Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
örtülülerin okuma aşkı ve zaferi

                                                               TÜRBAN, GERİCİLİK, ZEKA, ..FALAN FİLAN, LAİKÇİLERE İTHAF OLUNUR

 

 

 

                                                 
 

       

 

 

 

                       

 

                                                                         Malezya'daki başörtülü pilotlar
                                                
 

                     

                                                         


                                          


"...Hiç olumsuz bir tepki gördünüz mü ? Öncelikle şunu belirteyim, olumsuz ayrımcılık yapmak işten atılma sebebi.
Yaptığınız işi anlatır mısınız? Windows Networking and Devices (Windows Bilgisayar Ağları ve Aygıtları) grubunda, network adapter driver'ları yani ağ kart sürücüleri ve Windows'un bu sürücülere sağladığı ara yüz (NDIS) üzerinde çalışıyorum. Kablolu ve kablosuz ağ kart sürücüleri için yazılım modelleri, örnek sürücüler ve ağ kart üreticilerinin "Windows'a uyumludur" logosu alabilmeleri için logo programları geliştiriyorum
..." (Akşam:04.08.07)
                                                
                                              

 

 

 

                                                        

                                            İngiltere çok mu seviyor örtülüleri, Hayır! Ama o bile duracağı yeri biliyor, bir bizimkiler kaldı !

 

 

                 

                                         
 

                                                              

                                                              
 

                                                                          Diplomalarıyla döndüler
   Başörtülü oldukları için okullarından atılan 17 öğrenci eğitimlerini tamamlayarak geri döndü. AKDER büyük umutlarla yurt dışına giden ve eğitimlerini tamamlayan öğrenciler için mezuniyet gecesi düzenledi.
                                                         

  • AYŞE OLGUN
    28 Şubat sürecinin ardından üniversitelerde uygulanmaya konan başörtüsü yasağı yüzünden yüzlerce öğrenci eğitimlerini yarım bırakmak zorunda kaldı. Okullarına devam edemeyen başörtülü öğrencilerin bir kısmı eğitimlerini tamamlamak için yurt dışına çıktı. Başörtülü oldukları için Türkiye'deki eğitimlerini yarıda kesen bu öğrenciler, gittikleri ülkelerde büyük bir ilgiyle karşılandı ve hiçbir zorluk yaşamadan eğitimlerini tamamladı. Önceki gün AKDER (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği) tarafından yurt dışında eğitimlerini tamamlayan başörtülü öğrenciler için Ensar Vakfı'nda bir gece düzenlendi. Avusturya, Macaristan, Azerbaycan ve Romanya'da eğitim gören ve 15'i doktor, biri bilgisayar mühendisi, biri de İngilizce öğretmeni olmak üzere mezun olan 17 öğrenciye ikinci bir mezuniyet töreni Ensar Vakfı'nda yapıldı.

    Meslek sahibi oldular

    Öğrencileri aileleri, arkadaşları ve çeşitli sivil örgüt derneklerinden temsilciler yalnız bırakmadı. AKDER Başkanı Sema Kopuzyetiş, başörtülü oldukları için okula alınmayan arkadaşlarının gittikleri ülkelerden birer meslek sahibi olarak geri dönmelerinden son derece mutlu olduklarını belirterek, şunları söyledi: "Bugün burada sıradan bir mezuniyet töreni için buluşmadık. Bu gece tam 6 yıldır yaşanan büyük bir acının umuda dönüşüne tanık olacağız. Üç kıtada hüküm süren bir neslin torunları olarak arkadaşlarımız gittikleri ülkelerde taşıdıkları sorumlulukların bilinciyle eğitimlerini tamamlayıp geri döndüler. Bugün bu kardeşlerimizin geri dönüşlerini kutluyoruz."

    DİRİLİŞ NESLİNİN TEMSİLCİLERİ
    Başörtülü oldukları için eğitimlerini tamamlayamayan bu öğrencilerin dramını anlatan bir hikaye yazan yazar Cihan Aktaş başörtüsü problemini irdeleyen konuşmasında, "Başımızı evlerde örtsek problem yaşanmayacaktı ama biz hayata katılmayı istedik ve İslam'ın görünür yanı bizim başörtülerimizin üzerinden sorgulandı" dedi. Geceye katılan tiyatro sanatçısı Sacit Onat ise 'Diriliş Nesli'nin temsilcileri olarak tarif ettiği başörtülü kızlara Sezai Karakoç'un "Monna Roza" şiirini okudu. Daha sonra mezun olan 17 başörtülüye başarılarından dolayı plaket, birer altın ve çiçek verildi.

    Yurtdışında okumak zorunda kalan ve burada mezun olan öğrenciler şunlar:
    Viyana Devlet Üniversitesi: Dr. Leyla Şahin, Dr. Hilal Erdem, Dr. Ayşe Büyükbaş
    Macaristan Seget Tıp Fakültesi: Dr. Ayşe Maden, Dr. Dilek Gök, Dr. Nilüfer Çetin, Dr. Aysemir Gürçağlar, Dr. Şule Uçanasri, Dr. Bengü Altaş, Dr. Hatice Orhan, Feyza Tomak
    Azerbaycan Tıp Fakültesi: Dr. Dilek Ergen Korkmaz, Dr. Hava Kaplan, Dr. Zeynep Öğütcen, İngilizce Öğretmeni Semra Batur ve Bilgisayar Mühendisi Emine Esen
    Romanya Üniversitesi: Dr. Emine Kübra
     31.08.2003

                             ORG. ERUYGUR’A ALMANYA’DAN CEVAP
    Jandarma Genel Komutanı Org. Şener Eruygur’un, “İrticai faaliyetler hız kazandı. Aydınlık kafalar ortak hareket etmeli... Kıyafetlerine bakın, yapmak istediklerini anlarsınız” diyerek aşağıladığı öğrencilerden biri olan Meryem Şimşek, öğrenim gördüğü Almanya’nın Duisburg şehrindeki Max Planck-Gymnasium’da, tam 1000 öğrenciyi geride bırakarak “okul birincisi” oldu.

                               HEM BAŞARILI, HEM AYDINLIK KAFALI
    Meryem o kadar “başarılı” ve o kadar “aydınlık kafalı” ki, okul yönetimi tarafından Duisburg Üniversitesi’ne gönderildi. 19 yaşındaki Meryem, 13. sınıfa geçerken, 2 yıldır da üniversiteye devam ediyor. Dahası, Fizik dalındaki sınavda 5., Matematik dalındaki sınavda da 3. oldu... Meryem, üniversiteye başladığında Fizik ve Matematik derslerinden muaf tutulacak. 
     (  04.07.2003 )


     

                                                                          Onlar beni kabul etmez ki!

      6 ayda dil öğrendikten sonra Viyana'daki 5 yıllık üniversite eğitimini 3 yılda bitiren Elif Oyuk, artık doktora öğrencisi. 28'inde profesör olmayı ve bırakmak zorunda kaldığı Bilkent'te ders vermeyi hayal eden Elif, "kabul etmezler ki" diyor cümlesinin sonunda.

