Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Oryantalizm, İslam ve Türkler

Kavramsal sorun
Bilimsel anlatımla oryantalizm, doğu ülkelerinin tarihlerini, dillerini, edebiyatların inceleyen bilim dalıdır. ( Doğu bilim, Büyük larousse, VII/3277) Fakat aslında oryantalizmle, doğu batılı gözle yeniden tanımlanır. Batı karşıtı olarak gösterilen Doğu, rahat bir vicdanla sömürülebilmek için ötekileştirildi. ( s. 14) İslam dünyasını önce çökertmek, sonra da onu kendi amaçlarına göre yeniden kurmak ve onu yönetebilmek için batılıların yürüttüğü tüm çalışmalara oryantalizm, denebilir. ( Necdet Sevinç, Misyonerlik faaliyetleri, s. 11)

Oryantalizmin ortaya çıkışı
Oryantalizm incelendiğinde iki önemli özne gözden kaçmaz: Dinsel motif olarak, Hıristiyanlık; siyasal motif olarak, emperyalizm. ( s. 15 ) Oryantalist bakış açısı, Victor Hugo, Dant veya Karl Max gibi, bir araya getirilemeyen insanların her türlü felsefi farklılıklarını ortadan kaldırır, çünkü doğu ile batı arasında ayırımın başlangıç noktasıdır oryantalizm. ( s 16) Avrupa kendi kimliğini oluştururken, bir ötekini ihtiyacı duyar. Öteki Doğu'dur ama o doğu, batıdan aşağı, barbar, ilkeldir. Bakış açısının merkezi Batı'dır; eleştirilen, yorumlanan, aşağılanan doğudur. (Hilmi Yavuz, Modernleşme, oryantalizm, İslam, s. 56) Oryantalizmin ortaya çıkışını en erken milattan önce 4. Yüzyıla kadar Götürebiliriz. Doğuya dönüş seferlerinde büyük bir bilginler kitlesini yanında götüren Büyük İskender'in seferleri ile başlar bu tarih. ( s. 19) 7. yüzyıldan itibaren İslamiyet'in hızla ilerlemesi, Hıristiyanların Bu yeni dine hızlı bir şekilde geçmesinden sonra. Hıristiyan din adamları, İslam'a araştırmaya büyük önem vermişlerdir. İlk araştıran Hıristiyan din bilginlerinden birisi de, John of Damascus yani Yuhanna ed-Dımrki'dir. ( Hamdi Zakzuk,Oryantalizm, sayfa 9) Oryantalizm ilk kez 1979'da İngiltere'de kullanılmış, 1838 de Fransız akademisinin sözlüğüne girmiştir. Oryantalist ilk çalışma ise 1160 da İngiliz Kralı birinci Henry'nin Yahudi doktoru Peter Alfonso tarafından yazıldı. Bunu, ' İslamiyet'le savaşmanın görev olduğuna inanan' papaz Peter tarafında yazılan,  Hz Muhammed ile ilgili eser takip eder. 1143 de bir İngiliz olan Kettonlu Robert, Kuran'ı tercüme eder. ( s. 18) R.W. Southern, Hıristiyan batıda, resmi biçimiyle oryantalizmin 1312'de Viyana'da toplanan konsülün şura kararları ile, Avrupa'da Arapça kürsüsünün kurulması ile başladığını kabul eder. (Western Wievs Of İslam in the middle Ages) oryantalizmin başlangıç tarihini 11 yüzyılın başlarında dayandıranlar olduğu gibi, 12. yüzyılda başladığını iddia edenler de ( Rudi Pparet gibi ) vardır. Oryantalizm alanında otorite kabul edilen Necip el Akiki ise, bu tarihi 10. yüzyılda dayandırır. Fransız rahip Gerard de Oraliac, Endülüs'te aldığı eğitimden sonra Roma'da papalık makamına yükselir. Akiki bu dönemi oryantalizmin başlangıcı sayar. C. E. Bosworth, Orientalism and Orientalists adlı eserinde, 'oryantalizm tarihinin ilk basamakları, Hıristiyan Batı ile Müslüman Doğu arasındaki dini ve ideolojik çarpışmanın tarihi olarak kabul edilir.' der. ( s. 21)
İngilizlerin 1857'de Hindistan'ı işgali ile Hindoloji, Çin'in 19 yüzyılda batının nüfuzuna geçmesi ile Sinoloji, Japonya'ya yönelinmesi ile de Japonoloji bilim dalları ortaya çıkar. Napolyon 1798'de Mısır'a girdiğinde yanında bulunan 165 kişilik araştırma grubu çalışmalarına başlar ve ortaya Ejiptoloji bilimi çıkar. 'Oryantalizm zamanla, doğuluların egemen batıya boyun eğdirme programına dönüşür.' ( s. 23:) 1536'da College de France ile Doğu dillerinin okutulmasına batı okullarında resmen başlanır, böylece pratik dil öğrenimi, oryantalizm araştırma çalışmalarına yol açar.( Halil İnalcık, Hermenötik, oryantalizm, Türkoloji, s.26 ) 1793'de Fransa'da, Osmanlıca, Arapça ve Farsça öğrenilmesi için Fransız milli Kütüphanesinde bir okul açılır, 'amaç İslam inanç sistemine sızmak olduğu için, en basit veri ve bilgiler dahi fişlenip kayda geçirilir.' 1822'de Paris'te, 1845'te İngiltere'de, 1842'de Amerika'da, 1814'te Moskova'da modern anlamda doğu araştırma cemiyetleri, kurumları, enstitüleri kurulmaya başlanır. Bu kurumları süreli yayınlar takip eder. Zamanla, 1908'de başlayıp 1938'de tamamlanan İslam ansiklopedisi yayınlanır. ( s. 25)

