Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  Amacımız

                                               Sömürgecilerin öncü kolu  Oryantalist,
                                      Oryantalistlerin yerli borazanları Ateist/Agnostik,
                    Mini ateist Deist, Müslümanları Hıristiyan yapmak isteyen Misyonerlere Cevaplar  

                            -Site, 30 yıllık reel okuma, 20 yıllık sanal tartışmaların ürünüdür!-

 

 "Müslümanlarla ilk karşılaşan Doğulu Hıristiyanlar, 7. yüzyılda İslam ile ilgili bir imaj oluşturmaya başlamışlar, daha sonra Latin batı dünyası bu imajı tamamlamıştır. Günümüzde de bu imaj varlığını, 'tekrar edilmek' suretiyle korumakta ve devam ettirmektedir." (Annemarie Schimmel, XII. Asırda İslam dini ile Hıristiyanlık arasındaki münasebetler, AÜİF, 1953/2, s. 71; Fuat Aydın, Batı İslam algısının arkeolojisi, s. 12;  Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 16, 105) "Dımeşki, Kindi, Alfonsi gibi Hıristiyan müelliflerinin eserleri, Bizans üzerinden, Avrupa Hıristiyanlarına geçer ve bu İslam tasavvuru günümüze kadar aynen devam eder." ( Prof Adnan Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 205, 211, 215, 217; Prof. Dr. Fuat Aydın, Batı İslam Arkeolojisinin Algısı, s. 131-133)  "İslam karşıtı ilk polemikleri kaleme alan Şam’lı Yuhanna ed-Dımeşkî'nin, Hz Peygamberi “sahte bir peygamber” olarak suçlamasıyla, 2000’li yıllarda Amerika'lı Evangelist Jerry Falwell'in, Hz Peygamberin terörist olduğunu söylemesi arasında göz ardı edilemeyecek bir süreklilik vardır." ( Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı,  s. 14, 48, 55, 83)  " Papa 16 Benedict, 12 Eylül 2006'da Bizans İmparatoru 2. Manuel Paleologos'un ( 1391-1425) bir İranlı müderrisle, Ankara civarında yaptığı bir tartışmadan zikrettiği, "Muhammed, vaat ettiği inancı kılıçla yayma emrinden başka hangi yeniliği getirmiştir, gösterin bana." şeklindeki sözlerini nakletmiş, başlangıcı VII. yüzyıla kadar geri giden bu eleştirinin, günümüzde hala, İslam'ın kılıç ile yayıldığı anlayışının, canlı bir konu olduğunu göstermiştir."  (  Fuat Aydın, s. 50 ) İslam düşmanlarının ortaya koyduğu düşmanlığın, oryantalizmin başlangıcı olduğunu söylemek mümkündür. Hz Muhammed'in peygamberliği hakkında insanları şüpheye düşürtme gayreti Mekke'li müşriklerden beri devam etmektedir. Oryantalistler, geçmiş asırlarda müşriklerin söyledikleri şeylerden başka bir şey söylememektedir. Eskilerin ( Müşriklerin) mantığı yenilerin de mantığıdır. Zira küfür tek millettir." ( Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 18, 29, 30, 37) Mekke'li müşrikler, 'kendi atalarının dinine' (Maide, 104) aykırı bir din ile gelen; Politeizmi, putları, kumarı, içkiyi, ahlaksızlığı vb. reddeden bu dinin peygamberine ve getirdiği mesaja önyargı ile yaklaşmışlardır. Aynı mantık oryantalistlerde de vardır; Politeizmi (Baba oğul kutsal ruh) reddeden, ( İsa ve azizlerin heykelleri başta) putları kıran ve ruhbanlık sınıfını onaylamayan bu din mutlaka (!) sahte bir din olmalı idi!! Öyle ya, 'atalarının dinine' karşı idi bu din...!

 Oryantalistler, "Irkçılığı körükleyip bütünlük içinde yaşayan halkları bölmek suretiyle küçük gruplar haline getirip, böl, parçala, yönet formülünü uygulamayı hedeflerler. İlk Türkoloji Fransa'da kurulmuş, ilk ırkçı fikirler Yahudilerden çıkmıştır." ( Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. IX) " Mısır milliyetçiliği ve İran'ın bağımsızlığı için yürütülen kampanyalara  Edward G. Browne destek olmuş, Arap milliyetçiliğini W. S. Blunt desteklemiştir. Hatta Napolyon'un Mısır işgalini oryantalist Curtis, 'bir çeşit Kahire iyi modernleştirmek' olarak açıklamıştır." ( Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 22)

 " Öncelikli olarak, Batı’nın zihnen ve fiilen işgalini görmek ve bu çifte işgali yok etmenin yollarını bulmak zorundayız." ( Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 20.01.2018) İslam'a saldıran, hakaret- iftira eden, çamur atan her türlü film, kitap vb. çalışmalara bağırarak, yıkarak, öfkeli görüntüler sergileyerek değil, yine aynı araçları ( Kitap, film, internet sitesi) kullanarak* Vahyin aydınlığında bilimsel, tarihi belgelerle ve akılcı  cevaplar vermek biz Müslümanların esas metodu ve görevi olmalıdır.  "Onların hücumlarına, sağlam metotlar geliştirmek suretiyle yapılacak ilmi araştırmalardan elde edilecek fikirlerle karşı çıkmak gerekmektedir. Müslümanların görevi, emperyalist ve oryantalistlerin düşmanlarımız olduğu gerçeğini hatırlamaktır. Oryantalistlerin iftiralarını çürütmek, biz Müslümanların görevi olmuştur." ( Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. XII, s. 5) "Batı, medyanın ve sanatın gücünü kullanarak terörün en büyük mağduru olduğu izlenimini yaratmaktadır. Kuşkusuz medya ve sanatın gücüyle başa çıkmanın en iyi yolu bu konuda yakınmak değil, sanat ve medyanın gücünü kullanarak haklı olduğunu göstermektir." ( Emre Dorman, Hürriyet, 18 Haziran 2017) 

  Unutmayalım ki yüzyıllardır batı aleminde İslam ve Müslümanlar hep " şeytanın dini, uydurma, gerici, vahşi" olarak tanıtılmıştır. Bu yaftayı bizlere yapıştırmaya çalışan papazlar ve oryantalistler kadar, bu imajın yanlışlığını ortaya çıkarmayan biz Müslümanlar da ortaya çıkan bu tablodan sorumluyuz! **

  "Oryantalizm kuşkusuz sütten çıkmış ak kaşık değildir ama hatalarımızı yalnızca başkaları objektif olmayan amaçlarla konuşuyorlar diye reddetmek başımıza daha fazla çorap örebilir. Bu aşamada bizim kültürel görevimiz, gerilik boğasını boynuzlarından yakalamak ve başkalarının bizim hakkımızda çizdikleri resmi ( bu resim kasten çarpıtılmış olsa bile ) eleştirmeden önce kendimizi eleştirmektir." (Prof. Fuad Zakaria, Naqd al-Istishraq wa'azmat al-thaqafa al-Arabiyya al-mu'aşira, Fikr, 10, 1980, s.75 ) 

