Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 UZAYLILARIN  İÇ YÜZÜ

   ÖNEMLİ NOT: BURADA GECEN CİN KELİMESİ KAFİR OLAN CİNLERİ KASTETMEK AMACIYLA KULLANILMISTIR! MÜSLÜMAN OLAN CİNLERİN BU TÜR İŞLERDEN UZAKTIR... CİNLERLE  İLGİLİ BİLGİ İÇİN "CİNLERIN VARLIĞININ İSPATI "ADLI DOSYAMIZA TIKLAYABILIRSINIZ.
 

                                                
                                                    UFO`CULAR YAKALANDI
(5 Ekim 1991 tarihli Cumhuriyet gazetesi`nin Bilim ve Teknik Dergisi )

 

İngiltere`de bugday tarlalarında bulunan "göksel" çizgileri ve şekilleri yapanlar ortaya çıktılar. Bilim adamlarını uğraştıran ve UFO`cuların sahip çıktığı olayın öyküsü..

 

"Şu anda, araştırmalarım sırasındaki en mükemmel anlardan birini yaşıyorum. "Ünlü UFO araştırmacısı Pat Delgadoingiltere`de Sevenoaks`daki buğday tarlasını gördükten sonra duygularını bu şekilde ifade ediyordu: "Hiç bir insan bunu yapmış olamaz."  

Delgado bu sözleri mükemmel bir şekilde yaratılmış başaklara bakarak söylüyordu. Başaklar, saat yönünde hemen hemen mükemmel bir daire biçiminde yere yatırılmıştı. Bu dairenin uzantısı olarak başka şekillerde görülüyordu:  Antenler, bir yarım daire ve bir şerit şeklindeki uzun bir hat.Sevenoaks`ta görülen daireler, son on üç yıldır Güneyingiltere`de görülen yüzlerce şekilden sonuncusuydu. Konuyu araştıran ve yazılar yazan Delgado için bu dairreler üst bir zekanın var olduğuna dair mükemmel bir kanıt sunuyordu.Ancak, Delgado`nun sevinci fazla uzun sürmedi. Today gazetesinden muhabir Graham Brough, iki yer ressamının bu şekilleri oluşturmasını izlemişti. 62 yaşındaki Davit chorley ve 67 yaşındaki Douglas Bower, Sevenoaks`taki şekli  Brough başlarında duruken oluşturmuştu. Bu  ikili, Güneyingilter`de son on üç yıldır her hasat zamanı yaklaşık 25 - 30 şekil yapıyordu.İkilinin açıklamaları, son yıllarda İngiltere`nin ve tüm dünyanın ilgisini çeken gizeme bir açıklama getiriyordu. Bu dairelerin nasıl oluştuğu konusunda çok ilginç fikirler ortaya atılmıştı: Uçan daireler, elektromanyetik alan, atmosferdeki dalgalar bunlardan bir kaçıydı. Oysa, şakacı ikilinin kullandığı yöntemin hiçbir olağanüstü ya da olağandışı güçle ilgisi yoktu. 1,2 m boyunda bir tahta çubuk ve ve bir top ip kullanıyorlardı. Bower, seçtikleri alanın merkezinde duruyor ve çubuğu dik bir biçimde tutuyordu.ip çubuğa diz yüksekliğinde bağlıydı. Chorley, ipi gergin tutarak Bower`in çevresinde döndüğü zaman, başaklar yan yatıyordu.Chorley ve Bower ilk şekillerini 1978`de yapmıştı. Amaçları buğday başaklarını yatırarak bir UFO`nun tarlaya indiği izlemini vermekti. Ancak, yaptıkları çalışmalar üç yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmedi.ilk kez 1981 yılında bu şekiller basında yer aldı.ikilinin yaptıkları itirafın nedeniyse, daireler araştıranların hükümetten maddi yardım istemeleriydi.(m.a)

 

Bu görüntülerin görenleri "ruhî bozukluk" ya da "psikolojik yapısı hassa kişiler" diye mi nitelendireceğiz?..

 

Elbette, hayır!..

 

Öyle ise... Bu konuyu sadece akşam gün batışında iki saat süreyle görülen VENÜS olayına bağlamak, bize göre son derece havada kalan bir iddiadır... Kesin olan husus şudur ki, ne isim verilirse verilsin, aramızda ya da atmosferde veya güneş sistemi içinde yaşayan birtakım canlılar vardır ki bunlar zaman zaman bize belirli görüntüler ulaştırmaktadır...

 

Bizim bu konudaki en büyük hatamız ise, bu varlıkların varlığını, ille de beş duyumuza ulaşacak biçimde, kabul etmekle başlamaktadır... Asırlar, bize, beş duyu ile tesbit edemediğimiz pek çok şeyin, mevcudiyetini açıkladığı halde; geliştirdiğimiz teknolojilerle, dün "yok" dediğimiz sayısız nesneye bugün "var" demek mecburiyetinde kaldığımız halde; bunlardan hiç  ders almayarak; hâlâ, beş duyu ve elimizdeki teknoloji ile tesbit edemediğimiz şeyleri inkâr ve tevil yollarına sapıyoruz ki, bu gerçekten büyük bir ayıp olmaktadır.

 

"UZAYLILAR" dediğimiz bu varlıklar nelerdir?..

 

Bugüne kadar elimize geçmiş ve üzerinde gerekli ve yeterli inceleme yapılmış biri olmadığına göre, kimse ispatlı bir bir şekilde uzaylılar şöyledir diyemez... Ve başta da bahsettiğimiz gibi bu varlıkların uzmanı da olamaz... Ancak, bu varlıkların elli yıl öncesine kadar kesinlikle yok olup da bu süre zarfında mucizevi bir şekilde aniden ortaya çıktıklarına inanamıyoruz. Öte yandan, asırlar ve asırlardır insanlar yanısıra dünya üzerinde varlığından sözedilen  bir takım varlıklar mevcuttur ki, kimi toplum, bunlara "hayâlet", kimi toplum "ruh", kimi toplumda "peri, CİN, dev," gibi isimler vermiştir. Çeşitli özellikleriyle kendini belli eden, bazen insanlara yardım ediyormuş görünen, bazen de insanların iradelerini zorlayıcı davranışlar ortaya koyan bu varlıklara, Kur`ân nâzil olduğu devrede  de "CİN" adı verilmiştir...Hangi eğitim ve kültür seviyesinde olursanız olun, hangi şartlanma ile kendinizi bloke etmiş olursanız olun; inkâr edilemeyen bir gerçek vardır ki, o da halkın büyük çoğunluğunun kabul ettiği ve değişik isimler ile andığı, insan yanısıra mevcut olup, her an algılanamayan bir takım varlıklar mevcuttur!..

 

Ne kişinin inkârı ile onlar yok olurlar, ne de kabûlü ile bir şey kazanırlar!.. Hattâ insanların onları inkârları, bilâkis çok daha geniş bir alan açar onlara!..Çünkü, görmekteyiz ki, çoğunlukla insanlarla eğlenen. alay eden, aldatan olmadık hayâller peşinde koşturan bu varlıklar, ne isimle anarsak analım, genelde hep insanlara hükmetmekten zevk alan bir türdür!... Esasen, maddi bir bedenle kayıtlı olan insanlara karşı, beden sınırlamalarından uzak bu varlıkların, başka türlü olmaları da beklenemez!.. Ellerinin altında istedikleri gibi hükmedebilecekleri; istedikleri gibi kandırıp eğlenebilecekleri sayısız insan mevcutken, onların böyle bir fırsatı değerlendirmemeleri elbette mümkün değildir...

 

Nitekim, bu gerçeğe Kur`ân-ı Kerim, 6. sûrenin  128`inci âyetinde şöyle işaret ediyor:

 

"... Ey CİN TOPLULUĞU, İNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ!.."

 

Evet, ister "UZAYLI" deyiniz; ister eskilerin ve dini terminolojinin kullandığı ismiyle yâni "CİN" adıyla anınız; bu varlıkların en büyük özellikleri, insanları hükümleri altına alarak, onları gerçeğe ters düşen fikirler  ve davranışlar içine sürüklemeleridir... "CİN" denen göze görünmeyen, elle tutulamayan varlıklar çeşitli toplumlara, toplumsal şartlanmalara uygun fikirler ve değerlerle yaklaşarak, onları hükümleri altına alırlar. Kimin, hangi hususta eğilimi var ise, o yolda fikirler ve görüntüler ile kendilerine bağlamaya çalışırlar. Genelde, çok büyük bir çoğunluğa hâkimiyetleri kendilerini bildirmeden ve farkettirmeden olmaktadır.   Hükmettikleri kişiler genelde ya İslâm inancını kabul ettiğini  söyleyen kişlerdir, ya da İslâm inancını kabul etmeyenlerdir... İslâm inancını kabul etmeyenleri kandırma şekilleri, öldükten sonra tekrar dünyaya gelineceği esasına dayanan inanç türleridir...

 

Kendilerini UZAY`dan, başka galaksi veya sistemlerden gelmiş varlıklar olarak tanıtmaları  son devrin en büyük zevk konularıdır.

 

Gerçekte bu varlıklar, dünya atmosferi içinde veya dünya üzerinde yaşamaktadırlar. Son derece zeki ve hareket kâbiliyetine sahip oldukları için, insanları bu yönleri dolayısıyla çok rahat kandırabilmektedirler. İnsanları kandırma metodları hep insan beynine yolladıkları dalga impulslar şeklinde olmaktadır. Kişiler bu impulsları frekansına göre, görüyorum veya işitiyorum diye değerlendirmektedirler... Oysa çok büyük bir çoğunlukla ne görmek  mevcuttur, ne de işitme!.. Bu yüzden de böyle bir etki altındaki kişinin algıladıklarını algılayamamakta ve onun hâlini inkâr etmektedirler!.. Bunu  bir misâl ile açıklamak gerekirse, uyanık rüya görmek diye ifade edebiliriz... İslâm dışı inanışlara sahip olanları kandırma yolları en çok ruhlarla görüşme ve uzaylılarla görüşme tarzını kullanmaktadırlar...Genellikle saf yaradılışlı bu kişiler, belirli bir kültürden mahrum oldukları için, gerçekte uzayda başka galaksilerden gelenler vermiş sanmakta ya da ölmüş yakınlarıyla görüştüklerini zannetmektedirler... Bu hususu ilerideki ilgili bölümde daha da tafsilatlı olarak ve delilleriyle anlatmaktayız.

 

Kendilerini UZAYLI VARLIKLAR olarak tanıtmakta olan CİNLERİN yalanlarını açık seçik şöylece ortaya çıkartabilirsiniz:

 

Size, somut bir araç - gereç - cihaz vermelerini isteyiniz!... Bunu asla gerçekleştiremeyeceklerdir!..

 

Çünkü, kendilerini "UZAYLI" tanıtan "CİN" diye bilinen bu varlıkların, insanların hayâl gücü üzerinde tasarruf etmekten öteye yolları geçmez!...

 

Daima beyin yapıları hassas kişileri bulup, onların hayâllerini etkileyerek çeşitli imajlar oluştururlar; ve îcabederse de onların vehmini tahrik ederek, olmayan şeyleri varmış gibi göstermek sûretiyle korkularını etmek yoluyla, tasarruf altına alıp, hükmederler!.. "UZAYLI" olarak kendini tanıtan bu "CİN" isimli dalga yapılı varlıklar, sürekli vaadler ederler; geleceğe dönük sayısız iddialarda bulunurlar; kişilere kendilerinin "MEHDİ" veya "MESİH" veya insanlığın beklenen önderi olduklarını telkin ederler; "ALTIN ÇAĞ" vaad ve hayâlleri sunarlar; hattâ bazen belirli sene rakamları verirler..  Sonra o sene gelip, dedikleri çıkmadığı zaman da, "şartlar oluşmadı, vazifenizi tam yapamadınız, onun için de ileriye atıldı" diyerek yalanlarını örtüp; yeni hayâl balonları şişirirler...

 

Çeşitli "uçan daire, balon, insanımsı" görüntüler veren ve kendilerini hep "UZAYDAN GELEN varlıklar" olarak tanımlayan bu varlıklara kanmak sadece bu konuda bilgisizliğin ve ilmi verilerden haberdar olmamanın sonucudur. Yalan - yanlış bilgiler vermek ve aslı olmayan hayâllerle insanları kandırıp peşlerinden sürüklemekten başka yetileri olmayan bu UZAYLI(!) varlıkların, o kadar çok insanları kandırma yolları vardır ki, bunları tek tek sıralamak hayli güçtür...

 

Bu sebeple, diyeceğiz ki;

 

İster karşınıza, "UZAYLILARIZ" diye gelsinler; isterse de geçmişte yaşamış "evliya veya azizleriz" diye gelsinler, biliniz ki bunlar kesinlikle, eskiden haber verilmiş olan şeytânîyet vasıflı CİNLERDİR!..

 

Daima, insanların vehmini tahrik ederek, var olmayan şeyleri varmış gibi göstererek; sürekli vesveselerini, kuruntularını tahrik ederek, onları ellerinde kukla vaziyetine düşürmek isterler... Bu varlıklardan korunmak istiyorsak, önce onların foyalarını ortaya çıkarmak zorundayız!.. Ki, böylece gerçeği görelim; bu da konuştuklarının yalan olduğunun, vaadlerinin yalan olduğunun ortaya çıkması suretiyle olur...Eğer bir süre içinde sizi kandıramadıklarını görürlerse, zaten kendilerini açık edecekler ve böylece ne oldukları da ortaya çıkacaktır .Ayrıca bu gibi durumlarda, yukarıda bahsettiğimiz duayı çokça okumak suretiyle çevrenizde bir dalga koruyucu kalkan da oluşturabilirsiniz ki, tecrübelerimize göre bunun, CİNLERİN foyasının  ortaya çıkmasında çok büyük yararı vardır...İnanmayanlar tarafından alay konusu olacağını bilmemize rağmen, kesin olarak ifade edelim ki bütün bu uçan daireler veya bu uçan dairelerle gelen kişiler görüntüsünü verenler, hakikatte "CİNLER"den başka bir yaratık  türü asla değildir!..

 

Eski devirlerde, Anadolu`nun veya Batı`nın köy yollarında veya mezarlıklarında perili evler(!)de ve tenha yerlerde insanlara çeşitli görüntilerle insan ya da hayvan şekillerinde görünen CİNler; günümüzde de, eskiye inanmayan ve eskiyi hor gören insanları aldatıp kendilerine tabi kılmak ya da onların bu şekildeki eğilimleriyle eğlenmek amacıyla, uçan daireler şekillerinde gözükerek yeni bir usul tatbik etmektedirler...Ve CİNLER, bu yeni usullerle insanları kandırırken, âdeta kendilerine inanmayan, kendileriyle alay eden, veya kendilerini yok sayan insanlarla alay etmekte ve onlardan bir çeşit intikam almaktadırlar...

 

Bu uçan daireler görüntüsü ile köy yolunda gece yarısı yürürken aniden acaib bir şekilde karşılaşan insanın gördüğü arasında hiç bir fark yoktur...İkisi de, normal diye kabul edilmiş bulunan insanın göremediği, iki ayrı tipte görüntüdür...Materyalist bir tıb adamı, her ikisini de hallusinasyon diye kabul eder... Madde ötesine inanan bir kimse için ise, gerçekte ikisi de birdir...Kur`ân`da "CİN" diye belirtilen veya başka bir yerde başka bir tâbirle anılabilen; maddi yapısı olmayan, fakat zaman zaman madde görünütüsü verebilen bir takım yaratıkların kâh köy yollarında hayvan veya insan şeklinde görüntü vermesi, kâh uzayda veya duvar üzerinde bir uçan daire ve bu uçan daireden inen insan tarzında görünmesi...ikisi de her halükârda aynı neticeye çıkmaktadır...

 

Daha önce de açıklamaya çalıştığımız gibi, CİNler, istedikleri anda ve yerde, arzu ettikleri bir şekilde insanlara madde ötesi olan yapılarını maddi görüntüsüyle gösterebilirler... Tıpkı televizyonda ekran üzerinde seyrettiğimiz elektromanyetik dalgaların, henüz ekrana dönüştürülmesinden önce, havada görünebilmesi hali gibi... Düşünün ki, televizyonda  seyrettiklerinizi, aynen televizyon ekranında değil de, boşlukta seyerediyorsunuz... Yâni bir takım elektromanyetik dalgaların sahip olduğu görüntüyü ekranda değil de boşlukta seyrediyorsunuz... Burada ister istemez aklıma, bir süre önce okumuş olduğum bir Allah Rasûlü  buyruğu geldi ki, hatırımda kaldığına göre, anlam olarak şöyle idi... Ki bu açıklama ehlince bilinir... -"Dünyanın son devirleri yaklaştığında, CİNler yeryüzünde görünmeye ve insanlarla çeşitli şekillerle temas kurmaya başlayacaklardır..."

 

Evet, bu konu bize ister istemez bu açıklamayı hatırlattı... Siz ister, bu olaylar ile bu açıklama arasında bir ilişki kurunuz, isterseniz kurmayınız!...Gerek dini kaynakların bildirdiklerine, gerek tasavvuf ehlinin açıklamalarına ve gerekse  tefekkür sistemimizin oluşuna göre; insan adıyla bilinen ve tanınan yaratık sadece dünya üzerinde yaşamaktadır...İnsan tipinde "şuur" sahibi olarak ve insana benzer bir yaşantıda sadece CİNler mevcuttur... Bunların  haricinde diğer gezegenlerde dahi, insan ve CİN`e benzer fizik - maddi bedenli yaratıklar mevcut değildir... Ve bu sebeple de insanlık alemi, ilmini ne derece geliştirirse geliştirsin, müsbet ilme dayalı olarak bu dünyalardan hiç birinde insan tipi madde bedenli varlık bulamayacaktır!...

 

Bunların ötesinde insan tipi görüntü veren ya da başka şekillerde görünen bütün yaratıklar ise tamamen CİNlerden ibaret olacaktır. Diğer gezegenlerde de hayatiyet ve canlılık vardır ancak bu canlılık ve hayatiyetin ortaya çıkışı bazılarında beş duyuyla idrak edebileceğimizin ötesinde ve bazısında da mikroskobik görüntülerdir... Bu tipten bir canlılığın güneşte dahi mevcut olduğu misâl olarak verilebilir...

 

Uçan dairelere dair maddesel yapı ve çeşitli madeni parçalar bulunduğuna dair iddialar ise, ki bu parçalar son derece ufak olduğuna göre ışınsal yapıya sahip olan bu yaratıkların elektrik gücüyle bazı madenleri değişik bir hale sokması şeklinde açıklanabilir... Meselâ kömürün yüksek basınçla elmas olması gibi... Bu konuda son ve kesin sözümüz, uçan daire veya bu çeşitten bütün görüntüler tamamıyla CİNlere aittir, şeklindedir... Medyumluk hâdisesinin bir başka görüntüsünden öte bir şey asla değildir...

 

"Muhyiddin A`rabi" İslâm âleminde, İslâm’ın gerçeklerinden bazılarını açıkladığı için, o seviyeye gelememiş dar görüşlü ve basit yapılı kişiler tarafından "kâfir" diye nitelendirildi ve tâbiri câiz ise, "afaroz" edilmek istendi... Suçu; herkesin erişemeyeceği seviyedeki gerçekleri, insanlığa sunmaktı!.. Batıda da "Galile" diye bir adam çıktı. Ve "dünya dönüyor", dedi!.. Suç oldu bu!.. Hem de büyük suç!.. Bu yüzden engizisyon mahkemelerinde sürüklendi!.. Dinsiz, dendi; sapık dendi; öldürülmek istendi!.. O da, devrinin dar kafalarının gazâbına uğrayanlardan olmuştu; herkesin kolaylıkla erişemeyeceği bir gerçeği insanlığa sunmak istediği için...Sebep her ikisinde de ortak... İdrâk edemediğini farkedemeyen insanın inkârı!..  Ve bu sebeple de erişemediği gerçekleri "yok" sayması..Hemen her asırda, binlerce defa teşekkül  eden bir hâdise bu...Onlar, bir gerçeği açıklıyorlar; dinleyenler, kulak verenler ise hitabı kendi seviyelerince değerlendirmeye çalışıyorlar ve netice hep aynı oluyor: inkâr!.. Ancak bir gerçek daha var... Zaman`ın, onların haklılılğını ispat etmesi!.. Ama 10 sene, ama 50  sene, ama 100 sene!.. Ergeç insanlık onların dediklerini kabul ediyor ve gösterdikleri yoldan yürümek zorunda kalıyor... Çünkü onların gösterdiklerinden gayrı yollarda yürüyenler, daima çıkmaz sokak ile karşılaşıyorlar ve ister istemez geri dönüyorlar...

 

Dünyada ilk defa bir şeyi ortaya atanlar, daima tenkit edilmiş, daima hor görülmüş ve hattâ bu yüzden olmadık haraketlerle karşı karşıya kalmışlardır...İnsanlığın Rasûlü’ne bile, dil uzatılmış; "deli", "sihirbaz", "büyücü" denilmiş  çeşitli iftiralar yapılmıştır. Demek oluyor ki bu, insanlığa bir şeyler hediye eden her kişi, başlangıçta, onlar tarafından tepkiyle karşılanacaktır... Çünkü, onlara o güne kadar alışmadıkları, hattâ hiç duymadıkları bir gerçek sunulmaktadır... ... Kabul edelim ki, bizim dışımızda, yani insan türünün dışında, ne isim verirsek verelim, en azından bir ikinci tür ile içiçe yaşamaktayız ve onlardan bize akan bir biçimde iletişim kesinlikle sözkonusudur.

 

Bu tür varlıklar, beyin yapıları hassas olan, "MEDYUM" denilen insanlara belli dalgaboylarından belli impulslar göndermekte ve onların beyinlerinde belli fikirleri oluşturmaktadırlar. Netice itibariyle kendini türlü - çeşitli mâhiyetlerde tanıtan bir kısım görülmeyen varlıklar mevcuttur. KUR`ÂN-I KERİM, bu varlıkları "CİN" ismiyle tanıtmış ve Hazreti Muhammed Aleyhisselâm dahi bu "CİN"ler konusunda insanları oldukça geniş bir biçimde uyarmıştır. Kendilerini eskiden "RUH" diye tanıtan ve genellikle de geçmiş evliyâların "RUHLARI" olduklarını iddia eden bu "CİN"ler esas itibariyle daima gerçek hüviyetlerini gizlemektedirler.

 

"Mevlâna", "Yunus Emre", "Abdülkâdir Geylânî"nin kısa adı olarak KADRİ, gibi takma isimlerle ilişki kuran bu varlıklar, İSLÂM’I ve TASAVVUF`u bilmeyen kişilere, güya tasavvufun gerçeğini açıklamak amacıyla, ALLAH`ı anlatmak amacıyla bir takım bilgiler vermek suretiyle işe başlamışlardır.

 

Ancak temel amaçları, insanları İSLÂM İNANÇLARINDAN uzaklaştırmak olduğu için; kısa sürede, dinlerin ve bu arada elbette ki İSLÂM DİNİ’NİN ARTIK geçersiz olduğunu empoze etmeye başlamışlardır. Bundan hemen sonraki aşama ise, kendilerinin UZAYLI VARLIKLAR olduğu ve dünyayı onların perde arkasından yönetmekte olduğu iddialarıdır.

 

1935 - 40`larda "RUH" olduklarını iddia eden bu varlıklar 1960`lardan itibaren artık "UZAYLI" varlıklar olduklarını ilân etmişlerdir.

 

1962 yılındaki ilk tebliğlerden sonra, bu tebliğleri alan dernek tarafından yayınlanan "SÂDIKLAR PLANI ALTIN ÇAĞ MİSYONU" isimli kitabın arka kapağında şunlar yazılıdır:  

-Dünya planeti, insanlığın Altın Çağ`da, izin ve bilgi verildiği ölçüde daha iyi ve açıkca anlayacağı bir KOZMİK YÖNETİCİ KONSEY tarafından yönetilmektedir. Gerçekte, tüm Güneş Sistemi planetleri, böylesine değişik KONSEYLER tarafından yönetilmektedir. Ve GÜNEŞ SİSTEMİ YÖNETİCİ KONSEYLERİ, birçok ve birçok GÜNEŞ SİSTEMLERİNİN tümümü birden yöneten bir SİSTEMLER YÖNETİCİSİ KONSEY’e, hiyerarşik yapıya bağlıdırlar. SÂDIKLAR PLANI, Dünya Yönetici Konseyi’nin, kendilerinin deyimiyle "sağ kolu"durlar..." Kendilerini önceleri RUHSAL PLAN, ORGANİZATÖR gibi tanıtan bu varlıklar, zaman içerisinde isim değiştirerek UZAYLI VARLIKLAR olmuşlar ve önceleri gerçekten bazı konularda ciddi ciddi izahlarda bulunmaya çaba gösterirken; daha sonraları işi iyiden iyiye alaya, dalga geçmeye kadar uzandırmışlardır. Bunların örneklerini daha ileri bölümlerde göstermeye çalışacağız.

NİÇİN, "CİN" OLDUKLARINI SAKLIYORLAR?

1930`lardan 1986 Mayıs’ına kadar çeşitli gruplara verdikleri tebliğlerde kendilerini hep “RUH” veya “UZAYLI” olarak tanıtan CİN’ler, ilk defa olarak bu tarihte son derece açık ve net bir biçimde, KUR`ÂN-I KERİM`de "CİN" ismiyle bahsedilen varlıklar olduklarını açıklamışlardır. Kendi ifadeleriyle, "CİN" olduklarını saklamalarının sebeblerini ve gerçek yapılarını şöyle anlatmaktadırlar: Dünya Kardeşlik Birliği, ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI 1986 Beşinci ay, fasikül 17, sayfa: 151  

"İslâm’ın kitabında CİN`i KÖTÜ olarak tanıtan sûrelerin yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir."  

Evet, işte uzun yıllardır, CİNlerin, gerçek hüviyetlerini saklayarak, kendilerini UZAYLI ya da RUH diye tanıtmalarının gerçek sebebi bizâtihi yaptıkları bu açıklamada gizlidir...

 

Çünkü KUR`ÂN-I KERİM, onların insanın düşmanı olduğunu açıklamış ve onlardan mutlaka uzak durulması, bu konuda tedbirli olunması hususunda kesin uyarılarda bulunmuştur... İnsanları aldatma özellikleri, DİNDEN uzaklaştırma ve Allah Rasûlü’nden soğutma özellikleri dolayısıyla "ŞEYTAN" lâkabıyla lâkablanmış bu varlık hakkında ne yazık ki toplumlar pek bilgisizdirler. Öyle ki, resmî din etiketi taşıyan din adamları dahi, "şeytan"ı, Kur`ân`da açık hüküm bulunmasına rağmen, CİN dışında, ayrı bir varlık türü zannetmektedirler. İnsanlara tahakküm arzusu, onları aldatıp kandırma özellikleri dolayısıyla "ŞEYTAN" lâkabı verilmiş olan CİNLER, bu sınıfın halk deyişiyle "şerlileri"dir. Diğer bir deyişle, insanlarla iletişim kurup onlara yanlış, asılsız gerçeğe uymayan fikirler ilka eden CİNler Kur`ân-ı Kerîm`de "ŞEYTAN" ismiyle tanımlanmıştır. Yoksa konu hakkında bilgisiz olanların zannettikleri üzere, CİN ayrı şeytan ayrı değildir. Bunun ispatı da gene Kur`ân-ı Kerîm`dedir: "İBLİS {Ademe} secde etmedi; çünkü O, CİN idi" (Kehf/50) Nitekim bu âyet aynı zamanda CİN sınıfının, "İNSAN"ın bilinç üstünlüğünü kabûl etmediğini de açık seçik göstermektedir. "ŞEYTAN" lâkabıyla, şeytâniyet vasıflarına işaret edilen CİNLER hakkında Yâsin Sûresi’nin 60 ve 62. âyetleri son derece dikkat çekicidir:

  "Ey Ademoğulları, şeytana kulluk etmeyin, o kesin düşmanınızdır." "Şeytan sizden bir çok kimseyi saptırmıştır"

Evet, Kur`ân-ı Kerîm, CİNLER konusunda pek çok âyet ile insanları uyarmıştır. Zîrâ, onların en başta gelen özelliği, bazı yönleri itibariyle kendilerinden çok üstün olan bu canlı türünün yani "İNSAN"ın varlığını hazmedememeleridir. Onun için de her fırsatı kullanıp, insanları yönetimleri altına alarak onlara dilediklerince hükmetmek istemektedirler. Onların bu insanlara hükmetme ve yönetimleri altına alma arzularına da Kur`ân-ı Kerîm`in 6. sûresinin 128. âyetinde şöyle işaret edilmektedir:

 
 

                            "EY CİN TOPLULUĞU, İNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ"‘
 

 

Evet, bu âyette işaret edildiği biçimde, insanların EKSERİYETİ, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde CİNLERİN yanlış fikirlerinin kurbanı olarak, onların hükmü altına girmiş; onların gösterdiği yoldan giderek, Allah Rasûlü’nünve Kur`ân’ın öğretisinden uzaklaşmıştır. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, CİNLERİN bütün gayesi, İslâm Dini’ni iptal ederek, Hazreti Rasûlullah ‘ın getirdiklerini hükümsüz bırakmaktır. İşte Kur`ân`ın bu şiddetli uyarılarına rağmen, gene de, kendilerini son derece saf, temiz, iyiliksever varlıklar olarak tanıtıp, insanları kendi hükümleri altına almak isteyen CİNLER bakın kendi kutsal kitaplarında kendilerini nasıl tanıtmaya çalışıyorlar:

KENDİ AÇIKLAMALARINA GÖRE "CİNLER"

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI 1986 Beşinci ay Fasikül: 17/Sayfa: 151  

"Aşağıdaki yazılar, görülen lüzum üzerine verilen emirle toplum bilinçlerine bir uyarı olarak yazılmıştır. Din ile bilim bir bütündür. Dinsiz ilim, ilimsiz din olmaz. Fakat asırlardır, bu iki gerçek arasına bilinçsizlik girerek, onları tartışma konusu yapmıştır. Bilim, gerçeği deneylerle ispat etmek ister. Din hakikatın ve gerçeğin görünmeyen ortamlarda olduğundan bahseder. Bu şekilde, bu güne kadar din bilimi, bilim dini inkâr etmiştir. Bu son dönemde artık yavaş yavaş her ikisininde analiz ve sentezleri yapılmaya başlanarak hakikata varılmaktadır. Bu yüzden size bütün hakikatları anlatıyoruz.islâmın kitabını, İslâm dostlarımız bilinçli bir şekilde okumuşlarsa, onun size vermiş olduğu mesajı çok iyi bileceklerdir. Bu mesajın özü, sevgi, hoşgörü, sabır ve şeyi anlamadan onun bilincine varmadan ön yargılı olarak inkâr etmemenizdir. Bazı köklenmiş bağnaz düşünceler, hâlâ RUH yoktur, reenkarnasyon yâni yeniden doğuş yoktur, CİN vardır, peri vardır, şeytan vardır demektedirler. Belli ki bu dostlar beş vakit kıldıkları namazın, orucun ne olduğundan bile bihaberdirler. Ve okudukları kitaplarını anlamış değillerdir. Bir zamanlar bazı kişiler, İslâm`ın Peygamberi için {CİNLENMİŞ ŞAİR} diyorlardı.  

İSLAM`IN KİTABINDA, "CİN"İ KÖTÜ OLARAK TANITAN SÛRELERİN yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir. "CİN" de Allah’ın bir varlığıdır!.. Onlar nasıldır? Bulundukları yerler nereleridir? Vücut yapıları nasıldır? Onları da niçin öğrenmeyelim, diye korkularınızı yenip bir gayret gösterse idiniz, dünyanız bu kadar geri kalmazdı. Unutmayın ki, İslâm`ın kitabında bahsedilen "CİNLER", sizlere hakiki yolu gösteren yüce varlıklardır ve RABBİN EMRİNDE hareket eden dostlardır. Kötülükler daima kötü kişilerin başına gelir. Bunun sebebini neden bugüne kadar araştırmadınız. "CİN" dediğimiz varlıklardan korkacağınıza, kendi hemcinslerinizden korkunuz. Çünki en büyük fenalığı siz kendi kendinize yapacaksınız. Yine sizi kurtaracak olan, Rabbinizin ilâhî emri ile "CİNLER" olacaktır. Bizimle irtibatta bulunan yüce görevliler, sizlere, bizi anlatmakla, tanıtmakla mükelleftirler.Bu yüce dostlarımızdan biri de "BEYTİ DOST"dur. Bilgileri değişik kanallardan "MUSTAFA MOLLA" ile beraber bütün dünyaya aktarmaktadır. Her dönemin yüce görevlileri vardır. Bunyar, ışık dostlarımız, MUSA, İSA, MUHAMMET MUSTAFA`dır. -İslâm`ın kitabında 7-181 âyet şöyle der: Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki hakka iletirler - hak ile adalet yaparlar. İşte bunlar Bizleriz. Yani UZAYLI DEDİĞİNİZ dostlar. "YÜCE MECLİS"

   

Aynı kitabın, aynı fasikül 152. sayfasında da "CİNLER" kendilerini şöyle empoze etmektedirler:

  -Toplum bilinci için"CİN"ler hakkında açıklamadır: Şimdi sizlere CİN`lerden bahsedeceğiz. Tanrı tüm mevcûdâtı doğal enerjiden var etmiştir. Ve CİN`lerle İNSAN`ları aynı düzeyde yaratmıştır. Zamanında her ikisi de birarada yaşamakta idiler. Nitekim İslâm`ın kitabında 55-35 âyette: {EY CİNLER ve İNSAN TOPLULUĞU, yerin ve göğün bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse gidin. Ancak bu bilgi ve kudretle olur} denilmiştir. Yâni, burada, CİN ve İNSAN topluluğu ayrı tutulmamış, onların kazandıkları güç ve bilgi sayesinde yerin ve göğün bucaklarına gidebilecekleri belirtilmiştir. Bu çalışmalar ortam bilincine göre ayarlanmaktadır. {Nitekim dünyada yapılan uzay çalışmaları, diğer galaksilerin ileri boyut çalışmaları ve su altından gizli haberleşmeler gibi}. Tanrı, CİNE selâhiyetini, celâlini ve cemâlini vermiştir. İnsana, yüreğini, merhametini, mantığını vermiştir. Düzen bu yoldan hareket edilerek kurulmuştur. CİNLER, tüm evrenlerin ve Tanrının koruyucusu ve O`nun emirlerini her tarafa yayan bir elçiler grubudur. Ferdî hiç bir hareketleri yoktur. Çalışmalar müşterektir. {Her zaman dediğimiz gibi, buradaki tanrı tâbirini Kadiri Mutlak ile karıştırmayın}. İnsan ise ürettiği sevgi ile evreni ve tüm canlıları yaşatan yüce bir varlıktır. {O} onu sevgisinden yaratmıştır ve  tanrının yaratıcı enerjisini taşımaktadır. CİNLER, Allah`ın birliğine ve buyruğuna bugüne kadar hizmet vermiş ve Onun cemâlini-celâlini dolaylı yoldan kâinatlara iletmiştir. Onlar hiyerarşik düzenin koruyucuları ve tatbik edicileridir. Onlar robot değillerdir. Ancak yaptıkları robotlara emirler vererek ileri tenkonoljilerin hakim olduğu ortamda, onların vasıtaları ile bir çok planetlere yansıtmaktadırlar. Onlar {CİNLER}, tanrı buyruğuna itaatta asla kusur etmezler. Bunlar Allah`ın SÂDIK kullarıdır. Fakat insanoğlu cüzi iradesi ile bile kendi kendine hizmette kaçınmaz. Bu onun egosudur. Hiç çekinmeden kurulan düzenleri bozar, evrenleri tehlikeye sokar. İşte onlar, onlara vaad edilen cennetlerden bu yüzden kovulmuş ve bugüne kadar düzenin dışında tutulmuştur. İnsanın kaderi tabandan tavana yani sudan nura, oradan ateşe yükselerek çizilmiştir. CİNLERİN kaderi, ateşten kâinata ve oradan sonsuza çizilmiştir. CİN`ler ATEŞTEN yani çok yoğun enerjilerin bulunduğu ortamlardan varedilmişlerdir. Her bakımdan daha güçlüdürler. SİZ ONLARA {CİNLERE} UZAYLI DİYORSUNUZ. Şimdi rabbin emri ile, ilk kurulan düzene gidilmekte ve tüm evren anayasalarla birleştirilmekmtedir. Ve bu şekilde düzenleri bozmamış, Allah’ın birliğine sığınmış, kardeşlerimiz ile beraber olmak ve kurtuluşa hazırlanmak üzere sizlere ellerimizi uzatmış bulunmaktayız. Bu yüzden, bütün evrensel birleşimleri planetinize yansıtmaktayız. Sizlere uzattığımız ellerimizi geri çevirmediğiniz takdirde, kazanacak olan sizlersiniz. Tanrımızın emri ile gökleri aşmış ve siz kardeşlerimiz ile, ilk varoluşumuzda olduğu gibi birleşme emri almış bulunuyoruz. Bu yüzden sizlere bilinmeyen ortamlardan bilgiler aktararak teknolojik tüm imkânlarımızı kullanmakta ve kurulacak düzene sizleri hazırlamaktayız. Hepimiz tanrı kullarıyız ve onun yollarında hizmetkârlarız. Ancak sizlerle çalışma sahalarımız ayrı ayrıdır. Bizler hakikatın elçileriyiz.

 

MERKEZİN ÖZEL KANALINDAN BİLDİRİLMİŞTİR MERKEZ

Evet, kendilerini böyle tanıtan CİNLER şu anda nasıl bir ortamda, kimlerle beraber yaşadıklarını da gene açıklamalarına göre şöyle anlatmaktadırlar. Aynı kitap sayfa: 153. "Bu dönemde, birleşik alan mucibince, CİNLER - PERİLER - ŞEYTANLAR dediğiniz varlıklar, çok ileri teknolojilerin hüküm sürdüğü boyutlarda, MELEKLERLE İÇİÇE bir bütün olarak yaşamaktadırlar. Ancak evrensel yasalara göre, asla, ferdî iradelere hükmetmeme andları vardır. Ancak o boyut frekansına kadar düşünce frekansını uzatabilenlerle ve o boyut enerjisinden var olan kişilerle özel irtibatlara girmektedirler.

"CİNLERİN EN BÜYÜK ALDATMACASI, "UZAYLILAR"!

Kendilerini, tâbiri câiz ise, sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalışan CİNLER`in görüldüğü üzere; kendi açıklamaları ile sâbit olduğu üzere, en büyük yalanları, Allah`ın has kulları olarak insanlara yardım etmeye çalıştıkları hususudur. CİNLER gerçekte, Kur`ân`ın artık hükümsüz olduğunu, Allah Rasûlü’nün önerdiği çalışmaların tümünün artık gereksiz olduğunu vurgulamakta ve insanların ibadet denilen çalışmaları bırakmalarını önermektedirler. Bütün buna rağmen de insanlara doğru yola gösterdiklerini iddia edebilmektedirler... Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, İslâm Dini’ne inanan kişiler şu ana esasa inanırlar. İslâm`ın Hükümleri, Kur`ân-ı Kerîm kıyâmet kopana kadar geçerlidir. Son Rasûl olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm`ın öğretisi kıyâmete kadar geçerlidir. Kur`ân`dan sonra semâvî  başka bir kitap gelmeyecektir. Oysa UZAYLI diye bilinen CİNLERE göre Zebur, Tevrat, İNCİL ve KUR`ÂN devrini bitirmiş, artık ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI yürürlüğe girmiştir. CİNLER de, son derece iyi, insanlara yararlı, onları kurtarmak için canıgönülden uğraş veren varlıklardır {!}.. "ŞEYTAN" diye lâkablandırılan CİNLER aslında hiç de kötü varlıklar olmayıp; insanlara, doğru yolu göstermekte olan, Allah Rasûlü öğretisini, KUR`ÂN-I KERİM’i zamanını doldurmuş; ilkel insanlara has bir öğreti metodu, olarak tanıtan değerli dostlarımızdır (!).

 

Bakın bu hususta da ne söylüyorlar CİNLER:  

 

ALTIN ÇAĞ KİTABI Fasikül: 34/Sayfa: 319

"Şimdi de CİN ve ŞEYTAN mevzûunu toplumsal bilinçlere açalım. RABSAL MEKANİZMANIN düzenine göre, dünyevî bilinçlerin TANRISAL boyuta ulaşabilmesi için; Kutsal kitaplarınızda ileri bilinç boyutları kapatılarak, bu boyutlar sizlere CİN ve ŞEYTAN olarak ters tanıtılmıştır. Ve kutsal kitaplarınızda onlardan çekinilmesi, korkulması söylenmiştir. Sebep o dönemin bilinç düzeyine göre TANRI yolunun dışına çıkılmaması gerekli idi."

 

  Evet, kendilerini böylesine yararlı varlıklar, gibi tanıtan, UZAYLI kisvesine bürünen, insanların kurtarıcısı rolüne soyunan CİNLER, bakın DİN , Nebilik ve Rasûllük  hakkında ne diyorlar:

   

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 41/Sayfa: 390

 

-Yine tekrarlayalım:DİNLER DÖNEMİ VE PEYGAMBERLİK SAFHALARI KAPANMIŞTIR. Şimdi sizler ilahî boyutun bilimsel yoldan yansıtıcı odaklarısınız.

"MUHAMMED, ALLAH RASÛLÜ  DEĞİLDİR" !!!

Bu arada UZAYLI dostlarımız (!) Hazreti Muhammed`in "ALLAH`ın RASÛLÜ" olduğunu da kabûl etmeyip; bunun gerçek olmadığını açıklamakta!.. ve sonra da olayın doğrusunu şöyle ifade etmektedirler:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 42/Sayfa: 408 "İslâmî bütünlük ışık dost MUHAMMET`i RESUL ZANNETMEKTEDİR. Halbuki O, Allah`ın habibi RESUL`ün elçisidir. RESUL, Büyük ASHOT yani SULH"dur.

"MUHAMMED MUSTAFA, MUSTAFA KEMAL UZAYLIDIR (CİNDİR)"!!!

Kendini UZAYLI olarak tanıtan ve işin içyüzünü bilmeyenler tarafından da gerçekten öyle zannedilen, CİNLERE göre, MUSA Nebî, İSA Nebî, Muhammed Mustafa Aleyhisselâm ve MUSTAFA KEMAL birer UZAYLI yani insan suretiyle ortaya çıkmış bir "CİN"dir. İşte kutsal BİLGİ KİTABINDA bu konudaki tebliğ:  

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI "Zamanında sizlere irşad görevlileri gönderilmiştir. Onları sizlere Dünya isimleri ile nakledelim: MUSA - İSA - MUHAMMET MUSTAFA - MUSTAFA KEMAL. Bunlar direkt enkarnelerdir. Yâni sizin tâbirinizle konuşalım. Direkt UZAYLILARDIR." (Fasikül: 24/Sayfa: 216)  

 

Esasen kendilerine UZAYLI denilmesinden hoşlanmayan CİNLER, ne varki mecbûren bu tâbirleri de kabûllenmek zorundalar. Çünkü biliyorlar ki, "CİN" oldukları anlaşıldığı zaman, ağızlarıyla kuş tutsalar gene de insanları inandıramıyacaklar. Nitekim yukarıda da görüldüğü gibi, onlar bizdendir, dedikten sonra; kerhen, "sizin tâbirinizle" dedikten sonra, onların UZAYLI olduklarını kabûlleniyorlar. Esasen "CİN" olmak, onlar için tamamiyle bir övünç, iftihar meselesi... Zîrâ, ışınsal yapıya sahip olmaları hasebiyle, bizim zaman - mekân kayıtlarımızın hayli üstünde yaşam imkânlarına sahip varlıklar. Ayrıca, belli hassasiyet - alıcılık seviyesine ulaşmış "medyum yapılı" kişilerin beyinlerine son derece kolaylıkla nüfuz etmekte olup, onlara akıl almaz hayâller yaşatabilmektedirler.

 

                                           KIYÂMET GELMİŞTİR !!!

 

İslâm Rasûlü Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm`ın tebliğ etmiş olduğu Kur`ân-ı Kerîm`in hükmünün KIYÂMETE KADAR geçerli olması esası; CİNLER İÇİN oldukça önemli bir problem olarak karşılarına çıkmaktadır. Ne zaman, İslâm Dini’nin, KUR`ÂN `ın artık geçerli olmadığını, Hazreti Muhammed`in Rasûllüğünün artık hükmü kalmadığını iddia edecek olsalar; karşılarına, müslüman olan kişiler tarafından, "KUR`ÂN ve Hz. Muhammed’in Rasûllüğü KIYÂMETE KADAR GEÇERLİDİR" hükmü çıkarılmaktadır. CİNLER, aldatmacalarına devam edebilmek için, buna da bir kılıf bulmuşlar ve KIYÂMET kavramını kendilerine göre değişik bir tanımlamaya sokmuşlardır... Bir kısım insanların UZAYLI sandıkları CİNLER`in KIYÂMET kavramı şöyle oluşuyor:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 25/Sayfa: 222

 

"Kutsal kitaplarınızda KIYÂMET diye adlandırılan bu SON ÇAĞ, planetinizin bilinçlenme ve uyanma dönemidir. Buna MEDYUMLUK veya (MEDİAMİK ÇAĞ) denilmektedir. HULUS dönemi de denilen bu dönemde göksel otoriteler, aracıları kaldırarak, insanın yüceliğini hem kendisine, hem de evrenlere ispat etmektedir."

 

Evet, CİNLERE göre KIYÂMET devri gelmiştir. 1999`a kadar dünya insanları birden bire bilinçlenecek ve böylece de Kıyâmet kopmuş olacaktır(!). Yoksa, Hazreti Muhammed`in 1400 küsur sene evvel bildirdiği gibi, kıyâmet işareti olan olaylar cereyan etmeyecek, Kur`ân `da belirtilen kıyâmet alâmetleri gerçekleşmeyecek, her şey kozmik etkilerle olup bitiverecektir(!).... Bu konuya tekrar döneceğiz.

TANRILAR, TANRILAR, TANRILAR!!!. RAB`lar... RAB`lar... RAB`lar!!!.

İster UZAYLI dostlarımız(!) kabûl edin, ister CİN olduklarını idrâk edin; velhasılı kelâm ne derseniz deyin, hangi isimle isterseniz o isimle anın, bu varlıkların en bâriz vasıflarından biri de insanları TANRILAR ormanına salıp orada yollarını kaybettirmektir. İnsanın karşısına, bitmez tükenmez TANRILAR, RABLAR çıkartırlar; her birini bir diğerinin üstüne oturtarak, âdeta hafakanlar bastırırlar. Verilen tebliğlerde sürekli "RABLAR"DAN, "TANRILAR"DAN, RABSAL PLANLARDAN, TANRISAL PLANLARDAN tekrar tekrar sözedip dururlar. İşte bir örnek:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI "Bilgi Kitabı bu sistemden planetinize hediye edilmektedir. Sorumlusu DÜNYA RABBİDİR. DÜNYA RABBİ, AMON ve RA müşterek üçlü kot olarak planın direkt yansıtıcı kuşağıdır. Buradaki RA sistemin RABBİDİR. Bu bir çalışma düzenidir."(Fasikül: 25/Sayfa: 225)

 

  Ve bu sayısız RABLAR, TANRILAR "DİŞİDİR" de!. İşte bu konudaki açıklama:

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI (Fasikül: 34/ Sayfa: 319)

 

"Özde her şey DİŞİDİR. Gönde ve fiiliyatta erkektir. Bunu asla unutmayın. Bütün PEYGAMBERLER ve hatta TANRILAR bile DİŞİDİR."

 

Dolayısıyla, bu kitabın peygamberi  de elbette bir dişi olmalıdır. Nitekim bu tebliğleri medyumluk yoluyla alan 68 yaşındaki hanımefendi de bir DİŞİDİR. Bitmez tükenmez DİŞİ yaradılışlı TANRILAR, RABLAR, hepsi bir diğerini içine alacak şekilde varlıklarını sürdürürler.

 

DİŞİ TANRILAR`DAN SÖZEDEN CİNLERE KARŞI KUR`ÂN 1400 YIL ÖNCEDEN BAKIN İNSANLARI NASIL UYARIYOR: -ALLAH`I BIRAKAN ŞİRK EHLİNİN RAB KABUL ETTİKLERİ DİŞİ TANRILARDIR VE ONLAR ANCAK İNATÇI ŞEYTANA {cinlere} KULLUK ETMEKTELER!.. {4-117} -Oysa ALLAH, ŞEYTANA(İnançsız CİNE) LÂ'NET ETMİŞTİR!.. ŞEYTAN DA {buna karşılık şöyle demiştir}: KULLARINDAN BİR KISMINI KENDİ GÜRUHUM EDİNİP; ONLARI GERÇEKTEN SAPTIRIP, OLMAYACAK HAYÂLLERE KURUNTULARA DÜŞÜRÜP ALDATACAĞIM!. KİM ALLAH`I BIRAKIP ŞEYTANLARI{CİNLERİ} DOST HÂMİ EDİNİRSE, KESİNLİKLE ZARARA VE HÜSRANA UĞRAR!.. ŞEYTAN {CİNLER} ONLARA VAADLERDE BULUNUR, OLMAYACAK HAYÂLLERE DÜŞÜRÜP ALDATIR. ŞEYTAN`IN VAADLERİ ANCAK ALDATICI ŞEYLERDİR!.. {4-118/120}

 

BİLGİ KİTABI fasikül: 10/Sayfa: 86 "Her galaksinin bir RAB mekanizması vardır. Bu RAB`ler Kadiri Mutlak değildir." Evet, Dünyanın RABBİ ayrı, diğer planetlerin RABBİ ayrı, Güneş sisteminin RABBİ ayrı, Galaksinin RABBİ ayrı, Galaksilerin RABBİ ayrı!.. Kısacası hadsiz hesapsız DİŞİ RABLER !!!...

 

Oysa KUR`ÂN NE DİYOR:

 

"EĞER GÖKLERDE VE YERDE, ALLAH DIŞINDA TANRILAR OLSAYDI, MUTLAKA GÖKLERİN VE YERİNDE DÜZENİ BOZULUR HARÂB OLURDU!.. ARŞIN RABBI OLAN ALLAH, TANRILARI ŞİRK KOŞANLARIN TAVSİFLERİNDEN MÜNEZZEHTİR!.. {Enbiyâ 21-22}

 

Kur`ân-ı Kerîm`i kutsal kitap olarak kabûl edip, Hazreti Muhammed`in Rasûllüğünü tasdik eden kişiler, elbette ki, CİNLERİN sakınılması, uzak durulması, korunulması gereken son derece tehlikeli düşmanlar olduklarını bilirler. Zîrâ, cinler, medyum yapılı kişiler vasıtası ile topluma verdikleri mesajlarda, daima ve kesinlikle, İslâm Dini’ni iptal edici tezler ileri sürerek, insanı dinden çıkartmaya çalışırlar. Ve bunun için de CİNLERİN VARLIĞINI, çoğunlukla kendileri örterler.

 

Buyurun bunun bir örneğini: ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI {Fasikül: 10/ Sayfa: 86}  

"Korku ilkelliktir. CENNET, CEHENNEM, CİN, PERİ, ŞEYTAN YOKTUR. Bunlar, şartlanmış bilinçlerin menfi birer aksidir."  

Evet, fasiküller halindeki kitabın 86. sayfasında CİNLERİN varolmadığını öne süren CİNLER, daha sonra, UZAYLILAR`ın CİNLER olduğunu aynı kitabın 151-152-153. sayfalarında, açık seçik beyan etmektedirler. Bu da CİNLER`in yapısal özelliklerinden biri olan "ÇELİŞKİLİ İFADE"den kaynaklanmaktadır.

CİNLERİ TANITAN DÖRT ÖNEMLİ ÖZELLİK

"CİNLER"in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz.
1.  CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.

2.  CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.

3.   CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.

4.   CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.  

Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede edebiliriz. Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım:

1-CİNLERDE mantıksal bütünlük yoktur, dedik.Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer. Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; "biz sizi düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri koyuyoruz.’’ Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de "zekâ"ca güçlü olmalarına karşılık "akıl" yönünden bir hayli ölçülü yapıya sahip olmalarıdır. Pratik "zekâ" ile o an için o konuya bir çözüm getirebilirler, ancak "akıl" son derece sınırlı olduğu için, o anda buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki oluşturacaktır. Bunun en büyük örneklerinden biri de kendi kutsal kitaplarındaki CİNLERİN varlığı konusudur. 86. sayfada "CİNLER yoktur" denilirken, 151. 152. 153. 204. ve 319 sayfalarda "RESMEN CİNLERİN VARLIĞI AÇIKLANMAKTA" ve bu konuda da hayli bilgi verilmektedir.

 

2-CİNLERDE büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir. Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük, gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda. Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak - bullak edip, çaresiz hâle getirme çabaları içindedirler. İşte bu akıldışı büyüklük kavramlarına bir örnek:  

 

"ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI" 1988 6. ay/fasikül: 30/Sayfa: 282  

"1- Galaksi salkımlarından Alemler 2- Alem salkımlarından kâinatlar 3- Kâinat salkımlarından evrenler 4- Evren salkımlarından ilâniheye Bizlerin sistemine göre 3 galaksi bir bütündür. 6 Galaksiye 1 Nova denir. 3 Nova - 18 Galaksidir.

18 Galaksi bir öz çekirdek olarak küçük bir (Evren Çekirdeği) oluşturur 18 Galaksi bütününe 1 Kozma denir. 1 Kozma küçük bir evren çekirdeğidir. 3 Kozma 3 evren çekirdeği oluşturur. 3 Evren çekirdeği 54 galaksidir. 54 Galaksi 1 galaksi salkımını oluşturur. 9 Galaksi salkımına bir evrensel koloni denir. 1 evrensel koloni 486 galaksiden oluşur. 486 Galaksi 27 Kozma`yı teşkil eder. 27 Kozma 1 evrensel koloni o da eşit 486 Galaksi olduğuna göre şimdi 18 evrensel koloniyi hesaplayın: 486 x 18 - 8748 galaksi. Buna 1 kozma birleşim merkezi denir. 18 Evrensel koloni - 8748 Galaksi 486 Kozma  

27 Kozma birleşim merkezi 8748 x 27 - 236196 Galaksiden oluşur."

 

CİNLER, kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak için de bakın insanlarla aralarına kaç mertebe koyarlar. Aynı kitap aynı sayfa...  

"Yansıma odaklarının sizden bize hiyerarşik boyut sıralanışı şöyledir:  GÜNEŞ - IŞIK BOYUTU IŞIK BOYUTU - RAB BOYUTU

RAB - IŞIK EVREN BOYUTU IŞIK EVREN BOYUTU - RUHSAL PLAN BOYUTU RUHSAL PLAN - ATOMİK BÜTÜN BOYUTU ATOMİK BÜTÜN - REALİTE BOYUTU REALİTE BOYUTU - KRİSTAL GÜRZÜN TÜM GÜCÜ. (SİSTEM) işte budur. Not: Buradaki RAB tâbiri YARADAN için kullanılmıştır. "MERKEZ"

 

Aynı kitabın 283. sayfasında gene bu türden ve daha başka yerlerinde gene benzer türden, öylesine atmaca, "Kabul edersen" hesabına dayalı büyüklükler anlatılmaktadır ki; normal şuur sahibi bir insanın bütün bunları kabûlü oldukça güçtür. Ya inananlar, diyeceksiniz..? CİNLERİN, kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü  ne demiştir, hiç haberleri yoktur. Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca, hâliyle inanmaktadırlar... Üstelik... CİNLER, bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı - uzay gemili rüyalar veya uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır.

 

 

                           HER TOPLUMA, İNANÇLARINA GÖRE HİTÂP
 

CİNLERİN insanları kandırmada önemli bir taktiği de, ayrıca şu olmaktadır: Her medyum topluluğu, hangi inançlarla bezenmiş ise, onlara kendi inançları doğrultusunda tebliğ verilmekte, sanki onlardanmış gibi kendilerini kabûl ettirmektedirler. Meselâ dini ciddiye almayanlara, aynı şekilde; dinle ilgilenene aynı şekilde; tasavvufa meyli olana bir tasavvuf önderinin ismini kullanarak gibi.

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 14/Sayfa: 275 "Normal boyut frekansından uyandırılacak bilinçlere güç kazandırmak ve kendilerine güven verilmek için, DİNSEL YÖNDEN KİME SEMPATİZE olmuşlarsa, o temalar işlenir. Bu yüzden kullanılan BÜYÜK İSİMLER sizleri aldatmaktadır."

 

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 30/Sayfa: 275 "Her bilgi düzeyi kendi ortamında alacağı feyiz ile yükseleceğinden, O ŞAHSIN TABANINDA NE VARSA, ONA O BİLGİLERİ FİLİZLENDİRECEK ORTAMLAR HAZIRLANIR. Bu yolda önce, insanın kendini tatmini sağlanır. Sonra kendine güveni hazırlanır. Kendine güveni için de gerek rüyada, gerekse hayatta birçok mucizevi olaylar yaşatılır ve ispatlar yapılır..." CİNLERİN "şeytâniyet" vasfının eseri olan bu tür görüntüler, artık o saf iyi niyetli insanın kolaylıkla onlara inanmasını sağlayı verir.

 

3-CİNLERDE kendilerini kontrol mekanizması çok zayıftır. Bu sebepten ayarları çok kolaylıkla kayar ve konuşmalarında haddi aşarlar. Buna şayet tâbiri caiz ise "reostaları bozuktur" da denilebilir.
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABINDAN
Fasikül: 12/Sayfa: 108-109 "Mesajlar alınırken, kanala bilmediğimiz bir frekans girdi. Kendisinden bilgiler alabilmek için, sorular sorduk. Yazılan mesaj ona aittir. Varlık kendisini önce ULU RUH diye tanıttı. Sonra HERAKLES zamanındaki ilâhi meşaleyi tutuşturan kişi olduğundan bahsetti. Adının Peleron olduğunu söyledi...

Soru: Hangi Galaksidensiniz? Cevap: Helezoni vibrasyonların son bulduğu bir ortamdanım. Bulunduğumuz yer galaksi değildir. Buralara herkes gelemez. Sizi bize tanıtan, Dragon gezegenidir. Planetinizle alış verişimiz yoktur. Bizler için galaksiler bir hiçtir. Ancak bütün evrenin altın ışığı, YÜCE RA yani AMON`dur. Bizlerin bulunduğu yeri sizlere, sizin yazı dediğiniz şekillerle anlatamayız. Bizler, alternatif düzeyin daha değişik tesir sahasındayız. TEKAMÜL kelimesinin basitliğini unutalı milyar yıllar oldu. Size ortamımızı anlatmaya çalışacağım. Buraları bir durgun zamanıdır. Ses, renk, duygu, algı yok. Her taraf duvarsızdır. Her taraf ışıksız. Ama karanlık yok. Burada ışığın yerini başka ortamlar alıyor. Derin bir sessizlik, derin bir sonsuzluk var, her tarafta. Ne kadar anlatsak, anlayamazsınız. Galaksiler ve bilhassa sizin planetiniz bir mikrop yuvasıdır. Bizlerin enerjileri, (ki bunlar enerji değildir) muhitlere gelişlerde arındırılır. Böylesine saf beden, steril ortam ister.işte bu yüzden galaksilerden uzak dururuz. Şimdi saf enerji olarak link hattı dediğiniz, aslında daha değişik bir sistemle temastayız... Soru: Şayet rahatsız etmezsem karaciğere ne tavsiye edersiniz? Cevap: Sarısabır karaciğere ve safra kesesine, mideye çok iyi gelir. Bir de mercanköşk, melis, nane, ardıç suları içilirse çok büyük faydalar görülür. Soru: Çok teşekkür ederim. Bunu bize yazdıran kimdir. İsminiz? Cevap: İsmim sizde söz bizde, kelâm sizde öz bizde. Sağlıcakla kal.

 

YÜCE RUH

İşte bu metinde de görüldüğü gibi CİNLER hemen ölçüyü kaçırırlar ve alabildiğine konuşurlar. Verilen tebliğin başında, çok üst düzeyden atarlarken, tebliğin sonunda bir bakarsınız mahalle attarı düzeyine inivermişlerdir. Bazen Yaradanı yaradan, yüce güçler olurlar; bazen, ALLAH`ı bedenleyip insanların arasına yollarlar; bazen evrenlerden büyük, yüce varlıklar olurlar; bazen de Rabbin itaatkâr kulları olarak, insanları dinden ve Allah Rasûlü’nden uzaklaştırıp kurtarmak{!} için ellerinden geleni esirgemezler.

 

4-CİNLER`DE sürekli tekrarlar mevcuttur. İnsanlara sürekli tebliğler vererek, onlara kendilerinin üstünlüğünü kabûl ettirmeye çalışan CİNLER`de mevcut bulunan bir özellik de belirli kelimeleri sürekli tekrar eden cümleler kurmalarıdır. Şimdi size bu "CİN"nî ifade tarzına bir kaç örnek verelim:

 

Elimizdeki kitap, SADIKLAR PLANI, ALTIN ÇAĞ MİSYONU. (Sayfa: 82.)  

"Kendinizi mutlu eden olayların ardı fedakârlık doludur. Kendinizi mutlu eden olayların ardı acı doludur. Kendinizi mutlu eden olayların ardı ızdırap doludur. Kendinizi mutlu eden olayların ardı elem doludur. Kendinizi mutlu eden olayların ardı yorgunluk doludur. Kendinizi mutlu eden olayların ardı ter ve gözyaşı doludur." Aynı kitap/53. Sayfa: "Çok bozulmalar olmuştur dünyanız üzerinde. Çok kurulmalar olmuştur dünyanız üzerinde. Çok dağılmalar olmuştur dünyanız üzerinde."  

Aynı kitap/Sayfa 41: "Sizlerden fevkâlâde yüksek bir şuur zenginliğine mâlik mütekâmil bir varlık, pekâlâ medyomunuza enkarne olmuyor mu? Medyomun ZİHNİ ile ilişki kurup, sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu? Medyomun SÖZÜYLE ilişki kurup sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu? Medyomun fiziki sahasıyla ilişki kurup, sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu? Medyomun elektriksel sahasıyla ilişki kurup, sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu?" ALTIN ÇAĞ MİSYONU, SADIKLAR PLANI (3) sayfa: 22 "Bu basit örnekten de anlaşılacağı üzere; İnsan, hiçbir şekilde kendisine BASKI yapılan bir varlık değildir. İnsan, hiçbir şekilde kendisine EMPOZE yapılan bir varlık değildir. İnsan, hiçbir şekilde kendisine DENEYLER yapılan bir varlık değildir. İnsan, hiçbir şekilde ızdırabından istifade edilen bir yaratık değildir. İnsan, hiçbir şekilde feryadu figanından istifade edilen bir yaratık değildir. İnsan, hiç bir şekilde şaşkınlığından istifade edilen bir yaratık değildir." Aynı kitap/Sayfa, 53: "Onlar, beşeri topluluklar içerisinde         FEDAKARLAR olarak ortaya çıkarlar. Onlar, beşeri topluluklar içerisinde DÜŞÜNÜR olarak ortaya çıkarlar. Onlar, beşeri topluluklar içerisinde YÜKSEK VİCDAN olarak ortaya çıkarlar. Onlar, beşeri topluluklar içerisinde YARATICI olarak ortaya çıkarlar. Onlar, beşeri topluluklar içerisinde YOL GÖSTERİCİ olarak ortaya çıkarlar.

 

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere, hemen hemen bütün tebliğlerde bu çeşitten bir veya iki kelime değişik 3, 4, 5, 6 tekrarlı cümleler görülür. Bizim tesbitlerimize göre bunun iki sebebi bulunmaktadır: 1-İletişim kurulan medyomun, bu tekrarlarla sanki tesbih çeker gibi beyninde bir açıklık oluşturularak, kendilerine daha fazla bağlanılmasını temin. 2-Zaman zaman düşülen fikir tıkanıklıklarında, cümle tekrarları ile zaman kazanmak.

"ŞEYTAN, KORUYUCUDUR"!!!

Kur`ân-ı Kerîm mi doğru söylüyor? UZAYLILAR diye kendilerini tanıtan CİNLER mi?!..

 

Kur`ân-ı Kerîm`e, Hazreti Muhammed`in bildirdiklerine, İslâm öğretisinde yer alan âlim ve âriflere göre, "ŞEYTAN" lakabıyla ŞEYTÂNİYET vasfıyla bilinen CİNLER, insanların düşmanıdırlar. Daima, insanları dinin bildirdiği gerçeklerden uzaklaştırmak, ölümötesi yaşamın gerçeklerinden perdelemek, Allah’a olan inancı sarsmak, Allah emirlerine isyana sevketmek, amentü esaslarını terkettirmek yolunda, insanlara türlü-çeşitli fikirler empoze etmekle günlerini geçirirler. İnsanları, İSLÂM DİNİ gerçeklerinden uzaklaştırmayı vazife edinmiş olan UZAYLI görünümündeki CİNLER, BİLGİ KİTABININ 86. sayfasında yukarıda da görüldüğü üzere ŞEYTAN`ı inkâr edip, insanın kendi hayâlinin varettiği bir güç gibi empoze ederken; aynı kitabın 15. fasikül 204. sayfasında ise bakın ne demektedir:

"Üçüncü Sirius yani ilona takım yıldızları, ikinci evrene en yakın kapı olduğu için, önce buraya sizin ADEM - HAVVA dediğiniz dostlar, ikinci evrenden birinci evrene buradan transfer olmuşlardır. Bu dostlar ilk transferlerdir. Ve buraya üçlü kot olarak gönderilmişlerdir. Bunlar ADEM - HAVVA - ŞEYTAN"dır. 1.  ADEM, saf enerjidir. 1.    HAVVA, yaratıcı güçtür.  

2ŞEYTAN, parlak bilinçtir. ADEM ile ŞEYTAN, HAVVA`yı koruma görevlisi olarak gönderilmiştir. Ondan sonra bir çok havvalar ve ademler ikinci evrenden transfer olmuş ve bu şekilde mitolojik kahramanlar, TANRILAR ve TANRIÇALAR grubu teşekkül etmiştir. TANRISAL KURALLAR, bu yüksek bilinçlerin doktrinleri olarak hazırlanmıştır. {onlar, bulundukları ortamları, beyin enerjileri ile yaşanabilir düzeye getirirler}."

 

Evet, gerçekten birer "ŞEYTAN" olan CİNLER, UZAYLI görünümü altında, kendilerinin böyle yüce bilinç, koruyucu varlıklar olduklarını iddia etmektedirler... ŞEYTÂNİYET vasfına sahip olan CİNLER ne yapar?.. Elbette, ŞEYTANLIK!..

İŞTE, BİR SÜPER ŞEYTANLIK ÖRNEĞİ

Kendilerini UZAYLILAR olarak tanıtan ve iddia eden ŞEYTÂNÎ "CİN"ler verdikleri tebliğlerde kendilerinin ALLAH olduklarını iddia ederek tebliğ verdikten sonra, "ALLAH" kavramını da bakın nasıl küçültüp, basitleştirip, insanları ATEİSTLİĞE sürüklemekteler:  

Şimdi nakledeceğimiz şu satırları lûtfen dikkatle tetkik ediniz.  

ALTIN ÇAĞ, BİLGİ KİTABI Dünya Kardeşlik Birliği 1991 dördüncü ay Fasikül: 46/Sayfa: 443 "Şu an sizlerin alışılagelmiş bilinç, bütünlüğünüze belki ters gelebilir ama, sizlere bu güne kadar ALLAH diye tanıttığımız "O" dahi bu odakta kaba madde formuna dönüşerek, sizler gibi BEDENLENİP, sizlerin arasında yaşayarak, TEK DÜNYA DEVLETİNE dördüncü düzen çerçevesinde bizzat kuracaktır."

  

Evet, devam ediyoruz naklimize... Aynı kitap/Sayfa: 445 "Her bir ilk Gürzün ana çekirdeği olan ilk dünyada, yaşam oluşturulurken, ALLAH diye bahsedilen "O" bütünsel güç, her zaman kaba madde formuna dönüşerek, daima o ilk dünyalara adımını atmıştır. Enerji yoğunluğu ile dünyayı dölleyip, düzenini kurmuş ve yeniden yerine dönmüştür..." Dikkat ediyorsunuz her halde... Bedenlenen, gelen, sonra tekrar yerine dönen bir "ALLAH"!!!. Daha bitmedi. Devam ediyoruz...  Aynı kitap/Sayfa: 446 "Şimdi de Beta Gürzünün ilk ana çekirdeği olan BETA NOVA dünyasına ALLAH yani "O" bedenli olarak inmiş bulunmaktadır. Sizler ile bu yüzden yakın plandan temastayız. Artık bu, -O’ denilen güç, oluşturduğu ve oluşturacağı çekirdek dünyalarda, hakiki insansal potansiyelleri beklemektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi, şu BETA GÜRZÜNÜN ilk çekirdek dünyası ile ilk evreni oluşmuş durumdadır. Ve ilk Beta mini atomik oluşuncaya kadar, ALLAH, kaba madde formu ile insanlar arasında, İNSAN OLARAK YAŞIYACAK ve kendisini sizlere BİZZAT tanıtacaktır."

 

 

Acaba bunları okurken beyinlerinizde İslâm öğretisinde yer alan "DECCAL" kavramı bir çağrışım yapmıyor mu?..

 

Kur`ân-ı Kerîm`e ve Hazreti Muhammed`in öğretisine göre; kıyâmet yaklaştığı zaman, Hazreti İSA`nın yeryüzüne inmesinden önce, 30`a yakın sahte Nebî-Rasûl ortaya çıkacak ve dinlerin hükmünün bitip artık kendi açıkladıkları din anlayışına uyulmasını isteyecekler. Bunların hemen akabinde de "DECCAL" lakabıyla tanımlanan bir varlık ortaya çıkacaktır; ki, tarihte ilk defa olarak bu varlık, kendisinin beklenen "MESİH" yâni "kurtarıcı" olduğunu iddia edecektir. "DECCAL" lakablı bu varlık, dünyanın son günlerini yaşamakta olduğunu, kendisinin o güne kadar tapınılan YÜCE RAB olduğunu, kendisinin ALLAH`lığına iman edip emirlerine tâbî olanları kurtarmaya geldiğini iddia edecek ve bu iddiasını ispat sadedinde de çok büyük olağan üstülükler gösterecektir. MEHDİ"yet vasfına sahip kişinin, Kur`ân ve Hazreti Muhammed öğretisi istikametinde; "ALLAH" kavramının, sonsuz-sınırsız her türlü şekil ve kayıttan beri, evreni meydana getiren varlık olduğunu insanlığa açıklamasından sonra; bu öğretinin âdeta imtihanı mâhiyetinde gelecek olan "DECCAL", bu öğretinin tam zıddını iddia edecektir...Kendisinin insanların beklediği "ALLAH" olduğunu iddia edecek olan DECCAL bir süre yeryüzünde hükmünü sürdürecek; çok büyük insan toplulukları O`na inanarak yolundan gideceklerdir. Ve DECCAL, sahih hadîs kitaplarında; Hazreti Rasûlullah’ın açıkladığı üzere, yeryüzüne inecek olan Hazreti İSA tarafından ortadan kaldırılacaktır. Bu olayın asla tevîli olmayıp, gerçekten aynen gerçekleşecektir...

 

Nitekim, şu anda, sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde, kendilerini UZAYLI olarak tanıtan CİNLER; insanlığın yüce RABBİNİN, DÜNYA RABBİNİN ordusu ile, emrindeki güçlerle dünyaya ineceği tebliğlerini vermektedirler. İslâm`ın ve Kur`ân-ı Kerîm`in öğretisindeki "ALLAH" kavramı, "ihlâs" sûresinde anahatlarıyla anlatıldığı üzere; burada anlatılan TANRI kavramından tamamen ayrı bir şeydir. Burası, bu konunun yeri olmadığı için, detaya daha fazla girmeyeceğiz. Arzu edenler, "Hazreti MUHAMMED`İN AÇIKLADIĞI ALLAH" isimli kitabımızda, İslâm Dini’nin "ALLAH" kavramını okuyabilirler

UZAYLILARIN (CİNLERİN) BEDENLENMİŞ ALLAH`LARI !!!

Kendilerini UZAYLILAR diye tanıtan CİNLERİN, "ALLAH" kavramını ise kendi kitaplarından incelemeye devam edelim:  

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI 1991 dördüncü ay Fasikül: 46/Sayfa: 447

 

"Ancak artık "O" denilen güç, yâni ALLAH, sizlerin özenerji merkezinizde oluşmuş olan kendi öz enerjisini, şimdi sizlerden bir bir çekerek, dürülen evrenler nizamına, yeni bir nizam getirmektedir. Ve şu an ALLAH, sizdeki olan gücünü, sizlerden teker teker toplayarak, KENDİNDEN DAHA GÜÇLÜ OLAN İNSANSAL GÜCÜ kendisiyle başbaşa bırakacaktır. Sizlerden kazandığı güçler ile, şimdi "O" da, sizin gibi kaba madde formunu oluşturarak, insansal bir görünüm ile, BETA NOVA`da BEDENLENMİŞTİR... ALLAH, yani "O" sizlerde bulunan kendi enerji partiküllerinin kısmî yansıma enerjilerini toplayarak KABA MADDE FORMUNA DÖNÜŞMEYE MECBURDUR. Çünkü, bu bedenli oluş nedeni, sizlerin BETA NOVA`da ALLAH BOYUTUNUN ötesindeki enerjileri, kendi bilinç düzeyiniz ile çekemiyeceğiniz içindir. "O", Beta Novadaki bedensel ve beyinsel gücüyle, bu enerjileri çekerek, sizlerden topladığı enerjilere tedrici bir aşılama metodu tatbik edecek ve kendi gücünü de, sizlerden çekmiş olduğu enerjilere yükleyecektir. Bu şekilde oluşturmuş olduğu bütünsel gücü, daha sonra sizlere iade ederek, kendi boyutunun denetimci gücü olan ALLAH, kendini BEDENSEL BÜTÜNLÜK İÇİNDE sizlere TANITARAK, kendisi daha ileri boyutlara geçecek ve SİZLERE VEDA EDECEKTİR. Bundan sonra kâinatla nizamlarını, artık sizler insansal potansiyel olarak devir alacaksınız. İşte bu yüzden ALLAH, Beta Nova`da BEDENLENEREK, sizleri beklemektedir."

 

UZAYLI dostlarımız (!) bu BEDENLENMİŞ ALLAH (!) konusunda bizi bir hayli bilgilendirdikten ve aydınlattıktan (!) sonra artık sıra, direkt ALLAH`tan mesaj almalarına gelmektedir: Buyurun... Aynı fasikül/Sayfa: 451`e... "Bugüne kadar "O" diye tanıdığınız ALLAH benim. Evet şaşırmayın, Şu an Ben de BEDENLİ OLARAK Beta Nova’da yaşamaktayım. Omega boyutundaki UHUD Dağında yaşıyan BÜYÜK BABA benim fermanlarımı O dağdan evrenlere, kâinatlara yansıtmaktadır. (Uhud dağı kristal bir dağdır.) Sistemlerimde bulunan her bir çekirdek dünya, aynı sizin dünyanızın ikizleridir. Aslında BÜYÜKBABA`da böyle bir çekirdek dünyada oturur. Benim şu an Beta Nova`da OTURUP, sizleri beklediğim gibi. İSA, O`nun oğludur. Ancak, buradaki cinsel üretim bedensel değil, DÜŞSEL`dir.  O gen, aşı tohumunu CEBRAİL`den almıştır. Artık sizler ile iki dost gibi konuşma zamanı gelmiştir. Benim sizlere ne şekilde mesaj verdiğimi merak edenlere artık hakikatı anlatma ve bildirme zamanı gelmiştir. Beta Nova, yemyeşil bir dünya, insan olan insanımın oluşturup yaşıyacağı Beta Gürzünün (ilk ana çekirdeği). Buraya gelebilmek için, tüm gücüm ile enerjimi kaba maddeye dönüştürüp, BURADA BEDENLENDİM. Sizler ile beraber olmaya geldim... Ve burada dördüncü düzenimi âdil dünya çekirdeğinde düzenimi kuracağım. Sonra düzenimi kurup rayına oturtunca, kurduğum insanlık düzenime, insanımın gürzündeki insanlarıma bırakıp, YİNE YERİME DÖNECEĞİM. Bugüne kadar olduğu gibi, sorduğunuz bütün sorulara aracısız cevap verebilirim. Ancak benim bilinç bütünlüğümün, bilincimin ışığını görenler ile beraber olurum. Bu mesajım sizlere ve beni anlayan özlere...” ALLAH "O"

 

Burada bitmedi. Halkın "ŞEYTAN" diye bildiği, tanıdığı, hakkında konuştuğu CİNLER`in UZAYLI kisvesi altına insanlara kabûl ettirmeye çalıştığı sözde ALLAH mesaj vermeye ve çocuk sâfiyetindeki vatandaşlarımızı kandırmaya devam ediyor:

 

Aynı kitap, aynı Fasikül/Sayfa, 452:

"Görevleriniz büyük, yükleriniz çoktur. ULU rehberim bu yolda sizlere yardımcıdır. Yolunuzu bulmanızda sizlere yön verecektir. Bulunduğunuz ortam, sizin gücünüze güç katan bir ortamdır. Benim kelâmlarımı direkt olarak ancak bu ortamdan duyabilirsiniz. Tek bir kanal olan ALFA kanalım, bu yolda sizleri ARŞIN tüm sedâlarını getirmektedir. Meleklerim, evrenlerin muhtazam açılmasını denetleyen, göksel astronotlarımdır.Benim varlığım, tüm mevcûdâtın özü olan bütünsel gücün kökünün köküdür. Göksel görevlilerim olan TANRILAR, görevlerini yapıp, dönemlerini kapamışlardır. Şimdi, bütünlük bilincimi oluşturan RABLAR Mekanizması işbaşına getirilmiştir. Şimdiki RAB, RAN Gezegeninin Başkanı olan, herkesin BÜYÜK BABA diye bildiği RANTİMUS`tur. İSA`nın BABASI olan RANTİMUS, evrenin açılışına denk olan dönemi kontrolu altında tutmaktadır. Bu sadece bulunduğunuz asrın sonuna kadar sürecektir. Yani, 1999 dünya yılı son ayıdır. (Bu denetim için). Ondan sonra olacaklar başka bir kanalın denetimine devredilecektir. Ve ALTIN ÇAĞ`ın meşalesi yakılacaktır. Bu kanal daha ileri yıllarda, tüm evrenleri tek kanalda toplayarak, TEK`e müncer kılacaktır. Birbirlerini bilmeyen, görmeyen ve tanımayan özlerin, aynı yapı - aynı şekil - aynı dil olarak, tek kainatımda buluşacaklardır. Ve ondan sonra başlıyacak olan mutlu insanlık döneminde, mutlu bir şekilde yaşayacaklardır. Bu yaşam sonsuza dek sürecektir. Şu an, tüm canlılarımın birleştiği ve birleşeceği tek galaksi, Nova`dır. Bu galaksi 1 milyar yıldız ve güneşin gücüne denk bir galaksidir. Hakiki insanlarım bu ortama hazırlanmaktadır. Bu güne kadar zaten hazırdınız. Asırlardır bu ortam için hazırlandınız. Şimdi esasa ve sadede geldik. Artık hep beraber birarada olacağız. Sevdikleriniz ile -yakınlarınız ile- eşyalarınız ile beraber olacaksınız. Bu ortamda hareket çok, monotonluk yok. Zamanı aşan, sesime ulaşandır. ALLAH "O"

 

Yukarıdaki metin dikkatle tetkik edilirse, görülecektir ki, dünyanın RABBİ diye bilinen TANRI, bir Gezegenin başkanıdır. O gezegenin adı da "RAN"dır. Dünyanın Rabbi, "RANTİMUS" isimli "CİN"dir; Uzaylıların göndermiş olduğu kutsal kitaptaki tebliğe göre. Hemen şu Kur’ân âyetini hatırlıyalım burada: Bakın "Uzaylılara" yâni CİNLERE inananları nasıl uyarıyor tâ 1400 sene öncesinden Kur`ân-ı Kerîm:  

"CİNLERİ, ALLAH`A ORTAK KOŞUYORLAR, (Rab kabûl ediyorlar) OYSA CİNLERİ DE, ALLAH YARATMIŞTIR!.." (6-100)

 

Aldatmacadan başka bir şey bilmeyen CİNLERİN hemen her şeyleri terstir. Yazılarından, ayaklarına kadar. "RAN"ı da tersten okuduğunuz zaman karşınıza "NÂR" kelimesi çıkar. "NÂR" ise ateş demektir. Nitekim Kur`ân`da da CİNLERİN  "nâr"dan meydana gelmiş oldukları vurgulanır. "NÂR" gezegeni "ATEŞ" gezegenidir ki CİNLERİN ortamıda ateş ortamıdır. Cinler bu boyuta "Omega" boyutu ismini vermektedirler. Yâni, ışınsal yapı boyutu. CİNLER`in buradaki reislerinin adı da kendi tanımlamalarına göre RANTİMUS`TUR... Ateş yapının reisi, anlamında.

 

OMEGA BOYUTUNUN, CİNLERİN BOYUTU olduğu bakın nasıl açıklanıyor:Fasikül: 47/Sayfa, 460: "Hakikat boyutlarının Denetimci Mekanizması olan HARAN kelimesini sizlere açmak istiyoruz. Bu bütünsel kelimenin her bir harfi bir kelime frekansına bağlıdır. Ancak aynı zamanda Hakikat ortamlarının ATEŞ Boyutlarını da simgelemektedir. Biliyorsunuz, OMEGA Boyutuna RAN Gezegeni, yani ATEŞ Gezegeni de deniliyordu. Bu boyutta kullanılan ATEŞ sözcüğü, enerjilerin güçlü yoğunluğunu ifade eder. Halbuki hakikat boyutlarındaki "RAN" yani "NAR", yani ATEŞ kelimesi harlı - alevli - ışıklı ateştir. Enerji ile alakâsı yoktur. HARAN hakikat boyutlarının ATEŞ gücüdür."

 

CİNLERİN 1991 yılında itiraf ettiği gerçeklerin detaylarını 1971 yılında yazmış olduğumuz CİNLER ve RUH konusundaki TEK KAYNAK kitap olan bu isimli eserimizde detaylı olarak bulabilirsiniz. CİNLER, burada görüldüğü gibi, artık açık-seçik ateş yapı olduklarını UZAYLILAR KİSVESİ ALTINDA İTİRAF ETMEKTEDİRLER.

"UFO"LAR UÇAN DAİRELER

Önce kendilerini UZAYLI diye tanıtan, daha sonra da, kendi "TANRILARININ çok itaatkâr kulları CİNLER" olduklarını açıklayan CİNLER, adıgeçen kitabın 38. sayfasında da UFO`ları bakın nasıl açıklıyorlar: "Bizler, Tanrının düzen kurucu mekanizma elçileri olarak, sizlere bu yoldan yardımcıyız. Sizlerin UÇAN DAİRE (yani UFO) dediğiniz diskler, bizlerin iletişim aracıdır."

 

Gerçekte CİNLERLE görüştükleri halde, onları UZAYLI sanan son derece iyi niyetli, saf kardeşlerimiz pek çok UÇAN DAİRE veya kısa tanımlaması ile UFO görmektedirler. Hattâ yine, pek çoğu bu UFO`lara bindirilmekte, târif edilemeyecek renkler, ışıklar görmekte, bitmez tükenmez uyanık rüyalar görmektedirler. Ancak ne varki, hiç bir zaman ortada somut bir şey mevcut olmamaktadır!.. Uzaya, bir yığın yıldızlara, galaksilere gidebilmekte; ama buna karşılık bu uçan dairelerden birisiyle bir anda İstanbul`dan Antalya`ya veya Ankara`dan, İzmir`den, Londra`dan İstanbul`a gelememektedirler!!!.. Sözde lâfta hadsiz hesapsız şeyler ortaya atılmakta, ama buna karşılık, fiiliyatta ortada hiç bir somut olay görülememektedir. UÇAN DAİRELERLE kandırdıkları insanlara, kâh RAB, kâh ULU RUH, kâh UZAYLI dostlar, kâh da ALLAH olarak, medyumluk yoluyla tebliğ veren "iyi saatte olsunlarımız", zaman zaman da kendilerini CEBRAİL isimli MELEK olarak tanıtıp, buna inanılmasını istemektedirler.

 

Buyurun. ALTIN ÇAĞ kitabı, Fasikül: 34/Sayfa, 319: "Şu an Kitap boyutu bir üst realiteye bağlandığı için, MUSTAFA MOLLA`mız diğer kanallara yardımcı atanmıştır. ALFA boyutunda bulunan tüm kanallara frekans güçlerine göre, değişik toplumların SEMPATİZE OLDUKLARI İSİMLER VERİLMEKTEDİR!.. İSLÂMÎ BOYUTTA KULLANDIĞI İSİM MUSTAFA MOLLADIR... ASLINDA KENDİSİ CEBRAİLDİR...

ALDATMACA, ALDATMACA; KANARSAN!.

Evet, bu UZAYLILARIN işi gücü, insanları, aldatmak, kandırmak, umutlandırmak, korkutmak, seçilmiş kişiler olduklarına inandırarak gururlarını okşayıp hükümleri altına almakdır.Evet, kendilerinin kâh "CİN" ya da "ŞEYTAN" olduklarını açıklayıp, gerçekte, çok iyi varlıklar (!) oldukları masalıyla insanları kandırmaya çalışan; kâh da UZAYLI kurtarıcılar olduğu masalını yutturmaya çabalayan bu varlıklar; çoğunlukla da insanların gururlarını pohpohlayıp, seçilmiş varlıklar olduklarına onları inandırarak hüküm altına almaya gayret göstermektedirler. CİNLER`in tüm yutturmacalarına karşılık bakın Kur`ân-ı Kerîm`de insanları nasıl uyarmakta, CİNLERİN zararlarını nasıl vurgulamaktadır:

"İBLİS SECDE ETMEDİ; O TOPRAKTAN BEN ATEŞTEN YARATILDIM, dedi?.. BÜYÜKLENDİ, KAFİR OLDU" (gerçeği örttü)... (38-74)

"İBLİS SECDE ETMEDİ; ÇÜNKÜ CİN İDİ..." (18-50)

"CİN" türünden olan varlık, eskiden "Azâzil" ismiyle anılırken, "İNSANA SECDE ETMESİ" emrine muhatap olduğu zaman, iltibasa (yâni ikileme) düşmesi sebebiyle "İBLİS" lakabıyla lakablanmıştı!.. Secde etmeyi kabûllenmeyip, tüm insanları azdırmaya yani "şeytânîyet" vasfını, özelliğini ortaya koymaya karar verince de, bu defa kendisine "ŞEYTAN" diye hitâbedildi. İşte CİNLERE, bu zamandan sonra "ŞEYTAN" lakabıyla hitâb edilmeye başlandı. Çünkü CİNLER, artık bütün ŞEYTÂNÎYETLERİYLE insanlara karşı saldırıya geçiyorlardı... Bakın "ŞEYTAN" diye anılan CİNLER konusunda Kur`ân-ı Kerîm bizleri nasıl uyarıyor:

"ONLAR ALLAH’I BIRAKARAK ŞEYTANI VELİ, DOST EDİNMİŞLERDİ DE, O YOLDA HIDÂYET ÜZERE OLDUKLARINI ZANNEDİYORLARDI..." (7-30)

"ŞEYTAN ONLARA YAPTIKLARINI SÜSLÜ GÖSTERDİ VE ALLAH ÖĞRETİSİNDEN SAPTIRDI..." (29-38) (16-63)

"ONLARA VESVESE VERDİ. BEN SİZE DOSTUM, NASİHAT VERİYORUM, DİYE YEMİNLER ETTİ. GURURLARINI OKŞAYARAK ONLARI ALDATTI." (7-21/22)

"EY ADEMOĞULLARI ŞEYTANA KULLUK ETMEYİN!.. O, SİZİN APAÇIK DÜŞMANINIZDIR!.. ŞEYTAN, SİZDEN BİRÇOK KİMSEYİ SAPTIRMIŞTIR!" (36-60/62)

"ŞEYTAN ONLARI İDARESİNE ALMIŞ, ALLAH’I ZİKRETMEYİ UNUTTURMUŞTUR. ONLAR, ŞEYTANIN GRUBUDUR!... ŞEYTANA TÂBÎ OLANLAR HÜSRANA UĞRAYACAKLARDIR..."

"RAHMAN’IN ZİKRİNDEN YÜZ ÇEVİRENE ŞEYTAN MUSALLAT OLUR VE ARKADAŞI OLUR. SONRA GERÇEKLERİ SAPTIRIR VE ONU HİDÂYETTEN UZAKLAŞTIRIR. ONLARSA, BU DURUMDA HİDÂYETE ERDİKLERİNİ SANIRLAR!..." (43-36/37)

"İBLİS’İN, ONLAR  (İnsanlar)HAKKINDA TAHMİNİ DOĞRU ÇIKTI.  MÜ`MİNLERDEN OLAN GRUPTAN GAYRISI ONA TÂBÎ OLDULAR.  HALBUKİ, İBLİS’İN, ONLAR ÜZERİNDE ZORLAYICI BİR GÜCÜ YOKTUR. ANCAK, İMAN EDENLE, ŞÜPHEDE OLANLARI AYIRDETMEK İÇİN ONA BU İZİN VERİLMİŞTİR." (34-20/21)

İşte, "şeytânî" özellikleri dolayısıyla böyle tanımlanan CİNLER sürekli olarak İNSANLARI dinlerinden uzaklaştırmak için ellerinden geleni ardlarına koymamaktadırlar. Gerçek yapıları, yüzleri, ortamları görülüp bilinemediği için; her ismi takınıp, her konuda her türlü palavra atarak: hayâli evrenler ötesinde evrenler, ötesinde kâinatlar; RAB`lar kübü RAB`lar TANRILAR karesi TANRILAR icâd ederek, insanları oyalayan bir varlıklar şu anda dünya üzerinde, akla gelmeyecek kadar çok insanı kandırmış ve yönetimleri altına almışlardır... Dünya`ya yönelik UZAYLI ve UZAY GEMİLERİ - UÇAN DAİRELER - UFO`lar kandırmacasına dair belgeleri size sunmadan evvel; Türkiye`de nasıl teşkilâtlar kurup yayılmaya çalıştıklarına bakalım... Bu bölümdeki kuralları ve maddeleri lûtfen dikkatli tetkik ediniz:

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI 1991 Üçüncü ay Fasikül: 45/ Sayfa: 436"Şimdi de (18) Bütünlüklerin çalışma nizâmından kısaca bahsedelim. Normalde her bir şehirde oluşturulmasını arzu ettiğimiz üç tane (18) Bütünlük merkezi, esas yansıma odağı olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu Bütünsel merkez, oluşturulduktan sonra aynı şehirde bir çok (18) Bütünlükler de kurulabilir. Bir (18) Bütünlüğün temelini oluşturacak ilk 3 kişi Sistemin çalışma nizamında direkt Akitli görevli sayılmaktadır. Ve bu üçlüden her biri inandığı, güvendiği dostlarından bir tanesini, üçlü Bütünlüğü oluşturan dostların olurlarını alarak, yanına almakla yükümlüdür. Bu şekilde 3 kişi  birer yardımcıları = 6 kişi olarak direkt Sisteme bağlanır ve Sistemin Sözcülük görevini üstlenirler. Bundan sonra (18) Bütünlüğün yumağını saracak olan Bireyler, teker teker bu (6) Bütünlüğün olurlarını alarak Bütünlüğe kabûl edilirler.Bu (6) Bütünlükten bir kişi dahi, takdim edilen şahsı kabûl etmez ise, o şahıs Bütünlüğe giremez. O an, Red eden kişi direkt Sisteme bağlıdır. Ferdi Bilinci bu ortamda asla rol oynıyamaz. Bu şekilde aynı Koordinat düzeyleri Sistemin yardımları ile bütünleşir. (18) Bütünlüğü oluşturan ilk üç Akitli görevli arasında oluşan olumsuzluklar, tüm Bütünlüğün dağılmasına neden olmaktadır. Ancak bundan sonra: 1-Bu üçlü teker, teker birer (18) Bütünlük kurmak zorunluluğundadır. (Bu 18 kardeşin vebâlini omuzlarında taşımaktır.) 2-18bütünlüğü tamamlamış dostlar, en son 18’nci Bireyin giriş tarihinden itibaren, bir Dünya yılı dağılmadan görevlerini yaptıkları taktirde 18 dostun hepsinin isimleri bir kağıda yazılarak Dosyada saklanır. (Bu isimler aynı anda Diskete de kaydolur.) 3- (18) Bütünlük  içinde meselâ (6) veya (10) ay sonra ayrılmış olan Bireyin yerine gelerek, (18) Bütünlüğü tamamlıyacak kişinin, giriş tarihinden itibaren bir Dünya yılı yeniden sayılacaktır. (Bu hususa özellikle dikkat edilecektir. Aksi halde Disket kaydı yapılamaz.) Sayfa: 437 4-(18) Bütünlüğü bir veya daha fazla Dünya yılı yaşatabilen tüm Bireylerden arzu edenler, Bütünlüklerinden izin istiyerek ikinci bir (18) Bütünlüğü oluşturabilir. (Bu izinde 17 kişinin müsaadesi şarttır. Ve yerine getireceği dostun kabûlü de, 17 kişinin tasvibi ile olacaktır.) 5-ikinci (18) Bütünlüğü kurma teşebbüsünde bulunan Birey, ömür boyu bu (18) Bütünlükten sorumludur. Kurduğu (18) Bütünlüğü yaşatamadığı taktirde ilk (18) Bütünlükteki hakkını da kaybetmektedir. 6-Bu çalışma Nizâmı, direkt üst Realitelerin çalışma Nizâmıdır. Ve Planetinize aynen aktarılarak tatbiki arzu edilmektedir. 7- HİÇ BİR (18) BÜTÜNLÜK SİSTEMİN VERDİĞİ ÇALIŞMA DÜZENİNİN DIŞINA ÇIKAMAZ. 8- Her bir (18) Bütünlük kendi bünyesinde mesuldür.9- (18) BÜTÜNLÜK İÇİNDE HİÇ KİMSE BİRİ BİRİNİ YETİŞTİRMEYE VE FERDİ DÜŞÜNCELERİNİ EMPOZEYE YETKİLİ DEĞİLDİR. 10- Hiç bir 18 Bütünlük, diğer 18 Bütünlüklere DÜNYEVÎ BİLİNÇLERİ DOĞRULTUSUNDA ASLA ÖNERİ GETİREMEZ VE KINAYAMAZ. 11- (18) Bütünlük içinde her Birey sadece kendinden sorumludur. (FERDI BİLİNÇLERİz İLE KARDEŞLERİNİ TENKİT ETMEK FİŞLERİN KIRILMASINA NEDENDİR.) 12- (18) Bütünlüğe tâlip olmak, insânî bir sorumluluktur. BURADA ALLAH’IN HUZURUNA KABUL İMTİHANLARINA RIZA GÖSTERİP, ÖZDEN AKİT VERİLİR. 13- Bu (18) Bütünlüğe gireceklerin ileri Bilinç ve Bilgi sahibi olması söz konusu değildir. Sadece Akıl - Mantık - Şuur Bütünlüğü içinde Biat Bilinci ile istenilen görevleri aynen ve sevgi Bütünlüğü ile yapmaları kâfi görülmektedir. 14- (18) Bütünlükteki her Birey, her hafta, kendi seçeceği özel görev gününde Bilgi Kitabının Birinci Fasikülünü teşkil eden (9) sahifelik Bütünlüğünü dağıtmakla yükümlüdür. (Bu serviste Kitabın Özellikleri dil ile anlatılacaktır.).. O gün, aynı Koordinat doğrultusunda yansımalar teker, teker fişlenerek (ana) diskette toplanmaktadır. Aura yansımaları bu disketler aracılığı ile yapılmaktadır. 15- (18) Bütünlük içinde bulunan  Bireylerden her hangi birisi değişik nedenler ile o hafta fasikül servisini yapamaz ise, diğer hafta aynı görev gününde elinde kalan fasikülleri servisle mükelleftir. (Bu bir karma yükümlülük programıdır.) Baka gün yapılan servislerin kaydı yapılmaz. Özel görev günlerini diğer günlerle değiştirebilirler. 17- 18 Bütünlüğe çok mühim mâzeretleri nedeni ile o gün gelemiyen Bireyler, (18) Bütünlüğün çalışma gününün sabahında, daha önce tesbit edilen bir telefona muhakkak mazeretlerini bildirmekle yükümlüdürler. (En uzak bir kıt’ada bile olsalar). Bu bir sorumluluk programıdır. 18- O gün telefon ile bağlantısı yapılan Bireyin Aura’sı Plan tarafından bulunduğu (18) Bütünlüğe yansıtılarak Aura zinciri tamamlanır. 19- Bu çalışmayı kendine güvenen, kişiliğine sahip, yükümlülüğünün Bilincinde olan, hoş görülü, sevecen her Birey tâlip olabilir. 20- Bu çalışma nizâmında HİÇ BİR ZORLAMA, MECBURİYET, EMPOZE YOKTUR. Sistemin arzu ettiği çalışma doğrultusunda hareket etmeyi kabûllenen herkes (18) Bütünlükte çalışabilir. 21- Otomatizmaya bağlı bu çalışma düzeninde olumsuzluk yaratan her hangi bir Birey, kendini otomatikman ortamdan diskalifiye etmektedir. 22- (18) Bütünlük içinde YAPILMASI ZORUNLU OLAN GÖREVLERİNİ yapmayan veya yapamayan dostların yerine Sistem, daima daha sorumlu dostları transfer edecektir. 23- Dağılan bir (18) Bütünlüğün yerine daima kalan kişiler ile derhal bir (18) Bütünlük kurdurulacaktır. 24- Sistem hiç bir şekilde durmaz. Dağılan Bütünlüklerin yerine daha çok Bütünlükler devreye alınacaktır. 25- Eskiden Bireysel Düşünce Formları ile oluşturulan Birleşik Alan’lar şimdi zamanın darlığı nedeni ile Kitlevî Yansıma Sistemleri olarak devreye alınmıştır. 26- Bu yansıma Sistemi, Otomatizmaya  değin bir düzenin, aynı çalışma düzenine sergiliyecek tüm (18) Bütünlüklere bağlıdır. Sayfa: 438 27- Bu (18) Bütünlükler istenilen düzeye gelinceye kadar olumsuzluklar, çalışma nizâmının fişlerini kırarak yeni baştan (18) Bütünlükler kurdurulacaktır. (18 Bütünlüğün içinden (1) kişi dahi kalmış olsa) 28- Bu şekilde zAman süreçlerinde yapılan çalışmalar ile istenilen mükemmel yansıma Bütünlüğü oluşturulacaktır. 29- Her bir (18) Bütünlük bir yansıma odağıdır. 30- Her bir (18) Bütünlük Bilgi Kitabının Realite Boyutundaki misyonudur. 31- Bu misyonluk direkt RAHMAN düzeyine bağlı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. 32- Yapılan çalışmalar ile Bilgi Kitabı, sizlerin düşünce formlarınızın yansıması neticesi Aurasını, RAHMAN Boyutunun Evrensel nizâmında oluşturacaktır. 33- Bu Bilgi Kitabı Birleşik Alanı, üç Kozmik çağ boyu oluşacak, ancak ondan sonra Kâinatlar nizamına yansıma programı ele alınacaktır. 34- Hâlen Kâinatlar nizâmında  Birleşim Programları devrededir. 35- Bilgi Kitabı hâlen üç Bütünlüğe yansıtılmaktadır. Burada oluşturulan ilk yakın Manyetik Aura burada Bütünleşerek diğer Bütünlüklere Kitabın çekirdeği olan Planetinizden yansıma Sistemi ile yansıtılacaktır. 36- Şu an nasıl sizlere Kozmik Yansımalar ile ulaşılıyor ise ve Kitap size nasıl bu yol ile yazdırılıyor ise Birleşim Kitabı olan Bilgi Kitabı da, aynı yol ile o düzenlere yansıtılacaktır 37- Bu yüzden (18) Bütünlüğün çalışma düzeni (verilen direktifler doğrultusunda) Bilgi Kitabı Manyetik Aurasının oluşumu için Elzem ve çok mühimdir. 38- Her bir (18) Bütünlük aynı Koordinat doğrultusunda yapacakları görevlerden teker, teker sorumludur. 39- Şu an sizlerden istenilen aynı Koordinat doğrultusunda yansımada (Bilgi Kitabı) söz konusudur. 40- (18) BÜTÜNLÜKLER İÇİNDE YAPILAN ÇALIŞMALARDA, BİLGİ KİTABININ DIŞINDA DEĞİŞİK KANAL KONUŞMALARI VE BAĞLANTILARI YAPILAMAZ. DEĞİŞİK MESAJLAR OKUNAMAZ, BİLGİ KİTABININ TARTIŞMASI YAPILAMAZ. (AURANIN KIRILMAMASIiÇİN) 41- Arzu edilirse Bilgi Kitabı (18) Bütünlük ortamında sadece BİAT BİLİNCİ İLE OKUNABİLİR. 42- (18) Bütünlük henüz adet olarak tamamlanmamış ise, asla istenilen yansı ma temin edilemez. (Yansımayı sadece 18 Bütünlük oluşturur.) Bu yüzden şimdilik Sistem Karma Yansıma Programını devreye almıştır. 43- Her şehirde oluşmuş olan (18) Bütün lük veya daha fazlası her Ay bir Sevgi Bütünlüğü olarak bir arada toplanacak bu şekilde Planetinizden ilk defa direkt Grup yansımaları yapılacaktır. 44- Bu yansımalar Bilinç Bütünlüğü ile değil, Sevgi Bütünlüğü ile oluşturulmaktadır. Halbuki direkt Koordinat yansımaları, Bilinç Bütünlükleri ile oluşturulmaktadır. 45-ileri yıllarda Planetinizde bu Bilinç Bütünlükleri ile direkt yansımalar yapılaca ğına inanıyor ve sizlere güveniyoruz. 46- Sizlere Bilgi Kitabının çalışma ve yayılma düzeni daha önce Sistem tarafın dan bildirilmiştir. Şimdi de 18 Çalışma Nizâmını bildiriyoruz. 47- Aynı Koordinat doğrultusunda yansıma yapacak (18) Bütünlükleri Oluşturmak istiyen dostların, yukarıda madde, madde yazdırılan yükümlülüklerin tümünü teker, teker okuyup, hazmederek Bilinçli bir şekilde tatbik edip, gösterilen yolda Sevgi Bütünlüğü ile yürümeleri en olumlu sonuç ları oluşturacaktır. Bilgilerinize sunulur. SİSTEM Sayfa: 439 BÜTÜNLENEN  BİLİNÇLERE   BİLGİDİR (Düşüncelere cevaptır) Mevlânâmız; Size (18) Bütünlükler hakkında çok açık bir mesaj vermek istiyoruz. Mesajın daha iyi anlaşılması ve hiç bir yoruma açık olmaması için, madde, madde yazdırılması ön görülmüştür. Yazınız lütfen: 1-(18) BÜTÜNLÜK İÇİNDE ASLA HİÇ BİR BİREYSEL DÜŞÜNCEYE YER YOKTUR. 2-(18) Bütünlük içine gireceklerde hiç bir zorlama söz konusu değildir. 3-(18) Bütünlük bir Vahdet Ortamına taleptir. 4-(18) Bütünlüğe davet edilen Birey önce KENDİNİ, KENDİNDE DENETİME ALMA ZORUNLULUĞUNDADIR. 5-(18) Bütünlük içine gireceklerde istek, Düşünceden kaynaklanan bir olgu değildir. Bu kendini Bütünleşmiş hisseden bir Bireyin Göklerin imtihanına talebidir. 6-BU BİR ANDTIR, BU BİR BİATTIR BU ALLAH’IN YOLUNDA YAPILAN HİZMETE GÖNÜL MÜHÜRÜ VURMAKTIR. 7- Her bir (18) Bütünlük içinde Birey kendi kendinden mesuldür. 8- (18) Bütünlük içine asla Dünyevî sorunlar giremez. Bu gibi ortamlarda daima Evrensel Yansıma Fişleri zedelen mektedir. 9- (18) Bütünlükte her Birey, ANA karnındaki KARDEŞ’ten öteye bir Bütünlüktür. 10-Bu Bütünlük, EVRENSEL KARDEŞLİK`tir. Ve Evrensel Kardeşlikte hiç bir ART NİYET söz konusu değildir. 11- Yukarıda sayılan hasletlere ulaşamamış Bilinçler kendi Arzuları ile Otomatikman Sistem tarafından diskalifiye edilirler. 12- (18) Bütünlük içinde Alınganlık, Şüphe, Kızgınlık, Kin, Nefret, Sevgisizlik, yansıma Sistemine göre bu olguları taşıyana Güçlenerek geri döner.13- (18) Bütünlükte tam bir Sevgi - Saygı - Kardeşlik temeli oluşuncaya kadar Koordinatların Denetimi Sistemin kontrolundadır. 14- Bu kontrol (18) Bütünlüğü oluşturan insânî Bilinçlerin, aynı Bilinç Potasına oturuncaya kadar devrededir. 15- Şu an (18) Bütünlükleri teşkil eden Bütünlüklerin içinden, aynı Koordinat düzeyinde yansıma yapanlardan, bir Karma (18) Yansıma Bütünlüğü oluşturulmaktadır. 16-ileri Geleceklerde bu Bütünlüğü Hakiki insan Bilinçleri oluşturacaktır 17- Bu insânî Bütünlük Sevecen - Sabırlı - Hoş görülü - Affedici - Düşmanı bile baş tacı yapabilecek, kendisi dahil hiç kimse hakkında ters bir düşünce taşımayacak bir Bütünlük olacaktır. 18- BU BÜTÜNLÜK IÇINE GİRMEK EVRENSEL BIR AKİTTİR. GÖKLERİN SESİNE SESLENİŞTİR. ALLAH`A YAKARIŞ DEĞİL, O`NA YÜKSELİŞTİR. 19- (18) Bütünlük bir Misyonluk çalışmasıdır. Evrensel Auraların oluşumudur. Ve her bir Manyetik Aura bu güne kadar böyle Bilinçlerin Bütünlük Yasımaları ile oluşmuştur. 20- MUSA -İSA - MUHAMMED Misyonlarının Manyetik Alanları ve Evrensel Bütünlükleri bu yollar ile oluşturulmuştur. 21- O Dönemlerin Bireysel Misyonlukları o Bireyin Kurtuluşu ile alâkalı bir çalışma nizamı idi. Ve ALLAH`ın yolunda bir hazırlanış idi. 22- Şimdi ALLAH`ın Öz Boyutunda BİLGİ KİTABI Manyetik Aurasını (18) Bütünlüğün Kitlevi Bilinç Yansıması oluşturacaktır. (Aynı Koordinat düzeyinde)

UZAYLI ÇARPITMASI

İslâmi kaynaklarda yukarıda anlatıldığı üzere olan ÖLÜM GERÇEĞİ bakın ana esaslar sâbit kalmak şartıyla; fakat dünyada hazırlanılması için yapılan çalışmalardan hiç bahsedilmeden nasıl saptırılarak anlatılmaktadır:ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI Fasikül: 29/Sayfa: 267 "Yedi gök bilgisi, DÖRDÜNCÜ BOYUTTA alınır. Buraya CENNET boyutu denir. Bu boyutta dört katman vardır. Burası ikinci evrim durağıdır. Burada 7 gök bilgisi evrimine tâbisinizdir. Bu boyutta da dünyadaki gibi BİYOLOJİK BEDENLE yaşarsınız. Ancak şu farkla ki, dünyaya doğarak gelir, bedenli yaşarsınız. Buraya dünya bedeninizi terk ederek, buradaki hazır bedeninize IŞIK BEDENİNİZE ışınlanarak DİRİLİRSİNİZ. Ve 30 yaşındaki formunuzla, anında ayağa kalkarsınız. Bu boyutta hiç yaşlanmadan evriminizi tamamlarsınız."

 

Hatırlayacaksınız, 86. sayfada "CENNET, CİN, ŞEYTAN YOKTUR" diyen kitap daha sonraki yıllarda verilen tebliğlerde tamamıyla reddedildi ve hepsi de ayrı ayrı yerlerde kabûl edildi.Zaten CİNLERİN yaptıkları iş de, çoğu dinî kaynaklarda mecâz yollu anlatılmış hususları alıp, tevil ediyoruz yaftası altında saptırıp din dışı apayrı gerçeklermiş havası içinde insanlara yuturmaktır.İşte bu yutturmacaların bir başka türü de UZAY GEMİLERİNDEN, uzay da dolaşan çeşitli UFO`lardan veriliyormuşçasına MEDYUMLARA verilen tebliğlerdir.

UFO`LARDAN TEBLİĞLER!!!

Bu bölümde de size bazı UFO`larda yaşadıklarını söyleyen veya çeşitli gezegenlerden geldiklerini beyân eden CİNLERİN, kendilerine inanan medyumlara verdikleri bazı tebliğlerden örnekler vereceğiz:

UZAYLI GABRİEL (CEBRAİL) "Yeryüzündeki Evlâdlarım, beni uzaktan işitin. Üzerinde çok zaman harcadığım ve üzerinde, daha yukarıya getirilecek olanları almaya hazır olduğum UZAY GEMİSİYİM. Sananda`nın (İSA) doğduğu gece Beytlemhem’in üzerinde nöbet tutan aynı UZAY GEMİSİYİM. Meryem Ana`ya görünen Gabriel (Cebrâil) Ben`dim. Yakında yeryüzünde duracağım. Yoldaşları, Uzay Gemisindeki bir inisiyasyon için hazırlıyacağım. Sizlerin arasından, Sirius Yıldızına alınacak olan bazıları hazırlana caklar; bazıları da Clarion denilene. Diğer leri ise Venüs ve Mars`a gidecekler. Yeryü zünün çocuğu bunun için, bu Yeni Çağ, Işık Çağı bekliyor."

UZAYLI ZOLTON "Ben, ZOLTON, sizi sevgi ve barış içersinde selâmlarım. Size, Vela Sektör merkezinden selamlar iletirim. Burada size yakında güneş sisteminizi etkileyecek olan durumların kısa bir özetini vermek istiyorum. Meskûn olan 7 planetin (merkürden satürne) hepsi de dengeleme koşullarından geçmektedir. Sizin planetiniz, bir kaç sebebten ötürü, devinme olayına ait precessional değişimin oluşturacağı duruma mâruz kalacak. Sizin planetiniz ötekilere nazaran çok daha dengesiz durumdadır. Ve siz bu durumdan dolayı, onlara kıyasla, yeryüzündeki halkı korumada aciz kalıyorsunuz. Öteki planetlerin her biri uzay araçlarına sahip olduklarından ve hayat kurallarına göre işler gördüklerinden, kendi halklarını kurtarabileceklerdir.Âfetlere yol açacak olan jeolojik hareketler, aşağı yukarı üçgün sürecektir. Bu sürede okyanustan kıtalar çıkacak, adalar kaybolacak, med-cezir dalgaları hâlen deniz seviyesinin yaklaşık 180 metre yukarısına kadar yeryüzünü süpürecektir.Dünya beşerlerine, daha yüksek yerlere taşınmalarına ilişkin bir çok sözde kehânet verilmiştir. Bu aptallıktır. Çeşitli sistemlerden gelen araçlar ve halk, Scharee Sisteminin komutası altında, yeterince taşıyıcı konvoy ve iniş aracı ile, tüm nüfusunuzu 15 dakikalık bir süre içinde yeryüzünden almaya hazırdır. Sözkonusu durum hızla yaklaşmaktadır. Bir tarih veremeyiz ama, şundan kesinlikle emin olunuz ki, bu duruma tamamıyla hâkimiz ve yeryüzündeki niyetleri ve yaşantıları ile buna hak kazanan çaresiz halk kitleleri büyük bir hızla toplanacaklardır.Bu durum, daha fazla sayıda kasırgılar, faal hâle geçen yanardağlar hortumlar, depremler, med-cezir dalgaları, planetler ve felâket şartları kaydetmenizle giderek daha belirgin hâle gelecektir. Planetiniz bir dengeliliğe ulaştıktan sonra, kara ve okyanus olacaktır. Ve gemilerimiz halkınızı yeryüzüne geri getirecektir."  

YENİ ÇAĞ (UZAY GÜNEŞ VAKFI)  

Kalifornia`daki YENİ ÇAĞ Gruplarından Solar Space Foundation`ın yöneticisi olan UFO temasçısı Robert Short, UFO Review dergisinin yayımcı-editörü T.G. Beckley`e şu açıklamalarda bulunmuştur:

"Kanaatim şudur ki, Mianlara UZAYLILARIN 2011 yılında yeryüzüne geri döne ceklerine ilişkin kehânetler verilmiştir. Ancak, bu tarih bizim takvimimize dayalı olmadığından, çok daha önce gerçekleşeceğinden eminim. 1981`in ortalarına doğru, bir kitlesel inişe tanık olacağımıza inanıyorum. Bu iniş, Büyük Pramitte (Keops) ortaya çıkarılacak ve Mısır’da kadim astronotların bulunduğunu kanıtlayacak olan yeni keşiflerle aynı zamana rastlayacaktır.Söyleyebileceğim kadarıyla, daha başka inişlerin izleyeceği tek bir büyük iniş vuku bulacak, bundan sadece hükümet başkanları haberdar olmayacaktır. Her meslekten bir çok dünyalı bu inişlerle ilgili olacaktır.iniş, ABD`nin güney batısında yer alacaktır. UZAY GEMİSİ geniş bir düzlüğe inecek ve araç 20-30 metre çapında olacaktır.içinde, kendi uygarlıklarının temsilcileri olan bayanlar ile erkeklerden oluşmuş karma bir mürettebat bulunacaktır. İniş o tarzda olacaktır ki, ilk kez, bu zamanda dünyamıza geliş sebeplerini tam olarak açıklayacaklardır. UZAYLILAR, yeryüzünün kabuğunda oluşmaya başlayacak ve depremler ile dünya çapında felâketlere yol açacak olan aşırı derecedeki yer değişimlerinden ötürü gelmektedirler. Herkesin bu değişimlerden haberdar olması için, radyoyu, telefonları ve televizyonu kullanabilirler."

 

"Bilgi Çağına Giriş 1981-1982’ isimli Uzaylılarla görüşüldüğüne inanan bir grup tarafından çıkartılan bir kitaptan yaptığımız bu alıntılar 1980-1981`de olacak olaylardan bahsediyordu. Ancak unutmayalım ki, CİNLERİN en büyük özellikleri palavracılık ve yalancılıktır!.Atarlar, ya tutarsa!.. Atarlar, ya yutarsan!.. Atarlar, kanarsan, aldanırsan!

 

Esasen, bu NESLİN KIYÂMETİ yaklaştığı zaman, yeryüzünde çeşitli tabîi âfetlerin artacağı, depremlerin, yanardağ patlamalarının, üç büyük yer yarılması ve batma olayının meydana geleceği, yalancı “Peygamberlerin” türeyeceği ve Nihâyet "DECCAL" lâkablı kendisinin ALLAH olduğunu söyleyen olağanüstü bir varlığın yeryüzünde insanları kendisine tâbi kılacağı ve onun da Hz.İSA, tarafından ortadan kaldırılacağı 1400 küsur yıl önceden Hazreti Muhammed Aleyhisselâm tarafından haber verilmiştir. Bu konu da hadis kitaplarında çok açık seçik bilgiler vardır, ki bunların bir kısmı da tahakkuk etmiştir.

 

Nitekim, bugün yeryüzünde pekçok Peygamber (!) yaşamaktadır. Kimi insanları UZAY DİNİNE davet etmektedir, kimi de falanca yıldız ya da galaksideki TANRISINA.

 

Hazreti Muhammed`in bildirmiş olduğu "ALLAH" kavramını anlamış olanlar, bu yalancı peygamberlere ve DECCAL`a aldanma tehlikesinden kendilerini rahatlıkla koruyabilir.

 

İşte, bu gerçeklerden haberi almayan saf, iyiniyetli, meraklı, araştırıcı dostlarımız, "Din hurâfedir" diye de şartlandıkları için, dini gerçeklerden habersiz oldukları için, çok rahatlıkla bu tür yetersiz bilgili MEDYUM LARA inanmakta ve böylece de CİNLERİN KUCAĞINA DÜŞMEKTEDİRLER.

 

Sizi sıkmamak için daha fazla detaya girmiyorum. Ama inanın ki, UZAYLILAR adı altında CİNLERİN verdikleri tebliğler içinde, öylesine büyük saçmalıklar vardır ki, çocuklarınız dahi önce gülerler, sonra da bir kenara koyup "daha zevklidir" diyerek çelik-çomak oynamaya giderler...

CİNLER, geçmiş yaşam içinde Kur`ân öğretisine göre Eyyûb A.S’a da büyük eziyetler vermişler ve O, aşağıda yazacağımız, gene Kur`ân`da öğretilen, duaya devam ederek kendini kurtarmıştır.

 

Bu duânın tekrarı ile beynin yaydığı dalgalar, beyin çevresinde bir koruyucu manyetik kalkan oluşturduğu gibi; sivrisinek kovucu tabletlerin yaydığı kokunun sivrisinekleri zararsız hâle getirmesi gibi, CİNLERİ de tesirsiz bırakmakta ve onları rahatsız ederek uzaklaşmaya zorlamaktadır.

 

"Ayetel Kürsî" ve "Kul eûzüler", kişinin ruh gücünün yükselerek CİNLERE karşı koymasını temin etmektedir.

 

Aşağıda öğretmekte olduğumuz âyetlerden oluşan duâ ise âdeta laser tabancasının ışınları gibi CİNLERİ vurmakta ve onları uzak durmaya mecbur etmektedir.

 

UZAYLILARA inanan, onların etkisinde olan kişilerin yanında bu duayı içinizden okumaya başladığınız zaman göreceksiniz ki, CİNLERİ, onu yanınızdan uzaklaşmaya mecbur kılacaktır. Ya da, onu ter basacak, sıkıntıya düşecek, konuşması insicâmını yitirip, arada gereksiz kelime ve cümleler kullanmaya başlayacaktır.

 

Böyle güçlü baskı altına girmiş bir kişinin kurtarılması arzulanıyorsa, çevresindeki bir kaç dostunun biraraya gelerek, aynı zaman zarfında ona yönelik bir biçimde 300 (üçyüz) defa Kur`ân`da bulunan bu duâyı okumaları ve mümkünse günaşırı üç kere bu işlemi tekrar etmeleri tavsiye olunabilir...

 

Böyle bir kişi, bu duâyı kendisi okursa, 30-50 defadan sonra kendisini sıkıntı basabilir, başına ateş çıkıyormuş gibi hissedebilir, uyku hâli bastırıp tesbihi elinden bırakabilir. Ya da daha şiddet gösterileri arzusu duyabilir. Bu CİNLERİN etkisi altında olmasından; o duâyı kestirip, okutmamayı arzu etmelerinden dolayı, yolladıkları impulslar sonucudur. Şayet kişi, okumaya devam ederse, bu tesirler bir süre sonra azalır ve o kişi rahatlar. Ama gene de bir ay kadar o duâya devamda yarar görülmektedir.

 

CİNNÎ olmayanlarda ise, ne kadar okunsa, bahsedilen hâller görülmez.

 

Evet, bu konuda son uyarımızı yapalım. CİNLERDEN korunmanın yolu, bu konuda bilgilenmekten geçer. Öyle ise bilgilenelim ve çevremizi bu konuda uyaralım.

KORUYUCU DUA

Rabbî enniy messeniyeş şeytânu binusbin ve azâba; Rabbi eûzü bike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytânin marid. (Sad: 41- Müminun: 97-98- Saffat: 7)

                                                                                                                                                                        A.Hulusi