan ve bu tarihte biçimlenen bir varlıktır. Kur’an kıssaları da tarihseldir. Sonuçta tarihsel olan kelam ve kelamın anlatıları, değişen yeni tarih ile beraber iki seçenekle karşı karşıya kalır. Ya onları yeni tarih içinde yeniden anlam sahibi kılmak ya da onları geçmiş tarihleriyle yüz yüze bırakmak. Modernistler birincisinde, İslamiyet’i modern tarihsellik içinde yapılandırmak isterler. İkinci seçenekte ise “çöl kanunu” diyerek kaba bir reddiyeciliğe başvururlar. Sonuçta birincisinde deformasyon, ikincisinde ise reddiyecilik öne çıkar. Allah’ın kelamı hem içine doğduğu zamana konuşur hem de başka zamanlara. Geçmiş, gelecek ve şimdi gibi üç bağlamla sınırlanan zaman bilinci beşeridir. Tanrı’nın zaman bilinci bunların çok fevkindedir. Allah tarihte yaşanan toplumları tarih üstü alana taşıyarak her tarihte anlamamıza imkan verecek “ibretler” sunar. Firavun, bizim için M. Ö. 3000’li yıllarda yaşayan somut bir tarihsel varlık değil, bir kıssanın sembol şahsiyetidir. Firavun ilahlaşınca köleleştirir. İnsanlar köleleşir. Hakikat, insanı kölelikten kurtaran bir özgürlük bilincidir. Kıssa, özgürlük mücadelesinin anlamını anlatır insana. Tarihselcilik, İslamiyet’i de tarihsel evrimin içinde oluşan bir din olarak görür. Modernite ile tarihsel evrim üst/son aşamaya varmıştır. İslam da buna uymak zorunda. Yoksa geride kalır. İslam’ın Kelamı, tarihsel değil. Çünkü Kelamın sahibi, zamanların da sahibi tarihlerin de. Zamanın ve tarihin yarattığı değil, zaman ve tarihi yaratandır." ( Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 30.12.2018)

Modernistler, İslamiyet’i modernliğin parametrelerini ön koşul kabul ederek yorumluyor. Kuhnyen anlamda onların metafiziği, adeta modernliğin prensipleridir. Değişmez, öz ve cevher kabul edilen prensipler. İlginç bir biçimde cevher düşüncesiyle birleşen bu modernlik algısı, ciddi anlamda pozitivist bir karakter taşır ve aslında tarihselcilik yaklaşımıyla( Alman tarihselciliği ile) da çatışır. Modernistler, İslam’ın ilk doğuş ve tarihsel mirasına moderniteyle bakarlar. İslam’ın bütün zamanlarına modern bilincin mutlaklığıyla nazar ederler. Modernlik, cevher olduğu kadar, insanlığın evrim sonucu elde ettiği son hakikattir! Hakikatin son hali! İnsanlığın bulduğu son değişmez paradigma. İslamiyet, modernliğin hakikat kabulleriyle tartılmaya başlanır. Bu çerçevede modernlikle çelişki arz eden İslami pratikler ve görüşler hesaba çekilir. Elbette rasyonalizm, pozitivizm ve tarihselcilik gibi modern yöntemler burada devreye girer. Bu yöntemlerle sadece İslamın tarihsel ve kültürel mirası okunmaz, aynı zamanda İslam metafiziği veya ilahiyatı da buna dahil edilir. Dolayısıyla bu yöntemlerle uzlaşmayan ve çelişik gözüken taraflar “tarihselcilik” bağlamında dışlanır. Yani bunlar tarihseldir, geçmişte kaldı denir. Olumsuzlama tutumuyla İslamın hakikatine meydan okunur. Arkasından da hermenötik aracılığıyla da modern bilince göre yeni yorumlar yapılır. Modernistler, modernliğe karşı hiçbir kritik içinde yer almazlar. Onu evrensel hakikat bağlamına yerleştirerek hareket ederler. Bu açıdan da evrenselci bir kimlikleri bulunmaktadır. Elbette bu Eurosentrik bir evrenselciliktir. Modernist yaklaşım, İslam toplumlarının içinde bulunduğu krize karşı kendilerini bir alternatif olarak sunarlar. İslam toplumlarının modernleşme ile beraber geleneğin bunalıma girmesi, yetersiz kalması ve içe çekilmesi karşısında aktif hareket ederler. 19. Yüzyılda Müslüman aydınların ekseriyetle uzlaştıkları “Müslüman kalarak modernleşmek” tezi yerine, “Müslümanlıkla modernleşmek” yaklaşımını benimsiyorlar. Modernliğe uymayan ve onunla çatışan Müslümanlık ise tarihsellikle açıklanır ve ilerlemenin gerisinde kalan bir olgu olarak değerlendirilir. ( Ergün Yıldırım, Yeni Şafak,, 20 Ocak 2019)


