Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 Müslüman âlimlerin objektifliği

 

                                         Müslüman âlimlerin objektifliği

 

  "Alimler, hatalı olabileceklerini gösteren önemli bir delille karşılaştıklarında, kararlarını değiştirmişlerdir." ( Muhammed Mustafa el-A'zami, İslam fıkhı ve sünnet, oryantalist Schacht'a reddiye, s. 83)

 

   Hz Muhammed'e sahte peygamber diyenlerde ( Adları sayılamayacak kadar çok Hıristiyan ve Yahudi oryantalistler), Ona, dürüst, samimi hatta kahraman diyenlerde ( E. Gibbon, A. Schimmel, H. Grimme, A. Reland, H. Stubbe, T. Carlyle, R. Arnaldez, Davenport, Higgins, Lamartine, Hammer, Goethe, L. Massignon gibi) büyük oranda aynı kaynakları kullanmışlardır. Buradaki fark ön yargı ve ideolojik kabullerden kaynaklanmaktadır. ( Batı oryantalizminin Hz Peygambere bakışı, Prof İ. Sarıçam, Prof S. Erşahin, Eskiyeni Dergisi, sayı 5)

  Oryantalistler bir taraftan hadisçileri hadisleri tahrif etmekle suçlamaktadırlar. Mesela M. J. Kister,  bu iddiayı savunanlardandır.( Studies in Jahiliyya and early Islam, s. 275)  Halbuki hadisçiler hadis uydursalar, hadisleri tahrif etseler veya sadece işlerine gelen rivayetleri kaydetselerdi, Hz peygamberin ve İslam’ın aleyhine fırsat arayan Oryantalistler, bugün ellerinde hiçbir malzeme bulamazlardı. Eğer böyle bir düzenleme olsa idi 13 asır sonra İslam’a saldırı sebebi sayabilecekleri bir yazı bulabilirler mi idi acaba? Zaten Kister tahrif edildi dediği rivayetin içinde olduğu kitap orijinal şekliyle M. Hamidullah tarafından aynen basılmıştır. Benzer durum İslami siyer çalışmaları içinde geçerlidir, oryantalistler hem bu yazılı eserleri uydurma-tahrif edilmiş kabul ederler hem de sonradan uydurulduğunu iddia ettikleri bu eserler üzerinde İslam'a saldırırlar! ( Detay, İngiliz ve Alman oryantalistlerin Hz. Muhammed tasavvuru adlı yazımızda ) Oryantalistlere sormak gerekir, eğer tahrif varsa neden İslami eserleri kaynak olarak eserlerinizde gösteriyor, kullanıyorsunuz veya tahrif yoksa bu tahrif iddiası, bu usulsüzlük, metodolojiden yoksunluk ne kadar bilimsel bir yaklaşım olmaktadır?

     Gelelim biz Müslümanların, İslam alimlerinin yazdığı eserlere yaklaşım tarzımızın ne olması gerektiğine. Ne tümden red, ne tümden olduğu gibi kabul!

      Hz peygamber ve sahabeden gelen bilgiler rivayetler aracılığı ile geldiği için kesin olmayıp zannîdir. her rivayet ciddi bir şekilde gözden geçirilmeli, incelenmeli, sahih olup olmadığı tespit edilmelidir. (Prof Bünyamin Erul, Y.N. Öztürk'ün kendi dilinden Hz Muhammed (Eleştiri yazısı );  Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 172) İlk İlk siyer kitaplarında rivayetlerin senedleri , hadis kitaplarında olduğu gibi değil de, ya senedin son ravisinin ismi verilmiş ya da senedlere tamamen atılmış idi. Ayrıca sened ve metinler ayrıntılı bir şekilde tenkide tabi tutulamamışlardı. ( Hz Peygamberi anlama ve anlatmada kaynak ve araştırmaların yeri ve önemi; Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 114)  

 