Oryantalizm ve misyonerlik
19. yüzyılda yapılmaya başlanan uluslararası oryantalistler Kongresi ile oryantalistler arası bağ ve iletişim güçlenir. Özellikle 19 yüzyıldan sonra oryantalizm emperyalizme malzeme sağlayan bir kurum haline gelir. Günümüzde oryantalistlerin çeşitli dillerde yayınlanan 300 civarında süreli yayını olduğu saptanmıştır. (s. 27)
Doğu ile özdeşleşen İslam ve Batı ile özdeşleşen Hıristiyanlık arasında süren savaş, hala insanlık tarihinin ayrılmaz bir öznesidir. Bu savaşta 'Bizler ve ötekiler' veya ' seçilmişler ve lanetliler' ayrımı, İslam'la ilgili yorumlarda başlıca etkeni oluşturmuştur. ( s. 28) William Muir, 'uygarlığın, özgürlüğün ve hakikatin dünyanın şimdiye kadar karşılaştığı en çetin düşmanları, Muhammed'in kılıcı ve Kuran'dır.' ( Said, s. 162) der. Oryantalistlerin İslam'a yönelik saldırgan tutum ve küfürleri günümüzde nasıl ise asırlar önce de öyle idi. Ronald destanlarında ( The Song of Ronald) Müslümanlar, 'Apollo, Muhammed ve Tervagan' adlı 3 puta tapan şekilde anlatılırdı.
 

 

                            

 