                                                                         Tarihselcilik sefâleti
"Allah Teâlâ’nın insana lûtfettiği, insanın aklı, kalbi, ruhu, dolayısıyla bunları harekete geçirecek iradesi, vicdanı âyetleri /yaratılış sırlarını okuyabilmesi için yeterli değil mi? Hayır. Yeterli olsaydı, peygamberler ve kitaplar gönderilmezdi. Tarihselciliğin felsefî temellerini Hegel attı: Tarihi, dolayısıyla zamanı ve mekânı kutsadı. Kutsanan zaman, Aydınlanma Çağı’ydı, kutsanan mekânsa Avrupa ve uygarlığı. Hegel’in sorunu, Descartes’la kabaca temelleri atılan, Kant’la muhkemleştirilen, Avrupa uygarlığı fikrinin mutlak bir şekilde dünya üzerinde egemenlik tesis edeceği zemini inşa etmekti. Hegel, Avrupa’nın tarihî serüvenini mutlaklaştırmakla, insanı, dolayısıyla Avrupa aklını tanrılaştırıyordu. Hegel, inançları güçlü bir Hıristiyandı ama Protestandı. Protestanlaşma, Tanrı’nın hayattan uzaklaştırılması, dinin bireysel bir inanç meselesine indirgenmesiydi: Bunun sonucu deizm olacaktı: Deizm de kültürel çözülme ve nihilizmle sonuçlanacaktı. Dilthey, sosyal bilimlerde tarihselciliğin temellerini attı; böylelikle kabaca “hakikat fikri yoktur, hakikat herkese göre değişir” mottosuna dayanan postmodern anlama ve yorumlama sürecini hazırladı. Gadamer, “ufukların buluşması”ndan, “diyalojik okuma stratejileri”nden söz eder. Her şey buraya ve şimdiye göre yorumlanır. Gerek tarihselciliğin, gerekse hermenötiğin sâbitelerini yitiren, değişkenlerin önünde sürüklenen Batı dünyasında bir anlamı ve karşılığı vardır. Ama vahyin kaynaklarının sağlam olduğu Müslüman dünyada bir karşılığı olmaz, olamazdı; olsa olsa kafa karışıklıklarının, okumuş-yazmış insanların zihinlerinin çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşmesine yol açabilir/di bu, esas itibariyle.
İnsan, her dâim sâbite arayışı içindedir. Sâbitelerini yitirdiği zaman, değişkenleri sâbite katına yükseltmekten çekinmez. Kaçınılmazdır bu: İnsan, sâbitesiz /“omurgasız” ayakta duramaz zira. Pergelin sâbit ayağını, vahyin hakikatlerine, bu hakikatlerin nasıl anlaşılabileceğini vahyin şaşmaz sâbiteleri ışığında sarih ve vâzıh bir şekilde ortaya koyan İslâm ilim, irfan ve hikmet yolculuklarına basacağız. Ancak ondan sonradır ki, pergelin hareketli ayağıyla bütün dünyalara, bütün değişkenlere velûd ve münbit bir şekilde açılabilmemiz, bütün dünyalara da, değişkenlere de “ruh üfleyebilmemiz” imkân dâhiline girebilir. Vesselâm." ( Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 30-31.12.2018)

 