  Danimarkalı yönetmen Lars von Trier, Anti Christ filmini yayınlayınca, Ali Murat Güven, İslam aleminin suskunluğunu eleştirir: " Böylesine hassas bir konuda en doğru ve anlamlı sözleri söyleyebilecek kesim olan Müslüman ilahiyatçılardan ne bir ses, ne bir nefes yükseldi." ( Yeni Şafak, 4.7.2010)

  "Meselenin çözümü için bir medeniyet yüzleşmesine gidilmesi ve mevcut 'öteki'leştirmenin 'ötesi'ne geçilmesi gerekir. (s. 1) Ben ile öteki arasındaki ayırımı mutlak manada ortadan kaldırmak mümkün değildir. Buna gerek de yoktur ama öteki ile yapıcı, insani, üretken, Adil, saygılı bir ilişki kurulabilir. (s. 40) Önyargılardan arındırılmış bir İslam-Batı tartışması, modernlik, akıl, birey, özgürlük ve gelenek konularında daha derinlikli ve ufuk açıcı bakış açılarının gelişmesine katkı sunabilir. Yeter ki biz, sözümüzü güzelce söylemeye (Nahl, 125; Taha, 44; Ali İmran, 159), dostluk elimizde Uzatmaya devam edelim. Bir arada yaşamanın asgari şartı, herkesin kendi kalarak ortak iyi de uzlaşmasıdır. İslam ve batı Medeniyetleri 'iyilikte yarışan topluluklar.' (Maide, 48) oldukları zaman bölgesel ve küresel Barış'a katkıda bulunacaklardır."  (s. 53)  ( Doç. Dr. İbrahim Kalın, Derin Tarih, sayı: 70, Ocak 2018)

 "İspanya Kralı Ferdinand ve Kraliçe İsabella’nın orduları reconquista olarak bilinen, İspanya'daki Endülüs Emevi devletini işgal harekâtını tamamladığında, sadece İslam’ın Avrupa’daki tarihi sona ermedi, aynı zamanda Avrupa tarihinin gördüğü en kapsamlı bir arada yaşama tecrübesi olan convivencia da yine trajik bir şekilde tarihe gömüldü… Böylece Yahudi, Müslüman ve Hıristiyanların beş asırdan fazla süren ortak bir medeniyet inşa etme çabası, reconquista ile sona erdi”. Belki şöyle de diyebiliriz, Müslümanların İspanya’da örneğini gösterdikleri bu çok dinli medeniyet aslında Batılı ile ortaklaşa kurulmadı. Onu Müslümanlar tek başlarına kurdular, diğerlerini de buna dâhil edip himaye ettiler. Böyle düşünüyorum ve bu nokta bence önemli. Ötekini tolere edip idare edemeyen bir anlayış medeniyet kuramaz." ( Faruk Beşer, Yeni Şafak, 26.8.18)

   Günümüzde ilahi mesajı, doğru metotlarla toplumla buluşturmak sorumluluğu, her Müslüman'ın üzerine düşen en önemli görevlerdendir.

     

                                                                   Oryantalizm

  Ruhu, Mekke'li müşriklerin iddialarına*** dayanan; akademik anlamda 1312 tarihinde başladı dense de, Dımeşkî'nin ( ö. 750) ithamları ile vücut bulan; İslam'ı olduğu gibi değil, görmek istedikleri gibi aktaran; hareket noktasında, Hz Muhammed'in peygamber olmadığı görüşünün yer aldığı; amacı, öncelik sıralamalarına göre, sömürgecilik, misyonerlik, ticaret ve en son, çok az da olsa sadece bilgiye ulaşmak olan, doğu, özellikle de İslam ile ilgilenen bilim dalıdır.

  Bizde şarkiyatçılık adı ile bilinen ve kısaca Doğu bilimi şeklinde çevirebileceğimiz, odak noktasını İslam kültür ve medeniyetinin irdelenmesinin oluşturduğu bir kavramdır oryantalizm. Batılı araştırmacılar kendi kültürlerinin merkeze alarak, doğu halkı ve özellikle İslam medeniyetini ötekileştirip küçümseyerek bakarken hemen hemen hiç bir zaman aynayı kendi yüzlerine tutmayı hiç akıl edememişlerdir her nedense. Tarihi, dini hatta siyasi nedenlerle yapılan araştırmalarda hep önyargılı ve suçlayıcı bir üslup kullanılmış, var olan değil gösterilmek istenen hep anlatılmıştır. İşin diğer bir yönü ise doğu hakkında yapılan bu araştırmalar, sömürge ülkeleri için bir ön bilgi ve sömürüye altyapı hazırlığı niteliği taşımış, gerek aydın gerek devlet düzeyindeki küçümser- sübjektif bakış açısı da sömürgecilere hem psikolojik hem de fikirsel altyapı oluşturmuştur. İşin bir diğer ilginç yönü ise İslam ülkelerindeki kendini aydın kabul eden bazı zevatında kendi din ve kültürlerini batılı oryantalist eserlerden öğrenip, kendi  kültürlerine bir batılı gibi zamanla yabancı kalmış olmalarıdır.

