Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Oryantalistler ve Hz Muhammed (sav)

 

                      BU AÇIK SÖZLÜLÜK, ÖZ GÜVEN VE ALLAH'A OLAN İTAAT-BAĞLILIK, BU KİŞİ Mİ YALANCI (!)

 

   " Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum." ( Hud, 31)

 

 

                                                       Hz Muhammed ve İslam hakkındaki genel iftira

 

 "Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bize geleceklerine inanmayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. Onlara şöyle de: "Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım." ( Yunus, 15) 


 İçeride İlhan Arsel, Turan Dursun  başta, dışta  tüm oryantalistlerin ortak iddiası Hz Muhammed (sav) tarafından ortaya çıkardığı, kendisini lider olmak için uydurduğu bir din olduğu iddiasıdır. Onlara bir kaç soru soralım:
 

 Kral olmak isteyen bir insan, toplumda kökleşmiş, benimsenmiş yanlışlara (İçki, kumar, fuhuş v.b) savaş açıp, üstüne bir de maddi ve bedeni açıdan insana zor gelecek işleri ( Namazdan zekata ) insanlara farz kılar mı? Amaç taraftar toplamaksa akla epey aykırı bir yöntem, yoksa amaç ego tatmini ve krallık değil mi idi, ne dersiniz?! Amaç kendini yüceltmekse neden yazdığı (!) kitapta kendini defalarca  (Enfal, 68; Tevbe, 43; Tahrim, 1; Tevbe, 80; Kehf, 28; Nisa, 105; Yunus, 42,99; Abese, 10) hatalarından dolayı azarlanıp, hatalarını ortaya döksün? Hem 'tek' olmak varken neden tüm peygamberler arasında son sırada yer aldığını ( Tüm dinlerin özü İslam'dır adlı yazı)  iddia etsin? Diğer peygamberlerin açığını sayarak kendini yüceltmek varken, kendi hatalarını ortaya dökerken, diğerlerini neden yüceltsin? Fetih suresi, 27. ayete bakıyoruz süper bir özgüven. Hudeybiye anlaşması ile Kabeye ziyaret yapılamamış ve görünüşte  Müslümanlar aleyhine olan bir anlaşma imzalanmış. Ama ayete bakıyoruz, 'güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz.' diyor. Bu ayeti kime güvenerek kitabına (!) koyabilmiştir? Mekke'de, o zor ve zulüm, işkence altında yaşanan 12 yılın tam ortasında inen Zümer suresi 39-40. ayetlerde de aynı kendinden emin tutum: "De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!" Bu fütursuzca, kendinden emin tavrı her peygamberde görmek mümkündür. Mesela, tanrı kral olduğunu ilan eden firavun, Hz Musa'nın yüzüne karşı kendisini öldürme tehdidinde bulununca, Hz Musa tek başına onun yüzüne haykırır ( Mümin, 27): "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım." Hz Resul'ün tek başına başladığı o zorlu yolda her zaman tek dayanağı Allah (azze ve celle) olmuştur! Şura, 10: " İşte o Allah benim rabbimdir; yalnız O’na güvenip dayanmışımdır ve daima O’na yönelirim."

 

Menfaat için, kral olmak için yola çıkan biri (!) bu sözleri neden insanlara söyler?"Ben de öleceğim, ben de insanım, Allah'ın hazineleri yanımda demiyorum, ben melek değilim, bende 'sizin gibi' vahye uyuyorum."( Zümer, 30; Enam,50; Kehf, 110; ç) "Beni Allah'ın bana verdiği makamın üstüne ( Hıristiyanların Hz İsa'ya yaptığı gibi) çıkarmayın." ( Hanbel, III/154) Hazreti Muhammed, ticaretten siyasete, sosyal hayatın aile hayatına, hayatın her alanında, her kademede, her çeşit durumla karşı karşıya gelmiş; olumlu olumsuz, müspet menfi her türlü olayla karşılaşmış ama her zaman çizgisine, ahlakını, fedakarlığını, sevecenliğini korumuştur. Zafer kazandığında,  mutlu olduğunda da; kaybettiğinde, üzüldüğünde de; toplum içinde de, ailesi arasında da... hep aynı çizgiyi korumak, üstün niteliklere, ahlaka sahip olmanın göstergesidir. Onu lider örnek şahsiyet yapan da budur.