                                                                     Tarihselci tarihin dışında mıdır?
 "İslam adına tarihselci düşünceye meyledenleri ikna eden en önemli şeyin mantık silsilesi içinde düzenlenmiş tutarlı argümanlardan ziyade en sıradan biçimiyle Batı’nın gelişmişliğiyle ilgili büyüleyici söylem olduğunu düşünüyordum. Bana göre tarihselciliğe, özellikle ilahiyatçı çevreleri ikna eden şey hala Batı tarih algısının veya modernliğin merkezde olduğu ciddi bir etki sözkonusu. Bunlar Batı’nın karanlık yüzünü fiilen belli bir aşk seviyesinde örtüyor. Ol aşıklar, o çok gelişmiş Batılı ülkelerin İslam dünyasının geri kalmışlığında hala oynamaya devam ettiği sömürgeci, ırkçı, soykırımcı, insanlık dışı rolünü göremiyor, bütün bu geri kalmışlığın suçunu sadece Müslümanlara yükleyen bir kahır edebiyatına meylediyorlar. Müslümanların bugün Suriye’de, Mısır’da, Yemen’de, Irak’ta ve İslam dünyasının her yanında kendi kaderlerini değiştirme, kendi tarihlerinin aktörü olma yolunda ortaya koydukları iradenin nasıl bir Batılı tedbire çarptığını görmedik mi? Genellikle şahit olduğumuz tarihselci söylemin en büyük handikapı neredeyse kendini tarihin üstünde görüp, o konumdan Allah’ın bile tarihin etkisinde nasıl kalabileceğine dair konuşabilme imtiyazına talip olması." (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 05 Ocak 2019)

 

                                                                              Tarihselcilik *
 Nurettin Yıldız: "Bu işler sahabe ile başlar, sonra efendimizin tartışılması ile devam eder. Fakat bir süre sonra iş, Kuran ayetlerinin tartışılması boyutuna gelir. 'Şu hadisler olmamalı' dendiği gibi şimdi de, 'şu ayetler Kuran'da olmamalı'ya getiriliyor iş. Bazı ayetlerin kültürel olduğu, bugün o ayetlere gerek olmadığını ima etme cüretinin gösterildiği günlere gelindi. Eskiden oryantalistlerin, batılı İslam araştırmacıların iddialarıydı bunlar. Şimdi oryantalistlerin o bilinen malzemeleri, Türkiye'de Müslüman diye bilinen insanlar tarafından piyasaya sürülüyor. İnsanların yeniliği ortaya koyarak sivrilme arzuları vardır. Yenilik eskiyi yok ederek yapılan bir yenilik olmamalıdır; eskiyi yenile. Eskiyi sunuş tarzın yeni olsun. Yeni yetişen nesil yorumlama, avucunun içinde şekillendirme iddiası ile hayata bakıyor. Kendi elimizle dine bir şekil vermeye kalkışıyoruz. Efendimizin hadisleri ile uğraşmak tam anlamıyla peygamber Aleyhisselam konumuna talip olmaktır. Onu kaldırdığınız zaman, Kuran hala ortada duruyorsa, 'onu ben beyan ederim, merak etmeyin' demiş oluyorsunuz. Kendini peygamber efendimizin beyan vazifeli kimliğinin yerine koyuyorsunuz. Kuran gösterip, kendin Kuran olup konuşuyorsun. Allahu Teala'nın keskin çizgilerle ayırdığı veya ayırmadığı şeyler var Kuranı Kerim'de. Niye? 'Kalbiniz ne durumda, bunu test etmek istiyoruz' diyor, Allahu Teala. Ashab-ı kiramın ve talebeleri olan imamlarımızın teğet geçildiği bir yerde iyi niyet arayamayız. Esasen iyi başlamış şeyde ölçü kaçırma var. Sen bu tür konular üzerinde şöhret arıyorsun ya da birilerini memnun etmek istiyorsun. Çok ağır bir gaflet içindeler."
Prof Süleyman Hayri Bolay: "Tarihselcin dayandıkları, Hegel'in tarihselci ve Nietzsche'nin Hıristiyanlığı tehdit eden yazılarıdır. Bunlar geçmişte sınırlı bir ilim çevresinde tartışılmış konulardır. Kasıtlı meseleler açıp münakaşa etmek, fitne çıkarmaktan başka bir hedef gütmez. Bunlar salonlarda konuşulacak konular değildir. Kalabalıklara çetin meseleleri açmak, imanları sarsmaktan başka bir netice vermez. O iddiaların karşısına mantıki, ilmi, dini delillere dayanan doğru bilgiler ortaya konulmalı, geniş kitlelere onların anlayacağı ifadelerle ulaşması temin edilmelidir. Hint havzasındakiler, İngiliz ve ABD kaynaklıdır. Şikayet eden kimselere, neden bir tipleri olmadığını sorduğum zaman çekingenlik içinde olduklarını görüyorum."
Prof Şevket Kotan: "Tarihselliğe yönelme, ümmetin Kurtuluşu davasında kurtarıcı bir rol, İslam'a yönelik oryantalistik itiraz ve saldırılara kolaydan cevap üretebilme potansiyeli olduğuna kanaat getirilmesinden sonra ortaya çıkmıştır. Şatibi'de zirvesine ulaşan, gaye ve maslahat temelinde yükselen fıkhi anlayışa geri dönmeye gerek vardır, ama ne yazık ki böyle bir tarih bilinci yerine, kaba bir modernizm üreterek böyle değerli bir tartışmayı tükettik. Sürdürülen tartışma sonuçta bir tür oryantalistik mecraya doğru yol almaktadır. Buradan varacağı yer ise, Muhtemelen Hristiyan din anlayışı olacaktır. Hristiyan vahiy ( İncil), azizler tarafından yazılan metinlerdir. Metinlerde yazım hataları, mitoloji yer alabilir, metinlerde yer alan tarihsel olaylar gerçek ya da anlatıldığı gibi olmayabilir. Bu düşünceye sahip hocalarımızın iyi niyetli olduklarını düşünüyorum. Fikirlerine saygı duymakla beraber, tezlerinin haklı bir zemine oturmadığını da belirtmek isterim. Fıkıh, kelam, hadis gibi ilim sahalarında yüz yıllar süren tartışmalarımız ve buradan çıkan değerli usüllerimiz vardır. Bunları alıp kaldığı yerden geliştirmek gerekir. İlmi konuların ilmi mahfillerde tartışıldıktan sonra, eğer gerekiyorsa, fayda verecekse uygun bir usulle halka sunulması gerekir. Fazlurrahman, Seyit Ahmet Han ve benzerlerinin düşüncelerini göz ardı edemeyiz. Oryantalistik/modernist dayatmaların büyük oranda kendisini tarihselcilik olarak üretmesi meselesidir konu."   (Altınoluk dergisi, Kasım 2018, sayısı: 393)
 