    "İslamiyet ile ilgili yapılan eleştirilerde taassubun, ön yargının ve hatta düşmanlığın büyük rolü olduğu kesindir. Ancak bu durum Müslüman çevrelerin gerek cevap, gerekse de kaynakların öncelikli incelenmesi konusundaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaya yeterli neden değildir. Kaynaklarımızın ciddi bir şeklide tenkit süzgecinden geçirilmesi gerekmektedir.  İslam âlimleri, hadis konusundaki tenkitçi kurallarını geliştirmiş, bunu hem nakilciye hem metne uygulamıştır. Ancak, konu tarih olunca tenkit kuralları – maalesef - yumuşatılmış ve daha hoşgörülü bir tutum sergilemiştir. Mevzu haberlerde ehli kitap kültürünün, mezhebi eğilimler ile siyasi ve itikadi çekişmelerin etkin olduğu görülür. Habercilerin fikri yapıları, siyasi ve mezhebi tercihlerinin de mutlaksa tespit edilmesi gerekir. Çünkü haberci/raviler dünya görüşlerine, kendi ön kabullerine göre haberleri nakletmektedirler. Bir tarihçi, delil niteliğindeki belgelere ulaşması halinde bir görüş ileri sürebilir. Bu belgenin kullanımı içinde, yukarıda sayılan nedenlerden ötürü, gerekli eleştirel çalışmayı yapıp, doğru ile yalanı birbirinden ayırt etmesi gerekir. Putların içinden gelen seslerin Resulullah’ın peygamberliğini ( İbni sa’d, II/167; Ebu Nuaym, II/115-125), cinlerin de hicreti haber vermesi ( İbni Hişam, II/487; Taberi, I/570; Zehebi, Sire, 227) gibi, İslami açıdan kabul edilemeyecek haberler de, İslam’ı övme maksatlı tarih kitaplarımızda yer alabilmiştir. “ (  Doç. Dr. Şaban Öz, Hz Peygamberin siretiyle ilgili mevzu haberlerin tarihi değeri; Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı,  s. 20-21,24-26,48 ) 

 

     "Temel kaynaklarda yer alan bilgilerin ve rivayetlerin kritik edilmesi ve bunlarla ilgili sonuca gidilmesi ancak, ciddi bir birikime sahip olan bilim adamlarının incelemeleri ve kritik etmesi ile mümkündür. ( Prof. Adnan Demircan, Siyer Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru, s. 21) Siyer hakkında yazılan eserlerdeki bilgilerin ciddi bir incelemeye tabi tutulmadan ve yeniden teklif edilmeden okuyucu tarafından anlaşılması zordur. (s. 40) "Hz Peygamberin hayatını anlatan kitapların birçoğunda sağlıklı bir rivayet kritiği yapılmadığı, mevcudun naklinden öteye gidilmediği ve rivayetler arasındaki çelişkilere dahi dikkat çekilmediği görülmektedir. Günümüzde, bu alana dair yeterli bilgisi olmayan ve usul-metot konusunda bilgisi olmayan kişilerin yazılan kitaplardan fayda yerine zarar görmesi kuvvetle muhtemeldir. Nitekim istismara açık olan bir peygamber algısına bu türden eserler üzerinden elde edilen bilgi ya da bilgisizlik yol açmaktadır. Tarih, özellikle de siyer, din istismarı için kullanılan verimli bir alandır."  (s. 42)

 

     Mukaddem (Önceki) İslam tarihçileri derlemeci bir rivayet metodunu izlemişlerdir. Bu metotta olaylarla ilgili doğru-yanlış tüm rivayetler nakledilir ve bu arada herhangi bir eleştiriye tabi tutulmazlar. Dolayısı ile bu tür eserlerde uydurma, hatta islam’la bağdaşmayan bilgilere rastlamak mümkündür. Bu tür eserlerden faydalanırken titiz bir seçim yapılmalıdır. ( Ahmet Önkal, İslam tarihinde tarafsızlık problemi, Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 79)

 