 

  Daha Mekke'de o işkence, zulümlerin en doruk noktasında iken hangi güce dayanarak Hz muhammed Kureyş suresi inince Kabe'ye gitmiş ve çoğu akrabası ve tanıdığı olan müşriklerin karşısına geçip bu sureyi okumuştur. Onların tüm dünyalık tekliflerini elinin tersi ile itmiş ve, 'Artık sizin dininiz ve benim dinim var, sonsuza dek ayrıyız.' mesajını verebilmiştir? nerede mantık, nerede plan nerede dünyalık gayeler...!?

 Okuma bilmeyen ( Ümmi peygamber adlı yazımıza bakılabilir) bir kişi kitap yazacak, ilham aldığı iddia edilen insanların adlarına bakıyoruz hepsi birbiri ile tezat  ( Kuran'ın kaynağı nedir adlı yazımıza müracaat) ve delilsiz! Ayrıca ortaya konan eser (!) edebi ve şair dolu bir ortamda herkese meydan okuyarak, hadi bir  ( tek sure veya ayet bile olsa )benzerini getirin (İsra, 88; Hud, 13; Bakara, 24) diye çağrıda bulunacak, bu ne ego (!) Kuran'daki bilimsel ayetleri nasıl keşfetti bu cahil insan... Romalıların yenildiği savaş daha tazeliğini korurken, bir kaç yıl içinde İran'ı yeneceklerini nereden bilebildi bu insan? Lut gölünün, dünyanın en derin yeri olduğunu nasıl bilebildi? ( Rum suresi, 1-3) Ebu Leheb'in imansız 15 yıl daha yaşayacağını nereden bildi? (Tebbet, 3)
 

 Kendi yazsa kitabı, en ihtiyaç duyduğu anda neden ayet indirmesin?! "İfk olayı, kıblenin değişmesi" konularında olduğu gibi. ( Bu konular sitemizde ele alındı) Neden aylarca insanların konuşmasını engellenmedi ifk olayında, kıble için istekli olduğunu ayet açıkça ifade ederken neden yıllarca beklendi?!

 Kendini zora sokacak bu ayetleri neden yazdığı kitaba eklesin? : Hac, 52: "Senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, o bir temennide bulunduğunda şeytan ille de onun arzularına bir şeyler katmaya kalkışmasın."; İsra, 73-75: "Az daha seni bile, iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi. Eğer biz sana direnç vermemiş olsaydık."; Şura, 24: " (Ey Muhammed! ) Allah dilese senin kalbini de mühürler. Allah bâtılı siler ve gerçeği sözleriyle ortaya çıkarır."

İnşirah, 1-4. ayetler, zorluklar karşısında Allah'ın yardımından bahseder. Kendi yazdığı (!) kitapta övgüyü, kudreti kendi öz benliğine bağlamak yerine bir insan neden acizliğini ilan edip, Allah'tan yardım aldığını, bu sayede ancak acizlikten kurtulabildiğini ilan etsin?

Uhud savaşından sonra inen ayet; Ali İmran, 159: "Sen onlara sırf Allah’ın lutfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever." Kuran'ı Hz. Muhammed yazsa, Uhud Savaşı'ndan sonra kendi sözünü dinlemedikleri için savaşın yenilgiyle sonuçlanması ne sebep olan sahabeye, üstünlüğünü pekiştirme ve kendini üstün göstermek için bir fırsat doğmuş iken, bunu değerlendirmeyip, en üstün olan ilahi bir varlık tarafından kendisine verildiği belli olan bu ayeti, Kuran'a neden eklesin?

 

 

              
                                             Hayatı böyle bir evde geçen birisine atılan iftiraların haddi hesabı yok!
 

    Peygamberimiz, Hz. Aişe annemizin evinde iken, duvarın dibine düşmüş ve tozlanmış bir parça ekmek görür. Efendimiz hemen onu alıp, siler ve sonra yer. Sonra da Hz. Aişe’ye şöyle der: "Ya Aişe! Allah’ın nimetine karşı güzel davran ve bil ki, bir hane halkına küsen bir nimet, onlara bir daha zor geri döner." (İmam Şaranî, Levakihu’l-Envar fî Tabakati’l-Ahyar Tercümesi, s. 351. ) Bu bakış açısına sahip olan ve tozlanmış bir parça ekmeğe hürmet gösterip onu yücelten bir insanı, nasıl bir vicdan karalama çabasına girer!?