    "Tek bir çocuğun bile elinden tutmak, bu çocukları dünyaya açmak için Avrupa'da eğitim alınabilecek en uygun kent olan Viyana'ya gönderdik ilk 12 kişiyi" diyor ÖNDER Başkanı İbrahim Solmaz. Viyana'da bir efsane haline gelmiş ilk 12'den sonra yılbeyıl artmış Viyana yolcuları. Bugün Wonder çatısı altında yüzlerce Türk öğrenci okuyor Viyana'daki 4 üniversitede: Viyana Üniversitesi, Viyana Teknik Üniversitesi, Viyana Ekonomi Üniversitesi ve Tıp Üniversitesi.
    Yılda 5 bin Euro'yla bir öğrencinin okutulabileceği ve başörtüsü yasağına karşı en büyük duruşun mallardan infak edilerek başarılı öğrencileri dünyaya açma projesine katkıda bulunmak olacağını da belirtmeden geçmiyor Solmaz.
    Wonder Başkanı Yusuf Kara ve eşi Nadire Hanım'ın da yönlendirme ve çabalarıyla, hem dili, üstelik bilimsel eğitim alanında hayli girift sayılan bir dili öğrenmek, hem de derslerini vermek sözkonusu olduğunda hepsi birbiriyle yarışan öğrenciler arasında en başarılılardan birisi de, Bilkent'i bırakıp giden Elif Oyuk.
    Çok sevdiği okulu Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden istemeye istemeye ayrılmak zorunda kalmış Elif. Viyana'da Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Elif, 6 aya sığdırdığı dil öğrenme sürecinden hemen sonra başladığı, Avusturya'da üniversite diploması için şart koşulan 'master'la birlikte 5 yıl süren, ancak ortalama bitirme süresi 7 yıl olan okulu 3 yıl 2 ay gibi kısa bir zamanda bitirmeyi başarmış.

                                                                            Bilkent'e kıyamadım
    Alanını ve dilini değiştirmek zorunda kalmasına, Türkiye'deki okulunu çok sevmesine, sorun çıktığında bile Bilkent'i bırakmaya hiç kıyamamasına rağmen yapacak bir şey bulunmadığı için geriye dönüp bakmamış Elif Oyuk.
    "Babama yazdığım mektuplarda buraya neden geldiğimi hiç unutmayacağımdan bahsediyordum sürekli. Ama o bana, bunu unutmam gerektiğini söyledi. İçinde bir kırgınlıkla devam edemeyeceğimden bahsetti uzun uzun" diyor Elif.
    Ne Avusturyalıların, ne de Avusturya'da yaşayan diğer yabancıların başörtüsü sorununu kafalarının almadığını söyleyen Elif, "bir süre sonra vazgeçtim bu sorunu onlara anlatmaya çalışmaktan" diyor.
    İleride kendini üniversitede ders anlatırken gördüğünü söyleyen Elif, kendi okulundaki Alman üniversite öğrencilerine ders vererek asistanlığın küçük bir versiyonunun alıştırmasını bile yapmış. Şu sıralar aynı bölümde doktorasına devam ettiğini ve çeşitli üniversitelere asistanlık başvuruları yaptığını söyleyen Elif Oyuk, "28 yaşında profesör olabilirim, neden olmasın" diyor. En fazla, çok sevdiği üniversitesinde Bilkent'te öğrencilere ders vermeyi hayal eden Elif Oyuk, hemen ardından da umutsuzlukla tamamlıyor cümlesini: "Kabul etmezler ki."

                                                               Klasik müzik, opera, vals ve Tuna
    Okuyacağınız hikaye, Osmanlı'nın çöküşünün başlangıcı olan 1683'teki 2. Viyana kuşatmasından sonra, artık çok uzak bir hayali işaret eder gibi, dillere Avrupa'nın Kapısı diye yerleşen Viyana'dan. Kuşatmanın hemen ardından "Osmanlı gelir mi?" korkusuyla şehrin en yüksek gözetleme kulesine her gün bir görevli dikmekten henüz 1900'lü yılların ikinci yarısında vazgeçebilmiş Viyanalıların, taşıdığı 18. yüzyılın cazibesine kapılıp, devasa görkeminin içinde kaybolabileceğiniz Ortaçağ görünümündeki şehrinden.
    Çok tuhaf biçimde, bugün, okullarından ayrılmak zorunda kalan öğrencilerin, vatanlarında tamamlayamadığı eğitimlerini, bir zamanlar dedelerinin kuşattığı bu Avrupa kentinde almalarından, öğrencilerin dil sorunlarından, sıla hasretlerinden, Viyana'da inancından taviz verme gereği olmadan yaşama özgürlüğünden. Viyana'nın şehrin duruşuyla kıyaslandığında fazlasıyla modern insanlarına bakarak, bir şehrin her zaman üzerinde yaşayanlardan daha uzun ömrünün ve başka türlü bir kaderinin olacağı sonucuna varacağınız bir eski dünya ambiyansı oluşundan. Bozgun sonucu geri çekilmeye başlayan Osmanlı'nın mevzilerinde bulunmuş kahvenin yapılma ve içilme adabını keşfederek yüzyıllar sonraya, bugüne taşıyan, Osmanlı'nın kuşatmasından kurtuldukları için yapılan kutlama çöreklerinin binbir çeşidini geliştirerek dünyaca ünlü bir lezzete ulaşan Viyanalıların, bugün Tuna kıyılarında süren "melange", "kahve" ve "kek"le tatlanan keyif saatlerinden.
    Tarih kokan mimarisine inat, şehrin modern bisiklet kiralama makinelerinden, pusetli adamlarından, paten kayan genç görünümlü 70'lik ihtiyarlarından. Tanpınar'ın Floransa'da yaşadığı, her köşeden bir başka tanıdığının, Mikelanj'ın, Leonardo'nun, Dante'nin çıkacağı sanısına kapılmak için, Viyana da uygun bir kent.Az ilerde Tuna'nın kıyısında Mozart'ı, Schubert'le birlikte oturmuş sohbet ederken görecek gibi olmak hissi bile peydahlanabilir insan kalbinde böyle bir atmosfer içinde. Klasik müziğin, valsin ve operanın başkenti Viyana'dan yüzlerce melodi değebilir kulağınıza velhasıl. Anlatacaklarım o ritmik melodilerden sadece birkaçıdır.

                                                                              Güzel Borç Derneği
    Karz-ı Hasen, Wonder öğrencilerinin kurduğu onlarca mesleki dernekten farklı olarak, yardımlaşma üzerine kurulu misyonuyla takdiri hakeden bir yapı. Viyana Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencisi Erkan Dilaveroğlu, aynı üniversitenin Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden Ali Osman Kuşakçı, Viyana Ekonomi Üniversitesi İşletme öğrencisi Betül Aydın ve aynı fakülteden Sümeyye Arslanoğlu'nun başında bulunduğu dernek, öğrencilerin Viyana'daki en büyük problemlerinin başında gelen "harç" ödemelerinde sıkıntıda olan öğrencilere yardım amaçlı işliyor. Üyelerin aidatları ve üye olmayan öğrencilerin elindeki kullanılmayan miktarın belirli bir süre sonra geri almak koşuluyla derneğe emanet olarak verilmesi yoluyla geliri sağlanan Karz-ı Hasen'in bir kısmı Wonder dışından toplam 230 üyesi var. Şimdiye kadar Karz-ı Hasen'de dolaşıma giren para ise, 180 bin Euro.
    Yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra derneğin alanını genişletmek istediklerini ve ticari alanda da ihtiyaç sahiplerine yardım için çalışmalara başlayacaklarını söyleyen ekip üyelerinin, "Peki bu işten kazancınız ne olacak?" sorusuna verdiği cevap ise, "dua" oluyor. "Zaten hukuksal prosedürü danışmak üzere bankaya gittiğimizde anlamadılar ne yapmak istediğimizi" diyerek gülüyor genç öğrenciler. Bu konunun Avrupalılar için pek tanıdık olmasa da, Kur'an-ı Kerim'den verilen ayet örnekleriyle Osmanlı'nın yaşam kültüründe yeri olduğunu belirtiyorlar sonra. Türkiye'den de üye katılımı beklediklerini söylüyor öğrenciler. Yabancı Öğrencileri Destekleme Derneği adıyla faaliyet gösteren Karz-ı Hasen'in en küçük üyesi ise buraya okumaya gelmiş ve evlenmiş bir arkadaşlarının 6 aylık bebeğiymiş.