    Taberi, Taberi tarihi diye anılan Tarihü’l Rusül ve’l Mülûk isimli ünlü eserinde rivayet ve olayların üzerinde herhangi bir değerlendirme yapmaksızın duyduğu şekilde aynen aktarmıştır. Eserinin bu özelliklerini şöyle dile getirmektedir:  " Benim bu eserimi gözden geçirenler bilsinler ki, eserimde bulunan haberler (rivayetler), pek azı hariç olmak üzere akli delillere, insanların akıllarını kullanıp düşünerek buldukları (tümel) nedenlere dayanmayıp, ancak senetleriyle aktaranları (ravilerini) gösterdiğim haber ve rivayetlerden oluşmaktadır. Bu haber ve rivayetler bize nasıl nakledilmişse, biz de o şekilde alarak kitabımızda topladık."  (Ebu Cafer Muhammet Bin Cerir et- Taberi, Tarihü’l Ümem ve’l Mülûk, Daru’l Kütübi’l İlmiyye, Beyrut 1997, s. 13) Bu rivayetlerin bazılarının yanlışlığının farkında olduğu halde bu rivayetleri eserine almıştır. (Tarihü’l Ümem ve’l Mülûk I/5) Özellikle İslam öncesi döneme ait rivayetler hurafelerle doludur ve bunu kendi de ifade eder. (Şemdettin Günaltay, İslam tarihi kaynakları, s.41-43)  "Taberi tarihinde bazı sağlam rivayetler dışında bazı olaylarla ilgili zayıf haberleri de eserine aldığı bilinmektedir. Bu onun dikkatsizliği değil, o olay hakkındaki her şeyi kaydetmeyi bir metot olarak kabul ettiği ve bu sayede araştırmacılar için geniş bir imkan sunmayı istemesinden kaynaklanmaktadır." ( Asım Köksal, İslam Tarihi, 7/384, 14/21) Oryantalist Caetani bile İslam tarihi adlı eserinde " Taberi'nin eserinde mevzu hadisler pek şüpheli isnadlar, bir takım ilaveler." bulunduğunu söylemektedir. (IV/420) Hz Ali’nin vasi/halife/imam olarak tayin edildiği şeklinde üretilen ve rivayet eden ravilerin tamamı ya meçhul veya cerh edilmiş ( İncelenip yalancı olduğu ortaya çıkmış) olan İnzar hadisesi (Peygamberimizin söylediği iddia edilen, ‘Ali, içinizdeki kardeşim, vasim ve halifendir.’ sözü), İbni İshak ve İbni Sa’d’ın kitaplarında yer almazken, daha sonraki yazarlardan olan Taberi’de (Taberi, I/542) yer almıştır. ( Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 44) "Haber uydurmada en gayretli mezhep konumunda olan Şia'dır." (Doç. Dr. Şaban Öz, Hz Peygamberin siretiyle ilgili mevzu haberlerin tarihi değeri; Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 43) "Siyasî fırkalar içinde hadis uydurma hareketini ilk defa Şîa başlatmıştır." (TDV İslam Ansiklopedisi, Mevzu maddesi) "Şiiler, yalan hadis uydurmuşlardır." (Osman Keskioğlu, İslam Hukuku, s. 64-65) Meşhur N. Belağa açıklayıcısı Şii alim İbn Ebi'l Hadid'de " Şiiler, başlangıçta imamları hakkında muhtelif hadisler uydurmuşlardır. Onları hadis uydurmaya sevkeden neden, hasımlarının düşmanlığı idi." demektedir. (İbn Ebi'l Hadid, Şerhû Nehcül Belağa. III/26 ) Taberi’nin kendinden sık sık rivayet ettiği ravilerden Ebu Mihnef Lut b. Yahya bir Şii’dir.

