Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 Oryantalizm, Kapitalizm ve İslam

 

  Bu yazının, Michael Curtis  tarafından yazılan 'Şarkiyatçılık ve İslam' adlı eserin, sitemizde bulunan özeti ile beraber okunmasını özellikle tavsiye ederiz!   
 

 


                                                                      Oryantalizm, Kapitalizm ve İslam

Önsöz
Bütün büyük geleneksel inanç sistemleri arasında sadece İslam'ın, zayıflamak şöyle dursun giderek güçlü bir toplumsal ve siyasal siyasal hareketlendirici kuvvet haline geldiği, tuhaf ama son derece önemli bir olgudur. Diğer geleneksel inançlar, modernizm ve popülizmin çeşitli karışımları önünde geri çekilmek zorunda kaldılar. ( s. 10)

Oryantalizm, İslam ve kapitalizm
İslam'ın Akademik olarak algılanması ekonomik mücadeleler yapanlarca belirlendi. ( s. 15 )  Benim amacım, oryantalizmin ayrı ve farklı olarak değerlendirilen görüşleri de bozduğunu göstermektir. Marksizm, oryantalist geleneği takip etmiştir. ( s. 16) Oryantalizm, birkaç önermeye dayanır. Bunlar: Hıristiyanlığın ilerici ve dinamik, Müslümanlığın durağan olduğu inancı, İslam'ın durağanlaşmasını özel mülkiyetin olmamasına, köleliğin varlığına, despotik yöneticilerin bulunmasına bağlanması ve İslam'ın boyun eğme tutumunun, kaderciliği beslediği görüşüdür. Oryantalizme göre İslam inancı, siyasi despotizme karşı koymak için hiçbir güdü doğuramamıştır. ( s. 17-17)  -Not, İslam'ın daha başlangıç döneminde, Halifeliğin seçimle başa geldiğini düşünürsek, Avrupa'daki Entrika dolu, ikiyüzlü siyasete ve bunun sonucu oluşan ihtilaller ve idamlar ile biten göstermelik uygulamalara ihtiyacımız olmadığı ortadadır. Afganistan'a, Irak'a nasıl 'demokrasi geldiğini' yaşayarak görüyoruz. Avrupa'da hala krallık ile yönetilen devletler yok mu?- Oryantalist sosyoloji, İslam'ı despotik, kaderci ve hareketsiz bir din olarak özetler. Onlara göre, Hıristiyanlık demokratik bir sanayileşme yönünde gelişen ve olgunlaşan, akılcı, ilerlemeci bir toplumun tohumlarını içinde barındırır. İslamiyet; Atıl, durağan, uyuşuk, Hıristiyanlık ise, dinamik olarak karakterize edilir. ( s. 19)

