Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Oryantalizm ve oryantalistler


Kitap, özet halinde oryantalizm ile ilgili çok geniş bir alanı kapsayan bilgileri vermektedir. Başlangıç için tavsiye edilebilecek bir küçük hacimli bir kitaptır.

                                                          Oryantalizm ve oryantalistler

 "İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı konusundaki sözleri senin hoşuna gider; o, hasımların en yamanı olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit de tutar. Hâkimiyeti ele aldığında ise ülkede bozgunculuk çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez." ( Bakara, 204-205)
 " Sen onların dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: "Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur." Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır." ( Bakara, 120)

Önsöz
Oryantalistlerin hemen hepsi, doğunun insanlığa sunduğu değerlerden faydalanacakları yerde, çoğunlukla, doğunun kültürünü harap etmeye çalışmışlardır. ( s. 10) Batıya açılmanın kazançları vardır. Ne var ki, batıya açılma, batı taklitçiliği ve daha da önemlisi, batı hayranlarına dönüşünce, akla kaybettiklerimiz sorusu gelmektedir. Önce kendimize, kendi insanımıza güvenimizi kaybettik, kendi değer ölçülerimize yabancılaştık, bunlardan soğuduk. Bunun yanında, batı ne yaparsa iyi yapar, peşin fikrine kapıldık. Her şeyi batılı gözle veya batı ölçüleriyle görmek hevesine düştük. En önemli konularda bile ilk akla gelen, batılıların yaklaşım şekilleri oldu. Tek cümle ile, batı'yı taklit etmekle her şeyin düzeleceğimizi zannettik. ( s. 11 ) Sonunda, Kuranı Kerim'e, hadislere bile farklı gözle gözle bakmaya başladık. Elimiz altındaki kendi öz değerlerimiz, batılılar elinde nedense bize başka türlü gelmeye başladı. Kısa süre içerisinde böylesine hızlı bir değişimin çeşitli sebepleri vardır. Söz konusu sebepler arasında önemli payı, oryantalistler ile, oryantalistlerin özellikle aydın çevreler üzerindeki tesirleri alır. ( s. 12 ) Oryantalistler son iki asır içinde, sömürgeci devletlerin siyasi ve askeri hakimiyet kurma istedikleri, oldukça zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarına sahip, doğu ülkelerinin manevi değerlerini incelemeye ağırlık vermişlerdir. Ele aldıkları bütün konuları, bir yandan istedikleri gibi yorumlamışlar, diğer taraftan da son derece ustalıkla sokuşturdukları fikirlerle saptırmak istemişlerdir. ( s. 13 ) Sömürgeci ülkeler, belli başlı yükseköğretim kurumlarında, geçmişi uzun yıllara dayanan birer şarkiyat bölümü açmışlardır. Çalışmaları daha çok sömürgeciliğe zemin hazırlama hedefinin açık belgesidir. Zaman oryantalistlere, 'sömürgeciliğin keşif kolu ' diyenleri haklı çıkarmıştır. ( s. 14) İslam aleminde yıllardır süren anarşi ve dağınıklığının temelinde yatan sebebe ışık tutan şu itiraf çok önemlidir: "Onların her şeyini tahrip ettik, felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye İnanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler." Fransız oryantalist Louis Massignon. ( Oryantalizm, Said, s. 8) Aslında oryantalist bu sözleri ile, 'Müslümanları, sömürü için müsait hale bizler getirdik', demek istemektedir. Oryantalistler, İslam üzerine araştırma yapmışlardır. Aralarında iyi niyetli olanlar varsa da, bunlar çok azdır. İslami değerlere saldıranlarının sayısı hayli fazladır. ( s. 15 ) Onlara göre, Muhammed peygamber değildir. Kuran, vahiy ürünü değildir. Dolayısıyla, İslam ancak Kılıç zoruyla yayılabilmiştir. Müslümanlar ise, medeniyetten nasibini almamış, barbar yığınıdır. İlmi araştırma ve tarafsızlık perdesi arkasına saklanarak, ustalıkla sokmuş durdukları bu telkinlerle, bir taraftan İslamiyet'i yanlış tanıtmış, diğer taraftan Müslümanların zihinlerinde şüphe ve tereddüt uyandırmışlardır. ( s. 16) Aynı zamanda, bir Hıristiyan misyoneri veya Yahudi din adamı olan bir oryantalist, herhangi bir İslami konuya, kendi öz kültürünün tesiriyle bakmaktan kendini ne ölçüde koruyabilir? En önemlisi, Müslüman'ın kendi kaynaklarından öğrenebileceklerini, oryantalistlerden öğrenmesi halinde, bunlar, dininin hedefi olan dünya ve ahiret saadetini temin etmeye yetecek midir? "Ey iman edenler. Muhakkak ki, Yahudi bilginlerin ve Hıristiyan rahiplerin çoğu, batıl sebeplerle insanların mallarını yerler. Onları, Allah yolundan alıkoyarlar." (Tevbe, 34 ) Oryantalistler yazdıkları eserlerle, halkı dinlerinden soğutarak, sömürgecilere fikri altyapı hazırlayarak, kısaca; sömürgeci devletlerin öncülüğünü yaparak, bu ayetin bize verdiği mesajı, aynen gerçekleştirmekte değiller midir? ( s. 17 ) İlim yolcuları, araştırdıkları konuyu asıl kaynağından, kendisinin araştırması gerekir ki, ilmi olan metotta, budur! ( s. 19)