 

      İbni Kuteybe’ye nispet edilen el-İmame ve’s-Siyase adlı eserde bol miktarda Şia görüşleri yer alır. ( Prof. A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 76) 

 

      Suyuti, tarih alanında yazdığı Tarih’u-Hulefa adlı eserinin giriş kısmında şöyle bir başlık açar: ‘ Emevi halifelerine karşı uyarı niteliğindeki hadisler.’ Burada Emevi hilafetini kötüleyen bazı haberleri verir sonra yeni bir başlık açar: ‘ Abbasi halifeliğini müjdeleyen hadisler.’ ( Suyuti, s. 13-18) İşin ilginç yanı Suyuti’nin vefatından ( 1505) tam 250 yıl önce Abbasi sultasının sona ermiş olmasıdır. ( Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 79) Buradan da Suyuti’nin, içinde olduğu kültürden etkilendiği ve bazı hadisleri rivayet ederken yeterince dikkat etmediği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Suyuti, hadis değerlendirmeleri ve naklinde “ Mütesahil” ( Gevşek) davranmakla tenkit edilmiştir. ( A. Ebu Ğudde, Abdulhayy el-Leknevi’nin el-Ecvibetu’l-Fadıla li’l-Es’ileti’l-Aşerati’l-Kamile’sine ta’lik, s. 130)

 

     İmamı Malik'in Muvatta'sı, Buhari ve Müslim hariç, ilk dönemdeki ilmi gelenek; Hadislerin güvenilir, zayıf ayırımı yapmadan her raviden her türlü rivayetin bir araya getirilmesi şeklinde idi. ( Prof. Ahmet Yücel, Oryantalist Hadis Anlayışı ve Eleştirisi. 123, 158) Süfyanı Sevri; 'Hadisi uydurma olduğunu bilmek amacıyla alırım.' ( Hatib el-Bağdadi, el-Kifaye, s. 441) Evzaî; ' Hadislerin zayıfını da öğren' ( Ramehürmüzi, el-Muhaddisul-fasıl, s. 419) Hicri 206 tarihinde vefat eden Yezid b. Harun, ' Önceki hadis ravilerini güvenilir, zayıf ayırımı yapmaksızın herkesten hadis yazarken buldum.' ( Ramehürmüzi, s. 417, 446) Tirmizi, ' Önce gelen birçok hadis alimi zayıf ravilerden rivayet etmiş ve onların bu durumunu da açıklamışlardır.' ( Tirmizi, Sünen, V/742) Ebu Hatim er-Razi;' Her türlü rivayeti yaz ancak rivayet ederken araştır ve açıkla.' ( Hatib el- Bağdadi, el-Cami, II/330) İlk dönem hadis alimlerinin zayıf uydurma ayırımı yapmaması ne kusur ne de eksikliktir. Bu, zayıf veya uydurmayı kabul etmeleri anlamına da gelmez. Bu bir usul-metot, bir gelenektir. Bunu bilmeli, eserlerdeki hadislerin olmasını değil, sıhhatini, sahihliğini, doğruluğunu öğrenmeyi öncelemeliyiz. Bunun içinde ayrıca güvenilir birçok eser zaten yazılmıştır.

 

  Abdullah İbn-i Abbas, İslam tarihinin yetiştirdiği en ünlü alimlerden birisidir. Abdullah bin Abbas'ın müstakil bir tefsîr kitabı yoktur. Fakat tefsîre dâir muhtelif rivâyetleri vardır. İslâm âlimleri, tefsîr kitaplarını onun rivâyetleriyle süslemişlerdir. Kendisi güvenilir alim bir zattır. Fakat onun bu güvenilirliğini suistimal edip, onun adı ile, ona isnat edilerek bir çok uydurma- yalan rivayetlerde bulunulmuştur. İmam-ı Şafi, " Abdullah İbn-i Abbas'tan rivayet edilen tefsire dair sahih hadislerin toplamı yüz civarındadır." ( El-Itkan fi U. Kuran, Mısır, 1967, IV/ 209; Fecrul İslam, s. 203, M. Ebu Şehbe, Mecelletül ezher, XXV/492; A. Muhammed el- Hayfi, Taberi, s. 100,  İslam Ans. TDV, I/78) Tefsirde İsrailiyyat konusunda ilk sırada Abdullah İbn-i Abbas yer alır. O'nun şöhretini kullanıp ona nisbet edilen rivayetler bulunmaktadır.  ( Remzi, Nana'a, el-İsrailiyyat, Dımeşk, 1970, s. 128-130, İslam Ans. TDV, XXIII/200)  İbn-i Abbas'a nisbet edilen "Tenvîr-ül-Mikbâs" adlı eserin ona ait olmadığı bilinmektedir. ( İ. Cerrahoğlu, Tefsirin doğuşu, s. 99; Tefsir Usulü, s. 237)