Montesquieu, despotizmin başlıca örneği olarak Türkiye'yi gösterir. Onun despotizm kavramı, gerçek Asya tipi toplumlar hakkında ilk elden deneyime sahip yazarlarca eleştirilmiştir. ( s. 21) Asya'da özel mülkiyetin olmadığı görüşü destekleyen Boulanger ve Bernier gibi yazarlar, Asya'nın Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmesi için, sözde gizli bir bahane hazırlarlar. Hegel'in görüşü, doğuda kişisel özgürlük ve insanın bireyselliği hakkında hiçbir kavramın olmadığıdır. Hegel'e göre İslam, çoktan bütün ayrıntılarıyla tarih sahnesinden çekilmiştir. ( s. 21) Komünist Manifesto da Marx ve Engels, batı kapitalizminin Çin ve Hindistan'ın Durağan ekonomik sistemlerinin tasfiye edilmesine yol açan kaçınılmaz ve ilerlemeci bir güç olduğu görüşünü öne sürerler. Özellikle İngiltere'nin, Çin ve Hindistan konusunda yürüttüğü sömürgeci siyaseti ile ilgili görüşler, Marx ve Engelsel'in görüşleri ile paralellik arz eder. Cezayir'in, Fransızlar tarafından işgal edilmesi gibi önemli bir konuda Engels, burjuva kapitalizminin ilerici güçleri tarafından barbar Arap toplumlarının işgal edilmesinin, tarihi önemi hakkında, oldukça kendine özgü fikirler ileri sürmüştür. Marx ve Engels'in Asya hakkındaki görüşlerinde kaynak olarak, Bernier ve İngiliz faydacılığı esas alınmıştır. 1853'de Engels'e yazdığı bir mektupta Marx, Bernier'in haklı olduğunu yazmaktadır. ( s. 22) İngiliz ekonomi politiği: Doğu toplumları, ancak yabancı bir işgal tarafından değiştirilebilir, görüşünü ileri sürer. Thackeray, Avrupa teknolojisinin Muhammed'in hilalini söndürdüğünü düşünmektedir. ( s. 23 ) Seyahat edebiyatının tek özelliği, Müslümanların köleci ve kötü olduklarını ispat etmektir. Gibb ve Bowen, İslamic Society and West adlı kitapta, İslamiyet'in şahsi teşebbüsün söndürülmesine neden olduğu, durağan ve gerileyen bir uygarlık olduğu iddia edilmektedir. ( s. 24)  Weber'in İslami bilgisi, Yahudilik ve Hıristiyanlık hakkındaki bilgisine göre çok zayıftır. İslamiyet hakkındaki bilgisini, Becker, Wellhausen, Hurgronje gibi yazarlardan edilmiştir. Ona göre İslam toplumu, akılcı bir kapitalist ruh ortaya çıkarmamış ya da çıkmasına katkıda bulunmamıştır. ( s. 26)  İslamlaştırılmış toplumların kültürünü biçimlendirmede tüccarlar ve ticari değerler fazlasıyla bağlayıcıdır. ( s. 28) Kapitalizmin çevresindeki toplumlar, kapitalist toplumlar ve çok uluslu şirketler tarafından sistemli bir şekilde geri bırakılmıştır. ( s. 34) Oryantalizmin en temel özelliği, Avrupa toplumlarındaki ekonomik ilerleme ve İslam toplumlarındaki durağanlığın nedenini, kültürel farklılığa bağlamalarıdır. ( s.46)

Ortadoğu'da siyaset ve toplum
Oryantalist iddia, Ortadoğu'nun demokrasi, rasyonel hukuk olmaksızın 20. yüzyıla girdiği şeklindedir.
( s.56) Bernard Lewis, kötü hükümete karşı çıkma hakkı ile ilgili batılı doktrin, İslam düşüncesine yabancıdır. Bunun yerine, ilk dönemlerde büyük bir öneme sahip olan, kafir yöneticiye karşı çıkmak görevi gibi bir İslami doktrin vardı, demektedir. İslam'da din ve siyaset ayrılmaz bir biçimde iç içedir. Toplumda, fitne tehdidinden korunmak için uzlaşmacılık ön plana çıkar. Sapmanın ve fethedilmenin sürekli tehdidi, günahta itaat yoktur ilkesini gölgeler.( s. 61) Albert Hourani, Ortadoğu siyasetinde güç mücadelelerinin, geleneksel olarak soyluların siyaseti olduğunu ileri sürer. (A. Hourani,Ottoman reform ABD the politics if notables) - Bu görüşün zıttına başka bir oryantalist, Fransız asıllı Protestan Diplomat ve İngiltere'nin Osmanlı Büyükelçisi Pauk Rycaut, 17. yüzyılın sonlarında Osmanlıda eksiklik olarak, Avrupa ülkelerinin aksine yüksek mevkileri elinde bulunduran "asil kana" sahip bir soylular sınıfı da Osmanlılarda yoktu, demektedir.  ( Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 61) -  Oryantalistlerin yazdıkları birçok makalenin arkasında yatan şey, batını dinamik ve ilerlemeci, doğunun doğunun ise durağan ve durgun bir kültür içinde kilitlenmiş olduğu iddiasıdır. Oryantalist gelenek sanıldığı gibi güçlü değildir ve aynı zamanda çözülmemiş analitik sorunlar barındırır. Onların makaleleri, ' kötü yönetime karşı koyma doktrini' İslam'da yoktur, inancına dayanır. İslam'da , günahta itaat yoktur ilkesi vardır. ( s. 64) Devrimler, Demokratik yönetim altında, teknolojik gelişmeye neden olan Batı modernleşmesinin önemli birimleri olarak ele alınır. Marks, 1789 devrimine bir trajedi, 1848 devrimine de saçmalık olarak baktı. ( s. 66)  Bazı araştırmacılar ise, şiddete dayanan devrimsel değişme ile kapitalist gelişme arasında bir bağının olmadığını ileri sürer. (Sonuçta amaç, kapitalist sisteme ulaşmaktır!) ( s. 67)  Kitabın yazarı, Batı Avrupa ve Ortadoğu'nun toplumsal oluşumları arasındaki karşıtlığının sebebi siyasal farklılıklar ile değil, üretim tarzları düzeyinde anlaşılabilir, Avrupa'da dönüşüm, feodalizmden rekabetçi kapitalizme olurken, Ortadoğu'da değişim, sömürgecilik yoluyla, dış etkenlere bağlı kapitalizm ile bütünleşerek oluşmuştur, görüşündedir. ( s. 77) Marksizm, devrimlerin, değerlerle artan ümitlerle ya da siyasal yapı ile değil, sınıf mücadelesi ile açıklanabileceğini ileri sürmüştür. ( s. 79)