Dante, Peygamberimizi Cehennemi 28. katına atar Voltaire peygamberimiz için yalancı fitneci Deccal der. (s. 30) Norman Daniel, Hz Muhammed için,' Papa adayı bir kardinal idi, emellerine ulaşamayınca peygamberlik iddiasında bulundu,' der. August Bebel, İslam'ı, Hıristiyan, Yahudi ve Arap putperestlik karışımı bir din olarak tanımlar. (Bebel, Hz Muhammed ve Arap-İslam kültür dönemi, s. 110) Hac ibadetine ise cinsellik motifleri uyarlama terbiyesizliğinde bulunur. (İrfan Abdülhamid, Müsteşrikler ve hedefleri, s. 41) Batıda yeni yetişen nesil de aynı fikirlerin sapkınlıkları ile beslenmektedirler. Amerika da ders kitapları İslam hakkında: 'Bu din Muhammed adında zengin bir işadamı tarafından başlatıldı, peygamber olduğunu iddia etti.' gibi söylemler içerir. ( Halbuki başka oryantalistler zengin olmak için İslam dininin Muhammed kurdu, derler.: Hep zıt-çelişkili ithamlar yumağı oryantalizm!) Nelson veya F. S. Helper, Muhammed'in bir putperest olduğunu ileri sürerler. ( Helper, Method of Mission Work Among Moslems, s.42) T. Carlyle, Lamartine, Bernard Shaw gibi arada ve istisna olarak Peygamberimizi öven cümleler söyleyen oryantalistler varsa d, bunlar çok azınlıkta kalmışlardır. Klasik ve çoğunluk oryantalist görüşe sahip olanlardan, oryantalist Louis Ligeti şöyle der, 'İslam dini çoğunlukla silahla, zorla İslam dinine çevirmek metodunu uygulamıştır. Muhammed bu şekilde dinini yaymıştır. ( Ligeti, Bilinmeyen iç Asya, s. 127) Chateaubriand ise, Müslümanların şöyle tasvir eder: Özgürlük hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Ayrıca edepten, ahlaktan yoksun yoksunlar. Haçlılar daha ziyade yeryüzünde cehaleti (yani İslam'ı) zorbalığı, uygarlık düşmanı bir inancın mı, yoksa modern insanda hikmet dolu bir antik çağ ruhunun uyanmasını sağlayan itikadın mı, galip geleceğini öğrenmenin peşinde idiler. ( Said, s. 184) Bu cümlede, 'Bir uygarlığı yok etme' siyasetinin 'uygarlık götürme' söylemiyle perdelendiğini açıkça görebilmekteyiz. Uygarlık götürme hastalığı 1000 yıldır oryantalist söylemin dilinden düşmediği için, yani Haçlı Seferlerinin başlangıcına neden olanı Papa II. Urban'ın fetvalarından günümüze kadar, hem oryantalizme hem de emperyalizme, tarih-aşırı bir kimlik kazandırmıştır. ( s. 34) Frederich Schlegel, 'Müslümanların, ölü boş bir tek tanrıcılığı, olumsuz bir birlikçi inanışı kabul ettiğini' , ileri sürer. Batı karşısında toplumun her alanında ve her kesiminde birey birey içselleştirilmiş bir eziklik taşıyoruz. (s. 35) Oryantalist mantığa göre bir batılının yurdunu diğerlerine savunması kahramanlık, bir doğulunun adı geçen özneleri, meziyetleri savunması ise, gericilik, taassup, uygarlık düşmanlığıdır. İngiliz işgaline karşı Sudan Müslümanlarının verdiği mücadeleyi, Julious. Richter şöyle yorumlar, ' Bu İslami taassup, kültüre karşı bir hınçtan ve dar ufuktan kaynaklanır. ( Richter, History of the protestant missions in the near East, s. 47 -Aslında sadece kitabın adı her şeyi özetlemektedir!- ) Haçlı seferlerinin başarısızlığından ve ezikliğinden kurtulamayan batı, bu ezikliği oryantalist metin ve söylemlerde saldırgan bir tutumla ve hayali kurgulamalarla gidermeye çalışmıştır. Doğu dünyasını araştırmak üzere doğuya gelen ve daha sonra Müslüman olan Fransız Rene guenon,bu batılı bakış açısını eleştirir. ( Guenon, Modern dünyanın bunalımı, s. 121) Özetle oryantalizm vasıtası ile, İslam hakkında iftiralar ortaya atılmış, İslam saldırgan, yakıp yıkan, şeytani duygularla simgelenen bir din olarak sunulmuştur. Özellikle Osmanlı Devleti ve Türkler de bu değişmez tehlikenin bir parçası olarak kabul edilmiştir. ( s. 38) Oryantalizmin ayrılmaz bir parçası da misyonerliktir. Hıristiyan Batı, İslam'ın ortaya çıkışını ve İspanya, Anadolu, Suriye, Mısır gibi önceden Hıristiyanlığın yaygın olduğu coğrafyalarda, geniş bir kesimin gönlünü fethetmesini hiçbir zaman hazmedememiştir. Buna karşı en kapsamlı tepki, Haçlı Seferleri ile gösterilmiştir. Fakat amaçlarına ulaşamayınca, Müslümanların karşısına, silah yerine misyonerlikle çıkmaya karar verilmiştir. Oryantalizm çatısı altında programlanan, kurumsallaşan, sonunda da Emperyalist bir söyleme dönüşen misyonerliğin tarihi çok eskilere dayanır. İlk havariler, Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu'ya dağılarak Hz İsa'nın dinini yaymak istemişlerdir. ( s. 39 ) Altıncı yüzyılda İslam'ın ortaya çıkışı ile beraber Hıristiyanlık birçok bölgede gerilemeye başlar. 7. ve 8. yüzyıllarda Hıristiyan batı dünyası, askeri, siyasi, mali, kültürel alanlarda, İslam'a karşı kullanacağı tüm silahları hazırlanmaya başlar. Bunlardan birisi de misyonerliktir. ( s. 40) Misyonerlik özellikle 13. Yüzyıldan sonra gözle görülür bir faaliyete başlar, bunun ön hazırlığı olarakTa Doğu dillerini öğrenme faaliyetine geçerler. Fransız Guillaume Postel, 'Arapçayı güzelce öğrenen kimse, İncil kılıcıyla bütün Hıristiyanlık düşmanlarını yenip, onların kendi inanç ilkeleri ile karşılarına çıkıp mağlup edebilir. Bir tek dili bilmek suretiyle kişi bütün dünya ile ilişki kurabilir.'der. ( Zakzuk, s. 19) 1312 yılında Viyana'da toplanan konsül ile, Arapça öğrenimi kararı alınır. Raymond Lull, 'Arapları dininden döndürmenin en iyi yolunun Arapça'yı öğrenmek olduğunu' görüşünü bu konsülde kabul ettirir. Kendisi de Arapçayı öğrenir, doğu ülkelerine açılarak misyonerlik faaliyetinde bulunur ama başarılı olamaz ve sonunda hapse düşer. Müslüman bir bilginin araya girmesiyle affedilir, ülkesine dönünce Arapça öğreten misyoner bir okul açar. 1294 yılında Papa beşinci Silistin ile konuşur, 'Eğer barışçıl çalışmalarla İslam ülkelerinde başarı sağlanamazsa, zor kullanarak Müslümanlar Hıristiyanlaştırılsın' teklifinde bulunur. Arapçayı öğrenen misyonerler tercüme faaliyetlerine yönelirler, ilk Kuran tercümelerini yapanlar, Toledo kesişleridir. Roger Bacon, bir kitap yazarak Papaya sunar ve 'Arapça eğitiminin, İslam'a sızma konusunda yardımcı olacağının altını çizer.' ( s. 44) Aziz Dominik tarafından kurulan Dominiken Tarikatı, Tunus'ta misyonerlik faaliyetlerinde bulunur ama hiçbir başarı elde edemez. Aynı tarikat, engizisyon mahkemelerinin kurulmasını da öneren tarikattır. Yani bu tarikat birçok Müslüman'ın öldürülmesi yanında, Hıristiyanlık içinde de bir iç Hesaplaşmaya neden olarak dindaşlarının da öldürülmesine neden olmuştur. ( s. 45) Theodor Nöldeke, 1887 yılında, bir oryantalist olarak " Tüm çalışmasının Doğu halklarına dair 'olumsuz kanaatini ' teyit etmeye yönelik olduğunu" vurgular. ( s. 221) John Takle'de, Osmanlı Devleti içindeki gizli misyonerlere şöyle seslenir: 'Onların kitabını, yani Kuran'ı, dinlerine karşı kullanmanız gerekiyor Zira o Kuran İslam'da en keskin silahtır. Kuran'ın yeni bir şey getirmediğini ve içeriğinde yeni hükümler gibi görünen şeylerin doğru olmadığını insanlara göstermeliyiz.' ( J. M. Zwener, İslam and Missions, s.217) Aslında bu bakış açısı batı dünyasında çok uzun bir müddet İslamiyet'in yanlış bilinmesine, bu yüzden de İslam'a karşı kin duymasına neden olmuştur. Bu doğal olarak misyonerlik faaliyetlerinin bir sonucuydu. Bu sonuçta oryantalistlerin büyük payı vardır. İslam'ı kötü göstermek amacıyla bile olsa, Kuran meali 12. asırda hazırlanır, ancak 16. asırda. İsviçre'de yayınlanabilir. Daha sonra Avrupa'da, birçok İslam'ı araştırmak için kurum açılır ama hiçbir zaman, İslam olduğu gibi batıda anlatılmaz. Profesör Edward Meade Earle'nin şu yorumu dikkat çekici bir tespittir: " İslam dünyasının, Özellikle de Türklerin, Batı kamuoyunda yanlış tanınmasından misyonerler sorumludur. Amerika'da da, onlar bizlere, İslamiyet'i ve Müslümanları, alay eder bir şekilde anlattılar. ( Earle, Yakındoğu'da Amerikan misyoner grupları, s. 7) Misyonerlik, 'ötekine' - batılı olmayana - yönelik üstünlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Oryantalizm gibi misyonerlikte, sömürgeciliğin keşif koludur! Misyonerler, girdikleri yerlerde, gezgin, araştırmacı, turist, öğretmen gibi değişik yöntemlerle, amaçlarını gizlemeye çalışırlar ve elde ettikleri bilgilerle bir yandan Hıristiyanlığın yayılmasını amaçlarken öte yandan da, bağlı bulundukları ülkelerdeki siyasal kesimlere, elde ettikleri bilgileri iletiler. ( s. 50)


