Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Oryantalistler ve Hz peygamberimiz hakkındaki iddiaları

 

                               Oryantalistlerin Hz Muhammed’le ilgili iddialarına cevaplar

 

 Misyonerliğin ileri karakolu olan müsteşriklerin esasa gayesi, İslam’ın özünü teşkil eden esas kaynakları bulandırmak, Müslümanları inandıkları değerlere karşı tereddüt uyandırmak, onları şüphe girdabında boğmaktır. Onlar ihtilafları körükleyerek işe başladılar. Toplumlara hangi yol ve yöntemle gireceklerini öğrendiler. İslam medeniyeti, İslam kültürü gibi tamamıyla insanın istifadesine sunulmuş bir manzume karşısında şaşkına dönmüşlerdir halbuki batı almadan hiçbir şey vermez ve daima verdiğinin fazlasını alır. Onlar arkeolojik kazı yaparken antik kentleri ve eserleri de çaldılar. 1250 yılında Papa’nın emri ile Paris’te Arapça kürsüsü kuruldu. Çünkü yunan filozoflarının yazdığı eserler ancak o günlerde Arapçaya çevrilmiş metinlerde vardı.

 Oryantalizm bir kültür istilasının atlama taşı olarak kabul edilebilirler zamanla da sistemleşmişlerdir. Çünkü tanımak, galibiyetin ve hâkimiyetin ilk şartıdır.

 Louis Massignon’un, “ Onarlın her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler.” ( Edward Said, Oryantalizm, S. 446) sözleri aslında neler başardıklarının da kanıtıdır.

 

                       Peygamberimizin isminin Muhammed olmadığı ile ilgili iddialar 

Sprenger, Hersfild, Caetani, E. Dermenghem gibi oryantalistler peygamberimizin isminin Muhammed olmadığını hatta gerçek isminin bile bilinmediğini iddia ederler. Peygamberler içinde hayatı en ince ayrıntısına dek bilinen tek kişi için bu iddia gülünçtür tabii. Ama amaç kutsal metinlerinde geçen efendimizin bu isminin ( “Oryantalistlerin Kuran ve İslam’la ilgili eleştirilerine cevaplar” isimli yazımızda bu konu da ele alınmıştır) gerçek adının Muhammed olmadığını iddia ederek bu hakikati ortadan kaldırmak istemelerinden başka bir şey değildir.

Mesela Caetani bir taraftan Kuran’a Muhammed isminin sonradan eklendiğini ileri sürerken diğer taraftan dedesi Abdülmuttalib’in ona doğduğunda bu ismi verdiğini ( Caetani, Annali  dell-İslam, I/353) kitabında yazabilmektedir. ( Peygamberimizin dedesi tarafından adının Muhammed konduğuna dair, İ. İshak, 22, İ. Hişam, I/168, İ.sad, I/103. sayfalara bakılabilir.)

 Oryantalistler o kadar tarafgirdirler ki bizzat İslam düşmanı oryantalistler bile bazen meslektaşlarını eleştirmekten geri kalmazlar: “Lammens herhangi bir rivayetin Kuran’a uyduğunu görürse onu Kuran’dan alınmış gibi göstermiştir.” ( E. Dermenghem, Muhammed’in hayatı, S.6 )  Henri Lammens için I. Goldziher ise “ Bu şahıs Kuran’a uyguladığı metodu kendi kutsal kitabına uygulasaydı, acaba İncillerden elinde geriye ne kalırdı?” demiştir.

 Oryantalist Fr. Buhl, senetsiz ve kaynağı belli olmayan bir rivayetten hareketle, peygamberimizin çocuğunun birinin adı ile ilgili spekülasyon yapmak ister ama ilginç olanı “Oğullarının birinin tarihi şahsiyet olması muhtemeldir.” ( Fr. Buhl, İslam ansiklopedisi, Muhammed maddesi, VIII/454) Sözüdür. Hakkında kaynağı olmayan bir iddia bulunan efendimizin hangi oğlunu bulmuşsa, onu bir anda “ tarihi şahsiyet “ilan etmiştir bu oryantalist. Neden sadece o tarihi şahsiyettir çünkü onunla ilgili, Kaynaksız ve delilsiz  de olsa, bir iddia ileri sürebilmiştir!