   Oryantalist ve misyonerler hareket noktası olarak kendi dinlerinin hak-tek doğru bakış açısına sahip olmaları, ateistler ise materyalist ve metafiziği reddederek olaylara baktıkları için, daha araştırmaya başlamadan Hz. Muhammed'i peygamber, İslamiyet'i bir din, Kuran'ı ilahi kitap olarak görmezler. Artık geriye sadece, 'o halde Kuran'ın yazarı olan bu Muhammed, İslam dinini nasıl uydurdu?' sorusuna cevap aramak kalmakta ve tüm İslami kaynakları bu ön yargılı bakış açısı ile, subjektif olarak araştırmaktadırlar. Ama her yazar farklı neden, kaynak ve amaç ileri sürmüş ve birbirlerini yalanlayarak aslında kendi iddiaları ve çelişkileri içinde bocalamış durmuşlardır. Kimi İncil, kimi Tevrat, kimi Arap kültürü, kimi hastalık ve kimi vicdanı az da olsa katılaşmamış olanlar; 'iyi niyetli, içten gelen duygular şeklinde' Kuran'ın kaynağını açıklama gayretine girmişlerdir. Ama daha başta ilk düğme yanlış iliklendiği için sonraki her adım olayı daha karmaşık hale getirmiş, iddialar çelişkiler yumağı haline dönüşmüştür. Oryantalist yayınlar içinde iyi niyetli gibi gözüken, objektif yayınlar olsa da unutulmamalıdır ki bunlarda son aşamada daima; Sömürge, misyonerlik veya ticari amaçlar için kullanılmıştır! Hadis fihristi  Concordance veya yazma eserlerin basılması gibi çalışmalar istisna tutulursa,  Oryantalistlerin müsbet, olumlu gözüken tüm çalışmalarında bu açıkça gözükür. Mesela ilk Kuran Ansiklopedisini oryantalistler yazmıştır ama içi tamamen uydurma ve gerçeği saptırmaya dönük ithamlarla doludur. Hadis, İslam tarihi veya Kuran üzerine yapılan çalışmalar tamamen taraflı, objektiflikten uzak ve peşin hükümlü olarak kaleme alınmışlardır. İslami kaynaklara önyargı oryantalistlerin zihinlerinin altyapısı, güdülenmelerine örnekler: "İslam dünyasında gelişmeye devam eden yüksek seviyede bir matematik ve teknik hareketlilikle ilgili elde edilen sonuçların önemi, onlar üzerinde çalışma yapmaya 'cesaret etmiş' oryantalistler tarafından bile tam olarak anlaşılamamıştır." ( Prof. Dr. George Saliba, İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans'ının Oluşumu, s. 40) "Salamanka Üniversitesi'nden Profesör Hernan Nunez, Louvainli Nicolas Clenardus' a şöyle der: Bu barbar dil Arapça neyinize? Latince ve Yunancayı bilmek yeterli... İslam aleyhine 'seferleri kolaylaştırmak için' Arapçanın dini kullanımının, bu oryantal dili çalışmış çoğu insanın görüşüne hakim olduğu görülüyor." (Saliba, s. 196) "İki ünlü 19. Yüzyıl oryantalistlerin, Gazali sonrası iki eseri dikkatle okumalarına rağmen, 'Sırf böyle bir şey aramadıkları için' eserlerin içerdiği 'özgünlüğü fark edememiş' olmaları, kendilerini doğrulayan beklentileri gerçekleştirecek şeyleri aradıklarının göstergesidir." (Saliba, s. 233)

 Oryantalizm, kendisinden farklı, öteki gördüğü Doğuyu, dini açıdan; şiddet, uydurulmuş ve şeytan işi, devlet yönetimi açısından; despot ve totaliter, halk açısından; cahil ve kaderci, yaşantı olarak; Hayalperest ve cinsellik dolu, sanat olarak ta; egzotik ve dişil görürken, Yüzyıllardır dünyaya uyguladıkları sömürge, baskı, işkence, eziyet, zorla din değiştirmeden kaynaklanan günümüzdeki teknolojik ilerlemelerinden hareketle, kendilerini üstün, haklı, uygar, efendi rolünde görmektedirler. Batı asla aynaya bakma ihtiyacı hissetmezken, en objektif ve hümanisti bile, son sınıra geldiğinde 'kendi kültür, din veya milletini' önceler, seçer, haklı haksız olduğuna bakmadan savunur. Kendileri hakkında gerçekleri dile getirenlere ise asla tahammül edemezler. Edward Said'in, oryantalizm adlı eseri ( 1978'de ABD, 79'da İngiltere, 80'de Fransa'da ) basıldığında sayısız eleştiri yağmuruna tutulur: 'Uydurmacı' ( Justus Weiner, Commentary, Eylül 1999), 'Filistin'in düzmece peygamberi' ( The Wall Street Journal, 26 Ağustos 1999), 'İki yüzlü' (Daniel Pipes, Jerussalem Post, 6 Eylül 1999), 'Arap propagandasının aşağılık uydurması' ( Leon Wieseltier, The New Republic, 7 Nisan 1979, s. 29), ' Oryantalizm sözcüğünü kirleten, tarafsız ve iyi niyetli oryantalistlerin çalışmaları lekeleyen, masum bir çalışma alanı olan oryantalizmi siyasallaştıran' (Bernard Lewis, Oryantalizm sorunu, The New York Review of Books, 24 Haziran 1982, s.49-55)...vb. biri olarak lanse edilir.

  Ülkemizde ateizm adına yazılan eserlerin büyük çoğunluğu aslında batıdan ithal fikirlerdir. Tıpkı adı gibi; ateizm nasıl batı kaynaklı ise, içeriği de yine çoğunlukla batı kaynaklıdır. Dinleri ve  peygamberleri inkar eden ateistler her nedense ilmi hiç bir altyapısı olmayan evrim teorisini bir din, yine mesela  Richard Dawkins'i de pek ala bir peygamber gibi algılayıp, eserlerini eleştirisiz kabul edebilmektedirler. Çünkü tutunacakları dal sayısı gün geçtikçe azalmıştır.

  Ateist fikirler gibi İslam hakkındaki din düşmanı yaklaşımlar da batı ( oryantalist ) kaynaklıdır. Herhangi bir İslami konuda önce oryantalist eserleri inceleyip sonra o konudaki ateist eserlere göz gezdirenler hemen şunu fark edecektir ki her iki eserde aynen ve birebir kopya, motamot tekrarları içermektedir. Bu konunun örneklerine de sitemizde zaten görülecektir. Ateistler ( Mesela T. Dursun, İ. Arsel ) kitap ve yazılarında  açıkça oryantalistlere atıflarda bulunurlar zaten. Yörünge dergisinin 15-22 Kasım 1992, 102. sayısından alıntı yaparak paragrafı sonlandıralım: "Turan Dursun, Vatikan Dünya Kiliseler Birliği tarafından korunuyordu.Yazdıkları Vatikan ve Dünya Kiliseler Birliği tarafından veriliyordu.Gerekli bilgi ve dokümanlar ona ulaştırılıyordu."

  Sitemiz oryantalist bakış açısı ile İslam'a yapılan eleştiri ve onların içimizdeki sözcülerinin ithamlarına cevap verme gayreti ile açılmıştır. Sitemizin din- kültürler arası ihtilafı artırmak veya kin-nefret duygusu yaygınlaştırmak gibi bir amacı asla yoktur. Toplumlar hem kendi hem tarihlerini daha iyi tanıdıkça gerçek diyalog ve barışın tesis edileceği kanaatinde bulunmaktayız. Haklıya hakkını vermek, gerçeği olanca açıklığı ile ve bilimsel temelde ifade etmek gayesindeyiz. Yalan ve iftira sadece gerçeklerin ortaya çıkmasını erteler. Halbuki "gerçeğin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır." ve güneş asla balçıkla sıvanamamıştır.