                                                                            Tarihselcilik **
 "Batı kaynaklı olan bu kavram daha sonraları Kuran üzerinde uygulanmaya çalışılmıştır. Bu kavramı ilk kullanan Hegel'dir. ( Doç Dr Hüseyin Çelik, Kuran Ahkamının Değişmesi, s. 95) Kuran'ın tarihselliğini ilk savunan isim Fazlur Rahman'dır. Fazlur Rahman Kuran'ın hukukla ilgili ayetlerini birer (hukuk) kanun olarak kabul etmemektedir.O, Kuran'ın hitabının tarihsel olduğunu söyler ve delil olarak da: "Mekke ve çevresindekileri uyaran bir kitap." (Maide, 92); "Babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için." ( Yasin, 5) ayetlerini delil gösterir.( s. 96) Buradaki ilk ayetten kasıt Arap yarımadası, milletten kasıt ise Araplardır, der. ( İ. Güler, F. Rahman, İslami araştırmalar, V/94) ABD'de yaşayan ve orada vefat eden bu modernist tarihselci, ne yazık ki oryantalistlerin bakış açısına sahiptir ve bu konudaki onların görüşleri aynen savunmaktadır. Roger Garaudy, Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi, Şirak Ali, Mümtaz Ali, Halis Albayrak son zamanlarda da Muhammet Öztürk, tarihselciler arasında sayılırlar.
                                                                    Tarihselci anlayışın çıkmazları
 Batı kaynaklı, batı kökenli bir düşünceyi alıp olduğu gibi Kuran üzerinde uygulamanın hiçbir akli ve tutarlı gerekçesi yoktur.Tarihselcilik düşüncesi batıda seküler anlamda gelişmiştir Hıristiyanların vahiy anlayışı Müslümanlarınkinden farklıdır. Onlara göre kutsal metinler Allah'ın kelamı olmadığından bunları teolojik olarak okumak gereksizdir. Kuran'a tarihselci yaklaşım ortaya atanlar da oryantalistlerdir. Onlar, Kuran'ın Hıristiyan kutsal metinleri gibi insan sözü olduğunu düşüncesindedirler. Kuran'ı anlamada böylesi bir metot kullanılacağına dair hangi ayet ve hadis delil getirilebilir? Mucize olan Kuran'ın metinini tarihsel yorumlamak başka problemlere zemin hazırlar. Tarihselcilere göre Kuran'ın ahlaki emirleri evrensel, hukuksal emirleri tarihseldir. Allah ahlaki ilkelerde evrensel ilkeler koyarken neden aynı şeyi hukuksal alanlarda yapmamıştır? Kuran'daki cezalarla ilgili getirilen hükümler, Kuran'ın tarihsel olmadığının delilidir. Allah bazı konularda en ince teferruatına kadar açıklama yaparken, bazı konularda yüzeysel olarak hüküm belirtmiştir. Hangi ilke ve esaslara göre yeni ceza türleri getirilecek veya getirilen bu cezaların öncekinden daha etkin olduğu nasıl ispatlanacaktır? Akıl esas alınacaksa kimin aklı esas alınacaktır? Tarihselciler hükümlerinin değişebileceğini savundukları nasslar için, kendilerince illetler üretmişlerdir. Onlar adete Allah'ın niyetini okuyarak, kendilerince bir neticeye vermeye çalışmışlardır. Oysa ki Allah niyetini tespit etmek ya tanrısal bir vizyona ya da Allah'tan gelen bir nakille mümkün olabilir. Kuran bir topluluğa, bir aleme değil; alemlere gönderilmiştir. Onun hükümleri de bütün âlemlerde geçerlidir. Kuran'ı tarihsel görenler, kendi görüşlerini evrenselleştirmiştir. Onlar adeta, ilahi niyeti ölçen bir terazi bulmuşlardır. Vahyin içeriğini tarihi olaylar belirlemediğine göre, onun değişip değişmeyeceğini de tarihi olaylar belirleyemez. Tarihi gibi görünen nassların dahi bir metot vermeleri, ilkelere ışık tutmaları bakımından korunmaları ve değerlendirmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Şeriatta tekamül vardır. İlke, esas ve amaç bakımından çerçeve boşluğuna meydan vermemiş, bu