Misyonerliği ve oryantalizmi, dinsel ve siyasal emperyalizmin ta kendisi olarak göstermek ve doğu toplumlarına sızan truva atı olarak görmek yanlış olmaz. ( s. 51) Burhan Özfatura, 1990 yılında gittiğini Zürih'te, Amerikalı bir mimarla karşılaşır. 1980 öncesinin çalkantılı dönemlerinde, Sivas'ta Barış gönüllüsü olduğunu söyleyen, çok iyi Türkçe konuşan mimar, Özfatura'ya şöyle açıklamalarda bulunur: Pek çok çocuk ve kadının ölümüne sebep olduk, vicdan azabı duyuyorum, açık söylüyorum casustuk! Sivas civarında görevlendirilmiştik, yabancı dil öğreten, iyiliksever kimseler olarak göründük, sizin kan gütme, mezhep davalarını çok iyi inceledik. Çevrenin haritasını çıkarttık. Unutulmuş kan davaları, alevi-sünni ayrılıklarını körükledik. Halbuki o düşmanlıklar çoktan unutulmuştu. Böylece huzuru bozduk, bir çok insanın ölmesine sebep olduk. ( Zaman 25.10.1990 ) Tanzimat dayatmaları gibi, günümüzde de Avrupa birliği dayatmaları, misyonerlik faaliyetleri ve yabancı okulların çalışmalarının önünü açmıştır. ( s. 55) Kenya'nın ilk Başbakanı Kamau Kenyatta şunu söyler: 'Hıristiyanlar Afrika'ya geldiğinde, bizim topraklarımız Hıristiyanların ise incirleri vardı. Hıristiyanlar bizlere gözlerimizi kapalı dua etmemizi istediler. Gözlerimizi açtığımızda bizim İncilimiz onların toprakları vardı.' ( Bayram Küçükoğlu, Türk dünyasında misyonerlik, s, 11 ; Mustafa Balbay, Avrupa'nın Terör sorunu, Cumhuriyet, 18.2.1999)


