Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Oryantalizmin kısa tarihi

 

                                                          Oryantalizmin kısa tarihi

 

Önsöz

Oryantalizmin Avrupanın somut ihtiççalarının sonucudur. Oryantalizm ‘den Doğu önce Araplar ve İslam, sonra Osmanlı ve Türkler ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. 

Aslında Avrupanın ekonomiden dine , edebiyattan felsefeye kadar zihin dünyasının her alanında  Doğunu izleri bulabilmek mümkündür .

Oryantalistlerin sayısı kadar Doğu tanımı bulunmaktadır . Doğu ile girilen ilişki biçimine bağlı olarak Doğuya yaklaşımlardada  farklılık gözükmektedir . Batının bilinç altındaki değişmeyen çizgi Doğunun her zaman Batı için bir tehdit olduğudur, Doğuya hükmedilmedilmelidir . Oryantalizmin temeli çatışma üzerine kuruludur. Oryantalist çalışmalarda Batınınm kendi güç ve konumuna göre Doğu ile ilişkilerinde stratejik değişiklikler görülebilmektedir.

Oryantalizim nedir, oryantalist kimdir?

Oryantalist terimi 1973 yılındaParis te düzenlenen 29. Uluslar arası oryantalistler kongresinde  terk edilmiştir ( s. 1) Bunus iki sebebi vardır. 1 . si oryantalist araştırmalar uzmanlık alanlarına ayrılmıştır ( uazk doğu, çin, mısır , Türkiye gibi ….) 2.si oryantalistlerin bilgilerini emperyalist politiklalar için bir araç olarak kullanmaları , oryantalizmin ömürgeciliğin suç ortağı olmasıdır. ( s. 2)

Oryantalisim ve oryantalist

1683 de oryantalist terimi ile kast edilen ‘ doğu veya yunan kilisesinin bir üyesi ‘ ( A. J. Arberry, British Orientalists, s. 8 ) demek iken 1838 de ise bütünüyle doğunun incelenmesi anlamında kullanılmaktaydı. (G. Endress, an Introduction to Islam, s. 11 ) Oryantalizim kelimesi ayrıca Doğu dünyasının  resmini yapan batılı ressamlar için de kullanılır ( s. 5)

Oryantalizmin hem akademik hem emperyalist hem de  misyonerlik amacıyla bulunmaktadır ‘ Hristiyanlaştırmak istenilen kişilerin dillerini  bilmek zorunlu görülüyordu.’ ( s. 7-8)

Oryantalizim Doğu kültür mirasının korunmasına  katkı sağladığı bir gerçketir. Bugun doğunun birçok yazılı eseri batı müzelerini süslemektedir. Ama aslında bu durum  avcının avladığı geyiğin kafasını salondaki şöminenin üstüne asmasına benzemektedir. Sergilenen gerçekte avcının  başarısı avının üzerine kurduğu hakimiyetin göstergesidir. ( s. 9)Günümüzde oryantalizim sömürgecilik faaliyetlerinin iş birlikçisidir ve gelişmesinide aslında buna bağlıdır ( s. 10)

İlk çağlarda Doğu batı ayrımı

Batı , doğuyu icat ederek kendini tanımlar. Doğu durağan duygusaldır. Batı doğu adına konuşur ve onu temsil etmelidir. Batı Doğuya hep cinsellikle yaklaştı. Tablolarında Doğulu kadınları hep resmetti. Batı Doğulu kadının haklarını savunur gözüktü. Avrupa Doğuya  aydınlık ve özgürlük götürme görevini üstlenmiş olarak  kendini her zaman doğunun efendisi gördü. Aslında sömürgeci girişimleri normal göstermek için ihtiyaç duyulan bir açıklamaydı. (s. 13)  William allan’ın 1838 tarihli ‘ İstanbul da köle pazarı ‘  için kemal Tayfur şu yorumu yapar: Tablo aslında batılının    vicdanını rahatlatır çünkü tüm doğulular ve özellikle kadınlar bağımlılık altındaydılar onların batı egemenliği altındaki bağımlılıkları, köle pazarlarına sürülmelerinde daha vahşi olamazdı (hayali doğu , atlas , sayı 96 , s.61)

Medeniyete önce doğulular geçmiş, batılıların doğunun zenginliğine ve kültürel mirasına duyduğu ihtiyaç tarih boyunca sürmüştür. ( s. 15) Girit’te temelleri atılmaya başlanan Yunan medeniyeti dolayısı ile Avrupa medeniyeti, doğunun artı-ürününü hem ticaret hem yağma yolu ile tarih boyunca elde etmiştir. (s. 19) Yunanistan’ın önemi ve zenginliği Asya ile kurtduğu ilişkilerden kaynaklanmaktadır. (s. 21) Pers savaşları ile daha önce açıkça ifade edilmeyen doğu’dan ayrı olma bilinci, daha kesin olarak batı bilincinde yerleşmeye başlar. (s. 22) Yunanlılar uygarlığı temsil ederken, İran’lılar barbalığı temsil etmekte idiler ( Baykan Sezer, Doğu batı ilişkileri açısından batı tarımı, s. 121) Haçlı seferleri ile doğu denince İslam anlaşılmaya başlanmıştır. ( s. 24)