Sunuş
Oryantalistler, İslam tarihinde, Müslümanlarla ilgili gerçekleri çarpıtarak, İslami değerlerden şüphe uyandırmak ve böylece bu değerlerin insanlara vereceği mesaja mani olmak istemektedirler.  ( s. 21) Mesela oryantalistler, Osmanlılar hakkında asılsız şeyleri, öğrencileri vasıtasıyla Müslümanlar arasında yaymaktadırlar. Söz gelişi, Onlara göre Müslüman Türkler, Arap ülkelerini sömürmekten başka bir şey yapmamışlardır. Oryantalistlere göre, yıllarca bayrağını taşıdıkları iman birliği ideali, emperyalist gayelerinin gerçek yüzünü gizleyen perdeden başka bir şey değildir! Oryantalistler, İslam medeniyetini olduğundan farklı ve gerçeklere tamamen aykırı bir biçimde göstermişlerdir. Bundan amaçları da, bu parlak medeniyeti küçümsemek, insanlığa sunduğu değerlerle sinsice alay ederek, kaynağı olan İslam dinini, Müslümanların gözünde küçük düşürmektir. ( s. 22)
Oryantalistler, tefsir, hadis, fıkıh alanlarında da çalışmışlardır. Yeri geldiğinde, bu ilimlere ait metinleri bozmuşlar, bozma imkanı bulamadıkları zaman, yanlış anlaşılmaların sağlamışlardır. İslam dinine toz kondurmamayı kendilerine amaç edinmiş kimi gayretli İslam alimleri, oryantalistlerin çalışmalarına ve İslami konuları araştırırken taşıdıkları art niyetlere eğilerek, faaliyetlerinin gerçek yüzünü ortaya koymuşlardır. ( s. 23)
Oryantalizm
Oryantalizm üzerine yeteri kadar araştırma ve eser ortaya konulamamıştır. Profesör Necip el Akiki'nin el-müsteşrikun kitabı gibi, oryantalistleri aşırı şekilde öven veya misyonerlik ve sömürgecilik faaliyetlerini kısmen de olsa açığa çıkarmaya yönelik çalışmalar yeterli değildir. ( s. 25 ) Çağdaş Arap edebiyatı dalında, oryantalistlerin ilk talebesi Taha Hüseyindir. 'Cahiliye edebiyatı' kitabının önsözünde şunları söyler: Batılıların, Doğu Edebiyatı'nı dillerini araştırmaları sonucu, vardıkları ilmi sonuçlardan haberi olmayan bir Arap edebiyatı hocası nasıl düşünülebilir? İlim, bugün için ancak bu insanlardan alınabilir! ...Ta ki kendi edebiyatımızı geri alıncaya kadar. Bu bir fikir köleliğidir. ( s. 26 ) Profesör Ahmet Emin de, Fecrul İslam ve Duhal İslam isimli eserlerinde, aynı zihniyeti temsil eder. Oryantalistlere aşırı hayranlık besleyen diğer biride, Doktor Ali Hasen Abdulkadir'dir. Bu yazarlar Margoliouth, Goldziher gibi oryantalistlerin fikirlerini, ustaları olan bu oryantalistlere nispet etmeden, kendi fikirleri imiş gibi yazmışlardır. ( s. 27 ) Ali Hasan Abdulkadir, Ezher'de ilk dersine şöyle başlamıştır: " İtiraf etmeliyim ki, 14 yıla yakın süre Ezher'de okudum ama İslam'ı hiç mi hiç anlayamamışım. Onu ancak Almanya'daki tahsilim sırasında anlayabildim." ( s. 28 ) - Almanya da 4 yıl kalmıştı - Oryantalistlerin İslami metinlerde tahrif yaptığını kabul etmeyen Abdulkadir, "Oryantalistler, bilhassa Goldziher, insaflı alimlerdendir. Ne nasları, ne de gerçekleri asla tahrif etmez." demektedir. ( s. 32) "Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin sakın ola ki sizi adaletten ayırmasın." (Maide, 8) ayeti gereği şunu ifade etmeliyiz ki, mutlak olarak övmekte, mutlak olarak kötülemekte, oryantalistlerin yaptıkları çalışmalara ve gerçekleştirdikleri ilmi araştırmalarla tarihe mal olmuş gerçeklere ters düşer. ( s. 34 )
Oryantalizmin tarihi