Oryantalizm temelinde doğu batı ayırımı
Rudyand Kipling, "Doğu doğudur, batı batıdır. Bunlar asla bir araya gelemeyecektir.Batılılar; akılcı, barışsever, Hürriyet sever, mantıklı ve gerçek değerleri kazanmış insanlardır. Doğulular ise bunlardan hiçbir şeye sahip değildir. "derken, ( Zakzuk, s. 115) Lord Cromer, 'Modern Mısır' adlı kitabında, ' Avrupalının akıl yürütmesi sağlamdır, mantık dersi almamış olabilir ama doğuştan mantıklıdır, doğası gereği kuşkucudur, önce kanıt ister, eğitimli zekası, bir mekanizmanın parçası gibi işler. Öte yandan Doğulu'nun aklı, simetriden yoksundur. Akıl yürütmesi baştan savma ve kimlerle doludur.' der, (Said, s. 48) Batıya hakim olan üç etkin faktör vardır: Yunan felsefe ve aklı, Hıristiyanlık inancı ve endüstri devrimi ile beraber ortaya çıkan emperyalist dünya görüşü. ( s. 65) Norbert Elias,' Ne zaman Avrupa stilinde ve Avrupa tekniğinde bir adam aradımsa, insanın olumsuz yönlerini buldum karşımda.' der. Batı şu an dünyayı egemenliği altına almış küresel ve kirli bir güçtür. Batı, değerler açığını ve çaresizliğini, güç gösterisi ile bastırmaya çalışır. ( s. 67) Batının yükselişinde oryantalizmin payı küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Zira oryantalizm, batının üstünlüğünü vurgulamak, bu üstünlüğün yayılmasını sağlamak, ötekilere bunu inandırmak ve doğunun farklılıklarını ortaya dökmenin, doğunun zenginliklerini edinebilmenin ideolojisi olmuştur. ( s. 68) İstanbul'un 1453 yılında Türklerin eline geçmesinin ardından İstanbul'dan ayrılan bilim adamı, düşünür, filozoflar büyük oranda İtalya yönelmiştir. Sonra da burada Rönesans hareketinin başlamasının önayak olmuşlardır. ( s. 70) 16. yüzyıldan itibaren batının dünyaya yayılması, hammadde kaynaklarını denetim altına alması, dünya egemenliğini kesin olarak ele geçirme sürecinin kesin bir hegemonyaya dönüşmesi 300 yüzyılda gerçekleşmiştir. ( s. 71) Batılı insanın hayal dünyasında Doğu kavramının değişmez öğeleri; şehvet düşkünlüğü, zorbalık eğilimi, savsaklama alışkanlığı, gerilik ve inadına durağanlık olmuştur. ( s. 77)

 

Oryantalist anlayışta kadın kimliği ve imgeleri
Voltaire, "Fransızlar, Ayasofya'nın en mukaddes yerinde dans ettiler. Yunanlılar, çok defa krallarını boğazlarken, Meryem anaya dua ederlerdi. Fransızlarda bir yandan Ayasofya'yı yağmalarken öte yandan kızları kucaklayıp okşuyordu, der. ( Voltaire, Türkler, Müslümanlar, Ötekiler, s. 21) Batılılar gözünde kadın denince düşsel yaratıklar akla geliyordu. Oryantalist söylem ve metinler incelendiğinde, onlardan tehlikeli bir cinsellik anlayışının sızdığı anlaşılacaktır. Bolidor Vercil, "İslam Kılıç zoru ile ve kadın anlayışındaki her şeyi mübah görmesi sebebiyle yayılmıştır." derken, cehaletinden değil kininden konuşmakta idi. ( Sevinç, s 23 ) Louise Colet, " Doğu kadını bir makineden başka bir şey değildir. Erkekler arasında hiçbir ayrım yapmaz." der. Edward W. Lane, Doğuya dönük tasvirlerinde bulunurken, doğulular aşırı bir cinsellik serbestisi ile ahlakı tehdit ediyor." diyordu. ( s. 85 )