Orta Çağ’da aydınlanmaya Avrupa’da İslam imajı

Roma İmparatorluğu yüzlerce yıl barbar akınlarıyla boğuşmuştur. Ama onlara çok az toprak kaptırmıştır. Ayrıca zamanla barbarlar Romalılaşmakta idiler. ( s. 27) Ama İslami fetihler Avrupa’yı yıkıp geçmiyor, fethedilen ülkelerde ticari, ekonomik ve kültürel bir düzen kuruyor ya da var olan düzeni devam ettiriyordu. ( Baykan Sezer, Türkiye sosyolojisi, seminer notları I, s. 211)  Rokma İmparatorluğu zamanla toprak kaybetmeye başlar, Akdeniz artık bir iç deniz olma özelliğini kaybeden batı için. İspanya’nın fethi ile sınırlar artık daha da Avrupa içlerine doğru yayılmaya başlar. Müslüman Araplar İspanya ve İtalya’da yüzlerce yıl sürecek son derece parlak medeniyetler kurar, bilim ve medeniyette önemli keşifler yapar. Araplar bu topraklarda zengin, adil, ve huzurlu devletler kurar. Avrupa ise bu dönemde ortaçağ adlı dönemi yaşamakta ve  kilise baskısı altında inlemekte idi. (s. 28) Batıda zamanla kendi topraklarına adım atan, batıya geçen- akın eden her Müslüman’a Avrupalılar ‘Sarazen’  adını vermişlerdir. ( s. 29)  

Yuhanna ed-Dımeşki ( 675- 749)

Muaviye’nin sarayında yetişmiş ve babasından aldığı maliye bakanlığı görevini yürütmüştür. Ömer b. Abdülaziz döneminde görevden alınınca Laura de Saint-sabas manastırı papazı olmuş ve İslam aleyhine yazılar yazmıştır. Günümüzde de oryantalistlerin aynen tekrar etikleri görüşlerin temelini atan Dımeşki, Müslümanların eski bir Afrodit heykelinin başı olan hacerül esved’e taptığını, Hz. Peygamber’in Tevrat ve inc,il’den yararlanarak Kuran’ı yazdığını, aldığı vahyin aslında bir rüyadan farklı olmadığını, kölesi zeyd’in karısı Zeynep’i baştan çıkardığını, … ileri sürer. (s. 30 ) Aynı görüşleri daha sonra çoğu doğu kilisesine mensup insanlarda tekrarlar.

Avrupa devletleri İslam güçleri karşısında kaybettikleri ticaret imkanlarına tekrar kavuşabimek için güçlerini birleştirirler. İdeolojik çatıyı Hıristiyanlık oluşturur. (s. 31 )  Haçlı seferleri ile siyasi ve ekonomik bazı başarılar elde edilse de dini anlamda fazla bir başarı elde edilemez. Bu nedenle Hıristiyanlaştırma yöntemi değiştirilir: Roger Bacon’a göre “ Tebliğ – misyonerlik – Hıristiyanlığın genişleyebileceği yegane yöntem ve yoldu.” ( Opus Maius, s. 121) Askeri gücün yerini misyoner gücü geçirme taraftarı olarak Raymond Lull adı da önplana geçer. ( s. 49) Haçlı seferlerine tüccarlar büyük destek verirler. ( Rene Sedillot, Dünya ticaret tarihi, s. 175; Ömer L. Barkan, İktisat tarihi ders notları II)  Haçlı seferleri ile Hıristiyanlar ‘ En çok arzuladıkları şeylere kavuşuyorlardı. Sofular tanrı yolunda eziyete, paragözler yağmaya, tüccarlar yeni pazara, küçük subaylar yaldızlı rütbelere, kahramanlar savaşa, dünyayı tanımak isteyenler yolculuğa’ ( Emmanuel Berl, Atilla’dan Timur’a Avrupa ve Asya, s. 151) Haçlı seferleri sonunda daha çok ticari ilikileri denetleyecek noktalara devletler kurmuşlardır. (s.33) Aslında söz konusu olan bir menfaatler birliğidir. Her şeyin tam yoluna girdiği düşünüldüğü anlarda Haçlı seferinde Hıristiyanlarca işgal edilen İstanbul ( Haçlılar sadece Müslümanlara eziyet etmemiş, doğulu Hıristiyanlar ve Yahudileri de büyük ölçüde kıyıma uğratmışlardı: H. A. Nomiku, Haçlı Seferleri; Geoffoi de Villehardouin- Henri de Valenciennes, Konstantinopolis’te haçlılar)  bu defa Müslümanlar tarafından fethedilir. ( s.34) Haçlılar Müslümanların bilim, tıp, edebiyat, felsefede gösterdikleri gelişmişlik düzeyine hayran kaldılar. Beraberlerinde pek çok yazılı eser götürdüler. (  W. M. Watt,İslam’ın avrupa’ya tesiri; S. Hunke, Allah’ın güneşi Avrupa’nın üstünde)