   Ayrıca batı kültürünü olabildiğince objektif ele alıp incelediğimiz, bir bakıma oryantalizmin zıttı olan Oksidentalist bir kaç çalışmayı da sitemizde  bulacaksınız. Rahmetli Cemil Meriç'in batıyı ele alıp değerlendirdiği cümlelerle " Çağdaş Avrupa şatafatlı adlar takmıştı bencilliğine. Aile, sınıf, millet. İpek eldivenler geçirmişti pençelerine. Kutsal mefhumların gölgesinde her cinayeti işlemişti. İkiye bölmüştü ahlakı: bir yamyamlar medeniyetiydi Batı medeni- yeti. Kıtaları yiyerek semiren bir medeniyet. Ama altın buzağıya tapan sömürücü Avrupa'nın yanında bir başka Avrupa daha vardı; barışçı Avrupa, düşünen Avrupa. Canavarlar yaratan Avrupa, canavarları tepeleyen Savaşçıların da vatanıydı. Maddenin karanlık zindanında mahpustu insan ruhu, onu Batının tekniği kurtaracaktı." Batı ilimde, Müslümanlardan aldığını geliştirip ilerlemiş ama  maalesef insanlıkta sınıfta kalmıştır. Meriç  batıyı kurtaracak çareyi şöyle açıklar " Vasıtaları aynı: şiddet, kanunları aynı: madde. Bu lanet zincirini ancak hakikat, adalet ve aşk kırabilir."

  Ruhsuz, adaletsiz medeniyet M. Akif Ersoy'un deyimi ile " Tek dişi de kalsa canavardır." Bu canavarı ehlileştirecek tek ilaç ise doğudadır!

                                                   ORYANTALİSTLERDE OBJEKTİFLİK ARAMAK
                   
 Tebbet suresi, Ebu Leheb'in kafir öleceğini ilan eden bir suredir, aslında azıcık aklını kullanıp, "Ben Müslüman oldum" dese, Hz Muhammed zor durumda kalacaktır, Kuran - Haşa - yalancı çıkacaktır! Önceden (3. ayet ile) verilen bu haber, zamanla gerçekleşir,ve Kuran'ın ilahi bir mucizesi olarak tarihe not edilir. Peki bu mucizevi ayete oryantalistler nasıl yaklaşır? 40 yıl Tel Aviv Üniversitesinde İslam Araştırmaları bölümü profesörü olan oryantalist Uri Rubin tarafından yazılan, " Abu Lahab And Sura CXI" adlı makalede, Tebbet suresinin 3. ayeti yani, " O ( Ebu Leheb) alev alev yanan ateşe atılacak" mealindeki ayet meali YOKTUR! Sadece 18 ile 21. sayfalarda, ayeti vermeden kendi yorumlarını yazarken 3. ayet diye vererek ayeti, YOK HÜKMÜNDE, geçiştiriyor! Neden, çünkü önceden hedeflediği amacına ulaşması için 3. ayet ona engel, o zaman bu ayet, değersiz; yok hükmündedir!

 *** Mekkeli müşriklerde; deist, komünist ve oryantalist izler!
Deist mantık ( Ahiret inancını red ): "Biz ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, biz tekrar mı diriltilecekmişiz?!" (Mü'minûn, 82; Vakıa, 47); "Hayat sadece bu dünya hayatıdır, ölürüz, yaşarız. Bizi ancak zamanın geçmesi helâk eder" (Casiye, 24); "Biz ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra mı diriltileceğiz?" (Sâffât, 15-16); "Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ölürüz, yaşarız, biz diriltilecek değiliz." (Mü'minun, 37); " Dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" (Yasin, 78)
Komünist ideoloji(-nin temel iddiası) : "Alışveriş (ticaret) de riba gibidir." ( Bakara, 275)
Oryantalist kafa ( Muhammed Kuran'ı İncil-Tevrat'tan aldı, iddiasının diğer bir versiyonu): "Onlara, "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulduğunda "eskilerin masallarını!" diye cevap verirler. (Nahl, 24)

 

                    
 2011'den 2017'ye! Faşist ile ateist solun İslam'a bakışı, İslam söylemleri aynı! İki hasta ve güya birbirine zıt zihniyet Hak karşısında yan yana, farkları olmadığının en büyük delili!

   
 

    2011'den 2018'e, yine karikatür (!), yine İslam'a saldırı ve yine oryantalist bir kafa (Dün Madlener; bugün Salman Rüşdi) ile karşı karşıyayız! Onlar görevlerini ifa ediyor, biz de işimizi yapmaya devam edeceğiz, bi-iznillah!

 18.03.2012 tarihinde Dinden Özgürlük Vakfı  isimli bir ateist grubun New York Times gazetesinde yayınlamak istedikleri  “Kadınları ve gayrimüslimleri insan kabul etmeyen bir kurumu ait olmak; neden? İnsanları ‘peygamberin’ nefret ve şiddet dolu öğretilerinden daha çok önemseyen bizlere katılın” ifadelerini içeren  ilanı da aynı önyargıların dillendirilmesinden başka bir şey değildir.    

  2005 yılında Danimarka kaynaklı karikatür krizi ve ondan önce şeytan ayetleri isimli kitap ( 1989) ve en son Müslümanların masumiyeti ( Eylül 2012 ) isimli sinema-belgesel tarzı çalışmaların gösterdiği gibi, batı âlemi İslam’ı bırakın tanımayı, haçlı seferlerinden kalma önyargı ile İslam’a hala düşmanca yaklaşmaya devam etmektedir. Taraflardan birinin sayın Bağış  diğerinin milletvekili Barry olmadığı kesin olan bu olayda İslam dünyasının kendini batı alemine anlatamamasının da etkin bir sebep olduğu bu önyargı ne yazık ki gün geçtikçe derinleşmeye devam etmektedir. İşte bu site gerek batı âleminde misyoner kaynaklı İslam ile ilgili ithamlara cevap vermek ve gerekse  ülkemizde bulunan dinsizlerin iddialarını cevaplamak amacıyla kurulmuştur. Bunları yaparken de asıl sorumlunun onlara İslam’ı gerçek yüzü  ile anlatamayan biz Müslümanlar olduğunu unutmadan gecikmiş görevimizi ifa etmek gayreti içinde olduğumuzu da ifade edelim. Tarihi derinliği ve yoğun içeriği olan alanda sorunları çözmekten çok karanlığa karşı bir mum yakma niyetiyle yola çıktığımızın bilinci ile temel prensibimizin “ Ancak hastaların doktorlara ihtiyaç duyduğu.” gerçeğini hatırdan çıkarmadan, hastalar olmasa doktorların da bir değerinin kalmayacağı bilinciyle, samimiyetle görevimizi ifa etmektir.