                                                                     İslam Merkezi'nde Kur'an dersi
    Müslümanlar tarafından açılmış pekçok mescidin yanısıra Viyana'nın sadece bir camisi var. Şehir sakinlerini rahatsız etmemek amacıyla sabah ve yatsı namazlarında ezan okunmayan Avusturya İslam Merkezi, Müslümanların toplantı ve buluşma yeri görevini de görüyor aynı zamanda. Araplar tarafından yaptırılmış cami hakkındaki tek şikayet ise, temiz tutulmamasıymış. Alt katı mescid ve toplantı merkezi olarak düzenlenen Merkez'in üst katında ise yönetim birimleri ve oldukça geniş bir kütüphane var. İslam Merkezi'nin kütüphanesinin ziyaretçileri ise çocuklarına Kur'an-ı Kerim öğretmek isteyen yabancı aileler oluyor çoğunlukla. Mısırlı Esam Nassar ve eşi Siylvia çocuklarına Kur'an-ı Kerim öğretmek için haftasonları buraya gelmeyi tercih ediyorlar. Sonradan Müslüman olan Syvia, eşi çocuklara Kur'an-ı Kerim öğretirken, kendisinin de öğrendiğini söylüyor. Bu arada ikinci resmi dini İslam olan Avusturya'nın Türkiye tarafından atanmış bir müftüsü de var. Avusturya Müftüsü Ramazan Yıldız Viyana'da ikamet ediyor.
     

                                                                                   Azmin Zaferi
    28 Şubat dayatmalarının ardından büyük haksızlıklara uğrayan İmam-Hatip Lisesi mezunu öğrencilere kucak açan İmam-Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) başarılı pek çok öğrencinin eğitimlerini yurtdışında tamamlamasına yardımcı oluyor. Derneğin 5 yıl önce Avusturya’ya gönderdiği 3 öğrenci daha lisans ve yüksek lisanslarını tamamlayarak, diplomalarını aldı. Türkiye’de katsayı uygulamasıyla üniversite kapıları yüzlerine kapatılan öğrenciler, diplomalarını Avusturya’da rektörlerinin elinden aldı. 21 Mart’ta Viyana Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde Nur Akbıyık, 23 Mart’ta Wirtschafts Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde de Seyhan Yılmaz ve Saadet Pekzorlu hiçbir yasakla karşılaşmadan diplomalarını aldı.

                                                                            MASTERLERİNİ DE YAPTILAR
    ÖNDER’in 5 yıl önce Avusturya’ya gönderdiği Nur Akbıyık, Saadet Pekzorlu ve Seyhan Yılmaz aynı zamanda yüksek lisanslarını da tamamlayarak okullarını bitirdi. Viyana Üniversitesi mezunu olan Nur Akbıyık aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde de masterini yaptı. Tezini ‘AB’nin Doğu Genişlemesi ve Bunun
    GelecektekiAB Görünümüne Etkileri’ konusunda yazan Akbıyık, Viyana Üniversitesi Felsefe alanında ‘Magistra’ (master mezunu) ünvanını aldı. Nur Akbıyık ile beraber on yedi öğrencinin de diploma aldığı tören Viyana Üniversitesi ana binasının büyük salonunda gerçekleştirildi. Törende mezun olmaya hak kazanan öğrencilerin diplomalarını Viyana Üniversitesi Rektörü verdi.

                                                                                     BAŞARIYA DESTEK
    Büyük başarı göstererek okullarından mezun olan öğrencileri tebrik eden ÖNDER Başkanı Yusuf Ziyaeddin Sula başarıyı her zaman destekleyeceklerini söyledi. Bu arada ÖNDER’in öncülüğünde Avusturya’ya giden İHL mezunları tarafından 2001’de Viyana’da kurulan Uluslararası Öğrenci Aktivitelerini Destekleme Derneği “WONDER” Başkanı Yusuf Kara,öğrencileri maddi ve manevi olarak desteklediklerini kaydetti.
    (29.03. 06 )

                                                                                                                                                       

                     
     

                                                                   Kadın soyunabilir ama örtünemez!
        "Bir süredir gündemde ve uzun sürede gündemden düşmeyecek. Ayşe Arman’ın, Nihat Odabaşı’na çektirdiği fotoğraflar. Kendi deyimiyle “baştan çıkarıcı kadın pozları. Gazetesindeki yazar arkadaşları, hemen hiç kimse bu fotoğraflar hakkında olumsuz yorum yapmadan “kadının bedeni üzerindeki söz sahibi olması hakkında” yazıp ona destek verdiler. Dedim ya kime ne..l Desteğe ihtiyacı yok ki..Ama destek yazısı yazan arkadaşlarla ilgili bir kafa karışıklığı içindeyim. Bu demokrat ve hoşgörülü arkadaşlarımızın çifte standartları olduğunu düşünüyorum. Ve onlara sormak istiyorum:Peki bir kadın bedeni üzerindeki özgürlüğünü kullanıp soyunabiliyor da niye bir kadın bedeni üzerindeki özgürlüğünü kullanıp örtünemiyor?Biliyorum çoğunuzun cevabı hazır: Babaları, ağabeyleri, kocaları zorluyor. Kendi özgür iradeleri değil ki.Ne ilginç bir düşünce tarzı. Kafası açık tüm kadınlar sonuna kadar özgür, rahat, istediğini yapıyor ama kafasını örten kadınlar o kadar zavallı ki her şeyi emir komuta zinciri içinde yapıyor. Gerçekten inanıyor musunuz siz buna?Ya da kimileri çağdaşlıktan bahsedecek: “Bu devirde örtünülür mü hiç? “Örtünülür de soyunulur da…Ama biliyor musunuz farklı bir mahalle baskısı daha var üzerimizde. Hepimizin ne giyeceğimizden, nerede yiyeceğimize, nerede eğleneceğimizden, ne şekil davranacağımıza kadar yaşam şeklimizin belirlenmeye çalışıldığı bir baskı bu. Öyle giyinmezsek, eğlenmezsek, yaşamazsak, “çağdaş Türkiye bu imiş” gibi kabul ettirilmeye çalışılan düzenin, dışındaki kişiler gibi görünme-gösterilme endişesi taşıyoruz.Onların çizdiği bir resim var. Ve bu resmin biraz dışına taşan her insan, fikir, yaşam tarzı; “yok sayılmaya, ezilmeye, horlanmaya, aşağılanmaya” çalışılıyor.Kendini dini otorite sayıp kişilerin inançlarını yargılayanlar kadar kendini çağdaşlığın otoritesi görüp insanların yaşam tarzlarını kendilerine göre belirlemeye çalışanlar da rahatsız ediyor beni...Yazıyı Ayşe Arman’ın çektirdiği fotoğraflarla ilgili yazdığı yazının bir bölümüyle bitirmek istiyorum. Bakın Türkiye’nin en özgür kadını ne diyor: En büyük hayallerimden biri...40 olmadan Nihat Odabaşı’na "baştan çıkarıcı bir kadın" olarak poz vermekti. Kontrollü bir kontrolsüzlük yaşamak istiyorum...İtiraf ediyorum, ben bazen bayağılıktan da hoşlanıyorum...Sevgilime sordum:"Yapabilir miyim?"..." Yap ama seks fotoğrafları olmasın, seksi fotoğraflar olsun..." dedi."  (Murat Sabuncu-Gazeteport:22/06/2009)