 

   İsrailiyyat yani İslam kaynaklarında olmayan ve Yahudi din kitaplarında olan rivayetlerin, özellikle Yahudi iken Müslüman olan bazı mühtedilerin eski bilgilerini ayet hadisleri açıklarken kullanmaları üzerine İslam kitaplarına girmiş bazı rivayetler zamanla İslam'ın kendi görüşü gibi halk arasında itibar görmeye başlamıştır.

 

   İmam-ı Taberani'nin eseri olan es-sünen, diğer sünenlere nispetle daha fazla zayıf, münker hatta mevzu hadis içerir. İsrailiyyat konuda ise, İsmail b. Muhammed b. el-Fadl et-Teym tarafından eleştirilmiştir. (İbn Hacer, Lisânu'l-Mîzân, III, 75 ) Halbuki İsrailiyyat bile olsa "İslam alimi, kendisine kadar intikal etmiş ilmî birikimi, 'bir bütün' olarak kendisinden sonrakilere aktarmayı görev saymış, kendisine ulaşmış bilgiyi emanet duygusu ve büyük bir özgüven hissi içinde sonraki nesillere aktarmıştır." ( Ebubekir Sifil, Tefsirde İsrâiliyyât Meselesi)

 

    İbn-i İshak’ın ünlü eseri es-Siret için de aynı şey söz konusudur. O da duyup elde ettiği her haberi kitabına hiçbir akıl süzgecinden geçirmeden aynen alıntılamıştır. Hatta o nedenle Ebu Abdillah O’nu huccet ( Delil, kaynak ) kabul etmezdi. İbn-i Main’de güzel bir tanımlama getirmiştir onun için:” Muhammed İbni İshak sikadır ( Güvenilecek bir kişidir ) ama huccet değildir. en-Nesai ise onun için, “ Kavi ( rivayetleri destekli ) değildir.” demiştir. ( Zehebi, Mizanul itidal, III/499, İbni Hacer, Tehzibu’t-Tehzib, V/31) Darekutni’de benzer ifadeler kullanır: ” Delil kabul edilmez ama kendisiyle itibar olunabilir.” Demiştir. ( Zehebi, III/469, İ. Hacer, V/32) Süleyman et-Teymi ve Hişam b. Urve ise “ O kezzabtır ( Çok yalan haber yazmıştır)”, Yahya el- Kattan ise ,” O yalancıdır.” Demişlerdir. ( Zehebi, III/471) İmamı Malik’te “O’nu itham etmiş ve cerh etmiş ( Eleştirmiştir). ( Zehebi, III/469) İbni İshak için İbn-i Ebi Fudeyk, “ O’nu ehli kitaptan ( Yahudi ve Hıristiyan) bir şeyler yazarken gördüm.” Demektedir. En ilginç değerlendirmeyi ise Ebu Davud et-Tayalisi’den alalım:” Bana, sika ( Güvenilir) bir kimse haber verdi, deyince kendisine kim o? Diye soruldu. İshak’ta” Yakub el-Yahudi’dir.” Dedi (Zehebi, III/ 470, 471) Hadis üstadı İbni Hacer'de Ahmed b. hanbel'in İshak'ı hadis konusunda eleştirdiğini, İbni Seyyidin-Nas'ında ravileri atlayarak rivayet ettiği için onu ayrıca eleştirdiğini bildirir. Ahmet Emin ise İshak'ın zikrettiği şiirlerin sahihliğini (doğruluğunu) araştırmadığını belirtir. (İslam tarihi ve tarihçileri, s. 37)  İbni Hişam kendi siretini yazarken üstadı İshak için ' Siretindeki delili olmayan şeyleri ' kendi kitabına almadığını ifade eder. (İbni Hişam, Siret, s. 39 ) Oryantalist  Michael Cook, İbni İshak'ın zamanında uydurma rivayetlerin çok yaygın olduğunu, eserini şifahi rivayetlere dayandırdığını söyler. ( Cook, Muhammed, s.61) İbni İshak'ın eserinin asıl nüshasının ravileri, esere çeşitli sebeplerle müdahale etmişlerdir. ( Prof Kasım Şulul, J. M. B. Jones'in peygamberin savaşlarının kronolojisi başlıklı makalesinin tenkidi; Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 319) Zâhidü’l Kevserî, ehl-i tenkidden bir çoğunun İbn-i İshak’ı cerh ettiğini, kendisini destekleyenlerin de, bunu, bir takım şartlar öne sürerek yaptıklarını belirtmektedir. (M. Zahidu’l Kevseri, Makalat, s. 561) Buhari ve Müslim, İbn-i İshak’la ihticac etmemişlerdir. Ahmed b. Hanbel, “Ondan şu hadisler -yani megâzi vb.- yazılır. Ancak helal ve haram (konusunda bildiren hadisler) söz konusu olduğunda şöyle birilerini -ondan daha kuvvetlilerini- isteriz.” demişlerdir. ( Beyhaki, el Esma ve’s Sıfat , s. 418-419) Mâlik ve Hişam b. Urve, İbn-i İshâk’ı tekzib etmişlerdir. (Ebu’l Ferec Abdurrahman İbnu’l Cevzi, el İlelu’l Mütenahiye, 1/38) Ebu Hanîfe indinde, İbni İshak razı olunmayan birisi idi. ( Zehebi’nin Menakibu’l İmam Ebi Hanife'sine yazdığı talik, s. 59) Oldukça mutedil ve aşırı uçlardan uzak olan Aliyyül Kârî bile onun hakkında, "Muhammed b. İshâk, ehl-i kitap’tan nakillerde bulunurdu." ( Aliyyül Kari, el Mevzuatu’s Suğra, s. 226)  Kevserî'de, “Megâzî ilminde İbn-i İshak’ın, sağlam yöntemlere dayandığı pek azdır. Megâzî konusunda İbni İshak’ın ilminden razı olanlar da bunu, bilinen şartlarla yapmışlardır." demektedir. (Zehebi’nin, Menakibu’l İmam Ebi Hanife adlı esere yazdığı talik, s. 59)