  Avrupa’da, özellikle de kuzey ülkelere doğru çıktıkça artan ateizm oranı, İslam hakkındaki iddiaların başında gelen: İslam'ın kılıç zoru ile yayıldığı , İslam'ın şiddet ile özdeşleştirilmeye çalışıdığı, İslam'da  kadın hakları,  efendimiz (sav)’in evlilikleri ve özellikle Hz Aişe annemizin evlilik yaşı, Kuran’da var olduğu iddia edilen çelişkiler gibi konular sitemizin ana başlıkları olacaktır.
 

       
 

            Asıl olan bu sonuçları doğuran sebeplerin ortadan kaldırılmasıdır! Sitemizin işlevlerinden biri de budur!
 

                                   

          

 

                                                    Deizm, ateizm dalgası
     "Türkiye’de genelde İslâmî kesimlerde, üstelik de bütün kuşaklarda, ama özellikle genç kuşakta bir deizm dalgası yayılıyor hızla. Seküler kesimlerin çocuklarının arasındaysa, ateizm yayılıyor dalga dalga...Deizmin de ateizmin de yayılmasını sağlayan şey, fikir ya da felsefe değil, aksine kültür: Ayartıcı, ruhsuz postmodern popüler kültür. Film, müzik, kültür ve medya endüstrileri, bütün dünyaya deist ve nihilist bir kültür yayıyorlar... Şu an küresel ölçekte inşa edilen, hepsi birbirinin neredeyse kopyesinden öteye geçemeyen insan türü, insanaltı bir varlık: Düşünme melekelerini yitiren, hız, haz ve ayartı’nın kölesi olmayı, özgürlük sanıyor!" ( Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 8.4.2018)
 

       Sanal alemde Ateizm Agnostisizm deizm propagandalarına cevap veren sitelerin önemi gittikçe artıyor: Türkiye'nin yarısı dini internetten öğreniyor. İnternetten öğrenenlerin neredeyse yarısı, “ deist, agnostik, ateist” oluyor!

    

                                                              İddiamız

                    Ateistlerin, misyoner ve onlarında hocası oryantalistlerin içimizdeki kuklaları oldukları şeklindedir.
 Yaptığım ziyaretlerde Protestan misyoner merkezinde T. Dursun’un kitabının olması, Katolik kilisesinde İslam’a saldıran gazete yığınlarının bulunması, bunun yanında, ateistler ile insanları Hıristiyanlaştırmakla uğraşan misyonerlerin İslam hakkındaki ithamları aynı olması, bu da yetmezmiş gibi ateist ve misyonerlerin kaynaklarının da aynı ( Ateist olduğunu iddia edenlerin Misyoner Zekeriyya Birader’in videolarını paylaşmaları, ilk ateistlerden Abdullah Cevdet’in tercüme ettiği kitabın, oryantalist R. Dozy’nin Tarihi islamiyyet adlı kitabı olması, Dinlerin uydurma olduğunu iddia eden Muazzez İlmiye Çığ'ın 1957'te Münih oryantalistler kongresine katılması vb. bu iddiamızın delillerindendir.) yani; Oryantalistler olması, bize sadece bir şeyi anlatmaktadır; Misyoner ve ateistler, oryantalistlerin - bize göre, Yuhanna ed-Dımeşkî'den beri, 1300 senedir- İslami kaynaklardan arayıp kendilerince bulduklarını iddia ettikleri yanlışları, onlar adına papağan gibi içimizde tekrar edip durmaktadırlar!
 
"Keşke Fatih Hıristiyanlığı kabul etseydin, iyi olurdu. diyen Türk entelijansiyası (aydınlar topluluğu) tanıdım ben. Dolayısıyla Türk entelijansiyası, genelde din düşmanı değil tam tersine, özelde İslam düşmanı gibi görünüyor bana. ( Hilmi Yavuz, Modernlesme, Oryantalizm ve İslam, s. 113) Bu grubun ateizminin farklı bir felsefi arka planı var. Türk ateistleri pozitivizmden çıkıp gelmediler tanrıtanımazlığa. Türk ateisti aydınlanmanın mirasıdır. Daha doğrusu ateizm, Fransız aydınlanmasının, Türk entelijansiyası tarafından fevkalade yanlış bir biçimde anlaşılmasına sonucudur." (Hilmi Yavuz,  s. 134)
 

                                
 

                            
                                                       

 

              1990'larda yaşayan T. Dursun'un İslam hakkındaki fikir babası;1700'lerde yaşamış Montesquieu
                                                    ( Montesquieu, Hıristiyanlığa 'Tabu' demiyor! )

 

                           


 Ateist ve deistler, din düşmanı değil, İslam düşmanıdırlar! Her iki kesiminde 'hocası' ise, önceden Mısır Kıpti Kilisesine bağlı iken, sonradan Evangelist Protestan mezhebine giren ve 'İsrail ile karanlık ilişkiler içinde olduğu sağduyu sahibi Süryanilerce de belirtilen' ve İslam'a hakaret eden, 'Müslümanların masumiyeti' adlı filminde arkasında olan misyoner bir Mısır'lı Kıpti papazdır. Olaya tersinden bakacak olursak, ateist ve deistlerin hocası misyoner Zakaria'dır; Zakaria'nın da kaynağı Kuran'dır! Kuran kaynaksa neden itiraz edersin, değilse neden kaynak olarak kullanırsın, diye sormayacağız, sitemizde (Oryantalist, misyoner ve ateistlerin) metotsuzluklarına dair bol miktarda örnek bulunmaktadır! 

 2000 Yılında ilk ateist eserlerle tanıştım. İlahiyat hazırlık sınıfında idim. İmanım gitti geldi... Sonra tek tek cevapları aradım, hamdolsun buldum; kenara not ettim. İlahiyat 2. sınıfa geldiğimde önce Hıristiyanları, 3. sınıfta ateistleri bizzat ziyaret edip fikir alışverişlerinde bulundum. Daha sonra Misyonerler ile yüz yüze veya mektup ile iletişime geçtim. 20 yılın sonunda ateist ve misyonerlerin bilgi kaynaklarının farkına vardım: Oryantalistler. Sonra bu site ortaya çıktı. Zamanla daha da olgunlaşacak ümidi ile devam ediyoruz!

 "Aydın kesim, gerek eski metinleri okuyup anlamadaki zorluğu göze alamamaları, gerekse bir an önce neticeye varmak arzularına sahip olmaları ve Bir de dini çevrelerde bilinenlere aykırı, yeni şeyler ortaya atma hevesi yüzünden, oryantalistlerin eserlerini kaynak kabul etmişlerdir. " ( Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 98 )

 
"İslam dünyası birkaç asırdır gaflet uykusundadır. Uyanışın gerçekleşmesi, karşı tarafın hücumlarını bertaraf etmenin yanı sıra, fikren karşı hücuma geçmekle mümkün olacaktır." ( Prof.  Dr.  Abdülaziz  Hatip, Kuran ve Hz. Peygamber Aleyhindeki İddialara Cevaplar, s. 36)
 


                                        
SİTENİN BELKİ DE EN KAPSAMLI AMACI ŞU İDRAKE KAVUŞMAMIZDIR:
                            Müslüman, Hıristiyan hatta ateist...Hiç fark etmez, 'Batılı oryantalistlere' göre biz, 'doğu'luyuz!