Doğu araştırmaları ile ilgilenen ilk batılı ilim adamının kim olduğu ve bu işin ne zaman başladığı kesinlikle bilinmiyor. 999 yılında Endülüs medreselerinin birinden felsefe, tıp, matematik gibi dersler görüp mezun olan, daha sonra da Roma kilisesine Papa seçilen Fransız rahip Jerbert, Muhterem peder Pierrele Aenere, ve Gerard de Gremone ( s. 34 ) gibi din adamlarından sonra, İtalta'da, Padua Medresesi gibi enstitüler kurulmuştur. ( s. 35 ) 18. yüzyılda, batının İslam ülkelerini istila etmeye başlamasıyla beraber, batı ülkelerinde, doğu ile ilgili dergiler çıkarılmaya ve el yazması kitaplar, batıdaki kütüphanelere kaçırılmaya başlanır. 19. yüzyılın başlarında, Avrupa'ya kaçırılan yazma kitapların sayısı 250.000 rakamına ulaşmıştır. ( s. 36 )
Oryantalizmin alanı
Batı sömürgeciliğinin doğuya yönelmesinden sonra oryantalizm, bütün Doğu dillerini, örf, adet, medeniyetlerini, coğrafyasını, buralarda yaşayanların gelenek, göreneklerini, konuştukları dillerin en meşhur lehçelerini, araştırmaya başlamışlardır. ( s. 37 )
Oryantalizmin sebepleri
1- Dini sebepler: Batılıları, oryantalizm çalışmalarına iten sebeplerin başında, dini sebepler gelir. Oryantalizm, ilk defa rahipler eliyle başlamıştır, günümüze kadar da aynı şekilde devam etmektedir. Özellikle, Hıristiyan rahiplerin önem verdikleri tek konu, İslamiyet'i tenkit ederek, iyi gördükleri taraflarını kötülemek, gerçeklerini de tahrif etmekti. Amaçları, Hıristiyan halka, İslamiyet'in yayılmaya layık bir din olmadığını göstermek, Müslümanları kaba, cahil, kan dökmekten hoşlanan kimseler olduklarını, dinlerinin bedeni zevkleri önceleyen, buna karşılık, ruhu yüceltecek ahlaki özelliklerden uzak bir din olduğunu göstermeye çalışmaktı. Çünkü Hıristiyan batılıların gözünde İslam, Hıristiyanların tek rakibi durumundaydı. ( s. 38) Ayrıca, batılı Hıristiyan din adamları, İslam fetihlerinin ardından başlayan Haçlı Seferlerinin, daha sonra da, Avrupa'daki Osmanlı fetihlerinin geride bıraktığı şiddetli bir İslam korkusunu çok iyi kullanmışlar ve bu arada da, İslami konularda araştırma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Her şeyden önce, birer din adamı olan rahipler, İslam araştırmalarında misyonerlik hedeflerini de unutmadılar. Müslümanların manevi miraslarına şüphe sokabilmek için, İslam'a ait bütün değerleri, kendi kültürleriyle yetişmiş Müslümanların gözünde küçük göstermeye çalışmışlardır. ( s. 39 )
2- Emperyalist sebep: Müslümanların ruhundaki manevi direnme gücünü kırmak, düşüncelerini karıştırmak için oryantalistler, ele geçirmek istedikleri ülkelerin Müslümanlarının itikat, ahlak, adetlerini incelemeye başladılar. Bu şekilde, ülkelerin güç kaynaklarını, zayıf taraflarını öğrenmeyi amaçlamakta idiler. Taki bu yolla Müslümanlar, batının kucağına düşsünler, ahlaki değerlerini, hatta inanç esaslarını bile batıdan alsınlar. Sonunda bir daha kendilerine gelemeyecek şekilde, Batı kültür ve medeniyetine boyun eğmek zorunda kalsınlar. Arap ülkelerinde, zamanla izleri silinmiş, Arapların Müslüman olmalarıyla adı sanı unutulmuş tarihi ırkçılığı körüklüyorlar. Mısır'da firavuncuğu, Suriye Lübnan ve Filistin'de Fenike'ciliği, Irak'ta Asuriliği canlandırmaya çalışıyorlar. ( s. 40)
3- Ticari sebepler: Batı, sanayi ürünlerinin sürümünü arttırmak, İslam ülkelerinden çok ucuz fiyatla hammadde satın almak, çeşitli İslam ülkelerinin yerli sanayini ortadan kaldırmak amacıyla, onlarla ticari ilişkiye girmişlerdir. ( s. 41)
4- Siyasi sebepler: Batılı ülkeler, büyükelçilikler vasıtasıyla, gazeteciler, aydınlarla irtibata geçip, onlara kendi devletlerinin istediği doğrultuda telkinlerde bulunmaktadırlar. Daha sonra arabuluculuk, nasihat veya yardım bahanesiyle içişlerine karışmakta, aralarında ayrılık çıkardıkları ülkeleri birbirine düşünmektedirler.
5- İlmi sebep: Oryantalistlerin çok az bir kısmı oryantalizmi, sırf doğu milletlerinin dil, din, kültür, medeniyeti öğrenmek için benimsemiştir. Bu kişilerin araştırmaları, oryantalistlerin büyük çoğunluğunun araştırmalara göre gerçeğe daha yakındır . Oryantalistler arasında bu gruptan olanların sayısı son derece azdır. ( s. 42)
- Ayrıca bu samimi çalışmalarda, oryantalist sömürü ve misyonerlik amaçları için kullanılmaktan geri bırakılmamaktadır!-
Oryantalistliğin hedefleri ve vasıtaları
Bütün oryantalistler üç hedefi (s. 43) gözetir.
1- Görünüşe göre ilmi Hedef: Bu hedefin şu amaçları vardır. 