12. YY.’ın ilk yarısında gözler İslam peygamberine yönelir. Yazılanların doğru yanlış olması önemli değildir. ‘Muhammed bir sihirbaz, sahtekar, sihir ile kilise’yi yıkan’ idi, Müslümanlar ise ‘ putperest, Araplar Muhammed’e tapan, heykelleri ise kıymetli taşlarla süslü’ di. İslam seks ve vahşilik dolu bir dindi. ( Normal Daniel, Islam and West, s.  109; Hişam Cuayyıt, Avrupa ve İslam, s. 24) Müslüman idaresindeki Hıristiyanlara eziyet edilmekte idi. ( s. 38) R. W. Southern’in dediği gibi:’ Bu yazarlar, zafer kazanmış hayalciliğin cehaletinde boğulmuştu’ ( Western Views of Islam in the Middle ages, s. 28) Thierry Hentsch’e göre bu iddialar gerçek dışı idi. Hatta batı Hıristiyanları, Yunanlı dindaşları hakkında “ Sarazenlr hakkında anlattıklarından çoğu zaman bin beter tablo “ çizmekte idiler. ( Hayali doğu, s. 56)

Hıristiyan Avrupa’nın hayal dünyasında oryantalizm, İslam dünyasına ilişkin bilinçli bir çarpıtma ortaya koymakta idi. ( s. 39) İslam Hıristiyanlıktan bir sapma, ‘ Bütün sapıklıkların en kötü ve tehlikelisi’ idi. ( s. 43)  “ Dini polemiklerin muhatabı hayali Müslümanlar idi. Onları da kağıt üzerinde kolaylıkla yok edebiliyorlardı.’ ( Gerhard Endrss, An Introduction to Islam, s. 7)

850’lerde Paul Alvarus, “Hıristiyanların Arap roman şiiri okumayı sevdiğini, Arap filozofları okuduğunu, kendi dillerini unuttuğundan “ ( K. W. Southern, Wester Views, s. 21) yakınırken, 1300’lü yıllarda papaz Ricoldo de Monte Croce, Hıristiyanların hızla Müslüman olduğunda  yakınmakta idi: “ ben kepaze oldum. Tanrı’nın sözü kepaze oldu…. Tanrı İsa ve Meryem Muhammed’e karşı Hıristiyanları desteklemiyor mu?” ( Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, s. 44)

‘Batılı aydınlar arasında yeni bir Müslüman imajı doğar. İslam dünyası, felsefesinin heybetli bir beşiği idi.’ ( Maxime Rodinson, Batıyı büyüten İslam, s. 25)

İslam inanç sistemini cürütmek için dil öğrenmek gerekliydi. 1321’de Viyana Konsülü ile dil okulları açılma kararı alınır. ( s. 49) John Wycliffe, İslam’ı ahlak ve ibadet düzleminde bir sapkınlık olarak görür. Batı kilisesinin de İslam’dan aşağı kalır yanı yoktu. Cuseli Nicholas ise, Kuran’da üç dairenin mevcut olduğunu iddia eder. İlki Nasturi Hıristiyanlığı, ikincisi İslam peygamberinin Yahudi danışmanlarınca sokulmuş Hıristiyan karşıtı fikirler ve son olarak peygamberin vefatından sonra Yahudi musahhihler tarafında sokulmuş kötülükler. ( s. 52) Martin Luther’e göre ise Türkler ve Müslümanlar tanrının gazabı idiler ancak Papa daha da kötü idi: O bir deccaldi. O, Türkleri ve Müslümanları insan saymaz,  ( s. 56) ‘Türk, şeytanın hizmetçisi, son ve tehlikeli öfkesidir.’ İddiasında bulunur. ( Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, s.72 ) Luther’e göre Türkler Hıristiyanların bedenini, Papa ise ruhlarını gasp etmiştir. ( s. 57)

Siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi, doğuyu gezen seyyahların ve misyonerlerin sayısındaki artış ve Avrupa’da Hıristiyanlığın ideolojik birliğinin ve hakimiyetinin sarsılışı; 16. yüzyılda, Müslüman doğu hakkında daha objektif bilgilerin derlenmesine imkan tanıdı. ( s. 58) 17. yüzyılda doğu hakkında yayımlanan seyahat notlarının sayısı 200’den fazla idi. ( s. 63) İlk Arapça kürsüsü 1539’da Paris’te Guillaume Postel için kurulur. Postel İslam’a iki nedenle olumlu bakar: putperestliğe karşı zafer kazandığı ( Thierry Hentsch,  Hayali doğu, s. 101)  ve oluşturduğu tehdit nedeni ile Hıristiyanlığı kendisini toparlamaya zorladığı (Gerhard Endrss, An Introduction to Islam, s. 8)  için. Jean Thevenot, ‘ Türk padişahı keyfi iktidarının, herkesin canını malını her türlü şiddete karşı güvence altına aldığı avrupa’nın şu mutlu ülkeleriyle her bakımdan ne kadar büyük tezat oluşturduğunu’ yazabilmektedir. (Thierry Hentsch,  Hayali doğu, s. 124 )