     


                                                 


                                                                  TÜRBAN'IN Bİ FAYDASI DAHA!
           "... LAF ATICILARIN  İTİRAFINDA TÜRBANLILARIN " LAF  ATILMAKTAN MUAF " OLDUKLARI  ANLAŞILIYOR..."  (Milliyet:9.2.2002)

     

                                                                 Başörtüsünde buluşan yollar

    Peder Gabrial Bishoy gibi Hindu din adamları da çözümün saygı ve hürmet telkin eden Müslüman kadının kıyafeti, başörtüsünden geçtiğini söylüyorlar. Teşhiste birleşiyorlar. Madoray Edhinam adlı Hindu din adamı Hindu kadınların Müslüman hemcinslerine özenmesini ve onlar gibi başlarını ve vücutlarını tamamen örterek ırz düşmanlarının tasallutuna maruz kalmaktan kaçınmalarını ve kurtulmalarını istemiştir (http://www.almokhtsar. com/node/100147 ) Milli Gazete’de 18 Mayıs 2012 tarihinde ‘Hıristiyan kadınların rol modelleri’ başlıklı bir makale kaleme almıştık.  Burada diğer dinlerin, İslam’daki kılık kıyafet meselesine olan gıptasını anlatıyoruz. O yazıdan bazı satırları tekrar paylaşalım: " Peder Gabriel Bishoy’un son çıkışı o kadar şaşırtıcı ki, insan ne diyeceğini bilemiyor. Giyim kuşam adabına riayet eden Müslüman kadınların Kıpti kadınlara rol modeli olduğunu ve Kıpti ve Hıristiyan kadınlardan Müslüman kadınları örnek almalarını ve giyimde kuşamda onları taklit etmelerini salık veriyor."  ( Mustafa Özcan: Milli Gazete:05 Ocak 2013)




                                 
              
                                                                   
                                                        

                                                                                       12 İHL'liyle başlayan büyük başarı öyküsü
        Türkiye'de okuma imkanı bulamayan 12 İHL'linin Viyana'da başlayan serüveni, tam bir başarı öyküsüne dönüştü. Bu öğrencilerin kurduğu dernek, şimdi 700 Türk öğrenciye okuma fırsatı sunuyor .
    Başörtüsü ya da üniversitelere girişteki katsayı uygulaması nedeniyle Türkiye'de öğrenim imkanı bulamayan 12 İmam-Hatip lisesi mezununun 2000 yılında Viyana'da kurduğu Wonder (Uluslararası Öğrenci Destekleme Derneği), bugün lisans, lisansüstü ve doktora seviyesindeki 700 öğrenciye eğitim imkanı sunuyor. Avusturya, Türk öğrencilere büyük kolaylıklar sağladığı için son yıllarda yurtdışı eğitimde tercih ediliyor. Viyana üniversitelerinde, 700'ü Wonder'in organizasyonuyla giden İmam-Hatipli olmak üzere, 5 bin civarında Türk öğrenci öğrenim görüyor. 700 öğrencinin 200'ü başörtü mağduru kız öğrencilerden oluşuyor. Wonder Başkanı Yusuf Kara, başarılı İmam-Hatipli öğrencilerin, Wonder'in yurtdışı eğitim bursunu kazanmak için birbirleriyle yarıştığını söyledi.
    MAĞDURİYETE DEĞİL BAŞARIYA ODAKLANDIK Wonder' in ilk aşamada mağduriyet gözeterek faaliyetine başladığını anlatan Kara, sonradan 'mağduriyet'in nasıl başarıya dönüştüğünü anlatıyor. Kuruluş amaçlarının Türkiye' deki şartları protesto etmek olmadığının altını çizen Yusuf Kara, "Wonder bir protesto örgütlenmesi değil. Polemiklerden uzak bir politikamız var" dedi. Tek referanslarının 'başarı' olduğunu vurgulayan Kara, şöyle devam etti: "Tek gerekli ve geçerli belge, ÖSS'de alınan 270 puan. Barajı aşanların başvurusunu kabul ediyoruz. 0.1 puan bile altında olanları kabul etmiyoruz. Benim çocuğum bile olsa, bu kural geçerli. Bir Avusturya kuruluşu olan Wonder'in başarıya endeksli bir çalışma programı var. Günün kavgalarından uzak duruyoruz. Başörtüsü yasağı da buna dahil. Oradaki sorunlarımız için elbette çalışıyoruz. Mesela Avusturya'ya ilk gittiğimizde harç ücreti 16 euro idi, daha sonra yılda bin 500 euroya çıktı. Sadece Türklere uygulanan bu yeni kararın iptali için yazışmalar, görüşmeler yaptık, eylemler yaptık. Tek hedefimiz şu: Orda bu öğrenciler profesör olacak, gelip ülkelerine hizmet edecek."

                                               
    İSTANBUL'A GELMEDEN VİYANA'YA UÇUYORLAR
    Muhafazakar Türk ailesinin kızların okumasına mesafeli durduğunu, ailelerin kızlarını taşradan büyük şehirlere göndermede tereddüt gösterdiklerini hatırlatan Kara, "Ama Wonder, muhafazakar kesime yurt dışına açılma cesareti verdi. Taşradan İstanbul'a gelmeye korkanlar, İstanbul'u görmeden doğrudan Viyana'ya geldi. Kişisel gelişim ve özgüvenleri için çok önemli bir gelişme bu" dedi. Yusuf Kara'nın bir de şikayeti var Türk öğrencilerden: "Çoğu taşradan geldiği için öğrencilerimiz, Müslüman Türk gettosunun içine düşüyor. En büyük problemimiz bu. Öğrenciler sürekli beraber. Her yere birlikte gidiyorlar. Aralarında Türkçe konuşuyorlar. Onları sürekli uyarıyorum ama yine de alışkanlıklarını zor bırakıyorlar. Yabancı dili öğrenmekte zorlananlara ve adaptasyon sorunu yaşayanlara yönelik çalışmalar da yapıyoruz."
    Hala kolundan tutulup atılma korkusu yaşıyor Wonder Başkanı Kara, Türkiye'de yaşanan baskının öğrencilerde oluşturduğu travmanın etkisini hala sürdürdüğünü belirterek, şunları söyledi: "Türkiye'de bir süre üniversiteye devam ettikten sonra Avusturya'ya gelen bir kız öğrencimiz var. Uzun süre intibak sorunu yaşadı. Şöyle: 'Üniversiteye her girişimde, kapıdaki görevlilerin kolumdan tutup hadi çık dışarı demesini bekliyorum. Ama onların gülücükleri ile karşılaşıyorum. Her amfiye girdiğimde, hocanın gözlerine bakınca, beni dışarı çıkaracağı korkusunu duyuyorum. Ama o da bana gülücükle karşılık veriyor. Çünkü Türkiye'de sürekli azarlandım, horlandım, diyor."
    Akademisyen din adamı projesi Yusuf Kara, gelecekteki en önemli projelerinden birinin, Avrupa'da yaşayan Türkler ve Müslümanlar için akademisyen din adamı yetiştirmek olduğunu anlattı: "Almanya Başbakanı Merkel, Avusturya Diyanet İşlerli Başkanı ile toplantı yaptı. Avrupa'nın artık, kendi ülkesindeki akademisyenlerle çalışmak istediğini dile getirdi. 5, 10, 15 yıllık projeler hazırladık. Gençlere önce Avusturya'da eğitim vereceğiz. Sonra da Türkiye'de ilahiyat okutup, yurtdışında hizmet verdireceğiz.”
     ( Yeni Şafak :29.03.2007 )
                                           

