Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 "Rabbimiz,Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme.Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin" (Al-i İmran:8) 

                                               Başkasını  düzeltecekken  kendim bozuldum
     20 yaşında ticaret lisesi mezunuyum ve bir  şirkette  muhasebecilik yapıyorum.İşyerine  30 yaşında  evli bir bayan geldi.Herkesle samimi ve yüz göz oldu.Bense önceleri mesafeli  davrandım.Sonraları   bu  hanım  bana bazı sorular sormaya  başladı.Bende cevapladım.Bir süre sonra yakınlaşma  oldu. Sohbetler giderek Samimileşti.Manevi dünyam değişti.Kitap  okuyamaz, ibadetlerimi  aksatır  oldum.Şimdi onun başka insanlarla  aşırı  samimiyeti sinirlerimi  bozuyor.İşten  ayrılamadım.Bozulan ayarımı  nasıl  düzeltebilirim? Sevgili  aslan’ım…Yanlış  yapmışsın  ormanların  kralı…Bir kere evli  bir  hanım.Durulacak noktayı  bilmen  gerekir.Başkalarıyla yüz göz olması  hangi  ölçüler ve çerçeve İçinde  olursa olsun  sana  yakışmazdı , seni bozardı. 
 
     Ayrıca sen kaçtıkça üzerine gelecekti.Dini yoldan gelmesi en kolaydı.Sende şeytanın Sağdan  vurmasını fark etmemiş irşat, tebliğ adına  tuzağa   düşmüşsün.Hani ne  oldu Şimdi. Dini öğreti bitti  mi?Başka  bilgi  istemiyor  mu?Tüm kitapları ezberledi bütün Tefsir,  siyer, hadis, fıkıh ilmini yuttu mu? Yoksa amacı  sana iskele ve köprü kurmaktı.Da bunu  gerçekleştirdiği  için  seni değerlerini  mi kullandı. ?Evet neresinden baksan yanlış.Başta  senin açından iyi niyetle başlamış görünüyor; ama hiç olmadı.Sonuca bakarak bunun Yanlış olduğunu anlaman gerekirdi.Ateşi köz olarak  eline al ve  dayanabildiğin kadar elinde tut.Dayanamıyorsan  at.Seni  yaksa da  doğrusu  bu zira…Ve iş bittikten sonra  şöyle de: “Evet  çok zor oldu bu iş ama, bir de ya o gerçekten benim hayat  arkadaşım olsaydı!”Bence Allah’a  Şükret…Hatta kurban kes fakir fukaraya  dağıt.Sen  böyle yolda kalanlardan olamazsın.Aslan kardeşim.Haydi  gayret.Kal sağlıcakla.(  Zaman gazetesi ekinden )

                 Şeytan hiç bir günahı " Günah " diye ,o adla yaptırmaz, mutlaka bir mazeret buldurur!