Aydınlanma çağının doğusu

1683’te II. Viyana seferi başarısızlıkla sonuçlanır. Fransa’da aynı yıllarda aydınlanma harekerti başlar. B. de M. d’Herbelot’nun öncülüğünde İslam Ansiklopedisinin ilk taslağı hazırlanır. Amaç Müslümanların güçlü veya zayıf yanlarını öğrenebilmektir. ( s. 70) Antoine Galland, 1001 Gece masallarını yayımlar. “ Artık deccalin at koşturduğu alem, egzotik bir medeniyet vatanıdır.” ( Maxime Rodinson, Batıyı büyüten İslam, s. 50)

16. yüzyıl avrupası, yeryüzünün fiziki keşfi ve kendi kimliğinin olumlanması ve yüceltilmesi ile çok fazla meşguldü. Aydınlanma çağı ‘ ilahi müeyyidesi olmayan bir siyasi sistem, dogmasız bir ahlak’ kurmak peşinde ilerici ve laik bir ideoloji kuruyordu. Avrupa artık bilime inanmaktadır. (s. 71)

Doğu batı tarafından çoğu kez egzotik bir malzeme olarak ta kullanılmıştır. 18. Yüzyılda Kutsal metinler içinde Kitabı Mukaddes te eleştirilmiş ise de genel olarak emperyalizm, İslam’a karşı bir dayanak olarak Hıristiyanlığı ve daha sonra da seküler hümanizmi daima kullanmaya devam etmiştir. (s. 73)

Richard Simon, İslam’ın savunuculuğunu üstlenen biri olarak ün salmıştır. Ama o bile son tahlilde Müslümanlığın iyi yanlarını Hıristiyanlık ve Yahudiliğe borçlu olduğunu ileri sürer. M Rodinson tarafından “ İslam peygamberini yücelten” bir kitap olarak tarif edilen Henri Boulainvilliers’in Vie de Mahomed adlı eserde İslam’dan ‘tarihsel bir felaket’ olarak bahsetmektedir. (s. 79) 

Pierre bayle, Osmanlı devletinin her türlü dini düşünceye gösterdiği hoşgörüyü Hıristiyanlara örnek olarak gösterir: Osmanlı zamanında İspanya Yahudilerini kabul etmiş, daha sonra Macaristan ve Transilvanya Kalvinistlerini, Silezya Protestanlarını, Rusya’nın eski dinine bağlı kazaklarını, kısaca Katolik veya Ortodoks baskısından kaçanların sığınağı haline gelmiş bir devlet olmuş idi. (s. 74)  

Rodinson ise, “Medeniyetin kaynağı Yunanlılardı ve Avrupa’ya da Araplar tarafından getirilmişti.” ( Maxime Rodinson, Batıyı büyüleyen İslam, s. 53)  derken, Hegel’de bilimin özellikle felsefenin batıya Araplardan geldiğini kabul eder. ( Hegel, The Philosophy of history)

Oryantalistlerin çoğu sömürüye aracı olmakta ve islam’ı karalamaya çalışmakta idiler. Gottfried Wilhelm Leibniz, Fransa’nın Mısır’ı işgal konusunda ikna etmeye ve önayak olmaya çalışıyorlardı. Leibniz Osmanlı için, “ Bu ülke adeta karanlıklar ve barbarlıklar ülkesi “(Leibniz, Projet d’expedition d’Egypte presente a Louis XIV ou Consilium Aegyptiacum’dan aktaran T. Hentsch, Hayali doğu, s. 130) derken Türkler için ise, “Dünyanın en aptal insanları” ( Thierry Hentsch, Hayali Doğu, s. 131) demekte idi. Batının hayal dünyasında doğu imajı; gittikçe, gidip almaları için kendilerini bekleyen edilgen bir nesneye dönüşmektedir. Avrupa kendini dünyanın merkezinde görmekte, sadece merkesi değil tarihi de kendini merkeze alarak bir düzene sokmaktadır. (s. 76) George Sale ise Hz Muhammed’in doğrudan doğruya tanrı tarafından gönderilmiş değil, ama onun insani yetenek ve ilgilerinin tanrı tarafından, gerçek din olan Hıristiyan kilisesini uyarmak amacıyla kullanıldığını, yoksa Muhammed’in coşkusu ve etkileyiciliğinin, nezaket ve kibarlığının başka bir açıklamasının imkansız olduğunu açıklamakta idi (s. 77) Simon Ockey , Muhammed vahiy almamıştır, O ahlaksal bir reform yapmıştır ( Hişam Cuayyıt, Avrupa ve İslam, s. 27) ve bu sayede Araplar pek çok erdemli davranışı yeniden canlandırmıştır. (s. 77) iddiasındadır. Montesquieu, 18. Yüzyılda “Doğu despotizmi” fikrinin yayılmasına en büyük katkıyı sağlarken aslında doğuya bir kez bile ayak basmadığı (s. 81) gerçeği ihmal edilmekte, gizlenmekte idi. Doğuya seyehat yapmış olan Abraham Hyacinthe Anquetil-Duperron Legislation orientale adlı eserinde doğuda despotizm kavramının tanıtıldığı gibi olmadığını, bireylerin serbestçe mülk sahibi olduğunu, hükümdarlarında uyması gereken kurallar olduğunu, doğu konusundaki yanlış anlayışın istisnalar, suistimaller ve ihlallerin abartılması, çarpıtılmasından kaynaklandığını söylemekte, doğu despotizmi kavramı ile avrupanın doğuyu sömürme faaliyetlerini meşrulaştırdığını vurgulamaktadır. (s. 83) Oryantalist ressamlar Avrupa şehirlerinde platolar oluşturmuş, hayallerindeki doğu imajını buralarda resme dökmüş, harem veya köle pazarında diye resmettikleri kadınlar ise Avrupalı model veya kuzey Afrikalı Yahudi kadınlardan oluşturmuşlardı. ( Roger Benjamin, The Oriental Mirage, Orientalism, s. 7-31 )

