Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Oksidentalizm 2

 

 

                                                     Oksidentalizm, Doğulu bir gezginin gözlemleri (1799-1805)
 

Kitabın Yazarı Mirza Ebu Talep Han, Hindistan’da İngilizler adına vergi toplayan, İngilizlerin elçiliği görevini de üstlenen, İngiliz aristokrasisi hayranı olan ve İngiliz emperyalizmine asla bir tepkisi olmayan ve bu durumu özümsemiş biri olarak yaptığı seyahatin değerlendirmesinde, bir Şii Müslüman olarak olabilecek en tarafsız değerlendirmeleri yapmıştır.

Yazar seyahatine başladığında izlenimlerini şöyle paylaşır: Kimliğinizle ilgili olarak, bütün yol boyunca yabancı olduğunuza daha doğrusu Avrupalı olmadığınız size hissettirilecektir. (s. 32) Kalküta’dan Londra’ya gidinceye kadar gelişmeleri dereceler halinde görecektim. Her seferinde de bu kadar farklılığa, güzelliğe ve gelişmişliğe şaşırarak bakacaktım. Geriye dönerken de tam aksini yaşayacak ve başlangıç noktama geri döndüğümde dayanamayacak ve orayı terk etmek zorunda kalacaktım. (s. 41) Kap halkı çıkarlarına düşkün idi. İngiliz kadınları oldukça rahat davranıyorlardı. Her iki cinste birbirlerinin engellemesi olmaksızın istedikleri ile görüşmek için çevirdikleri entrikalar için bir servet harcamakta idiler. Evlerin hepsi mobilyalı, yerler ipek halı idi. Çoğunluk temizlik konusunda gereken özeni göstermiyordu. Şehirde bir tane bile hamam yoktu. (s. 42) Hollandalıların dillerini bilmememe rağmen dans esnasında bakışları ve mimikleri ile o kadar ne istediklerini anlatabiliyorlardı ki, her seferinde yüzüm kızarıyor ve böyle bir şeye alışık olmadığım için hemen salonun uzak bir köşesine çekilmemem sebep oluyordu. (s. 43) İngiliz subaylar Hollandalı kızlarla beraber oluyor ve sonra da onlardan birisiyle evleniyorlardı. ( s. 46)