İslam, Kapitalizm ve Weber'in tezleri
İslam, Weber'in rasyonel ekonomik faaliyete ilişkin tezinin önemli bir konusudur. O din ile Kapitalizm arasında bir ilişki kurar.
( s. 83) Weber, dini inançlar ve kapitalizm arasında bir bağ olduğuna İnanır. Weber, İslam hakkında yanlış sorular sormuştur, onun ana ilgisi, Avrupa dışında rasyonel kapitalizmin yokluğunu açıklamaktan ibarettir.  ( s. 84) Weber'in İslam analizi özellikle başarılı değildir. ( s. 85) Protestan ahlakı gibi bazı inançların, modern kapitalizme neden olduğuna dair iddia edilmektedir. Ferdinand Kolegar gibi bazı yazarlar, 'Weber'in, ekonomik ve dini ahlak arasındaki, 'karşılıklı takviye etme'yi göstermeye çalıştığını' söylerler. ( s. 88) İslam, Arapların ulusal bir savaşçı dinine dönüşmüştü. Toplumun dışarıya doğru olan ritüellere bağlılığı, içeriye doğru olan değişmeden daha önemli olmuştu. Weber, İslam hiçbir zaman gerçekten kurtuluş dini olmadı, görüşündedir ( Max Weber, the sociology of religion, s. 263) Savaşçı grup, dinsel gayreti toprak fethetme macerasına dönüştürmüştü. İslami züht, temelde askeri kastın insafsızlığı ve basitliğiydi. Weber, Sufizmi, kitlelerin dindarlığı olarak ele alır. Sufi mistisizm, tevhid inancının bozulmasına neden olmuştu. ( s. 91)  -Weber, amaç olarak kapitalizmi hedeflemiştir, ona ulaşan her şey iyi, doğrudur. Tersi ise, zararlı, yanlıştır.-  Weber, kapitalizmin ruhu ile uyuşmayan bir kültüre sahip olduğundan dolayı, İslam'ın kapitalist ilişkiler üretemediğini iddia eder. Weber, İslam hukukunu analiz etmeye başladığında, tezinin, kapitalist gelişme için gerekli olan şartların sınırına dayanarak yapılandığı görülür. ( s. 92) Şeria,t üstün bir yasa konumundaydı. Weber'e göre, İslam'da kapitalist gelişme için gerekli olan hukuk geleneği yoktu. ( s. 93)  Şehirlerin patrimonyal askerler için askeri kamplar olarak kullanılması ve patrimonyal müdahale, ticaret ve el sanatları endüstrisi alanında yatırımı engellemesinden dolayı, İslam'da burjuva bir hayat tarzı ve ahlakı gelişmemiştir. ( s. 95) İslam, burjuva ticari faydacılığını, doğallıkla hor görür ve bunu sefil bir oburluk olarak ele alır. (Weber ,economy ard society, s. 1106) - İslam, ne Sosyalist ne de kapitalist bir dünya görüşünü sunar. O, çağlar üstü bir dünya görüşüne sahiptir. Faik Bulut gibi ateist yazarlar da, İslam'ın kapitalizm ile iç içe olduğunu iddia eder ve tıpkı oryantalistler gibi önyargılı, peşin hükümlü olduğu için, ve tüm önyargılılar gibi aynı konuda birbirine zıt fikir ileri sürer ve İslam'ın ruhunu asla kavrayamazlar -

