Ana Sayfa İrtibat Amacımız    Ateist, Oryantalistlere Cevaplar       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   Uzantı html  - head -  islamicevaplar arat -  banner bozukmu

 Konuyu tamamlayan, " İslam barış dinidir, İslamî emirler ve hümanizm, İslam'ın tebliğ tarihi, İncil- İsa, Mevcut kaynaklara göre Hıristiyanlık." adlı yazıları da tavsiye ederiz.

                       

Her dinsel gelenek kendi öğretileri doğrultusunda insanı eğitmeye ve yönlendirmeye çalışıyor. (s. 19)  Son zamanlarda, medyanın çoğunlukla Müslümanlarla ilişkili şiddet eylemlerinin geri planında yatan yabancı işgaller, sömürü, küresel süper güçlerce desteklenen yerel diktatörler ve cuntaların yol açtığı sorunlar gibi nedenler göz ardı edilmekte, yalnızca İslam inancı ve dinsel kaynakları bağlamında sürdürülen terör ve şiddet tartışmaları yapılmaktadır.  (s. 24) İsrail'in Filistin'de yerli halk üzerinde 50 yılı aşkın bir süredir uyguladığı terör ve şiddet eylemlerini gerisinde din faktörünü kimse aramamaktadır. (s. 24) Madalyonun diğer tarafında, ülkeleri işgal edilmiş, işleri, aileleri, gençlikleri ve gelecekleri ipotek altına alınmış gençlerin işgalci güçlere karşı direnebilmek ve onları ülkelerinden kovabilmek amacıyla yaptığı saldırılar bulunmaktadır. Dinsel görünümlü her şiddet eyleminin ardında aslında politik, ekonomik ve benzeri nedenler tespit etmek mümkündür.  (s. 25) Yahudi geleneğinde 'goyim' olarak adlandırılan, Yahudi olmayanlara karşı takınılacak şiddet içerikleri ile ilgili şu kaynaklara bakılabilir: Yeşu, 6:21-24; Krallar, 15:16; Sayılar, 31:7-12; Tesniye, 7:16; Yeşu, 8: 24-27; Talmut, Sanhedrin, 59)

Her şiddet hareketi kendisini mutlaka bir metne dayandırır. 11 Eylül olayından sonra, Afganistan'a yönelik hareket öncesi eylemlerine meşruiyet zemini sağlamak doğrultusunda oluşturulan bir metinde, demokrasi, insan hakları ve batının sahip olduğu çağdaş değerlerin korunması, savunulması gibi argümanlara yer veriliyordu. ABD başkanı Bush, şer güçleri ile mücadele, iyinin kötüye karşı savaşı, yeni bir Haçlı Seferi gibi dinsel motiflerle konuşmalar yapmıştı.  (s. 27)

Hıristiyanlıkta şiddet

"Yeryüzüne Barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Ben Barış değil, kılıç getirmeye geldim." ( Matta, 10: 34,35); "Gökten bir melek bile size bildirdiğimiz müjdeyi ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun... Lanet olsun ona." (Galatyalılara mektup, 189); "(Mesih'in ikinci gelişi ile ilgili olarak) onları demir çomakla güdecek ve çömlek kaplar gibi kırıp parçalayacak." ( Vahiy, 2: 27,28); "Bir kimse, düşmanlarının boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır. Sadece bir ahmak, boğazlamanın ve çalmanın Hıristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir. Gerçekte sevgi budur." ( Martin Luther, Luther's Works, Weimer edition, 11,2;19,625)

Sömürge dönemlerinden itibaren askeri siyasal ve ekonomik gücü arkalarına alan sömürgeci Hristiyan uluslar sayesinde, dünyanın hemen her köşesinde yayılma imkanı bulan Hıristiyanlık egemenlerin dini olarak dikkati çekmektedir. (s. 33) Öteden beri Hıristiyanlığın en önemli iddialarından birisi, 'sevgi' ilkesine yaptığı vurgu olmuştur. Sinoplu Marcion, eski ahit tanrısının kötü bir tanrı olduğunu savunmuş, buna karşı bağışlayıcı ve seven tanrıya yani İsa Messis'e inanmayı vurgulamıştır. (s. 34) İsa'ya göre kişi düşmanını, hatta kendisine zulmedenleri bile sevmeli, onlardan nefret etmemelidir. (s. 35) Sevgi ve barış dini sloganı ile tanıtılan Hıristiyanlık, gerçekten de gerek kutsal metinlerinde gerekse tarihinde böyle midir? Ortaçağdan günümüze, şiddeti kışkırtan kiliselerin, Hıristiyan konsillerin ve şiddeti uygulayan Hıristiyanların, Hıristiyanlığın sevgi ve barış dini olduğu söylemi aslında, bu dinin, ötekiler arasında yaygınlaştırılması misyonunda Hıristiyanlarca uygulanan ve Hıristiyanlığın şiddete dayalı gerçeğini perdeleyen bir örtü müdür acaba? (s. 37)