a) Hazreti peygamberin peygamberliğinin güvenilirliğine ve İslam'ın ilahi kaynağı olan vahye şüphe sokmak: Oryantalistlerin hemen hepsi, Hazreti peygamberin Yüce Allah tarafından vahiy indirilen bir peygamber olduğunu inkar eder. Örneğin C. Brockelman, ‘İslam milletleri ve Devletleri tarihi’ adlı kitabının 13. Sayfasında: “Muhammed, hemşerilerinin çok tanrıcılığın hiçliği ile birlikte, diğer milletlerde bir peygamber vasıtasıyla kendini tanıtmış olan Allah'ın, onları daha ne zamana kadar bu imansızlıkta bırakacağı sualini kendi kendine soruyordu. Bu düşünce, böylece onun için de bizzat kendisinin bu peygamberliğe memur edilmiş olduğu şeklinde olgunlaştı. Fakat fıtrî çekingenliği, uzun zaman öyle birisi olarak ortaya çıkmaktan kendisini men etti. İlk defa, Hira Dağı'ndaki şahsına özel bir olay, şüphesini giderdi. Orada, bir gün kendisinin sonradan Cebrail olarak kabul edeceği bir hayal göründü. İçindeki, kendisinin tanrının elçisi olduğuna dair beliren sesi, buna İsnat etti.” demektedir. Bu yazar, sahabelerin defalarca gördükleri vahyin dışarıdan görünüşünden bahseden hadiseleri, kendilerine göre gelişigüzel açıklarlar. Kimisi vahyi Sara nöbeti olarak; kimisi zihni dolduran hayallerim mahsulü olarak; kimisi de ruh hastalığı ile açıklamaya kalkışmışlardır. Oryantalistlerin hepsi, ya Musevi ya Hıristiyan'dı. Kendi peygamberlerini kabul ederler ama Hazreti Muhammed'in peygamberliğini kabul etmezler. Bu durum, çoğunluğu ruhban, papaz veya misyoner olan bu insanların benliklerine işlemiş dini taassuptan kaynaklanan inadî inkardan başka bir şey değildir. (s. 44) Oryantalistler, Kuran'ın Allah tarafından indirildiğini de kabul etmezler. Kuran-ı Kerim'de, Peygamberimizin ümmi bir insan olduğu belirtildiği için, geçmiş milletler'e ait tarihi gerçeklerle de Kuran'da karşılaşan oryantalistler, tıpkı Peygamberimiz zamanındaki Mekkeli müşrikler gibi, bu bilgileri, kendisine haber veren kimselerden aldığını iddia ederler ve bu konuda birbirinden farklı, birbiriyle çelişkili iddialar ileri sürerler. Yine Kuranı Kerim'de yeni keşfedilmiş ilmi gerçekler ile karşılaşınca, bunları da peygamberin zekâsına isnat ederek garip bir tutum içine girerler. 
b) İslam'ın ilahi bir din olduğunun inkâr edilmesi: Peygamberimizin peygamberliği ve Kuran'ın da ilahi bir kitap olduğunu inkârdan sonra sıra, İslam'ın da ilahi bir din olduğunu inkâr etmeye gelmiştir. Buna delil olarak, İslam dini ile Hıristiyanlık ve Yahudilik arasındaki bazı benzer noktalara dayanan kuru iddialar ileri sürerler. (s. 45) Onlara göre ilahi dinlerin esasları birbirine zıt olmalıdır. Sanki bir dini gönderen Allah, diğerini gönderen Allah'tan başka bir varlıktır. (s. 47)
c) İslam alimlerinin dayandıkları hadisleri şüpheye düşürmek: Uydurma hadisleri vesile yapan oryantalistler, bunları kullanarak Hazreti Peygambere ait sahih hadisler üzerinde şüphe uyandırmaya çalışırlar. Bunu yaparken, İslam alimlerinin son derece sağlam arama ve tespit kurallarına dayanarak sahih hadislerin sahih olmayanlardan ayırt edilmesini sağlamak uğruna sarf ettikleri gayreti görmezden gelirler. Halbuki kendi dinlerinde, ellerindeki mukaddes kitaplarının sıhhatini tespite yarayacak, Müslümanların tespit ettikleri metot ve kurallardan, yüzde biri bile yoktur. Kısaca oryantalistler, hadisleri, Hz Muhammed'in vefatından sonraki ilk 300 yıl içinde Müslümanların uydurmuş olduğunu ileri sürerler. (s. 48)
d) İslam hukukunun kendine özel kıymetine gölge düşürmek: Oryantalistler, İslam hukukunun Roma hukukuna dayandığını yani, batıdan alındığını öne sürmüşlerdir. Fakat, ‘Lahey'de toplanan Uluslararası mukayeseli hukuk Kongresi'nde, İslam hukukunun kendine özel bir hukuk sistemi olduğu açıkça ortaya konmuştur.
e) Arapçanın ilmi gelişmelere ayak uydurma gücünde şüpheler meydana getirmek: Amaç, Arap edebiyatının gelişmemiş olduğunu, Batı edebiyatının ileride olduğu izlenimini verip, Batı edebiyatına muhtaç olunduğu gibi gösterilip, Müslümanlara kompleks aşılamak, İslam edebiyatının zenginliği konusunda tereddütler ortaya çıkarmaktır. Bu, aynı zamanda bir kültür emperyalizmidir. (s. 49)
2- Dini ve siyasi hedefler
a) Müslümanların kafasına, peygamberleri, Kuran'ları, hukuk sistemleri, fıkraları ile ilgili konularda şüphe sokarak zihinlerini bulandırmak. Bunda, dini hedeflerin yanı sıra, sömürgecilik hedefi de söz konusudur.
b) Müslümanları, medeni kültür miraslarının değerinden şüpheye düşürmek: Onlara göre Müslümanlar, Roma medeniyetinin felsefesini ve kültür eserlerini nakletmekten başka bir şey yapmamışlardır. (s. 50)
c) Müslümanların kendi kültürlerine olan güvenlerini zayıflatmak, bütün insani değerlerine, inanç esaslarına ve yüce prensiplerine, şüpheci bir gözle bakmalarını sağlamak: Amaç, batı emperyalizminin, Müslüman ülkeler üzerindeki baskısını arttırmak, Müslümanlar arasında batı kültürünü yaymak için bunları yaparlar.