   Hz Muhammed’e üstlenmiş olduğu görevden vazgeçirmek için tehdit, hakaret, vaadler, dünyevi şeref ve saltanat tekliflerinde ( Thomas Walker Arnold, İslam'ın tebliğ tarihi, s. 33) bulunulmuş, zamanla zenginlik ve makam yenileri eklenmiş ( Arnold, s. 36) fakat tümü Hz Muhammed tarafından geri çevrilmiştir. Kendisine mal, liderlik, krallık teklifini neden " Bir elime ayı bir elime güneşi koysanız İslam'ı anlatmaktan vazgeçmem." diyerek reddetmiş ve daha sonra yıllarca - 3 yılı tecrit, ambargo altında 10 yıl civarında tehdit, saldırı, hakaret, suikast, tüm malını din yoluna kaybetmeyi göze almıştır. Öyle ki açlıktan karnına taş bağladığı, aylarca evinde sıcak yemek yiyemediği, sirke ile kuru ekmek yiyip sonra "Ne güzel nimet" buyurduğu, yatak olarak hasır kullanıp, yatağından kalkınca hasırın izlerinin vücudunda belli olduğu, gelen birçok hediyeyi evine girmeden dağıttığı düşünülürse! Muhammed (as) zaten Hılful fudul derneğine üye, çevresi zenginlerle çevrili, hacerul esved'i yerine koyması olayı zaten şöhretini tüm Mekke'ye yayar, O'na herkes Muhammed'ul Emin  diyor, Kendisi zaten Mekke'nin ileri  gelen lider bir kabilesinden ve akrabaları hep yönetici kesiminden insanlardan oluşurken böyle biri peygamberlikten önce de sonra da birçok fırsatı elinin tersi ile itip hep zor olan yolu, İslam'ı tebliğ etme yolunda can-mal her şeyini feda etmiştir O büyük insan. Hele hicret olayı tamamen bu iddia- iftira-yı geçersiz kılar: Düşünsenize mal, mülk, hatıra, anı her şey terk ediliyor, mantık mı bu? Bir topluma girince başköşeye değil, boş olan yere otururdu.“Dünya benim neyime? Benim ile dünyanın misali, sıcak bir günde yolculuk yapan bir biniciye benzer ki, bir saat ağacın gölgesinde dinlenir, sonra da orayı terk edip gider.” (Bihar’ül-Envar, c.16, s.239). Oğlu İbrahim vefat ettiği zaman güneş tutuldu ve insanlar İbrahim’in ölümünden dolayı üzgün olduğu ve bunun peygamberin azametinin delili olduğu konuşmaya başlarlar. Hz Muhammed :" Ay ve güneş Allah'ın iki nişanesidir ve asla kimsenin ölümü için tutulmazlar." buyururlar ( Buhârî, II, 24.) Kendi menfaati için din uyduran (!) böyle fırsatı neden kaçırsın ki? Kuran'da var olan, kendini hatalarından ötürü uyaran ayetler ne olacak? Şöhret düşünen insan hatasını belgeler mi yoksa saklar, gizler mi? 40 yaşından sonra zıvanadan çıkan (!) bir insan resim-heykelinin yapılmasını neden yasaklasın? Ölümsüz olma isteği ile yapılan dev heykeller, piramitler düşünülürse bu mantıksız değil mi?

 Aişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûl–i Ekrem’in ailesi bir koyun kesmişlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir ara: “Ondan geriye ne kaldı?” diye sordu. Hz. Aişe: Sadece bir kürek kemiği kaldı, cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber;  “Desene bir kürek kemiği hariç, hepsi duruyor!” buyurdu. (Tirmizî, Sıfatu’l–kıyâme 35) Bu bakış açısına sahip birini dünyalık peşinde koşmakla itham etmek, kelimenin en azı ile, insafsızlık değil midir? Bir insan hem kafasından bir din kuracak (!) hem gece kalkıp namaz kılmak (İsra, 79), haftada en az iki gün oruç tutmak (Tirmizi, Savm,44; Nesai,sıyam, 36; İbn Mace, Sıyam, 42; Ahmed b. Hanbel 6/80; Tirmizi, Savm, 44; Nesai, Sıyam, 70), günde beş vakit dışında ayrıca namazların farzları dışında ekstradan sünnet namaz (Tirmizi; Salât, 189; Nesâî, Kıyâmül-Leyl, 66; İbn Mâce, İkâme, 100; Müslim, Misâfirîn, 96, 97; Tirmizî, Salât, 190) denen fazladan namaz kılacak ve bunu her gün vefat edene dek tekrarlayacak!