Doğu meselesi ve oryantalizm
Oryantalist mantık, doğunun insanını, yurttaş olarak görmek bir yana, insan olarak bile görmemiş, topraklarına göz dikmesi ile birlikte yönetimleri istenilecek bir sorun olarak görmüşlerdir. ( s. 87 ) Doğulu hüküm altına alınmalıydı. ( Said, s. 219 ) Batılılar Doğu üzerine ürettikleri tüm siyasal, dini, kültürel, askeri hedeflerde oryantalizme başvurmak zorunluluğundaydılar. (s. 89) Batı, sömürgecilik sayesinde maddi potansiyeli gücünü arttırmıştır. Asya, Afrika paylaşılmış, Avrupa için yeni ve menfaat bölgeleri ortaya çıkmıştı. Osmanlı, tam bu bölgelerin ortasında idi. Batı maddi menfaatini ve emperyalizmin gizlemek için, işin dini ve manevi boyutlarını ön plana çıkardı. Türklerin baskısından Hıristiyanları korumak gibi. (Bayram Kodaman, Şark Meselesi ve tarihi gelişimi, s. 60) Batılı zihninde hiç düşmeyen, Türklere karşı eziklik ve onlardan intikam alma güdüsü, güç batının eline geçince onu harekete geçirdi. Batı, tarihin intikamını alıyordu. ( s. 91) Doğu sorunu tamamen, batının doğu üzerinde kurmaya çalıştığı üstünlük mücadelesinin, hegemonyanın bir parçasıdır. Mantığı, emperyalizme hizmet edecek şekilde tasarlanmıştır. (s.94) Jean Paul Sartre, 'Yeryüzünün lanetlileri' adlı eserin önsözünde şunları söyler, "Eğer dayanabilirsen, kendimize bakalım. İnsanlığımızın çırılçıplak haliyle yüzleşelim. Gördüğümüz, bir yalanlar ideolojisinden, yağmaya mükemmel bir meşruiyet hazırlamaktan başka bir şey değildir. Tatlı sözler, duyarlılık iddiaları, saldırganlığımızın bir kılıfıydı." ( Sartre, s. 24)


Oryantalizm ve emperyalizm ilişkisi
Batı, dünya iktidar merkezini ele geçirdikten sonra, kendi dışındaki tüm toplumlara karşı sistemli ve eyleme dönük bir sömürgeci mantık yürütür. ( s. 96 ) 18. yüzyılın sonlarında, batı ötekine ( doğuya ) karşı uygarlaştırıcı bir misyon yüklenir. (Recep Boztemur, Marx, Doğu sorunu ve Oryantalizm, Doğu Batı, sayı 20 ,cilt 1, s. 135) Oryantalizmin teçhizatları ile kendini geliştiren Batı, oryantalizmi kullanarak Doğuyu sömürmeye çalışır. (s 100) Batılı insan, doğuya yönelişinde, öncelikle bir Avrupalı ya da Amerikalı olarak ön plana çıkar. Bireyliği, insanlığı arkadan gelir. Böyle bir durumda, Avrupalı ya da Amerikalı olmak, doğuda belirli çıkarları olan bir güce ait olduğunun farkında olmak anlamına gelmektedir. ( Said, s. 21 ) Siyonizm'in önderliğini yapan Balfour Deklarasyonu'nun fikir babası, Arthur James Balfour, 1910 yılında, İngiliz avam kamarasında şöyle bir konuşma yapar: "Doğulu ulusların bizim yönetimimiz altında olması iyi midir? İyidir, derim ben! Onların, tüm dünya tarihi boyunca idaresine girdikleri diğer yönetimlerden çok daha iyi bir yönetim altında olduklarını; bunun yalnız onlar için değil kuşkusuz tüm uygar batı için bir kazanç olduğunu görürüz. Onlar için Mısır'da olsakta, sırf onlar için orada değiliz, gene de Avrupa için oradayız." ( Said, s. 42) Batılılara göre, Batı her zaman egemenliğin ve efendiliğin adıdır. Osmanlı Devleti'nin hasta adam olarak fişlendiği Berlin kongresinin başkanı, aynı zamanda İngiltere başbakanı Benjamin Disraeli, ' Batıda, Doğu'yu denetim altına almak, doğu ile batı arasındaki ilişkiyi denetim altına almanın tek yolu olarak görülmüştür.' der. ( Sezer Baykan, Şarkiyatçılık üzerine, Türk kültürü araştırmaları, sayı 1-2, s. 168) Batı, Doğu ile arasına bir mesafe koymak, ayrım yapmak için oryantalizmin bilgi birikimi ve kendisine sunduğu teçhizata başvurmuştur. ( s. 104)  Doğu ile ilgili çalışmalar, öncelikle Batı için hazırlanmıştır. Batının Doğu ile çatışma içinde olması, bu bilgilerin düşmanca bir duygunun altında biçimlenmesine yol açmıştır. ( Sezer, s. 170) Doğuya ait bilgilere sahip olan araştırmacıların genel eğilimi, batıya ait bu bilgileri bir şekilde, batı üstünlüğüne ve emperyalizmine hizmet edecek şekilde saptırmak olmuştur. ( s. 105) Ünlü araştırmacı Oliver Kontny'nin tespiti tam yerindedir: " Batı kendine bir totem kuruyor. Ben batıyım; akıl bilim, demokrasiyim. Sen ise doğusun; Duygu, fanatizm, diktatörlük... Batı için acilen bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Egemen düzeni mutlaklaştırıp, bu düzende yeri olmayanları hiçe sayan anlayış aşılmalıdır artık." ( Kontny, Oryantalizm ve ataerkillik üzerine, Doğu-batı, I/120) Frantz Fanon şöyle der: " Asırlardan beri Avrupa, kendisi dışında kalan insanların gelişmelerini durdurmakta, onları köleleştirmektedir." ( Fanon, Yeryüzünün lanetliler, s 24) Tarafsız bir bakış açısı ile değerlendirme yapıldığında, batı ve onun tamamlayıcısı oryantalizm ve oryantalizm ile içselleştirilmiş olan emperyalizmin, Doğu dünyası üzerinde yaptığı ağır tahribat tahribat rahatlıkla sezinlenecektir. ( s. 106) Doğu, batının ağırlığı altında eziliyor. ( Guenon, s.123) Batılıların; Amerika, Asya ve Afrika'da yaptığı soykırım ve sömürgeler neredeyse meşru ve haklıymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Montesquieu şöyle der: "Sıcak iklim ve açık alanlarda yaşayan Asyalıların ruhu kulluğa yatkın olduğundan despotizmle yönetilmek durumundaydılar. Soğuk iklimlerde, dağlık alanda yaşayan özgür ruhlu Avrupalılar ise, Krallık ve cumhuriyetle yönetilmelidir. (s. 107)