19. Yüzyılda doğu araştırmaları

19. yüzyıl 1789 ile başlatılmalı ve 1914 ile son bulmalıdır. Bu yüzyıl Avrupa nın geri kalan ülkelerde egemenlik kurduğu bir yüzyıldır. Fransız ihtilali İngiliz sömürgeleşmesinin ilerleyip Fransa’yı geri bırakması üzerine Fransız Aristokrasisine karşı meydana gelmiş bir olaydır. (s. 85) Zaten10 yıl geçmeden Napolyon, ilk icraat olarak Mısır’ı işgal etmiştir.

Zaten Avrupa endüstri devriminin temelini Avrupa dışı toprakların sömürülmesi ile gerçekleştirmiştir. (s. 86) Bu dönemde batı üstünlüğünü doğuya da kabul ettirmiş, Avrupa tarihi dünya tarihi olarak evrenselleştirilmiştir. (s. 87) Artık batının yeni bir misyonu vardır, doğu halkını despot idarecilerinden kurtarmak ve yerine “ Aydınlanmış ve aydınlanma misyonu ile dolu, uygar, bilim ve teknoloji ile donanmış” Avrupalı yeni bir despota sahip kılmak. (s. 88)

Fransız ihtilali ve Napolyon

Fransa’nın asıl hedefi Hindistan idi. Bu hedefe ulaşmak için stratejik öneme sahip mısır kısa vadeli hedef seçilmişti. Mısır sömürge kavgasının savaş alanı idi. (s. 89) Napolyon bu savaşta çok farklı yöntemler kullanmıştır. Amacının Mısır’ı memlüklerin zülmünden ve  Hindistan’ı da İngilizlerin elinden kurtarmak olduğunu ilan etmiş, halifenin dostu olduğunu belirtmiş, bildirisine de besmele ile başlamıştır. Bildiride Fransa’nın gerçek bir Müslüman ülke sayılabileceği iddiası bile ileri sürülmüştür. (s. 90) Volney, “ Napolyon halkın eğitimi için askeri okullar açar, tek sözcük ile o bir ulus yaratır; Arapları Osmanlı barbarlarının boyunduruğundan kurtarır, cahiller ve kafirler atarfından bozulan peygamberin şeriatını saflığa kavuşturur,  O takdiri ilahinin mucizevi bir aracısıdır” ( Volney, Courrier de l’Egypte, no:33, 1798;  Thierry Hentsch, Hayalı Doğu, s. 161) der. (s. 91) Constantin-François de Chassebof Volney, Mısır’ın işgalini, Mısır’ın kurtarılması olarak ilan eder. (Hentsch, Hayalı Doğu, s. 163) Volney yaptığı doğu seyehatlari ile Fransız ordusunu bekleyen tehlike, sıkıntı ve ihtiyaçları belirler. Ona göre İslam, Mısır toplumunun gerilemesinin önünde bir engel, Kuran birbirine zıt ve gülünç – tehlikeli yargılar dizisidir. (s. 93) Tabiiki tüm bunlar birer çarpıtmadır ve amaç sömürüyü meşrulaştırmaktır. ( Hişam Cuayyıt, Avrupa ve İslam, s. 127-133)

Romantizmin doğuşu

Avrupa’nın endüstriyel ve siyasal devrimlerinin yarattığı kargaşa dolu geçiş sürecinden rahatsız olan insanlara doğu dünyası huzur verici bir mekan olarak gözüküştür. (s. 95) Victor Huog, Les Orientales adlı eseri ile doğuyu barbarca bir vahşet cümbüşü, haremler, kesilen kelleler, çuval içinde denize atılan kadınlar, beyaz minareler, harem ağaları… şeklinde tavir eder. Bu imaj öylesine yerleşir ki batılı insanın kafasına; doğuya gittiklerinde bu imajı ararlar, bu imaja uymayan ne varsa görmezden gelirler. ( s. 98)

Oryantalizmin kurumsallaşması

Syvestre de Sacy, Frabnsa Cezayir’i işgal edince Cezayirlilere hitaben yazılan bildiriyi Arapçaya tercüme eden kişi idi.. Dışişleri bakanına da Harp bakanına danışmanlık yapar. ( s. 101) Sömürgecilik faaliyetlerinin yoğunlaştığı 18. Yüzyılda tanışılan bu yeni toplumlarla ilişkilerin asnıl yürütüleceği meselesi ortaya çıkar. Sömürünün sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Oryantalist çalışmalar işte bu aşamada hızlı bir ilerleme gösterir. ( s. 105)