 Aynı mantıkla Caetani’ de peygamberimizle ilgili bir ithamda bulunur ve sonra bu iddiasını çürüten rivayetler için “ Daha sonraki fikirlerin yansımasıdır.” ( Leon Caetani, İslam tarihi, I/389-390) Diye sübjektif bir yorumda bulunur. Bu oryantaliste göre, efendimizi öven ve iftiralarına cevap veren rivayetler ” Muhtemel değildir, sonraki fikirlerin bir aksidir.” Ama İslam’a saldırı malzemesi olabilecek olan her rivayet sağlamdır, güvenilirdir. Dolayısı ile bir şeyin sağlamlığının ölçüsü ilmi bir takım kriterlere uyması değil, oryantalistlerin gönüllerindeki duygulara hizmet etmesi olmaktadır. 

Çürük temel üzerine inşa edilen bina nasıl yıkılmaya mahkûmsa, sağlam olmayan delil ve haberler üzerine bir takım görüş ve iddiaları bina etmekte öylece yıkılmaya mahkûm olacaktır. 

Gerek efendimizin adı üzerinde gerekse çocuklarının isimleri üzerinde yapılan Oryantalist iddiaların kaynaklarının değerlendirme, eleştirisi ve cevapları detayları ile Prof. Ali Osman Ateş’in Oryantalistlerin Hz peygamberle ilgili iddialarına cevaplar ( Beyan yayınları) adlı eserinde bolca bulunabilir. Eserde hadisi rivayet eden raviler gerektiğinde tek tek ele alınıp haklarında muhaddislerce yapılan cerh ve tadil’ler kaynakları ile belirtilmiş, Oryantalistlerin taraflı alıntı ve yorumları tek tek cevaplanmıştır. Bu detaylara dalmadan konuyu özetlemeye devam edelim:

 Oryantalistler peygamberimizin Kuran’ı Tevrat – İncil’e bakarak yazdığını ileri sürer, oruç ve Cuma namazı- günü, kıblenin Kâbe’ye döndürülmesi gibi ibadet ve ritüellerin ehli kitaptan alındığını iddia etmektedirler. Kendi ellerindeki günümüzdeki kitapları ilahi kaynaklı olmayınca, ilahi kaynaklı ve bozulmamış tek kitap olan Kuran’a büyük bir kin ve garaz besleyen oryantalistlerin tüm bu iddiaları tamamen olayları maksatlı saptırmadan ibarettir. Güya kıble Yahudilerle aramız bozulunca Kudüs’ten Kâbe’ye çevrilmiştir. Hâlbuki Yahudilerle Müslümanlar arasında gerginlik 625 yılında başlamıştır. Kıble ise vahiy ile 623 yılında Kâbe’ye döndürülmüştür. Oruç ibadeti de yine eskiden beri bilinmekte idi ve hatta İslam’dan önce Kureyş’liler bile oruç tutmakta idiler. ( Abdullah Draz, Kuranın anlaşılmasına doğru, S. 167- 168, Buhari, II/226, Müslim, II/792, İ. Habib, Kitabul Muhabber, S. 319, İ. İshak, S.291, Taberi, Tarihul Ümem, II/483-484) Cuma günü ibadeti ise Hz İbrahim’den kalma bir gündür ve İslam’dan önce Araplar da bu günü kutsal sayıp kendilerine göre o günde ibadet etmekte idiler. ( İbn-i Cevzi, el-Vefa, I/173) Ayrıca bu konu ' Kuran ve Hz. Peygamber Aleyhindeki İddialara Cevaplar ' adlı yazıda ele alınmıştır.  