Yazar İngiltere anılarını anlatırken, Dublin şehrinin güzelliklerinden ( Müze, park, yollar, evler, heykeller…) bahsettikten sonra şöyle bir değerlendirme yapar: İngilizler Hindistan’da üst seviyede mevkileri işgal ediyor ve büyük bir ticari potansiyeli yürütüyorlardı. Ama bu kadar incelikleri Hindistan’a yansıtmayı asla düşünmüyorlardı. ( s. 74) Dublin’de eğlenceye çok fazla kafa yoruluyordu. ( s. 80) İrlandalılar, kahramanlık, dostluk ve samimiyet bakımından İngilizlerin ve İskoçların çok üzerindeydiler. ( s. 81) İngiltere’de İngilizcem İrlanda’dakine göre bin kez ilerlediği halde İngilizler bana daima yabancı olduğumu hissettirdiler ve hep bana mesafelerini korudular. ( s. 82) İrlanda’da İngilizler her zaman masadaki en büyük payı alabilen ve bu sayede mutlu olan bir yer olarak görülür. ( s. 84) İrlandalı ev sahibimin aşırı sıcak davranışların bana uygun gelmediği için buradan ayrılmak zorunda kaldım. ( s. 94) Londra'ya geldiğimden itibaren hükümetin koruması altına girmiştim. İngilizlerden çoğu Hindistan'a gidip gelmesine karşın Hindistan'dan benim gibi eğitimli birisinin gelmesi beni onlar için seçkin ve önemli kırılmıştı. İngiltere'nin Hindistan'a olan ilgisinin yüksek olması nedeniyle de beni önemsiyorlardı. ( s. 96) Oxford, çok eski ve bilim merkezi anlamında kralların en ünlü şehri idi. Burada yirmi dört farklı kolejin her birinin içinde en az 10.000 Arapça ve Farsça eserlerin olduğu devasa kütüphaneler vardı, hepsinin de bilim alanı farklıydı. ( s. 99)  Franco Masons dedikleri bir grup vardı bir tür mezhep gibi olan bu grup, kendilerine özgü birçok özellikleri sahiptir. Daha çok üzerinde taşıdıkları özel materyaller ile birbirlerini ya da aynı gruptan olduklarını anlayabiliyorlardı. Bu konuda kapalı bir kutuydular. Kökenleri Kral Süleyman'a kadar dayanıyordu. Çok katı ve birbirine bağlı bir tarikat idiler ve dinlerinde üzerindeydiler. ( s. 110) Bana da tarikatları ne katılma teklifi geldi ancak, inançlarıma ve kültürüme uymadığı için onlardan özür dileyerek reddettim. O zaman da Müslüman olan örnekler vermeye başladılar ve bu arada Türk elçisi İsmail Efendi ile onun sekreteri Yusuf Efendi dillerinden çıktı. ( s. 111) Londra'da az da olsa Hindistan kökenli bayanlarda vardı. Dinlerini değiştirmişler ve Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. Beni çocuklarıyla da tanıştırdılar, açık ara ile hepsi neredeyse birer İngiliz olmuşlardı. ( s. 113) Genel olarak Avrupa'da yapılan yararlı buluşların hiç birisi Asya toplumları tarafından zamanında fark edilmemektedir. Bunlardan belki de en önemlisi baskı makineleridir. ( s. 123 ) 1800 yılında İngilizlerin 16'dan 100 topa kadar donatabildikleri savaş gemileri neredeyse 800 civarındaydı. ( s. 126) Burada her alanda çok fazla çalışan insan vardı, en çok dikkatimi çeken de elleri çok hızlanmış ve ustalaşmış kadınların ve çocukların çalışıyor olmasıydı. ( s. 127) İngilizler mekanik konusunda çok ilerlemişlerdir. Neredeyse çoğu malzeme makineleri yoluyla yapılmaktaydı. ( s. 129) Büyük gemilerin kafalarından iğne fabrikasına, iplik makinelerinden bira fabrikalarına, kağıt üretimine değin... ( s. 132) Makineler İngilizlerin neredeyse hayatlarının vazgeçilmez birer parçasıydı. Buğdayın un haline getirmek için bu buluşlar yaptıkları gibi, su elde etmekten tavuk ve et pişiren makinelere kadar da değişik alanlarda buluşlar yapmışlar ve bu işleri kolayca gören makineleri icat etmişlerdi. İngilizler için bu tür işlerle uğraşmanın sebeplerinden birisi de hizmetçiye ödenecek ücretti.  