 

19. yüzyılın ortalarından sonra, Avrupa’nın doğu hakkındaki görüşünü belirleyen olay emperyalizmdir. ( s. 110)  Artık mümkün olan tek evrensellik vardır. Avrupa modelini bütünü ile benimsemek. Bu zorunludur! Ama ‘bu zorunluluk Avrupa dışı topluluklar için mümkün de değildir, çünkü onları avrupadan ayıran çok belirgin bazı özellikler vardır.’ Bu nedenle şimdilik yozlaşmış egzotik kültürü ile avrupanın siyasi hakimiyeti altında kalması yeterlidir. ( s. 111) Ernest Renan Arapların bilime katkılarını küçümser. ( s. 112)

Gerard Labrunie Nerval, kendisi üstün görme veya sömürgeciliğin gerçek yüzünü gösteren ifadeleri dikkat çekicidir: “ Kah küstah, kah  kul köle, daima bir parlayıp bir sönen duygularının esiri olan bu insanların üzerinde etki uyandırma arzusuna kendimi fazla kaptırdım; despotizmin doğuda nasıl  da normal bir yönetim olduğunu anlamak için bu insanları tanımak lazım.” ( Nerval, Voyage en Orient’den naklen, T. Hentsch, Hayali Doğu, s. 177 ) M de Chabrol, Mısırlılar hakkında, “Onlara en doğru fikirleri ve Avrupa uygarlığının aydınlığını götürebilmiş olsaydık, bu adamlardan umutlu olmaya hakkımız olmaz mıydı?” ( s. 118) Hippolyte de Villeneuve, “ Doğu, batı sana sahip olmak istiyor, sana serbestçe saygılarımızı sunabilmek istiyoruz. Biz modern haçlı seferlerimizi sana bütün büyük adamlarımızı tanıtarak gerçekleştirmek istiyoruz.” ( T. Hentsch, Hayalı Doğu, s. 177) Lamartine doğuya sömürgeciliğin öldüren sevgisini getirmiştir. Doğu batının baist bir eklentisi olarak görür. ( s. 119)

Yüzyılın dönüm noktasında oryantalist çalışmalar

II. dünya savaşından sonra İslam dünyasında uyanma başlar. İslam’ın, özellikle batının sömürüsüne karşı çıkabilecek tek ideolojiyi temsil ettiği düşünülmektedir. (T. Hentsch, Hayalı Doğu, s. 206) Batı işgal ettikleri yerleri idare etmek, işgal edilen yerlerin halklarına, kültürlerine, zenginliklerine ilişkin yeni bilgiler gerektiriyordu. Eski oryantalist kalıplarla bu toplumlara yaklaşmak, anlamak mümkün olmaktan çıkmıştı. ( s. 123) Neticede oryantalist değişimler, batının doğuya ilişkin kökleri yüzyıllar öncesine giden önyargılarının, doğu üzerinde egemenlik kurma arzularının yeni siyasi, sosyal, iktisadi ve askeri alanlarda meydana gelen değişikliklere uygun olarak gözden geçirilmesinden başka bir şey değildir. ( s. 124)

Ignaz Goldziher: Yaşayan bir cemaat olarak İslamiyet

Almaya’da öğrendiği eleştiri yöntemini, İslam’ın temel kaynaklarından biri olan hadis’e uyguladı. İslam’a bir reform gereklidir. Goldziher İslam’da “Mekke’nin Yahudileşmiş dini adetleri”ni görür.

C. Snouck Hurgronje

Hollanda sömürge idaresinin danışmanı olarak görev yaptı. ( s. 126)

Oswald Spengler ve batının çöküşü

Batının kendine gelmesini, kurtarıcı bir silkinmeyi ümit ediyordu. İnsanlık için evrenseli gerçekleştirebilecek tek kültürü yine batı temsil etmekteydi. ( s. 127)

Arnold Toynbee

Batılı olmayan bazı kültürler hala çok canlıdır. Batı sadece kendi kültür biçimini yayabilmiştir, uygarlığını değil. ( s. 128)