d) Çeşitli ülkelerde yaşayan Müslümanlar arasındaki kardeşlik ruhunu zayıflatmak: İslam öncesi var olan ırkçılık duygularını canlandırmak, aralarındaki anlaşmazlık ve ihtilafları artırmak yolu ile bunu yapmaya çalışırlar. Ferdi olayları genelleştirirler, halkları birbirine düşürürler. (s. 51)
3. İslam kültürünü sadece ilmi araştırma yapmak maksadıyla inceleyenler: Sayıları çok az olsa da, yine de bu gruba giren insanlar vardır. Bazısı da sonradan Müslüman olmuştur. Thomas Arnold, 'İslam'ın yayılışı' isimli bir eser yazmıştır. Burada, Müslümanların başka dinlerden olanların Müslümanlara yaptıklarının aksine, onlara karşı her devirde hoşgörü ile davrandıklarını, delilleriyle ortaya koymuştur. Müslüman olduktan sonra Nasiruddin Denier adını alan Fransız oryantalist Denier ise, Hz Peygamberin hayatına dair bir eser yazmıştır. (s. 53)
Oryantalistlerin hedeflerini gerçekleştirme vasıtaları:
İslam, Hazreti Muhammed, Kuranı Kerim üzerine dini kitaplar yazmak; dergiler çıkarmak; İslam ülkelerinde hastane, yardım derneği, yetimhane adı altında misyonerlik propagandası yapan yerler açmak, konferanslar vermek, makaleler yayınlamak, kongreler düzenlemek, İslam ansiklopedisi'ni neşretmek ki, bu ansiklopedi İslamiyet'e dair tutarsız, gerçek olmayan fikirler, iddialarla doludur sayfa ( s. 54,57)
Oryantalistlerin yayınladığı önemli dergiler: Fransızlar 1787'de, İngiltere 1823'de, Amerikalılar 1847'de, önce cemiyetler, dernekler kurdular, daha sonra dergi çıkarmaya başladılar. ( s. 58-,59)
Oryantalistlerin önde gelen isimleri ve önemli eserleri: A. J. Arberry: İngiliz asıllıdır, İslamiyet'e karşı taassubu ile tanınır, İngiltere'de öğrenim gören Müslüman öğrencilerin hocalığını da yapmıştır. Alfred Guillaume: İngiliz asıllıdır, İslam'a karşı taassubu ile tanınır. Mısır'dan gelen Müslüman öğrenciler ondan mezun olurdu. Baron Carra de Vaux: Fransız asıllıdır. İslam'a karşı aşırı önyargılıdır. Hamilton Alexander Rosskeen Gibb: Çağdaş İngiliz oryantalistlerin en meşhurudur. Mısır dil Akademisi üyesidir. Amerika'da Harvard Üniversitesi'nde, İslam ve Arap araştırmaları bölümünde hoca idi. Ignas Goldziher: Macar asıllı Yahudidir. İslam düşmanlığı ile tanınır. John Maynard: Amerikan oryantalistidir.İslam'a karşı ön yargılarıyla tanınır. S. M. Zweimer: Misyoner oryantalisttir. İslam dinine aşırı düşmandır. 'The Muslim World' dergisinin kurucusudur. Amerika'da, adına Hıristiyan İlahiyatı araştırma ve misyoner yetiştirme Vakfı kurulmuştur. Aziz Atiyye Durial: Mısırlı Hıristiyandır. Müslümanlara karşı aşırı kindardır. İslami değerleri bozmada ustadır. Haçlı seferlerine dair bazı kitapları vardır. Gustave E. Bon Grunebaum: Alman asıllı Yahudi'dir. İslami değerlere karşı düşmanlığı, bütün yazılarında kolaylıkla fark edilir. Philip Hitti: Amerika vatandaşlığına geçmiş, Lübnan asıllı Hıristiyan'dır. İslam'ın azılı düşmanlarından biridir. Amerika Dışişleri Bakanlığı, Ortadoğu meseleleri kısmında özel danışmandır. Amerikan ansiklopedisine, 'Arap edebiyatı' maddesinde şunu yazmıştır: Yeni edebiyatın belirtileri, ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru görülmeye başladı. Bu yeni edebiyat akımının öncüleri, daha çok Amerikalı misyonerlerin gayretleriyle yetişen Lübnanlı Hıristiyanlardı. A. J. Wensinck: İslam'ın amansız Düşmanlarındandır. Eskiden Mısır Dil Kurumu üyesiydi. Kuran'ı, Hz Peygamberin, 'önceki dini ve ve felsefe kitapların bir özeti' olarak yazdığını ileri sürmüştür. K. Cragg: Amerika asıllıdır. İslamiyet'e şiddetle karşı olan birisidir. Kahire'de, Amerikan Üniversitesi'ne ders veriyordu. Amerikalı misyonerlerin dergisi, The Müslim Word'de, yazı işleri müdürü idi. Louis Massignon: Çağdaş Fransız oryantalistlerin en tanınmışıdır. Fransız sömürge Bakanlığı, Kuzey Afrika bölümü danışmanıdır. Ayrıca, Mısır'da bulunan Fransız Misyoner Derneği'nin ruhani lideridir. I. Dünya Savaşı sırasında, 5 yıl Fransız ordusunda çalışmıştır. Mısır Dil Kurumu ve Şam'daki Arap bilim Kurulu üyesidir. D. B. MacDonald: Amerika asıllıdır. İslamiyet'e karşı aşırı önyargılıdır. Esas itibariyle, yazılarında misyonerlik ruhu hakimdir, İslam ansiklopedisi'nin