Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Niçin ateist olmadım?

                                                                

                                                                    Neden ateist olmadım ? 

 

                                                                         ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ  ( Maide, 54) *

 

Gelen mesajlardan bazılarının genel içeriği şu: 'Bu kadar yıldır ateist vb eserler okursunuz, nasıl ateizme kaymadınız, kendinizi korudunuz?'

İlk ateist kitapları okuduğum 1990 yılında bir süre sarsıntı geçirdim çünkü; ateist görüşlere cevap verecek bir alt yapım yoktu. Klasik muhafazakâr bir aile çocuğu, namaz, oruç, azıcık Kuran’da bilim içeriği bilgisi ki zaten ateizme kaymama ramak kalmasına rağmen engel olan bu bilgi kırıntıları idi, sonra tek tek iddialar ve cevaplara ulaşıp kenara not etmeler ve sonuç; İslamUstundur.Com

Bunca yılın sonunda ateist ve oryantalist/misyonerlerle reelde tartışmalar, sanalda araştırmalar ve kitaplarda okuduklarımdan sonra kısaca onlarda gördüğüm eksiklikleri basitçe sıralamam gerekirse:

1- Ateist iddialarının birçoğu, verdikleri ayet mealinin öncesi veya sonrası ile okunduğunda veya o konudaki tüm ayetler veya hadisler bir arada okunduğunda sorun olarak gözüken konuların cevabına rahatlıkla ulaşılabilmektedir.

2- Çeviri hataları, ne yazık ki bu konuda biraz zemin teşkil edebilmektedir, ateist iddialarına. Ama bunda çevirinin, aslın yerini tutamaz, evrensel kuralı da göz ardı edilmemeli, sadece çeviri yapan alimler suçlanmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, Arapça çok derin, edebi bir dildir. Mesela, Türkçeye sadece yaratmak olarak çevrilen iki kavram, Kuran’da iki farklı anlamda kullanılır. Bedi’ kelimesi yoktan var etmek anlamında iken, haleka kelimesi yaratılana sonradan şekil vermek anlamındadır. Ama bu iki kelime de aynı ve tek kelime ile Türkçeye çevrilince, ateistler, Sadece Allah yaratan değil, demek ki diye sorabilmektedirler. Dolayısı ile Türkçeye parantez içi meal ile çevrilme zorunluluğu ortaya çıkmakta, bu defa da ateistler, Kuran’a ekleme yapıldı iddiasını ileri sürmektedirler. Kuran’ı anlamada diğer temek kural, aynı konudaki tüm ayet ve hadislerin bir araya getirilmesi, olduğunu ifade ettik. Mesela, Allah’ın kalpleri mühürlendiği şeklindeki ayetler, aynı ayetleri açıklayan, kötü amel işleyip, inat ile bu fiilerine devam edip, bizim kalplerimiz kilitlidir, şeklinde konuşup yaptıkları için, kendi amelleri ile kendilerinin bu sonucu doğurduğunu, ‘tüm ayet hadisleri aynı anda okuyunca’ anlayabilmekte, bu gerçeğe ulaşabilmekteyiz.

3- Her insanın müfessir yani Kuran yorumcusu olamayacağı bir gerçek. İstisna da olsa, ayetlerin arka planı, iniş nedeni ( Sebebi nüzul), kelimelerin Arapça kökenleri ve çeşitli anlamları gibi konuları bilen ‘uzman’ kişilerin yorumlarına da müracaat, ateist ithamlarına cevaba ulaşmada yardımcı olabilmektedir. Bu konuda özellikle ‘ Müslüman alimlerin objektifliği’ adlı yazımızı da tavsiye ederiz.

4- Ateist ve oryantalistler iddialarında çelişki içindedirler. Metotsuzluk, ön yargı, ne yazık ki ateist ve oryantalistlerin en büyük handikaplarını oluşturmaktadır. Birinin savunduğunu diğeri kabul etmemekte, Kuran ve efendimiz Hz Muhammed’e bakış ve ithamlarında bir birlik içinde hareket etmemektedirler. Bu konuda ‘Oryantalistler ve Hz Muhammed’ adlı yazıyı tavsiye edebiliriz.

5- Bunun dışında iddia sahiplerinin samimiyetsizliği, verdiğimiz bilimsel cevapları konu değiştirerek duymamazlıktan gelmeleri, bilimsel alt yapıları olmadan ve daha da kötüsü bilmediklerini bilmeden ve savundukları görüşlerle ilgili alt yapıları olmadan, kulaktan dolma, kopyala yapıştır tarzı, ‘önceden verdikleri karara’ ulaşmalarını sağlayacak, her ne kadar çelişkili veya bilim dışı bile olsa, her türlü iddiayı rahatlıkla ve umursamazca savunmaktadırlar. Amaçları hikmete, gerçeğe ulaşmak değil, eyyamcı bir hayat sürmek, rahat ve tek düze yaşamlarını devam ettirebilmektir. Bu konuda, ‘dinsiz ahlak olur mu?’ ve ‘ Bilim değişmez mi?’ adlı yazılara bakılabilir.