çerçevede akla, içtihada geniş bir yer ve rol vermiştir. Muamelat alanında asıl olan maslahattır. Ancak neyin maslahat olduğunun ölçülerini bizzat vahiy koyar. Akıl, "hakk"ın ölçülerini kendisi koyamaz. Şeriatın uygulanması sırasında kavmî ve coğrafî renk tonlarına sahip olması normaldir. Vahiy kaynaklı bu hukuki yapı, medeniyet yolunda ilerlerken ayaklarımızı sağlam basabileceğimiz sabit bir zemine sahip olmamızı gerektirir. Batı değerlerine uygun düzenlemeler yaparak, İslam'ın uygulanabileceğini savunmak tutarlı değildir. Farklı anlamayı nerede durduracağız? İşin detayına, pratiğe inildiğinde karışıklıklar ortaya çıkacaktır ki günümüz tarihçileri bile şu anda, kendi aralarında bir birlik sağlayamamışlardır. Bugün Şari' kim olacaktır? Allah, olmamış sembolik ve masalımsı bir şeyi anlatacak ve insanlardan da bunları uygulamaların isteyecek. Bu Allah'ın adaleti ile bağdaşmaz. Eğer Kuran'ın kıssaları gerçek olmamış olsaydı, Mekkeli müşriklerin, " Bu ancak öncekilerin masallarıdır." şeklindeki sözlerini eleştirmenin bir mantığı olmayacaktı. Çünkü gerçek olmayan bir şey ancak masal olabilir... Yazar, 98-104. sayfalar arasında, toplam 30 madde halinde, tarihselcilere itirazlarını sıralar. Kuran'ın tarihselliği yerine anlamların tarihselliğini savunmak daha isabetli olur. ( s. 102) Tefsirin tarihsel olabileceğini söyleyebiliriz. ( s. 104)
  Mehmet Bayraktar tarihselciler için şunu söyler: "Böyle düşünenler, nasih mensuhu kabul etmezler. Yani Allah'ın, bir hükmü kaldırıp yerine başka bir hükmü getireceğini kabul etmezlerken, kendilerine bu hakkı tanıyorlar. Eğer ayetin zahiri günün kurallarına uymuyor ise, kolayca onun hükmünü kaldırarak, onu nesh edebiliyorlar." Bir kişinin kendi kafasından hükümlere illet belirlemesi demek, Allah'ın niyetini okuması demektir. Bu da, Allah'ın belirlemiş olduğu hudûd'u-llahı çiğnemeye kalkışmaktır. ( s. 167) Tarihselciler her değişmeyi kabullenirler. Sonuçta da ulaşılan hukuk, ilahi olmaktan çıkar ve beşeri bir hukuk şeklini alır. ( s. 170) Hükümlerin değişeceğini savundukları nasslar için, kendilerince illetler üretmişler, Kuran'ı tarihselleştirirken, kendi görüşlerini evrenselleştirmişlerdir. ( s. 192) Had ve kısas cezaları, zamana, şartlara göre değişebilen cezalar olsaydı Allah'u Teala, ta'zir cezaları gibi bunların da cezalarını nasslarla belirlemezdi. ( s. 170) Kuran tarihseldir düşüncesi, Hindistan'da Seyit Ahmet Han öncülüğünde başlamıştır. Hz Peygamber döneminde de değişim olgusu vardır. Kuran'ın 23 senede tedricen inmiş olması bunun açık örneğidir. Kurandaki, "vesailden olan, ta'lil edilebilen ve ictihadi olan hükümler" değişime açık hükümlerdir. ( s. 190) İlletin kalkmasından dolayı geçici olarak bazı hükümler askıya alınabilir. Tarihselciler, Allah'ın hükümlerinin değişmesi gerektiğini savunmak için, kendilerince üretmiş oldukları illetler ile adeta Allah'ı niyetini okumaya çalışmışlardır .İlletileri kendileri belirlemiş ve ona göre de hükümleri değiştirmeye çalışmışlardır. Tarihselciler, bir metodoloji geliştirememişlerdir. ( s. 192) Hükümlerin değişmesi gerektiğini söylerken bunun ölçüsünü belirtememişlerdir. Kendi aralarında dahi birlik sağlayamamış, herkes kendince bir yolu belirlemeye çalışmıştır. Bu düşünce yapısının arkasında, batılı söylemler bulunmaktadır. Tarihselci söylemin ortaya koymaya çalıştığı hükümlerin hiçbirisi tecrübe edilmemiştir." ( s. 193)  **
Doç Dr Hüseyin Çelik, Kuran Ahkamının Değişmesi
 