de yazarlarındandır. D. S. Margolious: İngiliz asıllıdır, son derece önyargılıdır. İslam ansiklopedisi yazarlarındandır. Mısır Dil Kurumu ve Şam'da bulunan Arap bilim Kurulu üyesidir. R.A. Nicholson: İngiliz oryantalistlerdendir. İslam ansiklopedisi yazarlarındandır. Mısır Dil Kurumu üyesidir. İslam'ın ruha hitap etmediğini, maddeci olduğunu ileri sürer. Mecid Kadduri: Irak asıllı Hıristiyan'dır. Müslümanlara karşı aşırı taassup sahibidir. Henri Lammens: Fransız asıllıdır. İslam ansiklopedisi yazarlarındandır. İslam düşmanlığı ve İslamiyet'e iftirada pek çok oryantalisti geride bırakmıştır. Joseph Schacht: Alman asıllı Yahudidir. İslam'a aşırı önyargılıdır. İslam ansiklopedisi yazarlarındandır. ( s. 60-69)
Oryantalistlerin araştırma ölçüleri
Tarafsız araştırmacılar, araştırma istedikleri konu karşısında, her türlü peşin fikirden, şahsi görüşlerden tarafsız kalırlar. ( s. 74) Araştırmalarında, sağlam ve güvenilir kaynaklara başvurmayı prensip haline getirirler. Halbuki oryantalistler, İslami konularda araştırmaya, zihinlerinde peşin fikirle başlarlar ve o peşin fikre delil aramaya çalışırlar. Aradıkları delinin sağlam olması pek önemli değildir. Önemli olan o delillerin, şahsi kanaatlerini destekleyip desteklememesidir. Kısaca, kullandıkları delinin sağlamlığı, taşıdıkları peşin fikirleri desteklemesi ile doğru orantılıdır. Bu nedenle, çok kere kişisel olaylardan, genel kurallar çıkarırlar. Böyle olunca da, içlerindeki peşin fikir, tarafgirlik ve hastalık olmasa, kendilerini kurtarabilecekleri çelişkilere düşerler. ( s. 75) Mesela Goldziher, hadislerin ve siyerin daha sonra Müslümanlarca ortaya atıldığını ileri sürer. O, İmamı Azam'ın, Bedir Savaşı mı önce yoksa Uhud mı önce, bunu bilmediğini ileri sürer. Buna kaynak olarak da, DemirÎ'in, Kitabul'-Hayavân adlı kitabını delil gösterir. Halbuki bu kitap, ne tarih, ne de fıkıh kitabıdır. Hayvanların tarihi ile ilgili, yazar, gördüğü ne kadar hikaye, rivayet varsa, sıhhatini araştırmadan eserine doldurmuştur. Yoksa büyük fıkıh alimi Ebu Hanife'nin sadece öğrencilerinin yazmış olduğu siyer kitaplarına (Siyerul Evzai, Siyerul Kebir) bakılsa, büyük imamın, bu konudaki ilmi derecesinin ne kadar olduğunu rahatlıkla görebilirdi. Ama bu meşhur oryantalist, Ebu Hanife'nin hayatını anlatan bir çok ilmi eser'i görmezden gelip, kendi amacına hizmet edecek, ilmi hiçbir delili olmayan böyle bir kitabı kaynak göstererek, yazılarındaki objektiflik ve ilmi seviyeyi ortaya koymaktadır. (s. 77) Oryantalistlerin İslami konularda araştırma yaparken, peşin fikirle hareket ederek, kendi düşüncesine uygun delil aramasına bir başka örneğide, alman oryantalist Carl Brockelmann tarafından yazılan, 'İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi' adlı kitabından verelim. Yazara göre ,Müslüman Arap idareciler, sonradan Müslüman olan ve Arap asıllı olmayanları, raiyye: 'sürü' gözüyle gördükleri, iddiasında bulunur. Halbuki, 'Rai' kelimesi 'Lider, başkan' ve 'Raiyye' kelimesi ise 'kavim, millet, topluluk' anlamına gelir. Ayrıca raiyye kelimesi, sadece yabancılar için değil, ' bütün halk' anlamında kullanılır. Ayrıca bir hadiste (Buhari, Cuma, 11:1/215; Müslim, İmaret,5:6/8; Ebu Davud, İmaret,1;3 ) 'Hepiniz çobansınız, emriniz altındakilerden sorumlusunuz...' anlamındaki meşhur hadiste, 'Rai' kelimesinin 'Emanete güvenilir muhafız olan, emriniz altında bulunanlara adaletli davranan' anlamlarında kullanıldığı görülür. Başka bir hadiste (Buhari, Ahkam 8:8 /107 ; Müslim, İman 63:1 /88 ) 'Raiyye' kelimesinin 'Müslümanlar' anlamda kullanıldığı da, görülmektedir. Bu oryantalistin iddiasını ortaya atarkenki tek dayanağı, 'Raiyye' kelimesinin sözlükte, bir çok anlamı anında, aynı zamanda, 'sürü' manasına da gelmesidir! Sözlükte geçen istediği anlama alıp, hadis kaynaklarında ve İslam alimlerinin o kelimeyi verdiği manayı göz ardı etmek, bilimsel değil, önyargılı çalışmanın bir göstergesidir. (s. 80) Oryantalistler, araştırdıkları tarihi olaylarla, bunların sebep ve sonuçlarını ortaya koymakta, taraflı tutum takınırlar. İslami olayların, sebep ve sonuçlarını öyle ortaya koyarlar ki, hayalden ve kuruntudan başka bir dayanakları kalmaz. Baştan yanlış başladıkları içinde, İslam toplumunu farklı bir şekilde hayal ederler ve gösterirler. (s. 81)