Kitabın yazarı, Weber'in, "İslam'ın feodal ahlakının savaşçı bir tabakaya bağlı oluşunun sonucu olduğuna" ilişkin iddiası yanlıştır, İslâm aslında şehre ait, ticaret ve eğitime dayalı idi, görüşünü savunur. İslam, bedevileri ve şehirli tüccarları tek bir toplum içinde birleştirmeyi başaran bir kültür oluşturmuştu. İslâm, şehrin, çöl üzerindeki zaferiydi, Weber'in, İslam Hukuku tanımlaması, geçerli ve doğru olmaktan uzaktır. Birçok bilim adamı, şeriatın ideal ve pratik arasında bir boşluk dolduran ideal bir hukuk olduğunu kabul etmişlerdir, der ve, ' Üstelik, bir dizi bilim adamı, İslam hukukunun sabitliğinin ve faizi yasaklanmasının gerçekten hiç ticarete müdahale etmediği sonucuna vardığının' altını çizer.
( s. 97) İslamî reformistler, ' Bir kavim kendini değiştirmedikçe, Allah da, onların durumunu değiştirmez.' ayetini sürekli yineler. ( s. 99) İslami reform, çoğunlukla bir özür dilemedir. Batı sömürgeciliği, dolayısıyla ortaya çıkan aşağılık duygusuna cevap vermeye yönelik bir çabadır. ( s. 100)  -Bizim iddiamız ise, İslam'a uydukça ve onu uyguladıkça Müslümanların üstün, galip (Ali İmran, 139) geleceği iddiasıdır. Dolayısıyla, özür dilemeyi gerektiren ve batılılar karşısında bir aşağılık duygusuna kapılmaya nedn olacak bir şey yoktur. Yeter ki,bizi üstün kılan değerlerin kıymetini bilelim ve onlara sahip çıkalım.-