 Alphonse de Lamartine, doğu yolculuğu adlı eserinde,' Osmanlı İmparatorluğu yıkılırsa, her bir Avrupalı güç, kendine bırakılan toprak parçasını koruma altına alacaktır. Orada uygarlaştırıcı bir yönetim kuracaktır ve daha güçlü bir milliyetin ( Sömürgeci avrupalı devletin , demiyor!) bayrağı altında, himaye bölgesinin varlığını ve milliyet özelliklerini güvenceye alacaktır.' der. ( Said, s. 121) Oryantalizm, çıktığı günden bu yana Doğu hakkında onu dışlayan, aşağılayan ve sömürgeleşmesine yol açan bir iktidar söylemi yaratmıştır. ( s. 111) Emperyalizm için oryantalizm, kesinlikle bir ihtiyaçtır. Bu nedenle Büyük İskender milattan önce 4. yüzyılda, Napolyon ise 1798 de Mısır'ı işgal ederken yanlarında, bilim adamları, araştırmacı getirmişlerdir. ( s. 112) Emperyalizmle ilerlemeyi özdeşleştiren Leroy Bealien, ‘Sömürgeciliğin, sömürülen topluma hayat kazandıracağını, hatta onun doğuşunu sağlayacağını.” yazmaktan utanmamıştır. Ona göre bir toplum, yüksek bir olgunluk ve güç düzeyine ulaştığında sömürgeciliğe girişir. Sömürdüğü topluma şekil verir, gelişimini gözetir ve doğuşunu sağladığı topluma hayat kazandırır. ( Agnes Murphy, Fransız emperyalizmin ideolojisi, aktaran, Necdet Sevinç, Osmanlı’dan günümüze misyonerlik faaliyetleri, s. 22 ) Gabriel Charms’da baklayı ağzından çıkarır: “Avrupalı güçler doğuda olmayınca, Akdeniz ticaretimiz bitti demektir, Asya'daki geleceğimiz bitti demektir. Güney limanları bizim için öldü demektir. Ulusal zenginliğimizin en önemli kaynaklarından biri kuruyup gitti demektir.” (Murphy, Fransız emperyalizmin ideolojisi, aktaran Sevinç, s. 22) İslam dünyasında Hıristiyanlık ve Musevilik günümüze kadar yaşadı. Osmanlı sınırları içindeki Ortodoks ve Ermeni kiliseleri ne Musevilere olduğu gibi, belirli bir hukuki ve zihinsel özerklik tanındı ve onlara millet statüsü verildi. Osmanlılar fethettikleri topraklarda halkları sistematik bir şekilde dinlerini değiştirmeye zorlamadılar. Batı Avrupa'da ise bunun tam tersi oldu. Pek çok Ortodoks’un dinsel kimliğini koruyabilmek amacıyla, Osmanlı egemenliğini Katoliklerinkine tercih ettikleri bir gerçektir. Ortodoks Patrikhanesi’nin merkezi o günden bu yana İstanbul boğazıdır. ( Erik Cornell, Türkiye Avrupa'nın eşiğinde, s. 39)  Peki Batı bu arada ne yapıyordu? Amerika'nın 1492 deki keşfi ile beraber ortaya çıkan siyasal sosyal ve dini dönüşüm, aslında buna açık bir delildir. ( s. 115) Avrupalı için öteki, Hıristiyan olmayandır. Öteki, dışlanır ve asimile edilir. 1492 yılında İspanya’dan kovulan Müslümanlar ve Yahudiler dışlanmış, Amerikan kıtası ise tamamen Latinleştirilerek asimile edilmiştir. ( Hilmi Yavuz, Modernleşme oryantalizm İslam, s. 56) Milattan önce 4. yüzyıl veya 1492 yılı, hiç fark etmez,  Batı gözünde ‘öteki’ yani ‘Hıristiyan olmayan’, sömürülmeye layık bir şeyden başka bir şey değildir. ( s. 116) Fransızlar, Cezayir’i; İngilizler Hindistan'ı işgal eder ve I. Dünya Savaşı ile beraber işgal doruk noktasına ulaşır. Oryantalizm, merkezi Avrupa olmak üzere, dünyanın her yerinde kolonicilik ve emperyalizmle hem eş anlamlı hem de eş amaçlıdır. ( s. 118) Bunun bir örneğini de, Lamartine’den örnek verebiliriz: “Doğu ülkeleri üzerine araştırmalar yapıp, 1833 yılında, Fransız parlamentosuna projesini sunar: “ Roma Dünyası yeniden kazanacaktır. Bu eski Roma imparatorluğu silah zoruyla, şan, şöhret hırsıyla değil, ışığının doğal üstünlüğü ile, cömertliği ile ve insan sevgisi ile yeniden yaratacaktır. Modern Avrupa, eski Roma’dır. Özelliği çalışkanlıktır. Avrupa; Asya ve Afrika'yı kolonize etsin. Uygarlığıyla ve ilerici dini ile oralarda yayılsın ve siz baylar bu kutsal insanlık zaferinin başına geçin.” ( Lamartin, Doğu sorununa ilişkin görüş ve yazılar,  s. 31-32)  Çağrı daima, 1000 yıl öncesinin Avrupa'sında, Haçlı savaşlarına gidecek kişileri toplamaya yarayan terim ve sloganlarla örülmüş bir çağrıdır:  Gidilen yerlere uygarlık götürmek, ilerici kabul ettikleri dinlerini, doğuya zorla kabul ettirmek! Amerika'da, Irak’ uygarlık ve barış getirme palavraları kullanarak sızmıştı. ( s. 120) Batılılar Doğuyu, öteki olarak ele almış, ruhsuz bir obje gibi incelemişlerdir. Böyle bir yaklaşım, sömürgeciliği de kolaylaştıran bir ortam yaratmıştır. (  s. 122) “Batılılar, yabancı istilaya direndikleri zaman bunun adı, vatanseverliktir olur ve öve öve göklere çıkartılır.  Aynı şeyi, Doğulular yapınca bu, ‘yabancı düşmanlığı’ ve ‘yobazlık’ olur. Hem her yerde, Hak, hukuk, Hürriyet, medeniyet adına kendi hakimiyetlerini kabul ettirip, başkalarının kendilerinden farklı düşünüp, farklı yaşamasına engel olmadılar mı? ( Rene Guenon, Modern dünyanın bunalımı bunalımı,  s. 132) Fanon, ‘Bu, insandan söz etmekten hiç bıkıp usanmayan; bu, insanı düşünmekten başka bir meselesi olmadığını ilan etmekten vazgeçmeyen Avrupa'nın her bir başarısının, insanlığın çektiğini acılar pahasına gerçekleştiğini biliyoruz.” demektedir. ( Frantz Fanon, Yeryüzünün lanetlileri, s. 251)  Jean Paul Sartre’de, ‘Avrupa'nın uygarlık havarileri bir yalanlar ideolojisinden başka bir şey değildi. Yağmalama için bir meşruiyet kaynağıydı. Ağzından bal akan sözleri, duyarlılık iddiaları, hep saldırganlığımızı gizlemek çabalarıydı.’der. (s. 124)