Burada bir hizmetçi ödenen ücret Hindistan'da ödenene göre en az 8 kat fazlaydı. ( s. 133) İngilizler açık ara ile fabrikalarda yapılan üretim konusunda Avrupa devletlerinin çok önündeydi. ( s. 124) İngiliz Yasa koyucular ve filozofları kadınlarının mağazalarda çalışmalarına, daha fazla müşteri müşteri çekmesi bakımından hoş görmüşlerdir.  ( s. 138) Erkeğin onursuz bir harekette bulunan karısını bir değnekle bir tarafını kırmamak şartıyla dövmesi ve sonra da bir odaya kilitleme siyasal ve doğru kabul ediliyordu. ( s. 139) Burada köleler kıymetliydi, iyi yemek yiyorlar ve Hindistan'daki gibi yerde uyumuyorlardı. Bununla beraber sürekli tekrarlanan eşitlik kavramı aslında görünüşten başka bir şey değildi. Burada zengin ile fakir arasındaki uçurum Hindistan'a göre daha derindi. Hizmetçilerde  efendilerinden izin ve belge almadan ayrılamazlardı. Ayrıca burada onlara fazla saygı gösterilmiyordu ki Hindistan'da bu durum daha insancıl ve yoğundu. Zenginler istediklerini yapabiliyor, ister kadın isterse erkek olsun istedikleri saatte istedikleri yerde kalabiliyordu. Bu onlar için özel yaşamdı ve kimse onları gözetlemiyordu ( s. 141) Bayan erkek ayırt etmeden istenen kişilerle beraber olmanın güzelliği onları bu tehlikeli geçici heveslerinin fazla esiri etmişti. ( s. 142) Kızlar güzel şarkı söylemek, dans etmeyi öğrenmek, bir müzik aleti çalmak ve kendilerini toplumda güzel göstermek üzerine öğrenim görüyorlardı. ( s. 144) Asil kana sahip olan soyluların ardından hükümet bakanları geliyordu. ( s. 150) Başbakandan sonra ikinci sırada dışişleri Bakanı geliyordu. ( s. 152) Kraldan sonra prens, ondan sonra dük gelmekteydi. Bu durum eski dönemlerin derebeylik gücünü, değişen zamana göre kurmak amacını gitmekteydi. ( s. 159) İngiliz parlamentosu için Hindistan ticareti ve bunun için kurulmuş olan Hindistan ticaret şirketi çok önemliydi. ( s. 163) İngiltere'ye geldiğim ilk zamanlarda şirketin birçok direktörü benim bir ajan olduğumu zannetmişlerdi ama böyle bir amacım olmadığını anladıktan sonra da oldukça samimi ve saygılı davrandılar. ( s. 166) Hindistan'da da İngiliz adalet sisteminin uygulandığını gördüm ve bir karara vardım; Bana göre bu sistem kötülere fayda sağlamaktaydı. ( s. 174) Londra'da  İngilizlerde gördüğün en büyük hata dinden uzak kalmaları ve daha çok felsefe ile uğraşmalarıydı, çoğunlukla da inançsızlık üzerine temellenen felsefe ile. ( s. 176) İngilizlerde gördüğüm ikinci hata, onlardaki geçici heves ve saygısızlıktı. ( s. 176) Üçüncü hataları çok fazla paraya ve dünyanın işlerine düşkün olmalarıydı. Onlar böyle yaşamaya alışmışlar ve tadını çıkarıyorlardı ancak, cimrilik ve çekememezlik bu insanlar da basit bir düşünce olarak yerleşmişti.( s. 177) Onların nezaketlerinin ve yardımseverliklerinin altında çıkar ilişkileri yatmakta.  