                                             

                                                                                                                                                                         DEVAMI >>>>


         ÖNEMLİ NOT:
        KARDEŞLERİM  WONDER'DEN TANIDIGIMIZ KİMSE YOK NE YAZIK Kİ ...BİZDE SADECE BASINDAN TAKİP  EDEBİLDİĞİMİZ KADARI  İLE  HABERLERİ BURAYA ALABİLİYORUZ.YARDIM-BİLGİ  İÇİN BİZ YARDIMCI OLAMIYORUZ NE YAZIK Kİ! tek verebileceğimiz web adresi :
     www.onder.org.tr
        
         


                                                                                                  YORUMSUZ!

                                                                                  
                                                                                   Türban modasI dünyayI şaşırttI
       2007 ilkbahar-yaz sezonunda Avrupalı modacılar şapka yerine türbanı seçti. Prada başlattı, Ralph Lauren, H&M gibi markalar arkasını getirdi. Podyumlarda mankenler türbanı rahatlıkla takıyor. Fakat ünlü moda yazarları türbanı sokakta giymenin cesaret istediğini söylüyor. Jennifer Lopez müzik kanalı MTV’nin 2006 Video Müzik Ödülleri töreninde gri metalik bir türban taktı. Türkiye’de bu modayı ilk uygulayan Hülya Avşar oldu. Türk hazır giyim markaları şimdilik sessiz. Türk kadınları ise kararsız.Oyunu ilk başlatan İtalyan moda devi Prada’nın sahibi ve tasarımcısı Miuccia Prada oldu. 2007 ilkbahar-yaz defilesinde mankenleri podyuma türbanlı çıkardı. Arkasından Ralph Lauren hem defilesinde kullandı hem de reklam kampanyasına taşıdı. Elle, Vogue gibi modaya yön veren dergilerde, New York Times gibi gazetelerde verdiği ilanda türbanı taşlı bir broşla süslenmiş, takım elbiseli bir model kullandı. Sokak modasının en önemli markalarından H&M de yaz koleksiyonunda renkli renkli türbanlar üretince anlaşıldı: Bu yazın en önemli moda trendi türbandı.Bu yeni modanın ortaya çıkışında iki neden var: Birincisi, tasarımcılar çok kültürlülüğe gönderme yapıyor. İkincisi, her zaman olduğu gibi moda tarihinden esinleniyorlar. Çünkü türban Batı giyiminde daha önce de kullanıldı. İngilizler, Hindistan’da gördükleri türbanı daha 19. yüzyıl başında bir moda haline getirmişti. 20. yüzyılda bu moda bir ara yine canlandı ve özellikle Grace Kelly şık türbanlı görüntüsüyle hafızalara kazındı. Ancak bugün türban denilince, saçları tamamen örtmese bile Avrupalıların aklına hemen göçmen Müslüman kadınlar geliyor. Bu da tartışmalara yol açıyor.

    SIRADAN ÜÇ KADIN DENEDİ

    İngiliz Daily Mail Gazetesi, türban modasını "Türban mı? Dalga mı geçiyorsunuz?" başlığıyla haber yaptı. Sıradan üç kadına türbanı test ettirdi ve düşüncelerini yazdı. Claudia Connell isimli sarışın kadın türbanı saçlarını açıkta bırakacak şekilde takıp sokağa çıktı ve şunları yazdı: "Türbanımı Ralph Lauren’den aldım. Vogue son modanın o olduğunu söylüyordu. İlk işim postaneye gitmek oldu. Orada komşumla karşılaştım, bana kötü kötü baktı ve dalga geçti. Sanırım herkes Vogue okumuyor." Türbanı deneyen ikinci isim Hannah Borno saçlarını tamamen örttü. Onun günü Claudia’ya oranla daha kötü geçti. Akşam olduğunda türbanı hiç sevmediğine karar vermişti. Üçüncü denek Alice /_newsimages/2822602.jpgSmellie ise türbanı sevdi. Gençliğinden beri hayalini kurardı. Uzun siyah bir elbise giyip, başına türban takarak eline de bir sigara almak isterdi. "Fantezimi gerçekleştirdim. Düşündüğüm kadar seksi olmadı ama arada sırada türban takabilirim" diyor.

    JENNIFER LOPEZ DE TAKTI, HÜLYA AVŞAR DA

    Baştan söylemek istiyoruz, milletçe Hülya Avşar’a haksızlık ettik. Geçen yaz beyaz tuvaletinin üstüne beyaz türban taktığında herkes ağzına geleni söylemişti. Meğer trendleri çok önceden takip ediyormuş. Türban modasını yurtdışında uygulayan ilk isim ise Jennifer Lopez oldu. Müzik kanalı MTV’nin 2006 Video Müzik Ödülleri töreninde metalik gri mini bir elbise giydi ve kafasına aynı renkte türban taktı.