Savaş ganimetlerinden kendi payına düşenlerin gideceği yerler ise bellidir ( Enfal, 41) Vefat ederken ne kızı ne de damadını vekil bırakır. "Milletin efendisi millete hizmet edendir" buyurur. Halkına hizmet eder, su dağıtır, işleri paylaştırır, kendine üzerine düşeni kendi yapar- Mescit yapımında, hendek kazmada, piknikte... - hep bir iş yapar, ayağının bağı çözülünce bağlamak isteyene " Hayır bu kendi işini başkasına gördürmek demektir, ben efendi değilim" diye reddeder . Ayrıca gelecekle ilgili ayetler için ne denecek: İran Bizans savaşından  hicret öncesi tecrit esnasında kabe'ye asılan anlaşmanın başına gelene mucizevi olaya dek.

 Halbuki bizzat kuranda : "Geleceği Allah'tan başka kimse bilemez." buyrulur. Yani gelecekle ilgili doğruluğu daha hayatta iken bile ortaya çıkan şeyleri peygamberimiz Allah'a izafe etmiş, 'O bilmiştir' diye bildirmiştir. " Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum." (Ebu Avane: Müsned: 2-201, İbni Hanbel: 6- 107) buyurmuş ve Mekke'yi fethettiği günlerde yanında iken peygamberimizin haşmetinden titreyen kişiye:" 'Kendine gel! Ben bir hükümdar değilim. Ben ancak, Kureyş kabîlesinden kurumuş et yiyen bir kadının oğluyum." (Sünen-i İbn-i Mâce, 2/1100-1101) demiştir. Ya peki -Haşa- kendi yazdığı kitapta insan kendini neden uyarılara muhatap kılsın: Âma bir kişi ile o  anda başka bir şeyle uğraştığı için yeteri kadar ilgilemeyen peygamberimizi uyaran (Abese:1-11), kendisine deliller eksik ulaşınca hatalı bir hüküm vermek üzere iken uyaran (Nisa:105-109), ayrıca " Ey Muhammed peygamberlik görevini tam yap" şeklinde uyarı (Maide, 67) ayeti dahil  bu tür ayetleri kişi neden kendi  yazdığı (!) kitaba koyup  kendi kendini zor duruma  soksun? "De ki  ey Muhammed: bende sizin gibi bir insanım." ( Fussilat, 6) ayetini hangi dünyevi emelleri olan saf kitaba koyar ki? Peygamberimiz  başına gelenlere sabretsin diye kuranda örnekler anlatılır ( Hud,120), "Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum." (Ahkaf, 9) , " Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum." diye yazan bir kitabı  insan  kendi eli ile neden yazsın ki...?! Mümin, 55. ayette, 'Günahının bağışlanmasını dile' buyrulmaktadır. Bu bir ifşa, gizlenilmesi gereken şeyi yaymak değil midir? Kendini hatasız göstermek varken neden daha üstün bir otoriteye yönlendirme yapsın bu metnin yazarı (!) Merkeze kendisini koyması ve üstünlüğünü her an ön plana çıkarması gerekmez mi idi?

Tebük seferinde münafıklara izin verince " Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin? " (Tevbe, 43) ayetini kendi yazdığı  kitaba insan neden eklesin, hatasını gizlemesi gerekmez mi idi...!?  Ama bu ve benzerleri için mazeret arayan, 'O ayetler tevazulu, alçakgönüllü gözükmek için oraya koymuştur.' diyen çıkacaktır. Hatta ' Allah ve melekleri Muhammed'e  salat ederler sizde O'na salat edin.' (Ahzab, 56) ayetinden hareket ederek bakın aslında kendini nasılda yazdığı kitapta övdürüyor diyen de çıkmadı mı? Halbuki bilmez ki salat dua demektir, yani ' Ey Allah'ın kulun Muhammed'e yardım et, O'nu tıpkı İbrahim aleyhisselama davrandığın gibi aziz kıl ve O'nu da mübarek kıl.' deriz. Yani O nebi aleyhisselama sadece dua eder, makamının yüce olmasını temenni  ederiz. Kısaca iddia edilenin tam tersine bir anlamı vardır ayetin. Cehennemi  hak etmek ise bol iftira, yalan ve önyargı  ile mümkündür ancak!

