Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Oryantalist Yaklaşıma İtirazlar

 

BATI BİLİNÇALTI VE ORYANTALİST MESAİ

( Mehmet Emin Özafşar)

 

Tarihi Süreç

Hıristiyan entelektüellerinin  İslam’a karşı ilk tepkilerinin ne olduğunu hemen hemen hiç bilmiyoruz.Yedinci yüzyıkldan kalma kimi yayınlar tepkinin çok olumlu olduğunu gösteriyor. Sekizinci yüzyılda İslam hakkında Hırisityanların bilgilerinin ham olduğunu görmekteyiz. Dokuzuncu yüzyılda ise İslami arianizme ( Hz İsa’nın tanrılığını reddeden anlayış) benzettiklerini görüyoruz.

Yuhanna ed-Dımeşki  ( m. 817) İslamiyet Hıristiyanlığın sapık bir fırkası olduğunu savunur. Batıda İslam düşmanlığı Hıristiyanların dinlerinden cayma olgusuna karşı ortaya konulmuş ve kendilerine bir özsaygı kazandırmıştır. Batıda II. Yüzyıldan beri ‘ Muhammedilik’in sapkınlığı ve yalanlığı tezini’ işlemeleri dozu değişse de günümüze kadar gelmektedir.

II. yüzyılda batı Hıristiyanlığında önce kolektif bilinç sonra da kolektif bilinçaltına kök salan bu İslam düşmanlığı ve horlama anlayışının asıl amacı Hıristiyan anlayışının korunmasına yöneliktir. Bundan dolayı Müslümanlar vahşi, Hz peygamber de şehvet düşkünlüğü ile suçlanmıştır. Bu algı 12. Yüzyıl ve 19. Yüzyıl arasında sıkça işlenmiştir. İslam’a karşı yoğun olumsuzluklar haçlı seferleri ile de ilişkilidir. Norman Daniel’ın ( Islam and the West) ortaçağ Hıristiyanlık edebiyatı üzerine yaptığı çalışmalarda İslam’a karşı yapılan hakaret ve olumsuz yaklaşımların bilgisizlikten çok, kötü niyetten kaynaklandığını ifade eder.(s.22)  Bu dönem İslam düşmanlığında egoizm yani üstün olma fikrinin de işlendiğini görmekteyiz. İslam Hıristiyanlığın yadsınması, Muhammed ise bir sahtekar, kötü bir şehvet düşkünü ve şeytanla anlaşmış bir anti İsacı’dır. (s. 25) İslam hakkında batı bilinç altnı oluşturan temel unsurlar:

Tarihi, dini, kültürel, sosyal, psikolojik ve siyasi unsurlardır. Bunlara bilimsel faaliyetleri de ekleyebiliriz.

Batıda oryantalizm çalışmaları zamanla ortaya çıkmaya başladı. Hadis ve sünnet konusunda Goldziher ( 1850- 1921) Theodor Nöldeke gibi oryantalistler çeşitli çalışmalar yaptılar.

Goldziher diğer oryantalistler tarafından övülürken, Müslümanlar tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Fuad Sezgin ve Talat Koçyiğit onu eleştirenlerin başında gelir. Schacht ( 1902- 1969) Goldziher’in fikirlerini geliştirerek sunar. Ona göre “ Fıkhi hadisler sahih değildir. Bunlar hadis kisvesine sokulmuş 3. Asır Müslümanlarının görüşleridir.” Bu görüşler Mustafa el-Azami ve Ahmet Hasan tarafından eleştirilmiştir. Daha sonra Juynboll, Schaht’tın fikirlerini devam ettirmiştir.

 

 

MÜSTEŞRİK SCHACHT ve NEBEVİ SÜNNET

Mustafa el- Azami

6. yüzyılda kabe putlarla çevrilmişti. Allah (cc) hukuk düzeni nedir bilmeyen putperestlere peygamberini, adaleti tesis edecek ebedi bir dinle göndermiştir. Mekke’de Hz peygamber ve ashabı 10 yıl çok çile çekmişlerdir.

Mekke’de İslamiyet ten önce de bazı Hıristiyan gruplar yaşıyordu hatta bunların içinde çıkan bazı şairler  putları alaya alıyordu. Ancak bu insanlara baskı ve itiraz yapılmıyordu. Peki ashabın çektiği bu sıkıntının sebebi neydi? Bunun sebebi, Müşriklerin “ Allah’tan başka ilah yoktur.” Sözünün ne gibi sonuçlar doğuracağını kavramış olmalarıdır. O, soyut bir söz değildir aksine bu kelime teslimiyeti, boyun eğmeyi ifade etmektedir. Medine’de, İslam inancına dayalı bir toplum oluşunca İslam’ın hayata tatbiki ortaya çıkar. Bu genç devlette ilahi yasaları belirleme yetkisi sadece Allah’a aittir. Bu itibarla hiçbir insanın ilahi yasa koyma yetkisi yoktur ( Araf,54 ) Pek çok ayeti kerime Müslümanlara , peygambere itaati emreder. (Nisa, 59 gibi ) İlahi yasanın ( Teşri ) kaynağı Allah’ın Kuran’daki sözleri ve peygamberin sünnetidir. Müslümanlar bu iki kaynağa bağlı kaldıkları müddetçe itibar ve güçlerini korumuşlar, uzaklaştıkça zafiyet yaşamış, siyasi alanda çökmüş, sömürülmeye başlanmışlardır.  Hindistan ve benzeri ülkelerde sömürüye karşı ayaklanılmış ve bağımsızlıklar kazanılmıştır.