    KAYBOLAN KAFALAR

    Moda bazen bizimle dalga geçiyor. İşçi tulumları, kurt mantarı kılıklı eteklerden sonra bir de türban çıktı. Şapkaları seviyorum, ipek bandanaları seviyorum ama türban hakkında ciddi şüphelerim var. Bu sezon ilk türbanı İtalyan tasarımcı Miuccia Prada yaptı. Türban Prada’nın podyumunda oryantal ve doğu referanslarından dolayı kültürlerarası bir tema olarak kullanıldı. Son olarak da Elizabeth Hurley’nin düğününe katılacak erkekler için türban görünümünde bandanalar sipariş verdiğini duydum. E malum, Hurley’nin müstakbel kocası Hintli. Prada’nın türbanları 255 sterlinden başlıyor. Bu da benim şüphelerimi bir kez daha doğruluyor. Kim bir türbana bu kadar para verebilir? Türban sizi geçici olarak havaya sokan bir aksesuvar. Bir anda 1940’ların Paris’ine gidebiliyor, kendinizi Grace Kelly gibi hissediyorsunuz.Buraya kadar hiçbir problem yok. Peki ben bunu giymeli miyim? Prada’nın bazı modelleri şapka gibi elastik. Beyzbol kepleri gibi. Acaba saçımın arkasına at kuyruğu bir postiş taksam mı? Yok hayır, en iyisi kendi saçlarımı açık bırakmak. Diğer bir problem türbanın kullanım etiği ile ilgili. Biz kalabalık bir yere girdiğimiz zaman şapkamızı çıkarırız. Türbanı çıkarabilir miyiz? Çıkarmazsak gece kulübünde güneş gözlüğü takan moronlara mı benzeriz? Türbanın dinselliğini bir kenara bırakırsak kafanı sıcak tutması bakımından çok pratik. Değişik ve güzel stili olan bir aksesuvar olduğunu söylemeliyim. Ama her zaman kullanılabilir mi? Kullanılamaz. Yok hayır ben yapamayacağım. Modaya uyacağım diye bu kadar kör olamam. Bir kere bunu takınca çok radikal gözüküyorum. Sabah evden çıkmadan komşumla karşılaştım. "Eğer kendine güvenir ve kafan yukarıda yürürsen kimse seni yargılamaz" dedi. Dediği gibi yapmak istiyorum ama yapamıyorum, çünkü kafamdaki şey çok ağır. Acaba benim kafam mı türbana uygun değil? Bütün gün başıma havlu bağlıymış gibi hissettim.Londralılar her gün değişik bir moda görmeye alışıklar. Fakat sabah asansörde karşılaştığım yaşlı adam "Bence kafana daha ince bir şeyler takmalısın" dedi. Yüzüm kızardı. Oxford Caddesi’ndeki turistlere gülerdim şimdi de onlar bana gülecek gibi geliyor. Öğlen yemeğinde bir kafeye gittim. Bir cafe latte söylemek istedim ama garson siparişimi alamadı, çünkü kafamdaki salam renkli şey yüzünden hipnotize olmuştu. Zavallı türban için üzülmeye başlamıştım. İş çıkışı arkadaşlarımla bir içki için buluştum. Türbanımdan etkileneceklerini düşündüm ama nafile. Sadece biri "Bu süslü şeyi neden kafana takıyorsun" dedi.Türban için söyleyebileceğim en iyi şey, saçlarınızın kötü olduğu bir gün onu pratik bir biçimde saklayabilirsiniz. Bu moda süper modellerde iyi durabilir ama sokağa yansıması zor. Bence türban yalnız bırakılması gereken bir moda trendi.
    (
    Hürriyet :3 Şubat 2007 )

                                                                         
                                                                                       
                                                                                 ŞERİAT coutoure!   
         İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen moda haftasında dekolte kıyafetler yanında, İslami çizgiden esinlenerek hazırlanan kıyafetler de podyuma çıktı ( Vatan: 13.02.2007 ) ...Londra Moda Haftası tüm hızıyla sürüyor. Tasarımcı Louise Golden'ın Fashion East firması için hazırladığı koleksiyon Afgan kadınlarının giysisi burkayı hatırlatan parçalarıyla dikkat çekti. (Hürriyet )

                                                                  Nereden çıktı bu türban modası
         Geçen ay New York Moda Haftası'nda moda sahnesine ihtişamlı bir giriş yapan türban, Prada'dan Donna Karan ve Raph Lauren'e kadar birçok modacının koleksiyonlarıyla yeniden gündeme taşındı. Peki ama neden? Ünlü modacılarımız Vural Gökçaylı, Evrim Timur, Bahar Korçan, Gamze Saraçoğlu ve Tuvana Büyükçınar, türban modasını yorumladı.1700'lerden itibaren belli aralıklarla moda sahnesine çıkan türban, son olarak 1970'li yıllarda gündeme oturmuştu. Tabii saçı kapatma amacıyla kullanılan türbandan değil, saçların bir kısmını açıkta bırakan ve aksesuvar olarak kullanılan türbandan bahsediyoruz. 70'li yıllarda çekilen filmlerden de anlaşılacağı gibi o yıllarda yerli ve yabancı artistler, yüzlerinin güzelliğini vurgulamak için sık sık bu egzotik aksesuvarı kullanmışlar. Türkan Şoray'ın simsiyah uzun saçlarının bir kısmını açıkta bırakacak şekilde başına sardığı türban, gözlerinin güzelliğini ön plana çıkarırken, Ava Gardner ve Rita Hayworth, taktıkları farklı türbanlarıyla yüz hatlarının güzelliğini vurguluyordu. Derin dekolteli gece elbiseleriyle birlikte kullanıldığı gibi özellikle yaz aylarında plajlarda güneşten korunmak için de takılıyordu ve açıkçası büyük güneş gözlükleriyle acayip havalı duruyordu. Moda devlerinin 2007 ilkbahar-yaz koleksiyonlarında aksesuvar olarak kullandığı, tarihi Asur Kralı Taglat Phalazar zamanına belki de daha eskilere uzanan türban sanıldığı gibi hep dini amaçlı kullanılmamış. Ortadoğu'nun hemen hemen her bölgesinde yüzyıllar boyu çeşitli nedenlerle kadınların taktığı türban, Hıristiyanlık'tan sonra dini bir anlam kazanmış ve İslamiyet'le birlikte bu anlamı güçlenmiş.
    NİYE GÜNDEMDE?Pek çok İslam ülkesinde kadıların taktığı türban farklı yorumlarıyla yeniden moda gündeminde ve tüm dünyada kullanılıyor. Asırlardır Avrupa'da zaman zaman moda elemanı haline gelen türbanı son olarak Miuccia Prada 2007 ilkbahar-yaz koleksiyonuyla gündeme taşıdı. Ralph Lauren, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen New York Moda Haftası'nda Donna Karan ve Paris Moda Haftası'nda ise Yves Saint Laurent türbanı farklı şekillerde tasarımlarıyla kombinledi. Tabii şöhretler de bu modayı yakından takip etti. Jennifer Lopez bir davete giderken taktığı türbanla tüm dikkatleri üzerine çekti. H&M gibi Avrupa'da sokak modasının nabzını tutan hazır giyim devlerinin de koleksiyonlarında yer verdiği türbanı, ünlü moda dergileri de sık sık kullanınca bu egzotik aksesuvar modanın gündemine oturuverdi. Hatta son olarak Madonna da H&M için hazırladığı 2007 ilkbahar-yaz koleksiyonunda türbanlara yer verdi. Moda otoriteleri türban için 'Türbana benzer şekilde başın örtülmesi kıyafetleri ön plana çıkarıyor' deseler de kıyafetleri yüz bin dolarlar eden moda devlerinin türbanı tekrar gündeme getirmesinin altında pek çok neden olmalı? Biz de Türkiye'nin önde gelen modacılarına türban modasını sorduk.Ticari bir yansıma - EVRİM TİMUR Türban modasını ilk defa 1900'lerin başında gördük. Daha sonra 70'li yıllarda tekrar kendini gösterdi ve bu sene yine gündemde. Burada dini ya da ideolojik bir şey yok. Modanın arayışları bunlar. Mutlaka talepler de yönlendiriyor modacıları. Türbanı kullanan modacılar daha çok Körfez Bölgesi'nde yoğun satışlar yapan modacılar, bu nedenle tercih edilen ürün neyse koleksiyonlarında ona yer verebiliyorlar. Türban da bu bölgelerde kullanıldığına göre tekrar modaya dahil olması doğal bir şey. Tamamen ticari bir yansıma bu, ideolojik değil. Avrupa ve Amerika'da açıkçası çok yaygınlaşacağını sanmıyorum, mini etek neyse türban da o benim için. Bu da gelip geçecek bir şey, çünkü moda kendini her gün yeniliyor. Kadınlar saçlarıyla o kadar uğraşıyorlar ki saçın yıpranmış halini göstermemek adına türbanı sevebilirler ama kalıcı olmaz. Türkiye'de ise sadece modayı yakından takip edenlerin kullanacağını düşünüyorum. 70'lerde Türkiye'de modern kadınlar tarafından kullanıldı.Yaz aylarında güneşten korunmak için yine kullanılabilir ama amaca hizmet etmekten çok, modayı takip etmek için.
    ( Akşam:10.03.07)