   "Hiçbir ülke, Türkiye gibi batılılaşmaya çalışmamıştır. Avrupa hiçbir zaman, Türkiye'nin batılılaşma çabalarını ciddiye almamıştır. Bu çabaları küçük görmüştür. Türkiye'yi küçük görmekte haklıyız. Çünkü bizi taklit edene niçin saygı duyalım. Ben ancak medeniyetime katkıda bulunabilecek olana saygı duyarım." ( Arnold Toynbee, uygarlık sınavı adlı eserinden nakleden HilmiYavuz, Modernlesme Oryantalizm ve İslam, s. 68) "İslami reform, çoğunlukla bir özür dilemedir. Batı sömürgeciliği, dolayısıyla ortaya çıkan aşağılık duygusuna cevap vermeye yönelik bir çabadır." ( Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 100) 
   "Bir oryantalist için doğulu her zaman doğuludur. ( Edward Said, Oryantalizm, s. 19, 144)
  "Doğulunun sağcı solcu , devrimci olması bir şeyi değiştirmez. Hiç bir batı kaynaklı bile olsa ideoloji bir doğuluyu batılı yapmaya yetmez. Doğulu her şeyden önce doğuludur; bir Müslüman yarı Fransız olabilir ama yarı Hristiyan asla olamaz." ( İsmail Süphandağı, Batı ve İslam Arasında Oryantalizm, s. 19-20)
   "Said bir Hristiyandır ama Filistinlidir, Arap’tır ve neticede Doğuludur.” ( Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 183)
 Alman bilim adamı Fritz Neumark: “İçtenlikle itiraf etmeliyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez, sevmesi de mümkün değildir. Türk ve İslam düşmanlığı Hristiyanların ve kilisenin asırlardır hücrelerine sinmiştir. Avrupalılar Türkleri Müslüman olduğu için sevmez, ama 'laiklik' şöyle dursun, 'Türkler Hristiyan olsa da' onlara düşman olarak bakmaya devam ederler.” ( Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, s. 182 )
  "Viyana piskoposu Johann Fabri: ”Dünyada yaş ve cinsiyet ayrımı yapmadan çocuk yaşlı herkesi kesen, hatta ana rahmindeki bebeği bile katleden Türkler kadar acımasız ve kaba bir ırk yoktur” (Turkey, Sweden and the EU Experiences and Expectations”, Report by the Swedish Institute for European Policy Studies, Nisan 2006, s. 6)
  "Batılıların dediği olursa, sizin Alevi-Sünni, Kürt-Türk, sağ-sol, laik-ateist olduğunuza da bakmayacaklarAdınıza, geldiğiniz yere bakacaklar. Zaman ve coğrafya kaderimizdir. Kaderine karşı yürümeye kalkışanlar, Allah’ın iradesine karşı durmaya çalışıyorlar demektir." (Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 09.03.2017)
  "Oryantalistler, kendilerini fikri yönden takip eden, amaçlarına yardımcı olan beyaz insan cinsinden,
Yahudi veya Hıristiyan olsalar bile, onların doğulu Arap asıllı olduklarını bilmektedirler. Bu nedenle onlar bu oryantalist efendilerinin gözünde yabancı kimselerdir. ( Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 64)
 

                         

 

                                                

                                                                  Çağrımız!

Hadi buyrun, fikir meydanına! Bugüne dek hep önyargılı ve at gözlüğü ile İslam'a bakan oryantalist fikirleri, ya Müslümanları Hıristiyanlaştırmak isteyen ya da onları ateist yapmak isteyen dinsizler, kendi görüş-araştırmaları gibi sundular. Artık yeter! Buyrun ey misyoner, deist, agnostik, ateist vb. savunucular, 'varsa' kendi fikirleriniz ile sizinle fikri cidal, ilmi tartışma, seviyeli ve ilmi görüş alış verişi yapalım. ilminize, fikrinize güveniyorsanız, OKUyan, tefekkür eden, üretken birisi misiniz? İslam'a karşı veya hakkında şüpheleriniz mi var? E, buyrun?!

Net ve objektif tartışma için olmazsa olmaz bazı şeyleri netleştirelim:

Öncelikle dünyaya bakış açınızın adını belirteceksiniz: Hıristiyan/Protestan'ım, ateistim... gibi! Sonra, İslam'a alternatif sunduğunuz dünya görüşünüzü ifade edeceksiniz: sonu -izm ile biten her ne ise ama asla, güzellik yarışmasında konuşan aday gibi ' Dünyada barış, hümanizm, çiçek-böcek gibi ayakları yere basmayan ve uygulama safhasına çıkmamış ütopik hayalleri değil! İslam'a karşı kendi fikriyatım şu deyip adını koyacaksınız! En son sitemizdeki iki arama motorunu kullanıp, hala sizi ikna etmeyen konu varsa, buyrun, SİZİ bekliyoruz!

Yoksa, bizde rahatlıkla, İslam düşmanlarının 'pehlivanı yok' deriz, ona göre!

 

 

                                                                 Amacımız

 Aşağıdaki bakış açısının tüm Müslümanlara hakim olması, eziklik ve kompleksten kurtulup özgüven sahibi olmak  ve  'batı, medeni dünya, çağdaşlık, modern hayat' gibi içi boş ve emperyalizmin araç olarak  kullandığı kavramların tuzağına düşmeden, kendi içimizde birliği sağlamak!

 Fas Krallığı Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Sayın Lahcen Davudi: Batı ile görüştüğünüzde mütevazı olmayın. Çünkü “Siz mütevazı olduğunuz zaman onlar bunu zayıflık olarak anlıyorlar. Onların anlayacağı tarzda, onlarla aynı seviyede durarak konuşun. Medeniyetinizden, dininizden özür dilemeyin. Tarihte özür dilenecek ameller ararsanız onların bizim yüzümüze bakacak yüzleri olamaz” ( Serdar Demirel, Akit, 01.05.2016)

  Görevimizi hakkı ile yerine getirebilsek, İslam'ın gerçek yüzünü anlatabilsek neler olacağına iki örnek:

 

             

                             

               

 

                       Sonradan Müslüman olan, yapayından daha dirayetli çıkıyor, maşallah!

              

                                                      Objektif bakan, en azından itiraf eder!