İkinci dünya savaşı sonrasında oryantalizm

Birinci dünya savaşından sonra Avrupa medeniyetinin kendine olan güveni, aynı çizgide sonsuz bir gelişme olacağına dair inancını sarsmıştır. ( Maxime Rodinson, Batıyı büyüleyen İslam, s. 75) İngiltere’de, Fransa’da ve ABD’de sömürge sisteminin problemleri tartışılmakta, meselenin çözümüne ilişkin öneriler getirilmekteydi. ( Paul Kennedy, Büyük güçlerin yükseliş ve çöküşleri, s. 337) Almanya kısa zamanda ekonomik olarak büyüyerek diğer güçlere denk hale gelir. II. Dünya savaşında 50 milyon insan ölür. ABD savaşta yıkılmayan tek sanayi ülkesiydi. ( s. 133) Komünizm tehlikesine karşı ABD, Avrupa’yı Marshall Planı ile kontrol altına alır. ( s. 140) Bu dönemde sömürgeci ülkeler sömürgelerine bir dizi taviz vererek oralarda tutunabilirler. ( s. 135) ABD’nin – Kızılderili katliamları, kölelik uygulamaları hariç - daha önce Asya ve Afrika’da sömürge sahibi olmamasını bir avantaj olarak kullandı. Bu dönemde pek çok sömürgeye bağımsızlık “ verilmiştir.” Bu bağımsızlıklar ‘emperyalizmin onayladığı’ biçimsel türden bağımsızlıklardır. ( E. Said, Kültür ve emperyalizm, s. 21) Batılılaşmış seçkinler arasında çıkan milliyetçi önderler kendilerini yönetme hakkı talep ediyorlardı. ( s. 137) Ama tam anlamı ile bir tasfiye söz konusu değildi.ABD, Fransa, İngiltere bazı adaları hala himaye altında tutmaya devam ediyorlardı.. Artık “gözle görülmez” muazzam bir yeni-sömürge imparatorluğu kurulmakta idi. ( V. Vahruşen, Yeni sömürgecilik, s. 11) Bu sayede batılılar devasa  ‘sömürge bürokrasisi’ yükünden kurtulmakta idiler. Ayrıca batı dışı halkların tepkileri, artık, ‘sömürgeci batıya ’ değil, öncelikle toplumların idaresini ellerinde bulunduran batıcı seçkinlere yönelmekte idi. Bu toplumlara verilen üçüncü dünya ismi de beyaz adamın üstünlüğünü hala devam ettiğinin göstergesi idi. Yeryüzündeki teknolojinin kaynağı sınırlı ülkelerin elinde tutulmak ( Oral Sander, 20 YY tarihinin temel özellikleri, s. 32) isteniyordu. ( s. 138-139) BM, IMF, Dünya bankası kuruldu. Buna karşı Rusya, Kominform, Varşova Paktı kurulur. Soğuk savaş 1947’den 1962’ye dek görünüşte devam eder. Sömürü ortaklaştırıldı. Çok uluslu şirketler, faaliyet gösterdikleri ülkelerin iç siyaseti etkiler. ( s. 140, 142)  11 Eylül’den sonra ABD başkanı Bush, haçlı seferini başlatır. İtalyan başbakanı Berlusconi, ‘İslam’ın ilerlemeye engel olduğunu ‘ söylerken kökleri eskiye dayanan oryantalizmin devam ettiğini gösterir. ( s. 143)

Sömürge ülkelerindeki yerli araştırmacı, uzun zaman batılı araştırmacılar için bilgi taşıyıcı olmaktan öte bir role sahip olmamışlardır. Sömürge devletleri kendi istedikleri türden sonuçlar doğuracak bilgi üretim mekanizmasını yerli toplumlara kabul ettirtmişlerdir. ( s. 144) Doğulu toplumların tarihine, ‘ bu toplumlar acaba hangi yol izlenerek modernleştirilebilir’ sorusu bağlamında ilgi duyulmuştur. ( s. 145)

 

Arap dostu olarak tanınan ve “ yabancılara o içten kucak açış; yaşama karşı o tevekkül, tanrıya duyulan o vecd, hakim ve gizli, her yerde hazır ve nazır bir tanrının varlığına olan o sessiz, maddi olmayan ve huzurlu güven duygusu, Hz Muhammed’in sahip çıkacağı tek ve paha biçilemez miras.” ( L. Massignon, Situation de l’Islam, I/11) diye yazıları da olan Louis Massignon, Fransa’nın Filistin ve Suriye yüksek komiser yardımcı olarak çalışır. Araplarla kurduğu ilişkini, kendisine Hıristiyan kökleriyle yeniden buluşma imkanı sağladığına inanır. O, kendi ırkına ve misyonuna bağlı kalır. Fransa’nın doğunun tartışılma öğretmeni olduğuna inanır. ( s. 149) Bir öğrencisinin ona yazdığı mektup ilginçtir: “Sizi sevdiğim için kendimi bağışlamayacağım. Hıristiyan bir fransızla Müslüman bir Arap arasında bir uzlaşma ve anlaşma olabileceğine inandırarak yıllarca silahsız bıraktınız beni.” ( L. Massignon, L’Occident devant I’Orient, I/209)  Louis Massignon, “sonuna dek tutmak istemediği sözlerin bir güvencesi” olarak Fransız hükümeti tarafından kullanılan bir figür olmuştur. Jacques Berque ise Louis Massignon’un diyalog girişimini dini değil dünyevi alanda gerçekleştirmeyi amaçlar. İslam modernleşmelidir. Doğu batının dinlenme mekanıdır. Bu açıkça bir dialogtan çok monologtur. ( s. 150-152)