Doğuyu açıklamak: Ticaret, din ve askeri çatışmalar, oryantalizmin ana sürükleyici gücünü oluşturur. Doğu hakkında bilgi edinme, Avrupa'nın, Orta Doğu ve Asya üzerindeki yayılma tarihinden ayırt edilemez. ( s. 106) İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilikle birlikte, İbrahimi inancın temel bir varyantı olarak ele alınabilir. İslam, Avrupa'da temel bir sömürgeci güce sahipti. ( s.107)  İslam, Hıristiyanlık içinde bir mezhep olarak kabul edilirdi. Weber, İslam'ı toplumsal olarak yayanların özgün doktrinini, toprak fethetme işine dönüştüren Arap savaşçıları olduğunu söyler. İslam, patrimonyal bir yapının ideolojisine dönüşmüştür, görüşündedir. (s. 109) Weber, İslam'da sermayenin dini mülkiyetlere (vakıf) yatırılması biçiminde sık sık dondurulduğunu düşünür. (s. 112) Marx ve Engels'e göre, Hindistan, Çin, Ortadoğu ekonomik olarak yaşamak için üretimin teknik temelini sürekli olarak değiştirmeye zorlanan kapitalistlerin devrimci özelliklerini ön plana çıkarırlar. Onlara göre, toplumsal sınıfların ve sınıf mücadelelerinin yokluğunda, hiçbir Toplumsal değişme mekanizması da bulunmaz. (s. 113) - Oryantalistler, doğu halklarını despotlardan kurtarmak adına; Marx ise, devrime neden olacağı düşüncesi ile İslam ülkelerinde kapitalizmi savunurlar. - Weber ve Marx için Doğu, özel mülkiyetin, toplumsal sınıfların olmadığı eksiklikler listesidir. (s. 114) Avrupa kapitalizmi, dünya düzeyinde ekonomik bağımlılık sistemi yaratarak herhangi bir yerdeki bağımsız kapitalist gelişmeye engel olmuştur. Niçin kapitalizm sadece batıda ortaya çıkmıştır? (s. 116) "Sanayileşme, batıda, tesadüfen, bir araya gelen koşulların kazara ve neredeyse muhtemel olmayan ardışıklığın sonuçları olarak ortaya çıkmıştır" (E. Gellner, In Defence of Orientalism, Sociology, 14/296) Oryantalizmi, bireylerin sınıflandırıldığı tiplemeler yaratan bir söylem olarak ele alabiliriz: Enerjik batılı birey, şehvete düşkün doğulu bireye, rasyonel batılı, tahmin edilemez doğulu'ya, kibar beyaz, gaddar insana karşıdır. Edward Said, oryantalizm'inde, batılının doğuyu, 'duygusal, akıldışı, potansiyel olarak tehlikelidir' şeklinde gördüğünü söyler. Said, "oryantalizmi, doğu kendilerini yeterince tanımaz, batının onları tanıması ve onlar hakkında konuşmasıdır." diye tarif eder. (s. 119) İslam ve Hıristiyanlık, ortak İbrahimî dini soyun boyutları olarak ele alınabilir. Bu iki din aynı zamanda cihat ve haçlılık gibi ortak bir geleneğe sahip olan, karşılıklı sömürgeciliğin süreçlerini içerir. Bu düzlemde İslam'a; İspanya, Sicilya, Malta, Yugoslavya ve Balkanların batılı bir dini, Hıristiyanlığa da, Suriye, Mısır ve kuzey Afrika'nın doğulu bir dini olarak gönderme yapabiliriz. (s. 121) Bu iki din, felsefe, bilim ve tıpta da ortak çerçeveler paylaşırlar. Bu örtüşen kültürel geleneklere rağmen oryantalizmin genel yönü, farklılıklar ve ayrılıklar konusuna önem vermektedir. Renan, İslam uygarlığının bilimsel ilerleme ile uyuşmadığını ileri sürmüştür. (s. 122) Bertrand Russell, Arap felsefesinin orjinal bir düşünce olarak önemsiz olduğunu söyler. O'Leary, How Greek Science Passed to Arabs adlı çalışmasında Müslüman bilim adamlarını, Tıp, optik ve kimya gibi alanlarda önemli bulduğunu söyler. Yunan toplumunun batı düşüncesine temel katkısı, tartışma ve araştırmanın sistematikleşmesine imkan sağlayan muhakemenin mantıksal ve hitabet ile ilgili tarzıdır. (s. 123) Tabii salt akıl rehber olarak yeter mi? -Batı ülkeleri, kendi ülkeleri ile ile sınırlı, özgürlük, insan hakları anlayışlarına sahip olmaları, bu soruya yeterli cevabı vermektedir. - Helenizm ve demokratik araştırma arasındaki sorun, Yunan toplumunun köleliğe dayanmasıdır. Batı kültürünün dinamizmini Hıristiyan mirasta mı yoksa Helenizm de mi yatıyor sorusuna cevabı, Marx; Heraklitus'a, Weber ise Protestan zahitliğine bağlayarak cevap verirler. (s. 124) - Kapitalist ve ateist iki düşünce kendi emperyalist köklerine atıfta bulunurken, kendi ülkemizin aydınları (!) kendi kültürlerine düşmandırlar! - Tanrıcıl oryantalizm, Hıristiyan değerleri kabul ederken, agnostik oryantalizmde İslam'ı, Hıristiyanlıktan daha akılcı bir tek tanrıcılık biçimi olarak ele alarak, Yunan kültürünü batılı değerlerin genel kaynağı olduğunu ileri sürer. (s. 125) Hume, akılcılık konusunda, İslam ve Hıristiyanlık arasında, İslam lehine bir karşılaştırma yapar. Ama aynı Hume, tek tanrıcılığın sonradan geliştiğini de ileri sürer. (s. 125) Nietzsche, Anti-Christ'teki ifadeleriyle (Nietzsche, s.183) : "Hıristiyanlık, bizi eski dünya kültürünün ürünlerinden mahrum etti. Sonraları, İslam kültürünün ürünlerinden de mahrum etmeye devam etti. Bizim duygularımıza ve zevkinize hitap eden, İspanya'nın harika Endülüs'ü ayaklar altına alındı, Neden?" diye sorar . (s. 127) Oryantalist geleneğe, bir alternatifin ortaya çıkacağını görmek zordur. (s. 128)


Oryantalizm Kapitalizm ve İslam
      Bryan S. Turner