6- Alternatif hayat görüşü sunanların içinde bulundukları yaşam tarzı ve tarihte uygulanamaz olduğu ispatlanmış görüşleri de ateizmin başka bir paradoksunu oluşturmaktadır. Tarihteki olaylar kıyaslandığında, ateist veya oryantalist görüşleri savunanların, savundukları görüşlerin dünyayı getirdiği sonuç, bizlere hayli tecrübe oluşturmaktadır. Bu konuda, ‘ İslam barış dinidir, Batı medeniyeti, Batının üzerine doğan İslam güneşi, İslam tebliğ tarihi’ adlı yazıları özellikle tavsiye ederiz.             

* Açıklama, 'Allah kalpleri mühürler mi?' ve 'Kader' adlı yazılar.

 

 

 

 GELEN BİR SORU ÜZERİNE KONUYA EK:

 Gelen bir mesaj: Mü’minûn Sûresi, 84 ve 85.ayetler kimindir sorusuyla Allahındır cevabıyla lafzi anlamda uyum var. Ancak 86 da ve 88 de kimindir değil “Kimdir” diye soruluyor Haliyle cevap lafza uygun olarak “Allahtır” ‘ a gidiyor.Tefsir araştırmalarımda bu karşılığın görüldüğü sadece Basra Mushafı var ordaki İfadede Lillahi’nin önünde Elif var.Ve ifadeyi Allahtır yapıyor.Ancak elimizdeki Musafta elif yok ve ifade Allahındır olarak geliyor. Meallere baktığımda yarısı ALLAHTIR Şeklinde yarısı ALLAHINDIR şeklinde acaba bu ifade Arap diliyle Elifsiz olarak HER İKİSİNİDE Mİ KAPSIYOR ?

 CEVABEN: Tercüme: kelime kelime çeviridir. Meal ise, içine küçük yorum katılan yani Kuran'ın geneline bakarak o ayet içindeki anlamı, Kuran'ın bütünlüğü içinde vermektir. Tercüme olsa hata sorunuz anlam kazanır ama meal'de zaten yorum, 'genel içerik içinde kelimeyi anlamlandırma, yorum katma' vardır. Kısaca, evrenin sahibi olan Allah'tır ve her şey Allah'ın dır; Allah içindir. "Bakış açısı, öncelik sıralaması veya Kuran geneli veya ayetle sınırlı incelemeye" göre, 'mealde' farklı anlamlar verilebilir. Hepsi
Kuranî'dir. Bir de tefsir vardır ki, orada insan faktörü daha fazla etkendir, yorum-örnek fazladır, o ayrı bir konu!
 Tercüme veya meal konusunda diğer bir konuda, her dilde olduğu gibi dil bilimi evrensel kuralı gereği, bir kelimenin birden çok anlamı olabilir. Tercüme veya meallerde bazen bir alimin tercih ettiği kelimenin bir anlamı, başka bir alim tarafında kabul edilmez ve kelimenin diğer anlamlarından biri tercih edilir ve ayet yeni bir anlam kazanabilir. Burada önemli olan, yaratıcının bu, birden fazla anlama gelen kelimeleri özellikle kitabına koymuş olmasıdır. Bazı kelimelerin tek anlamı vardır ve eğer bu tek anlamlı kelimenin farklı çevirisi, olmayan anlamı kelimeye verilmeye çalışılırsa bu kabul edilemez ama eğer bir kelimenin birden çok anmalı varsa ve yeni anlamı ile ayet anlamlı ve Kuran'ın bütünlüğü ile uyumlu olup, çelişmiyorsa, bu tür çeviri, yorum, meal hatta tefsir çalışmaları İslami sınırlar içindedir ve
Kuranî sınırlar içindedir. Mesela Arapçada, ثم kelimesini birden çok nlamı vardır ve ayetlerde bu anlamlar ile cümleler yeniden anlam kazanır. Ama Arapçada بَعْد kelimesi de sonra anlamına gelir ama bu kelime daha çok, ' Şu an ve ya bunda sonra' anlamlarına gelir. Ama Sümme, sonra anlamı dışında, 'bir de, yine, üstelik, bundan başka, ayrıca' anlamlarına da gelir ve bu anlam, kullanıldığı ayet ve Kuran bütünlüğü içinde sorun, çelişki çıkarmadan kullanılabilir. Mesela, Alak suresinde ( Alak, 2) yüce yaradan insanı 'Alak'tan yarattığını söyler. Alak kelimesi "kan pıhtısı" anlamına da gelir, "yapışkan asılı şey, tutunmak, kurtulamamak, sülük" anlamlarına da. Müfessirler günümüzde bu ayeti, Allah insanı yapışkan ve tutunan ve sülük şeklini andıran şey ( yani embriyo) ile çevirirler çünkü kelimenin anlamı ile embriyo örtüşmektedir. Allah (cc) İnsanı, ' دم ' yani kandan yarattım dese bu anlam verilemezdi çünkü demun, kan demektir. Diğer örnek, Fussılat 10 ve 11. ayetler arasındaki sonra anlamına da gelen sümme, diğer anlamları ile de çevrilebilir çünkü ayette yüce Allah özellikle, ba'de kelimesini kullanmamış, sümme kelimesini kullanmıştır.