 Oryantalistler, herhangi bir önemli husus da bile, görüş birliğine varabilmiş değillerdir. Oryantalistler, hayal ürünü Roman kahramanları olarak gördükleri İslam büyükleri ile ilgili, kafalarındaki ön yargılarına göre Ürün-eserler ortaya çıkarmışlardır. (s. 83)

Avrupa'da oryantalistler ile yaptığım görüşmeler
1956 senesinde Avrupa üniversitelerinin çoğunu ziyaret ederek (s. 84) oryantalistler ile tanıştığımda, Müslümanlara ve Araplara karşı besledikleri önyargı yüzünden, hukuki ve toplumsal alanda, İslam kültürü için her bakımdan ne kadar büyük bir tehlike teşkil ettiklerine, daha fazla şahit oldum. Mesela, Cambridge Üniversitesi Hıristiyan ilahiyat fakültesi mezunu olan ve Londra Üniversitesi Doğu araştırmaları enstitüsünde 'İslam ülkelerinde uygulanan medeni kanunlar' bölümünün başkanı olan, Profesör Anderson, sırf İslam'da kadın hakları konusunda doktora tezi hazırlayan bir öğrencisinin, İslam'da kadın hakları olduğunu delilleri ile ortaya koyduğu gerekçesi ile tezini başarısız saymıştır. "Üniversitelerde fikir hürriyeti olduğunu savunuyorsunuz. Bunu neden başarısız saydınız" şeklindeki, Mustafa Sıbai nin sorusuna ise, "Bu öğrenci, İslam dininin resmi sözcüsü müdür? Bu adam, kendisine çok güveniyor. İslam dinini, Ebu hanife'den daha iyi mi anlamıştır?" diye yanıt verebilmiştir. İskoçya'da bulunan, Glasgow Üniversitesi İslami araştırmalar bölüm müdürü, bir rahip ve bir misyoner idi. Oxford Üniversitesi, İslam Arap araştırmalar bölümü müdürü ise, bir Yahudi'ydi ve en basit bir Arapça cümleyi bile tercüme edemezken, Goldziher, Margoliouth, Schacht gibi oryantalistleri kaynak göstererek, fakültede, tefsir ve fıkıh üzerine dersler vermekteydi. (s. 86) Cambridge Üniversitesinde ise, Arap ve İslam araştırmaları bölüm başkanlığını oryantalist Arberry yapıyordu. Yazar, gezdiği diğer üniversiteler ve kürsü başkanları ile ilgili benzer hatıralarını da anlattıktan sonra, görüştüğü oryantalistler hakkında ki notlarını şöyle sıralar: Birkaç kişi hariç tutulursa, oryantalistlerin hemen hepsi ya rahip, ya sömürgeci zihniyetin temsilcisi ya da Yahudi'dir. Emperyalist olmayan ülkelerde veya İskandinavya ülkelerinde oryantalizm, sönük geçmektedir. ( s .91) Oryantalizm, umumiyetle kiliseden kaynaklanmaktadır. Emperyalist ülkelerde kilise ve Dışişleri Bakanlığı ile yan yana yürümektedir. İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletler, İslami değerleri sarsmak veya Müslümanların zihnini karıştırma vasıtası olduğu için, oryantalizmi eskiden olduğu gibi, devam ettirmek azminde görünmektedirler. İslam ülkelerinden doktora yapmak için Avrupa ülkelerine gelen öğrencilerin, İslamiyet'in gerçek yönünü aksettirecek veya oryantalistlerin hilelerini açığa çıkaracak tezler hazırlamalarına müsaade edilmemektedir. ( s. 91)  Mesela, Ezher Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve kahire Üniversitesi Edebiyat fakültesi mezunu Doktor Emin el Mısrî, İngiltere'de, oryantalist Schacht'ın iftiralarına cevap vermek için bir tez almaya karar verir fakat diğer oryantalist Profesör Anderson, 'onun kitabını tenkit tez konusu olmaz, abes bir şey olur.' diyerek bu teklifi reddeder. ( s. 92) Bunun üzerine üniversiteden ayrılarak Cambridge Üniversitesi'ne başvurur. Orada, aynı konuda tez almak ister fakat orada da, ret cevabı alır. Sonunda bu tez çalışmasından vazgeçmek zorunda kalır. Mustafa Sibai, 'es-Sünne' isimli kitabında, oryantalistlerin İslamiyet'e haksız hücumlarını, gerçekleri nasıl ters yüz ettiğini, kaynakları nasıl bozduğunu, tarihi olayları kafasındaki gizli amaç doğrultusunda nasıl yorumladığını, ilmi değeri olmayan kaynaklara dayanıp, İslam alimlerinin itimat ettiği ilmi kaynakları nasıl yalancı çıkarmaya çalıştığını ortaya koyduğunu belirtir. ( s. 93) Amerika'da ise, oryantalizm çalışmaları, İslamiyet'e ve Müslümanlara karşı düşmanlığının en üst noktasındadır. Amerikan üniversitelerinde İslam araştırmaları, İslamiyet'e karşı şiddetli önyargı ve kini olanlar tarafından yönetilmektedir. Bu üniversitelere doktora yapmaya giden öğrenciler, oryantalistlerin bu saldırılarını, temel İslami bilgileri olmadığı için, gerçek ilmi hakikatler zan etmektedirler. Bize düşen, İslam ülkelerinde, İngilizce eğitim yapan yüksek lisans ve doktora bölümlerini kurma zorunluluğudur. ( s. 94)