Tarih boyunca şiddet üreten bir din
Hıristiyan mezhepler, hem toplu intiharlar ve içe dönük şiddet eylemleri, hem de çeşitli bombalama ve terör eylemleri gibi dışa dönük şiddet eylemlerine başvurmaktadırlar. Bunların karakteristik özellikleri, Mesih'in gelişinin an meselesi olduğuna inanmaları ve içinde bulunduğumuz dönemi, Mesihi'in gelişi öncesi kaos, savaş ve şiddet ortamının yaşanacağı dönem olarak görmeleridir. Hatta bu akımlar, Mesih'in gelişimini hızlandırmak amacıyla çeşitli şiddet eylemlerine başvurmayı dindarlık saymaktadırlar. (s. 38) Hıristiyanlık bağlamındaki şiddet hareketleri, Mesihçi tarikatlarla mı sınırlıdır? Geçmişten günümüze Hıristiyanlık tarihi dikkate alındığında, buna evet demek oldukça güçtür. Hıristiyanlık tarihine baktığımızda, ortaçağdan günümüze kadar süregelen bir şiddet tarihine şahitlik ediyoruz. Gerek Hıristiyan olmayan ötekilere karşı, gerekse Hıristiyanlık içerisinde yer almak almakla birlikte, İnanç olarak sapkın diye nitelendirilen gruplara karşı sürdürülen şiddet hareketleri tarihin hafızasına kazılmıştır. Roma İmparatorluğunun, 313 Milan Fermanı ile birlikte Hıristiyanlığı resmi olarak konulan din statüsüne kavuşturulmasını izleyen kısa bir süre içerisinde, heretik/sapın ilan edilen çeşitli gruplara karşı adeta bir sürek avı başlatılmıştır. Örneğin, İmparator Konstantin tarafından atanan piskoposu tanımayan Donatus ve Donatistler birçok katliamı uğramıştır. Kilise, Arius, Makedonius ve Nestoryus örneklerinde olduğu gibi birçok grup ve kişi yaşamlarından olmuştur. Zira, devlet dini haline gelerek siyasallaşan Pavlus'çu Hıristiyan geleneğine karşı inanç ve değerler,siyasal otoriteye karşı yapılanmalar olarak değerlendirilmiştir. (s. 40) 384 yılına ait ünlü Theodosius kuralında, "Biz, tanrılara kurban sunulmasına karar veriyoruz. Kim Böylesi bir suç işlerse, öfke kılıcıyla vurursun." denilmektedir. ( Code  of Theodosius, XVI 1, 2, V 1, X  4 ( J. Wheless, Forgeryin Christianity, s. 243) Kilise kurumunun ilk dönemlerde, gerekse ilerleyen dönemlerde kendi öğretilerini benimsemeyenlere karşı uygun gördüğü, cemaatten dışlama, faroz ve işkence ile öldürülmeye kadar uzanan uygulamaları genelde konserler, daha sonraki dönemlerde ise engizisyon mahkemeleri tarafından onaylanmıştır. Kilise, iktidarda söz sahibi olmaya başlamasına paralel olarak Hıristiyanlık dışı akımlara ve bağımlılarına karşıda şiddetli tavırlar almıştır. (s. 41)
 