 

                                                                            Ezik Modernistler

  Günümüz modernist Müslüman aydınlarının batı karşısında kompleksli, aşağılık kompleksi içinde olduklarını yaşadığım iki örnekle paylaşmak istiyorum:

 Yıl 1994, İlahiyat fakültesinde dersteyiz.Ders tefsir, öğretmen tefsir profesörü Salih A. derste konu İslam had cezalarına gelir ve ders esnasında hocamız fikirlerini şöyle temellendirir:" Ben bunu Avrupalılara nasıl açıklarım?"
 Yıl 2012. İslam felsefe profesörü İlhami G. konferansını bitirir. Konferans sonrası sohbetler etmektedir, anlattıkları ne yazık ki oryantalistlerin yapmak istediklerinin Müslüman bir akademisyence ifadesinden ve kendi fikirleri gibi savunulmasından başka bir şey değildir ve sonra söylediği söz şudur:" Ben bu İslam'ı Amerika'da bile anlatırım." Dünyayı sömüren, insanlarını insanlıktan çıkarıp ahlaksızlığın girdabında döndüren batılıların kendilerini ifade derdi yokken bizim önder,aydın kesimimizin bir kısmındaki bu kompleks bakalım ne zaman son bulacak!

                                                                 ABD merkezli bazı modernistler (!)