   Oryantalistler efendimize şehvet düşkünü yaftasını da yapıştırmak isterler. Kadınlara düşkün olsa peygamberimiz, vefatından yıllar sonra bile, en genç hanımı olan Aişe annemiz, Hatice annemizin arkasından " O yaşlı bir kadındı, ondan daha iyisini Allah sana verdi." deyince ona, 'Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Herkes beni yalanlarken o tasdik etti.' (Hanbel, VI/118) der mi idi? Egosit ve şehvetperest olsa anı yaşamak dururken eskiyi yüceltir mi idi? Aişe annemiz bir hanım sahabi için 'kısa boylu' ifadesini kullanınca efendimiz gıybet yapmaması için onu ' Öyle bir söz konuştun ki, denize atılsa denizi bulandırır.' şeklinde uyarır mı idi? Kimse görmüyor, 'Hee!' de, geç! Ama efendimiz için önce ahlak ve İslam'ın emir ve yasakları gelirdi, O'nun görevi tebliğ etmek ve insanlara 'güzel örnek' olmak idi. Bu hadisleri yine bizzat Aişe annemiz aktarır ki bu da O'nun şerefini göstermektedir!

 

 Oryantalistler bir taraftan Hz. Muhammed’i tarih bilmiyor, mesela İsa ve Musa’yı aynı zamanda yaşadı zannediyor derlerken diğer taraftan Muhammed İncil ve Tevrat’ı inceledi Kuran’ı da bunlara dayanarak yazdı, ithamında bulunurlar. Yani oryantalistler peygamberimizi eleştirmek için hiçbir metot, kural tanımadan peygamberimize saldırmaktadırlar. Oryantalistlerin çoğu ise Müslüman hadisçilerin hadis kriterlerine uymayan rast gele kitaplara girmiş rivayetleri İslam hakkında temel kaynak kabul ederler. Mesela el-Eğani, el-İkdul-ferid, Kitabul hayavan, Kitabul mearif gibi edebiyat kitaplarında bulunan bazı rivayetleri kesin delil olarak ileri sürerler.

 
 "Oryantalistler, herhangi bir önemli husus da bile, görüş birliğine varabilmiş değillerdir." 
( Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 83) 

                                                   

                                                         Son cevap batılı bir tarihçinin araştırma sonucundan:

                         

 

  Oryantalist Johann Fück, kendisi de dahil tüm oryantalistlerin, efendimizi tam manası ile asla anlayamayacaklarını şöyle itiraf eder: " Akılcı birimin unsurları bu insanın şahsiyetinin sırrını çözmede yeterli olmayacaktır ve bizler analizle onun ruhunu harekete geçirip ıstıraplı bir mücadelenin  ardından - tanrı'nın kendisini bir peygamber ve bir uyarıcı olarak seçtiğine  inanmasını sağlayan şeyi - deneyimle tahlil edemeyeceğiz." ( Fück, Die Originalitat des arabischen Propheten, s. 145)

  Müslüman Fransız oryantalist Nasiruddin Denier, oryantalistlerin yüzlerce yıl devam eden araştırmaları sonucu hiçbir şey elde edemediklerini söyler: " Bu kadar uzun süre süren araştırmalar yaptıktan sonra, Hazreti Peygamberin hayatına dair sağlam görüşleri yıkmaları, meşhur rivayetleri çürüğe çıkarmaları beklenirdi. Ellerine bir şey geçtiğimi ? Ne gezer... En küçük bir yeni şey ispat edemediler. Aksine, Fransız, İngiliz, Alman, Belçikalı, Hollandalı ...ne kadar oryantalist varsa, hepsinin ileri sürdükleri yeni görüşlerin hepsinde, yığınla karışıklık ve saçmalıktan başka bir şey bulunmaz oldu. Dahası, bakarsın biri, diğerinin reddettiğini kabul etmiş, ya da aksine, birinin kabul ettiğini, öteki reddetmiş. Bu çelişkileri saymaya kalksanız, iş çok uzar, sonunda İslam alimlerinin yazdıkları yere dönmekten başka elimizde bir şeyin kalmaz."  ( Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 82)