5. yüzyılda Batı Roma'nın yıkılması sonrası Latin Kilisesi, Hıristiyanlık dışı dinsel geleneklere savaş açmıştır, asimile etmiş, cadılıkla suçlamış, ölüm cezalarına çarptırılmıştır. Özellikle 15. yüzyıl, cadılıkla suçlananlara karşı şiddetli bir cezalandırma dönemi olmuştur. Hıristiyanlık dışı diğer dinsel akımlara karşı da şiddet politikası sürdürülmüştür. Müslümanlara karşı sık sık Haçlı Seferleri'nin düzenlenmesi çağrısı yapılmış, bu savaşa katılanlar kilise tarafından takdis edilmiş, ayrıca  kilise, Müslümanların şeytan olduklarını savunmuştur. (s. 42) Haçlı seferlerinde Müslümanlarla birlikte Yahudilerde zaman zaman cezalandırılmıştır. Yahudilere karşı Hıristiyan tepkisi 13. yüzyılda İngiltere'den, 15. yüzyıl sonlarında İspanya'dan, daha sonra da Portekiz'den kovmaları ile sonuçlanmıştır. Bazen de, Haçlı Seferleri'nin muhatapları Bogomiller ve benzeri düalist Hıristiyan akımları, ayrıca Ortodokslar ve diğer Doğu kiliseleri olmuştur. (s. 43) Katolisizmin bu şiddet tavrına karşı oluşan reform hareketi temsilcilerinin de şiddeti savunmaları dikkat çekicidir. Luther, Papa'yı Deccal olarak niteler. Luther, Hıristiyan karşıtlarından İntikam almayı öğütlemiş, 'Mesih karşıtlığının gövdesi' olarak nitelendirdiği Müslümanlarla ilgili olarak, ' biz onları din adamlarıyla birlikte kılıçtan geçirmedikçe ve onları ölüme atmadıkça, onlara karşı galip gelemeyiz.' demiştir. (s. 44) Luther aslında şiddete değil, kilisenin egemenliğine karşıdır. Luther'in Hıristiyanlıkta savaşa ve şiddete yer olmadığı gibi bir fikrim yoktur.  Şu çarpıcı sözler Luther'e aittir: "Bir kimse, kendi düşmanlarını boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır. Sadece bir ahmak, boğazlamanın ve çalmanın Hıristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir." (P.F. Wiener, M. Luther; Hitler's Spritual Ancestor, naklen, tentmaker.org/books/MartinLuther-HitlersSpiritualAncestor.html) Ayrıca Luther, köylüler isyanı sırasında halka karşı prenslerin yanında yer almış ve halkın katledilmesinin dinen meşru olduğunu savunmuştur. (s. 45, 71) O, "Köylüyü öldürmek, vahşi bir köpeği öldürmek gibidir." demektedir. Yahudilere karşı şiddeti teşvik etmiş, sinagoglarının yakılıp yıkılması yönünde vaazlar vermiştir.

 

 

Hıristiyanların şiddet ve baskı anlayışları sömürü ve emperyalist dönemlerde de devam etmiştir. Batılı Hıristiyan uluslar, sömürge bölgelerinde yerel inanç ve değerlere karşı hızlı bir asimilasyon süreci başlatmışlar ve neticede kısa zamanda, Amerika ve Amerika ile başta Avustralya ve Yeni Zelanda olmak üzere Okyanusyanın önemli kesimi ve Afrika ile Asya'nın kimi bölgeleri Hıristiyanlaştırılmıştır. (s. 46) Kiliseler, sömürgeci güçlerle işbirliği içinde olmuştur. Misyonerler, sömürgenin sürmesi konusunda adeta bir öncü kuvveti gibi çalışmışlardır. 15. yüzyılın sonlarında Endülüs'ün yıkılmasıyla kilise, Müslüman ve Yahudilere zoraki Hıristiyanlaştırma sürecini yürütmüştür. Günümüzden laisizmi benimsemiş birçok batı ülkesinde Hıristiyanlık hala belirleyici bir kimlik, bir alt yapıdır. (s. 47)