 

  İbni Sad'ın tarihi içinde Sabri Hizmetli, 'Taberi tarihi gibi onunda eserinde görgü şahitlerinden gelmeyen, çeşitli yorum ve tereddütlere imkan tanıyan bir çok rivayet mevcuttur.' demektedir. ( İslam tarihçiliği üzerine, s. 126)

 

   Peygamberimizin oğullarının isimleri ile ilgili münker bir riayeti İbni Asakir, münker olduğunu kabul ettiği halde rivayet etmiştir. ( İ. Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, V/308)

 

    Oryantalistler İslami kaynaklar içinde nerede “ Delilsiz, merdut ( İslam âlimlerince doğru kabul edilmeyen, kaynakları ile iddiaları çürütülmüş), senetsiz, uydurma, güvenilmez, istisna, mürsel, munkatı vb.” haber bulurlarsa almış ve İslam’a saldırmışlardır. Hâlbuki İslam âlimleri yukarıda örnekleri verildiği gibi eserlerine gelecek nesillere ne bulmuşlarsa almış ve aynen aktarmışlardır. Onlar almış, korumuş, aktarmış, elekten, aklî ve ilmi- tarihi süzgeçten geçirmeyi biz sonraki nesillere bırakmışlardır: "Rivayet dönemine ait eserlerde senedlerin zikredilmesi, hadisin sıhhatinin değerlendirilmesini muhataba bırakılması anlamına gelmektedir." ( Prof Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 160)  

 