Hayli dost bildiklerimden tercümanlık yardımı almaya çalışmıştım, her seferinde hizmetlerinin karşılığında miktarları az da olsa benden para aldılar. En sonunda bu yardım talebinden vazgeçtim çünkü benim dostluk anlayışıma bu ters idi. ( s. 178) Onlar kavga çıktığında sadece seyrediyorlar ve zayıfın ezilmesine sessiz kalıyorlardı. ( s. 179) Diğer hataları, nefislerini kontrol edememeleri ve çok şehvetli bir yaşamları olmasıydı.  Mobilyalar, altın ve gümüş malzemeler, cam eşyalar, porselenler, şarap, av hayvanları bütün bu fazlalıklar sadece onların arzularına azaltmaya yarıyordu. ( s. 180) Diğer bir hatalarıda, İngilizlerin boş hevesleri ve kibirleri idi. Genellikle bu bilimdeki ilerlemelerinden kaynaklanmaktaydı. ( s. 182) Yine diğer bir hataları yeni tanıştıkları birisi ile ilişkilerinde her zaman kendi çıkarlarını düşünmeleri idi. Yeni tanıdıkları kişiden bir yarar umut ediyorlarsa kesinlikle ona karşı alçakgönüllülük gösteriyorlar ve sevecen davranıyorlardı. Eğer çıkar elde edemeyeceklerini anladıklarında, başlangıçta gösterdikleri sevecenliği derhal bırakıyorlar ve soğuk davranmaya ve uzak durmaya başlıyorlardı. Hindistan'da görev yaparken İngilizlerin birçok isteklerini yerine getirmeye çalışmıştım.  Ama bana söz verdiklerinde hemen bunu unutmuş ve bana sırt çevirmişlerdi.  Onlar yüzünden birçok düşman edinmiş ve onlar tarafından düşmanlarımın ellerine bırakılmıştım ki bu konuda birçok örnek verebilirim. ( s. 184) Diğer bir hataları, onların çok iffetsiz olmaları ve evlenmeden sevgilileri ile birlikte aynı evde yaşamalarıydı. Neredeyse şehrin her mahallesinde genelev işletmekteydiler. ( s. 185) Diğer bir hataları lüks yaşam gerektiğinden fazla düşkün olmalarıydı. Öyle insanlar tanıdım ki ihtiyacı olan dostuna 10 sterlin vermezken, yıl içinde can sıkıntılarını gidermek için 7-8 bin sterlin harcıyorlardı. Bazen de bu tür eğlence şeklinden sıkılma durumları oluyordu ki bu sefer de sonu asılmaya kadar gidecek türde yasak işler dönmeye başlıyordu. ( s. 186) Kontrolsüzce yüksek kaçan harcamaların yarattığı tahribatı düşman ordularının bile yapamadığını fark edeceklerdi. Son kötü yanları başka milliyetlerin uğraştıkları işleri düşük ve kötü görmeleri. ( s. 187) Londra'da kaldığım süre içinde bana Müslümanlara ait özel konular hakkında sürekli sataşıldı ve bazı inançlarımı kendilerine çok gülünç geldiği söylendi. ( s. 188) Türkler için şöyle diyorlardı: "Onlar kadar dünyada daha kötü alışkanlıkları olan başka bir millet yoktur."  ( s. 189) Gece olduğunda bütün sokaklarına en dip köşelerine kadar aydınlatan lambaları sayesinde rahat dolaşmakta, eğlenmekte ve gezmekte idiler ama bu lambalar bir anlığına söndüğünde şiddet hemen kendisini göstermektedir. Bana göre er ya da geç kötülük onlara da bulaşacak ve güzel sokaklarını esir alacaktır. ( s. 190) Yataklarına çıplak giriyorlar, neredeyse 15 gün boyunca elbise değiştirmiyorlardı. ( s. 197) Paris'e gelmemden kısa süre sonra Hıristiyan olan ama bizim dilimizi çok iyi konuşan bir Türk'le karşılaştım. Adı Fertekulin idi, sohbet ederken sesini alçaltarak, "benim gerçek ismim Seyit Muhammet ama burada Müslüman olduğumun bilinmesini istemiyorum." dedi. ( s. 215)