Günümüzde dünyanın hemen her bölgesinde çeşitli Hıristiyan mezhepleri ve grupları ile irtibatı şiddet hareketleri devam etmektedir. Örneğin Kuzey İrlanda'daki çatışma aslında bir din savaşıdır. Yakın geçmişimizde derin izler bırakan katliamların sorunlarının da Hıristiyan geleneğine sahip olduğu bilinmektedir. Örneğin Libya, Cezayir, Sudan ve Anadolu,... İtalyan, Fransız, İngilizler tarafından işgal edilmiş ve katliamlar yapılmıştır.Amerika'nın yaptığı uygulamalar, işgaller, darbeler, attığı atom bombaları...Son olarak iki büyük Dünya Savaşı'nın temel oyuncularının da Hıristiyan uluslar olduğunu ve kilisenin şu veya bu tarafa tanrı adına destek verdiğini ve kutsadığını da hatırda tutmak gerekir. 18 Kasım 1978'de rahip Jim Jones liderliğindeki Halk Tapınağı Kilisesi bağlıları toplu intihar etmiştir. ( s. 49) 19 Nisan 1993'te Teksas'ta, Waco yakınlarında Mesih olduğunu ileri süren David Koresh ve taraftarları FBI ajanları ile girdikleri çatışmada topluca öldürülmüştür. (s. 51) 19 Nisan 1995 Sabahı patlayıcı yüklü bir aracın patlaması ile Oklahaoma şehri federal binası bir kan gölüne dönmüştür. Medya faillerin kim olduğundan emindir, Ortadoğu ile irtibatlı radikal Müslümanlar! Ancak, olayın sorumlusu Timothy McVeigh adlı dindar bir Hıristiyan'dır. ( s 52) 1994'te İsviçre ve Kanada'da toplu intiharlar ve katliamlarla gündeme gelen Güneş Tapınağı Tarikatı ile, 1997'de San Diego da toplu bir intihar eylemi gerçekleştiren Cennetin Kapısı Hareketi'de bu listeye eklenebilir. Pavlus, mektuplarında Mesih'in ikinci gelişinin an meselesi olduğunu düşünmekte ve cemaatini buna hazır olmak konusunda uyarmaktadır. Hatta o, bunun kendi yaşamları esnasında gerçekleşeceğini düşürmektedir. ( s. 53) Mesih, gökten melekler ile birlikte görkemli bir şekilde gelecek, ulusları birbirlerinden ayıracaktır ve solundakilere, ' Ey lanetliler, iblis ile onun melekleri için hazırlanmış sonsuz ateşe yollanın.' diyecektir. 8 Matta, 24, 25; Markus, 13; Luka, 21)

Hıristiyanlar üzerinde yapılan bir anket sonuçları ilginçtir. ABD Hıristiyanlarının yaklaşık yüzde otuzu, dünyanın Armagedon Savaşı ile son bulacağına inanmakta, bunların önemli bir bölümü bunun, kendi yaşamları esnasında gerçekleşeceğini düşünmektedir. Hatta böyle düşünenler arasındaki arasında kimi ABD başkanlarının da bulunması oldukça önemlidir! Mesihçi Hıristiyanlar, yaklaşmakta olduğuna inandıkları bu şiddet olaylarına hazırlıklı olmak ve layıkıyla Mesih'in yanında yer alabilmek amacıyla, maddi ve manevi hazırlık yapmaktadırlar. Bazı Hıristiyan grupları, Mesih döneminin gelişimini hızlandırmak amacıyla bir takım şiddet hareketlerini girişmeyi ve kutsal metinlerde Mesih öncesi dönemde olacağı söylenen şiddet olaylarının gerçekleşmesini sağlamaya yönelik bazı girişimlerde bulunmayı gerekli görmeleri, bunlara başvurmaları önemlidir. ( s. 56)