 "Oryantalistlerden Müslüman olanlar hakkı tanır, bunu dile getirir, onların pek çok safsatalarını ve objektifsizliklerini ortaya koyarlar." ( Pr. Adnan Muhammed Vezzan,Oryantalizm ve oryantalistler, s. 98) "İlmi bir yönteme bağlı kalmak genellikle araştırmacıları aynı ve yakın sonuca götürür. Şayet oryantalizm araştırma ve incelemeleri objektiflik ve ilmi yönteme bağlı olarak gerçekleşmiş olsaydı, varılan sonuçlar bakımından aralarında ayrılıkların olmaması gerekirdi." (Nezir Hamdan, er-Resul fi Kitabati'l-Müsteşrikin, s. 161 ) "Oryantalistler gerçekleri sunma konusunda çelişkiye düşmeksizin tek bir yöntem üzerinde birleştikleri olmamıştır." ( Pr. Adnan Muhammed Vezzan,Oryantalizm ve oryantalistler, s. 110) 

 

 

           Cevapların devamına, Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir, adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz!   

                                                 

Not: Peygamberimiz hem devlet başkanı, hem başkomutan, hem İmam Hem vaiz, hem baba, hem dede, hem çölden gelen biriyle de, çevredeki devlet, krallık, imparatorluklardan gelen elçilerede muhatap olan; hem de dini veya sosyal her türlü soruya muhatap olan birisi! Ve tüm bunlardan sonra evine gittiği zaman veya arkadaşlarıyla beraber ki yaşantısında normal-sıradan bir insan gibi hayatına devam eden birisi: Ayakkabısını başkasına bağlatmayan, topluma girince özel ilgi beklemeyen aksine bir hizmetçi gibi arkadaşlarına hizmet eden, evinde kendi söküğünü kendi diken, yemeye veya şatafata İzin vermeyen, devamlı öldürülmek istenen, iftiraya uğrayan ama yine de temizliğinden davasına; mücadelesinden ahlakına...asla taviz vermeyen birisi!Tek Başına tüm dünyaya,sirke, zulme karşı çıkma cesaretini gösteren, dünyalık hiçbir makam, nimet tekliflerini kabul etmeyen birisi... hem insan ve hem üstün örnek sahibi olarak o bir peygamber! işte Onu Üstün yapan bu!  


"Muhammed kendi halkınınkinden daha rahat bir hayat tarzı sürdürmek için hiçbir arzu taşımıyordu." ( Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 220)  "Peygamber birçok seferi yönetmiş, öğretmenlik yapmış, ailesine ve arkadaşlarına da ayıracak zaman bulmuştur." ( s. 228) "Camiye bir battaniyeye sarılmış olarak geldiğinde, yüzünde ölüm alametleri görenler olmuştur. "Eğer aramızda haksız yere dövülmesine neden olduğun biri varsa" demişti, ' işte sırtım, vurun ve hakkınızı alın.' ( s. 243) "Hz Muhammed, hem cesareti, hem de şefkatinden dolayısıyla sevilir. Sadece bir savaşçı ve insanların önderi olduğu için değil, mükemmel koca, mükemmel bir baba ve mükemmel arkadaş olduğu için de sevilir. Ona en yakın olmuş insanlar, 'havariler' olarak değil, arkadaşlar (Ashab) olarak bilinir. Hz Muhammed olmasa bu dünya soğuk ve tahammül edilmez bir yer olurdu." ( s. 125) "Hz Muhammed'in geleceği garanti altında gözüküyordu." ( s. 193) 'Geleceğinden emin olan', Hılful Fudul'a üye olup zenginlerle iç içe bulunan, Hacer ül Esved'di yerine koyarken gösterdiği çözümlerle kabile reislerince sözüne itimat edilen Hz Muhammed'in, tüm bunları neden terk edip, 12 yıl işkenceyi göze alsın, 2 yıl özel olarak Müslümanlar tutsak hayatı yaşarken, eşi vefat etmiş, Ebu Talip hemen sonra vefat etmiş, yani hüzün yılı yaşayan Muhammed, neden sonucu belirsiz bir yola girsin? Mesajının içeriğinde de o dönemin müşriklerini çekecek ne putlar vardır, ne içki, nede Mekkeli Arapların müşriklerin hoşuna gidecek  kabilecilik...Aksine zekat oruçtan tevhid inancına dek hep o dönemde tepki çekecek kurallar zinciri ile gelmiştir...!