                                                                        
                                                  

                             

                                           

                      

                                                                                                                          BU DA  ÜLKEMDEN !
                                            
                                                                                                                                 BU DA :(
                                

                                                                           BU VE                                                                                               BU DA

                            
                                                                                                                       BU DA
                                               
                                                                                                                     BU DA
                                         
                                                                                           ...BU DA

        Erzurum'da yapılan açık lise sınavlarında başörtülü öğrenciler sınava alınmadı. Bu zamana kadar başörtüleriyle sınavlara giren öğrenciler durumu protesto etti.Erzurum kent merkezinde bugün 10 okulda açık lise sınavı yapıldı. Sınava sabah saatlerinde giden başörtülü öğrenciler, sürprizle karşılaştı.Daha önceki sınavlara başörtülü giren öğrenciler, yönetmelik gereği başörtülü sınava giremeyeceklerini okul girişindeki görevlilerden öğrendi.23 Haziran 2007
        
    EĞİT-SEN VE- GÜYA YILLARCA KARŞI OLDUĞU-  YÖK  EL ELE AÇIK LİSE İMTİHANLARINA BAŞÖRTÜSÜ İLE GİRİLMESİNİ YASAKLATTIRDI -DANIŞTAY 8. DAİRESİ KARARI, 04.05.07-
         
         Serbest olan bir şeyi önce yasakla, sonra " Kanunlar böyle emrediyor, kanunlara uyacaksın" de!.YUH!!!

                                                                                             BU DA...
                                
                                                                                        
    BU DA...!

                                                                                     Taraf olmak
      
    ".. hepsinden önemlisi vicdanımla cebelleşiyorum.Geçenlerde, yaşadığım kent olan İzmir'de incik boncuk satan bir dükkanda bakınırken, yanımdaki türbanlı hanımın da aynı şeyi yaptığını fark ettim. Kadını fark etmem, kasadaki kızla tezgahtaki kızın işaretleşmesiyle oldu. Ve yanılmadıysam kadın da işaretleşmeyi gördü. Zaten kasadaki kız kadına dik dik bakmaya devam ediyordu. Ben biraz tedirgin bakınmaya devam ederken, kadın alacaklarını ayırdı ve kasaya yöneldi.Kasaya geldiğinde kız "Utanmıyor musunuz böyle dolaşmaya" gibisinden bir şey deyiverdi.
    Hanımın da... Kadın anladığı halde olabildiğince serinkanlılıkla, savunmada gibi değil de gerçekten sorar gibi "Niye utanayım" dedi. "Atatürk bu ülkeyi bunun için mi kurtardı" diye devam etti kız. Kadın da "Bak kızım, ben öğretmenim. Bu ülkenin nasıl ve kimin için kurtarıldığını iyi biliyorum. Al şu hesabı" diye yanıtladı. Kız "Yazık yazık, bir de öğretmenim diyorsunuz, yetiştirdiğiniz çocuklara yazık" derken, ben, biraz da bu anlamsız diyalogu -yoksa monolog mu demeliyim?- bitirme telaşıyla kasaya gelmiştim. Hesabı ödemek için acele ediyormuş gibi davranırken, kız bu kez bana yönelip "Öyle değil mi hanımefendi, yakışıyor mu hiç İzmir'e" dedi. Ben duymazdan gelip "Hesabı alır mısınız, acelem var" deyince "Siz de bir şey söylesenize, bu ülke hepimizin" diye ekledi. Ben "Evet, hepimizin, yani hanımın da" diye yanımdaki kadını gösterince, kız kısa süren şaşkınlık anından hemen kızgınlığa geçiverdi ve "siz de böyle derseniz" diye söylenmeye devam etti.İkisiyle de gözgöze gelmeme çabama rağmen kadının minnettar gülümsemesini hissettim .." (MEMNUNE BAHÇIVAN AKIN-Radikal:27 Haziran 2007 )

                                                                                                                  AHA BU DA !
               

    YA BU ?!


    BÖLÜCÜLER; Halk'ın %77'si zaten başı kapalı...Bu ayırımcılık nedir?!

                                                                               Bİ DE BU TÜRLER VAR :(
     
    Başları  zorla açtıranlar  hakkında tek kelime yazmazken,Mesela tıp fakültesi son sınıfta iken , " Başörtünü çene altından kapatırsan okula devam edebilirsin " diye sanki teklif almışta kabul etmemiş ve bu yüzden fakülteden atılmış biri varmış gibi, aşağıdaki cümleleri yazabilen adama ne denebilir ki...!? " ...Eşarbı başınıza geleneksel biçimde bağladığınızda bu durum, dinden çıkma anlamına mı geliyor?” Bunun üzerine genç hanım hafifçe gerildi:“Anlamıyorsunuz!” dedi. “Bu eşarp böyle bağlanır. Ben asker kızıyım.Ama işin usulü bu!” Sonuçta çene altından eşarp bağlamanın ne gibi bir sakıncası olduğunu anlayamadan konuşma bitti....yeni türban biçimini icat edenlere de geleneksel baş bağlama yöntemini öneremiyorsunuz..." ( Livaneli Zülfü, Vatan :16.06.2007)

                    

      Haziran 2007'de 18. ayını dolduran Sakarya Başörtüsüne özgürlük eylemini- ve daha başkaları da var!- görmezden gelip, “Geçen hükümet zamanında üniversitelerin önünde türban gösterilerinden geçilmiyordu. Bu kardeşlerimiz şimdi niye sustular?” diye yazabilen (18.06.07 )Zülfü yarı Livaneli'm!
     

     

      Alman Stern Dergisi muhabirlerinden Stefanie Rosenkranz,   
     İstanbul’da geçirdiği haşemalı tatili yazdı. İki sayfa halinde
     yayınlanan haberde, yazar İstanbul Fatih’te bir mağazadan aldığı
     haşema ile geçirdiği plaj macerasını anlattı.