Hıristiyanlıkta şiddetin kaynakları

Şiddet, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve dinsel birçok nedenden kaynaklanabilir. Amerika ve Okyanusya'ya ayak basan Hıristiyanlar, bu bölgenin Hıristiyanlaştırmasını, ayrıca yerli dinlerin ve kültürlerin yok edilmesini, sosyal, askeri ve ekonomik diğer hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından zorunlu bir amaç olarak görmüşlerdir. (s. 57)  Hıristiyan kutsal metinlerinde şiddete dayanak oluşturacak çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Çağdaş Hıristiyan ilahiyatçılara göre, eski ahit döneminde yargılama ve İntikam önceleyen tanrı, yeni ahit ile birlikte, sevgi, bağışlanma ve affetmeyi ön plana çıkarmıştır. (s. 58) "Ben, barış değil kılıç getirmeye geldim." ( Matta, 10:34, 35); ( Luka, 12:51- 53) İsa, "kılıcı olmayan, arabasını satıp bir kılıç alsın." der. (  Luka, 22: 36-38) İsa, sık sık muhaliflerini yerici, aşağılayıcı ifadeler kullanmaktan çekilmekte ve zaman zaman onlara karşı şu ya da bu şekilde şiddet içeren tavır ve davranışlarda bulunmaktadır. Ferisilere, " engerek soyu, yılan, budalalar." gibi yakıştırmalar ile hitap etmekte,  yine İsa, meşhur tapınağı giriş kısmında, satış yapanları bir kırbaçla kovalamakta, sarrafların masalarını devirmekte, kuş satıcıların sehpaların altüst etmektedir. İsa, muhalifleri ile ilgili olarak zaman zaman, "cehennem azabından, ateşten, lanetten" bahsettiği rivayetlerde bulunmaktadır. İsa'nın meşhur incir ağacını lanetlemesi de ilginçti. İncir yemek ümidiyle ağaca yaklaşmış fakat bulamayınca incire lanet etmiştir. Halbuki incir mevsimi de değildir. Kısaca, bir ağacı bile lanet etmekten kaçırmıştır. (s.  61) Tüm bu rivayetlerde öfkeli ve kompleksli bir İsa figürü ön plana çıkmaktadır. ( s. 62) İncil metinleri doğrudan tarihsel dokümanlar olmayıp, İsa İsa'ya ilişkin hikayelerin, kilise tarafından şekillendirilmiş metinleri olduğu gerçeği ortadadır. ( M. Borg, A new vision, s. 15) İncil metinlerindeki İsa, ilah oğul İsa'dır. Bu İsa figürünün, Filistin'de yaşayarak halkı Musa'nın öğretilerini çağıran İsa ile bir ilişkisi yoktur. ( P. M. Casey, From Jewish Prophet to Gentile God; Ş. Gündüz, Pavlus, s.121-201) Pavlus, 'gökten Bir melek bile size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen bir müjde getirirse, lanet olsun ona, lanet olsun ona.' demektedir. ( Galatyalılar, 1:8,9) 'Gazapla cezalandıran Tanrı' ve 'tanrının gazabı' ifadeleri Pavlus mektuplarında, seven tanrı motifi ile yan yana yer almaktadır. ( s. 63) Sünnet konusundaki tartışmada, kendisinden farklı düşünenleri kastederek, 'köpekler, İkiyüzlüler.' ifadelerini kullanmakta, muhaliflerine yönelik, ' iğrenç kişiler, asi, boşboğaz' olduklarından bahsetmektedir. Yahudileri, İsa ve peygamberlerin katili olmakla suçlayan ifadelerinde, antisemitizme temel teşkil eden bazı yaklaşımlar görmekte mümkündür. ( s. 64) Vahiy kitabına göre tanrısal öfke, yeryüzünde mutlak bir kaosa, düzensizliğe ve felakete yol açacaktır. ( Vahiy, 16: 18-21; Vahiy, 19: 20,21) Bu şiddet sahneleri, Milenyarist Hıristiyan akımlar için temel referans olmuştur. Evanjelik Hıristiyanlar, bu şiddet olaylarının bir an evvel olması beklentisi içerisindedirler. ( Hallsell, Tanrıyı kıyamete zorlamak, s. 26- 90) Nitekim bu gruplar, Yahudilerin Filistin halkına yönelik şiddet eylemlerine büyük bir sempati ile bakmakta, ilahi takdirin birer tecellisi olarak değerlendirmektedirler. ( s. 67) Pavlus, yine bir yerde şöyle der: " Yönetim kılıcı boş yere taşınmıyor. Onlar öç alıcı olarak tanrının hizmetindedirler." ( Romalılar, 13:1-5) İlk dönem şiddete karşı pasif tutum takınan kilise, ilerleyen dönemlerde pasifist tavrı bir kenara hızla bırakarak, gerek Donanistler ve Ariusçular gibi heretik ilan edilen Hıristiyan gruplara, gerekse Hıristiyan olmayanlara karşı şiddeti meşrulaştırmışlardır. ( s. 71)  Çarmıh teolojisi bağlamında düşünülen kefaret doktrini, Hıristiyan geleneğinde şiddetin meşrulaştırılmasında önemli rol oynayan bir doktrin olarak karşımızda durmaktadır.  