                           


 
"Kuran'da bir çok şey beni şaşırttı. Fakat şaşırtmayan şeyler de oldu. Fakat beni en çok etkileyen ise çok kapsayıcı bir Kutsal Kitap olması oldu. İslamiyet'in Yahudilik ve Hıristiyanlıktan daha kapsayıcı olduğunu kesinlikle fark ettim. Diğer iki din pek çok peygamberi ve yaşantısını kabul etmez iken, İslamiyet hepsini ediyor. Ayrıca bize söylenenin aksine kadınlara değer veren bir dinKuran-ı Kerim üzerinde politikacılar ve belirli kitleler tarafından çarpıtılan bölümler olduğunu fark ettim. Bu kısımlar özellikle savaş ile ilgili olanlardı. Bunlar batılı politikacıların halka bir düşman sunmak için kullanabileceği ifadelerdi." ( Carnegie Üniversitesi'nin Uluslarası Ahlak Konseyi Direktörü Gary Wills, Kur'an'ın Anlamı nedir? adlı kitabı ile ilgili mülakattan, 23 Ekim 2017, Risale Haber )  

 

                                                                   Adım adım

  Tanrı var mı? Allah’ın varlığının delilleri, evrim, ateist akıl adlı yazılarımız: Ateizm, agnostizm bitti.

  Varsa yaratıp bıraktı mı? Bu muhteşem uyumlu evren sebepsiz olamaz: Canlıları birbirleri ile irtibatlı, kendi aralarında konuşabilecek şekilde yaradan yaratıcı, kelam sıfatı ile neden yarattıkları ile iletişime geçmesin? Yaratan neden yarattığına kendini tanıtmasın? Düzen ve uyum içindeki evreni yaratan tanrının, sonra onu başıboş bırakması yaratılandan yaratıcının haşmetini görebilen insan için mantık dışı bir sonuç olur. Bu muazzam ahenk, başıboş bırakılmak için yaratılmış olamaz.Tüm evreni insana hizmet edecek şekilde, hayattaki ihtiyaçlarını karşılayacak ortam yaratan, fikrî alandaki sorularını ( Akıl ve duygu sahibi insan pek çok alanda yaptığı keşifler, icatlar ve teknolojik gelişmelerle insanlığı maddi anlamda ilerletti. Bu kadar gelişmeleri ve icatları akıl sayesinde yapan insan; 'Niçin yaratıldım? Bu dünyaya niçin gönderildim? Yaratılış gaye ve amacım ne? Bu dünyaya nereden geldim ve nereye gidiyorum? Beni yaratan yaratıcının benden isteği nedir? Nasıl davranışlar yapmamı istiyor?' gibi pek çok önemli sorulara tek başına cevap bulamamıştır....) cevapsız bırakmaz. Vahiy insana yol gösteren bir ışık, bir rehberdir. İnsanı vahiy yolu ile iyi, güzeli ve doğruyu bulabilir ve yanlışlıklardan kurtulabilir. ( İslami emir ve yasaklar ve hümanizm adlı yazımıza bakılabilir) Gayesiz yaşam insanı insanlıktan çıkartır. İnsanı sahip olduğu üstün özelliklerden soyutlamadan hayatını devam ettirecek özellikler vahiyle insana bildirilir. En üstün ve benzersiz gücü kabul etmeyen her insan, kendisi ile aynı özelliklere sahip diğer canlılardan kendini üstün görme eğilimindedir. İlim, para, makam... ile bunu etrafına göstermeye çalışır. Bunun sonu tüm insanlığa karşı üstün olma çabasıdır ki bu sonunda kendini tanrı ilan etmeye kadar varır:  Deizme son!

  Bırakmadı ise hangi kitabı gönderdi? Kuran ve Bilim, Çelişkilere cevap adlı yazılarımız: Merhaba İslam!

 

                                                      Sitemizden nasıl yararlanılabilir?

  Öncelikle sitemizin bir ilaç işlevi gördüğünü, ilacın ise lazım olduğunda kullanılması gerektiğini ifade etmek isteriz. İlaç her zaman kullanılmasa da ne zaman ihtiyaç duyulacağı bilinemeyen bir bir şifa aracıdır. İmansızlık, önyargı, cahillik hastalıklarına herkes tutulmasa da, bu tür hastalıkların bulaşma ihtimaline karşı sitemizdeki yazıların her daim ulaşılabilir olması gerektiğini düşünüyoruz. 

   Oryantalist, ateist ve misyonerlere belli bir kategorik sıra ile cevap vermek imkansız. Çünkü konular birbiri ile bağlantılı ve çok iç içe girmiş durumda bulunmaktadır. Sitemizin temel hareket noktasını oluşturan, oryantalist görüşlerin misyonerlerce kullanıldığı ve ateistlerce dile getirildiği iddiası da bunu doğrulamaktadır. Peygamberimizden bahsederken İslam'da kadın haklarına, namazdan bahsederken İslam savaş hukukuna vb.  rahatlıkla geçilebilmektedir. Bu nedenle önce ana başlıklar ( Kuran, İman, Kadın, genel ...) altınca cevaplar sıralandı, sonra kendi alt başlıklarında iddiaları ve yazarları, kitapları ele alındı. Bunun dışında kaynaklık edebilecek temel konularda belli bir başlık altında toplanıp okuyucuya sunuldu.

  Sitemizden azami ölçüde istifade edebilmek için öncelikle "Kaynaklar" bölümündeki temel İslami ilimlerle ilgili yazıların okunması, bundan sonra özellikle oryantalizm başlığı altındaki yazıların okunmasını, bu aşamadan sonra ateist yazarların fikirleri ve onlara verilen cevaplara geçilmesini tavsiye etmekteyiz. Oryantalist iddiaları ile birebir örtüşen ateist ithamların okuyucuya yeni ufuklar açacağı, her birine cevap verilen oryantalist ve ateist görüşlerin örtüşmesinin zihinlerde olan ve farkına varılamayan birçok zinciri kıracak ve olaylara daha derinlemesine ve daha geniş açıdan bakabilme kabiliyeti kazandıracağı iddiasındayız! En sonunda ise özel başlıklarla detaylı incelemeye çalıştığımız yazıların okunmasının faydalı olacağını ümit ediyoruz. Bunun dışında sitemizde bulunan iki arama motorundan da aranan belirli konulara rahatlıkla ulaşılabileceğini belirtmek  isteriz.

  Gayret bizden, tevfik ve hidayet Allah'tandır.

 
 

                                                                   Hamiş

   Bu site edilgen, reaksiyoner, savunmacı bir mantıkla hazırlanmamış; aksiyoner, etken ve oksitendal bir bakış açısı ile yapılandırılmaya çalışılmıştır. Özellikle son 300 yıldır, gücü esas alan mantık ile hareket eden batı hem kendi ruhunu  bitirmiş hem doğuyu maddi manevi sömürerek özünden uzaklaştırmıştır. Ama sosyolojik gerçek onlara da işlemektedir, her organ doğar, büyür ve sonra ölür. Hak üzere olmak ise, iki cihanda da üstünlük sebebi ve vesilesidir.