      Rosenkranz, haşema giydiğinde insanların dikkatini çektiğini ve 
     arkasından konuşulduğunu belirterek "Neredeyse oturdukları
     sandalyeden düşeceklerdi. Bir çift böyle giyindiğim için beni
     eleştirdi. Bana, ’Yaşam şeklimizi tehdit ediyorsun. Senin giydiğin
     bir mayo değil politik bir sembol’ dediler"
    diye yazdı. Rosenkranz
     yazısında şunları belirtti:
    "İnançlı kızlar gerçi her yere girebiliyorlar,
     ama bir hayli zorlanıyorlar...
    (Hürriyet: 7 Haziran 2007)

     

     

                                                                            BUYURUN  TARTIŞALIM !!! 
        Şimdiye kadar kaç başörtülü terörist adam  öldürdü , kaç bombalı saldırı yaptı...Hiç yolsuzluk yapan başörtülü veya banka batıran tesettürlü gördünüz mü ..Ne bu Allah'ın emri olan başörtüsüne düşmanlık...Haa diyeceksiniz ki onlar bizim gibi düşünmüyor...Sizin gibi düşünmek zorundalar mı ki...Veya denecek ki onlar iktidara gelse herkesi zorla başını örttürecekler...E sizde açtırıyorsunuz...Onların yapacak diye itham ettiğiniz şeyi siz şimdi yapıyorsunuz..O halde en çok onlar sizin onlara reva gördüğünüzü size yaparlar da neler çektiklerini azcık anlarsınız belki ...Hem öyle yapacaklarını nereden biliyorsunuz ki...Siz insanların içini de mi okuyorsunuz..Bu ne zülüm bu ne kehanet...  Nerden baksan vicdansızlık nerden baksan ahmakça...!
        Hadi din düşmanı olmadığınızı ispat edin..İşte fırsat...Devlet düşmanı olmayan bir başörtüsü şeklini gösterin ve başta üniversiteler izin verin - Dünyada sadece Tunus ve Türkiye'de üniversitede başörtüsü yasak!- bizde anlayalım seviye ve sınırınızı ...!

                                                                              DOĞRU SÖZE NE DENİR ?
    Ahmet Hakan: Eşi türbanlı olan birisi cumhurbaşkanı olamaz ,deniyor...
    CEVAP: O zaman şunu söylesinler başörtülü olan birisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamaz.Orada bir  cumhurbaşkanında aranan nitelikler bellidir. Eşi başörtülü olan insan bu ülkenin vatandaşı değil mi?
    Ertuğrul Özkök:... şu doğru değil mi? Hiç mi hakkı yok bunun? Türkiye Cumhuriyeti kozmopolit. Karışık bir toplum. Başı açık kadınlar var başı kapalı kadınlar var. Devletin en tepesinde üç mevki Başbakan, TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanı hepsi başı örtülü eşlerden oluşuyor?
    CEVAP: Bunun bir de tersini düşünün… O olduğu zaman oluyor da bu olduğu zaman neden olmuyor. Üçünün başı açık oluyor da üçünün başı neden kapalı olmuyor.Bir kere şu yaklaşım tarzını gözden geçirelim.
    CNN Türk'te Ahmet Hakan’ın sunduğu Liderler Zirvesi programından (Hürriyet:16 Haziran 2007)

                                               Nedir bu geleneksel başörtüsü biri anlatsIn
    “Türbanı BAŞÖRTÜSÜ gibi bağlamak, iyi niyeti göstermek açısından güzel bir adım olmaz mı?” dedi dün Hürriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök.Kaç zamandır bunu düşünüp duruyorum. “Ama o bir simge. Geleneksel örtüyle ilgisi yok” diyenler tam olarak ne demek istiyor diye..
    BİR: Türban dedikleri örtünme biçimi nedir? Zira en az on çeşidi var.
    İKİ: Geleneksel başörtüsü dedikleri nedir? Zira en az 50 çeşidi var memleketimizde.
    Diyelim ki Hayrünisa Gül ve Emine Erdoğan modelinden “türban”ı gerisinden de “gelenekseli” kast ediyorlar.Bu durumda geleneksel örtüye karşı değiller öyle mi?
    Yani bu durumda mesela çuvala benzer bir kumaşla yüzü gözü dahil komple bütün vücudu içine alan Bayburt usulü bir kapanma ile gelinse üniversitenin kapısına hiçbir problem çıkmayacak öyle mi?Veya Hemşin usulü?Veya Kürt usulü?Veya Trakya usulü simsiyah ferace ile?Veya Erzurum usulü? Olacak mı o zaman? Ey sevgili lakicanlar! Rica etsek şu “geleneksel başörtüsü” nedir bize resimli olarak tarif edebilir misiniz?Zira bu memlekette en az 50 tarz bağlama şekli vardır ve evet hepsi de fena halde gelenekseldir. Nedir bu “geleneksel başörtüsü” biri bana hakikaten anlatsın.. Örneklerle, hatta mümkünse çizgilerle, illüstrasyonlarla anlatsın. “Aptal, gafil, kıvırtmacı” gibi saçma sapan sözlerle değil ama.. Zira ağır bir kavram kargaşası var ve bana kalırsa bir an evvel bunun çözülmesi gerek. Mesela Türkan Şoray’lı, Hülya Koçyiğit’li eski Türk filmlerindeki “Kezban” modeli midir geleneksel başörtüsü dediğiniz? Şu krepeli kabarık saçların üzerine geçirilmiş, saçın yarısını açıkta bırakan model? Veya Aliye Rona’nın kafasındaki sargı gibi şey midir? O değil de Benazir Butto’nunki midir? O da değil köylü teyzenin kafasındaki kenarı işle beyaz tülbent midir?O da değil benim eski ev sahibemin saçı rüzgarda dağılmasın diye bağladığı şeffaf tül müdür?Halide Edip Adıvar modeli midir?Emine S. Beder “banyodan yeni çıktım” modeli midir yoksa?Nedir? Hakikaten NEDİR?Bunlardan biri olursa kapalı kadınlar her yere girebilecekler mi? Bitecek mi kavga?
    GERÇEK ŞU: Türbanlılar ZATEN okulda. Ama türbanlarıyla değil şapkalarıyla, bereleriyle.Geçen sene bütün bir sömestre Bilgi Üniversite’sinde ders aldım. Ondan evvel de biliyorsunuz bir başka üniversitede yüksek lisan yaptım.Sınıf arkadaşlarımdan en az dördü dediğim gibi şapkalı ve bereliydiler.. Kıştı, bu yüzden garip kaçmıyordu ama hepimiz biliyorduk bu kızların berelerini şapkalarını ısınmak için değil örtünmek için taktıklarını. Türban yerine bere takmışlardı ve tesettüre uygundurlar. Kimisi kendini çok belli ediyordu kimisi ise hiç.Başka okullarda da durumun böyle olduğunu duydum sonra. Daha protest bir tavır olsun diye iki üç tane şapkayı üst üste takan bile varmış.Anayasaya uygun mu? Uygun.. Yani “iyi niyet göstermek” olarak alınabilirse bu davranış Ertuğrul Bey’in teorisine göre, ZATEN var.Başörtüsünden BİLE vazgeçilmiş direkt şapkaya sıçranmış.Ama madem o kadar isteniyor, o zaman ben de diyorum ki bütün kapalı kızlar bir hafta boyunca şapkalarını çıkartıp her neyse o geleneksel başörtüsü onunla gitsinler okula. Ne oluyor görelim bakalım. Bir Bayburt modeli süper olur mesela.
    ( Vatan: Tuğçe Baran  05.10.2007 ) 

                 

                      

                                                                    Yeni Sayfa 1

                                                                 
                                                                                                            Sonunda, azıcık nefes almaya başlandı!