Genes'te halka açık alanlarda hiç fahişelerin olmaması dikkat çekiciydi. Hemen her köşe başında maaşlı hizmetlileri vardı ve erkekler bu kişilerle konuşuyor sonra eve çıkıyorlardı. Buradaki bir diğer adette kadınların genellikle iki eşlerinin olması idi. Bir erkek bütün gün karısıyla beraber olduğunda ve ikincisi gelip kapıyı vurduğunda, birincisi toparlanıp evden çıkıyordu. Bu ikinci eşler daha çok, yakın arkadaşların erkek çocuklarından oluşuyordu. ( s. 229) Bu kadar güzelliğe sahip olan bu insanların nasıl cimri ve birbirlerinden kopuk yaşadıklarını ve Allah'ın bu cennet gibi yerde onlara ceza verdiğini düşünüyordum. ( s. 231)
İstanbul'da hemen herkesin elinde hiç bırakmadığı ve neredeyse gün boyu tütün içtikleri çubuklarıyla insanlar dolaşıyordu. (s. 251) Genel olarak Türkler lükse çok alışmışlardı. Ordularının artık disiplini kalmamıştı. At ve posta sistemleri rüşvetsiz işlemiyordu. Devlet idaresinde çalışan şeflerin hepsi devleti dolandırmanın peşindeydi. ( s. 252) İşlediği dönemlerde sanırım dünyada daha iyi işleyen bir haberleşme sistemi yokken, şimdilerde posta istasyonları çıkar karşılığında, evinde ateş yakamayacak kadar fakir ve aciz olanlara sunuluyordu. ( s. 253) Türkler için dervişler çok önemli olduğu herkes tarafından bilindiği için bunu suistimal edenler çoğunluktaydı. ( s. 260) Türkler genel olarak çok dürüst, akıllı ve gözü pek insanlardı. Devletleri ise hiçbir Müslüman Ülkesinin takip etmediği kadar adaleti ve kanunları uygulama konusunda titiz davranmaktaydı . İmparatorlarının bile haksız yere ya da keyfi bir şekilde kan dökmeye gücü yoktu. ( s. 261) Pers, Hint ve Ermenilerle Türkiye'de tanıştım. İlk ikisi çok dindar bir gruptu ve burada eğitim için bulunuyordu. Ermeniler ise genellikle Galata'da yaşıyorlardı ve hepsi de Ticaret yapıyorlardı ve hepsi zenginlerdi. Ama milli gelenekleri olan cimrilik yüzünden onların hiçbir faydasını görmedim. ( s. 267) İstanbul yönetimi Avrupalıların içinde en çok Alman Konsolosluğuna ve eşine değer veriyordu. ( s. 269) Tokat, Sivas, Diyarbakır ve Mardin hepsi de sanki birer Ermeni şehri gibi durmaktaydı, bir de daha yukarıdaki Erzurum, Kars, Van ve Erivan'da onlara bırakılmış gibiydi. ( s. 278) Bağdat'ın valisi Ali paşa benim döndüğümü öğrenmiş ve bana hizmet etmek için hem Arap hem de Hintli hizmetkarlarla dolu bir ev hazırlatmıştı. Ama ben onun yerine Hıristiyan birisini (İngiliz konsolosunu) tercih ettiğimi görünce bana gücenmiş ve uzun bir süre, ben buradayken talep ettiğim halde, benimle görüşmeyi kabul etmemişti. ( s. 322)
Bir İngiliz bayan bana dönerek, "Kendi gözlemlerime göre Asyalı kadınlar erkeklerinin otoriter gücü altında onursuzca ve kendi kararlarını veremeyecek şekilde, tıpkı bir köle gibi yaşıyor." dedi. Sadece zayıf kadınlara boyun eğdirdiğimizi de ekledi. Bana göre bu gözlemlerinde büyük bir yanılgı ve önyargı vardı. Avrupalı kadınların daha az özgürlüğe sahip olduklarını biliyordum. (s. 340) Bu hata genel olarak Buralarda çok yapılmaktaydı. Ayrıca Neredeyse her toplulukta bu konu tartışılan konulardan birisiydi. Benim gözlemlerime göre Asyalı kadınların Avrupalı hemcinslerinden daha az özgür olmalarının "Avrupalılara göre" altı sebebi vardır. (s. 341) Birinci ana sebep: Kadınların zamanlarının çoğunu yaşam alanlarında geçirmelerini idi. Bunun ana sebebi ise, işlerin belirgin olarak ayrılması ile alakalıdır. Avrupalılar, kadınlarının özgür davranışlarından fazlasıyla olumsuz etkilenmişlerdir. (s. 342) İngiltere'de herkes aynı özelliklere sahiptir iki cinsin birbirleriyle ilişkisi herhangi bir kınamayı ya da cezalandırmayı gerektirmiyordu. Avrupalı kadınlar çok serbest bir yaşama alışmışlardı. Asyalı kadınların tam bir esaret hayatı yaşadıkları iddiası aslında tamamen yanlıştı. Çünkü onlar geniş evlerinde çok sayıda dostlarıyla zaman geçirebiliyor da eğlenmek istediklerinde de müzisyenler gelebiliyor ve onlarla güzel zamanlar geçirebiliyor. Bu konularda asla bir yasaklama yoktu. (s. 344) İkinci ana sebep, Müslüman kanunlarına göre erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesinin serbest olması ve bunun da kadının aşağılanması ve köle gibi görülmesine sebep olduğu kanısının Avrupalıların akıllarında yer etmesiydi. Üçüncü sebep, kocanın karısını boşama hakkına sahip olmasaydı. Bu kanunlarda olmasına rağmen kolayca kullanılan bir usul değildir. Eğer bir utanç durumu açık bir şekilde kanıtlamışsa boşanma meydana geliyordu. Evin bütün yükünü erkeklerin çekmesi sebebiyle Asya kanunları boşanma hakkını erkeklerde vermişti, çünkü erkekler her zaman riskli işlerle uğraşırken kadınlar evlerinde rahat ve sakin bir hayat sürüyorlardı. Yazar bu şekilde, 'İslam'da kadın hakları' başlığı altında sunduğumuz konuları sıralar ve kendi bilgisince cevaplar, detaylı cevap için bu yazımıza bakılabilir!
Asya toplumlarından bakarak bizim kadınlarımızın Avrupalı kadınlara göre gelenek, kanunlar ve yaşantıları bakımından neden daha üstün olduklarını açıklamaya sıra geldi. Birinci düşüncem, Asyalı kadınların öncelikli işlerinin evleri ve kocalarının çocukları üzerine olması konusudur. Bunları yerine getirdikten sonra başka uğraşlara girmeyi düşünmektedirler. Erkekler genel olarak gençliklerinde elde ettikleri serveti kadınlarının ellerine teslim ederler. Burada Asyalı kadınların ne kadar büyük bir güce sahip oldukları görülmektedir. Asyalı kadınlar köle olmadıklarının farkındadırlar. (s. 348) Asyalı kadınlara kanunlar, faziletleri, namusları ve yaşam şekilleri konusunda çok büyük bir güven duyulur. (s. 351) Yazar böyle toplamda sekiz düşüncesini alt alta sıralar ve son olarak, ' işte uzun gözlemlerime göre Asyalı kadınların Avrupalı kadınlara göre daha avantajlı ve daha üstün olduklarını sıraladım.' diyerek e kitabını bitirir. (s. 352)     

 

Oksidentalizm, Doğulu bir gezginin gözlemleri (1799-1805)
Mirza Ebu Talep Han