                                                           28 Şubat mazoşistleri
      Ekranda gördüğüm bir yeniyetme, bir bayan yazarı karşısına almış. Kitabının serüvenini anlatan bayan yazar “O arada 28 Şubat oldu” gibi bir şey söyledi. Yeniyetme “Çok şükür” demez mi? Aldı beni bir merak. “Bu kendini kirleten zorbaya âşık olan aptal kız sendromuna tutulan da kim?” dedim. İslamcı (! ) imiş. Hay eksik olsun. Bu türünü de gördük.Zırva tevil götürmez. Tevillerin tumturaklı olması ve bu alanda yapılacak laf cambazlıkları kiri özemekten başka bir işe yaramaz.28 Şubat’ın cavcavlı günleriydi. Hafta geçmiyor ki bir mezar ev daha ortaya çıkarılmasın, bir İslami vakıf daha basılmasın, bir kaset daha piyasaya sürülmesin. Petrol ve vergi kaçıran patronun tüm gazeteleri ve orada besledikleri, Müslümanların üzerine sonsuz bir şehvetle saldırıyorlar. Kartelin amiral gemisi “Topyekûn Savaş” manşeti atacak kadar kendinden geçmiş.Memleketi işgale yeltenen illegal bir oluşum, kazıklı voyvoda rolüne soyunmuş. İçişleri bakanına bile “Gelirsem o kadını yağlı kazığa oturturum” gibi hangi terbiyenin ürünü olduğu malum laflar edebiliyor. Bir başka omzu kalabalık bir Müslüman ülkenin yöneticisine basın toplantısında küfrediyor. Hatta hızını yenemeyip memleketin başbakanına “Başbakan olmazsa ne olursa olsun” türünden laflarla efeleniyor.BÇG adlı illegal oluşum, “Allah” diyeni fişliyor. Zamanın kudretli generali önüne konulan listeler hakkında yalan yanlış suç duyurularında bulunuyor. Memleket ömrü hayatında “Andıç” diye bir belge türüne kavuşuyor ve gazeteciler andıçlanıyor. Bu andıç sonunda petrol ve vergi kaçıran patronun Başyazarı “Alçakları Tanıyalım” başlıklı yazılar yazıyor.Bu tür “Psikolojik Harp” taktikleri sonucunda İnsan Hakları Örgütü lideri güpegündüz infaz ediliyor. Gazeteciler işlerinden oluyor.
      Her Ramazan’ımız zehir ediliyor. Kalkancı-Fadime hikâyelerinin tekmili birden sahneleniyor. Sonradan öğreniyoruz ki, “Sisi” lakaplı Travestiler Kraliçesi’nin başrolünü oynadığı bir tezgâh kurulmuş, İslam’ı ve dindar insanları karalama ihalesini üstlenmiş. Tam bu sıralarda “Şeriat mı-Laiklik mi?” adlı bir küfürname çıkıyor orta yere. Bu küfürname baştan sona Allah’a, İslam’a, Kur’an’a hakaret ve küfürlerle dolu. Bu kitapçığın üzerinde ülkenin güvenliğinin kendisine emanet edildiği kurumun adı yazıyor. Bir hafta sonra zoraki ve yarım ağız bir yalanlama geliyor, ama herkes birilerinin içindeki kini öğrenmiş oluyor.İslami cemaatler ve onlara bağlı müesseseler topun ağzına konuluyor. Malum medyanın ne kadar barutu varsa hepsini bu uğurda seferber ediyor. O kadar ki, maruf ve meşhur bir cemaat liderine televizyonda mahut 28 Şubat kararları için “İçtihattır, isabet etmedilerse bile bir sevap alırlar” dedirtiliyor.İşte tam o sırada Malatyalı olduğunu iyi hatırladığım birileri ziyarete geldi. Çenesi laf yapan muhatabım sürekli “Kur’an”dan söz ediyor. Söz 28 Şubat kararlarına gelince, hayatımın sürprizini işte o anda yaşıyorum. 28 Şubat’ın adı en çok dile düşen generalini anarak “O gerçek bir İslam dostudur” diyor, “Tarikatların ve cemaatlerin hakkından gelecek, İslam’a en büyük hizmeti o yapacak” diyor. Ve daha başka şeyler de diyor.Fakat gerisini duymuyorum. Çünkü Muhammed Ali’nin ünlü kroşelerinden birini yemiş gibi sersemliyorum. Rengim atıyor, çenem düşüyor ve bir anda kendimi “hayret makamının” dibinde buluyorum.Ya, böyle! Gerekçeleri ve mensubiyetleri farklı olabilir. Fakat girişte anlattığım yeniyetme ile bu son anlattığım eski yetme İslamcı (!) aynı gözede buluşuyorlar. “Allah akıl fikir versin” demekten başka elden ne gelir?Evet, 28 Şubat Müslümanlar için bir fitne eleği olmuştur. Bu fitneden çok az insan yara almadan çıkmıştır. Günün iktidarını oluşturanlar, izini asla tamamen silemeyecekleri bir yara almışlardır. 80’lerde Müslüman gençliğe rehberlik etme iddiasındaki bazıları itirafçılığa soyunacak kadar düşmüşlerdir. Bazıları içinden çıktıkları camiaya ihanet etmiştir. Bazıları tezgâhlarını kapatıp sıvışmış, daha başka bazıları ise “dünyevileşme” limanına dümen kırmıştır.Kamp değiştirenleri mi ararsın, tezgâhında “İslami Hareket” satarken birden onu bırakıp “Türklük” satmaya başlayanları mı ararsın, günün anlam ve önemine uygun bir imaj edinmek maksadıyla sakalını bıyığını kestirmek için sıraya gireni mi ararsın, fırsat bu fırsat deyip eski hesapları ve kirli çamaşırları karıştıran “tezek böceği” tiplileri mi ararsın…Daha ileri gidenler oldu. İşyerinin duvarlarındaki hat levhalarını “çağdaş” portrelerle takas etmeler, ilk iş olarak girişe frapan giyimli bir sekreter oturtanlar, işyerinin imajını değiştirmek için adını bile değiştirenler, dahası başörtülü eşini boşayıp 28 Şubat’ın model olarak sunduğu açık bir eş edinenler…Allah, bütün bunlar olurken de Alîm ve Basîr idi. O, her şeyi görüyor ve biliyor. Boşuna demiyor “İşte bu dönemler; biz onu insanlar arasında döndürür dururuz” diye. Döndürüyor o dönemleri. Dönenleri, başı dönüp yere yıkılanları, yola yatanları, yolu satanları, yolda yürümeyi bırakıp nutuk atanları, gelen geçene çelme atanları, onu beceremezse laf atanları da biliyor.
(Mustafa İslamoğlu :26.02.2007)