     Site ferdi bir gayretin ürünüdür. Bu çalışma tek başına oryantalist iddialarına 'tamamı' ile cevap vermek yerine, akademik anlamda  cevap verme çabasının ilk adımları olarak değerlendirilmelidir, profesyonelleşmesi- akademik hüviyet kazanması zamanla olacaktır inşallah. Özellikle ilk adım ve akademik çalışmanın beklendiği vurgusunun yapılma nedeni; Oryantalizmin 1000 küsur yıllık bir geçmişten ve Avrupa, Rusya, ABD merkezli binlerce akademisyen ve çok yüklü maddi kaynaklardan beslenmesinden dola, bu devasa zaman- bilgi kaynağı ile tek başına ve bir kaç yıllık -zaman bulundukça yapılan çalışmanın- yeterli olmayacağının gözler önüne serilmesi çabasıdır. Tek kişiye vurgu yapılmasının nedeni ise, çalışmada görülebilecek yanlış- eksikliklerin nedeninin açıkça ortaya konması güdüsüdür. Sitedeki doğrular, Kuran'ı doğru aktarabildiğim yerler, sitedeki yanlışlar ise tek bir kişinin süzgecinden geçen bilgilerin yanış-eksik ve hatalı algılanabilmesinden kaynaklanan insanî zayıflıklardır. İşi, ehli olan akademisyenler ekibine verene dek, gayrete devam!
   
     Ateist ve misyonerlere cevaplar, Allah'ın izni ile, tamamladı iddiasındayız! Oryantalistlerin saldırıları, organizeli ve akademik seviyede ekip işi olduğu için, onlara cevaplarında benzer şekilde verilmesi gerekmektedir. Bu cevapları alanlarında uzman olan akademisyenlerden oluşan ekibin (Prof Dr. M. Hamdi Zakzûk, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması adlı eserinin 111- 136. sayfalar arasında bu konuda neler yapılabileceğini çok güzel bir şekilde incelemiştir) 'tam anlamı ile' vereceği bir gerçektir, ama o zamana dek, sitemiz görevini yerine getirmeye devam edecektir, bi-iznillah!

    Sitenin tek amacı İslam’a saldırı için vesile yapılan konulara cevap vermek iddiasıdır. Sitenin siyasi herhangi bir boyutu- amacı, herhangi bir parti ile müspet-menfi bağlantısı bulunmamaktadır. Site, siyaset dışı ve ilim merkezli bir çalışma olma iddiasındadır.    

    Muhammed İbni Hallegân, 865 özel insanın kısa hayat hikayesini yazdığı eserinin sonuna, şu satırları ekler:" Allah hatasız kitap yazılmasına izin vermemiştir. Çünkü hatasız kitap bir tanedir: Kuran" ( Will Durant, İslam medeniyeti, s. 236)

    Gayret bizden, başarı Allah'tan.   

 

  * "Gelen eleştirileri göğüslemek ve cevaplandırmak" ( H. Millas, 13.01.2015) için yine aynı araçlarla; Karikatür, film, kitap, internet sitesi"  ile cevap vermek yerine " yazanı öldürelim, çizeni vuralım, çekeni boğalım dışında bir tepki üretememesi " hem üzücüdür hem de bu şekilde "İslam’ın barış dini olduğunu savunmak mümkün" dür. (Dündar, Milliyet,)

 ** Öncelikle " Biz  kendimizi anlatmalıyız. İslam dünyası ciddi anlamda organize olmadığı ve birliktelik sergileyemediği için sonuçta  güçlü bir kamuoyu da oluşturamadı." ( Doç. Dr. Serhat Ulağlı , Yeni Şafak, 18.01.2015) Bunun sonucunda ise gerek tarihi gerek ekonomik/emperyalist nedenlerle İslam batıda hep kötü imaj ile simgelendi.

 

                                                              Önemine binaen

 1- Kitap çalışmamız ferdî bir çalışmanın ürünüdür. Ateist veya oryantalist ithamlara veya bize gelen sorulara gerekli cevaplar verilmekteyse de, araştırmalarımıza devam ettikçe karşılaştığımız yeni kaynak ve referanslarla cevabın değeri, ikna edici gücü bir anda iki üç kat birden artmaktadır! Cevapların İslami kaynaklarda bulunmakta olduğuna her an şahit olmaktayız ama cevapların olduğu tüm bu kaynaklara ulaşmak, ‘zaman ve ekip işi’ olduğu için, bu sorumluluğun kişisel-ferdî çalışmalarla gerektiği anlamda, 'zamanında' yerine getirilememesinin vebali, ağır bir yük olarak karşımızda durmaktadır! Yeterli cevaplar veriliyor evet ama, daha mükemmeli önümüzde durmaktadır; çünkü mükemmelliğin sonu yoktur!

 Halbuki ateist ve oryantalistler gerek kişisel gerekse kurumsal ama mutlaka örgütlü bir şekilde İslam’a saldırmaya devam etmektedirler! Ateistler İslam’a saldıran eserler yazdıklarında ülkeler ve kıtalar arası yardımlaşmakta, tanıtım ve basın, internet aracılığı ile birbirlerini desteklemekte, sanal alemde hızlıca organize olmaktadırlar. Zaten oryantalistler, 1312 tarihinden itibaren akademik anlamda, üniversite seviyesinde İslam’a saldıran uzman kadrolar oluşturmuş ve iftiralarını yüzyıllardır devam ettirmektedirler.

 Buna karşılık Müslüman kesim, bireysel olarak mücadele etmekte, her soruya ulaşamamakta, dolayısıyla da ulaşılamayan sorulara muhatap olanların zihinlerinde oluşan karışıklığı giderememektedir! Buradaki temel meselenin ‘cevap verememek değil; verilen cevapların sürekli olarak olgunlaşması olduğunun' altını özellikle çizelim. Çünkü yaşadıkça gördük ki; "cevapların da seviyesi var ve bu cevaplar, yeni kaynaklara ulaştıkça devamlı mükemmelleşmekte; doyuruculuğu artmaktadır!"

 Bu nedenle sıradaki görevin, tüm kaynak eserlere ulaşabilecek, alanında uzman ekiplere verilmesine geldiğinin altını çizelim....

2- Yeni soru/ithamlarla ve bunlara verdiğimiz cevaplar, zamanla ulaştığımız yeni kaynaklarla sürekli revize edildiği için, kitap çalışmamızı mütemadiyen erteliyoruz...İstemeyerekte olsa kader bizi, Horace’ın sözünü uygulatıyor belkide: Nonum prematur in annum, (Mealen): "Bir eseri yazınca dokuz yıl beklet, metin olgunlaşsın."