Emperyalistler bu mücadelelere karşı, Müslümanlardaki mücadele ruhunu yok etmeye çalışmışlar, bunu da geleneksel hukuk, eğitim ve bilim sistemlerini ortadan kaldırarak yapmayı hedeflemişlerdir.  Batılı emperyalistler önce Kuran’a değil, Hz peygamberin sünnetine savaş açmışlardır. Önceleri sünnetin bir kısmını inkarla başladıkları çalışmalarında sonunda tüm sünneti inkara ulaşmışlardır. Bunu iki yolla yapmışlardır.

1-İçeriden batı zihniyeti ile yetişmiş olan Müslüman aydınlar,

2-Dışarıdaki oryantalistlerle.

Hurgranj ve Goldziher  gibi oryantalistler İslam’a ve sünnete savaş açmışlardır. Daha sonra ise Schacht eserinde İslam hukukunun dayanaklarını ve İslam  hukuk tarihini tamamen yok etme yolunda çabalamış, hukukun dini saha dışında olduğunu iddia etmiş, fıkıhla ilgili hadisleri peygambere izafe etmenin zor olduğunu ileri sürmüştür.

 

Schacht’ın temel görüşü

Hz peygamber ve sahabe teşri – İslam hukuk kuralları koyma- ile ilgilenmemişlerdir. Teşri din sahasının dışındadır ve Hz. peygambere izafe edilen fıkhi hadislerin hiçbiri sahih değildir.

Yazar burada iki hataya düşmektedir, birincisi akli ve mantıki düşünmemesi, ikincisi ise iddiasını oluştururken Kuran’a dikkat etmemesi.

İslam’ın cahiliye devrine egemen olan anlayışla ilişkilerini tamamen kopardığı bir toplumda, kendi hukuk sistemini sunmamış olması düşünülemez. İslam daha önce toplumda var olmayan bir takım yeni örf ve adetler getirmiş, toplumda var olan bir takım örf ve adetleri kaldırmış ve yerine daha iyilerini getirmiştir. Toplumda var olan bir takım güzel davranışlara da yeni çehre kazandırarak devamını sağlamıştır.  ( s. 42) Kuran’a baktığımızda,

1-Allah teşri hakkını kendine özgü kılmış, bu konuda peygambere de yetki vermiştir.

2-Kuran emir ve yasaklar konusunda tam bir teslimiyet istemektedir.

3-Allah’ın indirdiğini kimsenin değiştirme hakkı yoktur.

Eğer İslam yepyeni bir yasama esası getirmemişse, inananlarından tam bir teslimiyet istememişse, hayatın bütün alanını kuşatan yasalar getirmemişse o zaman bu dinin pratik bir alanı yoktur demektir.

Hz Peygamber döneminde pek çok sahabi kadılık görevi üstlenmiştir. Kuran’a baktığımız zaman hayatın her alanını kuşatan  bir teşri yönünün olduğunu görürüz: İbadet, cihat ( Devlet hukuku), fert ve aile için toplumsal nizam, yiyecek ve içeceklerin hükümleri, muamelat, suçlar ve cezaları… gibi. Ayrıca ilk telif hareketinin fıkıh alanında olduğunu görürüz. Daha sonra emeviler döneminde fıkıh kitapları ortaya çıkmaya başlar.  

Schacht’ın peygambere nispet edilen tek bir sahih hadis yoktur iddiasına dayanak ve sünnet hakkındaki görüşlerinin temel nedeni onun yöntemiyle alakalıdır. Oysa peygamberimize ulaşan  bitişik senedle ( muttasıl) binlerce hadis vardır. Schacht’ın söylediği gibi fıkıh 3. ve 4. hicri yy.da ortaya çıkmamış çok daha önce ortaya çıkmıştır. Hadislerin de onun iddia ettiği gibi ortaya çıkışları 2. ve 3. asırda olmamıştır. Bu isnadlar peygamberimizde hemen sonra ortaya çıkmıştır. Ayrıca hadis uydurmaya karşı alınan ilmi tedbirler ve hadis alimlerinin hadise verdiği önem yazarın iddialarını geçersiz kılmaktadır.

 

SÜNNET: İLK MUHTEVASI VE GELİŞİMİ

Müslümanlar için sünnet yeni bir olgu değildir. İslam hukukunda ise sünnet, peygamber tarafında model olarak ortaya konulmuş normatif bir tatbikatı ifade eder. İmam-ı Şafiden sonra hadis ile sünnet aynı anlamda kullanılmaya başlanmışsa da bu doğru değildir.

Hadis, peygamberin davranışlarının rivayetidir. Sünnet ise bu rivayetlerden çıkarılan kurallardır. Yani hadis, sünnetin taşıyıcısı ve vasıtasıdır.

Schacht’a göre sünnet hukuki bir kuram değil, siyasi bir mefhumdur. İlk hukuk mekteplerinde ise sünnet, Hz. peygamberden gelen meşhur hadislerle sahabe veya tabiinin davranışlarıyla desteklenen toplumsal tatbikatlardır.