    “İbn-i İshak, İbn-i Sâd, Taberi, kendilerine ulaşan rivayetleri eserlerinde naklederek, gelecek nesillere aktarmakla yetinmişlerdir, bu rivayetleri sıhhat açısından tenkide tabi tutmamışlardır. Oryantalistlerde hadis ilmine uygulanan kriterlerin yukarıda adı geçen eserlerdeki bazı rivayetlere uygulanınca çok zayıf veya uydurma olan rivayetlerden hareketle gerçekleri tahrif etmişler ve “tarihe yalan söylettirmişlerdir.” ( Prof. Ali Osman Ateş, Oryantalistlerin Hz peygamber ile ilgili iddialarına cevaplar, S.132-133 )

 

    Bu ilmi sadakate sahip Müslüman âlimlerin, akıl süzgecinden geçirmeden aktardıkları, ümmete miras bıraktıkları bu eserlerindeki işlerine gelen tarafları uydurma, delilsiz, kaynaksız demeden bir araya toplayan oryantalistler, İslam’ı karalama çabasına girmişlerdir. Ama artık mızrak çuvala sığmamaktadır; yalan, iftira, suçlamaları tek tek cevaplanmıştır ve onlar İslam’ı karalamak amacıyla  ellerine aldıkları çamur ile pislik içinde tarihin tozlu sayfalarında yerlerini almaya başlamışlardır.

 

     "Hz Adem su ve toprak arasında iken ben peygamber idim."  (C. Sağır, II/89) şeklindeki rivayetin aslı , "peygamber olarak yazılmıştım"  (Mevzuatu Aliyyul Kari, 91) şeklindedir. Diğer bir rivayete Peygamber Efendimiz bir akşam da tüm hanımlarını dolaşmıştır. (Buhari, Gusül, 12) Fakat bu rivayet farklı bir şekilde, başta hadisi rivayet eden Enes olmak üzere, “Biz kendi aramızda öyle konuşurduk” şeklinde de ifade ettiği gibi, tüm hanımları ile cinsel ilişkiye girdiği şeklinde ekleme ile aktarılmıştır. Ortada Hz. Peygamber’den gelen bir bilgi değil -Hz. Enes’in  sözlerinden de anlaşıldığı gibi- sahabelerin kendi aralarında yürüttükleri bir tahmin bulunmaktadır. Yoksa efendimiz hanımlarının ihtiyaçlarını sormak için onları ziyaret etmişti.
    Bu iki örnekten de anlaşılacağı gibi, bizim İslam tarihi ve hadis literatüründe, aynı konu farklı şekillerde rivayet edilebilmiştir. Temel mesele;gerçeği, doğru olanı; Peygamberimizin hayat çizgisine uyan ve aklı kullanmayı Emreden Kuran'ın emirleri doğrultusunda bu tarihi birikimi süzgeçten geçirebilmektir. Önyargılı olanlar kendilerine bu geniş kaynak havuzundan istediği delileri bulup kullanabilirler. Rivayetleri bir araya toplayıp gerçeğe ulaşmak veya insan kaynaklı yorumları hakikatin, gerçeğin kendisi gibi algılamamak, sadece niyet ve objektif olmakla alakalı bir durumdur. Yoksa gerçek, asıl doğru olan öz, yine aynı kaynakların içinde, doğruyu ve hakikati arayanları beklemektedir. 

 

Önemli not:
 İslam alimlerimiz bizim tarihimiz ve dinimiz ile bağlarımızı sağlayan sağlam köklerimizdir. Onlara saygı ve hürmette asla kusur etmemek en azından ilme önem vermenin göstergesi olarak hepimizin üzerine düşen önemli bir görevdir. Fakat, alime hürmet, eserlerindeki eksiklikleri - ki Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür; hatadan münezzeh hiç bir insan ve eser yoktur - dile getirmemize ve özellikle de bu eksiklerden hareketle İslam'a bir saldırı yapılıyorsa, bu saldırı konusu olan eksiklerin İslam'da değil hatadan münezzeh olmayan ama aynı zamanda hatalarından ayıklandığında hürmette kendilerine asla kusur göstermeyeceğimiz alimlerden kaynaklandığını göstermekten bizi alı koymamalıdır. Hatadan münezzeh olmayan bu kardeşinizin de yanlışlarının İslam'a mal edilmemesi temennisi ile.