 

Oryantalizm ve Türkoloji
Pazar ve sömürge arayışları, Almanya, Fransa başta olmak üzere Rusya’ya, oradan Hindistan'a yönlenmelerine sebep olur. Buradaki Türk nüfusu, batılı ülkeleri, Türkleri tanıyıp, siyasetlerini ona göre belirlemeyi gerekli hale getirir. Bunun üzerine batılı devletler, hemen oryantalizm mekteplerinden yetişmiş araştırmacıları buralara yönlendirirler. (  s. 135) Marc Galle, ‘ Sözcüklerimiz, Türk kimliği ile ilgili olumsuz tanımlar içeren deyimler ile doludur.’  der. Fransızca ve İspanyolca’da ‘suçlu’ anlamına gelen, ‘Türk kafası’ ( cabeza de Turco, tete de Turc ) Almanca'da ise ‘sahtekar’ anlamında ( Türken ) deyimi kullanılır. İngilizcede, Turk aynı zamanda, gaddar, vahşi insan anlamında kullanılır. ( Galle, Sevilmeyen ülke Türkiye, s. 11 ) Voltaire,’ Bütün tarihçiler, uyduruk masalları tekrar edip durdular. Fatih İstanbul'u kan ve ateşe boğan Bir Barbarmış… çoğu birer alfabetik yalan dergisi olan sözcüklerimizde, böyle gülünç masallara sık sık rastlanır.’ (Voltaire, Türkler Müslümanlar Ötekiler, s. 32)  Oryantalizm siyasal emperyalizmdir. ( s. 181)

 

                            Ömer Baharoğlu,  Oryantalizm İslam ve Türkler