Anglo-sakson dünyada oryantalist çalışmaların yeni dönemdeki gelişimi

Oryantalizme yüklenen sorumluluk; Batı-dışı toplumların geleceklerinin, sömürgeci devletlerin tasarladıkları şekilde gerçekleşmesi için yeniden tasarlamaktır. ( s. 153) Bu nedenle bir çok batılı ülke gibi ABD’de yeni egemenlik alanlarına ilişkin bilgi ihtiyacını karşılamak üzere peşpeşe araştırma kuruluşları kurar. ( s. 154)

Hamilton Alexander Roskeen Gibb, batılı araştırmacıların gerek araştırdıkları alanların dilleri ve gerekse bölgelerin kültürel, sosyal ve tarihi arka planlar konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını söyler. (Enver Abdülmelik, Krizdeki oryantalizm, s. 30-31)  Gibb, günümüz Müslümanlığı anlayabilmek için klasik İslam’ı iyi bilmek gerektiğini söyler sonra da İslam’ın ilk dönem başarıları, Arap kabilelerinin elde etmeyi bekledikleri maddi ve dünyevi çıkarlara bağlar ve klasik oryantalist söylemi tekrarlar; İslam’da orjinalite bir şey bulmak mümkün değildir. Gustave  Edmund von Grunebaum Kuran’daki fikirlerin peygamberin kendi fikirlerini olduğunu ileri sürer. ( s. 156)   Yaşayan oryantalistlerin en meşhurlarından Bernald Lewis ise klasik İslam’a düşmanca bakış açısı ile  oryantalist görüşleri genel olarak ileri sürer. Tüm bunlara bakınca şu sonuç ortaya çıkar: Oryantalistlerin çalışmalarına emperyalist devletlerin verdiği ekonomik destek göz önüne alınınca,  başından itibaren akademi ile ulusal güvenlik çıkarları arasında çok güçlü bir bağ kurulduğu ortaya çıkar. ( s. 158) 

SSCB’de Oryantalist çalışmalar

Eski oryantalist geleneği gözden gözden geçirerek Marxist ideolojiye ve doğunun yeni politik oluşumuna uygun hale getirmeye çalışırlar.  ( s. 159) Sovyet oryantalist çalışmaları Sovyetler birliğinin dış politikadaki tercihlerine bağımlılık arz eder ve sonuçta Sovyet oryantaliszmi de doğu halklarını kendi ideolojilerini dayattıkları birer nesne gibi görürler. ( s. 160)

Oryantalizm Eleştirileri

Edward Said ve Oryantalizm

İlk baskısını 1978’de yapan Oryantaklizm adlı eseri ile Said, oryantalist çalışmalarla Fransa, İngiltere ve ABD’nin Orta Doğu’daki emperyalist çıkarları arasındaki bağlantıya işaret eder. Oryantalizm, doğuya hakim olmak , onu yeniden kurmak ve yönetmek için batının bulduğu bir yoldur. ( Said, Oryantalizm, s. 15-16 ) Doğu hakkında her konuşulduğunda aslında bir ‘ menfaatler örgüsü’nden bahsedilmektedir. ( s. 166) Doğu, ‘Batı’da ve batı için ’ ifade ettiği ile önem kazanmaktadır. ( s. 167) Oryantalizmi bir muhakeme üslubu ve siyaset ve emperyalist menfaatler ilişkisi olarak görür. ( s. 170) Masum olan bir doğu fikri yoktur batının. 19. yüzyıldan sonra yeni bir oryantalist tipi ortaya çıktığını söyler Said, ‘ imparatorluk ajanı oryantalistler.’ ( s. 171)

Marxizmde sonuçta batı kültür dünyasının bir ürünüdür. Doğuyu etkilemesi, batının doğuyu işgali, batılı kültürü doğuya getirmesi ile başlar. Marx’ın ‘ insanoğlunun yazgısını gerçekleştirmek’ gibi ifadeleri de ( s. 176) aslında batılı üstünlük ve yönlendirme mantığını kendisini de taşıdığını göstermektedir.  

Edward Said ve Oryantalizm

Said eseri ile İslam’ı veya Doğu’yu savunmak gibi bir hedefi olmadığını, ( E. Said Doğu, Doğu değildir: Oryantalizm çağının yaklaşan sonu, Varlık, Şubat 1996, sayı: 1061, s. 42) aslında doğu kavramının batılının zihninde üretildiğini ileri sürer. ( s. 180) O, eseri ile oryantalizmin tarafsız olmadığını, eleştirici, yanlı (critical ) olduğunuve Doğu-batı ayırımının son bulması için bir tavır (E. Said Doğu, Doğu değildir, s. 43 ) için yazıldığını ifade eder. İki dünya arasında bir uzlaşmayı savunur. Yalnız burada Said bir hataya düşer ve doğuyu kendi kimlikleriyle tanımlamadan uzaklaştırır. Çünkü doğu batı farklı değildir, der. ( s. 181) Bu zaten kendi kimliğinde de ortaya çıkar; Said bir Hıristiyan’dır ama Filistinlidir, Araptır ve neticede Doğuludur. Said eleştirilerine karşı alternatif bir model önermemiş ( s. 183) hatta bir bakıma oksidentalizmin de önünün tıkamıştır. Said oryantalizmin temel dogmalarına eleştiriler getirir ama bunu Doğu adına yapmaz.