 

              

 

                                                                                 Modernistler

  "Reformcular bir baştan öbür başa, Batı akılcılığı karşısında afallamış, sonradan aynı batının 20. asırda aynı akılcılığı iptale kadar giden fikir çilesinden nem bile kapamamış, doğunun özüne giremezken batının kabuğunu olsun görememiş idrak yüzkaralarıdır." ( Necip Fazıl Kısakürek, Arınma Çağında İslâm, s. 156)

 “Modernist Müslümanlarca sözcük ve deyimler öyle bir biçimde kullanılmaktadır ki, bu, batı karşısında hissedilen kültürel şok ve aşağılık kompleksinin göstergesidir. Bu tür yazılar, batı norm ve değer yargılarına boyun eğen, teslim olan köle bir zihniyeti yansıtmaktadır. İşin daha da kötüsü, bunlar İslâm etiketiyle piyasaya sürülmektedir. Bu etiket de yalnızca bazı duygusal unsurları dışa vurmaktadır. İslâm’ın özünü dışa vuran entelektüel ve manevi/tasavvufi hakîkatten mahrumdur.” ( Seyyid Hüseyin Nasr, Çağdaş İslâm düşüncesinde gerileme, sapma ve uyanış, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:XIII, Sayı: 23 (2011/1), s. 253-259)

  “İslam Modernizmi denince; İslam’ı, batının değerlerini ve mantığını esas alarak yorumlayan yaklaşım, bazen de batının meydan okumalarına cevap arayan, batıya İslam’ı hoş göstermeye çalışan uzlaşmacı yorum anlaşılır. 19. yüzyıldan beri batının sürekli artan siyaset, bilim ve teknik alanlardaki gücünün İslam dünyasında sebep olduğu entelektüel bunalımların ve politik çarpıklıkların neticesi olan bir zihni gerginlik karşısında Müslümanların şahsiyetlerini kaybetmesi özellikle aydınları(!) bu geri kalışın faturasını bir yerlere çıkarma saplantısına düşürmüştür. Geçmiş birikimin ayırt edilmeksizin külliyen karalanması ve reddedilmesi bu aşağılık kompleksini bastırmada çare gibi görülmeye başlanmıştır.” ( Yusuf Aygün, İslam Modernizmi Üzerine)

 “İslam Dünyasında yapılması gereken önemli şeylerden ilki, “aşağılık kompleksi”nden kurtulmaktır. İkincisi, sadece hukuk sadece mistisizm vb. olmayan İslam’a bütün olarak bakmak yani bütüncül bir İslam anlayışı tesis etmektir. Üçüncüsü, 21. yy.’da yeni bir İslam – Müslüman entelektüel oluşturmaktır. Yani ikinci sınıf Batı düşünürü olmayan ama Batı felsefesini inkar etmeden kendi kimliğini ve geleneğini iyi bilen, kendi kimliği ile varolan bir entelektüel yetiştirmelidir. Ve son olarak konuşmacının değindiği husus; “Batı sorular sordu ve bizim yerimize kendi duymak istediği cevapları verdi. Şimdi yapılması gereken şey, bu sorular arasından sadece İslam Dünyasını ilgilendiren sorulara cevap vermek. Bunun ötesinde kendi sorularımızı sormak ve kendi gündemimizi oluşturmaktır.” ( Seyyid Hüseyin Nasr,  “20. yy.’da neler öğrendik? ve 21. yy.’da neler öğrenmeliyiz?” soruları çerçevesinde yaptığı konuşmadan )

 "Akılcılık" ilkesi ve akla yüklenen fonksiyon, bizdeki ilk rasyonalistler olarak değerlendirilen Mu'tezile tarafından bile Modernistler'in tavrına göre nisbeten daha makul bir çerçevede kendisini göstermiştir. Modern İslam Düşüncesi için aslolan "murad-ı ilahî" değildir. Bu düşünce için aslolan, beşer taleplerine azami ölçüde cevap veren bir hayat tarzını yakalayabilmek için dinden ne kadar istifade edilebileceğidir.  ( Ebubekir Sifil, Çağdaş Dünyada İslamî Duruş, s. 11)