Sonuç
Haçlı Seferleri'nin, askeri ve siyasi yönlerden hezimete uğramasından bu yana batılılar, İslamiyet'ten başka yollarla intikam almak fikrinden, bir an olsun vazgeçmediler. Bunun içinde ilk denedikleri yol, onu incelemek ve tenkit etmek oldu. ( s. 95) Batının bütün İslami inceleme ve araştırmaları ile, bilimsel gerçeklikler arasında daima şu iki engel bulunmuştur: Avrupa siyaset adamlarının ve askeri erkanın dini taassubu. Mesela Birinci Dünya Savaşı bitip, orduları ile Kudüs'e girdiği zaman Lord Allenby, 'Haçlı savaşları işte şimdi sona erdi.' demiştir. Dini taassup pek çok batılı yazarın, İslamiyet üzerine yazdıkları yazılarda, tesirini hala göstermektedir. İstisna bir kitap olarak, Güstave le bBone'un, ' Arap medeniyeti' adlı kitabını görebiliriz. ( s. 96) Batılıların son iki yüzyılda uğraştıkları maddi ve ilmi gücün, tarihçi ve yazarlarının gurura kapılmalarına neden olması. Bunun sonucunda bütün medeniyetlerin esas itibariyle batıdan geldiğine, doğru düşünebilen akılcılığın ancak batıda olduğuna inandılar. Ayrıca İslami değerlere bağlı alimler hariç, Müslümanlar geçinen yarı aydınlar, oryantalistlerin tesiri altında kalmışlardır. ( s. 97) Bunun sonucu olarak, batı kültürünün tesiri altında kalan bu aydınlar, oryantalistlerin gözüyle İslam'ı ve Müslümanları değerlendirmeye başlamışlardır. Onlar zannetmişlerdir ki, oryantalistler, gerçek olandan başka söz söylemezler, onlar son derece hassas ilmi metotlara uygun hareket ederler. Bu Aydın kesim, gerek eski metinleri okuyup anlamadaki zorluğu göze alamamaları, gerekse bir an önce neticeye varmak arzularına sahip olmaları ve Bir de dini çevrelerde bilinenlere aykırı, yeni şeyler ortaya atma hevesi yüzünden, oryantalistlerin eserlerini kaynak kabul etmişlerdir.( s. 98 ) Zaman gelmiş, aşağılık duygusu, zayıflık, kompleksi ve oryantalistler karşısında kendi insanına güvenmeme zaafı, bütün benliklerini kaplanmıştır. Öyle ki, oryantalistleri gözlerinde büyütmüş, haklarında asla kötü şeyler düşünmedikleri gibi, Müslümanlara karşı dini taassupla hareket edeceğini de, hatırlarına getirmemişlerdir. ( s. 98 ) Son zamanlarda, İslam ülkelerindeki siyasi uyanış ile beraber oryantalistlerin araştırmalarının altında yatan dini ve emperyalist gerçekleri Müslümanlar görmeyi başlamışlardır. Bir gün gelecek, evlatlarımız ve torunlarımız, batılıların koyduğu tenkit ölçüleriyle, onların ilimlerini itikatlarını eleştirecekler ve bir de bakacaklar ki, bugün bize yakıştırdıkları çelişki ve karışıklıkların çok daha fazlası, kendilerinde mevcut! Kendi metotları ile kutsal saydıkları kitaplar ve atalarından kalan manevi değerler tenkit edilince, geriye mukaddes kitaplarından ve tarihi ilimlerinden sağlam ve sıhhatli ne kalacaktır? O zaman geldiğinde, batılı yazar ve siyasilerinin faziletin kırıntısını dahi taşımadıkları, üstelikte ahlaksız ve vicdansız oldukları ortaya çıkmayacak mı? ( s. 99) İnanıyorum ki, ilimlerimizin ve tarihimizin kaynaklarını öğrenmek üzere - ellerinde Müslümanların yazdıkları eserlerden başka kaynak olmadığını bile bile - batılılara başvurma devri artık geçmiştir. Oryantalistler, her ne kadar dinimizden şüphe etmemizi, alimlerimize şüpheli gözlerle bakmamızı isteseler de, dinimize sağlam bir şekilde inanmanın, alimlerimize güvenmenin zamanı gelip geçmektedir. Artık, ilmi hazinelerimizin üzerindeki tozları silkeleyip, sağduyu ve hür şahsiyet şuuruyla, manevi değerlerimizi, bütün ihtişamıyla gün ışığına çıkarmanın tam zamanıdır. Allah'ın, bütün insanlara gönderdiği din olan İslam'ın anlaşılması işi, bir millete has kılınamaz. Onu, isteyen istediği gibi anlar, ancak, alimleri insaf, hakikate saygı gibi sıfatları taşımak, tarafgirlikten, nefsani heva ve heveslerden uzak olmak şartıyla. ( s. 101 )

 

                      Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler