Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle     www.İslamÜstündür.Com       Biz Kimiz ? İlkelerimiz
Türkler hakkındaki uydurma hadisler ve Türklerin Müslüman olması

En başta hatırlatalım ki, bir çok konuda hadis uydurulmuştur. Bundan acemler, kadınlar, mezheplerden...meyve sebzelere kadar bir çok alanda yalan furyası ümmetin üzerine çökmüştür. Ama hadis alimleri bunları tek tek bulup ortaya çıkarmıştır.

 

 

 "Moğol istilacıları da daha sonra katliamlar uyguladığı toplumun dinini seçmişlerdir." ( Thomas Walker Arnold, İslam'ın tebliğ tarihi, s. 19) ki bu "Moğolların 4/3’ü Türktür." ( Leon Cahun, Introduction a l’histoire de l’Asie, s. 279)

 

 

                                                   Genel değerlendirme

  Bugün hadis külliyatlarında peygamberin sözü olarak nakledilen Türkler hakkında hem lehte, hem de aleyhte hadisler vardır. Bu çelişkili rivayetler hadis kitaplarında bulunmaktadır. Olayın tamamen siyasî olduğu tarihi incelediğimizde ortaya çıkıyor. Abbasî sultanı Mutasını zamanında orduya alınan Türklere karşı ırkî bir Arapçılık anlayışı ile aleyhte hadisler uyduruldu. Bu tavrı haksızlık olarak değerlendiren bazı insanlar da bu sefer Türkler' savunmak için yeni hadislerle durumu kurtarmaya kalktılar.

    Fetihlerle çeşitli din ve uluslara mensup insanlar Müslüman oldular. Bunlar ne kadar Müslüman olsalar da eski inanç ve kültürleriyle yoğrulmuş insanlardı, içlerinde o kültürün düşüncelerini taşıyorlardı. Zaten bir anda onlardan sıyrılmaları da mümkün değildi. Bunların Müslüman olmasıyla birlikte Araplar da çeşitli kültürlerle temasa geldiler. Kendileri onlara kültür verdikleri gibi büyük ölçüde onlardan etkilendiler. Hint ve Yunan düşünceleri, Mani inançları İslam ülkelerinde tartışılır oldu. Felsefe de yayıldı. Böylece çeşitli fikir ve inanç ekolleri doğmaya başladı. Her ekol kendi düşüncesine geçerlilik kazandırmak için bunları bir ayete veya hadise dayandırmak lüzumunu hissetti. Ayetler sınırlı idi. Yeni ayet ilave edilemezdi. Ama hadis işi kolaydı. Onun için ekoller mümkün olduğu ölçüde ayetleri, kendi fikirleri doğrultusunda tevil ettiler. Ve düşüncelerini bol bol uydurdukları hadislere söylettiler. Böylece fıkıh, kelam, felsefe ve tasavvuf ortamlarına uydurma hadisler yayıldı. Ve bunlar derlenerek kitaplara girdi. Hele Hz. Osman'ın öldürülmesinden itibaren meydana gelen siyasî çalkantılar, bölünmeler, kargaşalar hadis uydurmada çok etkin oldu.

    Irkçılığı yasaklayan ümmet bilincini savunan bir dinin ayet ve hadislerle ırkçılığı reddeden temel prensiplerine aykırı bu tür - Türkleri öven veya yeren - rivayetlerin o dinde olduğunu, dine ait olduğunu savunmak için ya ırkçı-faşist olmalı ya da tamamen önyargılı din - özellikle de İslam- düşmanı olmak gereklidir. Zaten "Mevzu hadisleri"  inceleyen kitaplar bu tür  ırkçı içeriğe sahip olan hadislerin uydurma olduğunu yazmış, birçok İslami ilme sahip olduğunu söyleyen T. Dursun gibilerin ise bu tür ilmi çalışmalardan haberinin olmaması ya cahilliklerini ya da önyargılarını göstermektedir.

 

                                                  Rivayetlerin tahlili

Türkler aleyhinde söylendiği ileri sürülen Hadisler uydurulmuş yalanlardan ibarettir.bunlar içerisinde Türkleri yeren,onları ahir zamanda çıkacak ye’cuc ve me’cuc un bir kolu sayan rivayetleri yanında Türkleri öven,onların,bas edilemeyecek savaşçılar olduklarını belirten hadislerde vardır.


Turan dursun, Türkler aleyhinde ki hadisin, Muslim ve Ebu Davud un kitaplarında bulunmasını, sağlamlığına kanıt göstermektedir. Bir rivayetin,cesitli kitaplarda bulunması, sağlamlığının kanıtı olamaz.


Hadis derleyicileri,peygamberden iki-uc asır sonra artık agızdan agıza, soylene soylene topluma yayılmış olan aktarmaları surdan buradan derlemişlerdir. Burada önemli olan ,o rivayetin temelde kimin tarafından rivayet edildiği ve iki üc asır ağızdan ağza dolaşırken ne derece orjinalitesini korumuş olduğudur.


Mesela Ebu Davud:” Türkler size dokunmadığı surece siz onlara dokunmayın “ rivayetini “sahabeden bir adamdan” almıştır. Kim bu adam? Mechul, söyleyen belli degil. Türklerin ,ye’cuc ve me’cuc un bir kolu olduğunu,akın icin cıkmış olan bir kolun,geri döndükteler inde İskender tarafından yaptırılan sed dolayısıyla yerlerine varamayıp dısarıda kaldıkları hakkında ki rivayetin,ileri tutar tarafı var mı ? belli ki bunlar ,Türklerin güçlenmesiyle otoriteyi elden kaçırmakta olan arap ırkçılarının uydurdukları sözlerdir.


Simdi burada Turan Dursun’un bir çelişkisine dikkati cekmek istiyorum.o da su: dursun ,peygamber’in,sadece Arap toplumuna gönderildiğini,hatta hicaz bölgesinden baksa bir toplumun Müslüman olmasını dahi düşünmediğini ileri suruyor- ki bunlara cevap verildi sitemizde -  varsayalım ki öyledir.öyle ise, hiç görmediği ,bir ilişkisinin olmadığı ,belki de varlığını dahi duymadığı Türkleri ne diye yersin,onları düşman ilan etsin?


Amr bin Taglib’ in rivayetine göre peygamber (sav) : “ Kıl ayakkabı(carık) giyen bir kavimle çarpışmanız,kıyamet alametlerindendir.yüzleri,üst üste deri kaplı kalkanlar gibi genis ve değirmi olan bir kavimle carpısmanız,kıyamet alametlerindendir.”  Bu rivayette Türk adı geçmez. Ayrıca çarpışılacak kavim de ayrı ayrı kavimdir. İbn Hacer, bunlardan birinin ,zındıkların başı Babek ve yandaşları olduğunu soyluyor.

 

İkinci rivayette ise Türk adı geçmektedir: Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Allah’ın elcisi söyle buyurmuş:”siz,kücük gözlü,kırmızı yüzlü,basık burunlu,yüzleri üst üste deri kaplı kalkanlar gibi değirmi ve etli olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz.kıl ayakkabı (carık) giyen bir kavimle carpısmadıkca kıyamet kopmaz. " ( Buhari, cihad; 96; Muslim, fiten: b.18 h.65; Ebu Davud, melahim; 9)


Ebu Davud’un Büreyde’den cıkardıgı rivayete gore de;” küçük gözlü bir kavim (ravinin izahına gore yani Türkler) sizinle savaşacak.onları uc kez Arap yarımadasına kadar kovalayacaksınız.birinci kovalamada onlardan kaçanlar kurtulurlar.ikinci kovalamada onlardan bir kısmı kurtulur,bir kısmı ölür.üçüncü kovalamada hepsinin kökü kesilir.”
( Melahim:9,hadis:4305) Rivayetlerin sözleri de birbirinden farklı. Amr ibn tağlib’in ki daha kısa,Ebu Hureyre’nin ki de ilaveler var ve yine bunlar da aynı sahsın rivayeti olmasına karsın birbirinden farklı,eksiklik,fazlalık var.kiminde Türk adı geçiyor, kiminde geçmiyor. İste bir başkası: “Siz,kıl ayakkabı giyen bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz.yüzleri üst üste deri kaplı kalkanlar gibi geniş,etli ve kıllı yüzlü bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz.” A’rec in ,yine Ebu Hureyreden rivayeti ise:”Gözleri küçük,burunları basık,yüzleri deri kaplı kalkanlar gibi geniş ve etli” ilavesi var ( Buhari,cihad:97; Muslim, Fiten :b.18,h.64) Bu rivayetin iki ravisi vardır:biri Amr ibn tağlib, digeri-ki çoğunluk rivayeti bundan gelir. Ebu Hureyre’dir. Bu sözü,ebu hureyre nin kendisinin yazmış olduğuna ihtimal vermiyoruz.Onun azgına koymuşlardır. Nasıl ve neden koydular,onu biraz sonra anlatacağız. Bu rivayetler İslam'ın temel prensipleri ile de zıtlık arz eder. Bu rivayetlerde, Peygamber, arkadaşlarını, Türklerle savasmaya tevsik eder durumdadır. Ama aynı peygamber’in: ”Habesliler size dokunmadıkça siz onlara dokunmayın.Türkler size dokunmadıkça siz onlara dokunayın;” dediği de aktarılmıştır. Bu hadis de ebu davud, sünen,  k.el-melahim,b.8,h.4302; Nesai, cihad,babu ğazveti’t-türk,h.3178 de mevcuttur. Şimdi peygamber’in bir yandan arkadaşlarını, Türklerle savaşmağa yonlendirirken,bir yandan da onlara dokunulmamalarını emretmesi, böyle bir çelişki icine düşmesi düşünülebilir mi? Müslümanlara saldırmayan bir millete saldırmak, Kuran’ın buyruğuna aykırıdır. Çünkü  Kuran: ”Sizinle savaşanlara karsı Allah yolunda savasın,fakat saldırmayın.Allah,saldırganları sevmez” ( Bakara: 190 ) ayetiyle,tek yanlı saldırıyı men etmiştir.


Kasgarlı Mahmut da şöyle bir hadis nakletmiştir: “Benim bir ordum var.ona Türk adını verdim. Onları doğuya yerleştirdim.bir millete kızarsam,onları bu milletin basına salarım.” (Divanu lugati’t Türk,Kilisli rifat nesri,matbaatu’l-amire,1333-1335,I.,293-294 )


İstanbul’u fethedecek ulusu öven,” Onlar size dokunmadıkça siz onlara dokunmayın!” diyerek arkadaşlarına, Türklerle barış içinde yasamayı emreden Peygamber, tam bu söylediklerinin tersine ,kah vasıflarını belirterek,kah da acık isimlerini anarak Türklerle savaşmayı,hatta onların kökünü kesmeyi emreder mi? Eğer asırlar sonra olacak ğayb olaylarını bildiyse-ki Kur’an a göre ğaybi Allah’tan baksa kimse bilmez-Türkler,haçlı ordularına karsı göğüslerini siper etmese, yerleştirdiği dinden hiç eser kalmayacağını bilmedi mi ki Türklerin aleyhine böyle sözler söyledi.


Özetlersek öven de yerende tüm rivayetler uydurmadır, İslam'la ilgisi yoktur. İslam'ın temel prensipleri ile- - Savaş hukuku,  Irkçılığa bakışı,- ile taban tabana zıttır bu rivayetler. Türkleri öven rivayetleri İslam düşmanları görmek istemez, Türkleri yeren hadis rivayetlerinin üzerine ise balıklama atlarlar. halbuki iki tür rivayette sadece tarih sahnesinde siyasi nedenlerle uydurulan , İslam ile alakası olmayan uydurma sözlerdir. İslam ile asla ve hiç alakaları yoktur. İslam dini arap ırkçılığını reddeden ayet- hadislerle dolu iken, ne başka ırkları över ne de sadece bir ırktan geldiği için bir toplumu yerer, kötüler. İslam ferdin yaptığı iyilik ile insanları değerlendirir, peygamber soyundan bile gelse üstünlüğü kanda değil, Allah'ın kanunlarına uymada görür ve bu prensibi savunur. ( Pr. Dr.Süleyman Ateş: Gercek din bu 2)

 

   Türkleri, Habeşlileri, Sudanlıları kötüleyen hadisler uydurma hadislerdir. (Ali el-Kari, el-Mevzuat, Sh. 121-122)

 

 

 

                                               Türklerin Müslüman olması

   " Resûlüm! Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?" (Yunus, 99)

  İslam ordularının Türklerle ilk kez Kafkaslarda karşılaşırlar ve Hazar Türkleri ile komşu olurlar. Toplam üç savaş olur ama Müslümanlar çok az ilerleme kaydederler. Kuteybe b. Müslim vali olduktan sonra yer yer Türklerle savaşsa da Buhara'yı güçlükle ele geçirir. Bu yıllar içinde Türkler arasında İslamiyet'in yayılması neredeyse sıfırır.Uzun süren savaşlar, akınlar, yıldırma politikaları ve nihayet geçici hâkimiyetler hiçbir işe yaramamış, iki taraf arasındaki rekabeti körüklemekten öteye geçememiştir. Ayrıca Emeviler gerek cizye vergisinde kayıp yaşanmamak, gerekse Arap olmayanlara köle muamelesi yapmak gibi hevesler yüzünden İslamiyet'in yayılması için çok da gayretli davranmıyorlardı. Türklerin büyük bölümü ise İslam ordularıyla zaten hiç karşılaşmamışlardır. Kırgızlar, Kıpçaklar, Kimekler, Tatarlar, Uygurlar ve Oğuzların İslam ile teması Emevilerden ziyade Abbasiler dönemine rastlar. Göktürkler 745 yılına kadar hüküm sürmelerine rağmen Peçenekler, Uzlar, Tuna Bulgarları Karadeniz'in kuzeyinden batıya göç ettikleri ve Hıristiyanlık âlemine karıştıkları için Müslümanlarla hiç karşılaşmadılar. Dolayısı ile kılıç zoru ile Müslüman olma iddiası tamamı ile önyargı ifadesinden başka bir şey değildir. Peki asıl büyük buluşma ne zaman olur? Türkler, Çin ile Arapların savaştığı Talas Savaşı'nda ezeli düşmanları olan Çin'lilere karşı Müslüman Arapların yanında yer alırlar. Savaş ve inatlaşmanın olmadığı bu andan itibaren ise İslam Türkler arasında hızla yayılmaya başlar! 11. yüzyılda Selçuklu ailesinin İslamiyet'i benimsemesi ise Oğuz/Türkmen gruplarının İslamlaşmasını hızlandırır. Oğuzlardan en az 200 bin çadırlık bir grup İslamiyet'e girer. Oğuzlar önce İran'ı, sonra Irak, Suriye ve Anadolu'yu fethettiler.


  Türkler kendiliklerinden Müslüman olmuşlardır. Sadece göçebe Türkler Emevilerin zulümlerine direnmişlerdir. Ama zamanla onlarda Müslüman olmuşlardır. Emevilere direnişi İslam’a değil, Emevi ırkçılığına karşı olmuştur. Ayrıca bu direnci gösteren Türkler Abbasilerle birlikte hareket etmişler, Abbasi İslam devletinin kökenlerini oluşturmuşlardır. Unutmayalım ki Emevi ırkçılığı, sonunda bu hanedanı ortadan kaldırmış ve onları ortadan kaldıran Arap-Türk ortaklığı olmuştur. Talas savaşında Türklere Araplar yardım etmiştir ve Çinlilere karsı beraber savaşmışlardır. Türklerin Müslüman olma süreci bir kaç yıl değil yaklaşık dört asıra yayılan bir dönemin sonunda olmuştur.

    Emevi iktidarı Türklerin Müslüman olması için baskı yapmamış aksine Türklerde dahil tüm mevali olanların Müslüman olmaması için çaba sarf etmiştir. Müslüman olanlar arttıkça gelirlerinin azalacağını düşünen Emevi ırkçı iktidar, baskısını Müslüman olunması için değil, olunmaması için harcamıştır. Kuteybe gibi zalimlerde bu dönemin eserleridir. Emevi iktidarı İslam ruhunu değil Emevi ırkçılığının  ve saltanat döneminin fiili uygulamaları ile tarihe geçmiştir. Bu ırkçılık Emeviler dışındaki tüm Araplara da baskı uygulayacak kadar da faşistçedir!

 

 

Soru, cevap:

Kardeşim sen ya imam buhari kim onu bilmiyorsun yada kendi dogrularını aktarıyorsun propaganda yani imam buhari hadisi kimin söylediğini ne zaman söylediğini bile aktariyor sen sanirim sadece yorum yapiyorsun.

CEVABIMIZ:
Okan Bey, hadis ilmi özel ilgi alanımdır. Buhari hazretlerini de iyi tanıdığım iddiasındayım. Propagandayı hangi hususta yaptığımı açıklamamışsınız; aslına bakarsanız ben de bile yaptığımın farkında değilim…Yorum yapmama gelince, evet, tabii ki yorum yapıyorum; herkes gibi!
Buhari hazretlerinin hadislerinin yazılı olduğu eser ( Sahihi Buhari) bizzat kendisi tarafında yazılan bir eser değildir, öğrencileri hadislerini yazmış ve yaymıştır. En çok ise öğrencilerinde el Firebri ve an Nasafi’ye ait olan Sahih nüshalar Müslümanlarca itibar görmüştür. Daha sonra ise; Buhari’den yaklaşık 500 yıl sonra el Firebri’nin nüshalarını El Yunini birleştirdiği nüshalar günümüzde Buhari’nin sahihi olarak meşhur olmuştur. (Fuad Sezgin, Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar,AÜİF yay,XIII,İst 1956,s.167-169) Ülkemiz hadis konusu uzmanlarından olan ve aynı zamanda hocam olan Prof.Dr. Hayri Kırbaşoğlu ise bu konuda şunları söyler: “Sahih-i Buhari’ nin durumu pekte iç açıcı değildir,çeşitli rivayetleri arasında ihtilaflar vardır.Bunun dışında bir de,Sahih-i Buhari’ nin metninin kendisi, sonraki ravilere son şekli verilmiş bir nüsha halinde mi, yoksa karmakarışık bir müsvedde halinde mi intikal etti bu belli değildir. (Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Hadis Metedolojisi ,s.253-256) Kısaca Buhari’deki her hadisin Buhari hazretlerince kaleme alındığı kesin değilken bir de bunları efendimiz (sav)’e kesin nispet etmek pek kolay olmamalıdır. Buhari üstadımız ve emekleri her zaman takdire şayan olarak hatırlanacak ama Sahihi’nin ‘ La yüsel’ – Sorgulanamaz – kabülnü ise asla kabul etmemekteyim. Selam ve dua ile