Çarmıhta İsa'nın ölmesiyle beraber, ilahi yasalara riayet etme yoluyla kurtuluş modeli ortadan kalkmış, yeni bir dönem başlamıştır. ( s. 72) Pavlus, Mesih'in tanrı tarafından insanların günahların bağışlanması için bir kurban olarak sunulduğunu ve bununla tanrının adaletini gösterdiğini belirtir. Tanrı, kendi öz oğlunu kurban olarak göndermiş ve bizim için onu kendi eliyle ölüme teslim etmiştir. İsa'nın çağırmakta acı çekerek ölmesi, İsa'nın şahsında gerçekleşen bir şiddettir. Tanrı, oğlunu acıya ve ölüme teslim etmekle insanlığa olan sevgisini göstermiştir. ( s. 73) 'Günah ve ölümün' ortadan kaldırılması için tanrının, İsa'nın acı çekerek öldürülmesine izin vermesi, tanrının, şiddeti ve bir diğer şiddet eylemi ile ortadan kaldırması anlamına gelmektedir. Neden acı ve ölüm kurtuluş için bir gereklilik olsun? Gerçek sorumlu kimdir? Ölmesine izin veren tanrı mı, Yahudiler mi, yoksa cezayı infaz eden Romalı askerler mi? ( s. 74) Hıristiyan ilahiyatının üç temel yorumunun ortak özelliği, cezalandırıcı bir tanrı ya da başkalarının faydasına kendi öz oğlunu ölüme göndermekten kaçırmayan tanrı modeli olarak ortaya çıkmaktadır. Bir sevgi tanrısının, başkalarının günahlarının sorumlusu olmayan bir varlığı neden acı ve şiddet dolu bir olayın kurbanı yaptığı konusu açıklama gerektirmektedir. ( s. 76) Tanrının kötülere karşı kendi zaferini ilan etmesi için, oğul İsa'nın ölümünü kullandığı görülmektedir. ( s.  77) İsa'ya yapılan şiddet, sebebi ne olursa olsun, bir haklılık ve meşruiyet temeli taşımamaktadır. Günümüzde haça gerilme ritüellerinin, başta Latin Amerika ülkeleri, Filipinler olmak üzere dünyanın birçok yöresinde hala Hıristiyanlarca uygulandığı bilinmektedir. ( s. 79) Donanistlere karşı uygulanan sindirime, yok etme girişiminde, gelecekteki iyi olayların gerçekleşebilmesi, kötülüğün yok edilebilmesi ve sapkın akımların önlenebilmesi amacıyla şiddete başvurmanın caiz/gerekli olduğu düşüncesi ön plana çıkmaktadır. İlerleyen dönemlerde şiddete başvurmayı meşrulaştıran, 'haklı savaş' kavramı üretilmiştir. Haçlı Seferleri'nden günümüze, medeni değerlerin korunması gibi argümanlar, Hıristiyan halkların zihninde, yürütülen şiddete meşruiyet kazandırma girişimleridir. ( s. 81) İslam'a göre insanın anlamı, 'seçim yapabilme özgürlüğüne sahip bir varlık' demektir. ( s. 86) İnsan, halife yani sorumlu varlıktır. Kuran insanın yaratılış gayesini, Allah'a ibadet olarak açıklar. Kuran'da ibadet, bütün tavır ve davranışlarda, Allah'ın emir ve yasaklarını gözetmek anlamındadır.  Şeytan, Allah'ın belirlemiş olduğu insanın özgürlük alanını sınırlarının dışına taşıran her şeyin adıdır. ( s. 87) Kuran, doğru ile yanlışın insana açıklandığını, doğruyu seçenin kendi lehine bunu seçeceğini vurgular. ( s. 88) Kuran, ilah kavramını, insanın düşünce, tavır ve davranışlarında etkin olan güç anlamını yüklemektedir. Dolayısıyla Kuran'ın kullandığı ilah kavramının, insan yaşamına egemen olan güç anlamına geldiği görülmektedir. ( s. 90) İslam, halife kavramı çerçevesinde insanı açıklarken ve özgür seçimiyle tercihlerinin sorumlusu olan varlık olarak tanımlarken;  Hıristiyanlıkta insanı tanımlayan anahtar ifade, 'doğuştan asli günah ve ölümün tutsağı olan varlık' kavramlardır. İslam'ın, doğuştan günahsız ve  özgür irade ile donatılmış insan tanımı ön plana çıkarken, Hıristiyanlık insanın doğuştan günaha bağımlılığını savunur. Hz. Adem'den insana miras kalan 'günah ve ölümden' kurtuluşun ancak, tanrısal oğul İsa Mesih'e iman yoluyla olabileceğini savunur. Öte yandan Hıristiyanlık, insandan kaynaklanan kötülükleri ve şiddet eylemlerini bir bakıma, Adem'in şahsında tanrısal iradeye dayandırmaktadır. (s.  95) Hıristiyan tarihinde ruhban sınıfı, kurtuluş yolunu ve bilincini kontrol eden bir mekanizma olarak ortaya çıkmıştır. Kişisel özgürlük alanı bir yandan günah ve ölümle, bir yandan da kilise Kurumu ve rahiplik teşkilatı ile disiplin altına alınmıştır. St. Augustine gibi ilahiyatçılar, katı kaderci bir yaklaşımla bir kişinin kurtulamayacağını, tanrının baştan karar verdiğini, dolayısıyla kişinin bunu değiştirmesinin söz konusu olamayacağını savunurlar. ( s. 96) Pavlus, herkesin altında yaşadığı yönetime itaat etmesini, zira bütün yönetimlerin tanrı tarafından kurulduğunu ileri sürer. Yine o, bütün yönetimlerin tanrının hizmetinde olduğunu vurgular. ( s.  97) Bu yaklaşımıyla Pavlus ve onu temel alan Hıristiyan geleneği, bireyin iradesi üzerinde egemen olan iki temel gücün varlığını kabul etmektedirler; Tanrı ve dünyevi iktidarlar. ( s.  98)  Hıristiyan geleneği, metafizik bağlamda bireysel özgürlük alanını tanrıyla sınırlarken, dünyevi alanda ise kişisel özgürlükleri,ü dünyalı iktidarların belirlediğini savunmaktadır. Bir bakıma öte dünya bağlamında tanrıya kulluk eden insan, bu dünya bağlamında da krallara kulluk etmektedir. ( s. 100) Protestanlar ile Katolikler arasında yapılan bir uzlaşma toplantısını ifade eden Ausburg Barış metninde, "halkın prensin dinine bağlı olması gerektiği"  belirtilerek "kimin toprağı onun dini" ilkesi vurgulanmıştır. (s.101)                                                                               