Efendimizi günlük siyasete göre ibadet uydurmakla suçlayan oryantalistler, Hıristiyan ve Yahudilerin kestiklerinin yenilmesi ve kadınları ile evlenilmesine izin verilmesi konusunda ne diyeceklerdir acaba? Tevhit prensibine uygun olan davranışlar İslam’da aynen yer almış, önceki dinlerde var diye körü körüne muhalefet edilerek atılmamışlardır. Bu konuda “İslam tüm dinlerin özüdür.” Adlı çalışmamıza bakılabilir. Kısaca İbrahim’in tevhid dininden kalan hususlar benimsenmiş, şirke ait hususlar ise kaldırılmıştır. ( G. Tümer, A. Küçük, Dinler tarihi, S.31, William C. Tremmel, Religion What is it?, S. 23 )

 Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim adlı eserinde bu konuyu gayet objektif ve tarafsız ele alır: Bir olay ona yapılan sahtecilik yüklemelerini gidermeye yeter: Muhammed’in biricik oğlu İbrahim vefat eder. Tam o dakikada güneş tutulur.Halk bunu gökyüzünün bir hüzün ve keder işareti sayar. Hz Muhammed halkı toplar ve şu sözleri söyler: ‘Müslümanlar, güneşle yıldızlar Allah’ın kudretinin işleridir. İnsanlardan birinin yaşaması veya ölmesi dolayısı ile bunlardan hiç biri tutulmaya uğramazlar.’ (s.33)  Taif’te bir ay kalmış ama sonuçta üç millik bir yol boyunca taşlanarak kovalanmıştır. (s.19)  Hz Muhammed’in her türlü hırstan arınmış olduğunu hayatının bütün şartları ispat etmektedir. Dininin kökleştiğini gördüğü halde, kendini büyütmek için bundan faydalanmamıştır. Peygamber hiçbir zaman insanüstü olduğunu iddia etmemiş, bende sizin gibi bir insanım, demiştir. (s. 89) Hz Muhammed ancak samimi bir bilinç ile bu kadar dayanıklı ve girişken hareket edebilir ve zerre kadar sarsılmadan, Hatice’ye sırrını açtığı günden Aişe’nin kollarında öldüğü güne kadar çalışabilmiştir. Hz Muhammed, peygamberliğine en kesin şekilde ikna olmuş idi. Bu kanısı temelsiz değildi. Her türlü alay ve aşağılamalar ile karşılaşan İslam peygamberi yolundan kıl kadar ayrılmadı. Korkutmalar, işkenceler onu Allah birliği inancını her yana yaymaktan, zamanında yaygın olan ahlaktan çok daha yüksek bir ahlakı öğretmekten alıkoymadı. Hz Muhammed padişahlık arkasında koşmadı. İnsanları adalete çağırdı, merhameti sevdirmeye çalıştı. Kıyamet günü hesaba çekileceklerini söyledi. Bu görevi tamamladığında da başkaları gibi tahtını kurmadı, Kâbe’nin yanında bir saray yaptırmadı; sade evine geri döndü. (s. 94)

 Oryantalistlerin din, tarih, kültür düşmanlığıyla yazıp iftiralarla doldurdukları objektiflikten ve ilmi tutumdan uzak kitaplarında, çifte standart kullanmakta, adalet ve tarafsızlık ilkelerine uymayan fikirler üretilmektedir. Bir kitabın içindeki bir rivayeti ve o eserin sahibini işlerine geldiği için göklere çıkartırken yine aynı yazarın aynı kitabının aynı sayfasındaki karşı bir rivayet ya da delili işlerine gelmediği için görmemezlikten gelmektedirler. Aynı şeyi ateistler de yapmaktadırlar. Mesela Dursun, Suyuti’nin el-Itkan fi Ulum’l-Kuran isimli eserin işine gelen yerinden alıntı yaparken, başka yerlerdeki birçok iddiasına cevap veren aynı kitaptaki başka rivayetleri göz ardı etmiştir. Öyle ya, okuyucu nereden ulaşacaktır o eserlere?

Onlar kaynakları tahrif etmekte ya da buldukları malzemeyi çarpıtarak ve ön yargılı bir şekilde İslam’ı yıkmak insanlığın gözünde Efendimizi küçültmek için kullanmak istemektedirler. İslam ise insanlığın son şansıdır. Oryantalistler ise yaptıkları çalışma ve faaliyetlerle dünyayı bu ümitten yoksun bırakmaya çalışmakta, insanlığın İslam’ı ve Onun Peygamberini gerçek yönüyle tanımasına engel olmaya çalışmaktadırlar.

 “Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirle istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saff, 8 )