 “Modern dönemde yaşanan bozgunun sebepleri de elbette sorgulanmalıydı; sorgulandı da. Ancak mağlubiyet psikolojisi ile yapılan bu sorgulamayı benzerlerinden ayıran önemli noktalar vardı. Bunların başında Ümmet'in, "kendisini" değil de "dinini" sorgulamaya heveslendirilmesi gelir. “  (Ebubekir Sifil,  Modern dönem Kuran telakkileri, İnkişaf - Ocak-Mart 2006)

  “Biz biliyoruz ki Müslümanların kalplerinde taşıdıkları aşağılık kompleksi Batının düşüncesinden değil teknolojisinden kaynaklanmaktadır. Unutulmamalıdır ki Batıda geçmişte aynı kompleksi İslam dünyası karşısında hissetmiştir.” ( Şaban Ali DÜZGÜN, Evrensellik. düşüncesi ve İslam dünyasındaki yansımaları, 525 )

 “Avrupalıların, Müslümanlar tarafından deney, gözlem ve ölçmeye dayanan, kullanıma hazır bir araştırma metodolojisini devraldıklarını  göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Müslümanların günümüzde bilim alanında ve buna bağlı olarak pek çok alanda geri kalmış olmalarının altında motivasyon eksikliği yattığı, bu motivasyon eksikliğinin ise doğru kavram sisteminin ortaya konulamaması yüzünden olduğu, bunu aşmanın yolunun ise Kuran’daki kavram sistemine dönmekle mümkün olabilecektir. “ ( Şakir Kocabaş, İslam ve Bilim, Divan İlmî Araştırmalar Dergisi, 1996/I, 68)

 “Modernizmin içeriğinde "akılclık, bilimcilik, bireysellik (bireysel özgürlükçülük), dünyevîlik, hazcılık ve faydacılık" var; başta Hıristiyanlık olmak üzere hemen bütün dinler, ayakta kalabilmek için modernizm ile uzlaşmışlar, kendilerini inkâr mâhiyetinde de olsa birçok tavizler vermişlerdir. Tanımladığımız mânâda modernizme itirazı olan; akla, bilime, özgürlüğe, dünya hayatında yaşanacak hazza ve elde edilecek faydaya, temelde karşı çıkmamakla beraber bütün bunların sınırlarını koyan, madde ile mânâ, dünya ile âhiret arasında dengeyi öngören bir tek din kalmıştır ki o da İslâm'dır. Müslümanlar üçüncü bin yılda insanoğluna farklı (alternatif) bir medeniyet, bir hayat tarzı, bir ilişki modeli sunmak gibi büyük bir misyonu -fiilen olmasa da kâbiliyet olarak (bilkuvve)- yüklenmiş bulunuyorlar. Modernizmi temsil eden Batı'nın bu yüzden İslâm'a itirazı var, onu uslandırmak, diğer dinlere yaptığı gibi onu da uyumlu hâle getirtmek istiyor.” (Hayrettin Karaman, Dinler Arasında Diyalog)

 

 EK: Üzücü...  " vahyin metinleşme tarihindeki tüm müphemlikleri izale edecek bir eser telifinin bugünden sonra da güçlü bir ihtimal olmadığı" veya " Kuran'daki kıssaların tümünün gerçek olmadığı" iddiasında olan ayrıca, Kutsi hadisi reddederken; Kuran'ı; peygamberin kutsi hadisi imişçesine yani vahyin inenen dek Allah korumasında olduğunu yoksa anlamı ile gelen vahyin peygamberin kendi sözleri ile insanlara tebliğ yaptığını söyleyen bir ilahiyat profesörü (M. Ö.) veya Kuran'da sure adı bile olan cinleri reddederken, Kuran'da olmayan evrimi savunan bir müfessir (M. İ.) ... Cevaplar;  http://islamustundur.com/kuranin-asli-yakildi-mi.html islamustundur.com/evrim-teorisi.html

Biz, Kuran'ın deyimi ile ölü gibi olanlara duyurabilmek yeteneğine sahip değiliz ve bundan dolayı tarihimizi güçsüz ilan etmeye de asla niyetimiz yok!

" Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin." Rum, 52

 

   Önemli Not: Hayrettin Karaman, Nurettin Yıldız,... gibi üstatlarımızı modernist değil, mesele de müçtehit makamında gördüğümüzü, kompleksten uzak İslami yorum gayreti içinde olduklarına inandığımızı  özellikle belirtmek isteriz.