 
Sonuç: Hıristiyanlık, her ne kadar bağlılarınca ve özellikle misyonerlerce, ' sevgi ve barış dini' olarak tanıtılmaya çalışırsa da, tarih boyu Hıristiyanlık, şiddet içeren ve başvurduğu şiddeti meşrulaştıran bir din olarak olagelmiştir. ( s. 103) Hıristiyanlık, milattan sonra 4. yüzyıldan günümüze, dinsel kaynaklarının referansı ışığında sürekli şiddete başvuran bir din olarak tarihe geçmiştir. ( s. 104) Hıristiyanlar, her tür inançsızlığın ortadan kaldırılması amacıyla şiddete başvurmaktan kaçırmamış, Tıpkı tanrının, oğlu İsa'yı acı ve ıstırap çekerek ölüme göndermesi/kurban etmesi gibi, kendi gayeleri uğruna insanları/ulusları kurban etmekten ve ölüme göndermekten kaçınmışlardır. Bu şiddet, Haçlı seferlerinde, sömürgeleştirilen bölgelerde, dünya savaşlarında ve yakın geçmişte Balkanlar, Ortadoğu ve Afganistan olaylarında, şimdi ise, Irak, Suriye, Arakan, Doğu Türkistan, Afrika'da görülmektedir. Şiddetin meşruiyeti ile ilgili, çarmıh teolojisi bağlamında oluşturulan metin, Hıristiyan bireylerin bilinç altlarında her zaman şiddet ateşini yakmaya hazır bir kıvılcım durumundadır ve korkarım ileride de bu özelliğini sürdürmeye devam edecektir.
 ( s. 105)



                

 

 Prof Şinasi Gündüz, Dinsel şiddet, Sevgi söyleminden şiddet realitesine Hıristiyanlık